Yeşil Kapitalizm Diye Bir Şey Var Mı?

“Yeşil Kapitalizm (Çevresel Kapitalizm)” kavramı, kapitalist ekonomik sistemin, çevresel sürdürülebilirlik ilkeleriyle uyumlu hale getirilmeye çalışıldığı bir kavramı ifade eder.

Kurtuluş Aladağ / Yeşil kapitalizm, ekonomik büyüme ve kar odaklı yapıyı korurken, çevresel zararı azaltmayı ve yenilenebilir kaynaklara dayalı bir ekonomi oluşturmayı hedefler.

Bu yaklaşım, çevre dostu teknolojilere yatırım, karbon emisyonlarını azaltma, yeşil iş modelleri (örneğin, yenilenebilir enerji şirketleri veya geri dönüşüm girişimleri) ve sürdürülebilir tüketim gibi unsurları içerir.

Yeşil kapitalizmin temel özellikleri:

Yenilenebilir enerji ve teknoloji: Güneş, rüzgâr, hidrojen gibi enerji kaynaklarına yatırım ve karbon nötr teknolojilerin geliştirilmesi.

Yeşil tüketim: Organik ürünler, çevre dostu markalar ve etik tüketim gibi trendlerin teşvik edilmesi.

Karbon ticareti ve düzenlemeler: Karbon vergileri, emisyon ticareti sistemleri ve çevresel düzenlemelerle piyasanın çevre dostu hale getirilmesi.

Kurumsal sürdürülebilirlik: Şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) kriterlerine göre faaliyetlerini şekillendirmesi.

“Çevresel sorunlara yüzeysel çözüm sunar”

Eleştirmenler, kapitalizmin temel mantığının (sınırsız büyüme, kar maksimizasyonu) çevre dostu bir yaklaşımı kökten destekleyemeyeceğini savunur. Kapitalizm, kaynakların aşırı tüketimine ve çevresel tahribata yol açan bir sistem olarak görülür; bu nedenle “yeşil” etiket, yalnızca yüzeysel bir çözüm sunar.

Yeşil kapitalizm, genellikle yüksek gelirli gruplara hitap eden pahalı “yeşil” ürün ve hizmetlere odaklanır. Bu, çevresel çözümlerin yalnızca zenginler için erişilebilir olmasına yol açarak sosyal adaletsizliği derinleştirir.

Bu anlayış, teknolojik yeniliklere (örneğin, elektrikli araçlar, yenilenebilir enerji) aşırı güvenerek sistemsel değişim ihtiyacını göz ardı eder. Eleştirmenler, teknolojinin tek başına iklim krizini çözemeyeceğini, çünkü sorunun temelinde tüketim alışkanlıkları ve ekonomik sistemin yattığını belirtirler.

Yeşil kapitalizm çerçevesinde öne sürülen politikalar (örneğin, karbon vergileri veya emisyon ticareti) genellikle yüzeysel kalır ve büyük ölçekli çevresel sorunlara (iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı) etkili çözümler üretemez. Bu politikalar ayrıca, mevcut sistemi reforme etmeye çalışırken köklü değişimleri de engelleyebilir.

Yeşil kapitalizm, çevresel sorunları, karlı birer fırsata dönüştürme eğilimindedir. Örneğin, karbon piyasaları veya çevre dostu ürünler, çevreyi korumaktan çok yeni pazarlar yaratmaya hizmet edebilir.

Kapitalist ekonomi politiğin temeli olan tüketim kültürünü sorgulamak yerine, “yeşil” tüketimi teşvik eden yeşil kapitalizm, bireylerin çevresel sorunlara çözüm olarak daha fazla tüketmesini önerir ki bu, sorunun kök nedenlerinden biridir.

Sonuç olarak, eleştirmenler yeşil kapitalizmin, çevresel krizlere karşı etkili bir çözüm sunmaktan çok, mevcut ekonomik sistemin devamını sağladığını ve gerçek bir dönüşüm için daha radikal, sistemsel değişikliklere ihtiyaç olduğunu savunur.

Paylaşın

Kötü Beslenme Depresyona Neden Olabilir

Yeni bir araştırma, doğru ve dengeli beslenmenin depresyon belirtilerini önemli ölçüde azalttığı, sağlıksız beslenme alışkanlıklarının ise depresyon riskini artırdığını ortaya koydu.

