Serdar Koçak kimdir? Hayatı, Eserleri

15 Ağustos 1961 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Serdar Koçak, kalamış İlkokulu ve İstanbul Maarif Kolejinde okudu ve babasının yanında çalışmaya başladı. Bir süre rahatsızlığından ötürü zihinsel tedavi gördü. Zamanla sadece edebiyata vakit ayırmaya başladı ve 1999’da Erenköy’deki evine çekildi.

Haber Merkezi / Serdar Koçak’ın şiirlerinde askerlik, hastane dönemleri, underground edebiyat kültürünün etkileri görülür. Ege, Akdeniz ve İç Anadolu gezilerinden etkiler taşır. İlk şiiri 1986’da “Rick’in Yeni Yerinden” ismiyle Şiir Atı dergisinde yayınlanmıştır. Bundan sonra Şizofrengi, Sombahar, Gösteri, Varlık, Ludingirra, Göçebe, Şiir Oku gibi dergileri çeşitli şiirleri yer almıştır. Şiirlerinin yanında Radikal Kitap’ta kitap incelemeleri yazmıştır. Türkiye Yazarlar Sendikası üyesi olan Koçak’ın şiirleri Şeref Birsel’e göre gelenekten uzak, deneyselliğe açıktır.

Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Haşim, Âsaf Hâlet ve Turgut Uyar’a yakındır. Pervazda, Barışmalar, Avare Şiirler şiir kitaplarından bazılarıdır. Şiir dışında deneme ve anlatıları da bulunan Serdar Koçak’ın şiirleri 2018 yılında Kırmızı Yıllara ve Veda isimleriyle iki cilt olarak yayınlanmıştır. Ayrıca Son Yaz Sokaklarında ismi altında dokuz kitabı toplamıştır. Bunlar; Pervazda, Ben Napoli Radyosu, Barışmalar, Gemi Zamanları, Kırmızı Yıllar, Gezgin Aklın Günlüğü, Tika Lima Tu, Zem Şehri, Erenköyü’nde Bahar kitaplarıdır.

“Ben Manolya Olarak”

gömüldüm ben içime şaştım dünyaya
ağzımı kapadım parmaklarımla avcuma
zifir doldurdum doğmayacağım bir daha hiç
gezdim kötülüğü dilimi dişlerimle tıslattım
ten gezer şimdi kötülükte dirilikte bu berzâh
ta sen varsın tüylü çukur allı çukur sen var
Sın gül de erguvana gömÜlsÜn erguvan yaza bu-
ruşsun meraklarda tiril tiril talebeler ölmedi mi
yaslarda şimâl düşsün şarka şark bir geyiğe.

arsız ten deli durur ruh solar da ölür uyku
beniz dirsek güzel türkü düşsün ruhum dirilsin
bir daha gömülecektir oraya ruhun öldüğü yere
sararır tenim kat kat gül de vardı artik yoktur
kırk kere konak bulur kırk kere ayrılır yola
çıkar yol da yoktur yol gömülür içime orada
kırmızı ağaçlar çekip giden bir istasyon sarı
sapsan benizde gülünce uyku sıçrar taşlardan
yeni gülüm kertenkele bir yekinir kaybolur

orada Todori’nin maltızında ince kütük bir Manolya

“Koyu Sabah”

erkenden kalk, evin içinde ses olsun
musluğu aç, çay koy, tıkırda
gizlice bir sigara yakayım, içeyim
kağıdı önüme çekerken, kalem aranayım.
bir şarkı mırıldan, bölünmüş olsun.
Buzdolabını aç, ara, kapa buzdolabını.

Erkenden kalk, aynada yüzünün gürültüsü
saçlarını hoyratça topla iki kaşının arasında
komodinin üzerinde bir firkete bulayım
rüyamın arasında bir sahilde
başağrım benim olsun sakallarım benim
burnumda ellerimi arayayım burnum tıkansın
erkenden kalk benim hallerimi anla

“Söz ve Tesadüf”

Söz eksiltilmiş zamandır
onlarla aşk anlatılır
akasyalar yorulmuş deriz
bluza dönüşür kuşku
saçtan eksilen bir toka
ve tesadüfler annesiz kalır

göçmen sarışınlığı tülün
şeyleri değiştiririz söyleyerek
içimize tökezler eski sözler
güzeldir, kör kanadında pencerenin
yazarız yazılan aşkları
bizi hüzne tüller götürür

çünkü yüzlere gömülüyüz
gülümseyen kavsinde kaşların
bakışımlı zamanında ağzın
aynaya baktı bakarken biri
doğurur kar mevsiminde bizi
tülde ve tesadüfte aşk söyleriz

Paylaşın

Serdar Aydın kimdir? Hayatı, Eserleri

1970 yılında Ankara’da dünyaya gelen Serdar Aydın, İstanbul Teknik Üniversitesi mezunudur. Serdar Aydın, Ankara’daki bir kuruluşta harita mühendisliği yapmaktadır. İlk şiiri 1993 yılında yayımlandı. 1994 yılından itibaren son sayısına kadar İzlek dergisini çıkaran grubun içerisinde yer aldı.

