Ekonomi Kötüye Giderken Lüks Tüketim Neden Artıyor?

Son derece belirsiz ekonomik koşullara rağmen lüks ürün pazarı 2022 yılında, geçen yıla oranla yüzde 21 büyüdü. Peki, bütün dünya enflasyonun yıkıcı etkilerine karşı mücadele etmeye çalışırken lüks ürünlerin tüketimi neden artıyor?

Dünyanın önde gelen danışmanlık firmalarından Bain & Co ve İtalyan lüks markalar temsilcisi Altagamma ortaklığında yapılan bir çalışma, lüks ürün pazarının 2022 sonunda 1,4 trilyon euroya ulaşmasına ve 2030 yılına kadar büyümesini öngörüyor.

Öte yandan yükselen enflasyon ve hayat pahalılığı birçok ülkede insanları etkilemeye devam ediyor, uzmanlar ekonomik eşitsizliğin giderek arttığını söylüyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF), Ekim ayında yayımladığı Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda küresel ekonomideki zorluklarda “henüz en kötünün yaşanmadığını” ve birçok kişi için “2023 yılının durgunluk gibi hissedileceğini” kaydetmişti.

Ekonomi kötüye giderken lüks ürünlerin tüketiminin neden arttığını uzmanlara sorduk.

‘Lüks ürünler pazarı çok daha dirençli’

Kasım 2022’de yayımlanan Bain & Co ve Altagamma raporuna göre lüks ürün pazarındaki büyüme eğilimi 2030 yılına kadar devam edecek.

Analistler, ABD lüks ürünler pazarının güçlü olmaya devam ettiğini, Avrupa pazarının ise son dönemde yaşanan ekonomik sarsıntılardan geri sıçrayarak yeniden canlandığını söylüyor.

Çin’de lüks ürün tüketiminde son yıllarda ciddi bir artış kaydeden analistler, 2021’de yüzde 21 olan pazardaki payının Covid-19 kısıtlamalarının kaldırılmasından sonra yeniden yükselişe geçeceğini tahmin ediyor.

Lüks ürün pazarının olası bir ekonomik durgunluk karşısında 2008 ekonomik krizine kıyasla “çok daha dirençli” olduğuna özellikle dikkat çeken bu çalışma, tüketici tabanının artık daha geniş ve yoğun olmasını buna gerekçe gösteriyor.

Raporda kayda değer bir diğer tespit ise Z ve Alfa kuşaklarının lüks ürün tüketimine yapacağı katkıya yönelik…

Buna göre bu kuşakların 2030 yılına kadar önceki nesillere kıyasla üç kat fazla lüks tüketime kayacağı ve pazarın üçte birini oluşturacağı öngörülüyor.

Analistler, bu kuşaktakilerin bir önceki Y kuşağına kıyasla lüks ürün tüketimine ortalama 3-5 yıl erken başladığını aktararak bu eğilimin devam edeceğini tahmin ediyor.

Sektördeki bu direncin kaynağına ve gençlerin lüks ürünlere nasıl eriştiğine gelmeden önce lüks ürünün ne olduğunu inceleyelim.

‘Kendimizi tatmin etmek için aldığımız ürünler’

BBC Türkçe’den Asya Robins’e konuşan Fransa’nın İktisadi ve Ticari İlimler Enstitüsü (ESSEC) İşletme Fakültesi’nde küresel strateji profesörü olan Ashok Som’a göre arzu yaratan, statü kazandıran ve bu statü sayesinde belli bir toplulukla özdeşleşme isteği uyandıran ürünler “lüks ürün” olarak nitelendiriliyor.

“Lükse Giden Yol: Lüks Marka Yönetiminin Evrimi, Pazarlar ve Stratejiler” (The Road to Luxury: The Evolution, Markets, and Strategies of Luxury Brand Management) adlı kitabın yazarı olan Som’a göre Fransa ve İtalya’da ortaya çıkan lüks tüketim akımındaki ürünlerin “kaliteli, yenilikçi, yaratıcı ve dayanıklı, yani nesilden nesile aktarılabilir” olması ayırt edici özellikler.

“Lüks” deyince akla saat, mücevher, parfüm ve kozmetik ve tekne gibi ürünlerin geldiğini söyleyen Som, günümüzde iPhone gibi teknolojik aletlerin, çeşitli seyahat ve tatil deneyimlerinin ve NFT (bir şeyin gerçekliğinin dijital sertifikası) gibi ürünlerin de bu kategoride yer alabildiğini belirtiyor.

“Kendimize harcayabileceğimiz ek gelirimiz olduğunda, isteklerimizi tatmin etmek için aldığımız her ürün lüks üründür” diyen Som, günümüzde bu ürünlerin Metaverse’te bile olabileceğine dikkat çekiyor.

‘Demokratikleşme ve yeni nesil farkındalığı’

Som, lüks ürün tüketiminde bir “demokratikleşme” yaşandığını, toplumdaki aşırı zengin yüzde 1’lik kesimin yanı sıra orta ve orta-üst sınıfların da artık pazara daha fazla erişebildiğini söylüyor.

