Hatimoğulları’ndan “Demokratik Toplum Ve Demokratik Ulus” Vurgusu

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Demokratik Ulus çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı halkların kendi kaderini özgürce tayin edebileceği, eşit hukukla tesis edilmiş ortak yaşam modelidir” dedi ve ekledi:

“Bizi, Ortadoğu’yu ve bütün dünyayı kurtaracak olan tam da bu projedir. Ve buradan bizlerin bütün halklara sözü olsun ki, ne olursa olsun, bedeli ne kadar ağır olursa olsun biz Demokratik Toplum demekten, Demokratik Ulus demekten ve onu inşa etmek için pratik yapmaktan, mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında konuştu. Hatimoğulları, konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Ortadoğu yine barut kokuyor. İsrail-İran savaşı bir bölge savaşıdır. Ne yazık ki küresel nabız barış ritmiyle değil savaşın çılgın temposuyla atıyor. Hepsi savaşın zeminini hazırlıyor ve savaşı köklüyor. Gerçek şu ki herşeye güvenlik gözlüğünden bakılıyor. Oysa bunların anlamı daha fazla yoksulluk ve açlık demektir.

Neoliberalizmin sınıfsal uçurumları, ekonomik çöküş, silahlanma, ekolojik çöküş yarışı başta olmak üzere; güç dengeleri, ticaret savaşları ve etnik-mezhepsel gerilimler. Hepsi savaşın zeminini hazırlıyor, savaşı körüklüyor.

Bakın, G7 Zirvesi ve NATO’nun artan savaş harcamaları talepleri bizlere neyi gösteriyor, biliyor musunuz? Sadece Türkiye’yi, Ortadoğu’yu değil; bütün dünyayı yakından ilgilendiren gelişmeler bunlar. Ahmed’in, Fatima’nın, Rojda’nın, Hans’ın, Robert’in, yani bütün halkların emeği doğrudan savaş bütçelerine aktarılıyor.

Emperyalist güçlerin jeopolitik satranç tahtasında oynadıkları oyunla yapılıyor bütün bunlar. Sivil yurttaşlar ödüyor, bizler, halklar ödüyor. Onlar bize savaşı güvenlik maskeleriyle normalleştirmeye çalışıyorlar ya hayır değil. Savaşın dehşeti bizlerin gözünde sıradanlaştırılmaya çalışılıyor. Bizlerin kafasında ve ruhunda normalleştirilmek isteniyor. Savaşı ve her yeri yakıp yıkan anlayışı normal karşılamıyoruz, normal karşılamayacağız. Bu çılgınlığa dur demek zorundayız.

Bunun panzehri emperyalizme karşı mücadeledir. Biz halklar emperyalizmden alacaklıyız ve bunu aldığımız zaman bu savaşları durdurur, barış ve huzur içinde yaşayabiliriz. Eskiden bu yaşananları distopyalarda okuyorduk. Artık distopyalar gerçek oluyor. İran-İsrail savaşı bize bunu gösteriyor.

Altını kalın çizgilerle çiziyorum: İçerideki demokrasi eksikliği, dışarıdaki düşmandan daha tehlikelidir. Eşit yurttaşlığı kutsayan; hak eşitliğini, adaleti, özgürlüğü temele koyan siyaset bu sistemin panzehiri olur.

Demokratik ulus çözümü, silahta ve kanda aramaz. Demokratik ulus; çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı halkların kendi kaderlerini özgürce tayin edebileceği, eşit hukukla tesis edilmiş ortak yaşam modelidir. Bizleri, Ortadoğu’yu kurtaracak olan tam da bu anlayışın yaşama geçmesidir. Bedeli ne olursa olsun, demokratik ulus demekten, demokratik toplum demekten, bunu inşa etmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Barışı mutlaka bu topraklara armağan edeceğiz.

“Bahçeli’nin uyarıları önemli”

Sayın Bahçeli’nin, sürecin hızlı ve dikkatli gitmesi gerektiğine dair uyarıları önemli. Bir kez daha anlıyoruz ki, kendi iç demokrasisini kurumsallaştıramayan ülke, küresel fırtınalardan çok ağır yara alır. Herkes gücü yettiğince önemli bir destek veriyor bu sürece. Bu dönemeçte, halkların faydasına olan gelişmeler sürüncemede bırakılamaz! Tarihi fırsatlar bazen yüzyılda bir gelir. Yüzyıllık bekleyişin tortusunu omuzlarımızdan atmak istiyoruz. Tarih bize ‘Beklemeyin, yol alın’ diyor! Bekledikçe kaybettik, bekledikçe yaralar derinleşti, bekledikçe fırsatlar uçup gitti.

Geçen hafta Silivri’deki mahpusları ziyaret ettik. Hepsinin selam ve sevgileri var sizlere. Ve barıştan yana çok umutlu olduklarını dile getirdiler. Bakın Sayın Ekrem İmamoğlu’yla çok sayıda başlık konuştuk. İmamoğlu, şunları söyledi, ‘Bütün bu olumsuz gidişattan en olumlusu barışı konuşuyor olmamız.’

Yargının siyasallaşması bitmeli. Yargı bir an önce siyasal zeminde davranmaktan vazgeçmeli, gerçekten hukuk işletilmelidir. Muhalefetin her kesimine dönük baskılar, seçilmişlere dönük tutuklamalar bir an önce bitmeli. Bir an önce kayyım atanmış belediyelerin başkanları ve eş başkanları görevlerine dönmeli.”

Paylaşın

Asur İmparatorluğu, Dini Süper Güç Olmak İçin Nasıl Kullandı?

Din, uygarlığın başlangıcından beri iktidarı elinde tutan veya tutanlar tarafından, çıkarlar için kullanılmıştır. Asur İmparatorluğu, dini ve özellikle ulusal tanrıları Aşur’u (Assur) süper güç olmak için bir araç olarak kullanmıştır.

Haber Merkezi / Din, Asur İmparatorluğu’nun siyasi, askeri ve kültürel egemenliğini pekiştirmede merkezi bir rol oynamış, hem iç birliği sağlamış hem de fethedilen halklar üzerinde otorite kurmaya yardımcı olmuştur.

Aşur, Asur şehrinin tanrısından imparatorluğun tanrısına yükseltilmiş ve tüm Asur topraklarını sembolize eden bir figür haline gelmiştir. Asur kralları, kendilerini Aşur’un yeryüzündeki temsilcileri ve onun iradesini yerine getiren yöneticiler olarak sunmuşlardır. Bu, kralların otoritelerini tanrısal bir meşruiyetle güçlendirmelerini sağlamıştır.

Örneğin, kraliyet yazıtlarında zaferler ve fetihler, Aşur’un iradesi ve desteğiyle gerçekleşmiş gibi sunmuştur. Aşur’un gücü, imparatorluğun genişlemesiyle paralel olarak diğer tanrıları gölgede bırakacak şekilde yüceltilmiştir.

