Turhan R. Oğuzbaş kimdir? Hayatı, Eserleri

14 Mart 1933 yılında Mersin’in Tarsus İlçesi’nde dünyaya gelen Turhan R. Oğuzbaş, 15 Mayıs 1997 İstanbul’da hayatını kaybetti. Turhan R. Oğuzbaş, ilkokulu Mersin İsmetpaşa İlkokulu’nda (1941-1946), ortaokulu Mersin Lisesi orta kısmında (1946-1949) bitirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.

Haber Merkezi / Çeşitli reklam şirketlerinde yapımcı olarak çalıştı. 1954-1955’te askerliğini Gelibolu’da yaptı. Nabakov’un Lolita adlı romanını tiyatroya uyarladı (1964). Yeni Vatan, Ekpress, Hey dergilerinin sanat sayfalarını, ABC gazetesinde kendi köşesini yönetti. Yelpaze gazetesinde ünlülerle yaptığı röportajları yayımladı.

1979-1986 yılları arasında İstanbul’da avukat olarak görev yaptı, 1986 yılında emekliye ayrıldı. 1992-1994 yılları arasında Kültür Bakanlığı Müşavirliği görevinde bulundu. “Yaşamak Yalan Belki” adlı şiiriyle 1983 Milliyet Sanat Ödülü’nü kazandı. Evli ve bir çocuk babasıydı.

Turhan Oğuzbaş’ın ilk şiiri henüz on iki yaşında iken Akdeniz gazetesinde yayımlandı. Daha sonra şiirlerini Varlık, Hisar, Yeditepe, Türk Dili, Kaynak, ABC, Yelpaze, Yeni Vatan gibi dergi ve gazetelerde yayımladı.

Bazı şiirleri Avni Anıl, Sadettin Öktenay, Dr. Selahattin İçli, Amir Ateş, İrfan Özbakır, Yavuz Özüstün, Sadi Hoşses gibi bestekârlar tarafından bestelendi. “Yalan Gözler”, “Ali Baba ve Kırk Haramiler” gibi şiirleri plağa okundu. “İspanyol Meyhanesi’nde Seni Aradım” adlı bestelenmiş şiiriyle büyük ün kazandı. Şiirlerinde aşk, ayrılık ve özlem gibi temalara yoğunlaştı.

“Sen Vardın”

Oysa ben
Roman böyle bitsin istemiyordum
Ne rüzgarlar gönlümüzce esti
Ne ben gitme diyebildim sana
Bir it tarafım vardı belki kahreden
Bir karanlık tarafım sevgiden yana…

Eskiden gecelerim kırık döküktü
Sen yoksun diye
Şarkılar hep yarım kalırdı dudaklarımda
Biri çıkıp ismini söylese deli olurdum
Şimdi ayrılık şarkılarını sever olduk
Oysa ben
Roman böyle bitsin istemiyordum.

“İspanyol Meyhanesinde Seni Aradım”

Bu akşam
Bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul’un
Seni aradım kadehlerdeki dudak izlerinde
Sonra akvaryumlu meyhanede balıklara sordum seni
Canım kıyasıya sarhoş olmak istiyordu
Yokluğun bir karanlık gibiydi içimde
Ağır ve dayanılmaz
İspanyol meyhanesinde
Seni içtim toprak kadehlerden yudum yudum
önce bir serinlik sardı kanımı
İliklerime kadar üşüdüm
Sonra bir orman yangınında eridi dudaklarım
Ve bütün sokaklarında İstanbul’un
Gece sabahlara dek seni aradım
Ne yana baksam karanlıktı
Oysa güzel kadınlar vardı masamda
Kendinden emin kadınlar
İnce uzun parmaklı, beyaz kadınlar vardı.
Şarap bir yerde o kadınlar gibiydi
İçtikçe başım dönüyordu
Şimdi bütün meyhanelerde kadehler
Senin için uzanır yıldızlara
Bir gitar alaca karanlıkta ilk seranadı
Senin için yapar Madrid’te
Madrid’te şarap renkli horozlar ötüyordu
Seni görür gibi oluyordum
Boğazıma bir şeyler düğümleniyordu
Üşüyordum, yorgundum üstelik
Soğuktu İspanyol Meyhanesi, loştu.
Ve şimdi bütün meyhanelerinde İstanbul’un
Sevenler sarhoştu.
İstanbul meyhanesinde
Ne şömine vardı, ne beyaz halılar
Ama içtiğim her kadehe kokun sinmişti
Başım dönüyordu
İstanbul’u yıkmak geliyordu içimden
İstanbul meyhanesi şarap şarap kokuyordu

