Beslenme Kolorektal Kanser Riskini Nasıl Etkiler?

Oxford Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yapılan kapsamlı bir araştırma, tüketilen yiyeceklerin kolorektal kanserine yakalanma riskin büyük ölçüde etkileyebileceğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Kolorektal kanser, dünyada en sık görülen üçüncü kanser türüdür. Özellikle yüksek gelirli ülkelerde yaygın olmakla birlikte, dünyanın diğer bölgelerinde de vaka sayısı artmaktadır. Artış, beslenme ve yaşam tarzındaki değişikliklerden kaynaklanıyor olabilir; bu da hastalığın yapılan seçimlerden etkilenebileceği anlamına geliyor.

Nature Communications’da yayımlanan araştırmada, İngiltere’de yarım milyondan fazla kadının, yaklaşık 17 yıllık beslenme alışkanlıkları incelendi.

Bilim insanları, kanser riskini nasıl etkilediklerini görmek için 97 farklı yiyecek ve besin maddesini takip ettiler. Ayrıca, belirli yiyeceklerin kansere nasıl yol açabileceği hakkında daha fazla bilgi edinmek için genetik bilgileri kullandılar.

Bilim insanları, kırmızı ve işlenmiş et veya alkol tüketmenin kolorektal kanser riskini artırdığını buldular. Bir kişinin her gün içtiği her 20 gram alkol (yaklaşık iki kadeh) kanser riskini yüzde 15 artıyordu. Günde sadece bir dilim pastırma veya 30 gram kırmızı veya işlenmiş et yemek ise kanser riskini yüzde 8 artırıyordu.

Öte yandan araştırma, bazı yiyeceklerin kolorektal kanser riskini azaltmaya yardımcı olduğunu ortaya koydu. Günde bir bardak süt içmek (300 miligram kalsiyum) kanser riskini yüzde 17 oranında azaltıyordu. Süt ve yoğurt gibi süt ürünleri, kalsiyum açısından zengin oldukları için kanser riskini azaltmada faydalı olduğu görünüyor.

Araştırma ayrıca, yarım dilim tam buğday ekmeği (20 gram tam tahıl) yemenin riski yüzde 10, bir kase kahvaltılık gevrek (40 gram) yemenin riski yüzde 7, günde bir elma (5 gram lif içerir) yemenin  riski yüzde 8, bir kase meyve (200 gram) yemenin ise riski yüzde 10 oranında azalttığını ortaya koydu.

Araştırmada, her gün 100 mikrogram folat almanın kanser riskini yüzde 12, yeterli miktarda C vitamini almanın ise (100 miligram, yaklaşık bir portakaldaki miktar) kanser riskini yüzde 10 oranında azalttığı görüldü.

Paylaşın

Özgür Özel: Cadı Avıyla Karşı Karşıyayız

Buca Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’i ziyaretinin ardından açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Arkadaşlarımızın bir cadı avıyla hak etmedikleri suçlamalarla karşılaşmayacakları bir süreci hep beraber tamamlamayı umut ediyoruz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir Buca Ceza İnfaz Kurumu’nda partisinin İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin eski Başkanı Tunç Soyer’i ziyaret etti.

Ziyaretin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Özgür Özel, şu ifadeleri kullandı: “Bugün, pazartesi günü için biliyorsunuz, İzmir’de tutuklu arkadaşlarımızı ziyaret etmeyi planlamıştık. Ancak önceki dönem Genel Başkanımız Sayın Altan Öymen’in vefatı ve bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi ve partimizde yapılacak törenlerden sonra uçuş saatimiz çok öne geldi. Onun için bu sabah 05.30 itibariyle İzmir’e geldik ve bakanlığın da oluruyla, savcımızın da oluruyla erken saatlerde ziyaretlerimizi gerçekleştirdik. İzmir Büyükşehir Belediyesi Önceki Başkanımız Sayın Tunç Soyer’i ve İzmir İl Başkanımız Sayın Şenol Aslanoğlu’nu ve arkadaşlarımıza ziyaretlerde bulunduk.

Öncelikle şunu söyleyeyim. İzmir’in gösterdiği dayanışmadan, partinin kendilerine sahip çıkmasından ve ilk andan itibaren hepimizin tereddütsüz bu konuda kendilerine sahip çıkmamızdan duydukları memnuniyeti ifade ettiler. Hem tüm partimizin seçilmişlerine, üyelerine, seçmenlerine, bütün İzmirlilere saygılarını sunuyorlar. Biz İzmir’de özel bir görevlendirme yaptık. O görevlendirme hakkında kendilerine de bilgi verdim. Önceki dönem Genel Sekreterimiz Sayın Bihlun Tamaylıgil, İzmir’de bu süreçte Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak benim özel temsilcim ve tam yetkili olarak konunun tüm tarafları ile ilgileniyor.

