Galatasaray’da düşündüren eksikler!

Süper Lig’in 37. haftasında Fraport TAV Antalyaspor ile karşılaşacak olan Galatasaray’da Radamel Falcao, Henry Onyekuru, DeAndre Yedlin ve Mustafa Muhammed maçın kamp kadrosuna dahil edilmedi.

Haber Merkezi / Galatasaray, Süper Lig’in 37. haftasında 24 Nisan Cumartesi günü deplasmanda Fraport TAV Antalyaspor ile karşılaşacak.

Radamel Falcao, Henry Onyekuru, DeAndre Yedlin ve Mustafa Muhammed gibi önemli isimler maçın kamp kadrosuna dahil edilmezken, Sakatlığı geçen Martin Linnes ise kamp kadrosuna dahil edildi.

Galatasaray’ın, Fraport TAV Antalyaspor maçı kamp kadrosunda şu futbolcular bulunuyor:

Fernando Muslera, Şener Özbayraklı, Taylan Antalyalı, Ryan Babel, Halil Dervişoğlu, Peter Etebo, Martin Linnes, Ryan Donk, Oğulcan Çağlayan, Kerem Aktürkoğlu, Ömer Bayram, Emre Akbaba, Emre Taşdemir, Christian Luyindama, Okan Kocuk, Marcelo Saracchi, Marcao Teixeira, James Ozornwafor, Emre Kılınç, Arda Turan, Gedson Fernandes, Sofiane Feghouli, Fatih Öztürk.

Paylaşın

Fenerbahçe’de Cansu Çetin’in sözleşmesi uzatıldı

Fenerbahçe, sezon başında Fenerbahçe Kadın Voleybol kadrosuna dahil edilen Cansu Çetin ile 2 yıllık yeni sözleşme imzalandığını duyurdu. Başarılı sporcu, Fenerbahçe Opet formasıyla 2020-2021 Misli.com Sultanlar Ligi’ni ikinci sırada tamamladı.

Haber Merkezi / Fenerbahçe, Cansu Çetin ile 2 yıllık yeni sözleşme imzalandığını duyurdu. Fenerbahçe’den konuya ilişkin yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı;

“Geçtiğimiz sezon başında kadromuza dahil edilen başarılı sporcumuz Cansu Çetin’in sözleşmesi 2 yıl daha uzatıldı. 2021-2022 ve 2022-2023 sezonlarında da takımımızın formasını giyecek olan Cansu Çetin’e başarılar diliyoruz.”

Cansu Çetin’in kariyeri;

Cansu Çetin 13 yaşında Çankaya Belediyespor Ankara’da voleybola başladı. 2008-2010 yılları arasında İlbank altyapısında görev aldı. 2010’da Eczacıbaşı VitrA’ya transfer oldu. 2011-2014 yıllarında Sarıyer Belediye’sine kiralık olarak görev aldı. 2015-2017 yılında Vakıfbank, 2017-2019 yılında Galatasaray forması giydi.

Cansu, 2014 CEV Kadınlar Avrupa Ligi’nde Şampiyon olan A Kadın Milli Takım’da görev almıştı. Başarılı sporcu, Fenerbahçe Opet formasıyla 2020-2021 Misli.com Sultanlar Ligi’ni ikinci sırada tamamladı.

 

Paylaşın

A. Kadir Karaman kimdir?

1956 yılında Sivas’ın Şarkışla İlçesi’nde dünyaya gelen ve Bir İntihar Diyalektiği, Sığınak, Sis Dağıldı şiirleriyle bilinen A. Kadir Karaman, 1979 yılında üniversiteyi inşaat mühendisi olarak bitirdi. 

Haber Merkezi/ Şiirle, şiiri tanıdığından beri meşgul olan A. Kadir Karaman’ın şiirleri çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanmış, bazı şiirleri de bestelenmiştir.