Haber Merkezi / Science World Report’ta yayınlanan araştırmada, orta ila şiddetli depresyondan muzdarip 67 bireyin verileri incelendi.

Katılımcılar iki gruba ayrıldı: İlk gruba sosyal destek verildi ancak yapılandırılmamış beslenme ile devam edildi, ikinci gruba ise sebze, meyve, yağsız etler ve diğer temel besinler açısından zengin kontrollü beslenme planı uygulandı

Birkaç hafta sonra, ikinci gruptaki depresyon belirtileri yüzde 30 azalırken, ilk grupta yalnızca yüzde 8’lik bir iyileşme görüldü.

Araştırmanın sonucuna ilişkin konuşan uzmanlar, psikolojik sağlığın yalnızca sosyal veya çevresel faktörlerden değil, aynı zamanda günlük olarak beslenmeden de etkilendiğini söylüyorlar.

Columbia Üniversitesi’nden Dr. Drew Rems, sıklıkla fast food veya işlenmiş gıdalar tüketen kişilerin depresyon yaşama riskinin yüzde 60-80 daha yüksek olduğunu belirtiyor. Dr. Rems, “Tersine, besleyici bir tüketime bağlı kalmak bu riski aynı oranda azaltabilir” diye ekliyor.

Araştırmanın temel sonucu, sağlıklı bir beslenmenin sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel dengeyi de desteklediğidir. Uzmanlar, günlük beslenme alışkanlıklarının gözden geçirilmesini ve psikolojiyi düzenleyen besinlerin düzenli olarak tüketilmesini öneriyor.

Sağlıklı yiyecekler tüketmenin yanı sıra, beslenme düzenine, porsiyon boyutlarına ve gıda kalitesine de dikkat edilmesi gerekiyor.

Psikolojik dengeyi korumak için günlük olarak meyve, yapraklı yeşillikler, omega-3 açısından zengin besinler, süt ürünleri ve doğal antioksidanlar tüketilmesi öneriliyor. Bu arada, şekerli atıştırmalıklar, fast food ve aşırı işlenmiş ürünler sınırlandırılması tavsiye ediliyor.

Depresyon ve strese bağlı hastalıklar dünya genelinde yayılmaya devam ederken, beslenmeye dayalı yaklaşımlar duygusal dayanıklılığı ve uzun vadeli refahı desteklemenin etkili bir yolunu sunabilir.

Paylaşın

DEM Parti İmralı Heyeti’nden CHP’ye Ziyaret

DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile Öcalan’ın avukatı Faik Özgür Erol, CHP Genel Merkezini ziyaret ederek CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile görüştü.

Haber Merkezi / Yaklaşık bir saat süren ziyaret sonrası yapılan açıklamada Pervin Buldan ve Mithat Sancar şunları söyledi:

Buldan: “Bugün CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve heyetiyle bir görüşme gerçekleştirdik. Bir saatin üzerinde bir zamanda önemli değerlendirmeler yapıldı. Barış süreci, silah imha töreninden sonra geldiğimiz aşamalar, Meclis’te kurulacak olan komisyon ve bu komisyondan beklentiler ve barış sürecinin ilerleyebilmesi için ortak bir mutabakatın sağlanması konularını detaylıca değerlendirdik sayın başkanla birlikte.

Önemli bir toplantıydı, çünkü yarın Sayın Numan Kurtulmuş’un bütün partilerin grup başkanvekilleriyle sabah bir buluşması gerçekleşecek. Komisyon öncesi yapılacak olan bu buluşmanın da önemli olduğunu, birlikte detaylı bir şekilde değerlendirdik. Çünkü her partinin komisyona dair farklı önerileri ve beklentileri var. Bu komisyonda tartışılması gereken ve sonuca ulaşması gereken farklı beklentiler olduğu için komisyon meselesini daha detaylı değerlendirdik ve tartıştık.

Sayın Özgür Özel’in barış meselesine başından beri sunmuş olduğu önemli katkılar var ve bu katkıların önemli olduğunu ifade ettik. Sayın Özel’in barış sürecine bundan sonra da hem destek vereceğini hem de bu konuda çalışmalara kıymetli bir şekilde destek sunacağını da en azından öğrenmiş olduk. Sayın Özel’e teşekkür ediyoruz bizi kabulünden dolayı. Şunu ifade etmek isterim. Yarın yapılacak komisyon toplantısı önemli bir toplantı. Buradan çıkacak sonuçları hep birlikte bekliyoruz. Sonuçlarını göreceğiz.”