Ben gayesizliğin böyle korkunç olduğunu
Bilmezdim… Meyhaneye düşmeden önce
Bir garson halime bakıp
Anladı yıkılmış olduğumu
Canım yeşil şarap istedi-sordum;
‘Yok’ dediler
Sonra gözlerin aklıma geldi
Oturup ağladım
İspanyol meyhanesinde kadehlerde seni yaşadım
En güzeli seni sevmekmiş meğer
Ölesiye, delice, korkunç
Fırınlarda seni aramakmış ekmek diye
Seni beklemekmiş en iyisi
Ölümü bekleyen hastalara inat
Eski bir meyhane şarkısı vardı
Bir türlü anımsayamadım
Sonra gözlerini düşünüp
Kadehlerde yeşil yeşil yandım
Biliyorum…
Bir gün sen de geleceksin İspanyol Meyhanesi’ne
Bir gün sen de çılgıncasına sarhoş olacaksın
Sevdiğimiz şarkıları söyliyeceksin sabahlara dek
Yeşilköy’de bir güneş doğacak
Şarapsı gecelerimizden
Ama yanımda kadınlar varmış
Ama inceymiş, ama beyazmış, üstelik güzelmiş
Sen yoksun ya, ellerini tutmuyorum ya!
Şarabı aynı kadehten içmiyorum ya!
İspanyol Meyhanesinde seninle ölmek varmış
Vız gelir dünya!
Yorgunum şimdi, bitkinim
Beni unut artık
Söyle garsonlara
Kırılmış bir kadeh gibi bıraksınlar beni
Şimdi ispanyol meyhanesinde bir tahta masada kaldı adım
Yere dökülmüş şaraplara güneş doğuyordu,
Seni unutmadım! …

Paylaşın

Tülin Er kimdir? Hayatı, Eserleri

1974 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Tülin Er, 1999’da Kocaeli Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Londra’ya gitti ve yaklaşık bir buçuk yıl orada yaşadı. İstanbul’a döndükten sonra bazı yayınevleri için çeviri, redaksiyon, düzelti işleri yaptı; yanı sıra kitap tanıtımları yazdı ve bunlar çeşitli dergilerde yayınlandı.

Haber Merkezi / Varlık dergisinde editor yardımcılığı, Everest Yayınlarında dünya edebiyatı editörlüğü, 2003’te yayın hayatına başlayan Yasakmeyve dergisinde dört sayı boyunca yayın müdürü olarak yer aldı. Ağustos 2003’ten bu yanaysa Everest Yayınlarında editör yardımcılığı yapıyor, çeviri ve editörlük çalışmalarını sürdürüyor.

1996’da Kocaeli Üniversitesi Şiir Okulu’nda, 1997’de Fayton dergisinde, 1998’de Fayton Öykü dergisinde çalıştı. 1996’da Balıkesir Üniversitesi Şiir Yarışması’nda birincilik ödülünü aldı.

Şiirleri; Demlik, Gökyüzü, Fayton, Dize, Öküz ve Varlık dergilerinde yayımlandı. Tülin Er, çeviri alanındaki çalışmalarıyla dikkati çeker. Bu çalışmalarında romandan hikâyeye ve çocuk edebiyatına kadar farklı türlerin çevirisini yaptığı görülür.

Ayrıca Cemil Kavukçu ile yaptığı röportaj da kitap şeklinde yayımlanır. Bu röportajda Cemil Kavukçu’nun hayatını etkileyen olaylar, hikâyelerine model olan insanlar, mezun olduğu jeofizik mühendisliği ile edebiyat arasında kurduğu bağ, hikâyelerinin ve kitaplarının yayınlanma süreci, kahramanları, kurgu teknikleri gibi yazarın hayatına ve sanatına dair pek çok konu yazarın kendisi tarafından anlatılır.

“Lüzumsuz”

lüzumsuz

ben biraz acemiydim
hava kararınca ona giderdim

ah! derdi
güzelim
lüzumsuz üzüyorsun canını

lüzumsuz yere
kendimi kargalara öldürtmek isterdim

bulut zaman mavi ustam
gelir
yağar
dinerdi
sarmaşık bir cezayı
gece boyu tırmanan
ezanla infaz ederdim

kara sabahlar…
kedi leşleri…

ben sefil pinokyoydum
eski bir sel artığı

unutulmuş gece efsunları
bir nehir ki
taşınca ıslanmadan duramayan
kelebek kanatların
sessiz kamikaze uykusuzluğu

yaşadım ki ten acıyarak soğurdu

“Denge”

denge

gergin telinde cambazıydım umudun
unutmak
bir dağdı unutmamaya
denge sopam kızılcıktan taban sızısı
düşsem gerçek kırık ayaklarımda
geçsem ütopya

kral katiliydi sevgilim gladyatör
kavuşmak
bir masaldı kavuşmamaya
tel kesiklerimde gömütü
kendine kıymışların
kelebek mevsiminde
topraklarının kokusu…

kalp köşemde bir falaka anısı
binmiş giderken geçmişin gemisinde
ıssızlık
bir kâbustu -hem düş ortası!-
oltam boyunca özgür
şemsiyemin beyazlığı

Paylaşın

Türkan İldeniz kimdir? Hayatı, Eserleri

7 Ocak 1938 yılında Düzce’de dünyaya gelen Türkan İldeniz, ilk ve ortaokulu Düzce’de okudu. İstanbul Kandilli Kız Lisesini bitirdi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde başladığı yükseköğrenimini bir süre devam ettirdi.

Haber Merkezi / Ancak evliliği ve rahatsızlığı nedeniyle öğrenimini tamamlayamadan (1959) bıraktı. Bir süre memurluk yaptı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünde yirmi yıl çalışarak emekliye (1983) ayrıldı.

Şiirleri 1956’dan itibaren Onüç, Varlık, Seçilmiş Hikâyeler, Dost, Pazar Postası, Yelken, Yeni İnsan, Türk Dili, İnsancıl, Evrensel Kültür, Gerçek Sanat, Güzel Yazılar dergilerinde ve gazetelerin sanat-edebiyat sayfalarında yer aldı. Kadın duyarlılığını önceleyen şiirleriyle, Cumhuriyet dönemi kadın şairleri arasında bir dönem adından söz ettirdi.