Yapıtları; Kanıma Cemre Düştü 1997, Göçmen Kuşlar Dönmedi 2001, Gönlümün Güz Mevsimi 2003

Bir İntihar Diyalektiği

Somurtkan rüzgarların bestesiydi elebaşı duyguları alabora eden yılgınlığın
son mektubunu yazarken karamsarlık
Büzülen bir dalda bir yaprak iç geçirerek ağladı

Sessizliğe,
bir yüreğin çürümüş parçalarıydı
tepetaklak düşen.

Ölümcül terennümlerde gül kurusunun yüreğine akıbetin dehşetiydi üşüşen.

Dayanılmaz yalnızlığın ıstırabıydı
kangren hayal kırıklıklarına dönüşen.

Tedavisiz ayrılıkların uzatmalısı sevdayı
göğün kükremsiydi bunalmış haldeyken tehditlerle bölüşen.

ardı arkası kesilmeyen şimşeklerin ateşten dilekçeleriyle yeryüzüne yayılan ürküntüsü
tutuklu umudun hayâlinde
düş kırıklıklarını başlattı
direncini yoksunluklarda harcayan abidenin
ışık bekleyen sevinç yolaklarındaki gölgeydi
hüznün çöküntüsü.

Çaresizlik bir tehlikeli kuramı yeniden boşalttı
elleri tavana doğru uzanan umutsuzun
boğuk sesiydi duvarları ağlatan.
Artık iyileşmese de olurdu vicdanda ki yara,
insafsızca kanayan.
Bir can, bir yürek, bir umut, bir sevgi, bir sevda bir ışık, bir harika daha kaydı gitti
Gözleri ardında kala kala hayattan…

Paylaşın

A. Kadir Bilgin (Ali Yıldırım) kimdir?

02 Nisan 1955’te Ankara’da dünyaya gelen A. Kadir Bilgin, Ali Yıldırım adını da kullanmaktadır. İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik Bölümünden 1983’te mezun oldu.

Haber Merkezi / Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı kütüphanelerde memur, kütüphaneci ve yönetici olarak çalışan A. Kadir Bilgin, Türk Kütüphaneciler Derneği ve Edebiyatçılar Derneği üyesidir.

Yazı ve şiirleri 1990 yılından bu yana Yaba Öykü, Türk Dili, Broy, Dize, Damar, vb. dergilerde yayımlanan Bilgin, şiirin zirvesinde felsefenin olduğuna, şiirin insan hayatını ancak felsefeyle değerlendirebileceğine inanmaktadır.

Şair, Asi İsa (1998) kitabındaki şiirlerinde; hayatı doğru algılayarak ve şiirinin nasıl kurduğunu örnekleriyle de göstermektedir. Bigin, şiirlerini serbest ölçüde yazıyor ve aşk, sevgi, özlem, vefa, doğa ve sosyal içerikli konuları işlemektedir. Bilgin, Şairin Gözüyle (21012) adlı deneme kitabında; şiir konusundaki düşüncelerini aktarmıştır.

Yapıtları; Arka Bahçe / Latin Amerika Destanı, Gecenin Namlusu, İsa Asi, Örtüler /Şiirler, Ra

Paylaşın

A. Kadir (İbrahim Abdulkadir Meriçboyu) kimdir?

Asıl adı İbrahim Abdulkadir Meriçboyu olan A. Kadir, 16 Temmuz 1917 tarihinde İstanbul’un Eyüp İlçesi’nde dünyaya geldi. İlk ve ortaokulu Eyüp’te, liseyi 1936 yılında Kuleli Askeri Lisesi’nde tamamlayan şair daha sonra Ankara Harp Okulu’na başladı.

Haber Merkezi / 1938 yılında Nazım Hikmet şiirleri okuduğu için tutuklandı. Hapis sonrasında okulla ilişiği kesildi. 1941 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne giren şairin Tebliğ adlı kitabı 1943 yılında sıkıyönetim tarafından toplatıldı ve kendisi de Anadolu’ya sürgüne gönderildi. Bu nedenle fakülteye devam edemedi.

1943-1947 yılları arasında Muğla, Balıkesir, Konya, Adana, Kırşehir’de hayatını sürgün olarak geçiren şair, 1947’de İstanbul’a döndükten sonra bir fabrikada çalıştı. Aynı zamanda yayınevlerinde çevirmenlik ve redaktörlük de yaptı.

