Reformasyon Neden Önemlidir? Türkiye Üzerindeki Etkileri

16. yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkan ve Hristiyanlık inanışında köklü değişikliklere yol açan Reformasyon (kilisenin yenilenmesi hareketi), hem dini hem de toplumsal açılardan büyük önem taşır.

Kurtuluş Aladağ / Hareket, Katolik Kilisesi’nin otoritesine karşı çıkarak, Martin Luther, John Calvin gibi reformcuların öncülüğünde Protestan mezheplerinin ortaya çıkmasını sağladı. İncil’in konuşulan dillere çevrilmesi ile birlikte, bireylerin dini metinlere doğrudan erişimi sağlandı, ki bu kişisel inanç özgürlüğünü güçlendirdi.

Katolik Kilisesi’nin tartışmalı uygulamalarına (örneğin, endüljans satışı) karşı bir tepki olarak başlayan Reformasyon, kilisenin mutlak otoritesini sorgulayarak, bireylerin dini konularda daha fazla söz sahibi olmasını sağladı. Bu da, modern bireycilik anlayışının temellerini attı.

Hareket, Avrupa’da siyasi dengeleri de değiştirdi. Protestan prenslikleri ile Kutsal Roma İmparatorluğu gibi merkezi otoriteler arasında yaşanan çatışmalar, modern ulus-devlet anlayışının gelişmesine katkıda bulundu. Ayrıca, mezhep savaşları ve bu savaşlar sonunda yapılan barış antlaşmaları da (örneğin, 1555 Augsburg Barışı) dini hoşgörünün ilk adımlarını attı.

Reformasyon, okuryazarlığın artmasına ve eğitim sistemlerinin gelişmesine katkıda bulundu. Protestanların İncil’i yaygınlaştırma çabaları, matbaanın da etkisiyle, halkın okuma yazma öğrenmesini teşvik etti. Bu süreç, modern eğitim sistemlerinin ve bilgi toplumunun temellerini güçlendirdi.

Özellikle Protestan çalışma ahlakı (Max Weber’in teziyle ilişkilendirilen) aracılığıyla kapitalizmin gelişmesine dolaylı olarak katkıda bulunan Reformasyon sürecinde, çalışma, disiplin ve bireysel sorumluluk vurgusu, ekonomik üretkenliği artıran bir etken olarak görüldü.

Sonuç olarak, modern dünyanın şekillenmesinde kritik bir dönüm noktası olarak kabul edilen Reformasyon, sadece dini bir hareket değil, aynı zamanda Avrupa’nın ve dünyanın toplumsal, siyasi ve kültürel yapısını derinden etkileyen bir dönüşüm sürecidir.

Hareketin Türkiye üzerindeki etkileri

Reformasyon’un dolaylı etkileri, Osmanlı Devleti’nin siyasi, kültürel ve ekonomik ilişkileri üzerinden Türkiye coğrafyasında da hissedilmiştir.

Osmanlı Devleti, bu dönemde Avrupa’daki güç dengelerinden faydalanarak stratejik ittifaklar kurdu. Özellikle Katolik Habsburg Hanedanı’na karşı Protestan devletlerle (örneğin, Fransa ile ittifaklar) iş birliği yaptı. Bu durum, Osmanlı’nın Avrupa siyasetindeki etkisini artırdı.

Reformasyon, Avrupa’da ekonomik dönüşümleri (örneğin, Protestan çalışma ahlakı ve kapitalizmin gelişimi) tetikledi. Bu, Avrupa ile Osmanlı arasındaki ticari ilişkileri dolaylı olarak etkiledi. Osmanlı limanları, özellikle İzmir ve İstanbul, Avrupa’daki Protestan tüccarlarla ticaretin önemli merkezleri haline geldi.

Hareketin matbaayı yaygınlaştırma ve okuryazarlığı artırma etkisi, Osmanlı Devleti’nde doğrudan bir karşılık bulmasa da, Hristiyan azınlıkların eğitim kurumları üzerinde etkili oldu. 19. yüzyılda Protestan misyonerler, Osmanlı topraklarında okullar ve hastaneler kurdu (örneğin, Amerikan Board of Commissioners for Foreign Missions). Bu kurumlar, modern eğitim sistemlerinin Osmanlı’da yayılmasına katkıda bulundu.

Reformasyon’un bireycilik ve sorgulayıcı düşünceye vurgusu, Osmanlı aydınları üzerinde dolaylı bir etki oluşturdu. Tanzimat döneminde, Avrupa’daki fikir akımlarından etkilenen Osmanlı elitleri, modernleşme ve reform çabalarını hızlandırdı.

Sonuç olarak, Reformasyon’un Türkiye üzerindeki etkileri, doğrudan dini bir dönüşümden ziyade, siyasi, ticari ve kültürel alanlarda dolaylı olarak kendini göstermiştir.

Paylaşın

Babacan: Yargı Siyasi Koordinasyonla Hareket Ediyor

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Türkiye iktidarın yargı gücünü de kullanarak rakiplerini elimine ederek yürüdüğü bir süreçten geçiyor. İddialar var, yolsuzluk iddiaları var, CHP kurultayı ile ilgili iddialar var. İddiaların bağımsız yargının ele alması lazım. Böyle değil açıkçası böyle görmüyoruz. Yargı sürecinde gibi olan konuların siyasi koordinasyonda yürüdüğünü görüyoruz” dedi.

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan, KARAR TV Taha Akyol ve Elif Çakır’ın sorularını yanıtladı. Ali Babacan’ın sorulara verdiği yanıtlarda, öne çıkan bölümler şöyle:

“Türkiye iktidarın yargı gücünü de kullanarak rakiplerini elimine ederek yürüdüğü bir süreçten geçiyor. İddialar var, yolsuzluk iddiaları var, CHP kurultayı ile ilgili iddialar var. İddiaların bağımsız yargının ele alması lazım. Böyle değil açıkçası böyle görmüyoruz. Yargı sürecinde gibi olan konuların siyasi koordinasyonda yürüdüğünü görüyoruz. Birbirinden farklı konuların aynı zaman dilimine denk getirildiği hedefli bir şekilde operasyona döndürülmesi yargının doğal akışında olmaz.

Konu sadece İBB değil şu an 13 belediye başkanı tutuklu. Buna normal bir yargı süreci gibi bakamayız. Dava sürecinin televizyonlarda yayınlanması ile ilgili buna mahkeme heyetinin izin vermesi gerekiyor. Herkes kendine güveniyorsa iddialar ortaya konulur savunmalar yapılır, milletin vicdanında bazı konular yerini bulur. TRT’de duruşmayı Cumhurbaşkanına soracaklardır. Sayın Bahçeli’yi olumluyor ama ne olacağını göreceğiz. Erdoğan ister mi? Milletin vicdanından korkmamak lazım ama Cumhurbaşkanı bunu ister mi çok emin değilim.

Senin yargın, benim yargım olarak değil, yargının sadece siyasetten bağımsız değil kendi kendine çalışırken de tarafsız bir yapıya kavuşması işin aslıdır. Buraya nasıl gelindi? İşin aslı Sayın Erdoğan’ın görev süresiyle ilgili. Devlet gücünü kullanmak insanlarda güç zehirlenmesine yol açıyor. Sayın Erdoğan’ın 2001, 2002, 2003 konuşmalarına bakın, “Bizim partimizde lider suntası olmayacak. Benim dönemim 3 dönemle sınırlı” der. 3 dönem diye bir şey kalmadı. Erdoğan’ın 3 dönemi 2014’te doldu. 2014’ten sonra devam etmemesi gerekiyordu. Anayasa’da da cumhurbaşkanının görevi 2 dönemdir.

Erken seçim kararını Meclis alırsa 1 dönem daha yapabilir diyor. Bize göre 2023’te bile aday olması mümkün değildi. DEVA Partisi olarak YSK’ya dilekçe verdik. YSK bize 2017’de Anayasa değişti o zaman Erdoğan’ın kilometresini sıfırladık önceki dönemleri saymıyoruz’ dedi. Ana muhalefet partisi böyle bir dilekçe vermedi. Bir bankanın şube müdürlerini bile 5 yıldan fazla görevde tutmazlar. Çünkü 5 yıl sonra bankanın kurallarını dinlemez, kişisel ilişkilerle karar almaya başlar. Yargının bozulmasının sebebi budur işte. Bir süre sonra devlet yönetimi ve halkın verdiği yetki emanet olarak görülmüyor. Cumhurbaşkanı’nın ofisi, arabası, masası emanettir.

“Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararları alt mahkemeler uygulamıyor bu ülkede”

Süre uzayınca o emanet hissi kalkar hepsi benim der. Yargıda 2017’de bütün yetkileri kendi elinde topladıktan sonra yargıdaki görevlendirmeler ve atamalar liyakat ve ehliyete göre değil ‘bu benim dediğimi yapar mı yapmaz mı?’ oldu. Kriter bu olmaya başladı. Devlet devam etmiyor kişi devam ediyor. Yargıya olan aşırı müdahale bugün yargı kararlarının yanlış çıkmasına neden oluyor. Adaletsizlik olur. Kendi Anayasa Mahkememizin aldığı kararları alt mahkemeler uygulamıyor bu ülkede. AİHM karar alıyor ancak mahkemede uygulanmıyor bunu Erdoğan teşvik ediyor. Kendisi de söylüyor ‘kararları kabul etmiyorum’ diyor. Bu çok uzun süre devlet yönetmenin getirdiği bir hastalık.

Hukukta usül ve esas var. Yargı süreçlerinin usülüne baktığımızda tamamen siyasi yürüyor. Sayın Erdoğan yargı süreçleriyle ilgili herkesten önce yorum yapıyor. Yargı dosyaları ile ilgili pek çok bilgiyi biz herkesten önce cumhurbaşkanından duyuyoruz. Ya çok meraklı ‘getirin arkadaşlar dosyalara bakayım’ diyor ya da bazı yargı mensupları dosyaları kendiliğinden Erdoğan’a götürüyor.

‘Turpun büyüğü heybede’ diyor, nasıl biliyor bunu. Yargı bağımsız çalışsa bu bilgi nasıl gidecek Erdoğan’a? Diploma, kurultay, yolsuzluk iddialar ve SGK meselesi… Bunların hepsi paketleniyor, 18 Mart akşamı diploma, ertesi gün tutuklama. Birbirinden farklı konular nasıl oluyor da aynı zamana denk geliyor? Burada bir koordinasyon var. Dosyalara bakıyoruz tutuksuz yargılanabilir ancak tutuklanıyor. Sayın Erdoğan şiir okuduğu için kendisine dava açıldığı o dönemde dava sürecinde görevine devam etti.

Mahkeme suçlu diye karar almıştır ancak görevine devam etmiştir. Bugün tutuklu 13 belediye başkanı arkadaşımız da tutuklanmadan yargılanabilir. Bu da bizim yargı sistemimizin en önemli yanlışlarından birisi. Normal şartlarda tutuklu yargılanma istisna olmalı. İktidara mensup belediyelerde hiçbir şey yok mu? Aynı iş insanı itirafçı olup ‘rüşvet verdim’ diyor aynı iş adamı iktidar belediyelerinde de çalışıyor çok daha fazla ihale almış ama orada ‘hiçbir şey yapmadım’ diyor. Belediyelerle böyle çalışan birisinin sadece CHP’li belediyelere rüşvet verip AK Partili belediyelere rüşvet vermemesi mantıklı mı?

“Erdoğan, demokrasinin önünü açsın”

Yargı ne kadar bağımsızsa Merkez Bankası da o kadar bağımsızdır. Enflasyonun düşmesini istiyorsak Merkez Bankası bağımsız olmalı. Ama Erdoğan sürekli Merkez Bankası’na sürekli baskı yapmıştır. ‘Laf dinlemiyorlardı’ deyip Merkez Bankası Başkanı’nı görevden aldı ve laf dinleyenleri göreve getirdi. Sayın Erdoğan belki ilk 10 yılda güzel şeyler yaptı. Görev süresinin sonuna doğru yaklaştığı bir dönemde iyi bir iz bırakıp da ayrılsın. Türkiye’de demokrasinin önünü açsın. Akıllı bir lider bunu yapar. Merkel Almanya’da tekrar seçilemez miydi? Çok rahat seçilirdi ama kendisi istemedi. Hiç olmazsa bu tatta bıraksın diye ben Sayın Erdoğan’a tavsiyede bulunuyorum.

Bir belediye temiz yönetiliyor mu yönetilmiyor mu orasıyla iş yapan firmalardan ya da iş insanlarından öğrenirsiniz. Bizim derdimiz yolsuzluğun önünü kapatmak. Neden yolsuzluğa alan açıyorsunuz da sonrasında suç teşkilatıydı, ahtapottu, şebekeydi diyorsunuz. Kendi belediyelerinin 1 tanesiyle işlem yapmazken muhalefete bu kadar yüklenmek başka bir şey.

Bugün hak ettiğimizin yarısı bir refah seviyesinde sürünüyoruz. Bir kişinin inadı için. Bir kişinin kurumlar değil benim dediğim olacak dediği için. Umutsuzluğa kapılmayalım çabuk düzelir yeterki dürüst, ehil kadrolar olsun.

İslam’da devlet yönetmenin 3 ilkesi var; adalet, liyakat, istişare. Adalet kimseye haksızlık yapmamak, devlet imkanlarını herkese eşit kullandırmak demektir. Devlet imkanlarını kullandırırken kimseye vermediğiniz izni sadece bir firmaya veriyor ve o firma büyük paralar kazanıyorsa bu adil değildir. Bizim devlet sistemimiz dini kurallarla yönetilmiyor. Devlet dini kurallarla yönetiliyor olsaydı ülkenin cumhurbaşkanı sanal kumar için izin verir miydi? Kumarla ilgili çok sağlam ayetler var. Ülkenin cumhurbaşkanı bir kişiye izin veriyor ve sadece siz oynatın diyor. çıksınlar bu konuları konuşalım. Devlet teşvikleri şeffaftı, Resmi Gazete’de yayımlanırdı. Ama bugün büyük firmalara verilen teşvikler gizli veriliyor. Hangi firma ne kadar teşvik alıyor bilmiyoruz. Enflasyonla mücadele sadece faiz artırmakla olmaz kamuda tasarruf edeceksiniz. Tasarruf etmezseniz enflasyonu asla düşüremezsiniz.

Mart operasyonlarının Türkiye’ye büyük maliyeti oldu. Merkez Bankası’nın faizleri düşme döngüsüne girmişti. Marttan sonra faiz arttı. Marttan bu yana faiz inmiyor. Mesele İmamoğlu ya da CHP değil. Mesele artık Türkiye’nin güvenilir bir ülke olmaması. Halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanlarının zayıf dosyalarla tutuklandığı bir ülkede ben nasıl yatırım yapacağım? Yerli iş insanlarımız neden Türkiye’de yatırım yapsın? Çin’de demokrasi yok ama Türkiye’de olmayan liyakat bazlı ve kural bazlı bir yönetim anlayışı var. Bugün Amerika’ya rakip bir ekonomisi var. Demokrasiyi sadece sandıktan ibaret görürseniz 50+1’i cebe atarım Anayasa, hukuk tanımam derseniz olmaz. Demokrasi içinde de Türkiye büyüyemiyor.

“TÜİK’in gerçekleri ortaya çıktığı anda damadın foyası ortaya çıkacak”

TÜİK’in mutlaka bir dış göz denetime ihtiyacı var. TÜİK’in gerçekleri ortaya çıktığı anda damadın foyası ortaya çıkacak. TÜİK’in rakamlarıyla damadın Hazine Bakanlığı döneminde oynanmaya başlandı. Faizler inecek dedi, seçimi milleti aldatarak kazandı. Seçimlerden önce yüzde 8.5 ama seçimden sonra yüzde 50’lere çıkaracağım faizi deseydi kazanamazdı. Mülakatı kaldıracağım dedi kaldırmadı. 2023 seçimlerini helalinden kazanmadı. Montaj videolar gösterdi. Masanın altında teröristler var diyordu dün Külliye’de onları ağırladı.

Mehmet Şimşek, Hazine’den borçlanıyor, maliyeden vergi topluyor ve bu parayı Erdoğan’ın emrine sunuyor, Erdoğan da o parayı harcıyor. Eskiden Maliye Bakanı’nın, Hazine Bakanı’nın izni olmadan ödenek serbest bırakılmazdı. Bütçeden daha fazla para harcayabiliyor Erdoğan. Türkiye’de bütçe hakkı şu an Erdoğan’ın. Böyle ekonomi yönetimi olamaz. Onun için fakirlik ve yoksulluk yaygınlaşıyor.

Bu süreç 1 Ekim’de sayın Bahçeli’nin DEM Partililerin elini sıkmasıyla başladı. Biz ilk günden destekledik. Maalesef biraz yavaş ilerliyor ben bu yüzden kaygılıyım. Terörün Türkiye’ye çok büyük zararı oldu. Ayın 11’inde silah bırakma kararının uygulanmasına başlanacak. Bu ilk bir adım ne zamana kadar sürecek belli değil. MİT Başkanlığı bunun denetim sistemini kurmadan ayın 11’inde bir açıklama gelirse bu milleti kandırmak olur. Ailesinden zorla koparılıp dağa çıkarılan gençler var. Hiçbir eyleme bulaşmamış. Yönetim kademesinde olmayan ancak talimatları yerine getirenler var. Her kategorideki örgüt elemanlarıyla ilgili düzenlemeler gerekir.”

Paylaşın

Yeni Ateizm Akımı Neden Başarısız Oldu?

Richard Dawkins, Sam Harris, Christopher Hitchens ve Daniel Dennett gibi isimlerin öncülüğünde 200’li yıllarda yükselen “Yeni Ateizm” akımı, din karşıtı ve bilim odaklı bir hareketti.

Kurtuluş Aladağ / Dinlerin toplumsal zararlarını eleştiren ve ateizmi popülerleştiren bu akım, başlangıçta büyük ilgi çekse de zamanla etkisini yitirdi.

Yeni Ateizm akımı, dinleri toptan “zehir” veya “yanılsama” olarak nitelendirerek sert bir söylemi benimsedi (örneğin, Dawkins’in Tanrı Yanılgısı veya Hitchens’ın Tanrı Yüce Değildir).

Bu söylem tarzı, dindarlarla diyaloğu zorlaştırdı ve ateistleri “ukala” veya “militan” olarak algılanır hale getirdi. Bu üslubun uzlaşmaz olduğu ve inançlı kesimlerle yapıcı tartışmayı engellediği savunuldu (örneğin, Tom Flynn’in 2010’daki “Neden Yeni Ateizme İnanmıyorum” yazısı).

Dinlerin ahlaki ve toplumsal işlevlerini göz ardı eden Yeni Ateizm, bilimi insanlığın tüm sorularına cevap verebilecek tek otorite olarak savundu, ki bu yaklaşım, akımın inandırıcılığını zayıflattı. Alper Bilgili’nin “Bilim Ne Değildir?” adlı çalışmasında, Yeni Ateizm’in bilimsel temele dayanmayan bir bilim istismarı yaptığı belirtiliyor.

Yeni Ateizm, özellikle 11 Eylül sonrası İslam’a yönelik sert eleştirileriyle dikkat çekti. Ancak, Glenn Greenwald, Murtaza Hussain ve Hakan Yavuz gibi yorumcular, akımı İslamofobiyle suçladı. Dawkins, Harris ve Hitchens’ın İslam’ı genelleyici bir şekilde eleştirmesi, hareketin evrensel bir din karşıtlığından ziyade belirli bir dine odaklandığı algısını oluşturdu.

Dinin manevi, kültürel ve ahlaki önemini hafife alan Yeni Ateizm, alternatifler önermeye çalışsa da, bu boşluğu dolduracak somut bir çerçeve sunamadı. Bu da akımı yüzeysel kıldı ve hareketin cazibesini azalttı.

İnternet ve Sosyal Medya’nın etkisi

Yeni Ateizm, internetin yükselişiyle popülerleşti, ancak aynı platformlar farklı seslerin de duyulmasını da sağladı. Deizm, agnostisizm veya daha ılımlı seküler yaklaşımlar, Yeni Ateizm’in katı söylemine alternatif oldu. Örneğin, KONDA’nın 2019 raporuna göre gençler arasında deizm ve agnostisizm, ateizmden daha fazla rağbet görüyor.

Akım, ne tam bir felsefi sistem ne de birleşik bir hareketti. Yeni Ateizm’in aşırı uç tavrına karşı çıkan belirli ateist gruplar (örneğin, agnostik ateistler veya seküler hümanistler) hareketi zayıflattı.

Sonuç olarak Yeni Ateizm, dinin toplumsal etkilerini sorgulatmada etkili olsa da, sert üslubu, bilimci dogmatizmi, İslamofobi suçlamaları, kültürel bağlamı göz ardı etmesi ve alternatif bir anlam çerçevesi sunamaması nedeniyle başarısız oldu.

İnançların sorgulanması devam etse de, Yeni Ateizm’in yerini daha ılımlı yaklaşımlar aldı. Türkiye gibi ülkelerde de, ateizmden çok deizm veya agnostisizm gibi esnek inanç sistemleri gençler arasında daha popüler hale geldi.

Paylaşın

Şempanzeler, İnsanlar Gibi Moda Trendlerini Takip Ediyor

“Birisi bir şey yapmaya başlıyor, diğerleri onu kopyalıyor ve bu, hiçbir açık amaca hizmet etmese bile, hatta bazen rahatsız edici olsa bile, grup kimliğinin bir parçası haline geliyor.”

Haber Merkezi / Yeni yayınlanan bir araştırma, şempanzelerin de tıpkı insanlar gibi “moda trendlerini” takip ettiğini ortaya koydu.

Zambiya’daki Chimfunshi Yaban Hayatı Yetimhanesi’nde yaşayan sekiz şempanze, hiçbir sebep yokken kulaklarına ot veya dal parçaları taktığı görüldü.

Behaviour dergisinde yayımlanan araştırmanın yazarı Durham Üniversitesi’nden Dr. Jake Brooker, “Bu fındık kırmak veya termit avlamakla ilgili değil. Daha çok şempanze modası gibi” diyor ve ekliyor:

“Bu, insan kültürel modalarının nasıl yayıldığını yansıtıyor: Birisi bir şey yapmaya başlıyor, diğerleri onu kopyalıyor ve bu, hiçbir açık amaca hizmet etmese bile, hatta bazen rahatsız edici olsa bile, grup kimliğinin bir parçası haline geliyor.”

Utrecht Üniversitesi’nden Dr. Edwin van Leeuwen ise, “Tetikte kalmaları veya yiyecek aramak için çok fazla zaman harcamaları gerekmiyor” diyor ve ekliyor: “Bu onlara oyun, deney ve birbirlerini taklit etmek için daha fazla bilişsel alan sağlayabilir.”

Başka bir araştırmada, Uganda’daki Budongo Ormanı’nda yaşayan şempanzelerin açık yaraları tedavi etmek için bitkileri kullandıkları gözlemlenmişti.

Oxford Üniversitesi’nden bilim insanları, şempanzelerin ilk yardım için bitkileri nasıl kullandıklarını filme alıp kaydetmişti. Görüntülerde, şempanzelerin yaprakları yalayıp yaralara sürttükleri görülüyor.

Bilim insanları, bu görüntülerin, şempanze, orangutan ve goriller de dahil olmak üzere primatların sağlıklı kalmak için çeşitli yollarla doğal ilaçlar kullandığına dair giderek artan kanıtlara bir yenisini eklediğini söylüyorlar.

Paylaşın

Kur Korumalı Mevduat Hesaplarında Erime Devam Ediyor

4 Temmuz ile biten haftada Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları 535 milyar liraya geriledi. Merkez Bankası (TCMB), yıl içinde KKM uygulamasının sonlandırılmasının planlandığını duyurmuştu.

Haber Merkezi / Aynı hafta Merkez Bankası’nın (TCMB) brüt döviz rezervleri bir önceki haftaya göre, 10 milyar dolar seviyesinde artarak 164,4 milyar dolar düzeyine yükseldi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) haftalık bülteninde yer alan bilgilere göre, kur korumalı mevduatlar 4 Temmuz haftasında 543 milyar lira seviyesinden 535 milyar lira seviyesine geriledi.

Merkez Bankası (TCMB) KKM ile ilgili son olarak 2 Ocak tarihinde yayımlanan düzenleme ile döviz yükümlülüğü bulunan şirketlere KKM desteğini sonlandırma kararı almıştı. TCMB 2025 para politikası çerçevesini sunduğu metinde de yıl içinde KKM uygulamasının sonlandırılmasının planlandığını duyurmuştu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 4 Temmuz ile biten haftaya ilişkin para ve banka istatistiklerini yayınladı. Buna göre, brüt döviz rezervi 4 Temmuz haftasında bir önceki haftaya göre 10 milyar dolar artarak 164,4 milyar dolara yükseldi. Brüt rezerv bir önceki hafta 154,4 milyar dolar seviyesindeydi.

Aynı hafta net rezerv ise 46,4 milyar dolardan, 57,5 milyar dolara yükseldi. 4 Temmuz haftasında bir önceki haftaya göre swap hariç net rezervi 9,7 milyar dolar artışla 38,1 milyar dolara ulaştı.

Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, bankalarda yurt içi yerleşiklerin toplam döviz mevduatları aynı dönemde 191 milyar 189 milyon dolar seviyesinde oldu. Döviz mevduatları bir önceki hafta 194 milyar 133 milyon dolar seviyesine göre 2 milyar 944 milyon dolarlık azalış gösterdi.

Paylaşın

Trump’ın Vergi Tarifeleri ABD’li Şirketlere Nasıl Zarar Veriyor?

ABD Başkanı Donald Trump’ın 2025 yılının başlarında uygulamaya koyduğu ek gümrük vergileri, ABD’li şirketleri olumsuz yönde etkiliyor: Artan maliyetler, düşen satışlar, borsa kayıpları…

Haber Merkezi / Uzmanlar, ek gümrük vergilerinin, küresel ticaret savaşını körükleyebileceğini ve uzun vadede ABD ekonomisine zarar verebileceğini söylüyor.

Artan üretim maliyetleri: Ek gümrük vergileri, ithal edilen hammaddeler ve ara malların maliyetini daha da artırıyor. Özellikle Asya, Avrupa ve diğer bölgelerden ithalat yapan şirketler (örneğin, Apple, Nike, Target), vergi artışlarıyla birlikte ek maliyetlerle karşı karşıya.

Tüketici fiyatlarında artış: Şirketler, gümrük vergilerinin getirdiği ek maliyetleri genellikle tüketicilere yansıtıyor. Bu da, enflasyon artışıyla birlikte tüketicilerin satın alma gücünü belirli bir oranda düşürebilir.

Misilleme vergileri: Trump’ın ek gümrük vergilerine karşılık, Çin, Avrupa Birliği (AB), Kanada gibi ülkeler ABD ürünlerine misilleme vergileri uygulamaya başladı. Bu, ABD’li ihracatçıların (örneğin, Harley-Davidson) dış pazarlarda rekabet gücünü azaltıyor.

Piyasa değerlerinde düşüş: Ek gümrük vergileri, borsalarda ciddi dalgalanmalara neden oldu. Örneğin; S&P 500 endeksi, 2020’den bu yana en büyük düşüşü yaşayarak yüzde 4,8 geriledi. Apple, Nvidia, Nike gibi büyük şirketlerin hisseleri yüzde 5-14 arasında değer kaybetti.

Tedarik zinciri aksamaları: Şirketler, özellikle otomotiv ve teknoloji sektörlerinde, küresel tedarik zincirlerine bağımlı durumda. Örneğin, Meksika ve Kanada’dan gelen otomobil parçalarına uygulanan ek gümrük vergileri, üretim süreçlerinde aksamalara neden olabilir.

İstihdam kayıpları: Moody’s Analytics, ek gümrük vergilerinin ABD ekonomisinin büyümesini yüzde 0,6 azaltabileceğini ve 250 bin iş kaybına yol açabileceğini öngörüyor. Örneğin, bir otomotiv şirketi, vergilere yanıt olarak ABD’deki beş fabrikasında 900 çalışanı geçici olarak işten çıkardığını duyurdu.

E-ticaret ve teknoloji şirketleri üzerindeki etki: Çinli e-ticaret devleri (Shein, Temu) için düşük değerli kargolara uygulanan muafiyetin kaldırılması, Amazon gibi şirketlerin rekabet gücünü etkileyebilir.

Ayrıca, teknoloji sektöründe yarı iletken üreticileri (Nvidia, TSMC) muafiyetlerden faydalansa da, e-ticaret ve tüketici elektroniği şirketleri ek maliyetlerle karşı karşıya.

Paylaşın

Kahve Tutkunları Hangi Sağlık Riskleriyle Karşı Karşıya?

Dünya genelinde en çok tüketilen içeceklerden biri olan kahve, beyindeki adenozin reseptörlerini bloke ederek uyuşukluğu azaltır, odaklanmayı ve uyanıklığı artırır.

Haber Merkezi / Kahvenin temel bileşeni kafeindir. Kafein, merkezi sinir sistemini harekete geçiren doğal bir uyarıcıdır.

Kahvenin, faydaları, yararları ve riskleri hakkındaki tartışmalar ise devam etmektedir.

Kahve tutkunları, yani düzenli ve fazla miktarda kahve tüketenler, bazı sağlık riskleriyle karşı karşıya olabilir:

Uykusuzluk ve anksiyete: Kafein, merkezi sinir sistemini uyarır. Günde 400 mg’dan fazla kafein (yaklaşık 4 fincan filtre kahve) uykusuzluk, huzursuzluk, sinirlilik ve anksiyete riskini artırabilir.

Kalp sağlığı sorunları: Aşırı kafein, kalp atış hızını ve kan basıncını geçici olarak yükseltebilir. Kalp hastalığı olanlarda veya hassas bireylerde çarpıntı gibi sorunlara yol açabilir.

Mide problemleri: Kahve, mide asidi üretimini artırabilir, bu da reflü, gastrit veya ülser gibi sorunları tetikleyebilir, özellikle aç karnına tüketildiğinde.

Bağımlılık riski: Düzenli kafein tüketimi fiziksel bağımlılığa yol açabilir. Kafein kesildiğinde baş ağrısı, yorgunluk ve irritabilite gibi yoksunluk belirtileri görülebilir.

Kemik sağlığı: Aşırı kahve tüketimi, kalsiyum emilimini azaltabilir ve uzun vadede kemik yoğunluğu kaybına (osteoporoz) katkıda bulunabilir, özellikle yeterli kalsiyum alınmıyorsa.

Dehidrasyon: Kafein hafif diüretik etkisiyle vücuttan sıvı kaybına neden olabilir. Yetersiz su tüketimiyle birleştiğinde dehidrasyon riski artar.

Hamilelik ve doğurganlık: Hamilelerde yüksek kafein alımı düşük riskini artırabilir. Günde 200 mg’dan fazla kafein önerilmez. Ayrıca, bazı çalışmalarda fazla kafeinin doğurganlığı olumsuz etkilediği belirtiliyor.

İlaç etkileşimleri: Kafein, bazı ilaçlarla (ör. antidepresanlar, tiroid ilaçları) etkileşime girerek yan etkileri artırabilir.

Paylaşın

Gün Boyu Dinç Kalmaya Yardımcı Olacak 10 Alışkanlık

Bazı düzenli alışkanlıklar sadece günü en iyi şekilde değerlendirmeye değil, aynı zamanda iş ve özel hayatta uzun vadeli başarılar elde etmeye yardımcı olabilir.

Haber Merkezi / Uzmanlar, hayatta olumlu değişiklikler için iyi alışkanlıklar edinilmesi gerektiğini sıklıkla ifade ederler.

İşte gün boyu dinç kalmak için edinilebilecek alışkanlıklar:

Yeterli uyku: 7-8 saat kaliteli uyku, enerji seviyesini korur. Düzenli uyku saatleri belirlenmeli.

Dengeli beslenme: Kahvaltıda protein, sağlıklı yağlar ve kompleks karbonhidratlar tüketilmeli. Gün içinde şekerli atıştırmalıklardan kaçınılmalı, tam tahıllar ve sebzeler tercih edilmeli.

Su tüketimi: Dehidrasyon yorgunluğa neden olabilir. Gün içerisinde yeterli su tüketilmeli.

Hareket: Günde 20-30 dakika yürüyüş veya hafif egzersiz kan dolaşımını artırır ve enerji verir.

Kısa molalar: Her 1-2 saatte bir 5 dakikalık molalar verilmeli.

Kafein dengesi: Sabah bir fincan kahve faydalı olabilir, ancak öğleden sonra fazla kafeinden kaçınılmalı.

Doğal ışık: Gün ışığına maruz kalmak, melatonin üretimini düzenler ve uyanıklığı artırır.

Stres yönetimi: Meditasyon, derin nefes veya kısa mindfulness pratikleri zihinsel yorgunluğu azaltır.

Planlı gün: Zihinsel karmaşayı önlemek için görevleri önceliklendiren bir ajanda kullanılmalı.

Sosyal bağlantı: Çevredekiler ile kısa sohbetler enerjiyi yükseltebilir.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan “Silah Bırakma” Tepkisi: Tiyatro

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Dervişoğlu, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin istihbaratı, askeri, polisi; terörle mücadele eden kurumlardır. Bu hain terör örgütünün varlığını ve işlediği suçları cezalandıran ise Türk yargısıdır” dedi ve ekledi:

“Bu silahlar, Türk milletine ve devletine karşı kuşanılmış ve kullanılmıştır. Peki, bu silahların bırakılacağı yer neresidir? Türkiye, kendisine karşı 40 yıl boyunca bölücü terör yürütmüş bu örgütün silahlarını neden başka bir ülkenin toprağında teslim almaktadır? Herhangi bir etkin pişmanlıkta bulunmaları da, yargılanmaları da söz konusu olmayacakmış. Geldikleri gibi gideceklermiş. Bu nasıl bir tiyatrodur Allah aşkına!”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, TBMM’de partisinin grup toplantısında konuştu. Pençe-Kilit Harekâtı bölgesinde hayatını kaybeden 12 asker için başsağlığı dileğinde bulunan Dervişoğlu, yaşanan olayın sorumlularının hesap vermesi gerektiğini vurguladı.

Dervişoğlu, “Pençe-Kilit Harekât bölgesinde şehit düşen 12 askerimize Allah’tan rahmet, milletimize başsağlığı diliyorum. Bu elim olayın sorumlusu, hırdavatçıda 500 liraya satılan bir alet olamaz. Böyle bir sorumsuzluk, böyle bir duyarsızlık, böyle bir iş bilmezlik kabul edilemez. Türkiye, 12 evladını bu şekilde yitirmiş olamaz. Sorumlular kim olursa olsun; başta Milli Savunma Bakanlığı olmak üzere, tüm etkili ve yetkili kişi ve kurumlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Türk milletine hesap vermelidir. Bu hesap acilen, behemahal verilmelidir. Eğer verilmezse, bu salon, bu parti ve bu millet o hesabı mutlaka soracaktır” dedi.

Dervişoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü: “12 şehidimizin acısı yüreğimizi dağlarken, Sayın Erdoğan’ın İmralı’daki terörist başının temsilcileriyle görüşmesinde hiçbir sakınca görmemesi, milletin vicdanını derinden yaralamıştır. Aynı gün Adalet Bakanı, şehit cenazeleri nedeniyle planladığı görüşmesini erteleyebiliyorsa, Cumhurbaşkanı’nın da aynı hassasiyeti göstermesi gerekirdi. Milletin gözyaşı döktüğü bir günde, o katilin temsilcileriyle görüşmenin izahı yoktur. Programlar ülkenin dört bir yanında iptal edilirken, bu görüşmeyi ertelemek neden aklınıza gelmedi? Vicdandan ve milletten bu kadar mı koptunuz?”

Dervişoğlu, hükümetin özgür basına yönelik sansür politikalarını da eleştirdi: “Dahası, özgür basına yönelik sansür uygulayan iktidar, aynı gece İmralı’daki teröriste video mesaj çektirip dünyaya servis ettirebiliyor. Özgür medyaya yasak olan yayın, teröriste serbest bırakılıyor. Üstelik bu mesajda hâlâ ‘ulusal kurtuluş mücadelesi’ ifadeleri kullanılıyor, zafer ilan ediliyor. Bu tablo, kimin kazandığını açıkça gösteriyor. Böyle bir aymazlığı tarif edecek kelime bulamıyorum. Yazıklar olsun!”

AKP’li Ahmet Hamdi Çamlı’nın Cumhuriyet’e yönelik sert sözlerini de eleştiren Dervişoğlu, Erdoğan’a seslendi: “Cumhuriyet’e ‘1923 kanlı darbe’ benzetmesi yapan, ‘Yeliz’ lakabıyla tanınan AKP’li Ahmet Hamdi Çamlı hakkında Sayın Erdoğan’a sesleniyorum. Bu kendini bilmezin ‘kanlı darbe’ diye tanımlamaktan utanmadığı Cumhuriyet devletini bugün temsil eden sensin. Bu haddini bilmeze hepimizden önce senin müdahale etmen, senin cevap vermen yakışır. Sükût ikrardan gelir, bu konuda susamazsın! Bundan sonrası, 5064 savcıdan birinin çıkıp ‘Ben Cumhuriyet’in savcısıyım’ diyerek gereğini yapmasıdır. Emin olun, binlerce kahraman Türk polisi, bu kendini bilmezin başını öne eğip ters kelepçe takmak için hazır ve nazırdır. Buradan açıkça suç duyurusunda bulunuyorum!”

Yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarına da sert tepki gösteren Dervişoğlu, İYİ Parti olarak yolsuzlukla mücadelede kararlı olduklarını belirtti: “Altın kaçakçılığı yapıyorlar, sonra da ‘bizim yolsuzumuz’ deyip üstünü örtüyorlar. İnsan kaçakçılığı yapıyorlar, ‘bizimkiler’ deyip aklıyorlar. Hazine malını kaçırıyorlar, ‘bize helal’ diyerek meşrulaştırıyorlar. Türk milletinin hayatı, ayakkabı kutularıyla, baklava kutuları arasında heba oluyor. Ama biz İyi Parti olarak bu düzeni değiştirmeye geliyoruz! Bizim bu konuda tek bir hedefimiz var: Yolsuzlukla sistematik mücadele! Kim yaparsa yapsın, kimden gelirse gelsin; milletin malına, hakkına, rızkına uzanan eli kıracak bir sistemi bu memlekete getireceğiz!”

“Bu nasıl bir tiyatrodur Allah aşkına!”

Dervişoğlu, eleştirilerini şöyle sürdürdü: “İhanet mafyasının bir ayağı silah bırakma gösterisidir. PKK, iyi niyet gösterisi olarak 20-30 kişilik bir silah bırakma gösterisi düzenleyecekmiş. İletişim Başkanlığı da artık İmralı ve Kandil’in de iletişiminden sorumlu olmuştur. Artık o gösteriyi onlar yayınlar. Bu silahlar, onu kimin ne için kullandığına bakılmadan imha mı edilecektir? Yoksa olması gerektiği gibi adli emanete mi alınacaktır? Görelim bakalım hangisi olacaktır!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin istihbaratı, askeri, polisi; terörle mücadele eden kurumlardır. Bu hain terör örgütünün varlığını ve işlediği suçları cezalandıran ise Türk yargısıdır. Bu silahlar, Türk milletine ve devletine karşı kuşanılmış ve kullanılmıştır. Peki, bu silahların bırakılacağı yer neresidir? Türkiye, kendisine karşı 40 yıl boyunca bölücü terör yürütmüş bu örgütün silahlarını neden başka bir ülkenin toprağında teslim almaktadır? Herhangi bir etkin pişmanlıkta bulunmaları da, yargılanmaları da söz konusu olmayacakmış. Geldikleri gibi gideceklermiş. Bu nasıl bir tiyatrodur Allah aşkına!”

Son olarak Dervişoğlu, hükümet kadrosunu sert sözlerle eleştirip şu ifadeleri kullandı: “Biz ne yapıyoruz? diye soran bir Allah’ın kulu kalmadı mı? Devletin önemli kurumlarında bir tane Türk yönetici kalmadı mı? Hepiniz mi mankurtlaştınız! Adı ‘çözüm’, özü ise ‘İhanet Süreci’nin ikinci versiyonu olan bu dönemde, iktidar kadrosu öyle alengirli işler çevirmeye başlamıştır ki; milletinden aldığı yetkiyle yine milletini aldatan bu kadrolar, tarihe kara bir leke olarak geçeceklerdir.

Cumhurbaşkanlığı makamında oturan AK Parti Genel Başkanı, artık bir unvanın daha var: Sen artık Cumhurbaşkanlığı yetkisini kullanarak ‘terör örgütü üyelerini’ affeden birisin. Sen, vatandaşlarımızı şehit eden hainleri imzanla affeden bir Cumhurbaşkanısın.Sen, seni her eleştireni hapse attırmaktan çekinmeyen, milletine silah sıkanları ise affetmeyi tercih edensin. Cezaevlerini belediye başkanlarıyla, gazetecilerle, öğrencilerle, siyasetçilerle, akademisyenlerle…

Kısacası kendilerine biat etmeyen, aykırı ses çıkaran kim varsa onlarla dolduruyorlar. Milletimiz artık ne verdiğiniz kararları, ne yaptığınız işleri ne de girdiğiniz yolu destekliyor. Eğer tersini düşünüyorsanız, buyurun sandığı getirin! Teröristleri hükümet ortağı yaptığınız bu hale milletimiz karar versin. Referandumla sorun: ‘Ben artık senin katillerini bile affediyorum. Vatan hainlerini Cumhur İttifakı’na aldım. Ne düşünüyorsun?’ diye bir sorun bakalım!”

Paylaşın

PKK’nın Silah Bırakacağı Tarih Belli Oldu: 11 Temmuz

Partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenleyen DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) 11 Temmuz’da Irak’ın Süleymaniye kentinde silah bırakma töreni yapacağını söyledi.

Haber Merkezi / Ayşegül Doğan, “Süreç, tarafları açısından kendi ritminde ilerliyor. Biz, 11 Temmuz’da Süleymaniye’de gerçekleşecek bu somut adımı izlemek için eş genel başkanlarımız, milletvekili arkadaşlarımız, DEM Parti heyeti olarak PKK’nın silah bırakma törenine tanıklık etmek için orada olacağız” sözleriyle DEM Parti yetkililerinin de törende yer alacağını ifade etti.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme dair konuştu. Ayşegül Doğan’ın konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Merhaba hepiniz hoş geldiniz, rojbaş dembaş hûn hemû bi xêr hatin. Herkesi, sevgili Türkiye halklarını sevgi ve saygı ile selamlıyorum. İlginiz de gösteriyor ki tarihi bir andan geçiyoruz. Çok önemli bir eşikteyiz. Çok önemli bir kavşaktayız. Bugün gelen mesajla birlikte bunun önemi daha da arttı. Şimdi bundan sonraki gelişmeler neler olacak, sorularınızın hepsine tek tek cevap vermeye çalışacağım.

Öncelikle partimiz adına şunu söylemek isterim. Yepyeni bir sayfa açılıyor sevgili Türkiye halkları. Tarihi bir eşikteyiz ve bu tarihin içindeyiz bizler. Yani tarih biziz, tarihi biz yazacağız. Bu tarihin yazımına biz talibiz. Bu süreçte yalnızca tanıklık etmiyoruz. Bu süreç çok hayati sorumluluklar da yüklüyor. Çünkü insan hayatından bahsediyoruz. Bu hafta bir kez daha gördük ki bahsettiğimiz konu çok kıymetli. Çatışmasızlık, savaş ve savaşın son bulma ihtimalinin gerçekleşmesinde daha önemli bir aşamaya doğru ilerliyoruz. İlerlediğimiz her aşama hepimize yeni sorumluluklar yüklüyor. Bugün yıllardan sonra tam 26 yıl sonra ilk kez Sayın Öcalan’dan, İmralı’dan bir görüntü gördük.

Bütün Türkiye halkları ve toplumu ve dahi uluslararası kamuoyu. Sıcağı sıcağına gelen açıklamalar ve mesajlar da var. Dünya da ilgiyle takip ediyor. Demek ki Türkiye’nin Kürt meselesi, Türkiye’nin demokrasi sorunu yalnızca Türkiye’nin sorunu değilmiş. Bugün bir kez daha gördük. Hem bölgesel etkileri itibariyle hem sonuçları ve dünyada yaratacağı etkiler dolayısıyla yalnızca Türkiye ile sınırlı olmayan aynı zamanda Uluslararası bir sorundan bahsediyoruz. O yüzden çok tarihi bir kavşakta olduğumuzu bir daha bölgesel gelişmeleri de göz önünde bulundurarak söylemek isteriz.

Yine önemle belirtmek istediğimiz bir başka konu DEM Parti olarak. Türkiye’nin de ikinci yüzyılını belirleyecek tarihi bir an, tarihi bir gelişme olarak değerlendirilmelidir. Yıllarca demokratik bir çözümün, eşit, adil, onurlu ve kalıcı bir barışın çözümünün adresi İmralı’dan Sayın Öcalan’dan geçer dedik. Bugün bir kez daha görülmüş olmalıdır. Temennimiz budur. Neler söylemek istedik geçen yıllar boyunca, neden tecrit kaldırılmalı dedik. Neden sesi sözü duyulmalı dedik, neden çözümde önemli bir rol oynayabilir ve onun oynayabileceği rolü hiçbir aktör ikame edemez dedik. Bunlar bir hakikati tespit etmek için, bunlar başkalarının söylemeye cesaret edemediği bir gerçeği göstermek içindi. O yüzden bugün hem Sayın Öcalan’dan hem Sayın cumhurbaşkanından DEM Parti ile ilgili değerlendirmeler var biliyorsunuz.

“Silahların tümden devre dışı kalması için bir ilk adıma hazırlanılıyor”

Bu hafta boyunca birtakım gelişmelere tanıklık ettik. Önce DEM Parti İmralı Heyeti Sayın Öcalan ile görüştü, akabinde Sayın Cumhurbaşkanı ile bir görüşme gerçekleşti. Nihayetinde bugün bir video mesaj geldi. Birkaç gün içinde ki onun da tarihini ve yerini sizlerle paylaşacağız, silahların tümden devre dışı kalması için bir ilk adıma hazırlanılıyor. PKK tarafından yapılan açıklamalara baktığımızda da bunu görüyoruz. Tüm bunlarla ilgili detaylıca konuşacağız. Bunları sizlere söyleyeceğiz ve tarihi de paylaşacağız. DEM Parti olarak söylemek isteriz ki bu tarihsel anda tekrar kayda geçirmek için.

Eşit, adil, onurlu ve kalıcı bir barış için, yıllardır uğruna mücadele ettiğimiz evrensel değerler için, halkların bir arada özgür yaşamı için, eşit bir kardeşlik ve demokratik bir Türkiye için dün olduğu gibi bugün de kararlı, umutlu, heyecanlı ve hazırız. Gönüllüyüz, istekli ve hevesliyiz. Bundan hiç kimsenin şüphesi, kuşkusu olmasın. Hiçbir tereddütümüz yok bu konuda, hiçbir ikilememiz yok, hiçbir siyasi hesabımız yok. Biz bu meseleyi yani Türkiye’de Kürt meselesinin çözümünü ve Türkiye’nin demokratikleşmesini bütün siyasi hesapların, bütün siyasi çıkarların, çelişkilerin üzerinde tutuyoruz. Sözünü ettiğimiz konu insan hayatı.

Bugünün önünü açanlar var, bugünlere ulaşmamızı canı pahasına sağlayanlar var. Hatta bunlardan birinin ölüm yıldönümü, katledilmesinin yıldönümü. Her günümüz böyle bir ismi yani demokratik siyaset alanının genişlemesi için hayatını, canını ortaya koymuş isimleri bize hatırlatıyor. Dolayısıyla biz Vedat Aydın’ı anarken ismini sayamayacağımız onlarca, yüzlerce, binlerce insanı birlikte anıyoruz. Onların anılarına bağlılığın nasıl bir sorumluluk yüklediğini biliyoruz, bunun farkındayız.

Rolümüzün, misyonumuzun, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu demokrasinin, bu soluk alamayan halimizin ancak soluklanabileceği yerin gerçek, sahici, hakiki bir barış olduğunun farkındayız. Sorumluluktan kaçmıyoruz. Bilakis herkesi en az bizim kadar risk almaya, sorumluluk almaya, cesur olmaya davet ediyoruz. Koşullar ne olursa olsun yapmamız gereken siyaset alanını genişletebilmektir. Bu, ciddiyet, sahicilik, cesaret, özveri, fedakarlık, göze alabilmeyi gerektirir. Biz bunun için buradayız. Dünden de daha kararlı bir biçimde.

Yeni bir sayfa açıldı dedik. Yeni dönem hepimize sorumluluklar yükleyecek dedik. Bunun en önemli konularından biri de adalet meselesi. Bugün Türkiye’de bir yandan yaşanan adaletsizlikler bir yandan süren anti demokratik uygulamalar biliyoruz, görüyoruz, kaygıları ve endişeleri arttırıyor. Ancak bu kaygı ve endişeleri azaltabilecek olanlar yani Türkiye’de barışın ve aynı zamanda demokratikleşmenin yolunu açabilecek olanlar, birlikte yol almak üzere dayanışanlardır, bizleriz. Yan yana gelişimiz arttıkça, bu yolu açma kararlılığımız yükseldikçe endişeler ve kaygılar da azalacaktır.

Yine Sayın Öcalan’ın bugünkü açıklamasına gelmek istiyorum. Çok net ifadeler var Sayın Öcalan’ın açıklamasında. Hiçbir tereddüte yer bırakmayacak açıklamalar. Silahların tamamen devre dışı kalmasını istiyor. Bunun çabası ve mücadelesi onlarca yıldır sürüyor. Sesi bugünkü kadar koşullar elvermediği için yankılanmamış olsa da bugün ulaştığımız noktanın ardında onlarca yıllık bir çaba, emek ve uğraş olduğunu hatırlatmak isterim. 1993’te yarım kalmış bugün yeniden siyaset alanının genişlemesi ve silahların tümden devreden çıkarılması için bir yeni sayfadan bahsediyoruz. Bu kez yarım kalmamalı.

Bu tarihi eşikte yapılması gereken herşey ama herşey demokratik siyaset alanını genişletmeye dönük bir biçimde yapılmalıdır. Ne olabilir güvence sağlayacak şey? Hukuk olabilir. Hepimizin ortak teminatı ve ihtiyacı hukuktur. Dolayısıyla biz hukuk ve hukuka dair güvencelerin hiçbir kaygıya endişeye kapılmaksızın, hiçbir siyasi hesap yapılmaksızın bir an evvel hayata geçirilmesi gerektiğini hatırlatmayı bir sorumluluk sayıyoruz. Bu da bir hakikati ortaya koymak, bir ihtiyacı ortaya koymaktır. Bu da bizim görevimiz.

Bunun için mecliste bulunan ya da bulunmayan, grubu bulunan ya da bulunmayan tüm siyasi partiler de sorumluluk üstlenmeli, fikri bütün ayrılıklarını bir yana bırakıp Türkiye’nin temel iki meselesi için, üstelik birbirinden ayrılamaz iki meselesi için, Kürt sorununun demokratik çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi özgür ve eşit bir şekilde bir arada yaşam ve Türkiye’nin ikinci yüzyılına birlikte demokratik bir biçimde inşa edebilmek için sorumluluk üstlenmelidirler. Demokratik siyaset için de halk iradesi, halkların iradesi en çok bahsettiğimiz konu. Bu barış arayışının toplumsal tarafı ve toplumsal ayağı çok önemli. Bu hem toplumsal meşruiyet açısından önemli, hem de sıkça duyuyoruz, bilgilendirilmiyoruz kaygılarımız endişelerimiz var diye, bunları gidermek için önemli.

“Komisyon bir an önce özel yetkilerle oluşsun”

Düşünsenize bizim aylar öncesinde çağrısını yaptığımız komisyon kurulmuş olsaydı çok daha aktif bir rol üstlenebilirdi. Biz bu çağrıyı aylar öncesinden parti adına yaptık. Meclis aktif bir rol üstlensin. Meclis başkanı bu konuda inisiyatif alsın dedik. Dedik ki tüm siyasi partilerden oluşan, özel yetkilerle donatılmış bir komisyon oluşturulsun.

Temennimiz şu ki, o komisyon bugünlere yetişmedi ama zaman kaybedilmesin artık. Hızlanalım. Madem bir devlet politikasından bahsediyoruz Kürt meselesinin çözümüne dair, o zaman bunların emarelerini somut bir şekilde görelim. Toplumun bunları görmeye ihtiyacı var, komisyon bir an evvel oluşsun. Özel yetkilerle oluşsun. Bu bir kazanım olarak görülmelidir. Çok hayırlı, önemli, tarihi bir meselenin çözümü için yola koyulacaktır bu komisyon. Türkiye’de toplumsal barış ve bütünleşme ilgili çok önemli bir rol oynayabilir.

Biliyorum en çok merak ettiğiniz konu, günlerdir tartışılan silahların devre dışı kalması için bundan sonra ne yapılacak konusu. Bu konunun çeşitli cevapları var. Bazıları bizde, bazıları bizde değil. Bunu her zaman açıklıkla ifade ettik. Çünkü süreç, tarafları açısından daha önce de söylediğimiz gibi kendi ritminde ilerliyor. Ancak biz önemli öznesi olarak süreçte bir kolaylaştırıcılık rolü üstlenmek istiyoruz. Yolu açmak istiyoruz. Bu yol sağlam dayanaklarla yürünebilsin diye. Yıllardır yapmaya çalıştığımız şeyi yapmaya çalışıyoruz. Siyaset konuşsun diyoruz. Farklı fikirler Türkiye’de örgütlenme özgürlüğüne kavuşsun diyoruz.

İnsanlar fikirlerini özgürce ifade edebilsinler diyoruz. Halk iradesine saygı duyulsun diyoruz. Seçme ve seçilme hakkına saygı duyulsun diyoruz. İnsanların tercihlerine saygı duyulsun diyoruz. Herkes için adalet hakkından bahsediyoruz, hepimiz için barış hakkından bahsediyoruz. Hepimiz için demokrasi hakkından bahsediyoruz. Bizim kolaylaştırıcılık tanımımız tam da böyle bir şey. Siyasi partilere yaptığımız çağrının bağlamı da tam olarak böyle bir yer. Biz 11 Temmuz’da Süleymaniye’de gerçekleştirilecek 12 Mayıs Kongre kararlarına uygun bir şekilde atılacak bu somut adımı izlemek için Eş Genel Başkanlarımız, bileşen partilerimizin eş genel başkanları, eş sözcüleri, MYK üyelerimiz, vekil arkadaşlarımızın bir kısmı ile birlikte DEM Parti Heyeti olarak Süleymaniye’de olacağız.

11 Temmuz’da Süleymaniye’de bir grup PKK’linin katılımı ile gerçekleştirilecek bu ilk adıma, bu tarihi ana tanıklık etmek için orada olacağız. Bunun yalnızca bir tanıklık olmadığını biliyoruz. Tanıklığın çok önemli bir sorumluluk ve ciddiyet yüklediğinin farkındayız. Biz bu meseleye ciddi yaklaşıyoruz ve herkesi de ciddiyetle yaklaşmaya davet ediyoruz. Yalnızca DEM Parti’nin meselesi olmadığını söylüyoruz o yüzden şunu eklemek istiyoruz. Bu tarihi anı yani silahların tümden devreden çıkması için atılacak bu somut adıma, kongre kararlarına uygun bir şekilde ve Sayın Öcalan’dan gelen bugünkü mesaja uygun bir şekilde atılacak bu adıma bu ülkede Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt meselesinin eşit, adil ve onurlu bir şekilde çözülmesi için kendisini sorumlu hisseden herkesin aynı hassasiyetle yaklaşmasını temenni ediyoruz.

Bunu bir yenme, yenilme, tasfiye, taviz gibi görmemek, böyle yaklaşmamak, bu dili, üslubu ve yaklaşımı değiştirmek gerekir. Görüyoruz ki halen sürecin hassasiyetine rağmen bu dil tercih ediliyor. Bu meselenin bu dille çözülemeyeceğini geçen on yıllar bize gösterdi. Önümüzdeki on yıllarda yeni bir dil bir, yeni bir yaklaşım, yeni bir üslup, yeni bir zihniyete ihtiyacımız var. Bunu görmeyi temenni ediyoruz.

Aynı zamanda diyoruz ki bu tarihi eşik bizim için bu anlama geliyor, toplum için de çok önemli anlamları var o sebeple demokratik siyasete tam geçiş için gereken tüm mekanizmalar bir an önce oluşturulmalı. Yasal güvencelerle desteklenerek bu fırsat kalıcı hale getirilmelidir. Bu tarihi eşikte, tarihi bir açıklamanın geldiğini söyledik. İlk tarihi açıklama değil ancak yeni tarih yazımı için unutulmayacak açıklamalar bunlar. Tarih bu açıklamalarla, bu açıklamaların içeriği ve bundan sonra ona uygun şekilde atılacak adımlarla yazılacak.

Hem yakından takipçisiyiz bu sürecin hem yalnızca DEM Parti’ye bırakılmamasını ifade ediyoruz. Kendimize güveniyoruz, bu konudaki tecrübemize ortak mücadelemize güveniyoruz. Ancak Türkiye’nin bu kadar kritik bir meselesinde herkesin sorumluluk üstlenmesi gerektiğini düşünüyoruz, herkesin yapabilecekleri olduğuna inanıyoruz. Yalnızca Kürt sorunu için değil uluslararası bir mücadele ve dayanışma için de tarihi bir dönüm noktasında olduğumuzu ifade etmeliyiz.

Yine bir başka temennimiz dünya barışı ve çözüm deneyimlerinden esin almaktır. Türkiye’de gelişecek olan barış ve demokratik çözüm modelinin dünya literatürüne geçmesini temenni ediyoruz. Eşit bir kardeşlik, demokratik bir Türkiye yaratıp bölgeye örnek olmasını temenni ediyoruz. Yani Türkiye halklarının barışının demokrasiye sarılarak, demokrasiyi güçlendirerek, demokratik bir cumhuriyeti inşa ederek başarıya ulaşmasını temenni ediyoruz. Bu konuda üzerimize düşen sorumluluğu almaya hazırız.”

Soru / Cevap

Soru: Sayın Öcalan’ın ikinci bir video mesajı olacak mı, 11 Temmuz’da olacağına ilişkin bizde bir takım bilgiler var?

“İkinci bir video olacağına dair biz de bir bilgi yok. Biz 11 Temmuz’da Süleymaniye’ye gideceğimizi sizlerle paylaştık, gideceğiz, orada olacağız. Orada ev sahipleri var. Kürdistan Bölgesi’nde gerçekleşecek. Bir grup PKK’linin katılımıyla gerçekleşecek somut bir adımı izlemeye ve o tarihi anda orada olmaya gideceğiz. Ancak içeriğe dair bizim bir bilgimiz yok. Bu bilgi olsa olsa bu somut adımı gerçekleştirenler ve gerçekleştirmeye hazırlananlarda olabilir. Ancak Sayın Öcalan’dan ikinci bir görüntülü video bilgisi bizde yok, o yüzden bunu teyit edemiyorum. İktidar ve muhalefet de bu ana tanıklık etmeli ve sorumluluğa ortak olmalıdır

Soru: Bazı siyasi partilerin de Süleymaniye çağrıldığı yönünde haberler çıktı. Öyle bir çağrınız oldu mu, geri dönenler var mı?

“Bunu bu kürsüden daha önce defalarca yaptık. Bu iktidardan muhalefete kadar herkesin meselesi. Biz Türkiye’ye karşı, Türkiye’nin barışına karşı, demokratik çözümüne, eşit yaşamın inşasına dair sorumluluk hissediyoruz. Bu sadece bir siyasi partinin meselesi olmamalı. Muhalefet partiler tüm anti demokratik uygulamalara ve olumsuzluklara rağmen bu sürece destek vermek istiyorlar. Biz bunu büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz. Son derece yapıcı bir yerden pozisyon almak istiyorlar.

Bu pozisyonu güçlendirebilecek adımların, güçlendirebilecek bir takım görüşmelerin iktidar bloku tarafından da yapılması gerekir. Elbette biz bu somut adıma, bu tarihi ana tüm siyasi partilerin aynı sorumlulukla yaklaşıp iktidarından muhalefetine orada olmalarını ve sorumluluk almalarını isteriz. Bu gizli saklı bir şey değil, açık aleni bir biçimde söyledik zaten bunu. İktidar bloğu da muhalefet partileri de parlamento dışındaki muhalefet partileri de 11 Temmuz’da Süleymaniye’de bu ana tanıklık etmeli ve bu sorumluluğa ortak olmalıdır. Eğer Türkiye’de demokratik siyaset alanının genişlemesini istiyorsak bu meseleye böyle yaklaşmak durumundayız. Toplumun talebi Türkiye’nin daha özgür ve daha adil olması yönündedir.”

Soru: Bu süreç toplumsal bir meşruiyet kazandı mı?

“Terörsüz Türkiye dediniz birincisi biz böyle adlandırmıyoruz DEM Parti olarak. Biz Barış ve Demokratik Toplum Süreci olarak bakıyoruz sürece. Yıllarca terör ve güvenlik gibi kavramlar kullanıldı. On yıllar bize gösterdi ki meseleyi doğru adlandırmayınca doğru sonuçlar da alınamıyor. O yüzden meseleye böyle yaklaşmamak gerekiyor. Toplumsal meşruiyete olan konu toplumsal talebin kendisidir.

Bugün toplum talebi Türkiye’nin daha özgür, daha adil, daha eşit olması yönündedir. Dolayısıyla evet demokratik çözümden, barış arayışından daha meşru bir şey olamaz olmamalıdır. Bu konudaki meşruiyeti artırmak, kaygıları gidermek, duyulan endişeleri anlamak, itirazları önerileri yapıcı bir şekilde değerlendirmek iktidarından muhalefetine herkesin görevi. Ancak şunu da hatırlatmak isteriz en çok da devlet yetkililerinin görevi.

Eğer bir devlet politikasından bahsediyorsak ki MHP, Devlet Bahçeli böyle dedi, doğrudan Cumhurbaşkanına çağrıda bulundu. Bugün Cumhurbaşkanı kendisine teşekkürlerini ifade etti. O halde bize de şunu söylemek düşer toplum olarak da siyasi ve muhalefet partileri olarak da. Biz bu memnuniyet verici söylemlerin eyleme dönüşmesini, somut adımlara dönüşmesini bekliyoruz. Toplumsal meşruiyet hukukla yasal güvencelerle güçlenir. Ama barış ve demokrasi hakkından daha meşru bir hak ne olabilir ki?”

Soru: Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile görüşmeniz ertelenmişti. Bugün açıklama yaptı önümüzdeki günlerde görüşebiliriz diye. Bu açıklamadan sonra bir iletişiminiz oldu mu?

“Bugün Adalet Bakanı Yılmaz Tunç açıkladı neden ertelendiğini. Yeni bir gün belirlenmedi, önümüzdeki günlerde bu görüşme gerçekleşecek. Görüşmenin gerçekleşmemesinin nedeninin cenazeye katılım olduğunu Adalet Bakanı da ifade etti. Bir daha böyle acılar yaşanmasın, ölümler yaşanmasın, kim olursa olsun, hangi etnisiteden olursa olsun hiç fark etmez artık yeter, çözüm konuşulsun ölüm konuşulmasın.”

Paylaşın