Eserleri; Taşra Kızının Deliceleri, Havva Çıkmazı

“Beyaza Dönsün Diye Devran”

Yanlış susuyorsun – gözlerin ağıt –
maviye bak.
Bir bugün mü , başında bunca bela.

Hatırla ,
bulut değildi , umut hiç değil
üstümüze abanan – isli duman.
Biz ki milattan önce , milattan sonra
acı kara yıllar devşirdik sabırla
beyaza dönsün diye devran.
Kimi zaman bir çığlıkla çıktık , çığ altından
bir çığlıkla yıktık surları kimi zaman.
Biz ki nice tuzaklardan , sunaklardan
korlardan , korsanlardan kurtulan
kurban.

Yanlış susuyorsun – gözlerin ağıt –
maviye bak.

Sesin gökyüzüne akan ulu bir çavlan
susma , zamanın durağı yok.
yok tarihin molası.
Bırak sesin gökyüzüne aksın , yıkasın yıldızları.
Kapama şarkını , şarkını kapama
durma öyle kendine uzak.

Yanlış susuyorsun – gözlerin ağıt –
maviye bak.

Değer kıyımlarına en soylu yanıt
şarkıyla
güneşe köprü kurmak.

“Sevgin Bayrak Olursa Evrene”

Dağılıp belkileri aramak öyle
Sonuçta belki şenlik belki yenik
İNSAN olmak sorunu ilk
büyük açılar bileşkesinde.

Hep kurtarmak baş tutku
Duyguları katı çarklardan
Korkusuz yaşamak hançer ucu
Şimdi yoluna ayna tutan.

Kurur savaşlar , haksızlıklar
Altı Kıta yürür el ele
Kurur şüphesiz kötülükler kökünden
Sevgi bayrak olursa evrene.

Yaklaşır arsız ve çabuk
Ölüm fırtınadır her an
Belirgin ve kesin
Tek tek başlarda esecek olan.

Yürek özgür yaşamak ister
Kimselere yüksünmeden , kızmadan
Buyurmaya açılan ağızlara bir tomurcuk
Barış Çocuklarından.

Paylaşın

Türkan Yeşilyurt kimdir? Hayatı, Eserleri

16.05.1967 yılında Samsun’da dünyaya gelen Türkân Yeşilyurt, ilk öğrenimini, bu şehirde, Kâzım Orbay İlkokulunda tamamladı. Liseyi Mithatpaşa Kız Lisesinde okudu. 1984’te başladığı Ankara Üniveristesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümünden 1988 yılında mezun oldu. 1993 yılında ikinci lisans öğrenimi olan Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi İktisat Bölümünü bitirdi.

Haber Merkezi / Bir süre Ankara’da; önce Ziraat Mühendisi, sonra Serbest Muhasebeci Mali Müşavir olarak çalıştı. Abdülkadir Budak ile birlikte 2000’de, toplam on iki sayı yayımlanan, Şiir Odası adlı dergiyi çıkardı. 2001 yılında Bilkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Edebiyatı Bölümünde lisansüstü eğitimine başladı. “Kadın Şairde Kadın: Şükûfe Nihal’in Şiirleri” adlı teziyle 2005 yılında yüksek lisansını tamamladı. Aynı yıl Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalında başladığı doktorasını “Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Şiirlerindeki Temalar” adlı teziyle tamamlayarak 2010 yılında “doktor” unvanını aldı. Doktora tezi, Dağlarca: “Öyle Aydınlık, Öyle Uzun, Öyle Yepyeni” adıyla 2013 yılında kitap olarak basıldı. 2007-2008 yılları arasında Ankara Üniversitesi Türk Dili Bölümünde, 2008-2010 yılları arasında da Orta Doğu Teknik Üniversitesi Türk Dili Bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştı.

2011’de Tunceli Üniveristesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalına yardımcı doçent olarak atandı. 2015 yılında Sinop Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesine geçti. Anabilim dalı başkanlığı görevinin yanı sıra; Yeni Türk Edebiyatı, Edebiyat ve Sinema, Karşılaştırmalı Edebiyat, Dünya Edebiyatı Metinleri, Roman Sanatı ve Şairce gibi dersler verdi. Türkiye Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Derneği ve Folklor Araştırma Kurumu üyesi olan Yeşilyurt, burada hem akademik hem de şiirle ilgili çalışmalarını sürdürmektedir.

Türkân Yeşilyurt; kaleme aldığı şiirlerle şair, Türk edebiyatı üzerine yaptığı ilmî inceleme ve araştırma yazılarıyla da akademisyen kimliğine sahip bir şahsiyettir. “En Güzel Aşk Şiirlerini Yazmak İstiyorum” başlıklı ilk şiiri 1990’da Karşı dergisinde yayımlanmıştır. Bu tarihten sonra kaleme aldığı şiir ve yazıları; Şiir Odası, Edebiyat ve Eleştiri, Varlık, Yasakmeyve, Folklor-Edebiyat, Cumhuriyet Kitap ve Hayâl gibi süreli yayınlarda belli aralıklarla yayımlanmıştır. Şiirlerinde; özlem, geçmiş zaman, bireyin yalnızlığı, taşra ve kent yaşamı gibi izlekleri lirik üslûbuyla dizelere işlemiştir. Alpay onun 1993’te yayımlanan ilk şiir kitabı Yoksun için: “Nefis bir çiftanlamlılık, iyi bir şiirsel başlangıç” derken, 2005’te çıkan Dün Kendimin Önünden Geçtim için “Günümüzün yaygın bir duygusu olarak özne sorgulamaları içeren (”içimde ağlayan kim’ vb.), dizisel yinelemeli, bazen uyakçı ve nakaratçı, 5N1K’lı lirikler vardı o kitapta. Bu gelenek çağrışımlı biçimin içinde yer yer, ‘es’lerle parçalara ayrılmanın da etkisiyle metropol duygusu, hatta poplaşma eğilimi oluşuyordu.” demektedir.

