Okyanus Akıntıları Değişiyor, Neden?

Okyanus akıntıları; rüzgar, sıcaklık ve tuzluluk değişimlerinin neden olduğu su kütlelerindeki yoğunluk farkları, yer çekimi, deprem veya fırtına gibi olaylar sonucu oluşabilir.

Haber Merkezi / Küresel ısınma sadece karaları etkilemiyor; okyanusları da etkiliyor. Bilim insanları, okyanuslardaki yüzey akıntılarının önemli ölçüde değişeceğini öngörüyor.

Okyanus akıntılarının değişmesinin temel nedenleri:

Sıcaklık artışı: Deniz suyu sıcaklıklarının artması, okyanusların termohalin sirkülasyonunu (sıcaklık ve tuzluluk kaynaklı akıntılar) etkiliyor. Daha sıcak sular, akıntıların hızını ve yönünü değiştirebiliyor.

Buzulların erimesi: Grönland ve Antarktika’daki buzulların erimesi, tatlı suyun okyanuslara karışmasına neden oluyor. Bu, suyun tuzluluk oranını düşürerek akıntıların oluşumunu bozuyor, özellikle Atlantik Meridyonel Devrilme Sirkülasyonu (AMOC) gibi önemli sistemleri zayıflatıyor.

Rüzgar desenlerindeki değişim: İklim değişikliği, atmosferik sirkülasyonu ve rüzgar düzenlerini değiştiriyor. Rüzgarlar, yüzey akıntılarını doğrudan etkilediği için bu değişim akıntıların yönünü ve gücünü altere ediyor.

Deniz seviyesi yükselmesi: Kıyı bölgelerindeki su hareketleri ve akıntılar, deniz seviyesindeki artıştan etkileniyor.

İnsan etkileri: Deniz kirliliği ve aşırı avlanma gibi faktörler, okyanus ekosistemlerini dolaylı olarak etkileyerek akıntıların dinamiklerini değiştirebiliyor.

Paylaşın

Mahmut Arıkan, İktidarın Ekonomi Politikalarını Hedef Aldı

Yeni Yol Grup toplantısında konuşan Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan, 23 yıldır ülkeyi yöneten iktidarın uyguladığı politikaların çöktüğünü kabul etmek istemediğini belirterek, “Ama artık mızrak çuvala sığmıyor! Bu milletin çektiği sıkıntının adını koyun: Adı Ekonomik kriz!” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Yeni Yol Grup toplantısında iktidarın ekonomi politikalarını hedef alan sert açıklamalarda bulundu. Kürsünün iki yanına gelinlik ve damatlık giydirilmiş cansız mankenler yerleştiren Arıkan, evlilik çağındaki gençlerin ekonomik nedenlerle aile kuramadığını rakamlarla ortaya koydu.

2025’in “Aile Yılı” ilan edilmesine rağmen gençlerin bırakın düğün yapmayı, evlenmeye dahi cesaret edemediğini belirten Arıkan, “Bu sorun artık sadece sosyal değil, apaçık bir ekonomik çıkmazdır” diye konuştu. Arıkan, yaptığı konuşmada, gençlerin evlilik sürecinde karşılaştığı ekonomik zorluklara dikkat çekti.

Konuşması sırasında kürsünün iki yanına gelinlik ve damatlık giydirilmiş cansız mankenler yerleştiren Arıkan, “Gençler evlenmiyor değil, evlenemiyor!” diyerek düğün maliyetlerinden ev kiralarına kadar uzanan çarpıcı tabloyu paylaştı. Yazın gelmesiyle birlikte düğün sezonunun açıldığını belirten Arıkan, 2025 yılının iktidar tarafından “Aile Yılı” ilan edildiğini hatırlattı.

Aile gibi “beka meselesi” olan bir konuya dikkat çekilmesini önemsediklerini vurgulayan Arıkan, gençlere yönelik indirim ve destek paketlerini de olumlu bulduklarını, ancak bu adımların ne yeterli ne de sürdürülebilir olduğunu söyledi.

Arıkan, “Geçen sene evlenecek çiftler için 150.000 TL destek vereceğiz dediniz, ama bu para enflasyon karşısında çoktan eridi gitti. Ayrıca bu desteği de herkese vermiyorsunuz. Tek sefere mahsus yaptığınız yardımlarda bir yaraya merhem olmuyor. Esas sorun çok daha derinlerde” diye konuştu.

“Bu duruma dikkat çekmek amacıyla size bugün iki özel misafir getirdim” ifadeleriyle, konuşma yaptığı kürsünün iki yanına konulan cansız gelin ve damat mankenleri gösteren Arıkan, şu ifadeleri kullandı:

“Aramızda misafir olarak bir gelin bir de damat var! Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız, geçtiğimiz haftalarda gençlerin evlenmemesini, teknolojiye, modern yaşama bağlasa da gerçekler biraz daha farklı. Şu yanımda duran gelinliğe bir bakalım. Hemen hemen her genç kızımızın bir gelinlik giyme hayali vardır. Bu gelinliği almayı geçtik, kiralaması bile en düşük, 1 emekli maaşı! Almasını varın siz düşünün. Hemen diğer yanımda duran damatlığa bakalım. Onun da kaderi aynı! Bir damatlık bugün ya bir emekli maaşına ya da bir asgari ücrete tekabül ediyor.”

Düğün yapmanın mali yükünün gelinlik ve damatlıkla sınırlı olmadığını kaydeden Arıkan, ev kiralarının asgari ücret seviyesine ulaştığını, ilk taşınma masraflarının, ilk kira, depozito, emlakçı, abonelikler derken, 4 asgari ücreti bulduğunu belirtti. Ev eşyalarının minimum 500 TL’ye mal olduğunu aktaran Arıkan, “Hadi bakalım 22 Asgari ücret daha gitti!” ifadesini kullandı.