Asur ordusu, fetih seferlerini Aşur’un emriyle gerçekleştirdiğini öne sürerek, hem askerlerini motive etmiş hem de düşman üzerinde psikolojik bir baskı oluşturmuştur. Savaşlar, Aşur’un düşman tanrılarına karşı savaşı olarak çerçevelendirilmiştir.

Örneğin, Asur kralı II. Aşurnasirpal (MÖ 884 – 859) ve III. Tiglat Pileser (MÖ 745 – 727) gibi krallar, zaferlerini Aşur’un adıyla yüceltmiş ve bu zaferleri anıtlar, kabartmalar ve yazıtlarla propaganda aracı olarak kullanmışlardır.

Asur, fethedilen bölgelerdeki yerel tanrılara saygı gösterse de, Aşur’un üstünlüğünü vurgulamış ve bazen yerel tapınaklara Aşur heykelleri yerleştirerek sembolik bir egemenlik kurmuştur.

Ayrıca, Asur’un sürgün politikası (yerel halkları başka bölgelere taşıma ve Asurluları yerleştirme) dinî ve kültürel asimilasyonu hızlandırmış, Aşur kültünü yayarak imparatorluk birliğini güçlendirmiştir.

Asur kralları, Aşur’a adanmış büyük tapınaklar inşa ederek hem dini hem de siyasi güçlerini sergilemişlerdir. Bu tapınaklar, imparatorluğun zenginliğini ve Aşur’un üstünlüğünü gösteren mimari başyapıtlar olarak hizmet vermiştir.

Dinî festivaller ve ritüeller, halkı kraliyet otoritesine bağlamak için düzenlenmiş, bu etkinlikler sırasında kralların Aşur’la olan özel ilişkisi vurgulanmıştır.

Asur sanatı, özellikle kabartmalar ve heykeller, Aşur’un gücünü ve kralların tanrısal desteğini yüceltmek için kullanılmıştır.

Örneğin, Asurbanipal’in (MÖ 668 – 631) sarayındaki kabartmalar, kralın Aşur’un yardımıyla düşmanlarını yendiğini veya aslan avladığını göstererek hem tanrısal desteği hem de kralın kahramanlığını vurgulamıştır.

Asur kralları, Aşur’un otoritesini kullanarak merkeziyetçi bir yönetim kurmuşlardır. Örneğin, krallar Aşur tapınağının ve rahiplerinin etkisini kontrol altına alarak dini kurumları siyasi amaçlarına hizmet edecek şekilde yönlendirmişlerdir.

Aşur’un nitelikleri, Sümer ve Babil tanrıları Anu, Enlil ve Marduk’tan esinlenerek geliştirilmiş, böylece Asur’un dinî sistemi daha kapsayıcı bir hale getirilmiştir. Bu, farklı halkları imparatorluk ideolojisine entegre etmeyi kolaylaştırmış ve Asur’un çok uluslu bir süper güç olarak istikrarını artırmıştır.

Asur İmparatorluğu, dini inançları ve özellikle Aşur’u merkeze alan ideolojisini, süper güç statüsünü inşa etmek ve sürdürmek için ustalıkla kullanmıştır.

Aşur’un tanrısal otoritesi, kralların meşruiyetini güçlendirmiş, askeri fetihler tanrısal bir misyon olarak sunulmuş, fethedilen yerler dini asimilasyonla kontrol altına alınmış ve sanat ile propaganda aracılığıyla imparatorluk ideolojisi yaygınlaştırılmıştır.

Bu stratejiler, Asur’un MÖ 7. yüzyılda Yakın Doğu’nun en büyük imparatorluklarından biri olmasını sağlamıştır. Ancak, aşırı genişleme, iç karışıklıklar ve iklim değişikliği gibi faktörler, dini ideolojinin sağladığı bu gücü sürdürememiş ve imparatorluğun MÖ 612 – 609’da çöküşüne yol açmıştır.

Paylaşın

Türkiye’de Her 100 Kişiden 29’u Yardıma Muhtaç

DEM Parti Milletvekili Cengiz Çiçek, TÜİK’in açıkladığı 2024 Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri’ne değinerek, Türkiye’de her 100 kişiden 29’unun yardıma muhtaç olduğunu, 86 kişinin ise insanca yaşam standartlarından uzak koşullarda yaşadığını belirtti.

Cengiz Çiçek ayrıca, 3,6 milyon hanenin aşırı yoksulluk sınırında bulunduğunu, bu nedenle sosyal yardım harcamalarının 2024 yılında 491,7 milyar liraya ulaştığını ifade etti. Çiçek, nüfusun yaklaşık yüzde 13,7’sinin, yani 12 milyon kişinin, sürekli yoksulluk içinde yaşadığını da sözlerine ekledi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, asgari ücrete ara zam yapılması için Meclis’e çağrıda bulundu. Çiçek, asgari ücretin mevcut haliyle geçim sağlamadığını belirterek, “Zaman kaybedilmeden asgari ücrete ara zam yapılarak insan onuruna yaraşır bir seviyeye çıkarılması elzemdir” dedi.

İktidarın uzun süredir sürdürdüğü ekonomik politikaların ciddi krizlere yol açtığını ifade eden Çiçek, yaşanan bu durumun özellikle asgari ücretle geçinen vatandaşlar üzerinde yıkıcı etkiler yarattığını söyledi. Cengiz Çiçek, derinleşen ekonomik krizle birlikte yoksulluk, işsizlik, yüksek enflasyon ve TL’nin değer kaybı gibi sorunların olağanüstü boyutlara ulaştığını vurguladı.

TÜİK’in açıkladığı 2024 Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri’ne değinen Çiçek, Türkiye’de her 100 kişiden 29’unun yardıma muhtaç olduğunu, 86 kişinin ise insanca yaşam standartlarından uzak koşullarda yaşadığını belirtti. Cengiz Çiçek ayrıca, 3,6 milyon hanenin aşırı yoksulluk sınırında bulunduğunu, bu nedenle sosyal yardım harcamalarının 2024 yılında 491,7 milyar liraya ulaştığını ifade etti. Çiçek, nüfusun yaklaşık yüzde 13,7’sinin, yani 12 milyon kişinin, sürekli yoksulluk içinde yaşadığını da sözlerine ekledi.

Asgari ücretin artık temel ücret değil, yaygın ücret haline geldiğini belirten Çiçek, bu durumun büyük bir yoksulluk girdabını beraberinde getirdiğini dile getirdi. Çalışanların yaklaşık yüzde 50’sinin asgari ücretle geçinmeye çalıştığını hatırlatan Çiçek, 2025 yılı için yapılan yüzde 30’luk zammın yetersiz kaldığını vurguladı. Asgari ücretin 22 bin 104 TL’ye yükseltilmesine rağmen bu artışın günlük karşılığının sadece 170 TL olduğunu söyledi.

DİSK/Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi’nin verilerine atıf yapan Çiçek, dört kişilik bir aile için açlık sınırının 23 bin 615 TL, yoksulluk sınırının ise 81 bin 686 TL olduğunu belirtti. Bu rakamlarla karşılaştırıldığında asgari ücretin açlık sınırının bile altında kaldığını ifade etti.