Şiirleri, Akın, Ses, Yeni Edebiyat, Yürüyüş, Pınar, Başak, Gün, Yığın, Yağmur ve Toprak, Fikir ve Sanat, Yeryüzü, Beraber, Yeditepe, Şairler Yaprağı, Pazar Postası, Dönem, Gelecek, Militan, Sanat Emeği, Edebiyat 81, Varlık gibi süreli yayınlarda yayımlandı. 1965 sonrasında yazı çalışmalarına ağırlık veren şair 1 Mart 1985’te İstanbul’da vefat etti.

Abdulkadir Meriçboyu, edebiyat tarihinde “1940 Kuşağı” olarak adlandırılan toplumcu gerçekçi şairler arasında yer alır. Altınkaynak, Meriçboyu’nun şiiri sınırlandırmanın doğru olmadığına, şiirin her yerde her şeyi anlatabileceğine inandığını ifade eder. Coşkun, onun şiirinin baştan sona kadar aynı çizgiyi koruduğunu belirtir. Baygara ise şiirinin temeli gözleme dayanan şairin insanların aç kalmadığı, ölmediği, kardeşçe yaşadığı bir dünyanın özlemi içinde olduğunu vurgular.

Şiirlerinde hürriyet, ekmek kavgası, emekçi insanlara övgü, cephedeki askerin dramı, savaşın acı sonuçları, yaşama sevinci, özlem, başkaldırı, yalnızlık, umut, sürgünlük, kardeşlik, insan sevgisi, kıtlık, çocuk, direnme vb. izlekleri işleyen şair, halkın konuştuğu dille şiirlerine vücut verir.

Berhumoğlu’na göre ezilen, cephede savaşan, hayat mücadelesi veren fakir insanları şiirlerinde konu edinen şair, bireysel temaları işleyen mistik dünya görüşüne sahip şairleri eleştirirken kendisini yoksul, sıradan insanların yanında, onların şairi olarak görür. Toplumsal izleklerin ağırlıkta olduğu şiirlerini çoğunlukla serbest nazımla kaleme alan Meriçboyu, ahenk unsuru olarak sık sık kelime ve dize tekrarları ile ikileme ve pekiştirmelere başvurmuş, hayata ve insanlara ait birçok olguya toplumcu ve gerçekçi bir bakış açısıyla yaklaşmıştır.

Yapıtları; Tebliğ, Hoş Geldin Halil İbrahim, Dört Pencere, Mutlu Olmak Varken (ilk üç kitabına 45 şiir eklenerek),
Mutlu Olmak Varken (Bütün Şiirleri)

Ödülleri; 1983 Azra Erhat Üstün Hizmet Ödülü, 1959 Habib Edip Törehan Çeviri Ödülü, 1961 Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü, 1980 Türkiye Yazarlar Sendikası Hasan Ali Ediz Edebiyat Çeviri Ödülü, 1983 Yazko Çeviri Ödülü

Paylaşın

A. Hicri İzgören kimdir?

Şanlıurfa’nın Siverek İlçesi’nde dünyaya gelen A. Hicri İzgören, 1972 yılında Ziya Gökalp Lisesi’ni, ardından da Diyarbakır Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilgiler bölümünü bitirdi. Çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı.

Haber Merkezi / 1999 yılında emekliliğe ayrıldı. Diyarbakır’da yaşayan şair, 1980’lerden beri çeşitli dergilerde şiirlerini yayımlamayı sürdürüyor. PEN, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Edebiyatçılar Derneği üyesi olan şair 1999 yılında Ceyhun Atuf Kansu Ödülü’nün sahibi olmuştur.

A. Hicri İzgören’in 1980’li yıllarda başlayan şairlik serüveni politik gelişmelerden bağımsız değildir. Diyarbakırlı şair yaşadığı dönemin şiddet ortamını lirik ve imgeci bir anlatımla şiire taşımış ve oldukça akıcı bir şiir inşa etmiştir. En bireysel şiirlerinde dahi politik gündeme gönderme yapmaktan vazgeçmeyen şair, Türk şiirindeki siyasal eğilimin modern dönemdeki en güçlü örneklerinden birini vermiştir.