Som’a göre bunun sebeplerinden biri, lüks tüketimde daha ucuz ürünleri de kapsayan yeni kategorilerin oluşması. Bir diğer nedense insanların paralarını biriktirerek daha az tüketmesi ama daha pahalı ürünleri tercih etmesi:

“Zengin kesimin büyük bir kısmının son dönemde daha da zenginleştiği doğru ama bu insanlar yüzlerce çanta ve binlerce otomobil daha satın almıyor. Bir ev veya tekne alamayan ama en pahalı telefon olan iPhone’u veya pahalı bir ruj ya da parfümü alan kişiler de lüks ürünler dünyasına katılıyor.”

Lüks ürün tüketimindeki artışın bir diğer sebebini ise Som şöyle anlatıyor:

“Gençler artık çevre ve iklim krizi konusunda çok duyarlı. Tek kullanımlık, ucuz ürünleri geri çeviriyorlar. Para biriktirip daha dayanıklı, pahalı ve böylece lüks olarak sınıflanan ürünleri veya ikinci el ya da vintage ürünleri tercih ediyorlar.”

‘İki farklı dünya’

Lüks ürün tüketenler Som’un dediği gibi “demokratikleşiyor” olsa bile bu grubun büyük bir kısmı hala dünyanın en zengin yüzde 1 ve yüzde 10’luk kesiminden oluşuyor.

Financial Times gazetesine lüks ürün sektörünün ekonomik krizlere olan dayanıklılığı hakkında konuşan Bain & Co ortaklarından Claudia D’Arpizio, “Satışlar harcanabilir ek gelirleri olan ve ekonomik çalkantılardan etkilenme olasılığı düşük, aşırı zenginler arasında yoğunlaşıyor” ifadelerini kullanıyor.

İsviçre bankası Credit Suisse’in ‘2021 Küresel Servet Raporu’na göre dünyanın en zengin yüzde 1’lik dilimi, dünyanın toplam servetinin yüzde 45,8’ine sahip.

Diğer taraftan küresel nüfusun yüzde 55’lik kesimi küresel servetin yalnızca yüzde 1,3’üne erişebiliyor.

Cambridge Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden Dr. Toke Aidt, eşitsizliğin son 20 yılda “olağanüstü” seviyede arttığını ve “iki farklı dünyanın” oluştuğunu söylüyor

Aidt’e göre yüzde 1’lik kesim gelirinin büyük bölümünü servet yönetiminden elde eden ve kendini enflasyondan korumak için çeşitli yatırım araçlarına sahip kişilerden oluşuyor.

Aidt, “2008 ekonomik krizinden, pandemiden ve enflasyon şoklarından etkilenmeyen bu kesimin hala alım gücü var, bu yüzden lüks ürün tüketim eğilimindeki artış çok normal” diyor ve sözlerine devam ediyor:

“Gelir dağılımında çok daha aşağılarda olanlar ve bu tür krizlerden etkilenenler zaten lüks ürün pazarında yer almıyor.”

Aidt, küresel gelir ve servet dağılımında yüzde 10’luk kesimi incelediğimizde yine pandemiden daha az etkilenen, ekonomik sarsıntılarla baş etmek için yeterince birikmiş parası olan ve hala alım gücüne sahip bir grup ile karşılaştığımızı söylüyor:

“Avukatlar, şirket sahipleri, yöneticiler gibi kişilerin bulunduğu bu kesimdeki insanlar kendilerini enflasyondan tamamen izole edebilecek seviyede değiller ama harcamalarından kısmak zorunda kalmayacak kadar birikimleri var, hayatlarına az çok aynı şekilde devam edebiliyorlar.”

Bunun yanı sıra dünyada servet hareketliliğinin arttığına dikkat çeken Aidt, özellikle Çin ve Hindistan’a işaret ederek zengin ailelerin içine doğmayıp ekonomik olarak başarılı hale gelenlerin sayısının yükseldiğini söylüyor:

“Küresel anlamda, gelir dağılımının en tepesinde yer alan insanlar, 50 yıl öncesine göre çok daha çeşitli ancak eşitsizlik hala büyüyor.”

Eşitsizliğe çözüm var mı?

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’yı işgale başlaması dünyada enerji ve gıda gibi alanlarda birçok ülke için endişelere yol açtı.

Hızla yükselen fiyatlar enflasyon krizlerine sebep oldu.

Dünyanın büyük bir kısmı yükselen enerji faturaları ve artan gıda fiyatlarıyla mücadele ederken başta petrol endüstrisi olmak üzere bazı sektörler ve şirketler ise bu krizden yararlandı.

Uzmanlar, eşitsizliğin bu nedenle daha da artmasından endişeleniyor.

Vergilendirme ve varlık dağıtımı konusunda çalışmalar yapmış olan Aidt’e eşitsizliğe çözüm olup olmadığını sorduk.