“Sorunu çözme sorumluluğu hepimizin”

Sancar: “Sayın Özgür Özel ve heyetiyle değerli bir görüşme yaptık. İlgilerine çok teşekkür ediyoruz. Sürecin geldiği aşama ile ilgili önemli bütün konuları karşılıklı konuşma imkanı da bulduk. Elbette bu sürecin şimdiki aşamasında Meclis’in devreye girecek olması çok önemli. Çünkü barış yolunda ilerleme ve bu süreci çözüme doğru sağlamlaştırarak yürütme konusunda Meclis çok hayati bir rol oynayacaktır. Bunu baştan beri söylüyoruz.

Bunun dışında elbette başka alanlarda yaşanan sorunlar da var. Sürecin toplumsallaşabilmesi ve barışın bütün toplumu kapsayacak bir şekilde yaygınlaşması önemlidir. Barışın yerleşebilmesi için toplumsallaşması gerekiyor. Bunun için de hukuksal güvenceler ve demokratik mekanizmalar çok önemlidir. Daha doğrusu barışın yerleşebilmesi toplumsallaşma ile mümkün. Toplumsallaşmanın da en önemli araçları hukuksal güvenceler ve demokratik mekanizmalardır.

Elbette her siyasi partinin ve her toplumsal aktörün bu süreçten beklentilerinde ve bu sürece bakışlarında farklılıklar olabilir. Ama 50 yılda birikmiş acılarla devam eden bu sorunda bir çözüme ulaşmak için de olağanüstü bir gayret sarf etme gibi bir yükümlülüğümüz var. Bu yükümlülüğü yerine getirmek de diyalogla, bütün aktörlerin ve toplumsal güçlerin diyaloguyla mümkündür.

Şimdi Meclis zemininde bunun daha yoğun bir şekilde yaşanacağı aşamaya geliyoruz. Biraz önce Pervin Hanım da söyledi. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş grup başkanvekillerini toplantıya çağırdı. Komisyonla ilgili, herhalde önerilerin mutabakata dönüşmesiyle ilgili bir toplantı bu. Oradan çıkacak sonuca göre komisyonun çalışma zamanı ve şartları belirlenmiş olacak. Bizler, barışı adalet ve toplumsal bütünleşme üzerine kurmaya yönelik çabalarımızı en yoğun şekilde sürdüreceğiz. Bu yolda da hep birlikte inşallah başarılı olacağız.”

Paylaşın

Benzersiz Bir Dini Ve Etnik Grup “Dürziler”

Kapalı toplum yapısı nedeniyle dışarıdan çok fazla bilinmeyen, ancak ahlaki değerleri ve dayanışmacı yapısıyla dikkat çeken Dürzilik, tevhid (Allah’ın birliği) ilkesine dayanan, ezoterik (batıni) bir inanç sistemidir.

Haber Merkezi / 11. yüzyılda ortaya çıkan Dürzilik, İslam’ın İsmaili kolundan köken alsa da, kendine özgü inançları ve ritüelleri nedeniyle bağımsız bir din olarak da kabul edilir. Dürzilik, Fatımi halifesi Hakim bi-Emrillah’ın (996-1021) etrafında şekillenir.

Dürzilik inancının temel özellikleri:

İnanç sistemi: Dürziler, Hakim bi-Emrillah’ın ilahi bir otorite olduğuna inanır ve onun bir gün geri döneceğini düşünürler. Platonculuk, Gnostisizm, Hristiyanlık ve diğer felsefi geleneklerden etkilenen Dürziliğin kutsal metinleri “Resailü’l-Hikme” (Bilgelik Mektupları) adlı yazmalardır. Dürzilikte reenkarnasyona inanırlar; bir Dürzi’nin ruhu öldükten sonra başka bir Dürzi bedeninde yeniden doğar.

Toplumsal yapı: Dürzi toplumu, “Ukkal” (bilgeler, dini bilgiye sahip olanlar) ve “Cühhal” (cahiller, dini ritüellere tam erişimi olmayanlar) olarak ikiye ayrılır.