Bu özelliğiyle de Ahmed Arif, Arif Damar ve kısmen Cemal Süreya’nın açtığı yoldan ilerlediği iddia edilebilir. Hicri İzgören’in şiirlerinde yaralanmış, gündelik hayatı kesintiye uğramış ve kabuğuna çekilmiş toplumsal kesimlerin hikâyesi anlatılır. Bu açıdan şairin oldukça aktüel bir poetikaya sahip olduğu söylenebilir. Şiiri estetik ve aktivist çizgilerin bir kesişimi olarak kurgulayan İzgören, Türk şiirindeki toplumsal çizgiye yerleşir.

Yapıtları; Acıyla Diri, 1981; Sessizliğin Sağanağı, 1984; Verilmiş Sözdür, 1987; Bedeli Ödenmiştir, 1992; Ve Öteki (İlk 4 kitabından seçmeler), 1998, Suç Duyurusu, 1999

Ödülleri; Tansaş “9 Eylül Şiir Yarışması” Üçüncülük Ödülü (1989), Tayad “Şiirler Yaşamımızdır Yarışması” Üçüncülük Ödülü (1989), Petrol-İş “İnsan Hakları-Ekmek Barış Özgürlük” Şiir Birincilik Ödülü (1989), Mavi Derinlik-Kuşadası Belediyesi Kültür Etkinlikleri Şiir İkincilik Ödülü (1991), 21. Yarımca Altın Kiraz Festivali Şiir Birincilik Ödülü (1992), İsveç Hümanist Enternasyonal (Efos Universal Cul-ture House) Şiir İkincilik Ödülü (1992).

 

Paylaşın

Ertan Mısırlı kimdir?

Eski Islık ve Ölüm Beyaz Gölge şiirlerinin yazarı Ertan Mısırlı, 17 Eylül 1958’de Zonguldak’ın Çaycuma İlçesi’nde dünyaya geldi. Tam adı Mehmet Ertan Mısırlı. Şair ve yazar Ziya Mısırlı’nın oğludur.

Haber Merkezi / İlk ve ortaöğrenimini İstanbul’da tamamlayan Ertan Mısırlı, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi İktisat Bölümü mezunudur. Çeşitli yerel basın-yayın organlarında muhabirlik ve düzeltmenlik, bir fabrikada yardımcı muhasebecilik yaptı. 2008’de emekli oldu.

Arkadaşlarıyla Eski’z dergisini çıkardı (1992-93). Argos, Varlık, Cumhuriyet Kitap dergilerinde yazı ve şiirleri yayımlanmıştır. Babası Ziya Mısırlı’nın şiir kitabından ismini alan Görenkalp Yayınları’nda babasının eserlerinin tashihlerini de yapan sanatçı, sanat hayatına halen devam etmektedir.

Ölüm Beyaz Gölge kitabıyla 2003’te TTB’nin düzenlediği Behçet Aysan Şiir Ödülü’nü; Ölümsüzler Günü’yle 2012’de Cemal Süreya Şiir Ödülü’nü; tüm kitapları değerlendirilerek 2015’te Özkan Mert Şiir Ödülü’nü aldı.

Edebiyata ilgisi, görme engelli bir edebiyat adamı olan babası Ziya Mısırlı’nın yazdıklarını okuyarak başladı. 1970’lerde Dağlarca’nın şiirleriyle karşılaştı ve hiç kopmadı. İlk şiiri 1991’de Argos’ta yayımlandı. İlk şiir kitabı Eski Islık’ın isim babası, Fazıl Hüsnü Dağlarca’dır.

