2025’te Her Gün 4 Bin 789 Kişi İşsiz Kaldı

2025 yılının ilk beş aylık döneminde en az 718 bin 49 kişi işsiz kaldı. Başka bir ifadeyle yılın her günü 4 bin 789 kişi işinden oldu. TÜİK’e göre işsizlik oranı yüzde 8,6.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, 2025’in ilk 5 ayında açıklanan işsizlik verilerine ilişkin sosyal medya hesabı üzerinden bir açıklamada bulundu. Bulut, açıklamasında şu ifadeleri kullandı;

“Türkiye ‘İşsizlik’ yüzyılı. Yılın ilk beş aylık döneminde en az 718 bin 49 kişi işinden oldu. Yılın her günü 4 bin 789 kişi işsiz kaldı. İşsiz kaldığı için İş-Kur’a başvuranların sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 78 bin kişi arttı. İşsiz kalanların sadece 352 bin 597’sine işsizlik ödeneği ödenmeye başlandı. 365 bin 452 kişi hem işsiz hem maaşsız kaldı.”

Geçtiğimiz ay Nisan ayına ilişkin iş gücü istatistiklerini yayımlayan TÜİK’e göre, yalnızca bir ayda 203 bin kişi daha işsiz kaldı. Toplam işsiz sayısı 3 milyon 63 bine yükselirken işsizlik oranı da 0,6 puanlık artışla yüzde 8,6’ya çıktı.

Paylaşın

İran, ABD’nin Saldırılarına Nasıl Karşılık Verebilir?

ABD’nin İran’ın nükleer tesislerine saldırıları, Orta Doğu’yu daha da istikrarsız bir konuma sokarken, tüm gözler Tahran’ın Washington’a nasıl bir karşılık vereceğine çevrildi.

Haber Merkezi / İran’ın ABD’nin nükleer tesislerine yönelik saldırılarına karşılık verme yöntemleri, mevcut jeopolitik durum, askeri kapasite ve uluslararası hukuka dayalı meşru müdafaa hakkı çerçevesinde şekillenebilir. Ancak, bu tür bir yanıt, bölgesel ve küresel sonuçları nedeniyle oldukça karmaşık ve riskli olacaktır.

Askeri misilleme: İran, 3 binden fazla balistik füzeye ve günlük 150’den fazla fırlatma kapasitesine sahip. ABD’nin bölgedeki askeri üslerini (örneğin, Katar, Bahreyn veya Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki üsler) hedef alabilir. İran, daha önce Irak’taki ABD üslerine füze saldırısı düzenlemişti ve benzer bir strateji izleyebilir.

İran, Hizbullah, Husiler veya diğer vekil güçler aracılığıyla ABD veya müttefiklerine (örneğin, İsrail) karşı dolaylı saldırılar düzenleyebilir. Bu, Yemen’deki Husiler’in Kızıldeniz’deki gemilere saldırısını yoğunlaştırması veya Lübnan’daki Hizbullah’ın İsrail’e yönelik roket saldırılarını artırması şeklinde olabilir.

İran, Stuxnet gibi geçmişte kendisine karşı kullanılan siber saldırılara benzer şekilde ABD’nin kritik altyapısına (enerji şebekeleri, finansal sistemler) yönelik siber saldırılar düzenleyebilir. İran’ın siber kapasitesi, son yıllarda önemli ölçüde gelişti.

Diplomatik ve hukuki yanıtlar: İran, ABD’nin saldırılarını Birleşmiş Milletler (BM) ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (IAEA) taşıyarak uluslararası hukukun ihlali olarak kınayabilir. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, BM Şartı’nın meşru müdafaa maddesine dayanarak misilleme hakkını saklı tuttuklarını belirtti.

İran, NPT’den çekilerek nükleer programını daha serbest bir şekilde sürdürebilir. Bu, uluslararası toplumda ciddi bir gerilim yaratabilir ve İran’ın nükleer silah geliştirme potansiyelini artırabilir. İran, ABD ile nükleer müzakereleri tamamen durdurabilir. Arakçi, İsrail’in saldırılarından sonra nükleer görüşmelerin gereksiz hale geldiğini ifade etmişti.

Ekonomik ve stratejik misilleme: İran, küresel petrol ticaretinin yaklaşık %20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidinde bulundu ve bu yönde bir karar aldığı iddia edildi. Bu, petrol fiyatlarını dramatik şekilde artırabilir ve küresel ekonomiyi sarsabilir.

İran, İsrail’in Buşehr’deki doğal gaz tesislerini vurmasına yanıt olarak enerji altyapısını koruma veya petrol üretimini durdurma gibi adımlar atabilir. Bu, enerji piyasalarında dalgalanmalara neden olabilir.

İç ve dış propaganda: İran, ABD’nin saldırılarını “saldırganlık” ve “uluslararası hukukun ihlali” olarak nitelendirerek iç kamuoyunu konsolide edebilir ve bölgesel müttefiklerini (örneğin, Rusya ve Çin) harekete geçmeye çağırabilir.

İran, sosyal medya ve devlet medyası aracılığıyla ABD’nin nükleer tesislere yönelik saldırılarını “sivil katliam” veya “nükleer felaket riski” olarak çerçeveleyerek uluslararası kamuoyunda destek arayabilir.

İran’ın vereceği yanıt, muhtemelen asimetrik askeri eylemler (vekil güçler veya siber saldırılar), diplomatik hamleler (NPT’den çekilme tehdidi veya BM’ye şikayet) ve ekonomik misilleme (Hürmüz Boğazı’nı kapatma) kombinasyonu olacaktır. Ancak, İran’ın tepkisinin kapsamı, ABD’nin sonraki adımlarına ve uluslararası toplumun tepkilerine bağlıdır.

