Aziz Yıldırım: Fenerbahçe’yi Çok Kötü Günler Bekliyor

Fenerbahçe’nin geleceğine ilişkin ciddi kaygılar taşıdığını vurgulayan Aziz Yıldırım, “Fenerbahçe’yi çok kötü günler bekliyor. Kimse umursamıyor” ifadelerini kullandı.

Fenerbahçe’nin eski başkanı Aziz Yıldırım, yaptığı açıklamalarla sarı-lacivertli kulübün mevcut durumu hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Yıldırım, Fenerbahçe’nin geleceği konusunda ciddi kaygılar taşıdığını vurgulayarak şunları söyledi: “Fenerbahçe’yi çok kötü günler bekliyor. Kimse umursamıyor. Dün bir yerde yemekteydim. Tamer Yelkovan’ın akrabasının ufak kızını gördük. Sorduk, sınıfında iki tane Beşiktaşlı, geri kalan hepsi Galatasaraylıymış. Hepinize söylüyorum bunu. Benim dediğimi iyi anlayın.”

Kendisinin başkan adayı olup olmamasının önemli olmadığını belirten Aziz Yıldırım, “Burada benim olmam ya da olmamam ayrı bir konu. Ali Koç veya oradaki başkan kimse başkanlıktan ayrıldığı anda sen ne yapacaksın? Sen, ‘Ben başkan olmaya adayım, ben yönetim kuruluna girmeye adayım’ diyeceksin” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Vücuttaki Değişiklikler Bunamanın İşaretleri Olabilir

Yeni yayınlanan bir araştırma, demans (bunama) hastalığına yakalanan kişilerin teşhis konulmadan yıllar önce kilo vermeye ve bel çevrelerinin incelmeye başladığını ortaya koydu.

Haber Merkezi / Araştırmada, bu kişilerde, demans tespiti konulmadan önce “iyi” kolesterol olarak bilinen kolesterolün de daha yüksek olduğu belirtildi.

Avustralya’daki Monash Üniversitesi’nden Dr. Zimu Wu liderliğindeki araştırma, JAMA Network Open’da yayınlandı. Araştırmada, yaşlı yetişkinler üzerinde yapılan ve Aspirin’in Yaşlılarda Olayları Azaltma (ASPREE) adlı çalışmadan elde edilen veriler kullanıldı.

Bilim insanları, araştırmada iki yaşlı yetişkin grubunu karşılaştırdılar. Birinci grupta daha sonra demans teşhisi konulan 1.078 kişi yer alırken, ikinci grupta demans teşhisi konulmayan 4.312 kişi vardı.

Araştırmanın sonuçları, demans hastalığına yakalanan kişilerin, teşhis konulmasından yedi yıl öncesine kadar daha düşük vücut ağırlığına ve daha ince bel ölçüsüne sahip olduğunu gösterdi. Bu fiziksel değişiklikler, teşhisten önceki on yılda daha da belirgin hale geldi.

Bu durum, sağlıklı görünen yaşlı yetişkinlerde bile, belirgin bir sebep olmadan kilo vermenin, beynin değişmeye başladığının erken bir işareti olabileceğini düşündürüyor.

Araştırma ayrıca, demans hastalığına yaklanaan kişilerin, genellikle “iyi” kolesterol olarak adlandırılan yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) seviyelerinin, teşhislerinden beş yıl öncesine kadar daha yüksek olduğunu buldu.

Bilim insanları, araştırmada kan basıncı ve kandaki yağ seviyelerini de incelediler. Demans hastalığına yakalanan kişilerde, teşhisten önceki on yıl boyunca sistolik kan basıncı ve kandaki bir tür yağ olan trigliserit seviyeleri daha düşüktü.

Yüksek trigliserid düzeyleri genellikle kalp sorunlarıyla ilişkilendirilirken, bu araştırma çok düşük düzeylerin demans riskiyle bağlantılı olabileceğini öne sürüyor.

Araştırmacılar, bu bulguların doktorların demans geliştirme olasılığı daha yüksek olan kişileri tespit etmelerine yardımcı olabileceğine düşünüyorlar. Araştırma, bunamanın sadece beyin hastalığı olmadığı fikrini destekliyor.

Paylaşın

Bakırhan’dan Bahçeli’ye: Neden Cumhurbaşkanı Da Kürt Olmasın?

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “İki cumhurbaşkanı yardımcısından birisinin Alevi, diğerinin de Kürt olması” önerisine ilişkin, “Neden Cumhurbaşkanı da Kürt olmasın? Biz yönetmeye adayız” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Parti Meclisi (PM) toplantısı öncesi açıklamalarda bulundu.