Haber Merkez / Şiirleri İzlek dergisinin yanı sıra Pencere, Promete, Bir Yeni Biçem, Dize, Bir Bilet Gidiş Dönüş, Rüzgar, Mecaz, Şiir Odası, Ağırolbaydüzyazı, Edebiyat ve Eleştiri, Kül, Kül Öykü, Genç Sanat, Yom Sanat, Sanat Dünyamız gibi dergilerde yayımlandı.

İstanbul Fuarları Art – İst 2001/11. İstanbul Sanat Fuarı kapsamında düzenlenen Tüyap Sanat Eleştirmeni Yarışması seçici kurulu, “Gölgeler Kentinde Yitik Bir Ben İçin Adlandırma Denemesi: Şimdi Haberler” adlı yazısını Sanat Eleştirmeni Ödülü ile Sanat Galericileri Derneği Özel Başarı Ödülüne değer buldu. “Değişimin Gücü ya da Akış Sergilemesi” adlı yazısı sergi katalogunda yayımlandı, Yunanca ve İngilizce’ye çevrildi. Başta resim ve heykel olmak üzere plastik sanatlarla ve sinema ile ilgilenerek çeşitli sanatçılar üzerine incelemeler yaptı.

Eserleri; Nilgün Marmara Metinleri ve Fragmanlar, Ay Düşüyor Üstüme

“Unutulanlara Uzanış”

Kimsesiz serinlik hapsindeyim,
Ay çiçeklerine uzanan ellerim
Islak çimen topluyor bugün.
Renksiz bakışlara küskün tebessümler ikram ediyorum
Üzerimde kırık özlemler kuşanmış bezgin bir gezginin umursamazlığı…
Nilüferler giyinmiş yosunlu bir suyun davetkarlığı gibi suskunluğum,
Düşünceme yerleşen çekingen bir sancının sabırsızlığı
Coskusunu yutan ırmağın yatağına kurak çatlaklar çiziyorum.
Şehrin her köşesine düşen kimsesiz yalnızlığım
Beton kokan sokaklardan ürküyorum.
İçimde beslediğim mavi özlemleri alıp
Kaçmak istiyorum gri işgalci renklerden…

Bütün bu arayışların sığınağında,
Kaçışlarımı bir kenara bırakıp susmak geliyor içimden.
Kayıplarımı anımsıyorum
Sonra durup avuçlarımda unutulanları okuyorum:
Kardelen rengi munzur yamaçlarında gezinmeyi,
Taze toprak kokusuna uzanmayı,
Şafağa yazılan ezgiler dinlemeyi
Beyaz dağda Kenger yemeyi,
Yaşlı bir annenin tarih yüzlü duruşunda ağıtlar okumayı…

“Yalnızlık”

April’ in Paris, sonrasında

tersinen anılar öncesi
bir damla gözyaşıydın sen
ürkek kara kırçıl
gidişinle
akrebinden sızan elveda
anlamanı ararken
boktan bir hayat eskizi gibi
kıvranırdım…

çırpınan acının içinde
bir damla gözyaşıydın sen
kirli kara kırçıl
yokluğun irincesi gibi
sevişebilir miydik
tarihin izdüşümüyle lal
aşkların apış arasında kısa
hoşçakalıyla…baharın

öpüşürken kendine soytarı
bilmeliydin
pörsümüş sözlerinden arta kalandı
aşk
yalnızlıktan kudurmuş
bedeninde leşini arayan aşk
hazzın köpeği aşk
utanç senindi
sevgilim
teninin soytarısı kadın…

“Seyrin Ardından”

Gidişine masum yalnızlıklar yerleşecek sevgili
sancılı değişimler doğuracaksın.
Duman rengi kederler giyinecek gözlerin,
sevimsiz aynalar tutan ellerinle vebalı ormanlara koşacaksın.
Yaşlı bir ağaç gövdesine benzeyecek yüzün,
yapraksız duruşunda lanetli acılar besleyeceksin.
Toprağa öfkeyle kök saldığın için
yeşil mutluluklar giyinemeyeceksin,
sussuzluktan kolun kanadın kırılacak,
kuruyan mevsimlere iltica edeceksin.
Sancılı olacak maviye uzanışın, ağlayacaksın…
Ağlayacaksın ama,
yaş düşmeyecek kuru gözlerine
günahkar bakışlarla anılacaksın.
Kabukların bile tutunamayacak gövdende
saramayacak yaranı, kemikleşeceksin.
Günışığı hep üzerinde olacak belki ama gölgesiz yaşayacaksın,
meltem esintisi düşmeyecek tenine
serin sığınaklar arayan yorgun yolcuları ürküteceksin.
Dönüşün olmayacak sevgili
Sadece unutulan gidişinle anılacaksın….

Paylaşın

Serap Erdoğan kimdir? Hayatı, Eserleri

3 Ağustos 1973 yılında Ankara’da dünyaya gelen Serap Erdoğan, ilköğrenimini Yozgat ve İzmir’de, orta öğrenimini 1993 yılında İzmir Namık Kemal Lisesinde tamamladıktan sonra, 1998 yılında Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümünden mezun oldu. 1998 yılından itibaren Ankara’da öğretmenlik, seslendirme ve metin yazarlığı yaptı.