Düğün masraflarının ise en az 400 bin TL tuttuğunu anlatan Arıkan, “Gelinlik, damatlık, ev, eşya bir şekliyle halloldu. Evliliği tamamlamak için bir de düğün yapmak lazım. İşte o zaman işler biraz daha zorlaşıyor. Bu da ihtiyaçlara göre elbette değişir ama kabaca bir hesap yapıldığında, bir düğün en az 400.000 liraya yapılabiliyor. Hadi bakalım 18 asgari ücret daha gitti!” dedi.

Takı merasimiyle ilgili de konuşan Arıkan, artan altın fiyatları nedeniyle düğünlere katılmanın dahi ciddi bir yük haline geldiğini vurgulayarak, “Eskiden düğün sevinciyle ‘bir altın takayım’ diyen insanlar, şimdi ‘takı törenine nasıl katılacağım’ diye kara kara düşünüyor” değerlendirmesini yaptı.

Mahmut Arıkan, tüm bu kalemler hesaplandığında, bir asgari ücretli gencin hiçbir harcama yapmadan tam 45 ayda evlenebileceğini, bir emekli babanın ise 62 ay maaşına dokunmadan bir çocuğunu evlendirebileceğini anlattı.

“Gençlerimiz seviyor ama evlenemiyor”

Evlenemeyen gençlerin ve ailelerinin çaresizliğine dikkat çeken Arıkan, “İşte bu ekonomik tablodan dolayı ‘Aile Yılı’nda, gençlerimiz aile kuramıyor! İşte bu yüzden yanımdaki gelinlik ve damatlık, gençlerimizin hayallerinde kalıyor! Sayın Aile Bakanı diyor ya: ‘Seviyorsan, git evlen!’ Sayın Bakan, gençlerimiz seviyor ama evlenemiyor!” şeklinde konuştu.

İktidarın sürekli yeni destek paketleri açıklamak zorunda kaldığını belirten Arıkan, “Çünkü onlar da biliyor! Bu mesele artık sadece sosyal değil, sadece kültürel değil; apaçık bir ekonomik bir çıkmazdır!” ifadelerini kullandı.

23 yıldır ülkeyi yöneten iktidarın uyguladığı politikaların çöktüğünü kabul etmek istemediğini dile getiren Arıkan, “Ama artık mızrak çuvala sığmıyor! Bu milletin çektiği sıkıntının adını koyun: Adı Ekonomik kriz!” dedi. Mahmut Arıkan, konuşmasının sonunda gençlere de seslenerek şunları söyledi: “Bu düzen sizi yalnız bırakıyor olabilir ama biz sizi yalnız bırakmayacağız!Sizin sesiniz olacağız, sizin yükünüzü paylaşacağız.”

Paylaşın

Öcalan’dan Videolu Mesaj: Silah Bırakın

Kürdistan İşçi Partisi (PKK) Lideri Abdullah Öcalan, silah bırakma süreci öncesi yayınladığı görüntülü mesajında, “PKK hareketi ve dayandığı ulusal kurtuluş savaş stratejisine son verilmiştir” dedi.

Öcalan, mesajında, “27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı savunmaya” devam ettiğini belirterek, süreçte gelinen noktanın “oldukça değerli ve tarihi nitelikte sayılmak durumunda” olduğunu söyledi.

Abdullah Öcalan, mesajına, “Varlık inkarına dayalı ve ayrı devlet amaçlı PKK hareketi ve dayandığı ulusal kurtuluş savaş stratejisine son verilmiştir. Varlık tanınmış, dolayısıyla ana amaç gerçekleşmiştir. Miadını doldurma bu anlamdadır” ifadeleriyle devam etti.

Öcalan, başlatması beklenen silah bırakma süreciyle ilgili yaptığı açıklamada, “gönüllüce geçiş” ve TBMM’de “yetkili ve kanunla kurulması düşünülen kapsamlı komisyon çalışmasının” önemine dikkat çekti.

Abdullah Öcalan, mesajında, “Gerek TBMM ve komisyon için anlam ifade edecek, gerek kamuoyundaki şüpheleri giderecek ve sözümüzün gereğini karşılayacak şekilde silahların bırakılmasını, ilgili çevre ve kamuoyuna açık olarak temin etmeniz doğal karşılanmalıdır” dedi ve ekledi:

“Silah bırakma mekanizmasının kurulması süreci ileri taşıyacaktır. Yapılan silahlı mücadele aşamasından demokratik siyaset ve hukuk aşamasına gönüllüce geçiştir. Bu bir kayıp değil, tarihi bir kazanım olarak değerlendirilmek durumundadır. Silah bırakmaya ilişkin detaylar belirlenecek ve hızlıca hayata geçirilecektir.”

Öcalan’ın mesajının tamamı şöyle: “Değerli yoldaşlar, komünalist yoldaşlık hareketimizin geldiği aşamayı, yaşadıkları somut durumu, sorun ve çözüm yollarına ilişkin kapsamlı bir mektupla tekraren de olsa açıklayıcı ve yaratıcı yanıtlar vermeyi, sizlere karşı etik bir görev saymaktayım.

27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı savunmaya devam etmekteyim. Sizlerin PKK’nin 12. Fesih Kongresi’yle, buna kapsamlı oldukça doğru bir içerikle pozitif yanıt vermenizi tarihi bir karşılık olarak değerlendirmekteyim.

Gelinen nokta oldukça değerli ve tarihi nitelikte sayılmak durumundadır. Bu arada köprü ilişkide bulunan yoldaşların çabası aynı değerde ve takdire şayandır.

Tüm yaşanan gelişmeler sonunda tarihi bir dönüşüm sayılması gereken bir Demokratik Toplum Manifestosu hazırladım. Bu manifesto, yaklaşık 50 yıllık ‘Kürdistan Devriminin Yolu’’ manifestosunu başarıyla ikame edecek niteliktedir. Sadece Kürt tarihsel toplumu için değil, bölgesel ve küresel toplum için de tarihsel toplumsal bir içerik taşıdığına inanmaktayım. Tarihi manifesto geleneğinin başarılı bir örneğini teşkil ettiğinden kuşku duymamaktayım.

Tüm bu gelişmelerin İmralı’da gerçekleştirdiğim görüşmeler neticesinde yaşandığını açıkça belirtmek durumundayım. Görüşmelerin özgür irade temelinde yürütülmesine azami dikkat gösterilmiştir.