Cengiz Çiçek’ten bakana sorular

Cengiz Çiçek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın yanıtlaması istemiyle şu soruları Meclis’e sundu:

İşçilerin insan onuruna yaraşır ücret almalarını sağlayacak bir ara zam yapmayı düşünüyor musunuz? Düşünüyorsanız ne zaman yapmayı planlıyorsunuz?
Asgari ücretle çalışan emekçilere yönelik bir ara zam için emek örgütleri ve sendikalarla ortak çalışma yürütmeyi düşünüyor musunuz?
Türkiye’de asgari ücretle çalışan yurttaşların sayısı kaçtır?
Asgari ücret ve altında maaş alan vatandaşların yaşam kalitesini artırmaya yönelik yürüttüğünüz herhangi bir çalışma var mı?
Asgari ücretin temel ücret olmaktan çıkarılması yönünde bir planınız bulunuyor mu?

Paylaşın

Muharrem İnce CHP’ye Geri Döndü

CHP’ye geri dönen Muharrem İnce, “Benim bugün buraya gelişim bir geri dönüş değildir. Benim bugün buraya gelişim bir kucaklaşmadır, bir sarılmadır, bir hasret gidermedir” dedi.

Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) katıldı. İnce, CHP grup toplantısının yapılacağı salona CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile birlikte geldi.

CHP Lideri Özgür Özel, bu sözlerini ardından İnce’yi şu ifadeler ile kürsüye davet etti: “İşte böyle bir günde bir yol arkadaşımızı Baba evine doğmuş büyümüş, Gençlik Kolları üyeliğinden Cumhurbaşkanı adaylığına kadar pek çok görevi üstlenmiş olan bir yol arkadaşımızı, bir Cumhuriyet Halk Partiliyi geçen hafta ziyaret ettim. Kendisini Baba evimize davet ettim. Kendisi partisinin, Memleket Partisi’nin değerli yöneticileriyle bir araya geldi. Öyle Memleket Partisi’nin yok efendim borçları varmış yok bilmem neymiş.

Hiçbirinin olmadığını biliyoruz, gördük. Böyle bir dönemde birleşe birleşe kazanmanın, bir arada durmanın, omuz omuza olmanın gereğine inandığı için partisini en yaşlı üyeye emanet etti. Önümüzdeki günlerde kurultayları toplanacak. Memleket Partisi pozitif bir gündemle kendisini feshedecek. Sonra da biz tüm Memleket Partilileri Baba evine bekleyeceğiz. Ama bugün ilk adımı hep Cumhuriyet Halk Partili olmuş Muharrem İnce’yi ilk adımı atmak üzere buraya davet ediyorum. Buyurun Sayın Genel Başkanım. Şimdi normalde Muharrem İnce’ye rozet takmam lazım. Ama dedim ki ben Muharrem İnce’ye rozet takamam. Çünkü onun rozeti alnına takılı zaten doğduğundan beri.”

Kürsüye gelen Muharrem İnce, şu ifadelerle CHP’lilere seslendi: “Bak şu insanların güzelliğine. Kaşı destan, gözü destan, elleri kan içinde. Kör olasın demiyorum. Kör olmadan gör beni. Ekilir ekin geliriz. Ezilir un geliriz. Bir gider bin geliriz. Beni vurmak kurtuluş mu? Hor baktık mı karıncaya? kırdık mı kanadını serçenin? Vurduk mu yavrulusunu Karaca’nın? Ya nasıl kıyarız biz cana? Sen olmasan öldürmek ne? Zindanlarda çürümek ne? Korka korka yaşamak ne diyeceğiz hep birlikte?

Ben bugün buraya bir kibirle gelmedim. Ben bugün buraya bir pişmanlıkla da gelmedim. Ben bugün buraya kişisel bir hesapla da gelmedim. Ben bugün buraya Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in samimi, içten bir davetiyle geldim. Ayrılıklar bazen kırgınlıktan olur. Bazen de umudu başka yollarla aramakla olur. Benim bugün buraya gelişim bir geri dönüş değildir. Benim bugün buraya gelişim bir kucaklaşmadır, bir sarılmadır, bir hasret gidermedir.”

Muharrem İnce, CHP’ye dönüş kararını bu sabah sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımla duyurdu. İnce, mesajında “Birleşe birleşe kazanacağız” ifadelerine yer verirken, paylaşımına İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Silivri Cezaevi’nden gönderdiği mektubu da ekledi.

Ekrem İmamoğlu, el yazısıyla kaleme aldığı mektubunda İnce’ye hitaben, geçmişte yürütülen siyasi operasyonlara karşı verdiği dayanışma için teşekkür etti. İmamoğlu, “Beni, ailemi ve arkadaşlarımı büyük siyasi operasyonların, hukuksuzlukların, acımasız kuşatmalarla yürütülen düşman hukuku uygulamalarının her anında yalnız bırakmadın ve güç verdin” ifadeleriyle İnce’nin desteğine dikkat çekti.

Mektubunda İnce’nin CHP’ye dönüş kararını “kıymetli ve önemli” olarak niteleyen İmamoğlu, bu kararı “amasız, pazarlıksız ve ayrıştırmadan” alınmış bir adım olarak değerlendirdi. İmamoğlu ayrıca, bu sürecin makam ya da mevki beklentisi olmadan, ülke ve millet için verilen bir mücadele olduğuna işaret etti.

Ekrem İmamoğlu, mektubunda şu üç temel prensibi vurguladı:

CHP içinde “iç cephe tahkimi” amasız ve feda gözetmeksizin yapılmalıdır.
Muhalefet, demokrasiye ve hukuka aykırı tüm uygulamalara karşı ortak tepki vermelidir.
Millet ve devlet adına “iç cephe tahkimi” kişisel çıkar gözetmeden sağlanmalıdır.

İnce’nin bu kararı, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in geçtiğimiz hafta yaptığı çağrının ardından geldi. Özel, Memleket Partisi Genel Merkezi’ni ziyaret ederek Muharrem İnce’ye “baba ocağına dönüş” çağrısında bulunmuştu.

Paylaşın

Yaşlılarda Böbrek Yetmezliğinin Uyarı İşaretleri

Böbrek yetmezliği, son evre böbrek hastalığı olarak da adlandırılır, böbrekler kandan atık ve aşırı sıvıyı filtreleme özelliğinin çoğunu veya tamamını kaybettiğinde ortaya çıkar. Böbrek yetmezliği, her yaştan bireyi etkileyebilir, ancak özellikle yaşlılarda yaygındır.

Haber Merkezi / Yaşlandıkça böbrekler doğal olarak bazı işlevlerini kaybeder, ancak bazı yaşlılarda bu düşüş daha şiddetli hale gelir ve ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Semptomları erken fark etmek yaşam kalitesini iyileştirmeye ve önemli bakım kararlarını almaya yardımcı olabilir.

Yaşlılarda böbrek yetmezliğinin belirtileri ilk başta genellikle belirsizdir ve normal yaşlanma veya diğer sağlık sorunlarıyla karıştırılabilir.