Nispeten küçük bir grup olan yüzde 1’lik kesimin oldukça hareketli ve bu yüzden vergilendirmesi zor olduğuna dikkat çeken Aidt, yüzde 10’luk kesime yoğunlaşılmasını öneriyor:

“Vergilendirme çok tartışmalı bir konu ve yatırım teşvikini azaltmadan vergilerin nasıl adil ve verimli bir şekilde yükseltileceği sorusu önemli. Ama iyi çalışan, ödenen vergi karşılığında kaliteli kamu hizmeti sağlayan sistemler mümkün” diyen Aidt sözlerine şöyle devam ediyor:

“İskandinav refah sistemi bunun iyi bir örneği. Toplumda fikir birliği olması ve insanların daha yüksek vergi ödemeye razı olması önemli. Bunun karşılığında kaliteli okul, otoyol, hastane gibi kamu hizmetlerinin sunulması gerekiyor. Bu iki yönlü bir yol ve kolay değil.”

Aidt, başta İngiltere ve ABD’de bunun tam tersine bir sistemin uygulandığını, düşük vergiler karşılığında sağlanan kamu hizmetlerindeki kalitede ciddi düşüş yaşandığını vurguluyor:

“Bu da eşitsizliğin artmasının önemli etkenlerinden. Eşitsizlikte artış kaydetmeyen ülkeler refah sistemi güçlü olan ve servet dağılımını önceliklendiren ülkeler.”

Paylaşın

Borsa İstanbul’da Yatırımcı Sayısı 3 Milyonu Aştı; ‘Balon’ Tehlikesi Var Mı?

Piyasa faizlerinin enflasyonun çok altında kalması nedeni ile hem vatandaşların hem de şirketlerin borsaya koştuğunu dile getiren Ekonomist Mahfi Eğilmez, kendi internet sitesinde yayınladığı “Paradan Kaçış” başlıklı makalesinde, “balon” tehlikesine şu sözlerle dikkat çekti:

“Bu zorlama ekonomi politikası şimdilik tüketim ağırlıklı büyümeye ve istihdama destek oluyor gibi görünse de başta gayrimenkul ve borsa olmak üzere çeşitli alanlarda balonlar oluşmasına yol açıyor. Böyle bir ortamda ‘borsa rekorlara doymuyor, demek ki ekonomi iyi gidiyor’ demek gerçekçi değil. Günü gelip de faiz enflasyon düzeyine çıkarılmak zorunda kalınınca o rekorlara doymayan borsadaki hisse değerleri ve gayrimenkul fiyatları bu kez çöküşlere doymaz hale gelecek.”

Son iki ayda Borsa İstanbul’a 650 bin yeni yatırımcı katılırken son bir yılda ise yatırımcı sayısı 1 milyon kişi artarak toplamda 3 milyonu aştı. Borsaya olan bu yoğun ilginin temelinde, vatandaşların ve şirketlerin Türkiye’deki yüksek enflasyona karşı birikimlerini korumak istemeleri yatıyor. BİST-100 Endeksi her gün yeni bir rekora koşarken, uzmanlara göre normal olmayan değer artışları, borsada “balon” tehlikesi yaratabilir.

Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) verilerine göre, Ekim ve Kasım aylarında 650 bin yeni yatırımcı borsaya geldi. Son bir yılda ise yatırımcı sayısı 1 milyon kişi arttı. Böylelikle toplam yatırımcı sayısı 3 milyon 327 bine yükseldi. Borsaya olan bu yoğun ilgi, BIST 100 endeksini her gün yeni bir zirveye taşıyor.

Son bir yılda yüzde 150’ye varan kazanç sağlayan Borsa İstanbul, son aylarda dünyada en çok yükseliş gösteren borsalardan biri oldu.

Peki borsadaki yükseliş sürecek mi?

“Borsa İstanbul’da talep oldukça yükseliş sürecek”

Kurumsal yatırımcılara likidite ve risk yönetimi konusunda danışmanlık hizmeti veren STRFS (Stratejistanbul Financial Solutions) Baş Stratejisti Dr. Atahan Çelebi, yaptığı değerlendirmede “Ortalama olarak borsadaki kişi 35’li yaşlarında, 20-25 bin TL birikimle borsada işlem yapan kişi. Yani bir tür ek gelir arayışında olan bir insan grubundan bahsediyoruz. Bu insanların piyasaya girişi devam ettikçe, piyasadaki fiyatlar güçlü kalmayı sürdürecek” diyor.

Borsadaki büyük yatırımcıların, yani 1 milyon TL’nin üzerinde bakiyesi olanların payının hâlâ yüzde 3-4 aralığında seyrettiğine dikkat çeken Çelebi, “Piyasadaki katılımcıların yaklaşık yüzde 30’unun 1000 TL ve altında bakiyesi olduğunu gözlüyoruz. En ortadaki medyan yatırımcının yaklaşık 25 bin TL civarında bir bakiyesi var Borsa İstanbul’da. Dolayısıyla piyasadaki katılımcıların kurumsal olduğunu söylemek oldukça zor” analizini yapıyor.