Küçük Bir Ah (2014) ile şairin kendi sesini bulduğu görülmektedir. Yine Alpay şair ve eserini “Şiirin ve lirizmin zincirlerini kırmaya yönelirken, bir yandan da esaslı bir zincir imal ediyor şair: Dizeden dizeye, bölümden bölüme, şiirden şiire halkalanarak çok az istisnayla bütün kitabı kat eden bir söz zinciri kuruyor. Söz konusu olan, eskilerin ‘iade’ dediği söz sanatıdır. Divan şiirinde beyitte olup biten iade sanatı burada bütün kitabı biçimlendiriyor. Metin lastik gibi esnemek, bildiği gibi uzayarak biçim değiştirmek istiyor, ama öncesine bağlı kalmak da istiyor bir ucundan ve bir sözcükle bağlanıyor.” şeklinde değerlendirmektedir.

Yeşilyurt bir yandan şiir kaleme alırken diğer yandan; Nâzım Hikmet ve Yergi “Ayağa Kalkın Efendiler” (2014), Hilmi Yavuz’un Şiirlerinde Geleneğin Yeniden Üretimi: “Güldeki Gömü Neyse” (2014), Halk Şiirinde Osmanlı Toprak Düzeninin İzleri (1994) gibi eserleriyle de Türk şiirindeki şahsiyetler ve halk şiiri üzerine incelemeler yaparak şiir tarihimize katkıda bulunmuştur. Taşra Do adlı son şiir kitabı 2016’da yayımlanmıştır. Eski yazıdan yeni yazıya aktardığı ve tahlil ettiği Ahmet Rasim’in Hanım adlı çalışması 2017’de basılmıştır. 2018 yılında ise on altı romanı incelediği Romandan Bakan Düşkün Kadınlar’ı çıkmıştır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Ulaş Başar Gezgin kimdir? Hayatı, Eserleri

25 Mayıs 1978 yılında İstanbul’un Alibeyköy İlçesi’nde dünyaya gelen Ulaş Başar Gezgin babasını, beş yaşındayken yitirdi. Üsküdar Sokullu Mehmet Paşa İlkokulundan sonra, 1989’da giriş sınavını kazandığı Özel Darüşşafaka Lisesinde parasız yatılı olarak okudu.

Haber Merkezi / Daha sonra Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Bilimlerini bitirdi (2000). Yüksek lisans tezini Boğaziçi Üniversitesinde “Sosyal Psikoloji” alanında verdi (2002). Doktorasını ODTÜ’de Bilişsel Bilimler alanında yaptı (2006).

Eğitim hayatını, üniversite düzeyinde ders verme yetkisi (2009), Avustralya; Darmstadt Teknik Üniversitesi, Şehir Plancılığı (yüksek lisans 2011) ile tamamladı. Türkiye, Vietnam, Tayland ve Malezya’da 22 yıl ders verme deneyimine sahip.

Akademik çalışmalar dışında, çeşitli dergi ve gazetelere köşe yazıları yazmakta; şiir, şarkı sözü, şarkı, deneme, yazınsal inceleme, öykü, film öyküsü, film çözümlemesi, tiyatro oyunu, masal ve roman türlerinde yapıtlar vermekte ve çeşitli ülkelerden şairleri ve şarkıcıları Türkçe’ye kazandırmaktadır.

Ayrıca henüz gün yüzü görmemiş 100’ü aşkın bestesi bulunmaktadır. Çeşitli çalışmaları 12 dile (Türkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca, İtalyanca, Rusça, Japonca, Vietnamca, Tayca, Gürcüce ve Azerbaycanca) çevrilmiştir. Toplam 109 kitabı bulunmaktadır.

Yit(iril)en, Okyanus Gibi ve Nikah Memurunun Son Nikahı adlı öyküleriyle Gençlik Kitabevi Öykü 2000 Yarışmasında ikinciliğe değer görüldü.

“Ablaya Susamak”

Benim hiç olmadı hayatta ablam,
Hindi yaptım dün ilk kez, ablam olmadı…
Islandım baştanbaşa -kapama o radyoyu-

Tir tir titreyişiyle tüm bedenimin,
Hep soba başındayım, kızarmış burun…
‘Ablam’ diyorum benim, ‘hiç mi hiç olmadı’…

Kucağında taşıyacak biri varsa küçükken,
Her kimse o, unutsam da, ablam değildi…
Hatırlasam yine bir… Ablam olmadı benim…

Masalcı bir ninem vaaar idi belki,
Solmadayken başşehirin yorgun, bitkin trafosu,
Herkesin ablası vardı; yoktu benimse…

Olsundu ya, mühim değil gerisi…
İster aramızda altı yıl olsun,
İster ise altmış güncük olsundu…

Bana seksek öğretecek, tavlayı bana…
Evet, hep beni bakkala gönderecek;
Ama saymayı öğretecek, tüymeyi bana…