En erken belirtilerden biri sürekli yorgun hissetmektir. Bu, böbreklerin atıkları düzgün bir şekilde filtrelememesi nedeniyle olur, bu da kanda toksin birikmesine ve yorgunluğa neden olabilir. Bu durumdan etkilenenler gün içinde güçsüz, uykulu hissedebilir veya konsantre olmada sorun yaşayabilir.

Bacaklarda, ayak bileklerinde veya göz çevresinde şişlik de yaygın bir belirtidir. Böbrekler sağlıklı çalışmayı bıraktığında, vücuttan fazla sıvıyı atamazlar. Bu sıvı, özellikle yer çekimi nedeniyle vücudun alt kısımlarında birikir. Şişlik veya ödemin genellikle böbrek fonksiyonlarında bir sorun olduğunun ilk belirtilerinden biri olduğu belirtiliyor.

Bir diğer belirtide idrara çıkmada meydana gelen değişikliklerdir. Bazı yaşlılar daha az idrara çıkabilirken, diğerleri daha sık idrara çıkabilir, özellikle geceleri. İdrar köpüklü, koyu görünebilir veya içinde kan olabilir.

İştahsızlık ve mide bulantısı da böbrek fonksiyonlarının azaldığının erken belirtileridir. Böbrekler atık ürünleri düzgün bir şekilde temizleyemediğinde, kanda birikme üremi adı verilen bir duruma yol açabilir. Bu, yiyeceklerin tadının farklı olmasına, kötü nefes kokusuna (genellikle “idrar benzeri” olarak tanımlanır) veya mide rahatsızlığına yol açabilir. Sonuç olarak kilo kaybı meydana gelebilir.

Kaşıntı ve kuru cilt, kanda mineral ve atık ürünlerinin birikmesinden kaynaklanan böbrek yetmezliğinin bir diğer belirtisidir. Bazı yaşlılar, böbrek hastalığında yaygın görülen, yeterli sayıda sağlıklı kırmızı kan hücresinin olmadığı bir durum olan anemi nedeniyle oda sıcaklığı normal olsa bile üşüyebilirler.

Zihinsel karışıklık, şeyleri hatırlamada zorluk ve ruh hali değişiklikleri böbrek yetmezliği olan yaşlılar da görülebilir. Bu belirtiler kolayca bunama veya beyinle ilgili diğer sorunlarla karıştırılabilir. Araştırmalar, yaşlı yetişkinlerde azalan böbrek fonksiyonu ile bilişsel değişiklikler arasındaki bağlantıyı vurgulamaktadır.

Böbrek yetmezliği ilerledikçe nefes darlığı da meydana gelebilir. Bu, akciğerlerde sıvı birikmesi veya anemi nedeniyle olabilir. Ayrıca böbrekler düzgün çalışmadığında potasyum gibi elektrolitlerin dengesi bozulduğundan göğüs ağrısı veya düzensiz kalp atışları da görülebilir.

Yaşlılarda böbrek yetmezliğinin nedenleri arasında diyabet, yüksek tansiyon ve kalp hastalığı gibi uzun vadeli rahatsızlıklar bulunur. Bu rahatsızlıklar zamanla böbreklerdeki kan damarlarına zarar verir. Düzenli kan testleri ve idrar testleri böbrek sorunlarını erken, hatta belirtilerini ortaya çıkmadan önce tespit etmeye yardımcı olabilir.

Özetle, yaşlılarda böbrek yetmezliğinin belirtileri genellikle yorgunluk, şişkinlik, idrar sıklığında değişiklik, iştahsızlık, kafa karışıklığı ve nefes almada zorluk şeklinde ortaya çıkar.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan Özel’e Ziyaret: Milletin Olmadığı Anayasayı Millet Kabul Etmez

“Yeni Anayasa” tartışmalarına ilişkin konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Yeni bir anayasa yapmak bizim anayasa yapma mantığına ters ve aykırı bir durum. Türkiye’de ancak bir anayasa değişikliği yapılabilir. Geride bıraktığımız değişiklikler de bu kapsamdadır” dedi ve ekledi:

“Eğer bu anayasa değişikliğini 400 vekil üzerinden yapmaya kalkışırlarsa bu Türk Milletini yok saymak anlamına gelecektir. Bir mutabakat metni olan anayasanın milletin onayına sunulmadan yaşama geçirilmek arzusu dahi bunların hukuka adalete ve yasaların nasıl inşa edileceğine dair inanca ve güvence nereden baktıklarının delilidir. Milletin olmadığı bir anayasa inşa edilirse millet bunu kabul etmez.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’i CHP Genel Merkezi’nde ziyaret etti. Ziyaret sonrası Müsavat Dervişoğlu ve Özgür Özel ortak basın toplantısı yaptı.

İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu şu ifadeleri kullandı: “Biliyorsunuz bizim CHP ile olan temasımız ve ilişkimiz kamuoyunun malumu ayrıca sayın Genel Başkan ile de maziye yayılmış bir dostluğumuz ve mevkiidaşlık hukukumuz var. TBMM’de yaşanan gelişmelerle alakalı olarak bazı konular üzerinde de sürekli görüş alışverişinde bulunuyoruz.

18 Haziran günü TBMM’de yaşanan iş kazası olarak nitelendirilecek bir olayla ilgili TBMM Başkanlığına müraacatımız oldu. O müraacat karşısında kendisine bilgi verdim destek talep ettim. Aynı hassasiyeti kendileri de hissediyorlar. Gereğinin yapılması noktasında arkadaşlarımızın teknik çalışmaları sonunda mümkün katkıyı vereceklerine olan inancımı belirtmek isterim.

Yürütülen soruşturmalarla ilgili olarak hukuksuzluk üzerinden bir kamuoyu kanaati oluştuğu için bütün bunlar tartışılıyor. Hem Ekrem Beyle hem de yurt sathındaki soruşturmalar hukuki olmadığı gerekçesiyle kamuoyu vicdanında yer bulmuyor. Eskiden iddianameler millet adına yazılırdı, cemaat adına karar alındığını gördük. Şimdi de şahıslar adına karar verilir oluyor. Tüm tartışmaların yanında hukuksuzlukla beraber iktidara güvensizlik de söz konusu oluyor. Onu bertaraf etmek için de algı yönetimine ilişkin hamleler yapılıyor.

Yeni bir anayasa yapmak bizim anayasa yapma mantığına ters ve aykırı bir durum. Türkiye’de ancak bir anayasa değişikliği yapılabilir. Geride bıraktığımız değişiklikler de bu kapsamdadır. Eğer bu anayasa değişikliğini 400 vekil üzerinden yapmaya kalkışırlarsa bu Türk Milletini yok saymak anlamına gelecektir. Bir mutabakat metni olan anayasanın milletin onayına sunulmadan yaşama geçirilmek arzusu dahi bunların hukuka adalete ve yasaların nasıl inşa edileceğine dair inanca ve güvence nereden baktıklarının delilidir. Milletin olmadığı bir anayasa inşa edilirse millet bunu kabul etmez.”