Bakırhan, açıklamasında savcılardan birinin makamındaki beyaz Toros maketine tepki göstererek, “Bir savcı tam da sayın Erdoğan’ın beyaz Torosları eleştirdiği gün masasına beyaz Toros koyarak mesaj veriyorsa biz bunlara eyvallah etmeyiz” ifadelerini kullandı. Tuncer Bakırhan, konuya ilişkin şunları söyledi:

“Tarihi anların yaşandığı ve karanlıkların teyit edildiği bir dönemde teslim olun bildirileri atılıp hâlâ operasyon görüntüleri geliyorsa; Suriye’deki Kürtlerle ilgisi olmayan hareketlilikte bile ‘aman Kürt nefes’ almasın düşüncesine kapılanlar oluyorsa; dil, kültür, kimlik için çözümü konuştuğumuz bu günlerde Kürtçe müzik dinlediği bir kadın karnındaki bebekle tekmeleniyorsa; bir savcı tam da sayın Erdoğan’ın beyaz Torosları eleştirdiği gün masasına beyaz Toros koyarak mesaj veriyorsa; yargı sopasıyla muhalifler, seçilmişler susturuluyorsa; sandıktan çıkan irade eziliyorsa; DEM Parti’ye dönük yapay gündemler ve karalama çabaları her gün geliştiriliyorsa; medyada iktidarın sözcüsü kabul edilen kalemlerden barış yerine fitne, fesat yayma ateşi çıkıyorsa; Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararlar uygulandığında bundan faydalanan Kürt halkına ‘terörist’ diye manşet atan savaşın ve inkarın sözcüleri halkları birbirine düşürmek istiyorsa kimse kusura bakmasın, biz bunlara eyvallah etmeyiz, sesimizi de, sözümüzü de yükselterek doğru bildiğimiz yolda yürümeye devam ederiz.”

“Diyoruz ki yargı, beyaz Toroslardan inmelidir” diyen Bakırhan, “Hukuk, Kürtçe düşmanlığını mahkum etmelidir. Ana dilimize tekme atma artık son bulmalıdır. Cübbeler, siyasetin ellerinde olmaktan çıkmalıdır. Savaşı değil, barışı büyüten manşetler atılmalıdır. Siyaset iftirayla değil, fikirlerle yapılmalıdır. Biz şu anda barışı inşa etmeye çalışıyor. Kimseye insan ve söz beğendirme derdimiz yok. Böyle bir amacımız da yok” ifadelerini kullandı.

Bakırhan, açıklamasında, “Türkiye’nin 100 yıllık yapısal sorunlar ile günümüzün siyasi krizleri iç içe geçmiş durumda ve birbirini besliyor. Bu kısır döngüyü kırmanın yolu, bu iki gündemi birbirinden ayırmak değil, aralarındaki bağı anlamaktan, görmekten geçiyor” diye konuştu.

CHP’ye çağrıda bulunan Bakırhan, şunları söyledi: “Çok içten ve inanarak söylüyorum, özellikle Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda kurucu parti kimliği ve tarihsel değerleriyle toplumun Cumhuriyet Halk Partisi’nden beklentisi çok yüksek. Çünkü bu mesele Türkiye’nin demokratikleşmesinin ve toplumsal barışın en temel unsurudur. Bu tarihi sorumluluğu üstlenerek çözüm çabasında yer almanın hepimiz ve ülkemizin geleceği için atılacak en doğru adım olacağı inancındayız. Tüm toplumun da siyaset kurumundan, siyasi partilerden beklentisi yöndedir. Umarım siyaset kurumu da bu pratiği ve çalışma tarzını ortaya koyar.”

“Neden Cumhurbaşkanı da Kürt olmasın?”

Bakırhan’a, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “İki cumhurbaşkanı yardımcısından birisinin Alevi, diğerinin de Kürt olması” önerisine ilişkin “Neden Cumhurbaşkanı da Kürt olmasın? Biz yönetmeye adayız” dedi ve ekledi: “Önümüzdeki dönem siyasal denklem, zemin neye müsait olur onu çok bilmem ama tabii ki ülkemizde bulunan bütün renklerin, farklılıkların yönetimde yer alması, temsil edilmesi kıymetlidir, değerlidir.”

Halk TV yazarı İsmail Saymaz, Devlet Bahçeli’nin birkaç ay önce MHP milletvekilleriyle yaptığı toplantıda, “Cumhurbaşkanı’nın iki yardımcısı olsun, biri Kürt, diğeri Alevi olsun” dediğini aktarmıştı.

Bahçeli de dün yaptığı yazılı açıklamada, “Türkiye’mizi yoran, yıpratan, enerjisini çalan, fahiş mahiyetli sosyal ve ekonomik maliyetlere neden olan etnik ve mezhep temelli dayatmalara karşı Terörsüz Türkiye’nin adım adım ilerlediği bir dönemde, iki Cumhurbaşkanı Yardımcısından birisinin Alevi, diğerinin de Kürt olabileceği değerlendirilmiştir” diyerek bu kulisi doğrulamıştı.

Ancak önerinin çarpıtıldığını belirten Bahçeli, “Bu fikri ve siyasi teklifi Lübnan’la ilişkilendirmek bir defa çarpıtma ve samimi bir düşünceyi kasten saptırmadır. Türkiye’yi, Lübnan veya benzeri bir başka ülkenin karmaşık ve kaotik istikrarsız yapısına çevirmeye gücü yetecek, buna cesaret ve teşebbüs edecek hiç kimse olamaz, olamayacaktır” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Hazine’nin Borcu 11,5 Trilyona Yükseldi

Merkezi yönetim brüt borç stoku, haziran sonu itibarıyla 11,5 trilyon lira seviyesinde yükseldi. Borç stokunun 5,3 trilyon liralık kısmı TL, 6,1 trilyon lira tutarındaki bölümü ise döviz cinsiden oluştu.

Haber Merkezi / Ayrıca, hazine alacakları, şubat sonu itibarıyla 32,1 milyar lira oldu. Alacak stoku içindeki en yüksek payı 11,1 milyar lirayla mahalli idareler oluşturdu.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 30 Haziran itibarıyla merkezi yönetim brüt borç stoku verilerini açıkladı. Bakanlıktan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Merkezi yönetim borç stoku 30 Haziran 2025 tarihi itibarıyla 11.462,4 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Borç stokunun 5.309,7 milyar TL tutarındaki kısmı Türk Lirası cinsi, 6.152,7 milyar TL tutarındaki kısmı döviz cinsi borçlardan oluşmaktadır.”

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 30 Haziran itibarıyla Hazine alacaklarına ilişkin verileri de açıkladı. Bakanlıktan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Hazine Alacak stoku, 30 Haziran 2025 tarihi itibarıyla 32,1 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Hazine alacak stoku içerisinde en yüksek pay 11,1 milyar TL ile mahalli idarelere aittir. 2025 Haziran ayı sonu itibarıyla Hazine alacaklarından toplam 7,8 milyar TL tahsilat gerçekleştirilmiştir.”

Paylaşın

Türkiye’de Ortalama Kira 20 Bin Lirayı Aştı

Haziran itibarıyla, Türkiye genelinde konut metrekare fiyatları 39 bin 738 liraya ulaşırken, ortalama kira bedelleri de 20 bin lirayı aştı. Kiracı oranı ise yüzde 23’ten yüzde 28,2’ye yükseldi.

İstanbul ve Muğla’da ortalama kiralar 30 bin liraya yaklaşırken, Ankara ve İzmir’de bu rakam 25 bin lira seviyelerinde seyrediyor. Kocaeli’de ise ortalama kira 21 bin 500 lirayı buluyor.

Yaz aylarında hız kazanan taşınma hareketliliğiyle birlikte Türkiye’de kiracılık oranı da dikkat çekici biçimde artıyor. Haziran 2025 itibarıyla ülke genelinde konut metrekare fiyatları 39 bin 738 TL’ye ulaşırken, ortalama kira bedelleri 20 bin TL’yi aştı. Uzmanlar, artan konut maliyetleriyle birlikte Türkiye’nin Avrupa’da kiracılık oranı en yüksek ülkeler arasına girdiğini vurguluyor.

İstanbul Gayrimenkul Değerleme verilerine göre büyükşehirlerde kiralar ciddi oranda yükseldi. İstanbul ve Muğla’da ortalama kiralar 30 bin TL’ye yaklaşırken, Ankara ve İzmir’de bu rakam 25 bin TL seviyelerinde seyrediyor. Kocaeli’de ise ortalama kira 21 bin 500 TL’yi buldu.

Gayrimenkul İktisatçısı Dr. Ahmet Büyükduman’ın aktardığına göre, Türkiye’de kiracı oranı son 20 yılda yüzde 23’ten yüzde 28,2’ye yükseldi. Bu artışla Türkiye, Avrupa’da kiracı oranı en yüksek altıncı ülke konumuna geldi. Eurostat verilerine göre, kiracılıkta başı çeken ülkeler arasında yüzde 52,3 ile İsviçre, yüzde 46,8 ile Almanya ve yüzde 38,9 ile Danimarka bulunuyor.

Buna karşılık, Sırbistan (yüzde 2,5), Litvanya (yüzde 2,9) ve Karadağ (yüzde 3,3) gibi ülkelerde kiracı oranı oldukça düşük seviyelerde seyrediyor.

Ekonomim’in haberine göre, Türkiye’de konut sahipliği oranı da düşüş eğiliminde. Dr. Büyükduman, bu oranın 20 yıl önce yüzde 61 seviyesindeyken bugün yüzde 56’ya gerilediğini belirtti. Buna rağmen, kira ödemeden bir başkasının evinde yaşayanların oranı yüzde 15 civarında seyrediyor. Bu grup da dahil edildiğinde, Türkiye’de konut sahipliği oranı yaklaşık yüzde 71’e çıkıyor.

Büyükduman, konut sahipliği ile ülkelerin gelir düzeyleri arasındaki ilişkiye de dikkat çekti. “İsviçre, Almanya ve Avusturya gibi yüksek gelirli ülkelerde kiracılık oranı oldukça yüksek. Buna karşılık, Romanya, Bulgaristan ve Sırbistan gibi düşük gelirli ülkelerde konut sahipliği daha yaygın. Gelir arttıkça kiracılığın da arttığı bir yapı gözlemleniyor” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’de kiracılık oranındaki artışın sadece ekonomik nedenlerle değil; demografik dönüşüm, yaşam tarzı değişiklikleri, kırsaldan kente göç ve miras intikallerindeki gecikme gibi faktörlerle de bağlantılı olduğuna dikkat çekiliyor.

Paylaşın

Kahve, Kalp Sağlığını Desteklemek İçin Nasıl İçilir?

Semmelweis Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırma, günde üç fincana kadar kahve içmenin kalbi koruyabileceği,  felç ve ölümcül kalp hastalığı riskini azaltabileceğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Araştırma, dünyanın en popüler içeceklerinden biri olan kahvenin uzun vadeli faydalarına dair yeni bakış açıları sunuyor.

Araştırmada, İngiltere Biyobankası’ndan yaklaşık yarım milyon katılımcının verileri 10 ila 15 yıl boyunca takip edildi. Araştırmanın başlangıcında, yarısından fazlası kadın ve ortalama yaşları 56 olan katılımcıların hiçbirinin kalp hastalığı yoktu.

Araştırmacılar, katılımcıları günlük kahve tüketimlerine göre üç gruba ayırdılar: Hiç kahve içmeyenler (Yüzde 22), az – orta düzeyde kahve içenler (Yüzde 58), ve çok tüketenler (Yüzde 20), günde 3 fincandan fazla kahve içenler.

Araştırmanın sonuçları, özellikle az ve orta düzeyde kahve içenler için umut vericiydi. Kahve içmeyenlere kıyasla, bu gruptaki kişilerin herhangi bir nedenden ölme riski yüzde 12, kalp hastalığından ölme riski yüzde 17 ve felç geçirme riski yüzde 21 daha düşüktü.

Günde üç fincandan fazla kahve tüketenlerde bile kalp sorunları veya ölüm riskinde artış görülmedi.

Araştırmada ayrıca kahvenin kalbi nasıl etkileyebileceği daha derinlemesine incelendi. Araştırmacılar, kalp sağlığını değerlendirmek için oldukça hassas bir araç olan kardiyak manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanarak 30 binden fazla katılımcıdan oluşan bir alt grubu incelediler.

Araştırma, düzenli olarak kahve içenlerin, içmeyenlere kıyasla daha sağlıklı kalplere sahip olduğunu ortaya koydu. Bu, kahvenin yaşlanmanın kalp üzerindeki etkilerini dengelemeye yardımcı olabileceğini gösteriyor.

Kahvenin içeriğindeki antioksidan ve anti – inflamatuar maddeler gibi bileşiklerin kalp damar sağlığının korunmasında rol oynayabileceği düşünülüyor.

Paylaşın

Ferekidis Kimdir? Teorik Çalışmaları

MÖ 6. yüzyıl civarında Siros Adası’nda dünyaya gelen Ferekidis’in yine aynı yüzyıl civarında Manisa veya Efes’te hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Ferekidis’in hayatı hakkında kesin bilgiler sınırlıdır ve kaynaklar çelişkilidir.

Haber Merkezi / Ferekidis, modern anlamda bir düşünür olmasa da, felsefi ve mitolojik düşünceleriyle presokratik filozoflar ile mitoloji arasında bir köprü oluşturmuştur. İşte Ferekidis hakkında temel bilgiler ve teorileri:

Düşünür Pittakos’un (Midillili Pittacus) öğrencisi olduğu veya Fenike kaynaklarından kendi kendine öğrenim gördüğü öne sürülen Ferekidis, Pythagoras (Pisagor) ile ilişkilendirilmiş, onun konuşmalarını dinlediği ve hatta hocası olduğu iddia edilmiştir.

Bazı kaynaklar Ferekidis’i Antik Yunan’ın Yedi Bilge’sinden biri sayar, ancak genellikle bir nesil sonra yaşadığı düşünülmekteedir.

Ferekidis, doğa, evren ve tanrılar üzerine yazdığı Pentemychos (Beş Oyuk) veya Heptamychos (Yedi Oyuk) adlı nesir eseriyle tanınmaktadır. Bu eser, felsefi düşünceleri şiir yerine nesir formatında yazan ilk çalışma olarak kabul edilmektedir. Eserin çoğu kaybolmuş, sadece birkaç alıntı ve bir Mısır papirüsündeki fragman günümüze ulaşmıştır.

Kozmogoni ve üç tanrısal ilke: Ferekidis’in kozmogonisi, evrenin oluşumunu üç temel ilkeye dayandırır:

Kronos (Zaman): Evrenin yaratıcı gücü ve düzeni.
Zas (Zeus, Yaşam): Diriliğin ve yaşamın kaynağı.
Kythonie (Chthonie, Yeryüzü): Yeryüzünü biçimlendiren ilke.

Bu ilkeler önsüz ve sonsuzdur. Kronos, yeryüzünün içindeki oyuklarda dört elementi ve diğer tanrıları yaratır. Zas, ejderha Ophion’u bir savaşta yenerek Okeanos’a atar ve Dünya’yı (Gê) yönetir. Kythonie ile evlenerek yeryüzünü şekillendirir.

Ferekidis’in kozmogonisi, Hesiodos’un mitolojik Teogoni’si ile presokratik filozofların doğa temelli açıklamaları arasında bir geçiş oluşturmaktadır. Ferekidis, evrenin oluşumunu mitolojik ama sistematik bir şekilde açıklamıştır.

Yeryüzü merkezli evren: Ferekidis, yeryüzünü evrenin merkezi olarak görmüştür. Yeryüzü önce ortaya çıkmış, çevresindeki varlıklar ise zamanla ve belirli sürelere göre biçimlenmiştir.

Evrenin oluşumunda sevgi (eros), varlıkları birleştiren ve uzlaştıran bir ilke olarak rol oynamaktadır. İyi ve kötü güçler arasında bir savaş olmuş, iyiler üstün gelerek kötüleri okyanusun dibine göndermiştir. Bu görüş, daha sonra Ptolemaios tarafından geliştirilmiştir.

Ruhun ölümsüzlüğü ve reenkarnasyon: Ferekidis, ruhun ölümsüz olduğunu ve bir bedenden diğerine geçtiğini (metempsikozis) savunmuştur. Bu fikir, Hint felsefesindeki ruh göçü inancından etkilenmiş olabilir.

Bu düşünceyi Pythagoras’a aktardığı ve Orfizm ile Pythagorasçılık üzerinde etkili olduğu düşünmektedir.

Doğa ve teoloji: Ferekidis, doğa olaylarını ve evreni mitolojik unsurlarla açıklamış, ancak bunları sistematik bir çerçeveye oturtarak geleneksel mitolojiden kısmen uzaklaşmıştır.

Aristoteles, onu dünyayı sistematik olarak açıklamaya çalışan ilk düşünürlerden biri olarak değerlendirirken, Plutarkhos gibi bazı düşünürlerde onu teolog (tanrıbilimci) olarak sınıflandırmıştır.

Ferekidis, mitoloji ile felsefi düşünce arasında bir köprü kurarak presokratik filozoflara zemin hazırlamıştır. Kozmogonisi, sevgi (eros) ilkesini varlıkların birleştirici gücü olarak tanımlaması ve ruh göçü kavramı, sonraki filozoflar (Empedokles, Platon, Pythagoras) üzerinde etkili olmuştur.

Nesir formatında yazan ilk düşünür olarak, felsefi yazı geleneğinin başlangıcına katkı sağlamıştır.

Orfizm ve Pythagorasçılık gibi akımların teogonik (tanrıbilimsel) ve reenkarnasyon fikirlerini etkilediği düşünülmektedir.

Not: Bazı kaynaklarda Ferekidis’in Miletos’ta yaşadığı ve Eleat Okulu’nun kurucularından biri olduğu iddia edilse de (örneğin, “Bir Şey Var” adlı eseriyle varlık teorisi geliştirdiği söylenir), bu bilgiler doğru değildir ve başka bir filozofla (muhtemelen Parmenides) karıştırılmıştır.

Ferekidis, Eleat Okulu’yla değil, mitografik ve kozmogonik düşünceleriyle tanınmaktadır.

Paylaşın

Anaksimandros Kimdir? Teorileri

MÖ 610 yılında Miletos’ta dünyaya gelen Anaksimandros, 546 yılında yine Miletos’ta hayatını kaybetmiştir. Miletos Okulu’nun önemli bir üyesi olan Anaksimandros, Thales’in öğrencisi ve takipçisiydi.

Haber Merkezi / Anaksimandros, evrenin doğasını anlamaya yönelik sistematik düşünceleriyle felsefe ve bilim tarihinde önemli bir yere sahiptir. Thales’in fikirlerini geliştirerek daha soyut ve kapsamlı bir dünya görüşü ortaya koyan Anaksimandros hakkında temel bilgiler:

Anaksimandros’un yazdığı “Doğa Üzerine” adlı eserin sadece birkaç parçası günümüze ulaşmıştır, ancak fikirleri Aristoteles ve diğer antik yazarlar aracılığıyla bilinmektedir.

Evrenin yapısını ve kökenini açıklamaya yönelik çığır açıcı teoriler geliştiren Anaksimandros, evrenin bir düzen içinde işlediğini ve Dünya’nın evrenin merkezinde serbestçe durduğunu savunmuştur.

Anaksimandros, Dünya’yı silindir şeklinde tasavvur etmiş ve onun herhangi bir desteğe ihtiyaç duymadan uzayda asılı kaldığını düşünmüştür.

Anaksimandros’un ilk dünya haritasını çizdiği söylenmektedir, bu da onun coğrafya ve kartografya alanındaki öncü rolünü göstermektedir. Gök cisimlerinin hareketlerini inceleyen Anaksimandros, yıldızların Dünya’dan çok uzakta olduğunu öne sürmüştür.

Zamanı ölçmek için kullanılan güneş saatinin mucidi olduğu düşünülen Anaksimandros, mevsimlerin ve gök olaylarının düzenli döngülerini açıklamaya çalışmıştır.

Anaksimandros, insanların ve diğer canlıların kökenine dair erken bir evrim fikri öne sürmüştür. Ona göre, canlılar sudaki ilkel formlardan evrilmiş ve zamanla karada yaşamaya adapte olmuştur.

Anaksimandros, insanların bebeklik döneminde uzun süre bakıma muhtaç olduğunu gözlemleyerek, ilk insanların balık benzeri canlılardan türediğini ve suda geliştiklerini savunmuştur. Bu, modern evrim teorisinin çok erken bir öncüsü olarak kabul edilmektedir.

Anaksimandros, doğa olaylarını (örneğin fırtınalar, şimşekler) tanrısal müdahalelerle değil, doğal süreçlerle açıklamaya çalışmıştır. Örneğin, şimşeğin bulutların çarpışmasından kaynaklandığını düşünmüştür.

Anaksimandros, evreni sistematik ve rasyonel bir şekilde açıklamaya çalışan ilk düşünürlerden biridir. Anaksimandros’un Apeiron kavramı, evrenin kökenine dair soyut bir ilke sunarak felsefi düşünceyi derinleştirmiştir.

Bilimsel yöntemin temellerini atarak gözlem, hipotez ve mantıksal çıkarımı birleştiren Anaksimandros’un evrim, kozmoloji ve kartografya alanındaki fikirleri, sonraki yüzyıllarda bilimsel düşüncenin gelişimine katkı sağlamıştır.

Miletos Okulu’nun bir üyesi olarak, Thales’in materyalist yaklaşımını daha soyut ve evrensel bir düzene taşımıştır.

Anaksimandros’un teorileri:

Anaksimandros, Miletoslu Thales’in öğrencisi olarak onun fikirlerini geliştirmiş ve evreni anlamaya yönelik daha soyut, sistematik bir yaklaşım benimsemiştir. İşte Anaksimandros’un başlıca teorileri:

Apeiron: Anaksimandros, evrendeki her şeyin kökeninin Apeiron (sınırsız, belirsiz, sonsuz) adlı bir ilke olduğunu savunmuştur. Thales’in su teorisini reddederek, evrenin belirli bir maddeden değil, nitelikleri tanımlanamayan, sınırsız bir kaynaktan türediğini öne sürmüştür.

Apeiron, ne su, hava, ateş gibi belirli bir madde ne de sınırlı bir şeydir. Tüm varlıklar Apeiron’dan doğar ve ona geri döner, bu da evrenin döngüsel bir düzen içinde işlediğini gösterir.

Bu, evrenin maddi olmayan bir ilkeye dayandığını savunan ilk felsefi kavramlardan biridir. Apeiron, modern fiziğin “sonsuzluk” veya “evrensel enerji” kavramlarına erken bir atıf olarak görülebilir.

Kozmoloji: Anaksimandros, Dünya’nın evrenin merkezinde serbestçe asılı durduğunu ve herhangi bir fiziksel desteğe (örneğin, su veya dev bir kaplumbağa) ihtiyaç duymadığını savunmuştur. Dünya’yı silindir şeklinde tasvir etmiştir.

Bu model, Dünya’nın evrendeki konumuna dair mitolojik açıklamalara meydan okuyan ilk bilimsel yaklaşımlardan biriydi.

Evrim ve canlıların kökeni: Anaksimandros, canlıların sudaki ilkel formlardan evrilerek karada yaşamaya adapte olduğunu savunmuştur. Özellikle insanların, balık benzeri canlılardan türediğini ve uzun bir gelişim sürecinden geçtiğini öne sürmüştür.

Bu fikir, modern evrim teorisinin çok erken bir öncüsüdür ve biyolojik çeşitliliğin doğal süreçlerle açıklanabileceğini göstermektedir.

Astronomik gözlemler ve teoriler: Anaksimandros, gök cisimlerinin Dünya’dan uzak mesafelerde olduğunu ve düzenli hareketler yaptığını savunmuştur. Gökyüzünü, Dünya’yı çevreleyen ateşten halkalar olarak tasavvur etmiştir.

Anaksimandros, astronomiye sistematik bir yaklaşım getiren ilk düşünürlerden biridir.

Doğa olaylarının rasyonel açıklamaları: Anaksimandros, doğa olaylarını tanrısal müdahalelerle değil, doğal süreçlerle açıklamaya çalışmıştır. Örneğin: Şimşek ve gök gürültüsünün bulutların çarpışmasından kaynaklandığını savunmuş, rüzgarların, havanın yoğunlaşması ve hareketiyle oluştuğunu düşünmüştür.

Anaksimandros, bu yaklaşımla, mitolojik açıklamalara karşı rasyonel bir yaklaşım benimseyerek bilimsel düşüncenin temellerini atmıştır.

Coğrafya ve kartografya: Anaksimandros, bilinen dünyanın ilk haritasını çizdiği kabul edilöektedir. Bu harita, Akdeniz çevresindeki bölgeleri ve o dönemin coğrafi bilgilerini içermektedir. Kartografyanın başlangıcı olarak görülen bu çalışma, coğrafi keşiflerin ve bilimsel haritalamanın temelini oluşturmuştur.

Evrenin döngüsel düzeni: Anaksimandros, evrenin bir adalet ve denge düzeni içinde işlediğini savunmuştur: Varlıklar Apeiron’dan doğar, varlığını sürdürür ve sonra ona geri döner, bu döngü, evrenin “adalet” ilkesine göre işlediğini gösterir.

Bu fikir, evrenin kaotik değil, düzenli ve öngörülebilir olduğunu savunan ilk felsefi kavramlardan biridir.

Paylaşın

Thales Kimdir? Teorik Çalışmaları

MÖ 624 yılında İyonya’nın Milet şehrinde dünyaya gelen ve 545 yılında hayatını kaybettiği düşünülen Thales, batı felsefesinin ilk düşünürlerinden biri olarak kabul edilir.

Haber Merkezi / Thales, doğa olaylarını mitolojik açıklamalar yerine akıl ve gözlem yoluyla anlamaya çalışan ilk filozoflardan biri olarak bilinir.

İşte Antik Yunan’da “Yedi Bilge”den biri olarak kabul edilen Thales hakkındaki temel bilgiler:

Felsefe ve bilimdeki katkıları: Thales, evrenin temel maddesinin (arkhe) su olduğunu öne sürmüştür. Bu, doğanın temel bir ilkeye dayandığını savunan ilk felsefi düşüncelerden biridir. Thales, bu nedenle “ilk filozof” olarak anılır.

Matematik ve geometri: Thales, geometrideki bazı temel teoremlerin (örneğin, Thales Teoremi) isim babasıdır. Thales’in bir dairenin çapının onu iki eşit parçaya böldüğünü ve bir üçgenin taban açılarının eşit olduğunu kanıtladığı söylenir.

Astronomi: Thales’in bir güneş tutulmasını (MÖ 585) önceden tahmin ettiği rivayet edilir. Ayrıca gökyüzü gözlemleriyle yıldızların navigasyon için kullanılabileceğini göstermiştir.

Pratik uygulamalar: Mısır’da piramitlerin yüksekliğini gölgelerinden hesapladığı ve Nil Nehri’nin taşkınlarını öngördüğü söylenir.

Bilimsel düşüncenin temellerini atmış ve doğayı rasyonel bir şekilde anlamaya çalışan Thales’in eserleri günümüze ulaşmamıştır, ancak fikirleri öğrencileri (örneğin Anaksimandros) ve sonraki filozoflar aracılığıyla aktarılmıştır.

Thales’in başlıca teorileri:

Evrenin temel maddesi (arkhe) olarak su: Thales, evrendeki her şeyin temel maddesinin (arkhe) su olduğunu öne sürmüştür. Ona göre, tüm varlıklar sudan türemiş ve suya dönüşmüştür.

Bu teori, doğa olaylarını mitolojik açıklamalar yerine tek bir maddi ilkeye dayandırma çabasıydı. Bu fikir, felsefi ve bilimsel düşüncenin başlangıcı olarak kabul edilir.

Geometri ve matematik teoremleri: Thales, geometrideki katkılarıyla da tanınır. Ona atfedilen bazı teoriler şunlardır:

Thales Teoremi (Daire): Bir dairenin çapı, dairenin çevresini iki eşit yarıya böler.
Thales Teoremi (Üçgen): Bir üçgenin bir kenarına paralel bir doğru çizildiğinde, diğer kenarları orantılı olarak böler (benzerlik ilkesi).
Dik Açı Teoremi: Bir yarım daire içinde çizilen bir üçgenin, çapa dayanan açısı her zaman 90 derecedir.
Ölçüm Teknikleri: Thales’in, Mısır piramitlerinin yüksekliğini gölgelerinden hesapladığı söylenir. Bu, benzer üçgenler ilkesine dayalı bir yöntemdi.

Astronomi ve doğa gözlemleri: Thales’in MÖ 585’te bir güneş tutulmasını öngördüğü rivayet edilmiştir. Bu, Babil astronomi bilgilerini kullanmış olabileceğini gösterir.

Thales’in denizcilere, Küçük Ayı (Ursa Minor) takımyıldızını kullanarak yön bulmayı öğrettiği ifade edilmiştir. Thales’in ayrıca, Nil Nehri’nin taşkınlarını incelediği ve bu taşkınların rüzgarlarla bağlantılı olduğunu öne sürdüğü bilinmektedir.

Doğa olaylarının rasyonel açıklamaları: Thales, depremlerin yeryüzünün su üzerinde yüzmesi ve dalgalanmasıyla oluştuğunu savunmuştur. Bu, doğa olaylarına tanrıların gazabı yerine doğal bir açıklama getirme çabasıydı.

Thales’in mıknatıs taşlarının (lodestone) demiri çekmesini gözlemlediği ve bu taşların bir tür “canlılık” içerdiğini düşündüğü belirtilmiştir. Bu, doğadaki güçlerin incelenmesine yönelik ilk adımlardan biri olarak kabul edilir.

Felsefi yaklaşımı: Thales, doğayı anlamak için mitoloji yerine gözlem ve aklı kullanmayı tercih etmiştir. Bu, bilimsel yöntemin ilk adımlarından biri olarak görülmektedir.

“Her şey tanrılarla doludur” sözüyle, evrendeki her şeyin bir düzen ve canlılık içerdiğini ima etmiş olabilir.

Paylaşın

Goblin Modu Nedir? Psikolojik Etkileri

Goblin modu, toplumsal normları, beklentileri veya mükemmeliyetçiliği umursamadan, tamamen özgür, dağınık, kendi zevklerine odaklanan ve biraz da kaotik bir şekilde davranmayı ifade eder.

Haber Merkezi / Bu mod, genellikle öz bakım eksikliği, rahatlık arayışı ve “kendin olma” halini abartılı bir şekilde kucaklamayı içerir.

Örnek davranışlar: Evde pijamalarla gün geçirmek, dağınık bir ortamda yaşamak. Toplumun “şık” veya “düzenli” olma baskısına aldırmadan, içinden geldiği gibi davranmak. Fast food yemek, saatlerce dizi izlemek veya plansızca takılmak.

Terim, ilk olarak 2009 civarında internet kültüründen ortaya çıktı, ancak 2022 yılında pandeminin getirdiği yorgunluk ve toplumsal baskılara tepki olarak popülerleşti. Bireyler, sürekli üretken veya “mükemmel” olma baskısından sıyrılarak, “goblin modu”na geçmeyi bir tür özgürleşme olarak gördü.

Örnek Cümle: “Bugün goblin modundayım, bütün gün koltukta patates cipsi yiyip eski filmler izleyeceğim.

Goblin modunun psikolojik etkileri:

Goblin modunun psikolojik etkileri, bireyin bu yaşam tarzını nasıl benimsediğine ve bağlamına bağlı olarak hem olumlu hem de olumsuz olabilir.

Olumlu psikolojik etkiler:

Stres azaltma ve özgürleşme: Goblin modu, toplumsal baskılardan (mükemmel görünme, sürekli üretken olma) kurtulmayı temsil eder. Bu, bireylerin kendilerini özgür hissetmesine ve “olması gerektiği gibi” davranma zorunluluğundan uzaklaşmasına olanak tanır.

Psikolojik olarak, bu durum zihinsel yükü hafifletebilir. Örneğin, sürekli düzenli veya “başarılı” olma kaygısı yerine, birey kendi rahatlığına odaklanarak anksiyeteyi azaltabilir.

Öz kabul ve otantiklik: Goblin modu, kişinin “kusurlu” yanlarını kucaklamasını teşvik eder. Bu, öz kabulü artırabilir ve bireyin kendini olduğu gibi sevmesine yardımcı olabilir. Toplumun dayattığı ideallere uymaya çalışmak yerine, kendi arzularına ve ihtiyaçlarına öncelik vermek, özsaygıyı güçlendirebilir.

Yaratıcılık ve spontanelik: Goblin modunun kaotik ve plansız doğası, bazı bireylerde yaratıcı düşünceyi teşvik edebilir. Kurallardan uzaklaşmak, yeni fikirler veya alışılmadık çözümler üretmeyi kolaylaştırabilir.

Rahatlama ve öz bakım: Kendi zevklerine odaklanmak (örneğin, sevdiği yiyecekleri yemek, uzun süre dizi izlemek), kısa vadede zihinsel rahatlama sağlayabilir. Bu, özellikle pandemi gibi stresli dönemlerde bir tür kaçış veya “reset” mekanizması olarak işlev görebilir.

Olumsuz psikolojik etkiler:

Motivasyon ve üretkenlikte düşüş: Goblin modu uzun süre devam ettiğinde, bireylerin sorumluluklardan kaçınma eğilimi artabilir. Bu, iş, okul veya kişisel hedeflerde motivasyon kaybına yol açabilir.

Örneğin, sürekli “goblin modunda” kalmak, erteleme (procrastination) davranışını artırabilir ve uzun vadede suçluluk veya yetersizlik hislerine neden olabilir.

Sosyal izolasyon riski: Toplumsal normları tamamen reddetmek, bireyin sosyal ilişkilerini etkileyebilir. Örneğin, dağınık veya umursamaz bir yaşam tarzı, arkadaşlar veya aileyle çatışmalara yol açabilir.

Ayrıca, goblin modu bazen yalnızlığı tercih etmeye dönüşebilir, bu da sosyal bağların zayıflamasına ve depresif hislere neden olabilir.

Zihinsel sağlığa uzun vadeli etkiler:

Goblin modu, öz bakım eksikliğini (örneğin, düzensiz uyku, sağlıksız beslenme) normalleştirirse, bu durum fiziksel ve zihinsel sağlığı olumsuz etkileyebilir. Örneğin, düzensiz yaşam tarzı kaygı veya depresyon belirtilerini kötüleştirebilir.

Kaotik bir yaşam tarzı, bazı bireylerde kontrol kaybı hissi yaratabilir, bu da kaygıyı artırabilir.

Toplumsal yargı ve suçluluk: Goblin modunu benimseyen bireyler, toplumun “tembel” veya “sorumsuz” olarak damgalama riskiyle karşılaşabilir. Bu dış yargılar, bireyin kendine yönelik suçluluk veya utanç hissetmesine yol açabilir.

Bağlama göre değişen etkiler:

Kısa ve uzun vadeli: Goblin modu, kısa vadede özgürleştirici ve rahatlatıcı olabilir, ancak uzun vadede disiplin eksikliği veya öz bakım ihmali gibi sorunlara yol açabilir.

Bireysel farklılıklar: Psikolojik etkiler, kişinin kişilik yapısına, yaşam koşullarına ve zihinsel sağlık durumuna bağlı olarak değişir. Örneğin, dışa dönük bireyler goblin modunu daha eğlenceli bulabilirken, kaygıya yatkın bireyler için bu mod kaotik ve stresli olabilir.

Kültürel faktörler: Toplumların üretkenlik ve düzen konusundaki beklentileri, goblin modunun nasıl algılandığını etkiler. Kolektivist kültürlerde (örneğin, Türkiye gibi), bu mod daha fazla eleştirilebilir ve bireyde dışlanma korkusu yaratabilir.

Psikolojik denge için öneriler:

Dengeyi bulmak: Goblin modunu bir rahatlama aracı olarak kullanmak, ancak tamamen kontrolsüz bir yaşam tarzına dönüşmesini önlemek için sınırlar koymak önemlidir. Örneğin, haftanın belirli günlerinde “goblin modu”na izin vermek, diğer günlerde ise sorumluluklara odaklanmak.

Öz farkındalık: Bireyin goblin moduna neden ihtiyaç duyduğunu anlaması (stresten kaçış, toplumsal baskıya tepki vb.) yardımcı olabilir. Bu, modun sağlıklı mı yoksa yıkıcı mı olduğunu değerlendirmeyi sağlar.

Sağlıklı öz bakım: Goblin modunda bile temel ihtiyaçlara (uyku, beslenme, hareket) dikkat etmek, olumsuz etkileri azaltabilir.

Sosyal bağlantılar: Sosyal ilişkileri sürdürmek, goblin modunun izolasyona dönüşmesini önleyebilir.

Paylaşın