“Zorlama politikalar balonlara yol açıyor”

Kimi uzmanlara göre borsadaki bu hızlı yükseliş, hisse senetlerinde bir “balon” tehlikesi yaratabilir.

Piyasa faizlerinin enflasyonun çok altında kalması nedeni ile hem vatandaşların hem de şirketlerin borsaya koştuğunu dile getiren Ekonomist Mahfi Eğilmez, kendi internet sitesinde yayınladığı “Paradan Kaçış” başlıklı makalesinde, “balon” tehlikesine şu sözlerle dikkat çekti:

“Bu zorlama ekonomi politikası şimdilik tüketim ağırlıklı büyümeye ve istihdama destek oluyor gibi görünse de başta gayrimenkul ve borsa olmak üzere çeşitli alanlarda balonlar oluşmasına yol açıyor. Böyle bir ortamda ‘borsa rekorlara doymuyor, demek ki ekonomi iyi gidiyor’ demek gerçekçi değil. Günü gelip de faiz enflasyon düzeyine çıkarılmak zorunda kalınınca o rekorlara doymayan borsadaki hisse değerleri ve gayrimenkul fiyatları bu kez çöküşlere doymaz hale gelecek.”

“Riskleri öngörme yeteneğimizi kaybettik”

Piyasa uzmanlarına göre, Borsa İstanbul’daki fiyat hareketlerinin normalin dışında bir seyir izlemesi, yakın gelecek açısından belirsizlik yaratıyor.

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran’a konuşan Forseti Danışmanlık Kurucu Ortağı Tuncay Yıldıran, Türkiye ekonomisindeki mevcut sorunlar düşünüldüğünde, borsada işlem gören şirketlerin bu kadar değerlenmesinin normal olmadığını dile getiriyor.

Yıldıran, “Yani evet borsaya ilgi inanılmaz. Ancak borsadaki değer artışı şirketlerin performansından değil, bu ilgiden kaynaklanıyor” diyor.

Borsadaki yükselişin risk algısını bozduğuna işaret eden Yıldıran, “Bilinen ekonomik parametreler ile anlamlandırılamayan bir değer artışı sonucunda, yaşanabilecek muhtemel riskleri öngörme yeteneğimizi kaybettik” diyor.

Şu anda borsadaki işlemlerin büyük kısmının kredi ile gerçekleştirildiğine işaret eden Yıldıran, “Şu anda sistemde 54 milyar TL’lik bir kredi hacmi var. Kredi mekanizması yükselen piyasada çok ciddi kar sağlar. Ancak düşen piyasada normal düşüşü ikiye üçe katlayabilecek bir risk içerir” uyarısında bulunuyor.

“Balon demek için henüz erken”

Ancak borsadaki yükselişi “balon” olarak değerlendirmek için henüz erken olduğu görüşünde olanlar da var. STRFS Baş Stratejisti Dr. Atahan Çelebi’ye göre enflasyonla ya da kurla kıyaslandığında borsadaki fiyatlar hala 5-6 yıl öncesinin altında seyrediyor.

Bu nedenle borsada halihazırda bir balon olduğunu söylemenin doğru olmayacağını kaydeden Çelebi, “Fakat bu piyasada da her piyasada olduğu gibi düzeltmeler olacaktır. Bazen hisse bazında sert hareketler, manipülatif hareketler oluyor. Fakat bunu genele yaymak için biraz erken” şeklinde konuşuyor.

Yerli geliyor, yabancı gidiyor

Borsa İstanbul’a yerli yatırımcılardan yoğun bir ilgi varken yabancı yatırımcılar ise borsadan çıkış eğilimini sürdürüyor. STRFS Baş Stratejisti Dr. Atahan Çelebi, “2018 yılından bu yana yabancıların borsamızdaki payı yüzde 65’lerden günümüzde yüzde 30’un altına kadar düzenli olarak geri çekildi” diyor.

Bunun altında yatan sebeplerin başında kur riskinin geldiğini ifade eden Çelebi, şöyle konuşuyor:

“Kredi notunun düşük olması dolayısıyla, özellikle kurumsal yatırım şirketlerin Türk borsasına girmesi teknik olarak çok mümkün gözükmüyor. Öncelikle bu sürecin tersine dönmesi lazım. Fakat henüz bu konuda bir emare yok. Kredi notu iyileşmeden, Türkiye’ye gelecek yabancı sermayenin portföy yatırımı anlamında çok büyümesini beklemiyoruz. Bunun dışında diğer faktörlere baktığımızda, kur riski, ekonomi yönetimindeki belirsizlikler ve bir de tabi ki artık Türkiye’deki seçim atmosferinin yarattığı belirsizlik… Bunlar yabancı sermaye açısından negatif faktörler.”