“Her kazayı beraber aşarız”

CHP lideri Özgür Özel ise şu ifadeleri kullandı: “Geçtiğimiz hafta yaşanan olayı ilk duyduğumda sizler sormuştunuz. Ben de demiştim mecliste zaman zaman yol kazaları olur. Bu iş arka odada hallolur. Bizim arka odada Müsavat başkanla çözmediğimiz sıkıntı yok. Bizim Cumhuriyetin değerlerine, Türkiye Cumhuriyeti temel tezlerine olan inancımız noktasında birbirimizden şüphemiz olmadığı için her kazayı beraber aşarız. O günkü oturumu yöneten sayın Tekin Bingöl’ün açıklamaları da konuya ilişkin kendi hassasiyetini yapıcı cümlelerini okuduk.

Bugün de sayın Genel Başkan meseleyi özetlediğinde tam bir mutabakat halinde konuyla ilgili tutumlarımızı netleştirdik. Aşamayacağımız bir konu olmadığını biliyorduk gene bugün de bu zeminden konuşma cereyan etmiştir. Daha önce partisinin 400 vekili de olsa değişikliği millete götürme yaklaşımıyla çelişkili bir tutumdur. Anayasa değişikliği yapılacaksa anayasa ihlallerinin söz konusu olduğu, AYM kapatılmasının teklif edildiği bir süreç yaşanırken, bu kadar açık anayasa ihlalleri varken 400 vekil ile anayasa değiştirelim yaklaşımı doğru değil.”

Paylaşın

Tarihin Bilinen En Eski Anaerkil Toplumlarından Biri Keşfedildi

Doğu Çin’in Tai-Yi Dağları ile Bohai Denizi arasında yer alan bir bölgede, bir keşif antik toplumlar hakkında uzun süredir devam eden varsayımları altüst etti.

Haber Merkezi / Araştırmacılar, Fujia’daki alanda, anaerkil bir topluluğa dair dikkat çekici kanıtlar buldular.

Araştırma, on nesil boyunca sürdürülen, anne soyuna göre düzenlenmiş 250 yıllık bir soyağacını ortaya çıkardı. Araştırmacılar, Fujia topluluğunun muhtemelen anaerkil ilkeler etrafında örgütlendiğini gösterdiğini ifade ediyor.

Araştırma sonuçları, genetik özellikler ile mezarlık sınırları arasındaki güçlü uyumla destekleniyor. Shandong eyaletinde bulunan Fujia’daki alan, MÖ 2750 ila 2500 yıllarına tarihleniyor, 37 hektarlık bir alanı kaplıyor ve 500’den fazla mezar içeriyor.

Araştırmacılar, alanın kuzey tarafında biri ve güney tarafında diğeri olmak üzere iki ayrı mezarlığa gömülmüş 60 kişiden alınan antik DNA’yı analiz etti. Araştırmacılar, annelerden çocuklarına geçen özel bir DNA türü olan mitokondriyal DNA’ya (veya mtDNA) odaklandı.

Anaerkil toplum, sosyal, politik ve ekonomik yapıda kadınların baskın ya da lider rol oynadığı toplum düzenini ifade eder. Bu sistemde, soy genellikle anne üzerinden takip edilir (matrilineal), mülkiyet ve miras anneden kız çocuklarına geçer ve kadınlar ailede ya da toplulukta karar alma süreçlerinde öncelikli veya eşit güce sahiptir.

Anaerkil toplumlar, tarih boyunca bazı kültürlerde görülmüşse de, modern dünyada nadir bulunur. Örnek olarak, Minangkabau (Endonezya) gibi bazı topluluklar matrilineal özellikler taşır. Bu kavram, patriyarkinin (erkek egemen düzen) karşıtı olarak ele alınır.

Paylaşın

Erdoğan: Muhalefet Milletin Ekmeği İle Oynuyor

“Memur-Sen 30. Yıl Vefa Buluşması” programında konuşan Erdoğan, “Muhalefet üç beş yankesiciyi korumak için milletin ekmeği ile oynuyor. Bölgemiz ateş çemberi ile sarılı iken yeni boykot listesi açıklaması gaflet değilse ekonomiye savaş açmak demektir” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Memur-Sen 30. Yıl Vefa Buluşması” programında konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şu şekilde:

“6 Şubat’ta, orman yangınlarında, sel felaketlerinde Memur Sen hep sahadaydı. Yurt dışında da milletimizi başarı ile temsil ettiniz. Akif İnan ağabeyin mirasına sahip çıktınız. Mitinglerde imza kampanyaları ile, projelerle, yardım faaliyetlerle mazlumların haykıran sesi oldunuz. Bunun dışında Memur Sen asli vazifesini de yerine getirmiştir. Memur Sen uluslararası sendikacılık faaliyetlerde de önemli ivme yakalamıştır.

Akif İnan ağabeyin ülkemiz dünyayı kardeş görendir, gökleri insanın ortak tarlası diyerek rotasını çizdiği memur sen hamuru ahlakla vicdanla yoğrulmuş bir dava hareketidir. Her birinizi gayretleriniz için tebrik ediyorum. Prensiplerinizi ve değerlerinizi koruyarak, yola devam edeceğinize yürekten inanıyorum. Türkiye’nin büyümesi, gelişmesi, güçlenmesi, daha müreffeh ülkede yaşamamız için aşkla şevkle aralıksız çalışıyoruz. Allah’ın yardımı, aziz milletimizin desteği ile sayısız engelleri aştık. Gerek anayasa, kanun mevzuat düzeyindeki düzenlemelerle toplumun tüm kesimlerinin önünü açtık.

Bizim iktidarımızla milletimiz uzun yıllar sonra kendine hizmet eden, halkına hizmet eden anlayış ile tanıştı. Devlet ile millet arasına çekilen dikenli telleri birer birer kaldırdık. Cumhuru cumhuriyet ile buluşturduk, devleti millet ile kucaklaştırdık. Memur sen gibi sendikalarımızla kamu görevlilerimizin önemli taleplerini hayata geçirdik. Demokratik haklar konusunda son derece atılımlar gerçekleştirdik. Çalışanlarımızın lehine adımlar attık. 2010 Anayasa reformu ile toplu sözleşme hakkı getirdik.

Sizin de iyi bildiğiniz gibi ülkemizin en temel sorunlarından biri ayrımcılıktı. Kamu görevlilerimiz inançlarını yaşamak için fişleniyordu. İrticacı, gerici, yobaz denilerek tahkir ediliyordu. Namaz kılanlar, oruç tutanlar, selamünaleyküm diyenler hor görüldü, psikolojik baskıya uğradı. Kamuda ideolojik kast sistemi bunun konuşulmasını asla istemediler. Kendileri dışında kimseye hayat hakkı tanımadılar. Millete bidon kafalı, göbeğini taşıyan adam dediler. Bunların hepsini sizlerle birlikte gördük.