1983 yılında tanıştığı ve “Şiirin Pisagor’u” olarak tanımladığı Dağlarca’dan hiç ayrılmamış, onunla ilgili belgeleri, el yazısıyla ilk şiirleri, yazışmaları, Cemal Süreya, Talat Halman, Enis Batur gibi sanatçılarla mektuplaşmalarını ve 1983-1999 arasındaki anıları Dağlarca Günlüğü adlı eserde toplamıştır

 

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: Patates, soğan güle güle Erdoğan

Partisinin TBMM’deki düzenlenen grup toplantısında açıklamalarda bulunan İYİ Parti Lideri Akşener, iktidara ekonomik kriz üzerinden yüklenerek, “Sayın Erdoğan, eşin, dostun, yandaşın istediği kadar şahlansın. Bunlar artık son şahlanışlarınız. O sandık gelecek ve kutlu karar göklerden tepenize inecek. Sizin gidişiniz milletimizin şahlanışı olacak. Geliyor gelmekte olan. Patates, soğan güle güle Erdoğan.” dedi.

Haber Merkezi / İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında açıklamalarda bulundu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’ndaki (TCMB) 128 milyar doların akıbetini yeniden soran Akşener, “Masal dinliyoruz. Peki sonuç? Sonuç ortada. Milletimizin alın teri döviz rezervimiz birilerinin cebine girmiş. Allah korusun bugün başımıza bir şey gelse cep delikli cepken delik. 2001 krizinde bile MB döviz rezervi 27.5 milyar dolardı. İşte size ekonomi dehası Sayın Erdoğan ve beş maaşlı danışmanlarının Türkiye’yi getirdiği nokta” dedi.

“Sayın Erdoğan ve ekibinin millet menfaatine söylenmiş hiçbir söze kulak asmamak gibi garip bir huyu var. Salgın konusunda da ilk günden beri tüm uyarılarımızı yaptık” diyen Akşener, şöyle devam etti:

“Bilim insanlarıyla alan insanlarıyla çalışıp önerilerde bulunduk. Doktor milletvekili arkadaşlarımız arı gibi çalışıp önerilerde bulundular. Biz bu önerileri iktidarı oluşturan muhteremlere ilettik. İstedik ki milletimiz iktidarın beceriksiz ellerinde bari bu kon uda hırpalanmasın ancak maalesef tıp ne derse desin Sayın Erdoğan o meşhur inadıyla bildiğini okumaya devam etti. Bilim ’15 gün tam kapanma’ dedi duymazdan geldi.

Salgın büyüdü, bilim ’28 gün kapanma şart’ dedi. Kendisi oralı bile olmadı. Geçen gün yine bilim ve uzmanlara direndi, sonuç ortada. Salgın tam gaz devam ediyor. Büyük illüzyonist Sayın Erdoğan’ın becerikli ellerinde memleket adeta bir kayıplar ülkesi oldu. Sipariş edildiği söylenen aşılar kayıp, gri pasaportla yurt dışına gönderilen belediye görevlileri kayıp, Ege’de adalar, Mısır’da Rabia kayıp; uçan ekonomi masalları anlatılırken 128 milyar dolarlık rezerv kayıp.

‘Milletin derdine düşenler için demokrasi kayıp’

Kayıpların peşine düşenler için adalet kayıp, milletin derdine düşenler için demokrasi kayıp, milletimiz için hak, hukuk kayıp, gençlerimizin umudu kayıp, e tabi haliyle 128 milyarı kaybeden Power Point sunumlarının efendisi damat bakan da kayıp. Ülkemizde birileri, bir şeyler sürekli kayboluyor.”

İyi Parti Lideri Akşener’in konuşmasından satır başları şöyle:

“101 yıl sonra bugün ise maalesef millet iradesini hiçe sayan bir iktidarla ve çocuklarımıza yapılan her türlü kötü muameleye sessiz kalabilen çirkin bir anlayışla yüz yüzeyiz. Ne kadar yazık değil mi, nereden dereye!

Sayın Erdoğan ve ekibinin millet menfaatine söylenen sözlere kulak asmamak gibi zararlı bir huyu var. Salgın konusunda ilk günden beri bütün uyarılarımız yaptık, önerilerimiz sunduk.

Doktor vekil arkadaşlarımız önerilerde bulundular. Biz bu önerileri iktidarı oluşturan muhteremlere ilettik. Milletimiz, iktidarın beceriksiz ellerinde hırpalanmasın istedik.