İbadet ve uygulamalar: Dürziler, geleneksel İslam ibadetlerinden (namaz, oruç, hac gibi) ziyade kendi ritüellerine odaklanırlar. Toplumsal dayanışma, dürüstlük ve sadakat gibi ahlaki ilkeler ön plandadır. Camiler yerine “Hilve” adı verilen ibadet yerlerini kullanırlar.

Dürziler, çoğunlukla Lübnan, Suriye, İsrail ve Ürdün’de yaşarlar. Dünya genelinde yaklaşık 1-1,5 milyon Dürzi olduğu tahmin edilmektedir. Kapalı bir topluluktur; evlilik genellikle sadece Dürziler arasında yapılır ve dine geçiş kabul edilmez.

Paylaşın

Gençlerin Yüzde 42’si Evlenmeyi Düşünmüyor

Yeni yayınlanan bir araştırmaya göre; Gençlerin yüzde 42’si henüz erken olduğu için evlenmeyi düşünmediğini ifade etti. Gençlerin, yüzde 26’sı ise maddi imkansızlıklar nedeniyle evlenemediğini belirtti.

Araştırma şirketi KONDA’nın Mayıs 2025 tarihli Barometre raporu, Türkiye’de evliliğe bakışın değiştiğini ve özellikle gençlerin evliliği ertelemelerinin ardında birçok toplumsal, ekonomik ve kişisel nedenin bulunduğunu ortaya koydu. 1757 katılımcıyla yapılan araştırmada, evlenmeyi düşünmeyen bireylerin en çok “henüz erken olduğunu düşündükleri” ve “maddi imkansızlıklar” nedeniyle bu kararı aldıkları görüldü.

Araştırmaya göre, evlenmeyi düşünmeyenlerin yüzde 42’si bu kararı almalarının temel gerekçesinin “henüz erken olduğunu düşünmeleri” olduğunu belirtti. Katılımcıların yüzde 34’ü iş veya okul gibi bireysel hedeflerin evlilikten daha öncelikli olduğunu ifade ederken, yüzde 31’i ise “ülke ve dünyanın geleceğinden endişe duyduğu” için evliliği gündemine almadığını söyledi.

Katılımcıların dörtte biri (%26), evlilik kararlarını ertelemelerinin başlıca nedeninin maddi imkansızlıklar olduğunu dile getirdi. Yüzde 21’lik kesim ise “evlenecek aday” bulamadığını söyledi. Bu veriler, ekonomik belirsizliklerin ve sosyal çevre faktörlerinin evliliği nasıl etkilediğine dair önemli bir tablo sunuyor.

Araştırmada daha düşük oranlarda da olsa dikkat çeken başka nedenler de yer aldı: Yüzde 3, partnerinin ya da sevgilisinin evlenmek istemediğini belirtirken, aynı oranda katılımcı ailesinin izin vermediğini söyledi. Yüzde 2 ise sağlık sorunlarını gerekçe gösterdi. Yüzde 7’lik bir kesim ise “diğer” seçeneğini işaretleyerek, farklı bireysel gerekçelerle evliliği düşünmediğini ifade etti.

Paylaşın

Türkiye’nin Kısa Vadeli Dış Borcu 222,3 Milyar Dolar

Türkiye’nin orijinal vadesine 1 yıl veya daha az kalmış dış borçları 222,3 milyar dolar olarak kayıtlara geçti. Borçların yüzde 35’ini Dolar, yüzde 27’sini Euro, yüzde 23’ünü Türk Lirası ve yüzde 15’ini diğer döviz cinslerinden oluştuğu görüldü.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Kısa Vadeli Dış Borç İstatistikleri Gelişmeleri Mayıs 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; Türkiye’nin Kısa Vadeli Dış Borç (KVDB) stoku, bir önceki aya göre yüzde 1,2 oranında artarak Mayıs ayı itibarıyla 170,3 milyar dolar oldu. Orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış borçları gösteren kalan vadeye göre KVDB stoku 222,3 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Yurt içi bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli krediler, bir önceki aya göre yüzde 7,8 oranında azalarak 12,0 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Yurt dışı yerleşik bankaların yurt içindeki mevduatı yüzde 1,2 oranında azalışla 18,8 milyar dolar olmuştur. Banka hariç yurt dışı yerleşiklerin döviz tevdiat hesabı yüzde 0,1 oranında artışla 20,4 milyar dolar olurken, TL cinsinden mevduatları yüzde 9,9 oranında artarak 22,7 milyar dolar oldu.