Baskının her türlüsünü iliklerimize kadar sizlerle birlikte yaşadık. Milletlin iradesine, demokrasimize vurulan zincirleri siz Memur Sen’li kardeşlerimiz ile parçaladık. Azgın azınlığın sessiz çoğunluğa hayat tarzı dayattığı, parmak salladığı o karanlık günler geride kaldı. Hac için kamu çalışanlarına ücretsiz izin tanıdık. Baş örtüsüne yönelik yasakçı uygulamalara son verdik. Bugün kadınlar hiçbir kısıtlama olmadan kamu kurumlarında özgürce çalışabiliyor. Milletin oyları ile Melis’e başörtüsü ile girdiği için hanım kardeşlerimize had bildirildiği o karanlık günlerden başörtülü hakimlerin, valilerin, büyükelçilerin, bakanların olduğu günlere geldik.

Hedefimiz bunları güvenceye almaktır. Bizden sonrakiler bunları yaşamaması için kimsenin ötekileştirmediği iklimi tesis ve tahkim etmek durumundayız. Yasaklarla mücadelenin yanı sıra özlük haklarında da önemli adımlar attık. Asgari ücret tutarı kadar gelir vergisi muafiyeti getirdik. Ek gösterge düzenlemesini hayata geçirdik. Ana muhalefetin iptal ettirdiği toplu ikramiyelerin tüm kamu çalışanlarımıza ödenmesini sağladık. Kamuda sendika bilincini yaygınlaştırdık. Göreve geldiğimizde kamuda sendikalaşma yüzde 47,94’ken 2024’te 75.10’a çıktı.

2025 yılı ocak ayı zamları ile en düşük memur maaşını 43 bin liraya ulaştırdık. Şimdi önümüzde yeni bir toplu sözleşme var. 8. dönem kamu toplu sözleşme görüşmeleri ağustos ayında başlayacak. Bu görüşmelerde sendika taleplerini can kulağı ile dinleyeceğiz. Kamu çalışanları refahını dengeleyecek yol haritası çizmeye özen göstereceğiz. 23 yılda kamu çalışanlarımız için verdiğimiz mücadele, reformlar ortadadır. Türk ekonomimiz büyüdükçe katma değerin toplumun tüm kesimlerine adaletli şekilde yayılmasını sağladık.

“İsrail ile tüm ticari işlemleri durdurduk”

Türkiye olarak bir yandan 100 milyar doları aşan depremin yaralarını sarmak için çalışıyoruz. Bir yandan da ülkemizin suhuleti için çalışıyoruz. İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına karşı 7 Ekim’den bu yana en net duruşu sergileyen ülke olduk. Soykırımcı İsrail ile tüm ticari işlemleri durdurarak toplamda 9 milyar doları bulan bir rakamdan sarfı nazar ettik.

Ana muhalefet Filistin direnişine terör çamuru atarken biz Gazzeli kardeşlerimizin yanında dimdik durduk. İsrail ve destekçilerinin, komşumuz İran’a yönelik saldırılarının daha büyük bir felakete dönüşmemesi için yoğun çaba harcıyoruz. İran’ın egemenliğine ve bölgemizin güvenliğine yönelik saldırılar kimden gelirse asla tasvip etmiyor ve tepkimizi de ortaya koyuyoruz. Yarın Lahey’e gidiyoruz. Telafisi mümkün olmayan acılar yaşanmaması için seferber olduk. Ülkemizi dalga boyu fırtınalı sulardan sakin sulara ulaştırmanın derdindeyiz. Günü birlik politikalarla değil dağın arkasındaki tehlikeleri görerek hareket ediyoruz. 86 milyonun kılına zarar gelmemesi için onu yaptık ve yapacağız.

Muhalefet üç beş yankesiciyi korumak için milletin ekmeği ile oynuyor. Bölgemiz ateş çemberi ile sarılı iken yeni boykot listesi açıklaması gaflet değilse ekonomiye savaş açmak demektir. Ülkesini seven kimse bu derece şuursuz hareket edemez. Kimseyi işten çıkarmayacağız dediler, ellerine fırsat geçince on binlerce emekçiyi kapı önüne koydular.

Kamuda çalışan 600 bin işçimizin toplu sözleşme süreci devam ediyor. Onların kahir ekseriyeti taşerondan kadroya aldığımız işçilerden oluşuyor. Çeşitli mağduriyete yol açan koruyucu giyim donanım konusunda yaşanan sorunu da çözüyoruz. Geçen hafta bununla ilgili kanun teklifi meclise sunuldu.”

Paylaşın

Vatandaş En Temel ihtiyaçlarını Bile Krediyle Karşılıyor

Giderek ağırlaşan ekonomik tabloya dikkat çeken CHP Milletvekili Gülcan Kış, “Vatandaş en temel ihtiyaçlarını bile krediyle karşılıyor. Emekli geçinemiyor, gençler borçla ayakta kalıyor, çalışan ise icralık oluyor” dedi.

Ekonomik krizle birlikte borç ve icra sarmalı da derinleşiyor. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mersin Milletvekili Gülcan Kış, “Halk borca, ülke çöküşe mahkûm edildi” ifadeleriyle iktidarın ekonomi politiklarını eleştirdi.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre; Gülcan Kış, Türkiye’de giderek ağırlaşan ekonomik tabloya dikkat çekti. “Vatandaş en temel ihtiyaçlarını bile krediyle karşılıyor. Emekli geçinemiyor, gençler borçla ayakta kalıyor, çalışan ise icralık oluyor” diyen Kış, iktidarın bu duruma sessiz kaldığını savundu.

Ekonomideki mevcut tabloyu “borç ve faiz düzeni” olarak nitelendiren Kış, “AKP’nin faizi yüksek, adaleti yok. Saray’daki yöneticilerin halkın yaşadığı ekonomik sıkıntılarla ilgilendiği yok” ifadelerini kullandı.

Bankalara ve finans kuruluşlarına olan toplam bireysel kredi ve kredi kartı borcu 4 trilyon 726 milyar liraya yükseldi. TOKİ ve varlık yönetim şirketlerine olan borçlarla birlikte toplam borç 4 trilyon 885 milyar liraya ulaştı. 2024 yılı başından bu yana borçlardaki artış 788 milyar lirayı buldu.

Gülcan Kış, “Ekonomiyi güya rasyonelleştireceğiz diye halkı borç girdabına soktular. Rasyonellik adı altında halk yoksulluğa, Saray ise lükse teslim edildi” dedi.

Bankaların icraya verdiği bireysel kredi ve kart borcu 177,3 milyar liraya çıktı. Yıl başından bu yana batık kredi oranı yüzde 58,7 arttı. 2025’in ilk altı ayında icra dairelerine 4 milyon 711 bin yeni dosya geldi. Toplam icra dosyası sayısı ise 23 milyon 817 bine ulaştı.

Gülcan Kış, “Her gün binlerce kişi icralık oluyor. Mersin sokaklarında halkın cebindeki borç kâğıdı Saray’daki şatafata akıyor” sözleriyle iktidarı sert şekilde eleştirdi.

“Vatandaş faize çalışıyor”

İhtiyaç kredisi faiz oranları yüzde 70,89’a, ticari kredi faizleri ise yüzde 63,95’e yükseldi. Hazine’nin iç borçlara ödediği faiz yükü 7 trilyon 166 milyar lirayı aştı.