“Yabancı bu koşullarda yatırım yapmaz”

Uluslararası finansal yatırımcılar için kar etmenin bir borsaya girişteki tek neden olmadığına işaret eden Forseti Danışmanlık Kurucu Ortağı Tuncay Yıldıran da şu görüşleri dile getiriyor:

“Özellikle kurumsal yatırımcılar açısından baktığınızda, bunların yatırım yapabilme kriterleri var. Biz ‘kredi derecelendirme kurumlarının notları bizim için yok hükmündedir’ diyoruz ama işin gerçeği yok hükmünde değil. Eğer sizin ülke olarak kredi derecelendirmeniz çöp noktasındaysa, uluslararası kurumsal yatırımcılar, uymakla yükümlü oldukları kriterler nedeniyle size istese dahi, yatıracağı paranın beş katı kar elde edeceğini görse dahi yatırım yapamaz.”

Paylaşın

‘2022 Nobel Ödülleri’ Törenle Sahiplerine Verildi

2022 Nobel Ödül töreni, Alfred Nobel’in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık’ta İsveç’in Stockholm Konser Salonu’nda yapıldı. Törende Nobel Fizik, Kimya, Fizyoloji veya Tıp, Edebiyat Ödülü ile ekonomi bilimleri ödülü Nobel Ödülü sahiplerine verildi.

Haber Merkezi / Çok sayıda davetlinin katıldığı Nobel ödülünü kazananlara birer diploma, Nobel madalyası ve yaklaşık 900 bin avro para ödülü verildi. Yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgını nedeniyle ödül törenleri, 2020 ve 2021’de yapılamamıştı.

2022 Nobel Ödülleri tıp, kimya, fizik, barış, edebiyat ve ekonomi alanında 12 isim ve 2 sivil toplum kuruluşuna verildi. Ödüllerin sahipleri şöyle:

2022 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü, “soyu tükenmiş homininlerin genomları ve insan evrimine ilişkin keşifleri nedeniyle” Svante Pääbo’ya verildi.

2022 Nobel Kimya Ödülünün bu yılki sahipleri klik kimya ve bioortogonal kimya alanındaki çalışmaları ile Carolyn R. Bertozzi, Morten Meldal ve K. Barry Sharpless oldu.

2022 Nobel Fizik Ödülü’nün bu yılki sahipleri “dolanık fotonlarla yapılan deneyler ile Bell eşitsizliklerinin ihlal edildiğini ortaya koyan ve kuantum bilgi bilimine öncülük eden” çalışmaları ile Alain Aspect, John F. Clauser ve Anton Zeilinger oldu.

2022 Nobel Barış Ödülü antikomünist Belarus Halk Cephesi kurucularından Ales Bialiatski ile Rusya’daki antikomünist “insan hakları örgütü” Memorial’a ve Ukrayna’dan Center for Civil Liberties’e verildi.

2022 Nobel Edebiyat Ödülünün bu yılki sahibi Annie Ernaux oldu. Ernaux, ödüle “kişisel hafızanın köklerini, yabancılaşmalarını ve kolektif kısıtlamalarını ortaya çıkarma cesareti” nedeniyle layık görüldü.

2022 Nobel Ekonomi Ödülü, “Bankalar ve finansal krizler üzerine araştırma yaptıkları için” Ben S. Bernanke, Douglas W. Diamond ve Philip H. Dybvig’e verildi.

Paylaşın

Ekim Ayında Hazine’nin Borç Stoku 3,8 Trilyon Liraya Yükseldi

Hazine’nin iç ve dış borcu 20 yıllık AK Parti iktidarı döneminde tam 15,5 kat arttı. 2002’de 243 milyar lira olan borç anaparası bugün 3,8 trilyon liraya, faiz yükü ise 3,4 trilyon liraya yükseldi.

Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın haberine göre; bu durum CHP TBMM Grubu’nun haftalık ekonomi raporuna şu başlıklarla yansıdı:

– Hazine’nin borç stoku, ilk 10 ayda 1,1 trilyon lira artarak ekim 2022’de 3,8 trilyon liraya çıktı. Bunun vadesine kadar ödenecek faiz yükü ise ilk 10 ayda 2 trilyon lira artışla 3,4 trilyon lira oldu. Bunun için ödenecek faiz yükü 2,6 trilyon lira. 107,8 milyar dolarlık dış borcun TL karşılığı ise 2 trilyon lira. Bunun için ödenecek faiz 802 milyar TL.

– Toplam stokun yüzde 65,5’i döviz ve altın cinsi borç. 10 ayda borç stokunda sadece döviz nedeniyle 700 milyar liralık artış oldu.

– Bu verilere göre Hazine’nin iç ve dış borcu AKP iktidarında tam 15,5 kat arttı. 2002’de 243 milyar lira olan borç anaparası bugün 3,8 trilyon TL. Faiz yükü ise 3,4 trilyon TL’ye çıktı.

– Ayrıca 2022-2024 dönemini kapsayan OVP’ye göre, bu dönem için 851 milyar lira faiz ödenecekti. Ancak Eylül 2021’de başlayan faiz indirimi sonrası yaşanan sorunlarla birlikte bu rakam 1,6 trilyon liraya yükseldi.