Ancak Sayın Erdoğan meşhur inadıyla bildiğini okumaya devam etti. Bilim 15 gün tam kapanma dedi kendisi duymazdan geldi. Salgın büyüdü, bilim 28 gün kapanma dedi. Salgın yavaşlamadı, tam gaz devam ediyor.

Sayın Erdoğan’ın becerikli ellerinde memleket bir kayıplar ülkesi oldu. Sipariş edildi denilen aşılar kayıp, gri pasaportla yurt dışına gönderilen belediye personelleri kayıp, Mısır’da Rabia kayıp, 128 Milyar dolarlık kayıp, adalet kayıp, demokrasi, hak, hukuk, huzur kayıp.

Kadınlarımızın mutluluğu, gençlerimizin umudu kayıp. Haliyle 128 Milyarı kaybeden sunumların efendisi damat bakan da kayıp. Milletimizin dertlerinin yapay gündemlere kurban verilmesine izin vermeyeceğiz. Hangi partiye oy vermiş olursa olsun milletimiz 128 milyar doların akıbetini soruyor.

Cevap geliyor. Sayın Erdoğan’ın ekonomi gurusu danışmanlarından biri öyle bir para olmadı diyor. Biri çıkıyor şuna dağıttık diyor. Bir başkası çıkıyor milletin cebinde diyor.

Merkez Bankası Başkanı paranın bozdurulduğunu söylüyor. Hazine Bakanı çıkıyor, Merkez Bankası bilgilendirme yapmalı diyor. Dün de küçük ortak çıkıyor para Merkez Bankası’nın kasasında diyor.

Ekonominin İnek Şabanı ile Badi Ekrem’i el ele verip döviz kurunu baskılamak için Hazine’deki dövizi sattı.

Bu pandemide olmadı. Bir puan artırmamak için sattılar da sattılar. Şimdide bilançoda eksilen bir şey yok diyorlar. Bir yandan kredi ve swaplarla borçlandığınız dövizleri ölü fiyata sattınız.

Böyle ciddiyetsizlik olabilir mi? Kendi dolarını satıp bunu swapla kasana geri koyunca hiçbir şey değişmemiş mi oluyor?

Gerçekten kaybolan bir şey yoksa hadi o 128 milyar doları yerine koyun da hep beraber görelim.

Sayın Erdoğan, eşin, dostun, yandaşın istediği kadar şahlansın. Bunlar artık son şahlanışlarınız. O sandık gelecek ve kutlu karar göklerden tepenize inecek. Sizin gidişiniz milletimizin şahlanışı olacak. Geliyor gelmekte olan. Patates, soğan güle güle Erdoğan.

Bakın, yaşanmış bir başka örnek daha vereyim;4B Sözleşmeli bir hemşire kardeşimiz, doğum yapıyor. 4 hafta doğumdan önce, 4 hafta da doğum sonrasında, iznini kullandıktan sonra bebeğini, Mersin’deki annesine bırakıp, görev yaptığı Mardin’e geri dönüyor.

Bu arada, eşi de Diyarbakır’da sözleşmeli personel… Tabi, sözleşmeli personel olduğu için, tayin hakkı yok, eş durumu, mazeret tayini gibi hakları da yok.

Bu hemşire kardeşim, mecburen anne sütünü sağıyor, eczaneden aldığı saklama poşetine koyup, kargoyla, Mardin’den Mersin’e gönderiyor. Kargo süresi uzayınca, anne sütü bozuluyor. Bir anneye reva görülen zulme bakar mısınız?

Şimdi biz bu annenin çaresizliğini nasıl görmezden gelelim? Pandemi döneminde, el üstünde tutmamız gereken bir sağlık çalışanımızın, düşürüldüğü bu zor duruma, nasıl sessiz kalalım?

Dönüp dönüp, aynı mevzulardan sorun üretiyor, dönüp dönüp, aynı yalanlardan siyaset devşirmeye çalışıyor. Dönüp dönüp, aynı masalları anlatıyor.