İki milletvekilimiz; Aydın Milletvekilimiz Evrim Karakoz ve Ankara milletvekilimiz Özgür Erdem İncesu kendisinin yardımcıları. Ayrıca Genel Sekreter Yardımcımız Tarık Balyalı da Bihlun Hanım’la birlikte İzmir’deki ekipte görev yapacak. Buradaki temel amacımız; hem yargı süreci ile ilgili örgütümüz, arkadaşlarımız, İzmir Büyükşehir Belediyesi arasındaki koordinasyonu, eşgüdümü, partinin birlik ve beraberliğini sağlamak elbette. Ama esas olarak burada yaratılan bir algı var. O algı da şu; İzmir’de sanki birileri, birilerini dolandırmak için bir teşekkül oluşturmuş gibi. Oysaki İzmir’de kentsel dönüşüme devlet, hükümet sırtını dönmüştü.

Başka şehirlerde bu konuya önem verdiklerini söyleyenler, İzmir’de yurt dışından bulunan büyük kaynaklara dahi yıllarca imza atmayarak kentsel dönüşüme engel oluyorlardı. Ve sosyal demokrat bir partinin yapması gereken mesele… Bu konuda bir kooperatifçilik deneyimi var. Özellikle bu konudaki Ankara’daki başarılı örneklerin ilk başlatıcısı, sonlandırıcısı ve tüm Türkiye’ye yayılmasını sağlayan, bu örneklerin Sayın Murat Karayalçın döneminden başlayarak Türkiye, Cumhuriyet Halk Partisi ile biliyor. Bu yüzden bir kooperatif modeline geçildi.

Öyle talihsiz bir dönem yaşandı ki inşaat maliyetlerinin 10 kat arttığı bir dönemde. Bu kooperatifler başarılı olsalardı Türkiye’de çok iyi örnek olacaktı. Şimdi sonuçlandırılmaları ile birlikte bu iyi örnek devam edebilir. Ancak artan maliyetlerden dolayı kimi kooperatif istediği kadar ilerlemedi, kimisi henüz başlayamamıştı. Ve bu mesele iktidar tarafından ‘Cumhuriyet Halk Partili yöneticiler, vatandaşı dolandırmaya çalıştı’ gibi bir haksız, iğrenç iftiraya dönüşmüş durumda. Oysa İstanbul Esenyurt’a baktığınızda 30 bin konut mağduru var. Apartman var, olmayan katlardaki daireler satılmış. ‘Önce siz satın. Emsali artırırız, katı artırırız’ demişler.

Sonra onu başaramayınca ya da bir gözü dönmüşlüğe dönünce bu iş, 30 bin konut mağduru var Esenyurt’ta. Her gün Meclis’teler ve onların yüzüne dönüp bakan bir AK Partili yok, bundan utanan bir AK Partili yok. ‘Deprem bölgesinde 650 bin konutu bir yılda yapacağız’ dediler, üç yılda verdikleri sözün yüzde 35’ini tutabildiler. Bu inşaat maliyetleri ile yapamayınca orada şimdi dönüp de vatandaşı siyaseten dolandırmadı mı AK Parti? ‘Bir yılda vereceğim bu konutları size’ dedi ve vatandaşa, ‘bir yılda vereceğim’ dediği konutu, 2,5 yıl geçmiş 10 vatandaştan altısı, yedisi hala konteynerde. Aynı şeyin İzmir’deki ölçeğinde vatandaşların mağduriyetini, sanki bir dolandırıcılığa teşebbüs gibi ifade ediliyor. Bu konuda biz arkadaşlarımızın iyi niyeti ile ilgili bir şüphemiz yok.

Ama bu mağduriyete de AK Parti’nin Esenyurt’a sırtını dönmesi gibi sırt dönemeyiz. Ya da bir Murat Kurum pişkinliği ile ‘Bir yılda bütün konutları yapacağız’ deyip, 2,5 yılda yüzde 35’ini yapıp da ‘Çok başarılıyız’ diyemeyiz. Özeleştiri yapmak durumundayız. Bu kooperatiflerin mutlaka ilerlemesi ve tamamlanması gerekiyor. Bihlun Tamaylıgil, boşuna seçilmiş bir isim değildir. Hem bütün örgütümüzü çok iyi tanır, hem yıllarca finans piyasalarında çok önemli görevler yaptı ve bu tip bir projenin nasıl kaynak bulacağını, nasıl finanse edileceğini, haklının-haksızın veya verilen paranın ne kadarının karşılanacağını yapılan işleri, hesaplayacak en iyi en iyi ekipleri kurabilecek noktada.

Burada temel, amaç kimseyi üzmeden, kırmadan, kimsenin hakkını yemeden arkadaşlarımızı da bu haksız suçlamalar karşısında yalnız bırakmadan topyekün ve doğru bir mücadele vermek için, bu çalışmayı koordine etmek için kendisi burada görev yapıyor. Bu hafta içinde cezaevindeki arkadaşlarımızı da ziyaret edecek. Bir yandan da Şakran Cezaevinde bürokratlarımız, suçsuz çalışanlarımız var. Hem onların milletvekillerimiz, hem de bu yapı tarafından ziyaret edilmesi, ailelerle iletişim kurulması da bir bütünleşik faaliyet olarak önümüzde duruyor.

Biz İzmir’i seviyoruz, İzmir bizi seviyor. İzmir fırsatçıları, riyakârları biliyor. Ama biz de İzmir’in bizden ne beklediğini biliyoruz. O beklentiye en iyi şekilde cevap vermek boynumuzun borcudur. Zaman zaman basın üzerinden çeşitli yazışmalar, atışmalar, konuşmalar… İzmir yerel basının da böyle bir geleneği var, karşılıklı açıklamaları heyecanla takip ediyor. Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partililer’den bu karşılıklı açıklamalar yerine ortaklaşmış bir tek ses ve ortak mücadele duyulacak. Bu konuda aksine davrananlar noktasında tavizsiziz.

“Çizgimizi bundan sonra da sürdüreceğiz”

Sayın basın mensuplarından da bu konuda eski alışkanlıkların terk edilmesi sürecine olumlu katkı vermelerini bekliyoruz. Ayrıca bunun dışında her türlü manipülasyona, her türlü Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliğine zarar verebilecek çabaya karşı da tavizsiz olacağımızı ve her türlü kanuni haklarımızı da arayacağımızı, bu konuda net olacağımızı da herkesin bilmesini isterim. İzmir’e İzmir’i duymayan değil, geçtiğimiz dönemde İzmir bizden ne talep ettiyse biz onu yaptık. İzmir’in istediği gibi İzmir’i dinleyen, İzmir’i duyan, ona cevap veren çizgimizi bundan sonra da sürdüreceğiz.

En büyük hedefimiz; ortaya çıkan ya da çıkması olası mağduriyetlerin, daha günü gelmemiş ve teslim edilmemiş evler de var, bir miktar beklenenin gerisinde seyreden yerler de var. Olası mağduriyetlerin de, ortaya çıkan mağduriyetlerin de giderileceği, ama arkadaşlarımızın da bir cadı avıyla hak etmedikleri suçlamalarla karşılaşmayacakları bir süreci hep beraber tamamlamayı umuyoruz. Yanımda çok değerli hukukçu arkadaşlarım da var, tutuklama istisnadır ve son çaredir. Burada ilk başvuru, ilk iş olarak yapılıyor.

Şöyle şeyler anlatılıyor, çok değerli hocalar diyorlar ki, ‘Biz bu öğrencilerimize, kürsüde bu tutuklamaları yapan arkadaşlara şunu anlattık: Bir masum boşu boşuna içeride tutuklu olacağına bırak, 99 suçlu dışarıda gezsin.’ Duyunca insan inanamıyor buna. Diyorsun ki ‘Ya hu olur mu?’ Diyor ki işte ‘Bir masumu boşu boşuna içeride tutmak bu kadar büyük vebaldir. O yüzden kılı 40 yararak düşünmek lazım’ diye. Ama maalesef şunu da görüyorsunuz. Geçen gün Sayın Erdoğan bir değerlendirme yapıyor, ‘Bundan sonra şu süreç başarılı olursa, kayyımlar istisna olacak, tutuklamalar istisna olacak’ diyor. Kardeşim bu zaten istisna. Bunu kaide haline getiren sizsiniz. Gözü dönmüş siyasi mücadelenize alet ettiğiniz yargı aparatlarınız.

O yüzden bu konuda genel sorunuza elbette size hak vererek, soruya hak vererek cevap veriyorum. İzmir’de de çok sayıda tutuklama yapılması yanlış. Ama bir doğruya da doğru demek lazım. Türkiye’de çeşitli şehirlerde insanlar 7-8 ay iddianame beklerken İzmir’de birkaç hafta içinde iddianamenin yazılmış olması çok kıymetlidir. Hızla tensip tutanağının düzenlenip duruşma gününün verilmesini, arkadaşlarımızın da iddianamenin kabulü ile birlikte tutuksuz yargılanmaya başlayacakları bir süreci umut ediyoruz. Bu yönüyle İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianameyi bu kadar hızlı yazılması noktasında gösterdiği yaklaşımı da birçok noktada nasıl eleştiri hakkımızı kullanıyorsak, takdir ettiğimizi, bundan memnuniyet duyduğumuzda ifade etmem lazım.”

Paylaşın

Şampiyonlar Ligi: Fenerbahçe’nin Rakibi Belli Oldu

Fenerbahçe, UEFA Şampiyonlar Ligi 3. eleme turunda Feyenoord ile eşleşti. İlk maç 5 – 6 Ağustos’ta deplasmanda, rövanşı ise 12 Ağustos’ta İstanbul’da oynanacak.

Haber Merkezi / UEFA (Avrupa Futbol Federasyonları Birliği) Şampiyonlar Ligi 3. eleme turu kurası İsviçre’nin Nyon kentinde çekildi.

Kura çekiminde Fenerbahçe’nin rakibi Hollanda temsilcisi Feyenoord oldu. İlk maç 5 – 6 Ağustos’ta deplasmanda, rövanşı ise 12 Ağustos’ta İstanbul’da oynanacak.

Fenerbahçe, rakibini geçmesi halinde play-off turuna yükselecek. Elenmesi durumunda ise UEFA Avrupa Ligi gruplarına kalacak.

Ajax ve PSV ile birlikte Hollanda’nın “büyük üçlüsü” arasında sayılan Feyenoord, kırmızı – beyaz renklere sahiptir.

Feyenoord, maçlarını De Kuip (Stadion Feijenoord) adlı stadyumda oynar. Tarihinde 16 Eredivisie şampiyonluğu, 14 KNVB Kupası, 1 Avrupa Kupası (1970), 2 UEFA Kupası (1974, 2002) ve 1 Kıtalararası Kupa bulunmaktadır.

1908 yılında kurulan Feyenoord, “Halkın Takımı” olarak bilinir ve güçlü taraftar desteğiyle tanınır.

Beşiktaş ve Başakşehir’in muhtemel rakipleri belli oldu

Öte yandan Beşiktaş, Avrupa Ligi 2. ön eleme turunda Shakhtar Donetsk’i elemesi halinde, 3. ön eleme turunda, Şampiyonlar Ligi’ndeki Panathinaikos – Rangers mağlubu ile karşılaşacak.

Başakşehir ise, UEFA Konferans Ligi’nde Cherno More’yi geçmesi halinde 3. eleme turunda Viking – Koper eşleşmesinin kazananıyla karşılaşacak.

Paylaşın

DEM Partili Sancar’dan “Süreç” Açıklaması: Güven Sorunu Sürüyor

DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, partisinin “Barış ve Demokrasi” iktidarın ise “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı sürece ilişkin, toplumun destek olduğunu ancak güven sorunun devam ettiğini söyledi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyesi ve eski eş genel başkanlarından Prof. Dr. Mithat Sancar, 6 Temmuz 2025’te İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan’la gerçekleştirdiği görüşmeye dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Mezopotamya Ajansı’na konuşan Sancar, görüşmenin 2,5 saat sürdüğünü, bu görüşmede barış süreci açısından “tarihi nitelikte” kararların ortaya çıktığını ifade etti.

Sancar, Öcalan’ın, dünyadaki örneklerden farklı olarak, silah bırakmayı sürecin en başına almayı önerdiğini belirtti. Bu kararın radikal ve stratejik olduğunu vurgulayan Sancar, barışın bundan sonra sadece devlet ve örgüt arasında değil, toplumun tüm kesimlerinin katılımıyla şekilleneceğini söyledi.

Sancar, görüşmede Öcalan’ın sürece dair ortaya koyduğu stratejik yaklaşımı şöyle aktardı: “Sayın Öcalan bu görüşmede çok net bir biçimde yeni bir aşamadan bahsetti. Bu yeni aşamanın temel özelliği ise silah bırakma çağrısının sürecin sonuna değil, en başına yerleştirilmiş olmasıdır. Yani alışılmışın tersine bir yol izlenmektedir.

Dünyadaki örneklerde silahlar en son bırakılır, çünkü önce güven, hukuk ve siyaset zemini inşa edilir. Fakat burada tam tersi bir tercih söz konusu. Bu tercih, çözüm sürecinin artık sadece örgüt ile devlet arasında değil, çok aktörlü, toplum merkezli bir zemine taşındığını gösteriyor. Sayın Öcalan’ın bu tercihi stratejik olduğu kadar dönüştürücüdür.”

Sancar, silah bırakmanın sıradan bir taktik değil, geleceğe dönük bir barış mimarisinin başlangıç taşı olduğunu belirtti: “Bu yaklaşım Sayın Öcalan’ın şahsi tercihi olarak ortaya konmuştur. Radikal bir tercihtir. Gerçekçi bir stratejiye dayalıdır. Bu tavır, ‘önce silah bırak, sonra barışı konuş’ demek değildir.

Aksine, bu sürecin artık toplumun doğrudan öznesi olması gerektiğini ortaya koyuyor. İki tarafın masada olduğu dar modellerin ötesine geçilmesini öngörüyor. Öcalan, barışı sadece örgüt-devlet denklemine sıkıştırmıyor; bütün halkın, bütün siyasal aktörlerin, sivil toplumun ve yerel inisiyatiflerin dahil olacağı bir süreçten bahsediyor.”

Görüşmenin ardından Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’la da temas kurduklarını belirten Sancar, sürecin sadece siyasi değil, hukuki adımlarla da desteklenmesi gerektiğini ifade etti: “Silah bırakmanın öne alınması, sürecin artık silahlı mücadele değil hukuk ve siyaset zemininde yürütülmesi gerektiği anlamına geliyor.

Sayın Öcalan bu konuda da çok açık konuştu. Dedi ki: ‘Süreç artık barış hukukuyla ilerlemelidir.’ Bu noktada biz de Adalet Bakanı ile yaptığımız görüşmelerde şunu vurguladık: Cezaevinde 30 yılını doldurmuş insanlar var. Hasta tutuklular var. İnfazı keyfi şekilde ertelenmiş binlerce insan var. Bunların çözümü için yeni yasa gerekmez. Mevcut mevzuat yeterlidir. Yeter ki siyasi irade olsun.”

Sancar, çatışmasızlık ortamının kalıcı barışa dönüşmesi için silah bırakan kadroların topluma entegre edilmesinin zorunlu olduğunu dile getirdi: “Barıştan söz ediyorsak, bu sadece silahların susmasıyla olmaz. O kadroların siyasal ve toplumsal hayata dahil edilmesi gerekir. Bu da sadece bireysel düzeyde değil, sistemsel bir entegrasyonu gerektirir.

Demokratik entegrasyon dediğimiz şey hem hukuk sistemini hem siyasi yapıyı hem de toplumsal algıyı kapsayan bir geçiş sürecidir. Öcalan bu süreci çok net tanımlıyor: ‘Siyasetin alanı genişlemeden barış kurumsallaşmaz.’ Bu nedenle siyaset üzerindeki kısıtlamaların kalkması, örgütlenme ve ifade özgürlüğünün genişletilmesi gerekiyor.”

Sancar, Öcalan’ın “kardeşlik hukuku” kavramına da özel vurgu yaptığını söyledi. Bunun sadece anayasal bir ifade değil, derin bir toplumsal dönüşüm çağrısı olduğunu belirtti: “Kardeşlik hukuku kavramı sadece bir retorik değil. Bu, yeni bir toplumsal sözleşmeye işaret ediyor.

Sayın Öcalan diyor ki: ‘Bugüne kadar Türk-Kürt ilişkisi, kimlikler arası bir tahakküm ilişkisi olarak yaşandı. Bu tahakküm çözülmeden kalıcı bir barış sağlanamaz.’ Bu nedenle önerilen şey, sadece siyasi değil, kültürel ve toplumsal ilişkileri de dönüştürecek bir sözleşmedir. Bu da ancak eşit yurttaşlık temelinde yeni bir anayasa ile mümkün olabilir.”

Sancar, sürecin sadece hükümet ve muhalefet değil, geniş bir toplumsal mutabakat gerektirdiğini belirterek özellikle CHP’nin rolüne dikkat çekti: “Bu sürecin toplumsal zemini güçlü olmalı. Bu zeminin bir parçası da ana muhalefet partisidir. CHP sürecin dışında kalırsa bu iş yürümez.

Çünkü CHP, sadece siyasi değil, sosyolojik olarak da Türkiye’nin önemli bir damarını temsil ediyor. Barış dediğiniz şey, sadece iki tarafın mutabakatı değil, bütün halkların ve kesimlerin uzlaşmasıyla mümkündür. O yüzden, CHP’nin bu sürece doğrudan katılımı, hatta ön açıcı rol üstlenmesi elzemdir.”

“Destek var ama güven sorunu sürüyor”

Sürece toplumda yüksek destek olduğunu ancak güven düzeyinin düşük kaldığını belirten Sancar, bu açığın ancak somut adımlarla kapatılabileceğini vurguladı:

Şu anda kamuoyu yoklamalarına baktığımızda, özellikle Kürt halkı arasında barış sürecine destek yüzde 80’in üzerinde. Türkiye genelinde ise bu oran yüzde 70’e yakın. Ama aynı kamuoyu çalışmalarında ‘bu sürece güveniyor musunuz?’ sorusuna verilen cevaplar çok daha düşük çıkıyor. İşte bu uçurumu kapatmak gerekiyor. Güven dediğimiz şey, sözle değil, eylemle kazanılır. Somut adımlar, şeffaf mekanizmalar ve güvenceler şart.

Sancar, son olarak barışın inşasının artık devletin tekeline bırakılamayacağını, halkın ve toplumun doğrudan sürecin öznesi olması gerektiğini söyledi: “Barışı devlet kurmaz. Barışı toplum kurar. Devlet ancak bu sürece zemin hazırlayabilir.

Barış müzakeresi artık bir devlet-örgüt diyaloğu olmaktan çıktı. Bu çok aktörlü, çok katmanlı bir yapıya dönüştü. Kadın hareketi, gençlik örgütleri, barolar, akademisyenler, inanç grupları – herkes bu sürecin içinde yer almalı. Demokratik barış, ancak en geniş toplumsal mutabakatla kurulabilir.”

Paylaşın

Depresyon Ve Kaygı İçin Doğal Çözümler

Kaygı ve depresyon, günümüz dünyasında bireylerin karşılaştığı ve bunaltıcı, yorucu, hatta umutsuz hissettirebilen, en yaygın zihin sağlığı sorunlarından ikisidir.

Haber Merkezi / Birçok birey ilaç veya terapide çözüm ararken, bazı bireyler de zihin sağlıklarını desteklemek için daha doğal yollar aramaktadır.

Peki, bilim doğal çözümler hakkında ne diyor?

Egzersiz: Haftada 3 – 5 kez 30 dakikalık yürüyüş, koşu veya yoga gibi aktiviteler, endorfin salgısını artırarak kaygı ve depresyonu hafifletebilir. Yoga ve meditasyon, zihni sakinleştirmede özellikle etkili yönetmlerdir.

Sağlıklı beslenme: Omega-3 yağ asitleri (balık, keten tohumu gibi), B vitamini (tam tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler gibi) ve magnezyum (badem ve ıspanak gibi) içeren besinler zihin halini destekler. Şeker ve işlenmiş gıdalardan uzak durmak da sorunun çözümünde faydalı olabilir.

Uyku düzeni: Her gece 7 – 9 saat uyumak, stres hormonlarını dengelemeye yardımcı olur. Uyku öncesi ekran süresini azaltmak ve rahatlatıcı bir rutin oluşturmak (örneğin, bitki çayı içmek gibi) etkili olabilir.

Bitkisel destek: Sarı kantaron depresyon için, lavanta veya papatya çayı kaygı için kullanılabilir. Ancak bu içecekler ilaçlarla etkileşime girebileceğinden doktora danışılmalıdır.

Meditasyon ve nefes egzersizleri: Günde 10 – 15 dakika mindfulness meditasyonu veya derin nefes egzersizleri (örneğin, 4 – 7 – 8 tekniği) kaygıyı azaltabilir.

Sosyal bağlantılar: Aile ve arkadaşlarla vakit geçirmek, duygusal destek sağlayarak zihin halini iyileştirebilir.

Doğa ile zaman geçirme: Ormanda yürüyüş veya açık havada vakit geçirmek, stresi azaltmada etkili olabilir.

Not: Bu yöntemler destekleyici olup, ciddi kaygı veya depresyon belirtileri varsa bir psikolog veya psikiyatriste başvurulmalıdır. Ayrıca, bitkisel takviyeler veya diyet değişiklikleri öncesi doktor onayı almak önemlidir.

Paylaşın

Gelecek Partisi’nde İstifa Furyası: Vekil Sayısı 4’e Düştü

Gelecek Parti’nde Selim Temurci ve İsa Mesih Şahin’in ardından Doğan Demir’de partisinden istifa ettiğini açıkladı. Demir’in istifasıyla Gelecek Partisi’nin TBMM’deki vekil sayısı 4’e düştü.

Gelecek Partisi İstanbul Milletvekili Doğan Demir, 19 Aralık 2019 tarihinde kuruluşuna öncülük ettiği Gelecek Partisi ile yollarını ayırdı.

Doğan Demir, istifasının gerekçesini ise şu sözlerle dile getirdi: “19 Aralık 2019 tarihinde kurucuları arasında yer aldığım Gelecek Partisi’nden ayrıldığımı kamuoyunun bilgisine sunarım. Yaklaşık altı yıllık bu süre zarfında, Türkiye’yi il il, ilçe ilçe gezerek partimin başarılı olabilmesi; daha da önemlisi, milletimizi içine girdiği siyasi çıkmazdan çıkararak bir alternatif sunabilmek adına her kesimden insanla bir araya geldim.

Demokrasi kültürümüzü güçlendirmek, hukukun üstünlüğünü, eşit ve adil bir yaşamı tesis etmek amacıyla çok uzun yollardan geçtik. Ancak geldiğimiz noktada sürdürülebilir bir siyasi zemin kalmadığından ve yaklaşık iki yıldır tüm uyarılarımıza rağmen ortak bir alan oluşturulamadığından bu ayrılığı gerekli gördüm. Tüm kurucu arkadaşlarıma, genel merkez yöneticilerine, teşkilatlarda emek veren üye ve gönüllülere teşekkürü bir borç bilirim.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi: ‘Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır.’ Başta milletvekili olarak görev yaptığım güzel İstanbul’umuz olmak üzere, ülkemiz ve aziz milletimizin geleceği için mücadelem devam ediyor ve edecektir.”

Doğan Demir’in istifasıyla birlikte Gelecek Partisi’nin TBMM’deki milletvekili sayısı 4’e düştü.

Yakın zamanda Gelecek Partisi’nin İstanbul Milletvekilleri Selim Temurci ve İsa Mesih Şahin Gelecek Partisi’nden istifa ettiklerini duyurmuşlardı.

Doğan Demir kimdir?

1973 yılında Muş Varto’da dünyaya gelmiş ilk ve ortaokulu Varto’da, liseyi Adana Yapı Meslek Lisesi Makina Bölümü’nde bitirmiş, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Yerel Yönetimler mezunudur. Askerlik görevini üstün hizmet belgesi alarak tamamlamıştır.

1992 yılında CHP yeniden kurulurken Kocaeli Derince’ de kurucu gençlik kolları başkanı olarak uzun yıllar görev yapmış, daha sonra İl Sekreterliği, Başkan Yardımcılığı, 2004- 2009 yılları arasında Belediye Meclis Üyeliği yapmıştır.

2009- 2013 yılları arasında Türkiye’nin en büyük ve örgütlü Alevi kurumu olan Alevi Kültür Dernekleri Kocaeli Şube Başkanlığı, 2013- 2019 yılları arasında da Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanlığı’nı yapmıştır. Aynı zamanda Alevi kurumlarının çatı kuruluşu olan Alevi Bektaşi Federasyonu’nda Genel Sekreterlik görevini yürütmüştür.

2015 yılında Avrupa Alevi kurumları tarafından düzenlenen, “Türkiye’deki Hak İhlalleri” konulu sunumda Avrupa Birliği Parlamentosu’nda konuşmacı olarak yer almıştır.

2017 yılında Almanya Dışişleri Bakanlığı tarafından davet edilen ve dünyanın birçok ülkesinden en etkin din ve inanç temsilcisi olarak 100 kişiden biri olmuştur. Ayrıca ülkemizden seçilen tek kişidir.

Avrupa’nın birçok ülkesinde çeşitli panellere katılmıştır.

2019 yılı Aralık ayında kurulan Gelecek Partisi kurucuları arasında yer almış, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcılığı, Yerel Yönetimler ve Şehircilik Başkanlığı görevini yapmış ve şu anda da Parti Yönetim Kurulu Üyeliği görevini yaptı.

Evli, iki çocuk ve iki torun sahibidir.

30 yıldır ticaret ile uğraşmakta, iş insanı, biri aile şirketi, diğeri de iki ortaklı farklı iş alanlarını içinde barındıran iki firmanın sahibidir.

28. Dönemde İstanbul Milletvekili seçilmiştir.

TBMM Çevre Komisyonu Üyesidir.

Paylaşın

Tıbbi Kenevir Teklifi Meclis’ten Geçti: Eczanelerde Satılabilecek

AK Parti tarafından önerilen ve 29 maddeden oluşan kenevirden elde edilen çeşitli ürünlerin kullanımına ve satışına ilişkin düzenlemeleri de içeren kanun teklifi TBMM’de kabul edildi.

Kanun teklifine göre, bu ürünlerin izin ve satışı ile kenevirin işlenmesi, ihzarı ve ihracına ilişkin usul ve esaslar, İçişleri Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığının görüşü alınarak Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek.

Tıbbi kenevir etkenli ürünler, uyuşturucu amaçlı kullanılan esrar ve türevlerinden farklı.

Tıbbi amaçlı kenevir, kenevir bitkisinin tedavi amaçlı kullanılan formudur. İçeriğindeki kannabinoidler, özellikle THC (tetrahidrokannabinol) ve CBD (kannabidiol), çeşitli sağlık sorunlarının tedavisinde veya semptomlarının hafifletilmesinde kullanılır.

Tıbbi kenevir, genellikle ağrı yönetimi, epilepsi, multipl skleroz, kemoterapi kaynaklı bulantı, kaygı bozuklukları ve kronik hastalıkların semptomlarını hafifletmek için reçete edilir.

AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, kanun teklifine dair yaptığı açıklamada, dünyada kenevirin sağlık alanında yaygın olarak kullanıldığını belirterek, Türkiye’nin rekabet gücünü artırmayı hedeflediklerini söylemişti.

Paylaşın

Avrupa Ligi: Beşiktaş’ın Muhtemel Rakibi Belli Oldu

Beşiktaş, Avrupa Ligi 2. ön eleme turunda Shakhtar Donetsk’i elemesi halinde, 3. ön eleme turunda, Şampiyonlar Ligi’ndeki Panathinaikos – Rangers mağlubu ile karşılaşacak.

Haber Merkezi / UEFA Avrupa Ligi 3. eleme turu kurası İsviçre Nyon kentindeki UEFA (Avrupa Futbol Federasyonları Birliği) merkezinde çekildi.

Kura çekiminde Beşiktaş’ın 2. Ön Eleme Turu’nda Shakhtar Donetsk’i elemesi halinde 3. Ön Eleme Turu’ndaki rakibi Rangers – Panathinaikos eşleşmesinin kaybedeni oldu.

Beşiktaş, bu turda ilk maçı 7 Ağustos’ta deplasmanda, rövanş karşılaşmasını ise 14 Ağustos’ta evinde oynayacak.

Öte yandan Fenerbahçe, UEFA Şampiyonlar Ligi 3. eleme turunda Feyenoord ile eşleşti. İlk maç 5 – 6 Ağustos’ta deplasmanda, rövanşı ise 12 Ağustos’ta İstanbul’da oynanacak.

Başakşehir ise, UEFA Konferans Ligi’nde Cherno More’yi geçmesi halinde 3. eleme turunda Viking – Koper eşleşmesinin kazananıyla karşılaşacak.

Paylaşın

Tatil Vücudu Nasıl Etkiler?

Tatile çıkmak sadece keyifli bir deneyimden ibaret değildir; aynı zamanda genel sağlık için de faydalar sunar. Bu etkiler, tatilin türüne, süresine ve tatilde neler yapıldığına bağlı olarak değişir.

Haber Merkezi / İşte tatilin vücut üzerindeki başlıca etkileri:

Stres azalması: Tatil, günlük yaşamın stresinden uzaklaşmayı sağlayabilir. Doğada vakit geçirmek, dinlenmek veya keyifli aktiviteler yapmak, kortizol (stres hormonu) seviyesini düşürerek zihinsel rahatlama sağlayabilir.

Ruh halinde iyileşme: Yeni yerler görmek, sevilen aktivitelerle uğraşmak veya aile üyeleriyle veya arkadaşlarla vakit geçirmek, serotonin ve dopamin gibi mutluluk hormonlarının salınımını artırabilir.

Zihinsel yenilenme: Rutinden uzaklaşmak, zihni yeniden odaklanmaya ve yaratıcılığa teşvik edebilir. Bu, iş veya okul performansını olumlu etkileyebilir.

Uyku kalitesinde iyileşme: Tatilde daha rahat bir ortamda bulunmak, uyku düzenini düzeltebilir ve vücudun dinlenmesine yardımcı olabilir. Ancak, farklı bir saat diliminde seyahat (jet lag) uyku düzenini geçici olarak bozabilir.

Fiziksel aktivite: Tatilin türüne bağlı olarak fiziksel aktivite artabilir (örneğin, yürüyüş, yüzme, kayak) veya azalabilir (örneğin, sadece dinlenme odaklı tatiller). Aktif tatiller, kardiyovasküler sağlığı destekler ve kas gücünü artırabilir.

Bağışıklık sistemi: Stresin azalması ve iyi bir dinlenme, bağışıklık sistemini güçlendirebilir. Ancak, kalabalık ortamlarda geçirilen tatillerde enfeksiyon riski artabilir.

Beslenme: Tatilde yemek alışkanlıkları değişebilir. Yeni lezzetler denemek keyifli olsa da, aşırı yemek veya sağlıksız beslenme kilo alımına neden olabilir. Öte yandan, sağlıklı beslenmeye odaklanan tatiller (örneğin, detoks kampları) sindirim sistemini destekleyebilir.

Enerji yenilenmesi: Tatil, tükenmişlik sendromunu önleyebilir ve genel enerji seviyelerini artırabilir.

Kalp sağlığı: Düzenli olarak tatil yapmak, kalp hastalığı riskini azaltabilir. Araştırmalar, tatilin kan basıncını düşürebileceğini ve kardiyovasküler sağlığı iyileştirebileceğini gösteriyor.

Motivasyon ve verimlilik: Tatilden sonra kişi, işine veya günlük yaşamına daha motive ve enerjik dönebilir.

Paylaşın

Tanrının Gazabı: Sodom Ve Gomorrah

Arkeologlar arasında hala bir tartışma konusu olan Sodom ve Gomorra’nın yok edilmesi, genellikle dini metinler, özellikle Tevrat ve İncil’deki anlatılarla ilişkilendirilir.

Haber Merkezi / Bu şehirlerin hikayesi, aynı zamanda Kur’an’da da benzer şekilde geçer (örneğin, Hûd Suresi 82 – 83).

Tevrat ve İncil’de (Yaratılış Kitabı 19) Sodom ve Gomorra, ahlaksızlık, günah ve Tanrı’nın emirlerine uymama nedeniyle yok edildiği belirtilir. Özellikle, şehir sakinlerinin ahlaksız davranışlarının Tanrı’nın gazabını çektiği ifade edilir.

Tanrı, bu şehirleri “gökten kükürt ve ateş yağdırarak” yok etmiştir. Yaratılış Kitabı’nda bu olay dramatik bir şekilde anlatılır: Şehirler tamamen yok olur, sadece Lut ve ailesi kaçar, ancak Lut’un karısı geriye baktığında tuz sütununa dönüşür.

Lut’un (İbrahim’in yeğeni) bu şehirlerde yaşaması ve Tanrı’nın ona kurtuluş vaat etmesi anlatının önemli bir parçasıdır.

Kur’an’da (örneğin, Hûd Suresi 82-83), Sodom ve Gomorra’nın benzeri olarak görülen Lut kavminin helakı anlatılır. Anlatıya göre, kavmin ahlaksızlığı ve özellikle eşcinsel davranışlar, Tanrı’nın gazabına neden olur. Allah, şehri altüst eder ve şehrin üzerine taş yağdırır. Bu, ilahi bir ceza olarak tasvir edilir.

Sodom ve Gomorra’nın tarihsel bir gerçekliğe dayanıp dayanmadığı tartışmalı bir konudur. Ancak, bazı arkeologlar, bu hikayenin Ölü Deniz (Lut Gölü) çevresindeki antik şehirlerle bağlantılı olabileceğini öne sürmektedir.

Sodom ve Gomorra’nın Ölü Deniz bölgesinde, muhtemelen günümüz Ürdün veya İsrail sınırlarında yer aldığı düşünülür. Arkeolojik kazılarda, özellikle Tall el-Hammam adlı bir sit alanında, bu şehirlerin kalıntılarına işaret edebilecek bulgular ortaya çıkarılmıştır.

2021’de yayımlanan bir araştırma, Tall el-Hammam’da yaklaşık 3600 yıl önce (MÖ 1650 civarı) bir meteor veya hava patlamasının (Tunguska benzeri) şehri yok etmiş olabileceğini öne sürmüştür. Ölü Deniz bölgesi tektonik olarak aktif bir bölgedir. Deprem veya volkanik patlamalar, şehirlerin yıkılmasına ve kükürt (sülfür) içeren gazların salınmasına neden olmuş olabilir.

Bölgedeki doğal gaz rezervleri veya bitüm yataklarının tutuşması, büyük bir yangına ve “kükürt ve ateş” görüntüsüne yol açmış olabilir. Lut’un karısının tuz sütununa dönüşmesi ise, bölgedeki tuz oluşumlarıyla (Ölü Deniz’deki doğal tuz yapıları) ilişkilendirilebilir.

Tall el-Hammam’da yapılan kazılar, ani bir yıkım izi (yüksek sıcaklıkta erimiş malzemeler, yanmış kalıntılar) gösteriyor. Ancak, bu bulguların Sodom ve Gomorra ile kesin bağlantısı tartışmalıdır.

İlahi bir ceza mı doğal bir felaket mi?

Dini metinler, Sodom ve Gomorra’nın yok edilmesini ilahi bir ceza olarak görür ve ahlaki bir ders çıkarmayı vurgular. Arkeolojik çalışmalar ise, bu hikayenin doğal bir felaketin (meteor, deprem, volkanik aktivite) abartılı bir anlatımı olabileceğini öne sürer.

Paylaşın