Yeni körfez mesaisi

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Suudi Arabistan ve Katar’dan sonra Birleşik Arap Emirlikleri Ekonomi Bakanı Abdulla bin Touq Al Marri ile de bir araya geldi.

Görüşmeyi sosyal medyadan duyuran Nebati, “Ülkelerimiz arasındaki ekonomik iş birliği başta olmak üzere bölgesel ve küresel ekonomik gelişmeleri değerlendirdik” dedi.

Paylaşın

Vatandaşın Borcu 1 Trilyon 427 Milyar TL’ye Yükseldi

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da gerçekler, iktidarın açıklamalarını yalanlıyor. İktidarın ekonomi politikaları sonucu bankaların karları katlanarak artarken, yurttaşların yöneldiği bankalara olan borcu da artmaya devam ediyor.

Yurttaşların 11-18 Kasım haftasındaki borcu 2,4 milyar TL artarken, son 6 aydaki artış ise 315 milyar TL oldu.

Bireylerin bankalara ve finansman şirketlerine olan konut, taşıt, ihtiyaç ve kredi kartından kaynaklanan borcu ise takiptekiler de dahil 18 Kasım itibarıyla bir trilyon 427 milyar TL olarak gerçekleşti.

BirGün’ün aktardığına göre Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Grubu notunda yurttaşların bu borcunun bir trilyon 43 milyar TL’sinin bireysel (konut, otomobil, ihtiyaç) kredilerinin, 384 milyar TL’sinin de kredi kartı borç bakiyelerinden kaynaklandığı belirtildi.

Son hafta tüketici kredilerinde 2,4 milyar TL’lik artış olurken, kredi kartları borçları ise değişmedi.

Takipteki borçlar 30,8 milyar TL

Kişilerin vadesinde ödeyemediği için bankalar tarafından icraya verilen ve henüz varlık yönetim şirketlerin devretmedikleri takipteki borçları ise 30,8 milyar TL’ye yükseldi. Bankaların takipteki bu borçlarını düşük bir bedel karşılığında varlık yönetim şirketlerine devrediyor olmaları bu rakamı olduğundan daha düşük gösteriyor.

Toplam borç verileri

Yurttaşların varlık yönetim şirketlerine olan borçları son bir yılda 5,3 milyar TL artarak eylül sonunda 36 milyar TL’ye yükseldi. TOKİ’ye olan konut kredisi borçları da 28 milyar TL oldu. Bankalara, finansman şirketlerine, varlık yönetim şirketlerine ve TOKİ’ye olan (tahsili gecikmiş borçlar da dahil) toplam borç bir trilyon 492 milyar TL düzeyinde seyrediyor.

Bankalara olan borçta yılbaşından bu yana 400 milyar TL’lik, toplam borçlarda ise 408 milyar TL’lik artış yaşandı.

Paylaşın

1 Milyon 39 Bin 646 Abone Faturasını Zamanında Ödeyemedi

İktidarın uyguladığı ekonomi politikaları sonucu oluşan ekonomik kriz, her geçen gün biraz daha derinleşiyor. 1 Ocak 2022 tarihinde yüzde 127’yi bulan fahiş elektrik zammının ardından faturasını zamanında ödeyemeyen yurttaşların sayısı arttı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın verdiği bilgiye göre Ocak 2022 fatura döneminde 553 bin 917’si konut abonesi olmak üzere toplam 730 bin 701 abone faturasını süresi içinde ödeyemedi. Zammın faturalara yansıtılmasıyla birlikte Şubat 2022 döneminde ise 859 bin 532’si konut abonesi olmak üzere toplam bir milyon 39 bin 646 abone faturasını belirlenen süre içinde ödeyemedi.

Yüzde 55,1’lik artış

Fahiş zammın ardından faturasını ödemekte zorlanan konut abone sayısı yüzde 55,1 oranında arttı. Mart 2022 fatura döneminde ise 987 bin 453’ü konut abonesi olmak üzere toplam bir milyon 245 bin 391 abone faturasını ödeyemedi.

Sözcü’den Başak Kaya’nın haberine göre verileri değerlendiren Akın, “Cumhuriyet tarihinin en büyük elektrik zammının ardından faturasını ödemekte zorlanan konut abone sayısı 2 ay içinde yüzde 78,2 arttı. Tüm abone gruplarında ise toplamda yüzde 70,4 oldu” ifadelerini kullandı.

Sanayide artış yüzde 185,3

Enerji zamları sanayiyi de vurdu. Kontrollü elektrik kesintilerinin de yapıldığı dönemde sanayi abonelerinde faturasını zamanında ödeyemeyen abone sayısı bin 584’ten 4 bin 519’a yükselerek yüzde 185,3 oranında arttı. Bu oran tarımsal sulama abonelerinde ise yüzde 89,9 seviyesinde oldu.