Bakın size bazı örnekler vereyim; ‘2016 yılı, Türkiye için şahlanma yılı olacak.’ ‘2017, Türkiye için şahlanma yılı olacak.’ ‘Türkiye, 2018’de eşik atlayacak.’ ‘2019 yılı, dünyada Türkiye’nin yılı olacak.’ ‘2020, Türkiye’nin yılı olacak. Ekonomide şahlanma dönemi olacak.’ Bütün bu sözler, bizzat Sayın Erdoğan’a ait. Ve ne acıdır ki, her yeni yıl, bir öncekinden kötü oldu.

Milletimiz fakirleşti, paramız pul oldu, işsizlik arttı, gençlerin umudu soldu. Şimdi kalkmış yine, aynı hikayeyi anlatıyor. Diyor ki; ‘2021 Türkiye için şahlanış yılı olacak.’ Güler misin, ağlar mısın?

Pandemi sürecinde yoğun çalışma şartlarında, çocuğu olan 4B’lilerin çoğu, sağlık çalışanı oldukları için, çocuklarına bakıcı bulamadılar. Aralarında evine kamera taktırıp, kapıyı da dışarıdan kilitleyip, çocuklarını Allah’a emanet ederek, göreve gidenler var.

Bu insanlara yazık değil mi? Bu insanlara günah değil mi? Böyle vicdansızlık, böyle umursamazlık olur mu? Allah aşkına, çoluğunuz çocuğunuz yok mu sizin? Hiç mi yüreğiniz sızlamıyor? Yazıklar olsun hepinize!

Çok önemli bir projemiz var. Adını ‘Artagan’ koyduk. Bu projemizle kayıt dışı ekonomiyle sözde değil özde mücadele edecek bir seferberlik başlatacağız.

Ezcümle Sayın Erdoğan’ın icat ettiği bu ucube sistemle vatandaşımızın sırtına yüklediği yükü indireceğiz. Kamudaki personel adaletsizliğinden vergideki adaletsizliğe, milli gelirden pay almadaki adaletsizlikten fırsat eşitsizliğine kadar her alanda çalışan üreten vatandaşlarımızdan yana olacağız.

Onlar eşi dostu yandaşı dinler, İYİ Parti milleti dinler. Vizyonumuz, işinin ehli insanlarımız ile emin adımlarla geliyoruz. Her geçen gün büyüyoruz. Milletimiz bize inanıyor, güveniyor.

İYİ Parti iktidarında hiçbir bakan yönettiği bakanlığa mal satmayacak, satamayacak. Ticaret Bakanı, Ticaret Bakanlığı ile ticaret yapamayacak. Biz eşin, dostun, doymak bilmeyen 5 müteahhitin cebini değil, vatandaşın cebini doldurmaya niyetliyiz. Türkiye çözümsüz, sahipsiz değil.”

Paylaşın

Demirtaş’tan ‘Erkan Oğur’ tepkisi: Kimse üstünü çizemez

Edirne F Tipi Cezaevi’nde Kasım 2016’dan bu yana tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, ‘Erkan Oğur ile hapishane anım’ başlığıyla yayımlanan yazısında, kimsenin Erkan Oğur gibi bir sanatçının üstünü çizemeyeceğini belirterek “Ömrünü sanata adamış insanları öyle bir çırpıda silip atamazsınız. Zaten bu mümkün de değildir” ifadesini kullandı.

Haber Merkezi / Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın seslendirdiği türküde kopuz çaldığı için eleştirilen müzisyen Erkan Oğur’la ilgili bir yazı kaleme aldı.

Demirtaş, Artı Gerçek’te ‘Erkan Oğur ile hapishane anım’ başlığıyla yayımlanan yazısında “İbrahim Kalın’ın sözcülüğünü yaptığı otoriter rejim, bizi türlü kumpaslarla, yalanlarla, iftiralarla bu satırları yazdığım 12 metre karelik hücreye attı diye onlara boyun eğecek halimiz yok. Yanımızda milyonlarca insanın desteği, duası, dayanışması varken, eh bir de arada Erkan Oğur dinleme fırsatı bulmuşken moralimizi bozacak değiliz” dedi.