Haber Merkezi / Çeşitli radyolarda şiir başta olmak üzere sanat içerikli birçok radyo programını hazırladı ve sundu. Şimdilerde Ankara’da öğretmenlik yapıyor ve şiir çalışmalarını burada sürdürüyor. Serap Erdoğan, Edebiyatçılar Derneği üyesidir, evlidir.

Serap Erdoğan, 1998 yılında Arkadaş Z. Özger Şiir Yarışmasında ve Anıtanrıça kitabı ile Sağlık Emekçileri Sendikası Şiir Ödül’nde birincilik ödüller aldı. Şiirleri, hikâyeleri, söyleşileri ve yazıları Dize, Varlık, Yasakmeyve, E, Kül Öykü, Düşlem, Öküz, Deliler Teknesi, Mozaik, Mühür, Sincan İstasyonu, Uç, Edebiyat Ve Eleştiri, Sonra Edebiyat, Kavram Karmaşa, Poetik’us, İnsan, Bahçe, Şiir Odası, Düşeyaza Edebiyat, Wesvese, Ünlem, şiir Odası, Hayvan, Taflan dergilerinde yayınlandı. Serap Erdoğan’ın şiirlerinide; aşk, derin bir endişe ve suskunlukları ana konuyu oluşturur. Şiirini, önce aşk ve tutku hamurunda yoğurarak inşa eden bir şairdir.

Erdoğan’ın Coğrafya Derslerinde Eğitim Yardımcı Malzemelerinin Ve Coğrafya Laboratuvarı Kullanımının Önemi (2006) kitabının dışında, Fanustaki İnsanlar / Vamik D. Volkan (2009), Divandaki Düşmanlar: Bir Türk Psikanalistin Siyaset Psikolojisi Serüveni / Vamik D. Volkan (2013) ,Erken Çocuklukta Matematik (Early Childhood Mathematics) / Susan Sperry Smith (2010,Hande Arslan Çiftçi ile birlikte) adlı çevirileri de bulunmaktadır. Erken Çocuklukta Matematik (2010) çeviri kitabında; özellikle erken çocukluk eğitimde matematik alanına önemli bir katkı sağlayacağından söz edilir. Drama İle Matematik Etkinlikleri (2008) kitabında ise çocuklara oyun içinde matematiği sevdirerek öğretmek konusu ele alınmaktadır.

Paylaşın

Serap Aslı Araklı kimdir? Hayatı, Eserleri

26 Temmuz 1987 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Serap Aslı Araklı’nın asıl adı Serap Alemdar Aydın’dır. Güllü Hanım ile şair Hüseyin Alemdar’ın kızı olan Serap Aslı Araklı, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü’nden 2009 yılında bölüm birincisi olarak mezun oldu.

Haber Merkezi / Öğretmenlik yapan Serap Aslı Araklı, İstanbul’da yaşıyor; evli, bir çocuk annesi. İlk şiiri “Çocuk ve Allah” 2009 yılında Akatalpa (Temmuz 2009) dergisinde yayımlandı. Şiirleri ve söyleşileri Akatalpa, Bahçivan, Edebiyat Ortamı, Eliz Edebiyat, Fora, Kıyı, Mor Taka, Mühür, Şiiri Özlüyorum, Varlık, Yedi İklim, Zalifre Yazıları vb. gibi dergi ve fanzinlerde yayımlandı.

Ödülleri; Arkadaş Z. Özger, Cemal Süreya ve 2010 yılı Memet Fuat Şiir Ödülleri’nde seçici kurul tarafından dosyası Yasemin Orhun, Ramazan Aydın, A. Orçun Can, Özgür Asan, Atacan Öztekin, Nüket Cansın Ünver’in dosyaları ile birlikte “övgüye değer” bulundu, “Aynalar” adlı dosyasıyla Server Vakfı 2011 Edebiyat Ortamı Şiir Ödülü Jüri Özel Ödülü’nü kazandı. “Hürmeten” adlı dosyasıyla 2013 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Şiir Ödülü’ne değer görüldü. Karşıyaka Belediyesi tarafından düzenlenen 2015 Attila İlhan Şiir Ödülü’nü (Ödülü Hıdır Işık’la paylaştı) aldı.

Eserleri; Hürmeten

“Aşkın Karşılığı Yollar”

T. A.’ya

dökülen her mısra en beyaz sayfa yaşamında
aralık sabahı ardına bakmadan yürüdüğün yollar
ipe assan kuruyacak ümitlerin ortasında
içinden doğru bana uzanan faili meçhul yangınlar

bir el daha oynayalım kazanacak gibiyim
sarı kapaklı kitap mor terlik bu tekdüze yaşam
gitmekle bitiremediğimiz yalan konuşmalar
ellerin bilinmez bir gezegenin dağ kıvrımları

sen şimdi git ben yalnızlık okurum sensiz
bir kalk düdüğü iki postal bu yeşil cennet üstündeki
bakma bana hayatını anlamlı kılan her şey gibi
gözlerin bir ayrılığın en kesici nedeni

içimde uğuldayan yengeç yüzgeci
bilmezsin bir garip olurum şiirden
yüzyılın aşkı mı hani
çok şükür hâlâ sağlamım

“Barış Balkonu”