Benim ablam olmadı, ablam olmadı…
Camların buğusuna, tüm o yağmurlu günlerde,
Yalnız kendi ismimdi yazdığım, üşüyerek…

Birgün evlenecekti, baştan belliydi,
Bana rehber olacak, yuvadan uçana dek;
Uçsundu; olsundu yeter ki… Ama olmadı…

Ben ablayım evet ama, kime ablayım?..
Ben kardeşim, doğrudur da, kimin kardeşi?..
Hepsi yalan, tüm o haylaz, hayta çocukluğumu,
Yalnız kendimle geçirdim, kendimde geçirdim…

Benim sanki daha önce babam da olmamıştı…

“Diyor Ki Arnavut”

Tek isim bildimse de tüm yaşamım boyunca,
Varlığım da yokluğum da Makedon adlarına…
Silah çatıversem de Makedonlar’a karşı,
Varlığım yokluğum feda Makedon adlarına…

Şehirde görüşürdük gizli gizli, usul usul,
Dokuz dedi mi akşam üzeri, saat kulesi…
Ben O’nun gözlerinde tüm dünyayı görürdüm,
Ben O’nun kollarında, dünyayı kucaklardım…

Birgün duyulmasın mı dağın şahanlarınca,
Emir verdi komutan, bir ay hücre cezası…
O’nu düşündüm yalnız O’nu, top sesleri arasında,
Resimlerini çizdim, ismini kazıdım duvarlarına hücrenin…

Birden kapı açıldı, ‘oh bitti bir ay’ derken,
Girmesin mi içeri Makedon askerleri…
Bırakıp kaçmış beni komutanla erleri…
Yok ama, bu aralar, kimseye kızamıyorum…

Şimdi tutturmuşsun bi’, ‘kurşuna dizeceğim seni’,
Vur kardeşim, sevmedin sen demek hiç,
Çocuğun da yok anladım, çocuğun da yok,
Çare yok, bas kardeşim, bas tetiğe o zaman…

Tek isim bildimse de tüm yaşamım boyunca,
Yokluğum da nasıl olsa Makedon adlarına…

Paylaşın

Ulaş Nikbay kimdir? Hayatı, Eserleri

3 Ocak 1976 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Ulaş Nikbay, Kıbrıs Lefke Üniversitesi Bilgisayar Bilimlerinde öğrenim gördü. 1994-97 yılları arasında Trakya Üniversitesi İşletme Bölümündeki öğreniminin ardından, yatay geçişle İstanbul Üniversitesi İşletme Bölümünde öğrenimine devam etti ve 1998 yılında mezun oldu.

Haber Merkezi / 1999 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi İşletme Yönetimi Bölümünde yüksek lisans çalışmasına başladı. Şiirleri; Edirne’den Esintiler Şiir Kitabı, Dünya Kitap, Kuzeyyıldızı, Anafilya, Bengisu gibi dergilerde yayımlandı. ”Bir Garip Mavi” adlı şiir sitesinin yürütücülüğünü, Kuzey Yıldızı dergisinin (5 sayı) yazı işleri müdürlüğünü yaptı. “Gülüşlerinin Sonbaharında Ağlardım” adlı şiir dosyasıyla 9. Dünya Kitap Şiir Ödülünü (2001) aldı. Şiirleri, aynı adla 2002 yılında kitap olarak yayımlandı.

“Elliüçe Dört Çay!”

-güvercinin kanatları devren satılık çaycı
asma katına çıktım ürpermelerin
ellerimde yapışkan cilvesi kısrağın
kanatlarından yakalamış güvercinin

-her gölge beni gölgeliyor çaycı

asma katta bir adam var bilesin
“savaş kadar acımasız yalan barışların
gölgesinde yakalanmış” diyesin

-şiirimde bir cehennem dolaşıyor çaycı

asma katlar ve sokaklar dardı gerçeğime
beyaz bir güvercindi çığlık kanadında tozu getirdi
yazma tozunu yuttum vardım cehenneme

-asma katlarda sonsuz üşüyorum çaycı

karanlıkta yakalandım ben bu gerçeğe
asma katına çıktım ürpermelerin
ellerimde yapışkan cilvesi kısrağın

elliüçe dört çay! çaycı

“Sarar Uykuma Uyurum Hep Seni”

ey gardiyan düşüm!
ey elleri ayakları prangada uykularım!
ve ey şehir!
biline ki O’na seslenişimdir:

içimin uykusunda
bir suç kadar masumsun
müebbet hapsimde
gardiyan düşümle uyursun

bense bir kan uykusunda
boğulurum her akşam
sokaklara düşerim
kaldırımlar boyu bazen

bazen ağlayışıma
mendil dediğin geceleri
bazen tütüne vurduğum
alkol ikindileri
sarar uykuma vururum düşleri

içimin meyhanesinde kaç sarhoş içer
mührü vurulmuştur kapısına da
söker atar mührünü yine de içer

ah! bu şehrin sensiz felekten geceleri
Kumkapı’dan öte görünmez meyhaneleri
sarar uykuma uyurum hep seni

o meyhanede bir şarkıdır senin sesin
o dalgalar kabartan “merhaba” deyişin

ne çok kuşatılmış
ne çok vurulmuşum
bu buğulu sesinde
ne çok savrulmuşum

bazen borç ölümlerime
yansıttığın faizleri
bazen uykusunda ayıldığım
bulanık bilinçleri

sarar uykuma vururum düşleri
sarar uykuma uyurum hep seni
hep seni…

Paylaşın

Uluer Aydoğdu kimdir? Hayatı, Eserleri

6 Mart 1964 yılında Tekirdağ’ın Saray İlçesi’nde dünyaya gelen Uluer Aydoğdu, ilkokulu ve ortaokulu İstanbul ve Kayseri’de bitirdi. Lise öğrenimini ise Ankara’da tamamladı. Ardından İngiliz Dili ve Edebiyatı okudu.