Paylaşın

Yetişkinlerde Otizmin En Önemli Belirtileri

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), yaygın olarak otizm olarak kısaltılır, sosyal etkileşimleri, iletişimi, öğrenmeyi ve davranışı etkileyen geniş bir gelişimsel durum yelpazesini ifade eder.

Haber Merkezi / Belirtiler genellikle yaşamın ilk iki yılında ortaya çıktığı için otizm sıklıkla çocukluk gelişimsel bir sorun olarak kabul edilir. Ancak otizm yaşam boyu süren bir durumdur, yani yetişkinleri de etkiler.

Yetişkinlerdeki otizmin birçok belirtisi çocuklardaki belirtilere benzerdir, ancak daha belirsiz olabilirler. Siz veya çevrenizdeki birinin otizmli olduğunu düşünüyorsanız, işte belirtileri:

Sosyal etkileşimde zorluklar:

Göz teması kurmakta zorlanma veya kaçınma.
Sosyal ipuçlarını (yüz ifadeleri, beden dili) anlamada güçlük.
Arkadaşlık kurma veya sürdürmede zorluk, sosyal izolasyon eğilimi.
Karşılıklı sohbetlerde zorlanma, konuşmayı başlatma veya sürdürmede güçlük.

İletişim zorlukları:

Sözlü veya sözsüz iletişimde farklılıklar, örneğin monoton konuşma veya mecazi ifadeleri anlamama.
Konuşurken karşısındakinin ilgisini gözetmeme, tek taraflı konuşma eğilimi.
Kelimeleri veya cümleleri tekrar etme (ekolali).

Tekrarlayıcı davranışlar ve özel ilgi alanları:

Yoğun ve dar kapsamlı ilgi alanları (örneğin, belirli bir konuya aşırı odaklanma).
Tekrarlayıcı hareketler (el çırpma, sallanma) veya ritüeller.
Rutinlere sıkı sıkıya bağlılık, değişikliklere karşı direnç veya rahatsızlık.

Duyusal hassasiyetler:

Ses, ışık, doku veya kokulara karşı aşırı duyarlılık veya duyarsızlık: Örneğin, yüksek seslerden rahatsız olma veya belirli kumaşlara dokunamama.

Planlama ve organizasyon zorlukları:

Zaman yönetimi veya görev önceliklendirmede güçlük.
Soyut düşünme veya problem çözme becerilerinde zorlanma.

Duygusal düzenleme sorunları:

Duyguları ifade etmede veya anlamada zorluk.
Stresle başa çıkmada güçlük, ani duygusal tepkiler.

Paylaşın

Gladius, Antik Roma’nın En Simgesel Silahı Nasıl Oldu?

Roma ordusunun en büyük özelliklerinden biri, stratejik, taktik ve teknolojik olarak zaman içerisinde gelişebilme yeteneğiydi. Roma ordusu, savaş alanında ekstra bir avantaj sağlayabilecek her şeyi çok hızlı bir şekilde benimserdi.

Haber Merkezi / İlk Roma orduları MÖ 6. yüzyılın ortalarından itibaren ortaya çıkmıştır, o zamanlar Roma birçok İtalyan şehir devletinden sadece birisidir.

MÖ 4. yüzyıldan önce, Roma askeri kapasitesi muhtemelen kabile tabanlı savaşçılardan sınırlıydı ve ordu profesyonel askerlerden oluşmuyordu. Seferler için askere alınanlar, piyadeler tarafından yönetiliyordu ve daha küçük bir süvari destek birliği vardı.

Bu erken aşamada, belirgin bir “Roma” kılıcı yoktu. Bunun yerine, askerler muhtemelen Antik Yunan Hoplitlerinin kullandığı kılıcı kullanıyorlardı. Bu, genellikle 45-60 cm uzunluğunda, Xiphos olarak bilinen kısa bir demir kılıç çeşididir. Xiphos, en az iki yüzyıl boyunca Roma piyade kılıcı olarak kullanılmıştır.

Gladius , Hispania’nın (günümüzde İber Yarımadası, İspanya / Portekiz) Keltiberi halkı tarafından geliştirilmiştir. Romalılar, Gladius’u ilk olarak İkinci Pön Savaşı’nda (MÖ 218-201) Kartaca ordusunun hizmetindeki Keltiberi askerler tarafından kullanıldığında görmüşlerdir. Gladius, Hispaniensis veya ‘İspanyol tipi kılıç’ olarak tanınmıştır.

Yüzyıllar boyu Roma ordusuna hizmet Gladius, MS 3. yüzyılda 50-78 cm uzunluğunda olan Spatha’ya bırakmıştır. Gladius’un Antik Roma’nın en simgesel silahı haline gelmesinin birkaç temel nedeni vardır:

Tasarım ve etkinlik: Gladius, kısa (genellikle 50-70 cm), çift ağızlı ve düz bir kılıçtı. Bu tasarım, hem kesme hem de delme için idealdi. Roma ordusunun yakın dövüş taktikleri için mükemmel bir silahtı, özellikle kalkanla (Scutum) birlikte kullanıldığında.

Askeri taktikler: Roma ordusu, disiplinli ve organize bir şekilde savaşırdı. Gladius, “Testudo” gibi sıkı formasyonlarda ve birebir çarpışmalarda savaşçılara avantaj sağlardı.

Standartlaşma: Roma ordusu, Gladius’u standart bir silah olarak benimsedi. Farklı modeller (örneğin, Gladius Hispaniensis, Mainz, Pompeii) zamanla geliştirildi, ancak temel tasarım sabit kaldı.

Kültürel ve simgesel anlam: Gladius, Roma’nın fetihlerini ve askeri gücünü sembolize etti. Gladyatör dövüşlerinde de sıkça kullanıldı, bu da silahın popüler kültürdeki yerini pekiştirdi.