Diğer sektörler kaynaklı KVDB stoku, bir önceki aya göre yüzde 2,0 oranında artarak 66,8 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Dış ticaret işlemlerinden kaynaklanan ticari krediler yüzde 0,5 oranında artarak 62,1 milyar olurken, nakit krediler kaynaklı yükümlülükler yüzde 25,5 artarak 4,7 milyar dolar olarak kaydedildi.

Kalan vadeye göre KVDB stokunda, Mayıs ayı itibarıyla bankalar ve diğer sektörlerin kredi yükümlülükleri yaklaşık 62,0 milyar dolara gerilemişken, yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’de yerleşik bankalardaki mevduat stoku ise yaklaşık 62,0 milyar dolara yükseldi.

Paylaşın

Özgür Özel Hakkında Yeni Soruşturma

CHP Lideri Özgür Özel hakkında, “kamu görevlisine görevinden dolayı alenen hakaret” ve “tehdit” nedeniyle soruşturma başlatıldı. Özel’in Silivri’de yaptığı konuşma soruşturma gerekçesi olarak gösterildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP Genel Başkanı Özgür Özel hakkında, Silivri’de yaptığı konuşma nedeniyle soruşturma başlatıldığını duyurdu.

Savcılıktan yapılan açıklamada şu ifadeler kullandı: “CHP Genel başkanı Özgür Özel hakkında 16/07/2025 tarihinde ilimiz Silivri içerisinde yapmış olduğu basın açıklamasında Cumhuriyet Başsavcılığımız Örgütlü Suçlar Soruşturma bürosunda görevli Cumhuriyet Savcısı Cahit Cihad Sarı’ya yönelik sözlerine nedeniyle kamu görevlisine görevinden dolayı alenen hakaret ve tehdit suçlarından re’sen soruşturma başlatılmıştır. Ayrıca adı geçen şahsın bu söylemlerinden sonra Cumhuriyet Savcımızı hedef alan sosyal medya hesaplarındaki paylaşımlara yönelik ayrıca soruşturma başlatılmıştır.”

Özgür Özel ne demişti?

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’i tehdit ettiği iddiasıyla yargılanan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’na verilen cezayı değerlendirirken,  İBB operasyonlarında görevli bir savcıyla ilgili önemli iddialarda bulundu. Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde açıklamayan yapan Özel, Erdoğan’ın ‘beyaz Toros’ olaylarına değinmesine atıfta bulunarak, bir savcının İBB operasyonlarında tutuklanan kişiler üzerinde baskı uyguladığını söyledi.

Özel, ismini vermeyip “saçını toplayıp aklını başına toplamayan biri” diye bahsettiği bir savcıya sert ifadelerle yüklendi. Özel, açıklamalarından İBB operasyonlarında görevli olduğu anlaşılan savcıya ilişkin olarak,  “Beyaz Toros’u koymuş oraya, sen kimi tehdit ediyorsun! Onun malına çök, bunun malına çök! Ne diye yetiştirdiler sizi? 1 masum yanlışlıkla içeride duracağına 99 suçlu dışarıda geçsin. Tutukluluk tedbirini buna göre verin diye öğrettiler. Ne yapıyorsun sen? Ne diye herkesin anasının, babasının emeğiyle kurulmuş 60 yıllık şirketlere pat diye çöküyorsun. Kul hakkı yemiyor musun, nasıl vereceksin hesabını?” dedi.

Paylaşın

Popüler Kültürde Keltler Ve Kelt Mitolojisi

MÖ 1200 ile MÖ 550 yılları arasını kapsayan Demir Çağı’nda Avrupa’nın büyük bir kısmında yaşayan Keltler, özellikle Britanya Adaları, İrlanda, Galya ve İberya gibi bölgelerde etkili olan bir halktır.

Kurtuluş Aladağ / Keltler, zengin mitolojileri, doğa merkezli inançları ve gizemli sembolleriyle popüler kültürde derin etkiler bırakmışlardır.

Kelt mitolojisinin temel unsurları: Kelt mitolojisi, doğaüstü varlıklar, tanrılar, kahramanlar ve doğayla iç içe bir dünya görüşü üzerine kuruludur.

