İsrail, Suriye’de Neyi Hedefliyor?

Suriye’nin güneyinde yer alan Süveyda da Dürziler ile Şam yönetimi ve Şam yönetimine destek veren Sünni Bedevi aşiretleri arasında çıkan çatışmalarda yüzlerce kişi hayatın kaybetti.

Kurtuluş Aladağ / İsrail’in de Dürzileri korumak adına dahil olduğu çatışmalar, başta ABD olmak üzere, bölgede etkili olan güçlerin araya girmesiyle şimdilik ateşkesle sonlanmış görünüyor.

Peki İsrail, çatışmalara neden dahil oldu ve Suriye’de ne yapmak istiyor?

Güvenlik ve stratejik kontrol: İsrail, özellikle Golan Tepeleri ve çevresindeki tampon bölgenin kontrolünü elinde tutarak sınır güvenliğini sağlamayı hedefliyor.

1967 Altı Gün Savaşı’ndan bu yana işgal ettiği Golan Tepeleri’ni 1981’de ilhak eden İsrail, bu bölgedeki varlığını güçlendirmek ve Suriye’deki yeni yönetimden gelebilecek tehditleri önlemek istiyor.

Esad rejiminin devrilmesiyle (8 Aralık 2024) 1974 Ateşkes Anlaşması’nın çöktüğünü savunan İsrail, tampon bölgeyi işgal ederek “radikal unsurların” sınırlarına yaklaşmasını engellemeyi amaçlıyor.

Suriye’nin askeri kapasitesini zayıflatma: İsrail, Suriye ordusunun altyapısını hedef alan hava saldırılarıyla (örneğin, Şam, Hama, Humus’taki askeri üsler ve T4 hava üssü) Suriye’nin askeri gücünü sınırlamak istiyor.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre, İsrail, 8 Aralık 2024’ten bu yana Suriye’ye 470’ten fazla hava saldırısı düzenlendi. Bu saldırılarda, Suriye ordusunun savaş uçakları, mühimmat depoları, hava savunma sistemleri ve donanma üsleri hedef alındı.

İran etkisini azaltma: İsrail, Suriye üzerinden İran’ın Lübnan’daki Hizbullah’a silah sevkiyatını engellemeyi hedefliyor.

Dürzi topluluğunu koruma ve kullanma: İsrail, Suriye’deki Dürzi azınlığı (nüfusun yüzde 3’ü, çoğunlukla Süveyda ve Golan’da) koruma gerekçesiyle Suriye’ye müdahalelerde bulunuyor.

İsrail, Dürzileri Şam yönetimine karşı mobilize ederek Suriye içinde istikrarsızlık oluşturmak istiyor.

Türkiye’nin nüfuzuna karşı mesaj: İsrail, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını (örneğin, T4 üssüne hava savunma sistemleri konuşlandırma planları) kendine tehdit olarak görüyor.

2 Nisan 2025’te Şam, Hama ve Humus’ta askeri üslere yönelik İsrail saldırıları, Türkiye’ye verilmiş bir “mesaj” olarak yorumlanıyor.

Bölgesel istikrarsızlığı sürdürme: İsrail’in Suriye’yi zayıf ve bölünmüş bir şekilde tutarak bölgesel rakiplerinin güçlenmesini önlemek istiyor.

Suriye’nin yeniden inşasını engellemek, azınlıklar arasında gerilim oluşturmak (örneğin, Dürziler ve Sünniler arasında) ve federal bir yapı önererek merkezi otoriteyi zayıflatmak, İsrail’in Suriye’de uzun vadeli stratejileri arasında yer alıyor.

Golan Tepeleri’nde kalıcı kontrol: İsrail, Golan Tepeleri’ni (jeostratejik konum ve su kaynakları) “sonsuza kadar” elinde tutmayı planlıyor.

Sonuç olarak, İsrail, Suriye’de, bölgesel hegemonyasını koruma, rakiplerini (İran ve Türkiye) zayıflatma ve Golan Tepeleri’ni kalıcı olarak kontrol etme odaklı bir stratejiyi yansıtıyor.