Paylaşın

Özel’den İktidara “İç Cephe” Tepkisi: Cezaevlerini Doldurarak Güçlendiremezsiniz

Tekirdağ’da düzenlenen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “İç cepheyi güçlendirmenin yolu, ülkeyi demokrasiden uzaklaştırmak, ana muhalefet partisini şeytanlaştırmak, iftiralarla, hakaretlerle, haysiyet cellatlığıyla, ailelerle uğraşarak bir siyasi partiye düşman hukuku uygulamak, muhalefeti bir engel, yok edilmesi gerekenler olarak görerek iç cephe güçlendirilmez” dedi ve ekledi:

“Cezaevlerinin iç avlularını gazetecilerle, öğrencilerle, muhaliflerle doldurarak iç cephe güçlendirilmez. En son, gazeteci Fatih Altaylı’yı bir cümlesinden tutukladılar. Hapishaneye koydular, yanlış yaptılar. Gazetecileri, öğrencileri, belediye başkanlarımızı, arkadaşlarımızı tutuklayanları kınıyoruz. Cezaevlerinin iç avlularını doldurarak iç cepheyi güçlendiremezsiniz. İç cephenin gücü demokrasiden geçer.”

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin tutuklu Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nu özgürlüğü için düzenlenen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin son adresi Tekirdağ oldu. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, mitingde bir konuşma yaptı.

BirGün’ün aktardığına göre; CHP Lideri Özgür Özel, “Sizleri o fil dişi kulelerden karınca gibi görüp ezmeye çalışıyorlar. Buradan Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum. Karıncayı ezemezsin. Karıncanın kardeşi var o da Cumhuriyet Halk Partisi’dir” dedi.

Özgür Özel, “Yunanistan’da asgari ücretli 20 ay çalışınca sıfır bir Renault Clio alıyormuş. Bulgaristan’da 35 ay, Romanya’da 21 ay çalışınca Renault Clio alınıyormuş. Almanya’da Hans 8 aylık maaşını verdi mi Renault Clio alıyormuş. Tekirdağlı Hasan abi 67 ay çalışınca bir Renault Clio alıyormuş. Almanya’da 8 asgari ücret bir araba alıyor, Türkiye’de 67 asgari ücret bir araba alıyor. Türkiye’de emeği bu kadar ucuzlatan, emeği bu kadar sömüren, asgari ücretlinin emekçinin, alnının terini bu kadar sömüren bir iktidar gelmedi, bundan sonra da gelmeyecek. Bunları göndereceğiz, alınterinin kıymetini bilenleri getireceğiz” ifadelerini kullandı.

Temmuz ayında emeklilere seyyanen zam ve asgari ücrete ara zam yapılması için büyük bir mücadele verdiklerini belirten Özel, şunları kaydetti: “Dünyada olup bitenleri dikkatli okumak, dikkatli takip etmek lazım. Bölge tekinsiz ve kırılgan. Bir tedirginlik çağı içindeyiz. Her geçen gün işler daha da kötüye gidiyor. İsrail’in Filistin’e yaptığı soykırımı bırakın kınamak, teşvik eden, takdir eden bir Amerikan yönetimi var. Trump gelmiş, deli taklidi yapıyor. Esas hesap, Gazze’nin önündeki Avrupa’ya 100 yıl yetecek ve bizim de Kıbrıs’ımızın da söz sahibi olması gereken hidrokarbon yatakları. Bu büyük oyunu, dünyanın çeşitli ülkeleri İsrail ile birlikte planlıyorlar ve Türkiye’ye burada çok küçük, iç politika açısından işe yarayabilecek ama orta ve uzun vadede Türkiye’ye büyük kaybettirecek bir plan yapıyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti nükleere de karşıdır, bölgedeki yeni bir savaşa da karşıdır. Bu Amerika’nın gelip de müdahale ettiği hiçbir ülkeye istikrar gelmedi, demokrasi gelmedi. Ne Irak’ta ne Libya’da ne Afganistan’da ne Suriye’de ne de İran’da elbette demokrasi yok, olmalıdır. Seçimler yapılmalı, bu ülkelerin demokratik seçimlerle seçilecek yönetimleri bu ülkeleri yönetmelidir. Ancak, bu ülkelere güya istikrar getireceğiz diye gelenler buraları talan etmek, istikrarsızlığa sürüklemek, Müslüman kanı akıtmak dışında bir şey yapmadılar. Biz bu kaosa karşıyız. İsrail’in daveti üzerine Amerika’dan kalkan B2 uçakları, İran’da nükleer tesisleri vuruyorlar.

Bu nükleer tesislerin müzakere yoluyla denetlenmesi, diplomasiyle kontrol altında tutulması, sadece zenginleştirilen uranyumun enerjide kullanılması, atom bombasına, nükleer silaha dönüşmemesi bizim savunduğumuz bir gerçekken, uluslararası hukuka aykırı biçimde, kıtalar ötesinden gelip diplomasiye imkan vermeden, İsrail’in çılgınlığının peşine takılarak hem bir bölge savaşını hem bir dünya savaşını başlatabilecek sorumsuzluğu, hem yanı başımızda ortaya çıkabilecek nükleer sızıntının karşısında durmak gerekirken, bugün ülkeyi yöneten iktidar Netanyahu ile sözde kayıkçı kavgası yapmakta ama onu şımartan, arkalayan ve dün akşamki uluslararası hukuku hiçe sayan saldırıyı yapan Trump’a ağzını açmamakta.

Sanki olan biten Trump’sız oluyormuş gibi kulağının üstüne yatmaktadır. Buradan Trump’ı kınamayan Erdoğan’ı ve AK Parti yönetimini kınıyoruz. Türkiye’nin yanı başında hukuksuz operasyonlara, sağlığımızı tehdit edecek, nükleer sızıntı tehlikelerine başlayacak bitmeyecek savaşlara, hepimize kaybettirecek yeni ekonomik krizlere karşı duruyoruz. AK Parti iktidarının yapmadığını, yapamadığını açıkça söylüyor, ABD’nin yaptığı bu saldırıyı kınıyoruz, kınıyoruz, kınıyoruz.

