Penn State Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü yeni bir çalışma, kaygı ve depresyon belirtilerinin hamilelik ve doğum sonrası dönemde görülen zihinsel bulanıklık, unutkanlık ve odaklanma sorunlarıyla ilişkili olduğunu ortaya koydu.
Haber Merkezi / Araştırmaya göre fiziksel aktivite, depresyon belirtileri yaşayan kadınlarda beyin sisini hafifletmeye yardımcı olabilirken yüksek düzeyde kaygı yaşayan yeni annelerde farklı sonuçlar doğurabiliyor.
Halk arasında “hamilelik beyni”, “bebek beyni” veya “anne unutkanlığı” olarak adlandırılan bu durum; hafıza, dikkat ve konsantrasyon sorunlarıyla kendini gösterebiliyor. Tıbbi bir teşhis olarak kabul edilmeyen hamilelik beyni, hamilelik ve doğum sonrası dönemde bazı kadınların deneyimlediği bilişsel değişimleri tanımlamak için kullanılıyor.
Psychology & Health dergisinde yayımlanan araştırmada, fiziksel aktivitenin bu sorunları azaltıp azaltamayacağı incelendi. Bulgular, egzersiz ile zihinsel bulanıklık arasındaki ilişkinin kaygı ve depresyon belirtilerine göre değişebileceğine işaret etti.
Araştırmaya göre genel olarak daha fazla fiziksel aktivite bildiren kadınların daha az beyin sisi yaşadığına ilişkin istatistiksel açıdan güçlü ve tutarlı bir kanıt elde edilemedi. Buna karşılık, daha yoğun kaygı veya depresyon belirtileri bildiren kadınlarda zihinsel bulanıklık düzeyinin daha yüksek olduğu görüldü.
Çalışmada, fiziksel aktivitenin yüksek düzeyde depresyon belirtisi gösteren kadınlarda beyin sisini azaltmaya yardımcı olabileceği belirlendi. Ancak yüksek düzeyde kaygı yaşayan yeni annelerde fiziksel aktivite ile zihinsel bulanıklık arasındaki ilişkinin farklılaşabileceği gözlendi.
Araştırmanın başyazarı, Penn State Üniversitesi kinezyoloji doktora adayı Victoria Suhy, fiziksel aktivitenin unutkanlığı ve hafıza sorunlarını azaltacağı yönündeki beklentilerinin sonuçlarla tam olarak örtüşmediğini belirtti. Suhy, egzersizin depresyon belirtileri yaşayan kadınlarda zihinsel bulanıklığı hafifletebileceğini, ancak kaygı belirtileri gösteren kadınlarda bilişsel sorunlarla ilişkinin daha karmaşık olabileceğini ifade etti.
Suhy, yeni annelerin yaşadığı beyin sisiyle başa çıkabilmek için yalnızca fiziksel aktiviteye odaklanmak yerine öz bakımın ve duygusal desteğin de önemsenmesi gerektiğini vurguladı.
Araştırmacılar, Orta Pensilvanya’da yaşayan ve araştırma başladığında ortalama 30 haftalık hamile olan 56 kadından anketleri yanıtlamalarını istedi. Katılımcılardan 46’sı doğumdan altı hafta sonra aynı soruları yeniden yanıtladı.
Yaş ortalaması 30 olan katılımcılar; fiziksel aktivite düzeyleri, kaygı ve depresyon belirtileri ile hafıza, dikkat ve dil becerilerine ilişkin deneyimleri hakkında bilgi verdi. Katılımcıların demografik özellikleri bakımından genel nüfusu tam olarak temsil etmediği, örneklemde beyaz ırktan ve üniversite mezunu kadınların daha yüksek oranda bulunduğu belirtildi.
Fiziksel aktivite düzeyleri değerlendirilirken Amerikan Kadın Doğum ve Jinekologlar Kolejinin (ACOG) haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite önerisi temel alındı.
Suhy, aşırı endişe, uyku sorunları ve konsantrasyon güçlüğü gibi kaygı belirtilerinin yanı sıra umutsuzluk, değersizlik hissi ve iştah kaybı gibi depresyon belirtilerinin de daha yoğun zihinsel bulanıklıkla bağlantılı olduğunu bildirdi.