I

Hiç dinlemiyor beni annem
evimizin terası gündüzlü hangar
balkona asıyor çamaşırları bana inat
ipe her mandal takışında
ayaklarını incitiyor her birinin
adını barış ve özgürlük koyduğum
güvercinlerimin

II

Bin basamak merdivenmiş gökyüzü
trapez vahiy kuşlar her yere konarmış
bir güzel suç anneme sorsan
bir zarf iki bohça üç hayal
peltek vahiy babama kanmış
o gün bugündür kaderi kalbine dayak
hâlâ bilmiyor ki her tanrı bir tuzak

III

Böyle bir inat şiir benimki de
yan duvarını kırıp odamın
içimi tümden kuşlara açacağım
varsın çeyiz sandığımı kitaplarımı
sokağa döksün annem
barış balkonu koyacağım
balkonumun adını

IV

Ah, annem benim
hüzünkâr ilk şiirim!

Paylaşın

Sennur Sezer kimdir? Hayatı, Eserleri

12 Haziran 1943 yılında Eskişehir’de dünyaya gelen Sennur Sezer, 7 Ekim 2015 yılında hayatını kaybetti. Asıl adı Şennur Fatma Çelik. Şennur Çelik, Fatma Çelik, Fatma Abla imzalarıyla da yazdı. Öykücü Adnan Özyalçıner’le evli. İlkokula Eskişehir’de ikinci sınıftan başladı, Kasımpaşa Karma Ortaokulu’nda tamamladı.

Haber Merkezi / İstanbul Kız Lisesi’nde öğrenimini yarıda bırakıp (1959), Taşkızak Tersanesi’nde ikmal ve muhasebe memuru oldu (1959-1964). Daha sonra 1965-1958’de Varlık Yayınevi’nde düzeltmen olarak çalıştı. 1969-1975 yılları arasında Cumhuriyet ve Vatan gazetelerinde resim sergileri, ressamlar ve yazarlarla ilgili yazılar, TRT’ye radyo oyunları yazdı. 1975’te Arkın Yayınevi’nin ansiklopedilerinde redaktör ve metin yazarı olarak görev aldı.

Yapı Kredi Bankası Sanat Dünyası dergisi, Asa Ajansı, Gelişim Ansiklopedisi ve Görsel Yayınlar, emekli olana kadar (1983) çalıştığı kuruluşlar arasında. 1999 yılında kısa süre TYS genel sekreterliği yaptı. 1983’ten sonra serbest yazarlık yapan Sezer’in yazdığı yayınlar arasında, Varlık, Yeditepe, Hürriyet Gösteri, Yazko Edebiyat, Hürriyet gazetesi Avrupa baskısı, Cumhuriyet Kitap Eki, Elele, Beaute dergi ve gazeteleri bulunuyor. Çalışmaları Evrensel ve Cumhuriyet gazetesi ile Radikal Kitap, Varlık, Evrensel Kültür dergilerinde yer aldı. İlk şiiri Sanat Dünyası dergisinde 1958’de, ilk şiir kitabı Gecekondu, 1964’te yayımlandı.

Eserleri;

Şiir; Gecekondu, Yasak, Direnç, Sesimi Arıyorum, Kimlik Kartı (ilk üç kitaptan seçmeler), Bu Resimde Kimler Var,
Afiş, Direnç Şiirleri (Toplu Şiirler), Kirlenmiş Kâğıtlar, Dilsiz Dengbej, Bir Annenin Notları (Seçme Şiirler), Akşam Haberleri, İzi Kalsın

Deneme; Şiir Gündemi

İnceleme-Araştırma; İstanbul’un Taşı Toprağı Altın (eski İstanbul yaşayışı ve folkloru, Adnan Özyalçıner’le), Osmanlı’da Fal ve Falnameler, Nâzım, Dünya ve Biz (Şükran Kurdakul’la), Üç Dinin Buluştuğu Kent istanbul (Adnan Özyalçıner’le), Az Masraflı ve Kolay Yemekler

Çocuk kitapları; Gerçeğin Masalı, Sümüklü Böceğin Masalı, Keloğlan ile Köse (Adnan Özyalçıner’le), Hasır Ören Padişah, Robin Hood, Pencereden Bakan Çocuk, Anadolu’dan Öyküler (Adnan Özyalçıner’le), Masal Evi (masallar, Adnan Özyalçıner’le), İğne Mızrak Mercimek Kalkan

Anlatı; Türk Safo’su Mihri Hatun, Kerem ile Aslı, Binbir Gece Masalları, Şahmaran, Öyküleriyle İstanbul Anıtları, Antoloji, Uçuk Seçik Şiirler, Emek Öyküleri I, II, III, IV (Ekmek Kavgası, Grev Bildirisi, Motorize Köleler, Dokumacının Ölümü, öykü seçkisi, Adnan Özyalçıner’le), ’68’in Edebiyatı, Edebiyatın 68’i