Varılan aşama, yeni adımlarla pratiğe geçmeyi gerekli kılmaktadır. Bu aşamanın ve gerekli adımların da tarihi nitelikte olduğunun önemle belirtilmesi, anlaşılması ve gereklerine bağlı kalınması, yol alınması açısından kaçınılmazdır.

Varlık inkarına dayalı ve ayrı devlet amaçlı PKK hareketi ve dayandığı ulusal kurtuluş savaş stratejisine son verilmiştir. Varlık tanınmış, dolayısıyla ana amaç gerçekleşmiştir. Miadını doldurma bu anlamdadır. Gerisi aşırı tekrar ve açmaz olarak değerlendirilmiştir. Bu temelde kapsamlı eleştiri-öz eleştiri devam edecektir.

Siyaset boşluk tanımayacağına göre, boşluk, Barış ve Demokratik Toplum başlıklı program, ‘demokratik siyaset’ stratejisi ve temel taktik olarak bütüncül hukukla doldurulmak durumundadır. Tarihsel nitelikte ve kader belirleyici bir süreçten bahsediyoruz.

Sürecin geneli olarak silahların gönüllüce bırakılması ve TBMM’de yetkili ve kanunla kurulması düşünülen kapsamlı komisyon çalışması önemlidir. Kısır mantıklı, önce sen-ben kısırlığına düşmeden, adımların atılmasında dikkat ve hassasiyetin gösterilmesi şarttır. Atılan adımların boşa çıkmayacağını biliyorum. Samimiyeti görüyor ve güveniyorum.

Dolayısıyla daha da pratik ve somut kilit açıcı adımlara geçilmeye çalışılmaktadır. Benim tarafımdan ileri sürülen tezlerin belli başlı olanları şunlardır:

Herkesin üzerine düşeni yapması, Barış ve Demokratik Toplum hedefine ulaşılması, pozitif entegrasyonalist bir perspektifle mümkündür. Tüm anlatılanlardan çıkarılan sonuç; PKK ulus devletçi bir amaçtan vazgeçmiş, bu temel amaçtan vazgeçişle birlikte temel savaş stratejisinden de vazgeçmiş, varlığını sona erdirmiştir. Gelinen tarihi noktanın daha da ileriye götürülmesi beklenmektedir.

Gerek TBMM ve komisyon için anlam ifade edecek, gerek kamuoyundaki şüpheleri giderecek ve sözümüzün gereğini karşılayacak şekilde silahların bırakılmasını, ilgili çevre ve kamuoyuna açık olarak temin etmeniz doğal karşılanmalıdır. Silah bırakma mekanizmasının kurulması süreci ileri taşıyacaktır. Yapılan silahlı mücadele aşamasından demokratik siyaset ve hukuk aşamasına gönüllüce geçiştir. Bu bir kayıp değil, tarihi bir kazanım olarak değerlendirilmek durumundadır. Silah bırakmaya ilişkin detaylar belirlenecek ve hızlıca hayata geçirilecektir.

Meclisin çatısı altında bulunan DEM, diğer partilerle birlikte bu sürecin başarıya ulaşması için üzerine düşeni yapacaktır.

Bu arada tüm karar metinlerinde vazgeçilmez bir şart olarak benim özgür kalma durumuma gelince; biliyorsunuz ki ben hiçbir zaman kendi özgürlüğümü bireysel bir sorun olarak görmedim. Felsefi olarak da kişi özgürlüğü toplumdan soyut olamaz. Birey özgürleştiği oranda toplum, toplum özgürleştiği oranda birey özgür olabilir. Bu eğilimin gereğine bağlı kalınacağı tabidir.

Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyorum. Ve sizi de bu ilkeyi hayata geçirmeye çağırıyorum.

Son günlerde bölgede yaşanan gelişmeler, attığımız bu tarihi adımın önemini ve aciliyetini açıkça teyit ediyor.

Sürece yönelik her türlü eleştiri ve önerilerinizi, katkılarınızı dört gözle beklediğimi belirtmeliyim. Bu tartışmalar tüm ülke, bölge, küresel düzeyde bizleri, Demokratik Modernite Güçlerini yeni bir teorik program, stratejik ve taktik evreye ulaştıracağına, şimdiden bunun hazırlık çabası içinde olunduğuna dair çok iyimser ve hazır olduğumu, arzulu ve coşkulu olarak belirtirim.

Önümüzdeki döneme çağrım, kongre kararları ve en son bu yazıda dile getirdiğim görüş ve öneriler doğrultusunda yüklenelim ve başarı temelinde gelişmeler sağlayalım. Daimi yoldaşça selam ve sevgiyle kalın.

19 Haziran 2025. Abdullah Öcalan”

Paylaşın

Suriye’de Yedi Ayda 8 Bin 67 Kişi Öldürüldü

08

SOHR açıklamasında, “Bu veriler, ülkedeki güvenlik açığını ve toplumun en kırılgan kesimlerine yönelik tehditlerin ciddiyetini açıkça ortaya koyuyor” dedi.

Suriye’de Beşar Esad’ın ülkeden kaçışı ile siyasi, askerî ve güvenlik bürokrasisinin çöküşünün üzerinden yedi ay geçti.

Birleşik Krallık merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne (SOHR) göre bu süreç, Suriye’nin birçok vilayetinde büyük bir boşluk yarattı. Ülkeyi kontrol altına alan yeni askerî güçler, özellikle güvenlik ve ekonomik alanlarda ciddi zorluklarla karşı karşıya kaldı. Eski yönetimin çöküşüyle birlikte neredeyse tüm bölgeleri saran kaos ortamı, fırsatçılar tarafından kamu mallarına el koymak amacıyla kullanıldı.