Paylaşın

DEVA Partisi’nden İstifa Eden İki Milletvekili CHP’ye Katıldı

Demokrasi ve Atılım Partisi’nden (DEVA Partisi) istifa eden Tekirdağ Milletvekili Cem Avşar ve İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) katıldı.

Haber Merkezi / İki milletvekiline rozetlerini CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Bakırköy’de düzenlenen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde taktı.

Cem Avşar kimdir?

1988 yılında İstanbul’un Bakırköy ilçesinde dünyaya gelen Cem Avşar, aslen Malatyalıdır. Cem Avşar, lisans eğitimini Almanya’da Berlin ve İngiltere’de Anglia Ruskin Üniversitesi’nde ekonomi alanında tamamlamıştır.

Siyasi kariyerine 2020 yılında Demokrasi ve Atılım Partisi’nin (DEVA) kurucu üyesi olarak başlayan Cem Avşar, DEVA Partisi’nde 2021’de Başdanışmanlık, 2022’de ise Yerel Yönetimler ve Şehircilik Politikaları Başkanlığı görevlerini üstlenmiştir.

Cem Avşar, 2023 Türkiye genel seçimlerinde, Millet İttifakı kapsamında CHP listelerinden Tekirdağ 3. sıra milletvekili adayı olmuş ve 28. Dönem TBMM milletvekili seçilmiştir. Cem Avşar, TBMM’de çevre, enerji, altyapı ve şehircilik alanlarında çalışmalar yürütmüştür.

Evrim Rızvanoğlu kimdir?

1980 yılında Van’da dünyaya gelen Evrim Rızvanoğlu, lisans eğitimini California State Üniversitesi’nde, yüksek lisansını ise Florida International Üniversitesi’nde İşletme Yönetimi alanında tamamlamıştır.

Siyasi kariyerine, 9 Mart 2020’de Ali Babacan tarafından kurulan Demokrasi ve Atılım Partisi’nin (DEVA) kurucu üyesi olarak başlayan Evrim Rızvanoğlu, 2021’de DEVA Partisi’nde Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirilmiştir.

Evrim Rızvanoğlu, 2023 Türkiye genel seçimlerinde, Millet İttifakı kapsamında CHP listelerinden İstanbul 2. Bölge milletvekili adayı olmuş ve 28. Dönem TBMM İstanbul milletvekili seçilmiştir.

Meclis’te iklim krizi, ekoloji, gençler ve kadın hakları gibi konularda aktif çalışmalar yürüten Evrim Rızvanoğlu, 27 Haziran 2025’te DEVA Partisi’nden istifa ettiğini sosyal medya hesabından duyurmuş, istifa gerekçesi olarak siyasi yaklaşımındaki farklılaşmaları göstermiştir.

Paylaşın

Alışkanlıklar Ve Yaşlanma Kanser Riskini Nasıl Etkiler?

Kanserin ne kadarının alışkanlıklar veya çevresel faktörlerden, ne kadarının ise yaşlanma veya genlerdeki rastgele değişikliklerin sonucu olduğu merak edilen konuların başında geliyor.

Haber Merkezi / İşte bu faktörlerin kanser riskine olan etkileri:

Alışkanlıklar:

Sigara ve tütün kullanımı: Sigara ve tütün kullanımı, Akciğer, ağız, boğaz ve pankreas kanseri gibi birçok kanser türüyle doğrudan bağlantılıdır. Sigara, kanser vakalarının yaklaşık yüzde 30’undan sorumludur.

Beslenme: İşlenmiş gıdalar, kırmızı et ve şekerli içeceklerin fazla tüketimi kolorektal, meme ve karaciğer kanseri riskini artırabilir. Buna karşın, sebze, meyve ve tam tahıl ağırlıklı beslenme riski azaltabilir.

Fiziksel aktivite: Düzenli egzersiz, meme, kolon ve endometrium kanseri riskini düşürebilir. Hareketsiz yaşam tarzı ise kanser riskini artırabilir.

Alkol tüketimi: Aşırı alkol tüketimi, karaciğer, meme, ağız ve yemek borusu kanseri riskini artırabilir.

Obezite: Fazla kilolu olmak, meme, kolorektal, pankreas ve böbrek kanseri gibi birçok kanser türüyle ilişkilidir.

Yaşlanma

Hücresel hasar birikimi: Yaş ilerledikçe, DNA’da biriken hasarlar ve onarım mekanizmalarının zayıflaması kanser riskini artırabilir. Çoğu kanser 50 yaşından sonra daha sık görülür.

Bağışıklık sistemi zayıflığı: Yaşla birlikte bağışıklık sistemi zayıflar, bu da kanser hücrelerini tespit etme ve yok etme yeteneğini azaltabilir.

Kronik iltihap: Yaşlanmayla artan kronik iltihap, kanser gelişimini teşvik edebilir.

Çevresel faktörler:

Radyasyon maruziyeti: UV ışınları (güneş, solaryum) cilt kanserine, iyonize radyasyon (X-ışınları, radon gazı) ise akciğer ve diğer kanserlere neden olabilir.

Kimyasal maddeler: Asbest (mezotelyoma), benzen (lösemi) ve pestisitler gibi kimyasallar kanser riskini artırabilir.

Hava ve su kirliliği: Partikül madde, ağır metaller ve içme suyundaki kirleticiler (ör. arsenik) kanser riskini yükseltebilir.

Enfeksiyonlar: HPV (rahim ağzı kanseri), hepatit B/C (karaciğer kanseri) ve Helicobacter pylori (mide kanseri) gibi mikroorganizmalar kanserle ilişkilidir.

Genetik faktörler

Kalıtsal mutasyonlar: BRCA1/BRCA2 (meme ve yumurtalık kanseri), Lynch sendromu (kolorektal kanser) gibi gen mutasyonları yüksek risk oluşturur.

Aile öyküsü: Ailede kanser öyküsü, genetik yatkınlık veya ortak çevresel faktörler nedeniyle riski artırabilir.

Genetik polimorfizmler: Bazı gen varyasyonları, çevresel faktörlere karşı hassasiyeti artırarak kanser riskini dolaylı olarak etkileyebilir.

Paylaşın

Sağlıklı Bir Cilt İçin Yemeniz Gereken En İyi Meyveler

Daha sağlıklı bir cilde sahip olmak için yalnızca cilt bakımına güvenmek ideal değildir. Cildinizi içeriden de beslemeniz gerekir. Sağlıklı bir cilt için tüketilmesi gereken besinlerden biri de meyvedir.

Haber Merkezi / Peki daha sağlıklı bir cilt için hangi meyveler iyidir?

Avokado: Avokado, yüksek oranda tekli doymamış yağ içerir. Bu sağlıklı yağ türü, iltihabı azaltmaya ve cildi güneşe maruz kalmanın neden olduğu hasardan korumaya yardımcı olur.

Kırmızı üzüm: Kırmızı üzüm kabuğu yüksek oranda resveratrol içerir. Resveratrol, yaşlanmanın etkilerini ve cilt hücrelerinin hasar görme riskini azaltmak gibi önemli faydalara sahiptir. Cildin daha genç ve sağlıklı görünmesini sağlar.

Böğürtlen: Böğürtlen, güneşe maruz kalmanın neden olduğu cilt hasarını önleyebilen bir antioksidan olan polifenoller açısından zengindir. Polifenol içeriği ayrıca cilt kanseri riskini önlemeye yardımcı olur.

Yaban mersini: Antioksidan açısından zengin bir diğer meyve ise yaban mersinidir; antosiyanin bileşikleri içerir. Antosiyaninler, yaban mersini de dahil olmak üzere mavi veya mor bitkilerde yaygın olarak bulunan bileşiklerdir. Antosiyaninler, güneş ışığına bağlı cilt yaşlanmasını ve cilt hücresi hasarını önler.

Turunçgiller: Doğrusunu söylemek gerekirse, kolajen içeren hiçbir meyve yoktur. Ancak meyveler, C vitamini açısından zengin meyveler gibi kolajen üretimine yardımcı olur. Bu nedenle portakal, greyfurt ve limon gibi turunçgiller kolajeni artırır ve cildi sıkılaştırır.

Kivi: Kivi meyvesi aynı zamanda günlük C vitamini ihtiyacını karşılamaya yardımcı olan yüksek miktarda C vitamini içerir. Kivi meyvesindeki C vitamini aynı zamanda serbest radikallerle savaşan ve cildi sağlıklı tutan bir antioksidan görevi görür.

Mangosten: Mangostenin cilt sağlığına faydaları, ksanton adı verilen polifenol içeriğinden kaynaklanmaktadır. Bu polifenol türü çoğunlukla mangosten kabuğunda bulunur ve erken yaşlanmayı önler.

Muz: Muzdaki niasin veya B3 vitamininin, DNA onarımına yardımcı olduğu ve UV radyasyonundan kaynaklanan iltihabı kontrol altına aldığı bilinmektedir. Bu, muzun cildi hasar riskinden korumaya yardımcı olduğu anlamına gelir.

Ahududu: Ahududu, C vitamininin yanı sıra ellajik asit de içerir. Bu asit, oksidatif stres ve iltihabı önleyerek cilt hücrelerini hasardan korur.

Karpuz: Karpuzda kırmızı rengini veren pigment olan likopen oldukça yüksektir. Likopen aynı zamanda güneş ışınlarının cilde verdiği hasarı önlemeye yardımcı olan bir antioksidan görevi görür.

Çilek: Karpuzun yanı sıra çilek de yüksek su içeriğine sahiptir. Meyvedeki yüksek su içeriği, cildin neminin korunmasına yardımcı olur.

Paylaşın

Tip 5 Diyabet Nedir? Nedenleri, Belirtileri Ve Tedavisi

Genellikle tip 1 ve tip 2 diyabet bilinmektedir. Ancak son zamanlarda yeni bir terim daha dikkat çekmeye başladı: tip 5 diyabet. Tip 5 diyabet, yetersiz beslenmeye bağlı bir diyabet türüdür.

Haber Merkezi / Tip 5 diyabet, Yetersiz Beslenmeye Bağlı Diyabet (MRDM) olarak da bilinmektedir.

Tip 5 Diyabetin Nedenleri

Tip 1 (otoimmün yanıtla tetiklenir) ve tip 2’nin (insülin direnciyle oluşur) aksine, tip 5 diyabet uzun süreli temel besin eksikliğinden kaynaklanır.

Vücut yeterli besin alamadığında zamanla insülin üretimi bozulur. Bu durum, kan şekeri seviyelerinin giderek artmasına ve kontrol edilmesinin zorlaşmasına neden olur.

Tip 5 Diyabet Belirtileri

Aşırı susuzluk,
Sık idrara çıkma,
Açıklanamayan kilo kaybı,
Kronik yorgunluk,
Bulanık görme,
Yavaş iyileşen yaralar.

Ayrıca, tip 5 diyabetli çocuklarda sindirim enzimi üretiminin azalmasıyla ilgili semptomlar görülebilir, bu nedenle kısmen sindirilmiş yiyecekler sindirim sisteminde kalır. Bu durum karın ağrısı, şişkinlik ve ishal gibi çeşitli semptomlara neden olabilir.

Tip 5 Diyabet Teşhisi ve Tedavisi

Ancak doktorlar tip 5 diyabetin teşhisi için aşağıdaki destekleyici testleri önerebilirler:

Açlık kan şekeri testi,
HbA1c testi,
Pankreas fonksiyon testi,
Beslenme durumu değerlendirmesi.

Test sonuçları tip 5 diyabet tanısı doğrularsa, tedavi ilaç tedavisi ve beslenme düzenlemesinin bir kombinasyonunu içerebilir.

Antidiyabetik ilaçlar, pankreasın insülin üretmesine yardımcı olmayı ve vücudun bu hormona verdiği yanıtı artırmayı amaçlar.

Bu arada sağlıklı ve besleyici bir beslenme düzeninin benimsenmesi ve gerekli besin takviyelerinin sağlanmasıyla beslenmede iyileşme sağlanır.

Paylaşın

Tüketicinin Ekonomiye Güveni Düştü

Haziran ayında 85,1 olan tüketici güven endeksi temmuz ayında yüzde 1,8 oranında azalarak 83,5 oldu. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Tüketici Güven Endeksi Temmuz 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, Haziran ayında 85,1 iken Temmuz ayında yüzde 1,8 oranında azalarak 83,5 oldu.

Alt endekslerden, mevcut dönemde hanenin maddi durumu yüzde -1,8 azalışla 83,5’e, gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi yüzde -1,6 azalışla 68,2’ye, gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi yüzde -4,2 azalışla 79’a, gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi yüzde -0,3 azalışla 102,3’e geriledi.

Tüketici güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Tüketici güven endeksi, aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini/ beklentisini göstermektedir. İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın

Folik Asit Açısından Zengin Meyveler

Folik asit (folat), vücut için önemli olan bir B vitamini türüdür. Folik asit, kan hücreleri, cilt, saç ve tırnaklar gibi yeni hücrelerin oluşumuna yardımcı olur.

Haber Merkezi / Folik asit eksikliğinin belirtileri arasında kansızlık, yorgunluk, kas güçsüzlüğü, baş ağrısı veya bayılacakmış gibi hissetme, soluk cilt, çarpıntı ve nefes darlığı bulunur.

İşte folik asit açısından zengin meyveler:

Portakal: Portakal, vücudunuzun bağışıklık sistemine fayda sağlayan folik asit ve C vitamini içerir. Portakalın 100 gramında yaklaşık 30 mikrogram folat bulunur.

Greyfurt: Folat içermesinin yanı sıra, greyfurt naringin ve narirutin de içerir. Her iki bileşen de, folik asidin bağışıklığı güçlendirme işlevine yardımcı olabilecek anti – enflamatuar özelliklere sahiptir.

Greyfurtun (230 gram) içindeki folat miktarı yaklaşık 29,9 mikrogramdır.

Limon: Limon, folik asit içeren bir diğer turunçgil meyvesidir. Limonun (100 gramda) folik asit miktarı yaklaşık 20 mikrogramdır. Limonun ayrıca bağışıklık sistemi için aynı faydaları sağlayan C vitamini içerdiği de bilinmektedir.

Mango: Mango oldukça yüksek folik asit içeriğine sahiptir. Mangodaki folik asit içeriği (100 gram başına) 60 ila 138 mikrogram arasında değişir. En küçük ve olgunlaşmamış mangoda daha yüksek folat içeriği bulunur.

Guava: Guavadaki folik asit içeriği 91 ila 92,98 mikrogram (100 gramda) arasında değişmektedir.

Papaya: Papaya, folik asit açısından zengin tropikal bir meyvedir. Toplam folat içeriği 61,6 ila 64,61 mikrogram arasındadır. Papaya, folik asidin yanı sıra vitaminler açısından da zengindir. A, C, E ve K vitaminlerini içerir.

Jak meyvesi: Jak meyvesinde yaklaşık 51,1 – 53,27 mikrogram folat bulunur. Ancak bu oran, meyvenin olgunlaşmış veya olgunlaşmamış olmasına bağlı olarak değişebilir.

Avokado: Yaklaşık 50 gram (üçte biri) avokado 44,5 mikrogram folat içerir. Avokado ayrıca K vitamini ve bakır gibi vitamin ve mineraller açısından da zengindir.

Paylaşın

Dikkat Edilmesi Gereken Prediyabet Belirtileri

Alışılmadık derecede yorgun, sürekli susamış veya yemek yedikten sonra bile aç hissettiniz mi? Eğer öyleyse, bunlar göz ardı edilmemesi gereken prediyabetin uyarı işaretleri olabilirler.

Haber Merkezi / Prediyabet, kan şekerinin normalden yüksek olduğu ancak tip 2 diyabet olarak sınıflandırılacak kadar yüksek olmadığı bir durumdur.

İşte prediyabetin dikkat edilmesi gereken dokuz yaygın belirtisi:

Aşırı yorgunluk: Prediyabetin belirtilerinden biri, belirgin bir sebep olmaksızın alışılmadık derecede yorgun hissetmektir. Bu durum, kan şekeri kullanımının bozulması nedeniyle hücrelerinizin yeterli enerji alamaması durumunda ortaya çıkabilir.

Sık susama: Bol sıvı tüketmenize rağmen sürekli susuyorsanız, bu prediyabet belirtisi olabilir. Yüksek kan şekeri seviyeleri, vücudunuzun fazla şekeri idrar yoluyla atmaya çalışmasına neden olur.

Sık idrara çıkma: Artan susuzlukla bağlantılı olarak, özellikle geceleri daha sık tuvalete gittiğinizi fark edebilirsiniz. Bu, genellikle gözden kaçan prediyabetin erken belirtilerinden biridir.

Vücut kıvrımlarında koyulaşmış cilt: Boyun, koltuk altı veya kasık gibi bölgelerdeki koyu veya kalınlaşmış cilt lekeleri (akantozis nigrikans olarak bilinir) insülin direncinin ve prediyabetin erken bir belirtisi olabilir.

Bulanık görme: Görüşünüz aniden bulanıklaşırsa, sadece göz yorgunluğunu suçlamayın. Bu durum, prediyabetin yaygın bir belirtisi olan kan şekeri seviyelerindeki dalgalanmalardan kaynaklanıyor olabilir.

Kilo alımı veya kilo vermede zorluk: Özellikle kilo alımınız göbek çevresinde yoğunlaşıyorsa, karın yağlanmasının prediyabetin önemli bir sorunu olan insülin direnciyle güçlü bir bağlantısı vardır.

Ruh hali değişimleri: Kan şekeri dalgalanmaları sinirlilik, kaygı veya odaklanma sorunu gibi duygusal dengesizliklere yol açabilir.

Yemek yedikten sonra bile açlık hissi: Vücudunuz yeterli glikozu düzgün bir şekilde işleyemediğinde, yemek yemenize rağmen açlık sinyalleri gönderebilir. Bu da prediyabetin yanlış anlaşılan bir başka belirtisidir.

Yavaş iyileşen yaralar: Prediyabetin sıklıkla gözden kaçan bir belirtisi, yaraların yavaş iyileşmesidir. Kötü kan şekeri kontrolü, vücudun etkili bir şekilde onarım yapma yeteneğini olumsuz etkileyebilir.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan “Süreç” Açıklaması: Duruşumuzu Muhafaza Ediyoruz

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, iktidarın “Terörsüz Türkiye” DEM Parti’nin “Barış ve Demokrasi” olarak adlandırdığı sürece ilişkin, “duruşumuzu muhafaza ediyoruz” dedi.

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, iktidarın “Terörsüz Türkiye” DEM Parti’nin “Barış ve Demokrasi” olarak adlandırdığı süreç için dün başladığı parti ziyaretlerini sürdürüyor.

İbrahim Kalın, bugün de İYİ Parti Grubu’na ziyarette bulundu.

İbrahim Kalın’ı partinin grup toplantı salonunun kapısında İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ile grup başkanvekilleri Buğra Kavuncu ve Turhan Çömez karşıladı.

Görüşme yaklaşık 45 dakika sürdü.  Görüşmenin ardından Müsavat Dervişoğlu, TBMM’den ayrılırken gazetecilerin sorusu üzerine, şunları söyledi:

Bilmediğimiz bir şey öğrenmedik. Elbette ki görüşmeyi önemsiyoruz. Duruşumuzu muhafaza ediyoruz. PKK’nın ideallerinin hukuki ve anayasal zemin bulmaması için mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Biri Kürt diğeri Alevi iki Cumhurbaşkanı yardımcısı olsun” önerisiyle ilgili soruya ise Dervişoğlu, “Söyleyene sorun” karşılığını verdi.

Paylaşın

Yeterli Protein Alınıp Alınmadığı Nasıl Anlaşılır?

Protein, kasları ve diğer vücut yapılarını oluşturmaya ve korumaya yardımcı olan temel bir makro besindir. Alınan günlük kalorinin en az yüzde 20’si ila yüzde 35’inin protein olması önerilir.

Haber Merkezi / Protein denilince akla ilk et gelebilir. Ancak protein, tam tahıllar, fasulye ve mercimek, kuruyemişler, tohumlar ve hatta bazı sebzeler gibi birçok bitki bazlı gıdada da bulunur.

İşte yeterli oranda protein alınıp alınmadığını anlamak için birkaç ipucu:

Fiziksel ve sağlıkla ilgili işaretler:

Yetersiz protein alımı bazı fiziksel ve sağlıkla ilgili belirtilerle kendini gösterebilir:

Kas kaybı veya zayıflığı: Protein, kas dokusunun yapı taşıdır. Yetersiz protein alımı kas kütlesinde azalmaya ve güçsüzlüğe neden olabilir.

Yorgunluk ve enerji düşüklüğü: Protein, enerji metabolizmasında rol oynar. Sürekli yorgunluk, protein eksikliğinin bir işareti olabilir.

Saç, cilt ve tırnak problemleri: Protein eksikliği saç dökülmesi, kırılgan tırnaklar ve kuru, pullanan bir cilt gibi sorunlara yol açabilir.

Bağışıklık sisteminde zayıflık: Sık hastalanma veya enfeksiyonlara karşı dirençte azalma, protein eksikliğinin göstergesi olabilir.

Ödem: Vücutta sıvı birikmesi (özellikle bacaklarda veya ellerde şişme), ciddi protein eksikliğinde (örneğin, albümin düşüklüğünde) görülebilir.

Yavaş yara iyileşmesi: Protein, doku onarımı için gereklidir. Yetersiz protein alımı, yaraların yavaş iyileşmesine neden olabilir.

Günlük protein ihtiyacını hesaplama:

Yeterli protein alınıp alınmadığını anlamak için günlük protein ihtiyacı hesaplanabilir:

Genel kural: Yetişkinler için önerilen günlük protein alımı, vücut ağırlığının her kilogramı için 0.8-1.2 gram arasındadır. Aktif bireyler, sporcular veya yaşlılar için bu miktar 1.2-2.0 gram/kg arasında olabilir.

Örnek: 70 kg bir kişi için günlük protein ihtiyacı yaklaşık 56 – 84 gram (genel popülasyon için) veya 84 – 140 gram (aktif bireyler için).

Hamilelik, emzirme, ağır egzersiz, hastalık veya iyileşme süreçlerinde protein ihtiyacı artabilir.

Beslenme takibi: Günlük tüketilen yiyecekler kaydedilerek protein alımı takip edilebilir.

Laboratuvar testleri:

Serum albümin ve total protein seviyeleri: Kan testleriyle vücuttaki protein durumu ölçülebilir.

Prealbümin veya transferrin testleri: Daha kısa vadeli protein eksikliğini tespit etmek için kullanılabilir.

Tam kan sayımı (CBC): Genel sağlık durumunu ve beslenme eksikliklerini değerlendirmek için yardımcı olabilir.

Performans ve hedeflere göre değerlendirme:

Spor performansı: Eğer spor yapıyorsanız ve kas gelişimi durmuşsa veya performansınız düşüyorsa, protein alımınız yetersiz olabilir.

Kilo kontrolü: Protein, tokluk hissi sağlar. Sürekli açlık hissi, protein eksikliğinden kaynaklanabilir.

Paylaşın