Elbette iç cephe güçlü olmalıdır. İç cepheyi güçlendirmenin yolu, ülkeyi demokrasiden uzaklaştırmak, ana muhalefet partisini şeytanlaştırmak, iftiralarla, hakaretlerle, haysiyet cellatlığıyla, ailelerle uğraşarak bir siyasi partiye düşman hukuku uygulamak, muhalefeti bir engel, yok edilmesi gerekenler olarak görerek iç cephe güçlendirilmez. Cezaevlerinin iç avlularını gazetecilerle, öğrencilerle, muhaliflerle doldurarak iç cephe güçlendirilmez. En son, gazeteci Fatih Altaylı’yı bir cümlesinden tutukladılar. Hapishaneye koydular, yanlış yaptılar. Gazetecileri, öğrencileri, belediye başkanlarımızı, arkadaşlarımızı tutuklayanları kınıyoruz. Cezaevlerinin iç avlularını doldurarak iç cepheyi güçlendiremezsiniz. İç cephenin gücü demokrasiden geçer.

Bir yandan ‘yerliyiz, milliyiz’ diyenler, seçim gelirken Altay Tankı’nı gösterenler, hepimizin gurur duyduğu Kaan’ı bir uçurup indirenler, F35 projesinden çıkma pahasına S400 alanlar ve Türkiye’yi savunmada büyük sıkıntıya sokanlara sesleniyoruz: 20 yıldır tek uçak, filomuza katılmadı. F35’ten, S400 meselesini iyi yönetmediğiniz için kovuldunuz. F16’larımıza gerekli revizyonların yapılmasını sağlayamıyorsunuz. Altay Tankı’nın motorunda sorun var. Kaan’ın artık hızla filoya katılması lazım. Cumhuriyet Halk Partisi, güçlü ekonominin de güçlü milli güvenlik politikalarının da güçlü savunma sanayinin de teminatıdır. Cumhuriyet Halk Partisi, güçlü Türkiye’nin kurucusu, önümüzdeki yüzyılda güçlü Türkiye’nin tek teminatıdır.

19 Mart’ta bir darbe girişimine muhatap olduk. Cumhurbaşkanı adayımızı belirleyeceğimiz gün Cumhurbaşkanı adayımıza darbeye kalkıştılar. Cumhurbaşkanı adayımızı alıp, dört gün nezarethanelerde tutup, Silivri zindanına koydular. Dünün mazlumu, bugünün zalimi olmuştur. Ama korkunun ecele faydası yoktur. Sandık gelecek, bu milletin takdiri ile Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı olacaktır. Sayın Erdoğan, Ekrem İmamoğlu üniversiteli arkadaşlarıyla iftar yapıyor, arada toplanıyor yemek yiyor. 11’erden maç yapıyorlar. Senin tavla oynayacak bir üniversite arkadaşın var mı? Çağır bir görelim. Erdoğan tavla oynamak istediği için kendisinin üniversiteden bir arkadaşı aranmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nde Tayyip Erdoğan’la üniversite yıllarından fotoğrafı olan bir kişi aranmaktadır. Acilen başvursun. Adamın tavla oynamaya bir tane üniversite arkadaşı yok. Ekrem İmamoğlu’nun helal diplomasını iptal ettirmeye çalışıyor. Yazıklar olsun.

Bir iftira attılar, iftiranın içinden çıkamıyorlar. 94 gün oldu bir kanıt bulamıyorlar. 1 lira rüşveti ispatlamadılar. Ne iftira attılarsa tam terse döndü, mahcup oldular. Son anketlere göre yüzde 22’ye düşmüş yalanlarına inananların oranı. Milletin gözünden de gönlünden de düştüler. Ekrem Başkan’ın en yakın dostlarına, Ekrem Başkan’a iftira atması karşılığında özgürlük teklif ettiler. Kadınları küçücük çocuklarıyla tehdit ettiler. Buna evet demeyenleri Türkiye’nin dört bir tarafındaki hapishanelere dağıttılar. 40 kişinin kalacağı koğuşa 55 kişiyi doldurmuşlar, 56’ncısı bizim arkadaşımızı yollamışlar.

Yerde yatmanın sırası var. Tuvaletin sırası var. En temel insan haklarının ihlal edildiği yerde insanları bezdirmeye, iftiraya ikna etmeye çalışıyorlar. En son Kandıra’da tuttukları bir arkadaşımızı avukatsız İstanbul’a çağırıp, bir başsavcı, üç savcı karşısına geçip ‘Sohbet edelim, doğruyu söyle, imzayı at kurtul. Yoksa aileni de alacağız’ demişlerdi. O, iftiracı olmadığı için 26 yaşındaki evladını alıp bir başka cezaevine, yeğenini alıp bir başka cezaevine koydular. İnsanları kendilerine yaptıkları işkence yetmeyince, sağlık sorunları olan evladının sağlığıyla tehdit etmeye başladılar.