CHP’li Kış, “Bu düzende vatandaş faize çalışıyor, üretici icrada, ülke borç kıskacında. Saray saltanatı sürsün diye herkes borçlandırılıyor” dedi.

Yüksek faiz oranları, konut sektöründe ciddi bir durgunluk yarattı. Alım talepleri ertelenirken, müteahhitler yeni yatırım yapmaktan çekiniyor. Yabancı yatırımcılar ise konut alımını büyük ölçüde durdurdu.

Gülcan Kış, “Mehmet Şimşek’in politikaları barınma hakkını lüks haline getirdi. Halkın ev sahibi olma ihtimali ortadan kalktı, faiz lobisi kazandı, Saray izlemekle yetiniyor” dedi.

Kış, faiz politikası üzerinden yaşanan tartışmaların, ekonomi yönetimi içinde klik çatışmasına dönüştüğünü belirtti. Mehmet Şimşek’in ekonomi modeli, Saray içindeki güç mücadelesinin merkezine oturdu.

“AKP merkezinde çarklar dönüyor, Mehmet Şimşek’in rasyonel sözleri inandırıcı değil. Halk borç yükü altında ezilirken, Saray’da iç hesaplaşmalar sürüyor” diyen Kış, ekonomi politikalarının halkı değil rantı öncelediğini söyledi.

CHP’li Kış, “Halkın sırtındaki borç kamburu büyürken, Saray’daki hesap savaşları ülkeyi iflasa sürüklüyor. Kriz, halkın yaşadıklarına değil, rantın kimde olacağına odaklanmış bir anlayışla çözülemez” diyerek hükümeti sert biçimde eleştirdi.

Paylaşın

Bahçeli’den Muhalefete Çağrı: Sorumlu Siyaset Şart

Muhalefet partilerine seslenen MHP Lideri Devlet Bahçeli, milli güvenliğin korunması için “iftiradan, yalandan ve hamasetten uzak bir siyaset anlayışına ihtiyaç olduğunu” vurguladı. Bahçeli, medyada yer alan bazı açıklamaların da “devleti hedef alan sorumsuzluklar” içerdiğini belirterek uyarılarda bulundu.

Bölgedeki gelişmelerin doğrudan Türkiye’yi hedef aldığını belirten MHP Lideri Bahçeli, “Irak, Suriye ve İran’dan sonra sıranın kime geleceğini kestirmek zor değil. Türkiye’nin egemenliği ve tarihi birikimi her türlü saldırının üzerindedir” ifadelerini kullandı.

Devlet Bahçeli, ABD’nin bölgedeki tutumunu çifte standartlı ve samimiyetsiz olarak tanımlayarak, “Savaşları bitirme sözü veren ABD Başkanı’nın yeni savaşlar başlatması derin bir çelişkidir” dedi. İsrail’in nükleer programına dair hiçbir eleştirinin gelmemesine rağmen İran’a yönelik baskının artmasının ise adaletsizlik olduğunu söyledi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İran ile İsrail arasında tırmanan gerilim ve ABD’nin çatışmalara dahil olmasına ilişkin açıklamalarda bulundu:

“Bir yanda üzerinde yaşadığımız geniş coğrafya diğer yanda küresel denge ve kurul düzen dehşet girdabına doğru hızla sürüklenmekte, aşırılaşan risk ve tehditler insanlığın ortak geleceğini perdelemektedir. Vahamet tonu yüksek gelişmeler her yönüyle esef ve endişe veren kritik bir aşama istikametinde sürekli ve süratli şekilde ilerleyiş kaydetmektedir.

Esasen yıllardır pamuk ipliğine bağlı olan, kırılganlığı tartışmasız halde bulunan bölgesel huzur ve istikrar ortamı bütünüyle talan ve tahrip eşiğindedir. Adından herkesin bahsettiği, velakin gittikçe karanlığa hapsedilen barışçıl diyalog ve diplomatik mekanizmaların bağlayıcılığı, inandırıcılığı ve ikna kapasitesi vahim ölçüde zaafa uğramaktadır.

Maalesef üçüncüsünün telaffuz edildiği yeni bir dünya savaşının kademe kademe ağları örülmekte, ihbar ve izharı yapılmaktadır. ‘Gücü yeten yetene’ anlayışının öne çıktığı, ‘haklının güçsüz, güçlünün haksız’ olduğu çarpık ve zalimane mahiyetli siyasi, stratejik ve ekonomi-politik anarşinin uluslararası sistemin sorun çözme vasfını iyice körelttiği görülmektedir.

Siyonist-Emperyalist azgınlık, iddia ve ifadesi sık sık dile getirilen ‘Kurallara Dayalı’ küresel sistemi yıkım tüneline sokmak, hatta çok vektörlü krizlerin zincirleme reaksiyonuyla imha etmek için konvansiyonel tertip halindedir. İsrail’in 13 Haziran 2025 tarihinde İran’a karşı başlattığı gayri meşru saldırı dalgası her vahşet ihtimalini akıllara düşüren kaos ve karmaşa dinamiklerini tetikleme hüviyeti taşımaktadır.

Durum çok ciddidir ve hedef ülkeler kataloğunu doğru okumak, doğru yorumlamak, buna muvafık pozisyon almak mecburiyeti bağımsızlık ve beka meselesidir. Karşılıklı olmak suretiyle ilanı yapılmamış bir savaş halinin tüm komplikasyonları tedavüldedir.

Kuzeyimizde üç yılı aşkın bir süredir devam edegelen Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş henüz sonlanmamışken, bu defa da güneyimizde Batı’nın kirli işlerini ikmal eden İsrail’in İran’a canice musallat olması yalnızca gündemdeki nükleer programa ilişkin ihtilafla izah ve ihata edilemeyecektir.

Benzeri boş bahaneleri Irak’a karşı da ileri süren zalimler koalisyonun tek yanlı, sübjektif, hiçbir ahlaki ve insani değere dayanmayan haksız, hayasız ve hukuksuz saldırganlığının hiçbir temeli yoktur. Savaşları bitirmenin vaadini veren ABD Başkanı’nın yeni savaşlar fitilini tutuşturması elbette derin bir tenakuz ve politik tutarsızlık, aynı zamanda sahtelik ve samimiyetsizliktir. Bu güvenilmez, köşesiz ve sakat siyasi tavra karşı en adil ve hakkaniyetli muameleyi yapacak olan ABD halkıdır.

İsrail’in nükleer silahlara erişim ve elde etme hakkı hiç tartışılmadan, dahası hiçbir eleştiriye uğramadan, başka bir ülkeyi bu kapsamda caydırma ve cezalandırma teşebbüsüne destek olunması akıl, adalet ve mantık muhtevasında karşılığı olmayan yanlıştır.

İran’ı veya bölgesel bir başka ülkeyi sorun görenlerin mazlumların can düşmanlığında markalaşan İsrail’i koruma kalkanına alması sadece çifte standartla ifade edilemeyecek adaletsiz, eşitsiz ve egemenlik ilkelerini çiğneyen bir ahlaksızlıktır.

ABD’nin, İran ile İsrail arasındaki fiili savaşa dahil olarak hedef olarak tespiti yapıldığı söylenen üç nükleer tesisi dün itibariyle bombalaması skandal ve sorumsuz saldırıdır. Bu gelişmeler karşısında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin toplanması, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin ABD’nin İran’a karşı güç kullanımından dolayı endişe duyduğunu açıklaması bayağı bir kandırmacadır.

Herkes kirli rolünü oynamaktadır. Savaşlar kuşağının düğümü çözülmüş, kurdelesi kesilmiş, sahnesi kurulmuştur. Birleşmiş Milletler; sızlanma, nazlanma, sitem ve şikâyet mercii değil, gerekirse barışı inşa etmek maksadıyla insani müdahaleyi yapma hakkını hukuken uhdesinde bulunduran bir uluslararası teşkilattır.

“Birleşmiş Milletler felç halindedir”

Düzenlenen hava akınları, uçuşan füzeler, ilk kez kullanılan bombalar, gelişmiş silahlarla teçhiz edilen savaş gemileri, baş döndüren örtülü operasyonların şiddeti, psikolojik ve siber savaşın yaygınlığı, belirlenmiş nokta hedeflerin etaplar halinde vurulması, siyasi ve ekonomik kutuplaşmanın tahammül sınırlarından taşması çivisi çıkan dünyanın mahvı bitap halinin on günlük özetiyken Birleşmiş Milletler felç halindedir.

Gazze’de bebekler, çocuklar, kadınlar, ezcümle onbinlerce masum katledilirken suskun kalanların, nefesi bile duyulmayanların insan hakları, özgürlükler ve demokratik erdemler çerçevesinde iflas bayrağını çekmesi beklenen, üstelik şaşılmayacak bir alçalmanın tescilidir.

ABD’nin İran’a saldırması, İsrail’in dur durak bilmeyen hunhar hamleleri, İran’ın misilleme tehdidi ve nihayet Hürmüz Boğazı’nın kapatılma kararı öngörülmesi kolay olmayan sıcak ve vahim gelişmelerin fitilini tutuşturacaktır.

Aklıselimin galip gelmesi, anlaşmazlıkların diplomasi masalarında ele alınması, barışçıl çabalara sahip çıkılması her ülkenin çıkarınadır. Nükleer silahların devreye alınarak yeni bir dünya savaşının yaşanması insanlığın toplu kıyım ve yıkımına hizmet edecektir. İsrail mutlaka durdurulmalı, bu amaçla uluslararası camia ayağa kalkmalıdır.

İran İslam Cumhuriyeti’nin rejimiyle ilgili sakıncalı ve sancılı hedefler, özellikle tarihi Türk kentlerinin bombalarla harap edilmesi bilhassa diğer bölge ülkelerine şiddetle mühürlenmiş mesajdır. Irak, Suriye ve İran’dan sonra hangi ülkenin gündemde olacağını öngörmek için kahin olmaya gerek yoktur.

Bilinmelidir ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı, birliği, egemenliği ve tarihi müktesebatı her türlü mülahaza ve mütalaanın üstündedir. Cumhuriyet Halk Partisi ile diğer muhalefet partilerinin hamasetten uzak, yalan ve saptırmadan bağımsız, iftira ve asılsız isnatlardan ayrı siyaset takip etmeleri milli güvenliğimiz ve iç cephemiz açısından kaçınılmaz bir ihtiyaçtır.

İfade ve düşünce özgürlüğünün sınırlarını ihlal edip ruhlarına yuva yapmış nefreti her fırsatta sözlerinin ve değerlendirmelerinin arasına tıpkı bir bomba gibi yerleştiren bazı sözde gazetecilerin, yarım aydınların ve safralaşmış uzmanların Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu unutmaması tavsiye ve temennimdir.
Hiç kimse dokunulmaz değildir. Tarihi misallerle bugüne gönderme yapanların, tehdit dozajı hazmedilemez konuşmaların tarafı olanların Türkiye’nin yol geçen hanı olmadığını idrak etmeleri lazımdır.

Etrafımız ateşle çevrilmişken Türkiye’mizi dipsiz ve sinirleri geren tartışmaların içine çekenlerde iyi niyet beklenmeyeceği ortadadır. Yeni bir dünyanın sancıları artmıştır. Terörsüz Türkiye hedefiyle Türkiye barış ve huzurun parlayan kutup yıldızı olacaktır. Bunu kıskanan, bunu kaldıramayan, bunu çekemeyen kim veya kimler varsa Siyonist-Emperyalist senaryoya figüranlık yapmaktadır. Türk milleti bu tip figüranlara karşıdır, hesabını sormaya muktedirdir.

İran’a atılan bombalarla ülkemize mesaj veren, DEAŞ’ı Şam’da bir kiliseye saldırtan, yabancı ajanları içimizde dolaştıran, muhtemel provokasyon ve ajitasyonları planlayan bölgesel ve küresel mihrakların oyunlarını 86 milyon vatandaşımız tek yürek halinde bozacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı vatan ve millet sevdasıyla milli ve manevi hazinemizi muhafazaya yeminlidir. Yakın tarihimizi sorgulayarak vatansever kahramanlarımıza çamur atanların, katil yaftası vuranların, İsrail’in soykırımını hasıraltı ederek Türk milletinin varlığında soykırım izi sürenlerin gaflet ve dalaletten bir an evvel kurtulmaları, gerilim üreten söz ve açıklamalardan uzak durmaları iç barış ve huzur ortamımız için tarihi zorunluluktur.

Başka Türkiye yoktur. Bu ülke hepimizindir. Bu bayrak benim, bu vatan benim, bu millet onurum diyen herkes özbeöz kardeşimizdir, yeni yüzyılda el ele verip Türkiye Yüzyılının manifestosunu yazmak muhakkaktır. Bundan sonra muhtemel provokasyonlara azami dikkat edilmelidir.

Kara propagandalara karşı tedbirli olunmalıdır. Devlet milletiyle birdir, milli varlığımıza yönelecek tehditlere bin yıllık kardeşlik ve beraberlik hukukuyla direniş gösterilecektir. Unutulmamalıdır ki, Türk milleti her zaman hedeftedir.

Yaşadığımız coğrafyanın oyun kurucusu, tarihsel prestiji, barış sevdalısı, huzur bekçisi, stratejik kuvveti, siyasi ağırlık merkezi, asıl direği, geleceğin çarpan kalbi Türk milletidir. Bütün hesaplar üzerimize yapılmaktadır. Hilal ile haç mücadelesi devam etmektedir. Tarihi Şark Meselesi gündemdedir.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin bağımsızlığı ve bekasıyla, Büyük Türk milletinin birliği ve refahıyla, Bölgemizin, daha genelinde ise dünyanın barış ve huzuruyla sorunu olanların Türkiye’yle uğraşması, Türkiye’yi hedef seçmesi boşuna değildir. Bunların hepsine sonuna kadar direneceğiz. Türkiye’den ve Türk milletinden asla taviz vermeyeceğiz.”

Paylaşın