Ödülleri; 1980 yılında kadınlara yönelik yazıları ve şiirleri için Kadınların Sesi Dergisinin 8 Mart Ödülü, 1987’de Bu Resimde Kimler Var adlı kitabıyla Halil Kocagöz Şiir Ödülü, 1990’da Adnan Özyalçıner’le birlikte yazdığı Keloğlan ile Köse adlı öykü kitabı için Sıtkı Dost Çocuk Edebiyatı Ödülü, 1998’de “şiiri alanlara taşıdığı için” Pir Sultan Abdal Dernekleri Edebiyat Ödülü, 2000 yılında Oğuzkaan Koleji’nin “2000 yılı şiir ustaları” sanını Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Sunay Akın’la birlikte, Kirlenmiş Kâğıtlar adlı kitabıyla 2000 Yılı Yunus Nadi Şiir Ödülü, Ş.Avni Ölez Şiir Emeği Ödülü, PEN Şiir Ödülü

Paylaşın

Selma Ağabeyoğlu kimdir? Hayatı, Eserleri

1952 yılında Ankara’da dünyaya gelen Selma Ağabeyoğlu, , 18 Aralık 2009’da beyin kanaması sonucu Ankara’da hayatını kaybetmiştir. İlköğretim yıllarını Ankara’da Tamamladı ve 1977 yılında Yıldırım Beyazıt Lisesi’nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni bitirdi.. Çeşitli kamu kuruluşunda memur ve yönetici olarak görev yapmıştır.

Haber Merkezi / Bir dönem Türkiye Yazarlar Sendikası’nın Ankara Temsilciliği’ni de yürüten sanatçı, üç dönem Edebiyatçılar Derneği Yönetim ve Yürütme Kurullarında görev aldı. Ankaralı Aydın ve Sanatçılar Girişimi ile Emek Partisi üyesiydi. Emekliye ayrıldıktan sonra kendini tamamen edebiyat ve sanata adayan Ağabeyoğlu’nun başta Damar, Dize, Evrensel Kültür, Kum, Deliler Teknesi, Yaklaşım, Esmer gibi dergilerde yazılarını ve şiirlerini yayımladı. Evrensel Gazetesi’nde de köşe yazarlığı yaptı.

Şiir alanında pek çok ödüle layık görülen Selma Ağabeyoğlu, 1994 Salih Bilgin Şiir Ödülü birinciliğine; 1998 Yeni Gün Gazetesi Şiir Ödülü İkinciliğine; 2002 Homeros Şiir yarışmasında jüri özel ödülüne ve TTB 2000 Behçet Aysan Şiir Ödülü’nde övgüye layık bulunmuştur. Şiir dışında fotoğrafçılık sanatıyla da uğraşan sanatçı, çeşirli fotoğraf sergileri de açmıştır.

Şiir kitaplarının yanında Hep Aklımda Kaldı adlı, köşe yazılarından oluşan bir deneme kitabı da vardır. Şiirlerinde kadın ve anne duyarlılığı, yaşama sevinci, emek, kardeşlik vb. temaları hümanist bir bakış açısıyla ele almıştır. Eserlerinde sade, yalın bir dili tercih eden sanatçı, duru bir türkçe ile eserlerini kaleme almıştır. Türk edebiyatında toplumcu şiirin temsilcilerinden biri olarak sayılabilecek Ağabeyoğlu, şiirini ve şairliğini politikadan ayrı tutmamıştır.

Bu konuda Ağabeyoğlu; “Öncelikle şunun altını çizmemde yarar var. Şairin partisi şiiridir söylemi bana çok yanlış geliyor. Gündelik hayattan beslenmeyen bir şiiri nereye koyacaksınız. Gündelik hayatsa tam da politikanın merkezinden kaynağını alırken. Gerçeğe sırt dönmüş bir anlam taşıyor bu cümle. O zaman Nâzım’ı nereye koyacaksınız. Aragon’u Brecht’i, Ritsos’u… Kaba bir gerçeklikten bahsetmediğimiz doğru. Şiirimi inceliklerle, imgelerle kurarken estetik kaygılarımdan ödünsüz yazmaya çalışırken, onu besleyen kaynaklara gözlerimi kapatıp, kulaklarımı tıkarsam namuslu ve onurlu bir yazar olmanın vicdani hesaplaşmasında başımı yere eğmek istemiyorum gibi ahlak penceresinden de bakmam çok doğaldır…” sözleriyle şiiri ve politik kimliği arasındaki ilişkiyi açıklar. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Selim Temo kimdir? Hayatı, Eserleri

27 Nisan 1972 yılında Batman’ın Merina köyünde dünyaya gelen Selim Temo, ilkokulu doğduğu köyde, ortaöğrenimini Batman’da tamamladı; Batman 60. Yıl Cumhuriyet Ortaokulu (1986), Batman Lisesi (1991). 2000 yılında Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Etnoloji Bölümü’nden mezun oldu.

Haber Merkezi / Yüksel Lisansını “Cemal Süreya Şiirinde Bedenin Yazınsallaşması” başlığıyla, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı (2003). Aynı bölümde doktora yaptı.

Türkçe yazan Kürt kökenli şairlerimizdendir. Ah Tamara adlı ilk şiir yapıtı 1995’te yayımlandı ve kısa sürede üç baskı yaptı. Esmer dergisinde yazıları yayımlanan Temo, son dönemde Multi-Kulti dergisinde yazmakta ve söz konusu derginin Kürtçe eki olan Çavreş’in yayın kurulunda yer aldı. Şiirlerinin yanı sıra Kürtçe’den Türkçe’ye yaptığı şiir çevirileri ve 2 çiltlik ‘Kürt Şiiri Antolojisi’ile edebiyat dünyasında yerini sağlamlaştırdı.