Bu kadar zulüm ile abad olunmaz. Evlada dokunanın, babaya dokunanın, eşe dokunanın, mertçe mücadele etmeyenin bu milletin gönlünde bundan sonra yeri olmaz. Namertçe saldıranlardan bu millet önüne gelen ilk sandıkta hesap soracaktır. Öyle bir yalan çıkardılar ki MASAK Raporu’nda Ekrem Başkanımızın oğlu Selim, babasının rüşvet paralarını yurt dışına kaçırmış, şirket kurmuş diye yalan attılar. Bu yalanı ortaya çıkaran avukatımız Mehmet Pehlivan’ı, bunları anlatmasın diye içeriye attılar. MASAK raporunda yazan ve kur oyunlarıyla televizyonda çarpıtılan birtakım satılık kalemlerin üzerinde tepindiğinin aksine,

Selim kardeşimizin bir yatırım şirketi için ‘Yurt dışına gönderdi, kaçırdı’ dedikleri paranın tamamı, şuradaki bir daire parasıdır. 12 milyon liradır. Bu paranın yarısı annesinin bozdurduklarından, yarısı dedesinin yıllardır bankada duran mevduat hesabından aktarılmıştır. İkisinin de analarının ak sütü gibi helal paralarının ispatı bankadadır. Dededen, anneden alınan parayla okuduğu yurt dışında iş kurmaya çalışan, bugün İstanbul için bir yarım daire parası bile olmayan şeye, milyarlık yolsuzluk diye laf eden kişiler büyük bir algı operasyonuyla aileye saldırmaktadır. Buradan gözlerinin içine baka baka gösteriyorum. Erdoğan, böyle bir yüzük göstermişti. ‘Tek mal varlığım bu alyansım’ demişti. ‘Bu alyansa bakın. İleride zenginleşirsem demek ki çalmışımdır’ demişti.

Şimdi bir alyanstan, gencecik çocuklarının gemi alması sorulduğunda, ‘Gemi var gemicik var’ deyip oğlunun yaptığı ticarete ‘gemicik’ deyip, bu kadar servetini açıklamayan Erdoğan dururken; dedesi işadamı, babası 30 yıllık işadamı, servetleri kayıt altında olan Selim’in yarım daire parasından yolsuzluk icat eden, yandaş gazetecilere söylüyorum; bu yaptığınız hak değil hakikat değil, vicdan değil, Müslümanlık değil. Bu millet bunların hesabını soracak, mahkeme-i kübrada Allahutaala bu iftiranın hesabını soracak. Ne Selim’in ve Ekrem’in ne bir başka arkadaşımızın verilemeyecek hesabı yoktur. Cesaretiniz varsa iddianameyi düzenleyin, mahkemeyi TRT’den yayınlayın. Hodri meydan.

Ekrem İmamoğlu hırsız olsa, yolsuzluk yapsa bunlar onu hapse atmaz aksine baş tacı eder, transfer etmeye kalkarlardı. İmamoğlu hırsız, yolsuz olsa onu saraya çağırırlardı. ‘Yerin burası’ derlerdi. ‘Ayakkabı kutularını da al gel’ derlerdi. ‘Bizde senden çok var’ derlerdi. Bizde kasadan çıkan dolar yok. Bizde ayakkabı kutusu, çikolata kutusu, elbise askısı yok. Onun için alnımız açık, başımız dik. Çalmadık, çırpmadık. Elbette erken seçim istiyoruz. Kasımdaysa kasımda, daha erkense daha erken ama kaçarsa kaçtıkları yere kadar, hiç durmadan, usanmadan, yorulmadan, dünya siyaset tarihinin gerekirse en uzun, en kararlı, en güçlü kampanyasına hazır mıyız? 100 yıl öncesinde olduğu gibi inançla, kararlılıkla, güçle, korkmadan, gerekirse ölümü göze alarak ama teslim olmadan yürümeye hazır mıyız? Haydi iktidara yürüyelim.”

Paylaşın

PJAK’tan “Silah Bırakma Ve Fesih” Açıklaması: Gündemimizde Yok

İran’da faaliyet gösteren Kürdistan Özgür Yaşam Partisi’nin (PJAK) Eş Genel Başkanı Emir Kerimi, PJAK’ın gündeminde silah bırakma veya fesihin olmadığını söylüyor.

Bununla birlikte Emir Kerimi, “PJAK, hiçbir zaman ulusal kurtuluş savaşı ve silahlı mücadele stratejisini gündemine almamıştır” diyor.

İran-İsrail çatışması bütün şiddetiyle devam ederken, gözler, PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) İran kolu olduğu öne sürülen PJAK’a çevrildi. PJAK, Türkiye ve İran’ın “terör örgütleri” listesinde yer alıyor. ABD Hazine Bakanlığı da 2009’da PJAK’ı “terör örgütü” olarak tanımladı. Türkiye, grubun PKK’nın İran kolu olduğunu savunuyor.

BBC Türkçe’den Mahmut Hamsici‘nin sorularını yanıtlayan PJAK Eş Genel Başkanı Emir Kerimi, İsrail ve İran saldırılarıyla ilgili olarak, “Bu bizim ve halkımızın savaşı değildir, tarafı değiliz” sözlerini kullandı.

Açıklamalarında, “Türkiye’ye hiçbir zaman saldırmadık ve saldırmayacağız” ifadelerine yer veren Kerimi, Türkiye ile “normal ve barışçıl ilişkiler kurmak” istediklerini söylüyor.

PJAK, Kürdistan Topluluklar Birliği’nin (KCK) bir üyesi.

Kerimi, Öcalan’ın çağrısını tamamen desteklediklerini belirtti ve “Bunu Türkiye ve tüm Ortadoğu için büyük bir demokratik değişim şansı olarak görüyoruz” diyor.

Örgüt açısından yaşanan değişikliklerin ‘stratejik olduğunu’ ve ‘PKK’nın ciddi olduğunu’ savunan Kerimi, sürece ilişkin değerlendirmesinde, “Bu çağrı ve PKK’nın olumlu yanıtı barış ve demokrasi için büyük umutlar doğurdu. Ne yazık ki şu ana kadar Türkiye devleti bu meseleyi oldukça taktiksel bir şekilde ele alıyor ve bu yönde adım atmaktan kaçınıyor” ifadelerine yer veriyor.