Haber Merkezi / 1992’den itibaren Ankara’da Ankara Sanat Kurumu, Prospero Yayınları, Ahmet Yesevi Üniversitesi, Özkaynak Kültür ve Sanat ürünleri gibi kuruluşlarda metin yazarlığı yaptı. 2001 yılından sonra  yaşamını ve çalışmalarını İzmir’de sürdürdü.

İlk şiiri Çağdaş Türk Dili dergisinde yer aldı. Daha sonra yazıları ve şiirleri Eşik, Öykü-Şiir, Kum, Şiir Ülkesi, Ada, Lal, Kavram Karmaşa, Pencere, Bireylikler, Şiiri Özlüyorum, Eski gibi dergilerde yayımlandı. 2003 yılından itibaren Denizsuyukasesi adlı bir fanzin/dergi çıkardı. İçgüdüyü, hayvanı, doğal olanı, özgürlüğü sevdi.

Eserleri; Yaşlı Büyücünün Memeleri, Hayal/et – Hiç Bitmeyecek Çünkü

“Ulu’malar”

(…. )*

Ben çok uzak bir gelecekte oturuyorum, atların
yürüyüşünde, ey sevgili ben senin geleceğinde
oturuyorum. Bir kuşta, bir gülde, bir akşamda,
pervaza dayanmış bir dirseğin burkuluşunda oturuyorum

Kaya’da ve su’da. Bir ağacın kabuklarında.
Kasıklarımdaki yarılışta. Bir anıdaki kırıklıkta,
bir kadındaki kuşkuda oturuyorum. Çok ileride.
İlerinin de ilerisinde oturuyorum. Size göre geride.

Hemen şuracıktaki gölgede. Kendimde oturuyorum.
Az kaldı bir ölümde oturuyorum. Biliyorum ey sorgucular
epey gitmek gerek, ötelerde oturuyorum. Öteleri geçer geçmez
mutlak sessizlikte oturuyorum. Bir yalnızlıkta, bir dönemeçte.

Şu çölü aştık mı görünür bir kuraklıkta oturuyorum.
Sola doğru bakın, duydunuz mu şu eski türküyü:
Mavi yazma bağlama anam, mavi yazma tez solar,
da oturuyorum. Az daha gidin, karşınıza bir güneş

çıkacak, da oturuyorum. Hayal edin, neredeyse
görünür deniz, de oturuyorum. Susadım,
özledim, doğuyorum yeniden. Orda oturuyorum:
Ah iç/tenim: Ben her yerde oturuyorum, hiçbir yerde

“Geçmişte Kaldı Ev”

-Barınak artık imkansızdır-
Theodor ADORNO
Geçmişte kaldı ev
sıcacık tenin
barınak artık imkansız
bir zamanlar iyi talihim olan

Billur
şamdan
istanbul’dan
ah rakıya dökülen saçların
su

içerdim
baldırlarını
bir öpüşte

Geçmişte kaldı ev
kocaman memelerin
barınak artık imkansız
bir zamanlar iyi talihim olan

Aşk
mobilya tasarımı

Paylaşın

M. Uluğ Turanlıoğlu kimdir? Hayatı, Eserleri

1913 yılında Kırklareli’nin Pehlivanköy İlçesi’nde dünyaya gelen M. Uluğ Turanlıoğlu, 12 Temmuz 2002 tarihinde Edirne’de öldü. Edirne İlk Öğretmen okulunu bitirdi. Babaeski’nin Terzili ve Demirkapı köylerinde Millet Mektepleri öğretmeni olarak görev yaptı.

Haber Merkezi / Gazi Eğitim Enstitüsü’nde yüksek tahsilini tamamladı (1937). Edirne, Çanakkale ve Kırklareli illerinde ve bu illerin muhtelif ilçelerinde Türkçe ve edebiyat öğretmeni olarak çalıştı. 1962’de emekli olduktan sonra İstanbul’a yerleşerek burada bulunan İstanbul Kız Lisesi, Rum Erkek Lisesi ve Kasımpaşa Ortaokulu’nda edebiyat ve Türkçe öğretmenliği yapmaya devam etti. Özel eğitim kurumlarında yönetici olarak görev yaptı. 1987’den sonra Edirne’ye döndü. 1944 Irkçılık-Turancılık davasında adı milliyetçiler listesinde yer aldı.

İlk şiir kitabını Meriç Kıyılarında ismi ile 1935’te yayımlayan Turanlıoğlu’nun millî romantik duyuşla kaleme aldığı şiirleri farklı edebiyat dergilerinde çıktı. Hece ölçüsü ile yazdığı şiirlerinde, Atatürk ve vatan sevgisi dikkati çeker. 1942-1957 yılları arasında Edirne’de “edebî, ilmî, köycü” bir dergi olan Damla’yı çıkardı. Tanrıdağı, Kopuz, Çığır, Yücel, Gökbörü, Orhun, Toprak, Kemalist Türkiye, Yeni Defne, Biz 39 ve kendi çıkardığı Damla dergileri ile Tanin gazetesinde millî duyuşlarla kaleme aldığı şiirlerini yayımladı.