Aynı dönemde, özellikle azınlıkların yaşadığı bölgeler başta olmak üzere, ülkenin birçok yerinde saldırılar meydana geldi. Kimlik temelli infazlar ve katliamlar artış gösterdi. Eski yönetime bağlı olmakla suçlanan kişilere yönelik bu saldırılar, Suriye toplumu içinde derin bir yarılmaya neden oldu ve demokrasi, özgürlük ve eşitlik talebiyle şekillenmesi hedeflenen “yeni Suriye”nin inşasını daha da güçleştiren bir toplumsal kırılma yarattı.

SOHR, 8 Aralık 2024 ile 7 Temmuz 2025 tarihleri arasında Suriye genelinde devam eden şiddet, yerel ve dış aktörlerin ihlalleri ile süregiden güvenlik kaosu sonucunda 8 bin 67 kişinin hayatını kaybettiğini belgeledi. Bu sayının 6 bin 150’sinin sivillerden oluştuğunu belirten SOHR, “Ölenler arasında 330 çocuk ve 451 kadın bulunuyor. Bu veriler, ülkedeki güvenlik açığını ve toplumun en kırılgan kesimlerine yönelik tehditlerin ciddiyetini açıkça ortaya koyuyor” dedi.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, şiddetin devam etmesi ve faillerin cezasız kalması karşısında, sivillerin korunması ve tüm suçların faillerinin adalet önüne çıkarılması için acil adımlar atılması çağrısını bir kez daha yineledi. Gözlemevi ayrıca, ayrım gözetmeksizin tüm Suriyelilerin haklarının güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

FT’den Çarpıcı Türkiye Ekonomisi Analizi: Siyasi Baskılar Yatırımcıyı Endişelendiriyor

Financial Times’da Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı bir analizde, Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla Özgür Özel hakkında başlatılan soruşturmanın, yatırımcı güvenini zedeleyerek ekonomik programı tehdit ettiğini belirtti.

Birleşik Krallık’ın önde gelen finans yayınlarından Financial Times, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel hakkında AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret suçlamasıyla başlatılan soruşturmayı ve bunun piyasalarda yarattığı olumsuz etkiyi değerlendirdi.

Gazete, bu sürecin Türkiye’de muhalefete yönelik baskının yeni bir evresi olduğunu ve yatırımcı güvenini zedeleyerek ekonomik programın istikrarını tehdit ettiğini yazdı.

FT’ye göre, soruşturma, Özgür Özel’in milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılmasına kadar gidebilir. Soruşturma kararının, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Mart ayında tutuklanmasının ardından geldiğine dikkat çeken gazete, muhalefet üzerindeki baskıların kademeli olarak arttığını ve bu sürecin yatırımcılar açısından siyasi istikrarsızlık sinyali verdiğini vurguladı.

Haberde, savcılığın pazar gecesi başlattığı soruşturmanın ardından pazartesi sabahı Borsa İstanbul 100 endeksinin yüzde 1,2 değer kaybettiği, Türk Lirası’nın ise kısa süreliğine dolar karşısında 40 seviyesinin üzerine çıktığı aktarıldı. Türkiye’nin risk priminin yükseldiği ve borç temerrüdüne karşı sigorta maliyetlerinin arttığı da FT’nin analizinde yer aldı.

Geçen hafta faiz indirimi beklentisiyle yüzde 10’a yakın değer kazanan borsanın, soruşturma haberiyle bu kazanımlarını kısmen geri verdiği belirtildi.

Financial Times, Özgür Özel’in, İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından ülke genelinde kitlesel mitinglerle Erdoğan’a yönelik eleştirilerini artırdığına dikkat çekti. Hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “kamu görevlilerine hakaret” suçlamaları yöneltilen Özel için Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamaya da yer verildi. Altun, “Özel, siyasi nezaket sınırlarını aşan tehditkâr ve kışkırtıcı açıklamalarda bulunmuştur” dedi.

CHP Sözcüsü Deniz Yücel ise soruşturmayı, “ifade özgürlüğü ve meşru demokratik siyaseti bastırmaya yönelik bir girişim” olarak tanımladı.

FT’nin analizine göre, Özgür Özel’e yönelik soruşturma, muhalefeti zayıflatmaya ve kamuoyundaki eleştirileri bastırmaya yönelik daha geniş bir stratejinin parçası. Geçtiğimiz hafta İzmir merkezli yolsuzluk soruşturması kapsamında 120’den fazla kişinin gözaltına alındığını, ardından üç CHP’li belediye başkanının tutuklandığını hatırlatan gazete, bu adımların CHP’nin son yerel seçimlerde elde ettiği kazanımları hedef aldığını belirtti.

Ayrıca LeMan dergisi çalışanlarının, Hz. Muhammed’e atıf yapıldığı iddia edilen bir karikatür nedeniyle tutuklandığı ve bu durumun basın özgürlüğü açısından kaygı uyandırdığına da değinildi.

Hükümet, yargı süreçlerinin bağımsız şekilde yürütüldüğünü savunsa da, Financial Times, muhalefet ve uluslararası gözlemcilerin bu süreci bir “yıpratma ve sindirme kampanyası” olarak gördüğünü belirtiyor. Gazeteye konuşan Middle East Institute uzmanı Gönül Tol, “CHP 2024 yerel seçimlerinde tarihi bir zafer kazandı. Şimdi Erdoğan, bu belediyeleri mahkeme kararları ve tutuklamalar yoluyla geri alıyor” dedi.

Ekonomik dengeler tehlikede

FT’ye göre, bu siyasi baskı ortamı, Türkiye’nin hâlihazırda kırılgan olan ekonomik toparlanma süreci üzerinde olumsuz bir etki yaratıyor. Aberdeen Investments’tan Kieran Curtis, hükümetin piyasaların tepkisini yakından izlediğini belirterek, “Yatırımcıların güveni zedelenirse, Merkez Bankası’nın faiz indirmesi zorlaşır ve bu da yaşam maliyeti krizini uzatabilir” dedi.

Sabancı Üniversitesi’nden siyaset bilimci Berk Esen ise hükümetin süreci anlık tepkilerle yönettiğini belirterek, “Bazı adımlar geri tepebilir. Zaten bunun etkilerini görüyoruz. Faizlerin hâlâ yüksek tutulmasının bir nedeni de bu” ifadelerini kullandı.