Fiziksel aktivite önerilerini karşılayan kadınlarda daha az beyin sisi görüldüğüne ilişkin işaretler bulunsa da bu farkların istatistiksel açıdan anlamlı ve tutarlı olmadığı kaydedildi. Buna karşılık, depresyon belirtileri yüksek olan kadınlarda fiziksel aktiviteyle zihinsel bulanıklığın azalması arasında bir ilişki gözlendi.
Araştırmanın kıdemli yazarı, Penn State Üniversitesi’nde kinezyoloji ile kadın doğum ve jinekoloji profesörü Danielle Symons Downs, sonuçların kendisini moralsiz veya umutsuz hisseden kadınlar için egzersizin olası bir destekleyici strateji olabileceğini gösterdiğini belirtti.
Kaygı Yaşayan Annelerde Baskı Oluşturabilir
Araştırmacılar, fiziksel aktivitenin her koşulda aynı sonucu vermeyebileceğine dikkat çekti. Özellikle yüksek düzeyde kaygı yaşayan yeni annelerin egzersiz hedeflerini yerine getirmeye çalışırken kendilerine fazladan baskı uygulayabilecekleri değerlendirildi.
Suhy, annelerin aynı anda çok sayıda sorumluluğu yerine getirmeye çalışmasının fiziksel aktivite hedeflerini de ek bir yük haline getirebileceğini ifade etti. Egzersizin bir zorunluluk olarak görülmesi veya hamilelikte alınan kilolardan hızla kurtulma isteğiyle yapılması, bazı kadınların üzerindeki baskıyı artırabilir.
Araştırmacılar, bu bulguların egzersizin kaygılı kadınlarda doğrudan beyin sisine yol açtığını kanıtlamadığını da vurguluyor. Çalışma, fiziksel aktivite ile bilişsel belirtiler arasındaki ilişkinin ruhsal durum ve bireysel koşullarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.
Penn State Sosyal Bilimler Araştırma Enstitüsünün yardımcı direktörü de olan Downs, hamile kadınların ve yeni annelerin öz bakım için yeterli zamana ve desteğe ihtiyaç duyduğunu belirtti.
Downs, kadınların üstlendikleri çok sayıda sorumluluk nedeniyle öz bakımın zaman zaman bencilce görülebildiğini, ancak hamilelik ve doğum sonrası dönemde fiziksel ve duygusal değişimlerin yanı sıra bilişsel sorunların da yaşanabildiğini söyledi.
Öz bakımın günlük yaşamın bir parçası haline getirilmesinin önemine değinen Downs, kadınların gün içinde kısa süreler ayırarak ruh hallerini ve genel iyilik durumlarını değerlendirebileceklerini ifade etti. Önemli ruh hali değişimlerinin ve belirgin bilişsel güçlüklerin takip edilmesi de bu sürecin bir parçası olarak gösterildi.
Araştırma ekibi, kadınların ihtiyaç duyduklarında sağlık profesyonellerinden, ailelerinden ve arkadaşlarından destek almalarını önerdi. Yakın çevrenin de hamilelik ve doğum sonrası dönemde kadınların fiziksel, zihinsel ve duygusal ihtiyaçlarına karşı duyarlı olması gerektiği belirtildi.
Suhy, annelere destek olan kişilerin onların sağlığına nasıl katkıda bulunabileceklerini düşünmeleri gerektiğini vurguladı. Gebelik, doğum ve anneliğin ilk döneminin yoğun fiziksel, duygusal ve hormonal değişimleri beraberinde getirdiğini hatırlatan Suhy, kadınların ruh hallerine, hafızalarına ve fiziksel sağlıklarına daha duyarlı yaklaşılmasının, ihtiyaçlarına uygun biçimde dinlenebilmelerine ve kendilerine zaman ayırabilmelerine yardımcı olacağını ifade etti.
Araştırma, hamilelik ve doğum sonrası dönemde yaşanan zihinsel bulanıklığın yalnızca fiziksel aktiviteyle açıklanamayacağını ortaya koyuyor. Bulgular, kaygı ve depresyon belirtilerinin dikkate alınmasının, bireysel ihtiyaçlara uygun öz bakımın desteklenmesinin ve gerektiğinde profesyonel yardım alınmasının önemini gösteriyor.
Bununla birlikte, araştırmanın sınırlı sayıda katılımcıyla yürütülmesi nedeniyle sonuçların daha geniş gruplarda yapılacak çalışmalarla doğrulanması gerekiyor.