Şiirlerinde sıklıkla işlediği temalar çocuk, gençlik, Atatürk, köy, vatan, bayrak gibi Cumhuriyet ideolojisiyle birleşir niteliktedir. Hece ölçüsüyle şiirler yazan, Turanlıoğlu millî duyuşla yazılan ve farklı yazarlara ait olan şiirleri de antolojilerde toplar. Onun şiirlerinde Edirne en belirgin mekân olarak dikkatleri çeker. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Nahit Ulvi Akgün kimdir? Hayatı, Eserleri

1918 yılında Muğla’nın Milas İlçesi’nde dünyaya gelen Nahit Ulvi Akgün, 12 Kasım 1996 yılında hayatını kaybetti. Haraççızadeler, 1900’lü yılların başında Osmanlı Devleti’nin çözülme ve dağılmasının en yoğun olduğu sırada, Yanya’dan göç ederek Bodrum’a, sonra da Milas’a yerleşti.

Haber Merkezi / Okul çağına geldiğinde Nahit Ulvi, Milas’ın o yıllardaki tek resmî eğitim kurumu olan Sakarya İlkokulu’na başladı. Harf İnkılabı’nın yapıldığı 1928 yılında, ilkokul üçüncü sınıftaydı. Dolayısıyla eğitim hayatının ilk iki yılını Arap alfabesinin öğretildiği bir ortamda geçirdi. Babası Mithat Bey, ilköğrenimini tamamlayan oğlunu o sırada Milas’ta yaşayan Musevi çocuklarının gayriresmi eğitim aldıkları Yahudi Okulu’na gönderdi. Bir yıl boyunca bu okula devam etmesinin en büyük kazancı Fransızcayı öğrenmek olacaktı. Eğitime çok önem veren babası Mithat Bey, Nahit’in öğrenimine devam etmesi için 1932 yılında evini Milas’tan İzmir’e nakletti. Oğlunu, Alsancak semtinde, o yıllarda 1. Lise olarak anılan Atatürk Lisesi’nin orta kısmına kaydetti.

Nahit Ulvi liseyi bitirdiğinde babasının ve amcalarının etkisiyle tıp ya da eczacılık eğitimi almayı tasarlamaktaydı. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne başvurdu ve kabul edildi. Ancak aniden ortaya çıkan ve onu ölümün eşiğine getiren beyin zarı iltihabı iki yıla yakın bir süre yatağa bağlanmasına sebep oldu. Şair, bu hastalıktan mucizevi bir şekilde kurtulurak sağlığına kavuştu. Nahit Ulvi’nin yakın arkadaşı olan Salih Birsel, şairin tehlikeli hastalığının nedenini aşka bağlamıştır. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne giren Nahit Ulvi Akgün, 1948 yılında mezun oldu. Ödemiş ve İzmir liselerinde öğretmenlik yaptı.

Nahit Ulvi Akgün, edebiyata küçük yaştan itibaren ilgi duyar. Okulda “küçük şair” ismi ile anılır. Resim öğretmeni Zeki Boran, Atatürk Lisesi’nde iken küçük şaire şiirlerini okutur ve onunla yakından ilgilenir. Edebiyat tutkusu, okulda öğretmen ve arkadaşları tarafından takdir edilmesine rağmen aynı durum evde aile bireyleri için geçerli değildir. Özellikle annesi Şefika Hanım, derslerinin olumsuz biçimde etkileneceğini, beklenen başarıyı gösteremeyeceğini düşünerek onun şiirle ilgilenmesine karşı çıkar. Ancak küçük şair, annesine rağmen gizlice şiir yazmayı sürdürür.

Nahit Ulvi’nin fakülteye başlamadan önce Bağ Dergisi’nde şiirleri yayımlanmaktadır. Ünlü olmamakla birlikte edebiyat çevresinde isim sahibidir. İstanbul’a gider gitmez sanat konulu toplantılara katılmaya, edebiyatçılarla görüşmeye başlar. Kısa süre sonra kimi Türkiye çapında tanınmış, kimi henüz yolun başında sayılan geniş edebiyatçı topluluğunun içinde olacaktır. Sait Faik, Salah Birsel, Fahir Önger, Yaşar Nabi Nayır, Ziya Osman Saba gibi edebiyatçılar yakın dostları arasındadır. Akgün, fakülteden çıktığı akşam vakitlerinde o yıllarda İstanbul’da meşhur olan Küllük Kahvesi’ne, Suna Kıraathanesi’ne veya Haylayf Pastanesi’ne uğrar. Sürekli aşk şiirleri yazmasından dolayı Oktay Akbal ona “aşk şairi” ismini takmıştır. Akbal’a göre Nahit Ulvi, Servet-i Fünun ile Fecri Ati’nin aşk ve kadın şiirleriyle ünlü olan Celal Sahir’den de güçlü bir şairdir.