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklandığı dönemde yaşanan finansal panik sonrası Merkez Bankası’nın yaklaşık 50 milyar dolarlık rezerv müdahalesi yaptığı, ancak buna rağmen brüt döviz rezervlerinin yılın zirvesinden hâlâ yaklaşık 25 milyar dolar aşağıda olduğu vurgulandı. Öte yandan, enflasyonun yüzde 35 seviyesinde seyrettiği, politika faizinin ise yüzde 46’ya çıkarılmasının reel sektör üzerinde baskı yarattığı belirtildi.

Paylaşın

Aşırı Tuz Tüketimi Mide Kanseri Riskini Artırıyor Mu?

Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre, bir kişi günde beş gramdan fazla tuz ve 25 gramdan fazla şeker tüketmemelidir. Bu miktarlar yaklaşık olarak bir çay kaşığı tuza ve altı çay kaşığı şekere eşittir.

Haber Merkezi / Cips, hazır gıdalar, ketçap, mayonez, sosis, konserve yiyecekler ve çeşitli fast foodlar gibi yiyecekler yüksek miktarda tuz ve şeker içermektedirler. Bu da DSÖ tarafından önerilen tuz ve şeker sınırını büyük ölçüde aşmaya neden olmaktadır.

Özellikle aşırı tuzlu yiyeceklerin tüketimi mide kanseri riskini artırabilir.

Mide zarına zarar: Aşırı tuz, mide mukozasını tahriş ederek iltihaplanmaya ve hasara yol açabilir. Bu, uzun vadede kanser riskini artıran bir faktör olabilir.

Helicobacter pylori enfeksiyonu: Yüksek tuz tüketimi, mide kanseriyle güçlü bir şekilde bağlantılı olan Helicobacter pylori bakterisinin aktivitesini artırabilir. Tuz, bu bakterinin mide zarına zarar verme etkisini güçlendirebilir.

Kimyasal karsinojenlerle etkileşim: Tuzlu gıdalar, özellikle işlenmiş veya tütsülenmiş gıdalar (turşu, konserve, salam vb.), nitrat ve nitrit gibi karsinojen maddeler içerebilir. Bunlar mide kanseri riskini artırabilir.

Ne yapılabilir?

Tuz tüketimini Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği günlük 5 gram (1 çay kaşığı) sınırına indirmek.

İşlenmiş gıdalardan uzak durmak ve taze sebze-meyve ağırlıklı beslenmek.

Düzenli sağlık kontrolleriyle helicobacter pylori enfeksiyonunu taramak.

Paylaşın

Türkiye’de Her Gün En Az 5 İşçi İş Kazalarında Hayatını Kaybediyor

2025 yılının ilk altı aylık döneminde, en az 961 işçi iş kazalarında hayatını kaybetti. Bu, her gün en az 5 işçinin iş kazalarında hayatını kaybettiği anlamına geliyor.

Haber Merkezi / İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi) Haziran 2025 İş Cinayetleri Raporu’nu yayınladı. Buna göre; Haziran ayında en az 164 işçi iş kazalarında hayatını kaybetti. Böylece 2025 yılının ilk altı ayında iş cinayeti sayısı (Ocak 180, Şubat 124, Mart 159, Nisan 156, Mayıs 178 ve Haziran 164) 961’e ulaştı.

Haziran ayında en çok iş cinayeti güvencesiz çalıştırmanın en yaygın olduğu işkolları olan inşaat, tarım, taşımacılık ve belediye/genel işlerde meydana geldi. İş cinayetlerine sektörel olarak bakıldığında ise sanayide 47 işçi, inşaatta 40 işçi, hizmette 39 işçi ve tarımda 38 işçi hayatını kaybetti.

Mayıs ayında iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı şöyle: İnşaat, Yol işkolunda 40 işçi; Tarım, Orman işkolunda 38 emekçi (12 işçi ve 26 çiftçi); Taşımacılık işkolunda 17 işçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 15 işçi; Madencilik işkolunda 8 işçi; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 8 işçi; Metal işkolunda 7 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 7 işçi; Petro-Kimya, Lastik işkolunda 6 işçi; Gıda, Şeker işkolunda 5 işçi; Tekstil, Deri işkolunda 5 işçi; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 2 işçi; Ağaç, Kâğıt işkolunda 1 işçi; Basın, Gazetecilik işkolunda 1 işçi; Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 1 işçi; Savunma, Güvenlik işkolunda 1 işçi; Elimizdeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirleyemediğimiz 2 işçi.

Mayıs ayında iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle: Trafik, Servis Kazası nedeniyle 33 işçi; Ezilme, Göçük nedeniyle 31 işçi; Yüksekten Düşme nedeniyle 28 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 18 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 10 işçi; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 7 işçi; İntihar nedeniyle 6 işçi; Şiddet nedeniyle 5 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 5 işçi; Patlama, Yanma nedeniyle 4 işçi; Diğer nedenlerden dolayı 17 işçi.

Mayıs ayında iş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı şöyle: 14 yaş ve altı 1 çocuk işçi, 15-17 yaş arası 3 çocuk/genç işçi, 18-29 yaş arası 35 işçi, 30-49 yaş arası 75 işçi, 50-64 yaş arası 33 işçi, 65 yaş ve üstü 15 işçi, yaşı bilinmeyen 2 işçi.

Haziran ayında Türkiye’nin 55 şehrinde ve yurtdışında üç ülkede (kısa vadeli çalışmak için gidilen veya Türkiye menşeili şirketlerde çalışan) iş cinayeti gerçekleştiği tespit edildi: 12 ölüm İstanbul’da; 7’şer ölüm Antalya, Manisa ve Sakarya’da; 6 ölüm Erzurum’da; 5’er ölüm Balıkesir, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Isparta, İzmir ve Sivas’ta; 4’er ölüm Ankara, Çanakkale, Kahramanmaraş, Kocaeli ve Kütahya’da; 3’er ölüm Adana, Bursa, Gümüşhane, Konya, Muğla, Şırnak ve Yozgat’ta; 2’şer ölüm Adıyaman, Aydın, Çorum, Denizli, Düzce, Kayseri, Mersin, Osmaniye, Samsun, Tekirdağ ve Trabzon’da; 1’er ölüm Aksaray, Amasya, Ardahan, Bartın, Bingöl, Burdur, Çankırı, Edirne, Eskişehir, Karaman, Kırıkkale, Kırklareli, Malatya, Mardin, Muş, Ordu, Siirt, Şanlıurfa, Tokat, Irak, İtalya ve Suudi Arabistan.