Türkiye, PKK dışında PJAK ve Suriye’deki Halk Savunma Birlikleri (YPG) gibi grupların da silah bırakması gerektiğini savunuyor. Kerimi, PJAK’ın gündeminde silah bırakma veya fesihin olmadığını söylüyor.

Kerimi “Kürt sorununun demokratik çözümü için demokratik mücadele ve diyaloğu” savunduklarını söylüyor. Neden silahlı bir yöntemi seçtiklerini ise “koşullar ve baskıcı politikalara” bağlıyor. Bununla birlikte Kerimi, “PJAK, hiçbir zaman ulusal kurtuluş savaşı ve silahlı mücadele stratejisini gündemine almamıştır” diyor.

Türkiye geçmişte dönem dönem bazıları İran’la koordineli ve eş zamanlı olmak üzere PJAK’a yönelik operasyonlar düzenledi. İran yönetimi ise ülkede Kürtlere yönelik sistematik baskı uygulandığını reddediyor ve PJAK’ı ulusal güvenliğe ve ülkenin toprak bütünlüğüne tehdit oluşturan silahlı bir “terör örgütü” olarak görüyor.

2022 yılındaki Mahsa Amini protestoları sırasında açıklama yapan İran İçişleri Bakanı Ahmed Vahidi, “karşı devrimci terörist grupların” İran’daki “ayaklanmaları” planladığını söylemiş ve bu gruplar arasında PJAK’ı da saymıştı.

İran yönetimi; PJAK, İran Kürdistanı Demokratik Partisi, İran Kürdistanı Komala Partisi gibi muhalif Kürt örgütlenmelerini “bölücülük ve terörizm” dışında İsrail ile işbirliği yapmakla da suçluyor.

Kerimi kendilerinin neden PKK gibi silah bırakma kararı almadıklarına dair soruya ise şu yanıtı veriyor: “Bizim algımıza göre Öcalan’ın çağrısında silahlı mücadelenin temel strateji olmaktan çıkarılması vardı. Silah bırakmak, aşamanın ilerlemesi ve siyasi-hukuki güvenceler sağlanması halinde gerçekleşecek pratik bir adımdır.

İran’da böyle bir zemin yoktur. İran rejimi her türlü farklı düşünceyi şiddetle bastırıyor ve mücadele eden insanları idam ediyor. Bu gerçek, Kürt meselesinde daha da belirgin; idamların çoğu Kürt eylemcilerden ve Kürt mahkumlardan oluşuyor. Öğretmeni, çevre aktivistini, kadın hakları savunucusunu idam eden bir rejime karşı nasıl savunmasız kalabiliriz?”

İran yönetimi, bu tür kişilerin “devlet güvenliğine karşı faaliyet, silahlı ayaklanma ve isyana karışma, casusluk” gibi suçlamalarla idam edildiğini savunuyor. Uluslararası insan hakları örgütleri ise hem idam yöntemini eleştiriyor hem de adil yargılanmanın olmadığını ve idamın ülkede muhalifleri cezalandırmak için kullanıldığını belirtiyor.

Türkiye geçmişte dönem dönem bazıları İran’la koordineli ve eş zamanlı olmak üzere PJAK’a yönelik operasyonlar düzenledi. Kerimi, birçok üyelerinin öldüğünü söylediği bu operasyonları eleştirdikten sonra şöyle devam ediyor:

“Bizim Türkiye devletinden herhangi bir talebimiz olmadı, bu nedenle bu devletle bir sorunumuz yok. Türkiye devletinin bize karşı tutumu, bu devletin kronik Kürt fobisine dayanmaktadır. Türkiye’ye karşı hiçbir eylem gerçekleştirmedik ve gerçekleştirmeyeceğiz. Türkiye devletiyle normal ve barışçıl ilişkiler kurma talebimiz var ve bu konuda hazır olduğumuzu belirtiyoruz.”

Türkiye’de bazı siyasi kesimler ve uzmanlar, PKK’nın silah bıraksa dahi bu süreçte silahların bir bölümünün YPG ve PJAK gibi gruplara aktarılabileceğini savunuyor. Bu kaygılara ilişkin Kerimi, “Hayır, böyle bir şeyi mümkün görmüyoruz. PKK, Türkiye devletiyle çözüm arayışındayken neden silahı başka yerlere taşısın?” diyor.

PJAK ile İran yönetimini arasında 2011’den bu yana fiili bir ateşkes bulunuyor.

Kerimi, “İsrail ile İran arasındaki son kriz PJAK’ın durumunu etkiler mi?” sorusunu şöyle yanıtladı: “Her ne kadar İran bu ateşkesi ihlal etmiş olsa da biz hâlâ ona bağlıyız. PJAK asla savaşı başlatan taraf olmayacaktır. İsrail ve İran arasındaki savaş bizim ve halkımızın savaşı değildir, tarafı değiliz. Sorunların demokratik yollarla çözümünü arıyoruz. Sadece bize saldırı yapılır ve halkımız katliamla tehdit edilirse, meşru savunma hakkı gereği kendimizi savunacağız.”

PJAK tarafından, İsrail-İran saldırılarıyla ilgili 14 Haziran tarihinde yapılan yazılı açıklamada “Kendini yöneten demokratik bir toplumun inşası için tüm halkları seferber olmaya çağırıyoruz” ifadesi kullanıldı ve “özyönetim çağrısı” yapıldı.

Bu ifadelerle PJAK’ın tam olarak ne demek istediğini, bunun bir özerklik çağrısı anlamına gelip gelmediğine ilişkin Kerimi şu ifadeleri kullanıyor: “Bildirimizde özerklik ilan etmedik. Kendi kaderini ve yönetim biçimini belirlemek halkın en doğal hakkıdır.