İlk şiiri Akın gazetesinde çıkar (İzmir, 1936), 1940/41 yıllarında Servetifünün-Uyanış dergisindeki şiirleriyle yeni şiire yönelir. Şiirleri Yücel (1939), Değirmen (1942-44), Kovan (1943-47), Varlık, Fikirler (1947-50), Kaynak, Yeditepe, Adam Sanat dergilerinde yayımlanır. Türkiye’de ilk kez bir de “sesli şiir sergisi” açmış (İzmir, 1953) olan Nahit Ulvi, ilk şiirlerinde romantik aşk temasını işlemiştir. Son şiirlerinde ise ilerleyen yaşına paralel olarak hayatın anlamını ve geçiciliğini, yaşamanın türlü duraklarını araştırmaya koyulur. İlk denemelerini İzmir’de Üç Gönül (1937), Leyla (1937), Irgat (1942) adlarında üç küçük broşürde toplar. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Ülkü Tamer kimdir? Hayatı, Eserleri

20 Şubat 1937 yılında Gaziantep’te dünyaya gelen Ülkü Tamer, 1 Nisan 2018 akşamı Bodrum’da yaşamını yitirdi. Ülkü Tamer, Gaziantep’te Dayı Ahmet Ağa İlkokulu’nda tamamladı İstanbul’da Robert Kolej’i bitirdi. Bir süre İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nde öğrenim gördü.

Haber Merkezi / Öğrencilik yıllarında tiyatroya ilgi duydu, özel tiyatrolarda oyunculuk yaptı; “Keşanlı Ali Destanı”, “Direkler Arası”, “Teneke”, “Kur­ban”, “Palto” gibi oyunlarda rol aldı. Yayın yönetmeliği ve çevirmenlik yaptı. Milliyet Karacan Yayınları’nı, Milliyet Çocuk, Milliyet Sanat Dergisi ve Sanat Olayı dergisini yönetti. Bir süre Onk Ajans’ta çalıştı. Halen değişik gazetelerde kültür sanat yazıları yazan Tamer İstanul’da yaşıyor.

İlk şiiri 1954’te “Kaynak” dergisinde yayınlandı. Sonraki yllarda şiir, öykü, çeviri ve yazıları Varlık, Pazar Postası, Yeditepe,Yenilik, Dost, Yeni Dergi, a, Yeni a, Papirüs, Sanat Olayı, Milliyet Sanat, Gösteri, Kitap-lık gibi dergilerde yayımladı. İkinci Yeni ile başlayıp toplumcu anlayışla süren şiir yolculuğunda yalın bir dille, kendine özgü, mitoloji ve halk edebiyatından beslenen, yoğun ve özgün bir imge anlayışı ile humor yüklü şiirler yazdı.

Toplumsal sorunlara yönelirken de şiirin düzeyini düşürmedi. Türkü, koşma ve manileri, doğa görüntülerini, yerel renkleri, çocukluğunun izlerini taşıyan, özgür çağrışımlarla beslenen rahat bir söyleyişle ve yer yer öyküleştirmeye varan söyleyişiyle yazdığı şiirler ilgiyle karşılandı. Şiir, roman ve öykü dışında Euripides, W. Shakespeare, A. Çehov, B. Brecht, A. Miller, E. lonesco, J. Steinbeck, T. S. Eliot, N. Simon, R. Dyer, H. Ibsen gibi yazarlardan otuzun üzerinde oyun çevirdi. Bu oyunların tamamına yakını özel tiyatrolarca sahnelendi. Şiir antolojileri hazırladı.

Eserleri; Soğuk Otların Altında, Gök Onları Yanıltmaz, Ezra ile Gary, Virgülün Başından Geçenler, İçime Çektiğim, Hava Değil Gökyüzüdür, Sıragöller, Seçme Şiirler, Yanar­dağın Üstündeki Kuş, Duygular Konuşuyor, Alleben Öyküleri, Alleben Anıları, Yaşamak Hatırlamaktır, Şeytanın Altınları, Pullar Savaşı, Gün Işığı Hoşçakal, Ne Biliyorum, Hangisi Doğru, Çocuklara Genel Kültür, Tele Yunus, Şiiristan, Yolcunun Kitabı, Varlık Şiirleri Antolojisi, Sahici Mucizeler, Nâzım’dan Seçmeler, Çağdaş Rus Hikâyeleri, Çağdaş Latin Amerika Şiir Antolojisi

Çevirileri; Fizikçinin Duası, Sürgünden Şiir, Babı Yar, Deniz Bile Ölür, Catbay, Tagore, Mavi Bozkır, Kırmızı, Yapraklar, Köpek Suratlı Maymun, Sinirli İnsanlar, Kadınsız Erkekler, At Hırsızı, Mitologya, Gece (M. Antonioni), Vietnam’a Sevgiler (E. Morris), Hiroşima’nın Çiçekleri, Hiroşima’nın Tohumları (E. Morris), Nasıl mısın İyi misin?, (E. Morris), Mutlu Gün, Hoşça Kal Columbus, Zamanı­mızın Kahramanı (Lermontov), Silahlara Veda (E. Hemingvvay), İhtiyar Balıkçı (E. Hemingvvay), Toprak Ana (C. Aytmatov), Cemile (C. Aytmatov), Arkadaki Silah (E. Qu-een), Şişkolarla Sıskalar (A. Maurois), Pınokyo (C. Collodi), Ktbritçi Kız (Andersen), Ezop Ma­salları (Aisopos), Altın Kuş (Grimm Kardeşler)

Ödülleri; 1965 TDK Çeviri Ödülü, 1967 Yeditepe Şiir Armağanı / İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür ile, 1991 Yunus Nadi Öykü Armağanı/ Alleben Öyküleri, 2004 PEN Yazarlar Derneği Dünya Şiir Günü-Şiir Büyük Ödülü

Paylaşın