Paylaşın

İŞKUR’a Göre, İşsiz Sayısı 3 Milyon 178 Bin Kişi

Ekim ayında İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı eylül ayına göre yüzde 3,2 azalış göstererek 3 milyon 178 bin 25 kişi olurken, yıllık bazda yüzde 1,8’lik artış gösterdi. Geçen yıl ekim ayıda 3 milyon 122 bin 944 olan kayıtlı işsiz sayısı bu yıl ekim ayında 3 milyon 178’e çıktı. Yıllık bazda kayıtlı işsiz sayısı 55 bin kişi arttı.

Kayıtlı işsizlerin yüzde 49,6’sı erkek, yüzde 50,4’ü kadın olurken yüzde 28,6’sı da 15-24 yaş grubunda gençlerden oluştu.

Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) ekim ayı, aylık istatistik bültenini yayımladı. İŞKUR verilerine göre kayıtlı işsiz sayısı Ekim ayında aylık bazda 104 bin kişi azalırken, yıllık bazda 55 bin kişi arttı. Ekim’de işe yerleşen 79 bin işinin yüzde 62’si erkek olurken kadınların oranı yüzde 37’de kaldı.

Buna göre, Ekim ayında İŞKUR aracılığıyla 79 bin kişi işe yerleşti. İşe yerleşenlerin 49 bin 360’ı erkek olurken, 29 bin 715’i kadın oldu. Ekim’de işe yerleşen kadın sayısı yüzde 37’de kaldı.

2022 yılı Ocak-Ekim döneminde ise kurumun işe yerleşmesine aracılık ettiği kişi sayısı 1 milyon 101 bin 857 kişi olarak gerçekleşti.

Kayıtlı işsiz sayısı 3 milyon 178 bin kişi

Ekim ayında İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı Eylül ayına göre yüzde 3,2 azalış göstererek 3 milyon 178 bin 25 kişi olurken, yıllık bazda yüzde 1,8’lik artış gösterdi. Geçen yıl Ekim ayıda 3 milyon 122 bin 944 olan kayıtlı işsiz sayısı bu yıl Ekim ayında 3 milyon 178’e çıktı. Yıllık bazda kayıtlı işsiz sayısı 55 bin kişi arttı.

Kayıtlı işsizlerin yüzde 49,6’sı erkek, yüzde 50,4’ü kadın olurken yüzde 28,6’sı da 15-24 yaş grubunda gençlerden oluştu.

En fazla işe yerleşme sanayide

Ocak-Ekim 2022 döneminde sektörler itibarıyla en fazla işe yerleştirme sanayi sektöründe

“İmalat” alanında; mesleklere göre ise en fazla işe yerleştirme sırasıyla “Satış danışmanı/uzmanı, turizm otelcilik elemanı ve konfeksiyon işçisi” mesleklerinde gerçekleşti.

Ekim ayında İŞKUR’un işverenlerden aldığı açık iş sayısı 175 bin 143 oldu. 2022 yılı Ocak-Ekim döneminde alınan açık iş sayısı ise 1 milyon 960 bin oldu. Açık işlerin 98,8’i özel sektörden alındı.

Paylaşın

AK Parti’nin ‘Türkiye Yüzyılı’ Vizyonu Ve Can Yakan Gerçekler

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaklaşan seçimler öncesinde ‘Türkiye Yüzyılı’ temalı vizyon belgesini açıkladı. Erdoğan’ın açıkladığı vizyon belgesine karşılık uluslararası göstergeler, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durumu ortaya koydu.

Enflasyonda dünya birincisi konumunda bulunan Türkiye, Türkiye, 27 Avrupa ülkesi arasında Arnavutluk’tan sonra en düşük asgari ücrete sahip ülke konumunda.

İşsizlik sıralamasında dünya beşincisi olan Türkiye, AB işsizlik ortalamasını neredeyse ikiye katladı. IMF verilerine göre Türkiye, dünyada kişi başı milli gelir sıralamasında 78’inci sırada yer aldı.

Birgün’den Hüseyin Şimşek, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durumu gözler önüne seren uluslararası verileri tek tek sırladı: İşte o veriler;

Enflasyonda zirvede

TÜİK verilerine göre son enflasyon oranı yüzde 83,45, Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre ise yüzde 186 olarak belirlendi. TÜİK’in makyajlı rakamları baz alınsa bile Türkiye, enflasyonda dünya birincisi konumunda. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) verilerine göre Türkiye’de yıllık enflasyon yüzde 83,45’ken ikinci sıradaki Arjantin’de ise yüzde 83 oranında.

Asgari ücrette dipte

EUROSTAT verilerine göre, Türkiye, 27 Avrupa ülkesi arasında Arnavutluk’tan sonra en düşük asgari ücrete sahip ülke konumunda. Türkiye’deki asgari ücret, yaklaşık yedi sene önce birçok Avrupa ülkesindeki asgari ücreti geride bırakıyordu.