“Bildirimizde halkımıza, mevcut kriz ortamında devletten bir beklenti içinde olmadan inisiyatif alarak kendi işlerini yürütmeleri ve temel ihtiyaçlarını karşılamak üzere çeşitli komiteler kurmaları çağrısında bulunduk.”

Türkiye’de bazı uzmanlar, bu bildiride kullanılan ifadelere referans vererek PJAK’ın, İsrail’in İran’a yönelik saldırılarından memnuniyet duyduğunu savunmuştu.

Kerimi bu yorumlara karşı çıktı çıkarak, “Savaşın acılarını herkesten iyi biz biliriz. Hiçbir savaşta bizi sevindirecek bir şey yoktur. İran-İsrail savaşı olsun ya da olmasın, biz halkımızın hakları için mücadelemize devam ederiz.” ifadelerini kullanıyor.

İran’daki demokrasi yanlısı muhalefetin bir bölümü, İsrail’in saldırılarını sert bir şekilde eleştirirken hem İran hem de diasporadaki bazı muhalif gruplarsa bu saldırıların yönetim değişikliği için bir fırsat yaratacağını öne sürüyor.

Kerimi, bu anlayışı eleştiriyor: “Çokça söylediğimiz gibi; savaş özgürlük ve demokrasi getirmez. Biz savaş taraftarı değiliz. Özgürlük ve demokrasiyi getiren, halkların, kimliklerin ve ezilen kesimlerin yürüttüğü demokratik mücadeledir.”

Paylaşın

Seçmenden Siyasilere Net Mesaj: Gerginliği Düşürün

Metropoll’ün anketine katılan katılımcıların yüzde 81,1’i siyasette gerginliğin düşürülmesi gerektiğini yüzde 10,7’si de gerginliğin düşürülmemesi gerektiğini düşünüyor.

Türkiye siyasetinin, 19 Mart’tan bugüne aralarında İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 12 belediye başkanının tutuklanmasıyla tırmanan yüksek tansiyonu, seçmen nezdinde ortak bir “normalleşme” talebi doğurdu.

Alanında önde gelen araştırma şirketlerinden Metropoll, Mayıs ayında yaptığı “Türkiye’nin Nabzı” araştırmasında, toplumun siyasi kutuplaşmaya bakışını ölçtü. Ortaya çıkan sonuçlar, seçmenlerin parti kimliklerinden bağımsız olarak, siyasette uzlaşı ve sükûnet arayışında olduğunu net bir şekilde ortaya koydu.

Metropoll’ün, “Siyasette gerginliğin düşürülmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?” sorusuna Türkiye genelindeki katılımcıların yüzde 81,1’i “Evet” yanıtını verdi. Bu oran, toplumun ezici bir çoğunluğunun mevcut siyasi iklimden duyduğu rahatsızlığı gözler önüne seriyor.

Anketin en çarpıcı bulgusu ise, bu talebin siyasi yelpazenin tamamına yayılmış olması. Parti bazında dağılıma bakıldığında, tüm seçmen gruplarının benzer bir eğilimde olduğu görülüyor:

CHP Seçmeni: Yüzde 86,5
MHP Seçmeni: Yüzde 80,9
İYİ Parti Seçmeni: Yüzde 80,5
DEM Parti Seçmeni: Yüzde 75,1
AK Parti Seçmeni: Yüzde 74,8

Özellikle iktidar bloğunu oluşturan partilerin seçmenlerinin de çok yüksek oranlarda “gerginlik düşürülsün” demesi, bu beklentinin sadece muhalif bir talep olmadığını, aksine toplumsal bir konsensüse dönüştüğünü gösteriyor.

Azınlık ne düşünüyor?

Ankete göre, siyasetteki gerginliğin düşürülmemesi gerektiğini düşünenlerin oranı yalnızca %10,7’de kalırken , “siyasette gerginlik yok” diyenlerin oranı ise %6,2 olarak ölçüldü. Bu veriler, mevcut kutuplaşma ve çatışma dilini onaylayanların toplumda oldukça sınırlı bir kesimi temsil ettiğini ortaya koyuyor.

Paylaşın

Avrupa Şampiyonası: A Milli Kadın Basketbol Takımı Çeyrek Finalde

Yunanistan’ı 83 – 72 mağlup eden A Milli Kadın Basketbol Takımı, Avrupa Şampiyonası A Grubu’nu Fransa’nın ardından ikinci sırada noktalayarak çeyrek finale yükseldi.

A Milli Kadın Basketbol Takımı, Kadınlar EuroBasket A Grubu’ndaki son maçında Yunanistan ile karşı karşıya geldi.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; Barış ve Dostluk Salonu’nda oynanan mücadelenin ilk çeyreğini 21 – 17 kaybeden A Milli Kadın Basketbol Takımı, ikinci çeyrekte öne geçmeyi başararak devre arasına 43 – 35 galip girdi.

Üçüncü çeyrekte de üstünlüğünü sürdüren A Milli Kadın Basketbol Takımı, son periyoda 62 – 59 önde girdi. Son çeyrekte hata yapmayan A Milli Kadın Basketbol Takımı, farkı açtı ve mücadeleyi 83 – 72 kazandı.

A Milli Kadın Basketbol Takımı, bu sonuçla A Grubu’nu Fransa’nın ardından ikinci sırada noktalayarak çeyrek finale yükseldi.

A Milli Kadın Basketbol Takımı çeyrek finalde, B Grubu’nu ilk sırada tamamlayan takımın netleşeceği; İtalya – Litvanya maçının galibiyle eşleşecek.

Gruptaki ilk maçında Fransa’ya 71 – 69 yenilen Türkiye, ikinci karşılaşmada ise İsviçre’yi 91 – 67 mağlup etmişti.