Eserleri; O, Deniz ve İntihar, Ah! Tamara, Kırgın Nehirler Meseli, Çiftlere Cinayet Dersleri, Uğultular, Kürt Şiiri Antolojisi

Çevirileri; Amidabad; Göç, Çocuk ve Irmak (Fawaz Husên – Amîdabada), Solgun Romans (Firat Cewerî), Abdalın Bir Günü (Mehmed Uzun – Rojek ji Rojên Evdalê Zeynikê), Sen (Mehmed Uzun –  Tu), Yaşlı Rindin Ölümü (Mehmed Uzun – Mirina Kalekî Rind), Yitik Bir Aşkın Gölgesinde (Mehmed Uzun – Siya Evînê), Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık (Mehmed Uzun – Ronî Mîna Evînê, Tarî Mîna Mirinê ), Serê Şevê Çîrokek (Her Geceye Bir Masal)

Ödülleri; Halkevleri Ödülü (roman) (1998), Yaşar Nabi Nayır Ödülü (şiir) (1997)

Paylaşın

Selçuk Yamen kimdir? Hayatı, Eserleri

1966 yılında Kars’ın Susuz İlçesi’nde dünyaya gelen Selçuk Yamen, ilk ve orta öğretimini değişik yer ve okullarda tamamladı. Susuz Öğretmen Lisesi’nin ardından 1988 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.

Haber Merkezi / Ömer Şişman, Hasan Basri Ünlü ve Sevgi Köse’yle mevsimlik şiir dergisi Ağır Ol Bay Düzyazı’nın son üç sayısını (2003) yayına hazırladı. Avukatlık yapıyor. Gebze, Kocaeli’de yaşıyor.

1998 yılından bu yana, şiirleri, öyküleri ve yazıları bachibouzouck, Güney, İmece, Kuzey Yıldızı, Pencere vb. gibi dergilerde yayımlandı.

“Kırık Bir Gitar”

Ya da Yusuf Eroğlu’nun Yağmurları

1-
Bir el tutar yanaklarını
yağmurlar havalanır
denizle dolar bahçe
ıssız adalara yelken açar sandal
sen geçerken çoğalır taşlar
güneş
gece ardından
ne varsa bulur çiftini
sen bulamazsın.
Çin saraylarında bülbüldün eskiden
hüzünlerinle neşe kaynağı kalabalığın
gülmek yasaklanmıştır bir kez
ayrılığın yasada yeri var
uzak sevmeler kolaçan eder tüylerini
nehirler küser sesine
akşamsefaları kıskanır hüznünü
her iniltinde bir yıldız kayar
ben duyarım
bir şiir bulaşır üstüme
gitmek bilmez,
düştüğün yerler mimlenir
bir şarkı dökülür dudaklarından
bestesi istanbul
güftesi anadolu

2-
Şairim bekçisiyim hüzünlerin
bir ayrılık yaşanır taş devrinde
bütün şaraplarım devrilir
kırık bir gitar inler peşimde
acının elçisi diz çökmez
ben çökerim,
padişahlar bozar oyunu.

“Son Martı”

Gül’e

Bir öğle sonrası, güneşli
vitrin…ardında resim sergisi
içeri girsem benim baldırı çıplaklığım
içeride lordlar kamarası, kalırım dışarıda…
her gün bir üniversite kurulur beynimde,
her gün yerle bir olur kitaplar.
bir resme diksem gözlerimi
bunu anlatırım kendime, camekan dağılır.
yayılan içki kokusudur şimdi
sergiden kalsa kalsa bu kalır geriye
diye düşünürken
günlerden cumartesi hızla çıkar karşıma
dövülen kadınlar…eksilen güvercinler…

işe gitmediğim bir cumartesi tuhaf duruyor.
böyledir yaşamak, soluklanıp üç şiir okumanın
altı gün çalıştırılmaktır cezası.
saf şey kalmış mıdır dünyada,
pazarlanırken ay ışığı, gece ve yıldızlar…
gökyüzünün altında demire keser insan sevgisi.
Taşı fırlatan çocuğun düşlerindeki
martılarla dans eden kızdan kalan
kum taneleri dağılır.
Yitmez bu fırtınada o ağıt yeniden yakılır.
Denizinden en son martılar kovulur.