NOT: İSİG Meclisi, iş kazalarını iş cinayetleri olarak tanımlıyor.

Paylaşın

AİHM’den Dikkat Çeken Karar: Selahattin Demirtaş Siyasi Saiklerle Tutuklandı

AİHM, Türkiye’nin beş ayrı temel hakkı ihlal ettiğine karar vererek, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın 2019’da yeniden tutuklanmasının hukuki değil, siyasi nedenlerle yapıldığına hükmetti.

AİHM, 2020 yılında da Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiğine hükmetmiş, ancak karar Türkiye tarafından uygulanmamıştı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Edirne Cezaevi’nde 2016 yılından bu yana tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’la ilgili kritik bir karara imza attı.

8 Temmuz 2025 tarihli kararında mahkeme, Demirtaş’ın 2019’daki yeniden tutuklanmasının “hukuki değil, siyasi” nedenlerle yapıldığını belirterek Türkiye’yi mahkûm etti.

AİHM, kararında Demirtaş’ın tutukluluğunun asıl amacının kamuoyunu susturmak ve demokratik tartışmayı bastırmak olduğuna dikkat çekti. Mahkeme, bu tespitle birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin beş temel maddesinin ihlal edildiğine hükmetti.

Madde 5/1 – Kişi özgürlüğü ve güvenliği: Demirtaş’a yöneltilen suçlamalar makul şüpheye dayanmıyor. Tutuklama hukuki değil, keyfi olarak değerlendiriliyor.

Madde 5/3 – Tutukluluğun gerekçelendirilmesi: Dört yılı aşkın süreyle devam eden tutukluluğa dair yeterli ve ilgili gerekçeler sunulmadı.

Madde 5/4 – Tutukluluğa itiraz hakkı: Anayasa Mahkemesi’nin 4 yılı aşkın süre karar vermemesi ve avukatların dosyaya erişiminin engellenmesi, etkili başvuru hakkını ortadan kaldırdı.

Madde 18 + Madde 5/1 – Hakların kötüye kullanılamaması: AİHM, tutuklamanın esas amacının ifade özgürlüğünü ve siyasal faaliyeti bastırmak olduğunu vurgulayarak bunun açıkça siyasi bir karar olduğunu tespit etti.

AİHM, 2020 yılında da Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiğine hükmetmiş, ancak karar Türkiye tarafından uygulanmamıştı. Son kararla birlikte AİHM, Demirtaş’ın tutukluluğunun siyasi gerekçelere dayandığı yönündeki kanaatini bir kez daha açıkça ortaya koymuş oldu.

(Kaynak: Karar Gazetesi)

Paylaşın

Bahçeli’den Özel’in TRT Çağrısına Destek: Yargıya Güven Artar

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, şeffaflık ilkesi doğrultusunda, Ekrem İmamoğlu duruşmalarının TRT’den canlı yayınlanması çağrısına destek verdi.

Devlet Bahçeli, muhalefetin bu talebinin “makul ve meşru” olduğunu belirterek, duruşmaların canlı yayınlanmasının yargıya olan güveni artıracağını vurguladı. Yargı süreçlerinin hızla tamamlanması gerektiğini ifade eden Devlet Bahçeli, “İddianameler bir an önce bitirilmeli” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Bizleri takip eden bütün vatandaşlarımızı yürekten selamlıyorum. Kırılmadan, kırışmadan, kıvırmadan, kısır heveslere kapılmadan her defasında yenilenerek mücadeleleri geride bıraktık. Yeri geldi candan geçtik ama ülkülerimizden, ülkemizden ve ilkelerimizden asla ödün vermedik. Her şeyden önce Türkiye dedik.

6 Temmuz günü aldığımız kara haber ile kahrolduk. Pençe Kilit Bölgesi’nde bir mağarada metan gazı zehirlenmesine bağlı olarak 12 askerimiz şehit oldu. Şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyor, ailelerine ve milletimize baş sağlığı diliyorum… Ülkemiz huzur menziline doğru mesafe alırken dedikodu iklimini sıcak tutmaya çalışanları göz ardı etmiyoruz. Fitnebazların tehditlerini bozmak, bayatlamış tuzaklarını işlevsiz hale getirmek için teyakkuz halindeyiz.

Orman yangınları milletimizi derinden yaralamıştır. Özellikle İzmir’deki yangınların elektrik hatlarından kaynaklandığı il valisi tarafından açıklanmıştır. Orman yangınlarını istismar edip ortamı germeye çalışmak utanmazlıktır. Birbirinden uzak mesafelerde pek çok yangının çıkması ayrıca ele alınmalıdır. Devletimiz yangınlarla mücadele halindedir. Hayatını riske atan kardeşlerimiz başta olmak üzere ilgili bakanlıklara, kurum ve kuruluşlara teşekkür ediyorum. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum.

Uzun süredir dile getirdiğimiz temiz siyaset ertelenemez mükellefiyettir. Siyaset alanının aklanmaya ihtiyacı var. Mahalli yönetimlerde tuz kokmuştur, emanet heba edilmiştir. CHP’deki belediyelerin yolsuzluk batağına saplanması bu partiyi neredeyse bu partiyi organize şebekeye çevirmiştir. Gayri ahlaki ve gayrihukuki ilişkiler teker teker deşifre edilmelidir.

Adana ve Adıyaman belediye başkanları yolsuzluk soruşturması ile yakayı ele vermiştir. İSKİ skandalının kat kat büyüğü mevcut CHP yönetimini sarıp sarmalamıştır. Emanete sahip çıkmayanlar erdemden bahsetmemelidir. Çalan çırpan, devlet kasasını boşaltanların adalet sözleri neyse suya yazılan odur. CHP’li başkanların hesap vermesi hukuk güvenliği ve üstünlüğünün sonucudur.