Fransa 3’te 3 yaparak A Grubu’nu lider tamamlarken ev sahibi Yunanistan, aldığı tek galibiyetle grubu üçüncü sırada tamamladı. Son maçında Fransa’ya 111 – 37 mağlup olan İsviçre ise turnuvayı galibiyet alamadan tamamladı.

Çeyrek final karşılaşmaları 24 – 25 Haziran, yarı final ve klasman müsabakaları 27 Haziran’da yapılacak. Şampiyonada final, üçüncülük, beşincilik ve yedincilik maçları ise 29 Haziran’da oynanacak.

Paylaşın

Demans Ve Alzheimer: Farkları Nelerdir?

Demans, hafıza, muhakeme veya diğer düşünme becerilerinde düşüşle ilişkili bir grup semptomu tanımlar. Birçok farklı demans türü vardır ve birçok durum buna neden olur.

Haber Merkezi / Karma demans, birden fazla demans türünün beyinde aynı anda meydana geldiği bir durumdur. Alzheimer hastalığı, demansın en yaygın nedenidir ve demans vakalarının yüzde 60-80’ini oluşturur.

Demans, yaşlanmanın normal bir parçası değildir. Beyin hücrelerinin iletişim kurma yeteneğini etkileyen hasardan kaynaklanır ve bu da düşünmeyi, davranışı ve hisleri etkileyebilir.

Alzheimer ise, hücre hasarını takiben oluşan karmaşık beyin değişimlerinden kaynaklanan dejeneratif bir beyin hastalığıdır. Zamanla giderek kötüleşen bunama semptomlarına yol açar.

Alzheimer’ın en yaygın erken belirtisi, hastalığın genellikle ilk önce öğrenmeyle ilişkili beyin bölümünü etkilemesi nedeniyle yeni bilgileri hatırlamada zorluktur.

Alzheimer ilerledikçe semptomlar daha şiddetli hale gelir ve yönelim bozukluğu, kafa karışıklığı ve davranış değişiklikleri içerir. Sonunda konuşma, yutma ve yürüme zorlaşır.

Alzheimer için bilinen en büyük risk faktörü artan yaş olsa da, hastalık yaşlanmanın normal bir parçası değildir.

Belirtileri:

Demansın belirtileri şunlardır :

Hem kısa hem de uzun vadeli hafıza kaybı,
Bir kişinin günlük aktivitelerini yerine getirme yeteneğini azaltacak kadar ciddi düşünme, problem çözme veya dil ile ilgili zorluklar ve ruh halinde veya davranışta değişiklikler.

Alzheimer hastalığının belirtileri çoğunlukla diğer demans tipleriyle örtüşür, ancak bazı farklılıklar da olabilir.

Alzheimer ve demans hakkında sıkça sorulan sorular:

Alzheimer riskini neler artırır?

Alzheimer riskini artıran pek çok şey vardır; 65 yaş üstü olmak, Alzheimer hastası bir ebeveyne veya kardeşe sahip olmak, sigara içmek, fiziksel ve sosyal olarak aktif olmamak gibi yaşam tarzı faktörleri ve yüksek tansiyon, diyabet ve obezite gibi sağlık sorunları.

Alzheimer hastası birinin yaşam beklentisi nedir?

Alzheimer hastasının yaşam beklentisi 3-11 yıl arasında değişirken bazı durumlarda 20 yıla kadar çıkabilir.

Demans hastası bir kişi kafasının karışık olduğunu bilir mi?

Demans hastası bir kişi, semptomları durumunun erken evrelerinde hafif olduğunda kafasının karışık olduğunu anlayabilir. Daha sonraki evrelerde kafasının karışık olduğunu muhtemelen anlamaz.

Paylaşın

Vladimir Putin: Ukrayna’nın Tamamı Bizim

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusların ve Ukraynalıların tek bir halk olduğunu ve bu bağlamda tüm Ukrayna’nın kendilerine ait olduğunu söyledi: Rus askerinin ayağı nereye basarsa, orası bizimdir.

Haber Merkezi / Petersburg’da düzenlenen uluslararası bir ekonomi forumunda konuşan Vladimir Putin, Rusya’nın kendi güvenliğini korumak için Ukrayna’da savaştığını belirtti.

Rusya Devlet Başkanı Putin, askeri güçlerin Rusya topraklarını korumak amacıyla Ukrayna’nın Sumi bölgesinde bir tampon bölge oluşturduğunu belirterek, aynı birliklerin bölgenin başkenti Sumi’nin kontrolünü ele geçirme olasılığını da dışlamadığını söyledi.

Rusya, Kırım da dahil olmak üzere Ukrayna topraklarının yaklaşık beşte birini, Luhansk bölgesinin yüzde 99’undan fazlasını, Donetsk, Zaporijya ve Herson bölgelerinin yüzde 70’inden fazlasını ve Harkov, Sumi ve Dnipropetrovsk bölgelerinin bazı kısımlarını kontrol ediyor.

Kiev ve Batılı müttefikleri, Moskova’nın Ukrayna’nın dört bölgesi ve Kırım üzerindeki iddialarının yasadışı olduğunu söylerken, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Ruslar ve Ukraynalıların tek bir halk olduğu fikrini defalarca reddetti. Zelenskiy, Putin’in barış için öne sürdüğü şartların teslimiyete benzediğini de söyledi.

Rusya’nın İngiltere Büyükelçisi Andrei Kelin, daha önce yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın savaşı sona erdirmek için Moskova’nın şartlarını kabul etmesi gerektiği, aksi takdirde Rusya’nın ilerlemeye devam edeceği ve sonunda “teslim olacağı” uyarısında bulunmuştu.

Kelin, Rusya’nın saldırılarını sürdürdüğünü ve operasyonları durdurmak için bir neden görmediğini belirterek, ABD’nin desteklediği ateşkes önerilerini de açıkça reddetti.

Paylaşın