“Yüzünün Yanlışlığında”

başkası yok
Sokaklar nehirlere açılıyor bu gün
kırmızının maviye dökülüşü geçiyor önümden
bir renk kirlenmesidir diyorum yeni renk
kırmızının acısı mavinin dinginliğine
melez duygular ekliyor bir kez daha

bütün sabahları gece okuluna göndermişler
hava aydınlanmıyor öğleden önce
bozuk türkçesiyle korkuyor cengaver
-çıkmışta gelmiş ulaşılmaz zamanlardan-
suyun aydınlığında bir kurbağa
yüzünün yanlışlığını anlıyor
yüzünün öpücüklerle doğrulanmasını diliyor içinden.
“ne yaptım peygamberlere
bütün kitaplar
çirkin imgelerimle donatılmış,
bana bir peygamber yarat
benden bir peygamber donat tanrım”
yakarırken tanrıya-o yalancı tanrıya-
ağlıyor sahip olamadığı şeylere
ağlıyor sahip olamadıklarının ne olduğunu bilmeden
içinden geçiyor zaman,
üstünden zemin kaygan
her suya düşüşünde biraz daha ihtiyarlıyor
“yaptığım şeylerden aldığım sevinç ne saçma
ölüm yaklaşıyor
bana bir peygamber gerek” diyor doğrulduğunda
suya düştükçe unutuyor
bir ayak sesi yaklaşıyor kulaklarında
“unutma” diyor cengaver
“unutmak hatırlayamamaktır
unutmak kurbağa kalmaktır”
susuyor kurbağa
susuyor ve düşüyor suyun dayanılmaz maviliğine
unutuyor
susuyor ve ağlıyor çıktığında
“bütün kurbağalar sağırdır
bütün kelebekler…”
ses kesiliyor, rüzgarda susuyor
yağmurun da sesi diniyor
başkası yok
oluyor suya düşerken.

Paylaşın

Selami Karabulut kimdir? Hayatı, Eserleri

15 Şubat 1970 yılında Tokat’ın Artova İlçesi Aktaş Köyü’nde dünyaya gelen Selami Karabulut, İlkokulu, Aktaş Ortaokulu, Gölcük (Kocaeli) Endüstri Meslek Lisesi, Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunudur.

Haber Merkezi / 1993’ten itibaren Adalet Bakanlığında, Ankara Adliyesinde ve Adli Sicil Genel Müdürlüğünde memur olarak çalıştı.

İlk şiiri Yaba Edebiyat dergisinde yayımlandı. Daha sonra şiirlerini Hürriyet Gösteri, Damar, Dize, Akatalpa, Kül, E, Kum, Çıkın, Kavram Karmaşa, Akköy, Yaratım, Değirmen, Turnalar, Sonsuzluk ve Bir Gün ve Varlık dergilerinde yayımladı. Deneme ve günceler yazdı. Bazı edebiyatçılarla yaptığı söyleşiler Cumhuriyet Kitap, Hürriyet Gösteri, ve Damar dergilerinde yayımlandı.

Eserleri; İz ve Kaçak, Kendine Kırgın, Yarım Kalan

Ödülleri; 2000 yılında Muzaffer Tayyip Uslu Şiir Ödülü, 2001 yılında Hatay ( Cemal Süreya anısına ) Şiir Ödülü, 2002 yılında Hasan Bayri Şiir Ödülü, 2002 yılında SES 5.Kültür Sanat Şiir Ödülü, 2006 yılında Uluslar arası Altınsafran Şiir Ödülü, 2009 Behçet Aysan Şiir Ödülü “Yarım Kalan” ile

“Endişe”

geç mi oldu bu saçaklardan sarkan gölgeler de ne?
anımsadığını kendi sanan, geçmişini unutan bellek
kalkıp gitsem diyorum… ansızın omzumda bir el
gençliğim, eskimiş yanım! hissedebiliyorum endişeni
orada, heceleyerek adımı boşluğa seslenen de kim?

ömrün upuzun bir karanlığından süzüyor anılar
şaşıyorum kendime, o günlerden daha daönce
bir rastlantı mıydı gökyüzüne bakıp hayıflanmam?
benden sırrını esirgeyen zaman: dünden ne kaldı
hiç kimseydim belki de uyumsuz taşralı sesimle

unutmak nedir ki acımasız bir hevesten başka?
kalbim savunmasız kalem… kim bilmek ister sonunu
bakıp da alnındaki hatların elevereceği esrara
bilmeden yaşamak; tutunup geçmişin yalancı ipine
git gidebilirsen, kayıpların da yaşadıkların değil mi?

“Gölge”

şaşkınlığımı saymazsam benim geçmişim olmadı.
tuhaf… ilandaki kayıba ne çok da benziyor yüzüm.
görmesem çıldırırdım, sildim izlerini; kırgınlığa yenik
düşlerimin. günün telaşıyla geçiştirdiğim zaman, nasıl
anlatsam ki; akrebin ufku kuyruğundaki zehirmiş.

bakıp da düne bir tutarı yokmuş diyorum ömrümün.
yalan hepsi… küçücük bir sır belki de bu cehenneme
katlanmama sebep. delili yok biliyorum, kimseler
inanmayacak sayıklamalarıma. biraz da umarsızım
yine de; yalnızlığın kıskacında kıvranırken tenim.

gövdeme zehirli bir korkuyla kazıdım öfkemi.
vebalı bir gölgeyim, geçidim yok kendimden öte.
neye dokundumsa ince bir hastalıktı ellerime
bulaşan. suç ve itiraf: ansızın tetiğe uzanan
parmak; başka bir kıyı yok diyorlar bana.

ah! ömrüm, ölüm kadar hükmün geçmiyor zamana.
giderayak çözdüm yokmuş kılavuzumun sırrı.
buradayım işte; durmadan yırtılan göğün altında
daha ne olsun ki bu dehşete düşmernek için.
yaşadıklarımın diyeti bile olmayacaksa intiharım.

pes doğrusu… ne çabuk da alışmıştım arsızlığa.
bir tebessüm bile yetermiş demek, kalbimi talana
açmaya. ayıplıyım, üsteli bir o kadar da hırçın.
vay ki tanrım! kırılsın belleğimin sahte fanusu.
bildim özrümü de geçemedim acısından aşkın.