‘Tüm ezilenler için, daha güzel yarınlar için direneceklerini’ söyleyen Demirtaş, son bir yılda yüzden fazla müzisyenin işsizlik nedeniyle hayatına son verdiğini belirtti. Demirtaş, şunları kaydetti:

“Bu sömürü düzenine karşı direnmeyip de ne yapacağız? Bu ülkenin çeşitli kimliklerden ve inançlardan binlerce onurlu sanatçısı var. Sanatın muhalif duruşunu hakkıyla başarıyla temsil eden binlerce haysiyetli evladı var. Sadece onlar mı, direnen on milyonlar var. Ne diye moralimizi bozalım ki? Nereye baksak umut var, cesaret var. Ezilenlerin, direnenlerin görkemli dayanışması var.”

‘Ömrünü sanata adamış insanları öyle bir çırpıda silip atamazsınız’

Demirtaş, ‘baskı dönemlerinde sanatçının, aydının duruşunun çok önemli olduğunu’ vurgulayarak “Halkına öncülük yapamasa bile zulmün değirmenine su taşımamalıdır kanımca. Niyetten bağımsız olarak ortaya çıkan sonuç, bazen can sıkıcı olabiliyor. Ben, sadece sitem ve eleştiri hakkımızı kullanarak düşüncelerimizi aktarıyorum” diye yazdı.

Demirtaş, şöyle devam etti:

“Buradan yola çıkarak kimse Erkan Oğur gibi bir sanatçının üstünü çizemez. Ömrünü sanata adamış insanları öyle bir çırpıda silip atamazsınız. Zaten bu mümkün de değildir.

Erkan Oğur’u, biz burada duvarları yıkan sesiyle biliriz, severiz. Hep öyle olsun, onunla güzel anılarınız hep güzel kalsın isteriz. Onu dinlerken Kalın İbrahim’i değil, İnce Erkan’ı hissetmeyi tercih ederiz. Dinleyicileri olarak bu kadarına hakkımız vardır sanırım.”

Paylaşın

Abdullah Nefes hayatını kaybetti; Nefes kimdir?

Yaşlılığa bağlı olarak çeşitli hastalıkları nedeniyle bir süredir Ankara’da tedavi gören ünlü şair Abdullah Nefes, 79 yaşında hayatını kaybetti. Nefes’in naaşı Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Haber Merkezi / Sosyalizmin en büyük savunucuların biri olan ve uzun yıllar TKP üyesi olarak mücadelesini sürdüren Abdullah Nefes, yaşlılığa bağlı olarak çeşitli hastalıkları nedeniyle bir süredir tedavi gördüğü Ankara’da 79 yaşında hayatını kaybetti. Nefes’in naaşı Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Abdullah Nefes kimdir?

20 Ekim 1941 yılında Ilgaz’da dünyaya gelen Nefes, üniversite eğitimini Ankara’da DTCF’de ve Hukuk Fakültesi’nde aldı.

Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi olan Nefes, çok sayıda şiir kaleme aldı.

İlk şiirleri ve hikayeleri Varlık, Dost, Yeşil, Ilgaz, Çağrı, Yelken, Evrim, Dönem, Elif, Edebiyat ve Eleştiri, Sanat Emeği gibi dergilerde yayımlandı.

1964 yılında Sosyal Adalet Dergisi ve yayınlarına yazı işleri müdürlüğü yaptı.

1966 yılında Dönüşüm dergisinin sahibi olarak sorumlu yazı işleri müdürlüğünü üstlendi.

1969 yılında Ser yayınlarının kuruluşunda yer aldı.

Türkiye İşçi Partisi’ne üye olan Nefes, daha sonra Ankara’da parti yöneticiliği görevleri de üstlendi.

1971 yılında tutuklanan Nefes, üç yıl tutuklu kaldı. Nefes, Türkiye Yazarlar Sendikası’nda da uzun yıllar yöneticilik görevlerinde bulundu.

1990 yılında üç kitap gerekçe gösterilerek DGM’de yargılandı.

Yaşamı boyunca çok sayıda kitaba imza atan Nefes, birçok araştırma ve derleme kitabı da çıkardı.

Paylaşın