İtirafçılar yine CHP maskesi takanlardır. İddianameler süratle hazırlanmalı, kovuşturmalar etkin şekilde, en kısa sürede tamamlanmalıdır. Savcılara güvenimiz tamdır ve gece gündüz çalıştıkları bellidir. Tavı kaçan yargı süreçlerinin siyasi kutuplaşmayı beslemesi muhtemel akıbettir. Yargı süreçlerin uzaması sakıncalıdır ve gerek yoktur. Adli yılın başlaması ile Bu ağır yükü ülkemizin gündeminden çekip çıkaralım.

Duruşmaların canlı yayınlanmasını talep etmişti muhalefet. Biz de bu beklentinin makul ve meşru şekilde değerlendirilmesini bekliyoruz. Suçlamaların odağındaki şahıslar Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu unutmamalıdır. Türkiye tarihi sürecin tam ortasındadır.

“Sokağa davet edeceğim günü ben bilirim, Mısır’daki meydanı izlediğiniz gibi izlersiniz” demişti Özgür Özel. Ölçüyü kaçırdığını görüyorum. Sokakta gezebilirsin, germeye gerek üretmeye gerek yok. Önüne geçen yok, haydi buyur sokak sokak gez de görelim, boyunun ölçüsünü alalım. Bu sokak merakı seni suça iterse karşında Türkiye Cumhuriyetini bulursun, milleti bulursun.

“CHP’nin rayından çıkması düşündürücüdür”

Mısır örneği vermesi densizlik ve gaflettir. Hakkında başlatılan soruşturma isabetlidir. Hayırdır Özgür Bey darbe mi düşünüyorsun? Sandıkla yapamadığını silahlar gölgesinde mi planlıyorsun? Bu dil sakıncalıdır, sakattır. Böyle demokrasi anlayışı, özgürlük bağlılığı olamaz. Tutuklananlarla ilgili esir tanımı kullanması aymazlık ve ayıptır. DEM’in Türkiye partisi olma çabası memnuniyet vericidir. CHP’nin ise rayından çıkması düşündürücüdür.

CHP’nin yanında yöresinde sıraya giren partilerin yönetici ve vekillerinin iktidara, insan onuruna saldırmaları ifade ve düşünce özgürlüğü ile nasıl ifade edilecektir. Malum tv’lerde, sağda solda sabah akşam fütursuzca konuşanların güvencesi nedir. Rüşvet ile mücadele konuşulurken bu kenelere neden göz yumuluyor. Fitne yayan muhaliflere katlanmak zorunda mıyız. Bunlar siyaset değil düşmanlık yapıyor. Gündelik polemiklerin, sürekli şaibe içeren beyanların, azgınlaşan parti ihtirasların ülkemizde ne var ne yok yutmasına müsaade edemeyiz.”

Paylaşın

Türkiye’nin Yüzde 88’i Çölleşme Riskiyle Karşı Karşıya

Birleşmiş Milletler (BM) desteğiyle hazırlanan bir raporda; Türkiye’nin yüzde 88’i çölleşme riskiyle karşı karşıya kaldığı belirtildi. Raporda, 21. yüzyılın sonunda Türkiye’de yağış oranları yüzde 30 oranında düşeceği vurgulandı.

Raporun yazarlarından Dr. Kelly Helm Smith, “Kuraklık sadece bir hava olayı değil; sosyal, ekonomik ve çevresel buhranlara da yol açabiliyor” diyor ve ekliyor: “Asıl soru bunun bir daha olup olmayacağı değil, bir dahaki sefere daha iyi hazırlanıp hazırlanmayacağımız.”

Birleşmiş Milletler (BM) desteğiyle hazırlanan yeni bir rapor, son iki yılda tarihin en ciddi kuraklıklarından birkaçının gerçekleştiğini tespit etti. Raporda Türkiye’nin 2030’da ciddi bir kuraklıkla karşı karşıya kalabileceği uyarısı yapıldı.

Raporda Akdeniz bölgesine özel bir bölüm ayrılıyor ve hava sıcaklıklarındaki artışla yağışlardaki düşüş dikkate alınarak iklim değişikliğinin ana merkezlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Akdeniz ikliminde kuraklığın normal olduğu ancak sıklığı ve etkisinin 1950’lerden bu yana hızla arttığı belirtiliyor.

Rapora göre bölgede ortalama hava sıcaklıklarının 2050 yılında 2-3 derece, 2100 yılında 3-5 derece arasında artması bekleniyor. Her 2 derecelik sıcaklık artışı, bölgede suya erişimin yüzde 15’e kadar varan oranda azalması anlamına geliyor.

Raporda ayrı bir yer ayrılan Türkiye de, çöl iklimine benzeyen bir iklimin görülmesi olasılığının artması nedeniyle bu kuraklıktan etkilenme potansiyeli en yüksek ülkeler arasında görülüyor. Akdeniz havzasında iklim değişikliği ve küresel ısınmanın etkisi ve olası risklerini incelemek için raporda üç ülke baz alınıyor: İspanya, Fas ve Türkiye.

“Türkiye yarı kurak ve toprak parçalanmaya yatkın. Ülkenin yüzde 88’i çölleşme riskiyle karşı karşıya” ifadelerinin yer aldığı rapora göre, 21. yüzyılın sonunda Türkiye’de yağış oranları yüzde 30 oranında düşecek.

Eş zamanlı olarak sıcaklıklar da artacak ve 2100 itibarıyla ülkenin batısı ve güneyinde ortalama sıcaklıklar 4-5 derece daha fazla olacak.

2019’da Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne (OECD) göre su konusunda sıkıntılar yaşayan ülke kategorisinde olan Türkiye, 2030’da “su fakiri” ülke kategorisinde olma riskiyle karşı karşıya. Bu da, nüfusun ve tarım alanlarının yüzde 80’inin beş yıl içinde kuraklık riskiyle karşı karşıya kalması anlamına geliyor.