Paylaşın

Selahattin Yolgiden kimdir? Hayatı, Eserleri

7 Mart 1977 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Selahattin Yolgiden, mütevazı bir ailede büyüdü. Liseyi İstanbul’da bitiren Selahattin Yolgiden, üniversite eğitimini tamamlamadı. Bir zincir kitabevinin müzik direktörlüğünü yapan Yolgiden, hiç evlenmedi.

Haber Merkezi / İstanbul’da yaşayan Selahattin Yolgiden’in ilk şiiri “Gölge” 2000 yılında E dergisinde yayımladı. Daha sonra şiirlerini Öteki-siz, Uç, Üç Nokta, Eski, Kitap-lık, Sözcükler, Özgür Edebiyat gibi dergilerde ve internette yayımladı. Bir süre Adam Sanat dergisinde yazdı.

Adam yayınlarından çıkardığı Su Kıyısında Kimse Yoktu adlı kitabı edebiyat dünyasında ilgi gördü. Bu eserle 2004’te Cemal Süreyya Şiir Ödülünü kazandı. 2007’de Gün Geceye Küstüğünde adlı ikinci kitabı ile de KEGEV’in organize ettiği M. Sunullah Arısoy Şiir Ödülüne layık görüldü.

“Annem İncecikti”

annem incecikti, ne zaman bana seslense
kaybolur giderdi rüzgarda sesi.
akşamüstleri, tatilcilerin terk ettiği sayfiyelerde
elimdeki el işi kağıdından yıldızların
göğün neresine yakışacağını düşünürdüm.

denizden esen rüzgara aldırmadan çıplak ayak…
akşamları ağır bir yorgan altında öksürürdüm
annemin elleri gelip bulduğunda saçlarımı
durmadan düşünürdüm: bu denizden başka deniz
var mı, bu denizin ötesinde farklı ülkelerde aynı anneler
böyle üşüten oğullarının saçlarını sıvazlar mı?

ilkbahar kucağında çiçeklerle geldiğinde saygı
duruşuna geçilirdi evlerimizde
her hıdrellez bir dal erik çiçeği takardı annem kapıya
baharın geldiğini bilsinler diye.
akşamları ateşten yanmış ayaklarımıza sürülen
merhemlerin serinliğine sığınırdık odalarımızda.

saatler işliyor durmadan, bırakıyor yerini anılara.

annem incecikti, bir şey söylemeye çalışsa
sesinden önce kendi giderdi uzaklara

“Doğu”

dilimin altında kasnı ve kenevir…
hep aynı lezzet: zorun ülfeti!
bildiği yoldan şaşmayan topal,
her geçene yarasını gösteren mesih
ve golgotha ve ikon: eziyet, eziyet…
” kirie eleison! ”
şimdi ıssız yollarda eğri kasnağın ardından uçan çocukluğum,
ipek yolunda kendini kalender sanan gölge;
” ah sustuğum, sustuğum… ”
kıldan çadırlarda göçebe düşler,
harabe temellere yeni kaprisler gömen umut
ve filistin
ve ibrahim
ve ince bir saç teli sıcak kumlarda bulduğum.
” ah sustuğum, sustuğum… ”
ey gamlı derviş,
gözyaşlarını her zaman kumla paylaşma,
kendi ipimle asmışlardı beni eşiğime,
unutma, unutma…
ah düşümün yarısını paylaşmak için yalvaran doğu;
her sabah güneşi ilk kucaklayan toprak;
nasıldı aşkların senin bir masal gibi yaşanan
ve hafız
ve sadi
ve hayyam…
kemiğin kuma olan aşkının abideleri şimdi!
çalışmayan saat,gülistan, süryani
ve güvercin
ve mardin
ve ince bir saç teli
sıcak kumlarda bulduğum.
” ah sustuğum, sustuğum… ”

“Yaz Sonu”

balıkçılar yengeç sunuyorlar giden yaza
başlarında,
hanımların ördüğü takke, işte yaz da el sallıyor
bak, kumulların ardından… konuşmaktan usanmış
hatipler birer birer eğiyorlar başlarını, her zamanki
yılgınlıkları gözlerinde. yıkıntıların önünde
kediler

üzgün, süzgün şekiller dolanıyor ardı sıra
sokaklarda,

gölgelerin saltanatı bitti önümüzdeki yıla kadar.
senin evlerinin önünde ey necatigil, başlarını
örgüden kaldırıp kafa sallıyor çok bilmiş yaşlı
kadınlar: yaz gidiyor! yaz gitsin şair, bir sensin
gelecek hazanı hevesle bekleyen. ellerinden ilk
dizeleri çıkmışken buruk bir şiirin hazan seni
selamlıyor şimdi bir gün önceden

Paylaşın