Kelt mitolojisinde yer alan Lugh, Dagda, Morrígan gibi tanrılar; periler (fairies), leprechaunlar ve banshee gibi mitolojik varlıklar popüler kültürde sıkça işlenir. Kelt toplumunun bilge rahipleri olan druidler, mistik ve doğayla bağlantılı figürler olarak romantize edilir.

Kelt düğümü, triskele ve haç gibi semboller, hem estetik hem de manevi anlamlarıyla popüler kültürde dövmelerden mücevherlere kadar yaygın şekilde kullanılır. Kral Arthur efsanesi, Merlin ve Kutsal Kase gibi hikayeler, Kelt mitolojisinden etkilenerek popüler kültürün temel taşlarından biri haline gelmiştir.

Keltlerin popüler kültürdeki yansımaları: Kelt mitolojisi, edebiyat, sinema, müzik, oyunlar ve diğer sanat formlarında kendine özgü bir yer edinmiştir.

J.R.R. Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi serisi, Kelt mitolojisinden esinlenen doğa merkezli temalar, elfler ve büyüyle doludur. Tolkien, Kelt hikayelerinden ve doğa bağlantılarından ilham almıştır. Thomas Malory’nin Le Morte d’Arthur gibi eserleri, Kelt kökenli Arthur efsanesini popülerleştirmiştir.

Marion Zimmer Bradley’nin Avalon’un Sisleri gibi eserleri, Kelt mitolojisini feminist ve mistik bir perspektifle işlemektedir. Braveheart (1995) gibi filmler, Kelt kökenli İskoç kültürünü romantize etmektedir. The Princess and the Goblin gibi animasyonlar da Kelt masallarından esinlenmiştir.

Legend of the Seeker ve Merlin gibi yapımlar, Kelt mitolojisinden türeyen büyü, druidler ve destansı kahramanlık hikayeleri işlemektedir. Harry Potter serisinde, Kelt mitolojisinden esinlenen yaratıklar (örneğin, banshee veya kelpie benzeri varlıklar) ve İrlanda kökenli karakterler (Seamus Finnigan gibi) yer almaktadır.

Enya, Clannad ve Loreena McKennitt gibi sanatçılar Kelt müziğini popülerleşmiştir. Bu müzikler, Kelt mitolojisinin melankolik ve mistik atmosferini yansıtmaktadır. Folk ve metal müzik türlerinde (örneğin, Cruachan gibi gruplar) Kelt mitolojisi temaları sıkça kullanılmaktadır.

The Witcher serisi, Kelt mitolojisinden esinlenen yaratıklar (örneğin, banshee veya wraith benzeri varlıklar) ve doğa temalarını içermektedir. Assassin’s Creed Valhalla, Kelt ve İskandinav mitolojilerini harmanlayarak druidler ve mistik ritüelleri işlemektedir. The Elder Scrolls gibi oyunlar, Kelt sembolleri ve doğa temalarını fantastik evrenlere taşımaktadır.

Kelt düğümleri ve semboller, dövmelerde ve mücevher tasarımlarında popülerdir. Bu semboller, sonsuzluk, bağlantı ve doğayla uyum gibi anlamlar taşımaktadır. Kelt estetiği, gotik ve fantastik sanat akımlarında sıkça kullanılmaktadır.

Sonuç olarak; Keltler ve Kelt mitolojisi, popüler kültürde fantastik, mistik ve romantik bir lensle yeniden yorumlanarak sinema, edebiyat, müzik ve oyunlarda derin etkiler bırakmıştır. Bu kültür, hem tarihsel kökenleriyle hem de modern hayal gücünün yeniden şekillendirdiği haliyle, evrensel bir çekicilik sunmaktadır.

Kelt mitolojisinin büyüsü, hem sanatsal yaratıcılığı beslemeye devam eder hem de modern izleyiciyi doğanın ve insan ruhunun gizemleriyle buluşturur.

Paylaşın

İsrail, Suriye Savunma Bakanlığı’nı Hedef Aldı

İsrail, Suriye Savunma Bakanlığı’nın girişine insansız hava aracı (İHA) ile saldırı düzenlediğini açıkladı. İsrail, Dürzilere zarar verilmesi durumunda “askeri caydırıcılığı” devreye sokacağını açıklamıştı.