Raporda, 2022’deki aşırı kurak geçen mevsimlerin ardından Türkiye’de 2023 yılında ciddi bir kuraklık görüldüğünü, bunun etkilerinin de özellikle tarım alanında hâlâ devam ettiği belirtiliyor. Türkiye’de su kaynaklarının yüzde 75’i tarım alanında kullanılıyor.

2030’da olası kuraklık göz önüne alındığında, rapor, su kaynaklarının kullanımı ve hatta farklı kaynaklara yönelme konusunda ülkede ciddi yatırımlar yapılması gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor.

2025 yılının Ocak ayı da, son 24 yılın en kurak Ocak ayı oldu. Güneydoğu Anadolu Bölgesi ortalama Ocak ayı yağışının yüzde 6’sını alırken diğer bölgeler de sadece yüzde 30’unu aldı.

Somali’den Avrupa’ya kadar pek çok ülke, iklim değişikliğinin daha da belirginleştirdiği bu kuraklıklara tanık oldu. “Sessiz bir katil” olarak nitelendirilen kuraklığın “yavaşça hayatımıza girdiği, kaynakları tükettiği ve yaşamları mahvettiği” belirtilen raporda, kuraklığın yoksulluk ve ekosistem çöküşü gibi sorunları daha da ağırlaştırdığı aktarılıyor.

Raporda kuraklığın Afrika, Akdeniz, Latin Amerika ve Güneydoğu Asya’daki etkilerine dikkat çekilirken, Somali’de bu yılın başında 4,4 milyon kişinin kriz düzeyinde gıda güvensizliğiyle karşı karşıya olduğu tahmin ediliyor.

Raporun yazarları, bu “yeni normale” hazırlanmaları için hükümetlere daha güçlü erken uyarı sistemleri de dahil olmak üzere çeşitli tedbirler almalarını tavsiye ediyor.

ABD Ulusal Kuraklık Azaltma Merkezi’nin kurucu direktörü Dr. Mark Svoboda, “Bu yavaş ilerleyen küresel bir felaket ve şimdiye kadar gördüklerimin en kötüsü” diyor ve ekliyor:  “Bu rapor kuraklığın yaşamları, geçim kaynaklarını ve hepimizin bağımlı olduğu ekosistemlerin sağlığını nasıl etkilediğinin sistematik olarak izlenmesi gerektiğinin altını çiziyor.”

“Dünyadaki Kuraklık Noktaları” adlı rapor 2023’ten 2025’e kadar kuraklıktan en ciddi şekilde etkilenen yerleri tespit etti. Bu süre zarfında iklim değişikliğinin ısıtıcı etkileri, küresel hava durumunu değiştiren doğal iklim olayı El Niño tarafından daha da kötüleştirildi.

Pasifik Okyanusu’nun bazı bölgelerinde deniz yüzey sıcaklığı ortalamanın üstüne çıktığında ekvator boyunca rüzgarlar değişime uğruyor. El Niño denen bu durum tipik olarak Güney Afrika, Güneydoğu Asya, Kuzey ve Güney Amerika ve Avustralya gibi tropikal bölgelerde kurak koşullara neden oluyor.

Kuraklık kaynaklı kıtlık

Kenya, Etiyopya ve Somali’de yağmurlu olması gereken mevsimlerde üst üste yıllarca yağmur yağmaması sonucu Ocak 2023’te Afrika Boynuzu bölgesi son 70 yılın en kötü kuraklığıyla karşı karşıya kaldı. Bundan bir yıl önce de kuraklığın yol açtığı kıtlık nedeniyle Somali’de yaklaşık 43 bin kişi hayatını kaybetmişti.

Botsvana’daki su aygırlarının kuru nehir yataklarında mahsur kalması, Zimbabve ve Namibya’da yeterli gıdaya erişemeyen kişileri beslemek ve aşırı otlatmayı önlemek için öldürülen fillerle birlikte Afrika yaban hayatı da bu kuraklıktan etkilenmiş durumda.

Raporda kuraklığın en savunmasız toplulukları ve kadınları daha çok etkilediği, toplum üzerinde geniş kapsamlı etkileri olduğu aktarılıyor.

Bunun örneklerinden biri olarak da Doğu Afrika’nın kuraklıktan en çok etkilenen dört bölgesinde ailelerin geçinebilmek için başlık parasına yönelmesiyle birlikte çocukların zorla evlendirilmesi vakalarının iki katına çıkması gösteriliyor.

Raporun başyazarı Paula Guastello, “İnsanların kuraklıkla başa çıkmak için başvurduğu mekanizmaların, bu kuraklıkta işe yaramamaya başladığını gördük” diyor ve ekliyor: “Okuldan alınan ve evliliğe zorlanan kızlar, karanlığa gömülen hastaneler ve kirli su bulmak için kuru nehir yataklarında çukur kazan aileler… Bunlar ciddi birer kriz işareti.”

Rapora göre düşük ve orta gelirli ülkeler yıkımın en ağır yükünü taşırken diğer ülkeler de bundan etkileniyor. Örneğin İspanya’nın zeytin hasadı iki yıl süren kuraklık ve rekor sıcaklıklar nedeniyle yarıya indi.

Amazon havzasında rekor seviyeye düşen su seviyeleri balıkları öldürdü ve nesli tükenmekte olan yunusları daha fazla risk altına soktu. Binlerce kişinin kullandığı su kaynakları da bundan etkilendi.

Hatta kuraklık dünya ticaretini de etkiliyor: Ekim 2023 ile Ocak 2024 arasında Panama Kanalı’nda su seviyesi o kadar düştü ki günlük gemi geçişleri 38’den 24’e indirildi.

Raporun yazarlarından Dr. Kelly Helm Smith, “Kuraklık sadece bir hava olayı değil; sosyal, ekonomik ve çevresel buhranlara da yol açabiliyor” diyor ve ekliyor: “Asıl soru bunun bir daha olup olmayacağı değil, bir dahaki sefere daha iyi hazırlanıp hazırlanmayacağımız.”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın