Yasal Takibe Düşen Bireysel Borçlu Sayısı Bir Milyonu Aştı

2025 yılının ilk beş aylık döneminde bireysel kredi ya da kredi kartı borçları nedeniyle yasal takibe giren kişi sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 39 oranında artarak 1 milyon 39 bine yükseldi.

Yüksek enflasyon ve artan faiz oranlarının gölgesinde borçlanma eğilimindeki hız kesilmezken, bireylerin finansal yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlandığına işaret eden yeni veriler, hanehalkı borçluluğundaki kırılganlığı gözler önüne serdi. Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi tarafından yayımlanan son istatistiklere göre, bireysel kredi veya kredi kartı borçları nedeniyle yasal takibe alınan kişi sayısında keskin bir artış yaşandı.

Dünya Gazetesi’nin haberine göre, Mayıs 2025’te bireysel kredi kartı borçları nedeniyle takibe düşen kişi sayısı 162 bin 617 olarak kayıtlara geçerken, bireysel kredilerden dolayı yasal takibe alınan kişi sayısı 171 bin 123’e ulaştı. Böylece yalnızca bir ayda toplamda 333 binden fazla kişi borçları nedeniyle yasal takip süreciyle karşı karşıya kaldı.

Yılın ilk beş aylık dönemine bakıldığında ise tablo daha da çarpıcı. Ocak-Mayıs 2025 döneminde bireysel kredi ya da kredi kartı borçları nedeniyle yasal takibe giren kişi sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 39 oranında artarak 1 milyon 39 bine yükseldi. Bu rakam, bireysel borçlulukta yaşanan yapısal sorunun derinleştiğini ve borç ödeme kapasitesinin giderek zayıfladığını gösteriyor.

Bireysel borçlulukta yalnızca kişi sayısı değil, takibe düşen alacak miktarı da dikkat çekici bir artış gösterdi. TBB Risk Merkezi’nin verilerine göre, Mayıs 2025 itibarıyla bireysel krediler (kredi kartları dahil) kapsamında tasfiye olunacak alacak tutarı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 177’lik artışla 199 milyar TL’ye yükseldi. Bu rakam, bankacılık sektörünün karşı karşıya olduğu riskin boyutuna da işaret ediyor.

Finans çevreleri, enflasyonla mücadele kapsamında sürdürülen sıkı para politikasının bireysel borç ödemelerinde baskı yarattığını, özellikle sabit gelirli kesimlerin kredi geri ödemelerini sürdürmekte zorlandığını belirtiyor. Ekonomistler ise mevcut gidişatın yılın geri kalanında da devam etmesi durumunda, borç yükünün daha geniş kesimlere yayılabileceği uyarısında bulunuyor.

Paylaşın

Rusya’nın Kafkasya’daki Etkisi Azalıyor Mu?

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya’nın hegemonya kurduğu Kafkasya’da güç dengeleri değişiyor. Azerbaycan daha bağımsız hale gelirken, Ermenistan Moskova’dan uzaklaşıyor. Gürcistan’da karşıt güçlerin savaşı ise sürüyor.

Kurtuluş Aladağ / Rusya’nın Kafkasya’daki etkisi, son yıllarda azalıyor gibi görünse de bu konuda kesin bir yargıya varmak için birkaç faktörü değerlendirmek gerekiyor.

Geleneksel olarak Rusya’nın en yakın müttefiki olan Ermenistan’da, özellikle 2020 İkinci Karabağ Savaşı’ndan sonra Moskova’ya yönelik güven sarsılmış durumda. Rusya’nın Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (CSTO) kapsamında Ermenistan’a yeterince destek vermediği algısı, Nikol Paşinyan hükümetinin Batı’ya yönelme eğilimini artırdı.

2023’te Azerbaycan’ın Karabağ’ı tamamen kontrol altına alması ve Rus barış güçlerinin etkisiz kalması, Rusya’nın bölgedeki prestijini zedeledi. Ermenistan’ın CSTO üyeliğini askıya alması ve Batı ile yakınlaşma çabaları, Rusya’nın etkisinin azaldığına işaret ediyor.

Rusya ile pragmatik bir ilişki sürdüren Azerbaycan, enerji kaynakları ve Türkiye ile yakın bağları sayesinde daha bağımsız bir politika izliyor. 2020 savaşı sonrası Rusya’nın barış anlaşmasındaki rolü, Moskova’nın hala bölgede bir aktör olduğunu gösterse de, Azerbaycan’ın Türkiye ve İsrail gibi aktörlerle ilişkileri, Rusya’nın etkisini dengeleyici bir unsur olarak öne çıkıyor.

Gürcistan, 2008 Rusya – Gürcistan Savaşı’ndan bu yana Rusya ile ilişkileri soğuk tutuyor ve NATO ile Avrupa Birliği (AB) entegrasyonuna odaklanıyor. Ancak, Gürcistan’daki mevcut hükümetin Moskova ile daha ılımlı bir yaklaşım sergilemesi, Rusya’nın dolaylı etkisini koruduğunu gösteriyor. Yine de, halk nezdinde Rusya’ya karşı güçlü bir şüphecilik var.

Kuzey Kafkasya (Çeçenistan, Dağıstan, İnguşetya gibi bölgeler), Rusya Federasyonu’nun bir parçası olduğundan Moskova’nın doğrudan kontrolü altında. Ancak, bu bölgede istikrar sorunları devam ediyor. Çeçen lider Ramazan Kadirov gibi yerel aktörler, Moskova’ya sadık görünse de, kendi özerk güç alanlarını oluşturmuş durumda.

Ukrayna Savaşı nedeniyle Rusya’nın kaynaklarının önemli bir kısmı farklı alanlara kaymış durumda, bu da Kuzey Kafkasya’daki ekonomik ve sosyal sorunların çözümünü zorlaştırıyor. Bu durum, uzun vadede Rusya’nın bu bölgelerdeki kontrolünü zayıflatabilir.

Dış aktörlerin artan rolü

Özellikle Azerbaycan üzerinden Kafkasya’da etkisini artıran Türkiye, Karabağ zaferi ve Zengezur Koridoru gibi projelerle bölgesel gücünü pekiştirmiş görünüyor.

ABD ve AB, Ermenistan ve Gürcistan üzerinden bölgede daha fazla varlık göstermeye çalışıyorlar. Çin, ekonomik yatırımlarla Kafkasya’da yavaş yavaş rol oynarken, İran da özellikle Azerbaycan – Ermenistan geriliminde kendi çıkarlarını koruma peşinde.

Sonuç olarak; Rusya’nın Kafkasya’daki etkisi, özellikle Güney Kafkasya’da, bir miktar azalmış görünüyor. Ermenistan’daki güven kaybı, Azerbaycan’ın bağımsız politikaları ve Gürcistan’ın Batı’ya yönelimi, Moskova’nın geleneksel hegemonyasını zorluyor.

Kuzey Kafkasya’da ise Rusya hala kontrolü elinde tutsa da, iç dinamikler ve ekonomik sorunlar uzun vadeli riskler taşıyor. Dolayısıyla, etki azalıyor olsa da, Rusya’nın Kafkasya’da tamamen devre dışı kaldığını söylemek yanlış olur.

Paylaşın

CHP’li 61 Vekile Ait Dokunulmazlık Tezkeresi Meclis’te

CHP’li 61 milletvekili hakkındaki 240 adet yasama dokunulmazlığının kaldırılması talepli tezkerenin TBMM’ye sunulduğu bildirildi. CHP’li Gökhan Günaydın, “Müesses nizam şahane, öyle değil mi?​” sözleriyle tezkereye tepki gösterdi.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanlığı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunulan yeni yasama dokunulmazlığı tezkeresi, siyasi kulisleri hareketlendirdi. Tezkereye göre, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 135 milletvekilinden 61’i hakkında toplam 240 dokunulmazlık dosyası bulunuyor.

Söz konusu belge, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve eski Gelecek Partisi üyesi olan, şu an AK Parti sıralarında yer alan Antalya Milletvekili Serap Yazıcı Özbudun tarafından CHP Grup Başkanlığı’na iletildi. Özbudun’un imzasını taşıyan resmi yazıda, 28. Yasama Dönemi’nde Karma Komisyon’a ulaşan dosyaların detayları ve ekli listesi yer alıyor. Yazıda, her bir milletvekiline ait dokunulmazlık dosyasının numarası, ilgili iddia mercileri ve suç isnatları sıralandı.

Metinde şu ifadeler dikkat çekti: “3 Temmuz 2025 tarihi itibarıyla grubunuza üye 61 milletvekiline ait 240 adet yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Cumhurbaşkanlığı tezkeresinin mevcut olduğu tespit edilmiştir.”

“Müesses Nizam Şahane, Öyle mi?”

Tezkere sonrası CHP’den ilk sert tepki Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’dan geldi. Sosyal medya hesabı X üzerinden yaptığı açıklamada Günaydın, CHP’nin birinci parti olmasına rağmen 61 milletvekili hakkında bu kadar çok dokunulmazlık dosyası bulunmasının altını çizerek eleştirdi:

“Türkiye’nin birinci partisi CHP’nin 135 milletvekilinin 61’i hakkında 240 adet yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi TBMM’de… Cumhurbaşkanı aynı zamanda Türkiye’nin ikinci partisi AKP’nin Genel Başkanı… ‘Müesses nizam’ şahane, öyle değil mi?”

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

Satın Alma Gücü Sıralaması: Türkiye, 69 Ülke Arasında 64. Sırada

Türkiye satın alma gücü sıralamasında 69 ülke arasında 64. sırada yer alarak, yalnızca Arjantin, Mısır ve Venezuela gibi kriz yaşayan ülkelerin üzerinde konumlandı.

Almanya merkezli Deutsche Bank’ın “Dünyadaki Fiyatların Haritası 2025” raporu, Türkiye’nin küresel fiyatlar karşısındaki kırılgan pozisyonunu rakamlarla ortaya koydu. Satın alma gücündeki kayıplar, konut erişimindeki zorluklar ve elektronik ürünlerdeki yüksek fiyatlar Türkiye’yi listelerin son sıralarına itti.

Banka tarafından 69 finans merkezi şehirde yapılan karşılaştırmalı analiz, Türkiye ekonomisinin son yıllardaki dengesizliklerinin uluslararası yansımalarını göz önüne serdi. Yüksek enflasyon, gelir kayıpları ve kurdaki dalgalanmalar, vatandaşların temel ihtiyaçlara erişimini zorlaştırıyor.

Karar‘ın aktardığı rapora göre, Türkiye satın alma gücü sıralamasında 69 ülke arasında 64. sırada yer alarak, yalnızca Arjantin, Mısır ve Venezuela gibi kriz yaşayan ülkelerin üzerinde konumlandı. 2010 yılından bu yana 20’den fazla sıra gerileyen Türkiye, en büyük düşüş yaşayan ülkeler arasında.

Deutsche Bank uzmanlarına göre bu gerilemenin başlıca nedenleri arasında yüksek ve kronikleşmiş enflasyon, TL’nin sürekli değer kaybı ve ücret artışlarının bu kayıpları telafi edememesi bulunuyor.

Konut erişimi zorlaştı

Raporda yer alan konut piyasası verileri de Türkiye’de barınmanın giderek daha maliyetli hale geldiğini gösterdi. İstanbul’da konut fiyatları son 5 yılda dolara göre yüzde 103 artış gösterdi. Aynı dönemde Türkiye’de gelirler yalnızca yüzde 18 arttı. Bu durum konut alım gücünün sert şekilde gerilemesine neden oldu.

Uzmanlara göre, Türkiye’de orta gelir grubundaki bir ailenin, şehir merkezinde bir daire satın alabilmesi için gelirinin yüzde 70’inden fazlasını konut kredisi ödemelerine ayırması gerekiyor.

Raporda en çarpıcı uyarılardan biri ise iPhone fiyatlarıyla ilgili olarak Türkiye özelindeyapıldı. iPhone 16 Pro (128 GB) modelinin ülkelere göre fiyat sıralamasında Türkiye, en pahalı ülke olarak ilk sırada yer aldı. Bu farkın nedeni olarak yüksek vergiler, kur etkisi ve düşük gelir seviyesi birlikte gösterildi.

Deutsche Bank raporunda şu dikkat çekici ifade yer aldı: “Türkiye, Brezilya, Mısır, İsveç ve Hindistan; iPhone’unuzu kaybetmemeniz gereken en kötü yerler. Türkiye, ABD’ye kıyasla yüzde 100 daha pahalı.”

ABD’de iPhone 16 Pro’nun fiyatı yaklaşık 1.100 dolar seviyesindeyken, Türkiye’de aynı modelin fiyatı 2.200 dolara kadar çıkabiliyor. Bu durum, özellikle orta ve alt gelir grubundaki tüketiciler için teknolojiye erişimi lüks haline getiriyor.

Net maaşlar sıralamasında Türkiye, 69 şehir arasında 57. sırada yer aldı. İstanbul’daortalama net maaş 934 dolar olarak kayda geçerken, İsviçre’nin Cenevre kentinde bu rakam 7.984 dolara ulaştı. Bu gelir farkı, başta teknoloji olmak üzere birçok tüketim malında oransız bir yük oluşturuyor.

Aynı şekilde temel ihtiyaçlar dışındaki birçok harcamada da Türkiye, dünya ortalamasına göre daha pahalı durumda. Örneğin bir restoran yemeği, sinema bileti ya da marka bir kot pantolon gibi harcamalarda Türkiye, hem mutlak fiyat hem de alım gücüne oranla yüksek listelerde yer aldı.

Paylaşın

Bu Vitamin Diş Çürümesini Yüzde 50 Oranında Önleyebilir

1920’lerden 1980’lere kadar olan araştırmaları analiz eden yakın zamanlı bir araştırma, D vitamini ile diş çürüğü insidansının azalması arasında önemli bir bağlantı olduğunu ortaya koydu.

Haber Merkezi / Günümüzde diş hekimi randevusu almak kolay değil, sorunları gidermek için harcamanız gereken paradan bahsetmiyorum bile.

Diş çürüğü basit ve uygun fiyatlı bir besinle önlenebilseydi ne olurdu? Bir araştırma, diş çürüğü ile vitamin eksikliği arasında bir bağlantı buldu. Nutrition Reviews’da yayınlanan araştırma, belirli bir vitaminin diş çürüğü oranını düşürdüğünü buldu.

Araştırma, D vitamininin diş çürüğü insidansında yüzde 50’lik bir azalma ile bağlantılı olduğunu buldu. D vitamini ile diş çürüğü arasındaki bağlantıyı anlamak için araştırmacılar, 1920’lerden 1980’lere kadar uzanan ve birkaç ülkede yaklaşık 3 bin çocuk üzerinde yapılan 24 kontrollü araştırmaları inceledi. Bu araştırmalar, D vitamininin diş çürüğü insidansında yaklaşık yüzde 50’lik bir azalma ile bağlantılı olduğunu ortaya koydu.

D vitamini nedir?

“Güneş vitamini” olarak da bilinen D Vitamini, vücutta önemli bir rol oynayan yağda çözünen bir besindir. Kemik sağlığının korunmasından, bağışıklık fonksiyonuna ve ruh halinin düzenlenmesine kadar D vitamini birçok hayati fonksiyonda yardımcı olur.

Vücut güneş ışığına maruz kaldığında D vitamini üretebilir. Güneşin ultraviyole B (UVB) ışınları cilt hücrelerindeki kolesterolle etkileşime girer ve D vitamini sentez sürecini tetikler. Bu besini yağlı balık (somon, uskumru), yumurta sarısı ve güçlendirilmiş gıdalar (süt, portakal suyu) gibi yiyeceklerden de alınabilir.

Paylaşın

Bankaların Faiz Gelirlerinde Rekor: 3,1 Trilyon

Mayıs 2025 itibarıyla bankaların faiz gelirleri rekor düzeye ulaşarak 3 trilyon 134,5 milyar lirayı buldu. Bu rakam, bir önceki aya göre yüzde 27’lik bir artışa işaret ediyor.

Enflasyonun etkisi ve yüksek yaşam maliyetleri nedeniyle borçlanmanın yaygınlaştığına işaret eden uzmanlar, bu tablonun hanehalkı üzerindeki finansal baskıyı artırdığına dikkat çekiyor.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, Türkiye’de ekonomik daralma ve alım gücündeki gerileme yurttaşları borçlanmaya itti. Karar’da yer alan habere göre; Mayıs 2025 itibarıyla bankaların faiz gelirleri rekor düzeye ulaşarak 3 trilyon 134,5 milyar lirayı buldu. Bu rakam, bir önceki aya göre yüzde 27’lik bir artışa işaret ediyor.

Kredilerden elde edilen faiz gelirleri toplam gelirin yüzde 63’ünü oluştururken, bu kalem 1 trilyon 984,8 milyar liraya yükseldi. Tüketici kredilerinden sağlanan faiz geliri ise yıllık bazda yüzde 47’lik artış göstererek 271,5 milyar liraya çıktı.

Kredi kartı faiz gelirlerinde de kayda değer bir yükseliş gözlendi. Geçen yılın aynı ayında 122,8 milyar lira olan kredi kartı faiz geliri, bu yıl 188,5 milyar liraya ulaştı. Takibe alınan alacaklardan elde edilen faiz gelirleri ise yıllık bazda yüzde 142’lik artışla 14,9 milyar liradan 36,1 milyar liraya çıktı.

Enflasyonun etkisi ve yüksek yaşam maliyetleri nedeniyle borçlanmanın yaygınlaştığına işaret eden uzmanlar, bu tablonun hanehalkı üzerindeki finansal baskıyı artırdığına dikkat çekiyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre Haziran ayında yıllık enflasyon yüzde 35’e gerilese de, Merkez Bankası’nın yıl sonu hedefi olan yüzde 24’ün hâlâ üzerinde seyrediyor.

Öte yandan, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in göreve geldiği Haziran 2023’te başlatılan sıkı para politikası kapsamında politika faizi Mart 2024 itibarıyla yüzde 50’ye kadar çıkarılmıştı.

Aralık 2024’te başlatılan faiz indirim süreci Mart 2025’te duraklarken, son enflasyon verisinin ardından gözler 24 Temmuz’da toplanacak Para Politikası Kurulu’na çevrildi. Piyasalar, bu toplantıda faiz indiriminin yeniden gündeme alınabileceğini öngörüyor.

Paylaşın

The Economist’ten Çarpıcı Analiz: Trump, Erdoğan’ın Otoriterliğine Göz Yumuyor

Dünyanın en çok takip edilen yayınlarından The Economist, son sayısında yer alan bir analizinde, “Trump, Erdoğan’ın en güçlü muhalifine yönelik baskılara sessiz kalarak otoriterliğe dolaylı destek verdi” ifadelerini kullandı.

Analizde, Trump’ın Erdoğan’a “F-35 satışının yeniden başlaması”, “Suriye’de ABD askerî varlığının azaltılması” ve “İran’la gizli diplomatik temaslar” gibi birçok konuda jestlerde bulunduğu, buna karşılık Erdoğan’ın da ABD’nin taleplerine daha fazla yakınlaştığı belirtildi.

Birleşik Krallık merkezli The Economist dergisinin son sayısında yer alan bir analizde, ABD Başkanı Donald Trump ile AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında “yeniden başlayan sıcak ilişkiye” dikkat çekilirken, bu yakınlaşmanın en dikkat çekici boyutlarından birinin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması karşısında Trump yönetiminin sessiz kalması olduğu vurgulandı.

Analizde, Trump’ın Erdoğan’a “F-35 satışının yeniden başlaması”, “Suriye’de ABD askerî varlığının azaltılması” ve “İran’la gizli diplomatik temaslar” gibi birçok konuda jestlerde bulunduğu, buna karşılık Erdoğan’ın da ABD’nin taleplerine daha fazla yakınlaştığı belirtildi. Ancak bu diplomatik yakınlaşmanın, Türkiye’de demokrasiye yönelik baskıları artırdığına ve muhalefetin hedef alındığına işaret ediliyor.

Dergi, özellikle CHP’ye yönelik baskılara dikkat çekerek şu ifadelere yer verdi: “Trump, Türkiye’deki en büyük muhalefet partisi olan CHP’ye yönelik baskıları görmezden gelerek Erdoğan’a adeta açık çek verdi. 19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasından bu yana, aralarında CHP’li ilçe belediye başkanları ve iş insanlarının da bulunduğu 250’den fazla kişi ya terör suçlamasıyla ya da yolsuzluk iddialarıyla tutuklandı.”

“Trump, Türkiye’deki otoriterleşmeye destek verdi”

The Economist, bu sürecin Erdoğan’a kısa vadede diplomatik kazanımlar sağladığını ancak Türkiye’deki iç siyasi dengeyi bozduğunu ve uzun vadede daha büyük bir baskı rejiminin kapısını araladığını belirtti. Haberde şu çarpıcı ifadeye de yer verildi: “Trump, Erdoğan’ın en güçlü muhalifine yönelik baskılara ses çıkarmayarak, Türkiye’deki otoriterleşmeye dolaylı destek vermiş oldu.”

Öte yandan, analizde ilişkilerin tamamen sorunsuz olmadığına da değinildi. Amerikan dış politikasında, özellikle Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı içinde Erdoğan’a karşı kuşku ve mesafenin sürdüğü; Suriye’deki Kürt güçlerle işbirliğinin ise hâlâ devam ettiği hatırlatıldı.

Ancak asıl kırılma noktasının, İsrail ve İran arasında çıkabilecek yeni bir savaş olabileceğine dikkat çeken The Economist, böyle bir senaryonun hem Türkiye’yi hem de Erdoğan-Trump yakınlaşmasını ciddi şekilde zorlayabileceğini belirtti.

Paylaşın

Güneşe Maruz Kalan İçecekler Kanser Riskini Artırabilir Mi?

Gazlı, enerji veren, renkli veya meyveli içecekler neredeyse her markette satılıyor. Bu içeceklerin, güneşe maruz kaldıklarında kanser riskini artırıp artırmayacağı, içeceğin türüne ve maruziyet koşullarına bağlıdır.

Haber Merkezi / Bilimsel olarak, güneşe maruz kalan içeceklerin kanser riskini artırdığına dair kesin bir kanıt olmasa da, güneşe maruz kalan içeceklerde kanser riskini artırabilecek bazı durumlar şunlardır:

Plastik şişeler: Plastik şişelerde saklanan içecekler (özellikle PET plastik), güneş ışığına veya yüksek sıcaklıklara maruz kaldığında, plastikteki bazı kimyasallar (örneğin, ftalatlar veya bisfenol A gibi) içeceğe sızabilir. Bu kimyasalların uzun süreli ve yüksek miktarda alımı, bazı çalışmalarda hormonal bozukluklar ve potansiyel kanser riskiyle ilişkilendirilmiştir. Ancak, bu riskin kesinliği hala tartışmalıdır ve daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

Gıda bozulması ve bakteri oluşumu: Güneşe maruz kalan içecekler, özellikle süt veya meyve suyu gibi organik içerikli olanlar, bozulabilir. Bu bozulma sırasında oluşan bazı mikroorganizmalar veya toksinler (örneğin, aflatoksinler) kanserojen olabilir, ancak bu durum daha çok uygun olmayan saklama koşullarıyla ilgilidir.

UV ışınlarının kimyasal reaksiyonları: Güneş ışığındaki ultraviyole (UV) ışınları, bazı içeceklerdeki kimyasal bileşenlerle reaksiyona girerek yeni bileşikler oluşturabilir. Örneğin, bazı alkollü içeceklerde veya aromalı içeceklerde bu tür reaksiyonlar teorik olarak zararlı maddeler üretebilir, ancak bu durumun kanser riskine doğrudan etkisi üzerine yeterli kanıt yoktur.

Özel durumlar: Bira gibi bazı içecekler, güneş ışığına maruz kaldığında “skunking” adı verilen bir kimyasal reaksiyon geçirir. Bu, içeceğin tadını bozar, ancak kanser riskiyle doğrudan bir bağlantısı yoktur.

Paylaşın

Tülay Hatimoğulları: Siyasi Operasyonları Kabul Etmiyoruz

Belediyelere yönelik operasyonlara tepki gösteren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bu operasyonları kayyım anlayışının bir devamı olarak görüyoruz. Sanıyoruz ki Türkiye’de bunu en iyi anlayabilecek siyasi parti biziz” dedi ve ekledi:

“Üç dönemdir belediyelerine kayyım atanmış bir partiyiz. Kayyım zihniyetinin başka versiyonlarının devam ettiğini görüyoruz. Bu operasyonların siyasi operasyon olduğunun altını özellikle çizmek istiyorum. Şayet bir yolsuzluk iddiası varsa, şayet bu konuda ellerinde deliller varsa elbette bazı soruşturmalar başlatılabilir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin genel merkezinde Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve beraberindeki heyeti ağırladı.

Görüşmenin ardından yapılan ortak basın toplantısında önce söz alan Hatimoğulları, son günlerde bazı belediyelere yönelik gözaltı ve tutuklamalara tepki gösterdi. Hatimoğulları, sözlerine gözaltındaki belediye yöneticilerini hatırlatarak başladı. Operasyonların “halkın iradesine darbe” anlamına geldiğini söyleyen Hatimoğulları, şöyle konuştu:

“Bu operasyonları kayyım anlayışının bir devamı olarak görüyoruz. Sanıyoruz ki Türkiye’de bunu en iyi anlayabilecek siyasi parti biziz. Üç dönemdir belediyelerine kayyım atanmış bir partiyiz. Kayyım zihniyetinin başka versiyonlarının devam ettiğini görüyoruz. Bu operasyonların siyasi operasyon olduğunun altını özellikle çizmek istiyorum. Şayet bir yolsuzluk iddiası varsa, şayet bu konuda ellerinde deliller varsa elbette bazı soruşturmalar başlatılabilir.”

Hatimoğulları, hükümete ve kamuoyuna bir teklif sunarak, belediyelere yönelik operasyonların kapsamlı şekilde soruşturulması çağrısında bulundu: “Bağımsız bir komisyon oluşturulsun, sadece muhalefet partilerinin belediyeleri değil, iktidar partisinin de belediyeleri araştırılsın. Ayrıca, geçmişte kayyım atanan belediyelerin de denetlenmesini öneriyoruz. Sayıştay raporlarında bu kayyımların yaptığı yolsuzlukların açıkça görüldüğünü hep birlikte biliyoruz.”

Hatimoğulları, yaşananların barış ortamını zedelediğini ifade ederek, demokratik bir çözüm sürecinden uzaklaşıldığını şu sözlerle dile getirdi: “Bugün barışı, silahsızlanmayı konuşmamız gereken bir dönemdeyiz. Ancak bu süreçte yaşanan operasyonlar Türkiye toplumuna iyi gelmiyor. ‘Barış böyle mi sağlanır, demokrasi böyle mi kurulur?’ soruları her yerden yükseliyor. Üç büyükşehir belediyesine yönelik son operasyonla bu sorular daha da güçlü biçimde dile getiriliyor.”

“Suçları, Erdoğan’ı yenmek”

Toplantının ikinci konuşmacısı olan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, son dönemde artan gözaltıların siyasi nitelik taşıdığını vurguladı. Özellikle Adana ve Adıyaman’daki belediyelere yönelik operasyonlara değinen Özel, şöyle konuştu:

“Bu operasyonların siyasi olduğuna inanmayan kalmadı. Meseleyi vicdan gözüyle dinleyen kimse bunların yolsuzluk operasyonu olduğuna inanmıyor. Suçları, Tayyip Bey’in adayını yenmek, partimizi birinci parti yapmak. Ekrem İmamoğlu’nun suçu, 15,5 milyon kişinin oylarıyla Cumhurbaşkanı adayı olmuş olmasıdır.”

Özel, geçmişte HDP’li belediyelere atanan kayyumlara da atıfta bulunarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “kayyum uygulaması istisna olacak” açıklamasının, önceki uygulamaların siyasi olduğunu itiraf ettiğini savundu: “Demek ki önceki tüm kayyum atamaları siyasiymiş, bunu artık Tayyip Bey bile kabul ediyor.”

Özel, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar hakkında başlatılan soruşturmanın dayanağının zayıf olduğunu savunarak, şunları söyledi: “O dosya defalarca incelenmiş, Sayıştay tarafından uygun görülmüş. Ama Zeydan Karalar’a suç isnat edebilmek için Aziz İhsan Aktaş’ın 8 yıl önceki bir işlemini gerekçe gösteriyorlar. Bu, tamamen uydurma bir gerekçedir.”

CHP lideri, gazeteci Timur Soykan’ın tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edilmesini de değerlendirdi. Soykan’ın bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle “yanıltıcı bilgi yayma” suçlamasıyla yargılanmasını eleştiren Özel, şöyle konuştu:

“Timur Soykan sadece şunu yazdı: ‘Seçimde AKP’yi yenmek suç olarak yasalara girsin, hâlen yargı varmış gibi davranma külfetinden kurtulun.’ Bundan dolayı tutuklamaya sevk edildi. Bu yasa çıkarken bize ‘Deprem haberi yayılırsa insanlar paniğe kapılır’ diyorlardı. Şimdi görüyoruz ki hedef gazeteciler.”

Özel, konuşmasının sonunda AK Parti ve MHP seçmenlerine seslendi. Hz. Ali ve Muaviye arasında geçen meşhur “erkek deve” hikâyesini anlatarak, vicdanlara hitap etti: “Tayyip Bey erkek deveye dişi dese, siz de mi dişi diyeceksiniz? Sırf Tayyip Bey diyor diye birinin malını, mülkünü, namusunu bir başkasının siyasi geleceğine heder eder misiniz? Ben bu kötülükten AK Parti ve MHP’nin, Anadolu’nun pırıl pırıl insanları olan seçmenlerinin vicdanına sığınıyorum.”

Paylaşın

Tehlikeli Tutku: Othello Sendromu

Adını Shakespeare’in Othello oyunundan alan Othello sendromu, kişinin partnerinin sadakatsiz olduğuna dair mantıksız ve takıntılı bir inanç geliştirdiği psikolojik bir durumdur.

Haber Merkezi / Patolojik kıskançlık olarak da bilinen sendrom, genellikle paranoid düşünceler, şüpheler ve partnerin davranışlarını yanlış yorumlama ile karakterizedir.

Birey, gerçek bir kanıt olmaksızın partnerinin kendisini aldattığına inanır ve bu inanç her iki bireyinde hayatlarını ciddi şekilde etkileyebilir.

Othello sendromunun özellikleri:

Sürekli şüphe ve partneri izleme eğilimi
Küçük olayları yanlış yorumlama (ör. masum bir konuşmayı ihanet olarak görme)
Partnerin sadakatini sorgulayan yoğun duygusal tepkiler
İlişkide güven eksikliği ve kontrol davranışları

Othello sendromunun nedenleri:

Altta yatan psikiyatrik bozukluklar (ör. paranoid kişilik bozukluğu, şizofreni)
Geçmiş travmalar veya güvensizlik
Düşük özsaygı veya terk edilme korkusu
Bazen alkol veya madde kullanımıyla ilişkilendirilebilir

Othello sendromunun tedavisi:

Psikoterapi (özellikle bilişsel davranışçı terapi)
Gerektiğinde ilaç tedavisi (antidepresanlar veya antipsikotikler)
Çift terapisi, eğer ilişki devam ediyorsa

Paylaşın