Haber Merkezi / İsrail ordusu (IDF) tarafından yapılan açıklamada, “İsrail Savunma Kuvvetleri, kısa süre önce Şam’da Suriye askeri karargâhının girişine bir drone saldırısı gerçekleştirdi. Güney Suriye’de Dürzî sivillere karşı gelişmeleri izlemeye devam ediyoruz. Siyasi otoritenin direktifleri doğrultusunda bölgeye yönelik saldırılar sürecek ve farklı senaryolara karşı hazırlıklıyız” denildi.

Öte yandan Suriye’nin güneyindeki Süveyda ilinde Dürziler ve Bedevi Arap aşiretler arasında iki gündür devam eden çatışmalarda ateşkes sağlandı. Şam hükümetine bağlı güçlerin asayişi sağlamak üzere gece saatlerinden itibaren bölgeye konuşlandırılmasının ardından Suriye Savunma Bakanlığı tarafların ateşkesi kabul ettiğini duyurdu. Bakanlıktan yapılan açıklamada “Şehrin ileri gelenleri arasında varılan uzlaşının ardından Süveyda’daki tüm gruplar ateşkes ilan etti” denildi.

Dürzi azınlığın dinî liderleri bir açıklama yaparak hükümet birliklerinin bölgeye girmesine onay vermiş ve silahlı gruplara ateşkes çağrısı yapmıştı.

Suriye İçişleri Bakanlığı, iki gündür devam eden çatışmalarda 30 kişinin öldüğünü açıklarken Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi yerel kaynak ağına dayanarak ölü sayısının 99’a yükseldiğini, 200’den fazla kişinin yaralandığını bildirdi. Çatışmalarda ikisi çocuk, ikisi kadın toplam 60 Dürzi’nin, 18 Bedevi milis, 14 asker ve askerî üniformalı kimliği bilinmeyen yedi savaşçının öldüğü kaydedildi.

Paylaşın

Araştırma: Yalnızlık Hissi Diyabet Riskini Artırabilir

Yeni yayınlanan bir araştırma, sosyal olarak izole hisseden yaşlı yetişkinlerin diyabet geliştirme olasılığının daha yüksek olabileceğini ve kan şekerlerini yönetmekte zorluk çekebileceğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Araştırma, yalnızlığın yalnızca duygusal bir sorun olmadığına, aynı zamanda tıbbi bir sorun olduğuna dair giderek artan kanıtlara bir yenisini ekledi.

Araştırmanın baş yazarı Dr. Samiya Khan, Covid-19 pandemisinden bu yana sosyal izolasyonun sağlık üzerindeki etkilerine daha fazla dikkat edildiğini ifade etti. Khan, yaşlı yetişkinlerin sosyal yaşamlarına daha fazla dikkat etmesi gerektiğini söyledi: “Güçlü sosyal bağlar sadece ruh sağlığı için değil, aynı zamanda diyabet gibi kronik hastalıkların yönetimi için de önemlidir.”

Khan ve ekibi, araştırma için, Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yaşayanların sağlık durumlarını yansıtan Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Anketi (NHANES) verilerini kullandılar. Ekip, 2003 – 2008 yılları arasında toplanan ve 60-84 yaş aralığındaki 3 bin 833 yetişkinden alınan sağlık bilgilerini içeren anket verilerine odaklandılar. 

Ekipte yer alan bilim insanları, verileri dikkatlice analiz edip diğer risk faktörlerini de hesaba kattıktan sonra, sosyal izolasyon ile diyabet arasında güçlü bir bağlantı olduğunu buldular. Sosyal olarak izole olan yaşlı yetişkinlerin diyabet olma olasılığı, sosyal olarak daha bağlantılı olanlara göre yüzde 34 daha fazlaydı. 

Daha da çarpıcı olanı, kan şekeri seviyelerinin zayıf bir şekilde kontrol altında olma olasılıklarının yüzde 75 daha fazla olmasıydı. 

Bu, yalnız yaşlı yetişkinlerin diyabet geliştirme olasılığının daha yüksek olmasıyla kalmayıp, aynı zamanda durumlarını kontrol altında tutmakta daha fazla zorluk çektikleri anlamına da geliyor. Yüksek kan şekeri seviyeleri, kalp hastalığı, görme kaybı ve böbrek hasarı gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir.

Paylaşın