Hukuka bağlılık yok

Dünya Adalet Projesi (WJP) 2022 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, hukuk devletine bağlılıkta 140 ülke arasında 116’ncı sırada yer aldı. Hukukun üstünlüğü ve hukuka bağlılık konusunda gerisinde kalınan ülkeler arasında Burkino Faso, Gana, Moğolistan ile Trinidad ve Tobago gibi ülkeler yer aldı.

İşsiz nüfusta ilk beşte

OECD tarafından yayımlanan son verilere göre Türkiye, yüksek işsizlikte de dünya sıralamasına girdi. AKP’nin “vizyonlu” istihdam projesi sonucunda, Türkiye işsizlik sıralamasında dünya beşincisi oldu. Türkiye, AB işsizlik ortalamasını neredeyse ikiye katlarken, Slovakya, Litvanya, Şili, İsrail, Macaristan gibi ülkelerden çok daha fazla işsize sahip.

Milli gelirde İran’ın gerisinde

Kişi başına düşen milli gelir sıralamasında Türkiye, yine birçok ülkenin gerisinde kaldı. IMF verilerine göre Türkiye, dünyada kişi başı milli gelir sıralamasında 78’inci sırada yer aldı. Türkiye’den daha yüksek kişi başı milli gelire sahip ülkeler arasında İran, Romanya, Bulgaristan, Çin, Yunanistan gibi ülkeler yer aldı.

40 yıl öncesine dönüş

Türkiye, dünya ekonomisindeki payı bakımından da büyük bir kayıp yaşıyor. Uluslararası verilere göre, Türkiye’nin dünya ekonomisindeki payı, askeri darbenin yapıldığı 1980 yılının bile gerisine düştü. Buna göre, Türkiye’nin dünya ekonomisindeki sıralaması 23. Bu sıralama 2004 yılında 17’ydi.

Küresel refah endeksinde geride

Londra merkezli düşünce kuruluşu Legatum Enstitüsü’nün Küresel Refah Endeksi verilerine göre Türkiye, 167 ülke arasında 93’üncü sırada yer alabildi.

Polis devletinde ilk ikide

Ekonomik kalkınmayı bir kenara bırakarak güvenlikçi politikalara sarılan AKP, 100 bin kişi başına düşen polis memuru sayısında Türkiye’yi dünya ikinciliğine taşıdı. İlk sırada Karadağ yer alırken Türkiye’nin geride bıraktığı ülkeler arasında Yunanistan, Malta, Kosova, Letonya gibi ülkeler yer aldı.

Yolsuzluk endeksinde 42 sıra geriledi

Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin verilerine göre Türkiye, Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 180 ülke arasında 96’ncı sırada yer aldı. Kamu sektörü yolsuzluklarına göre hazırlanan sıralamada Türkiye, son 10 yılda 42 basamak birden geriledi. Türkiye ile aynı sıralamaya sahip ülkeler, Arjantin, Brezilya, Endonezya, Sırbistan ve Lesoto oldu.

Basın özgürlüğünde de sonlarda

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün hazırladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, 180 ülke içerisinde 149’uncu sırada yer aldı. Türkiye sıralamada, Katar, Somali, Filipinler, Brezilya, Kenya gibi ülkelerin gerisinde kaldı.

Eğitime yeterli pay ayrılmıyor

Türkiye, ilköğretim düzeyinde eğitime ayırdığı bütçe ile OECD ortalamasının altında kaldı. Yetersiz bütçe nedeniyle OECD ortalamasının altında kalan 16 ülke arasında da Türkiye, Meksika ve Kolombiya ile birlikte son sırada yer aldı.

Paylaşın

Bir Yılda, İç Borçların Faiz Yükü 1,6 Trilyon TL Arttı

Türkiye’de enflasyonun ve döviz kurunun artmasının yanı sıra ABD ve AB ülkelerindeki faiz artışları Türkiye’nin borç stokunu ve faiz yükünü büyütüyor. Anaparası 1,7 trilyon lira olan iç borçların ekim itibarıyla hesaplanan faiz yükü 2,3 trilyon liraya çıktı. İç borçların faiz yükü bir yılda 1,6 trilyon arttı.

Hazine’nin borç stoku yüksek bir döviz ve faiz riski taşıyor. Çünkü borç stokunun yüzde 65,7’si döviz ve altın cinsinden alınmış borçlardan oluşuyor.

Değişken faizli ve döviz cinsinden borçların toplamının stok içerisindeki payı ise yüzde 83,4’ü buluyor. İç borç stokunun bile yüzde 27,5’i döviz cinsinden, yüzde 47,3’ü değişken ve TÜFE’ye endeksli borçlardan meydana geliyor.

AK Parti iktidarının ekonomi politikalarının olumsuz sonuçları, Hazine’nin borç ve faiz yüküne de yansıdı. Hazine’nin borç stoku, geçen yıl eylül ayından bu yana bir trilyon 493 milyar TL artarak bu yıl eylül sonunda 3 trilyon 675 milyar TL’ye kadar yükseldi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Grubu’nun ekonomi notunda, borç stokunun vadesine kadar ödenecek faiz yükü ise 3 trilyon 119 milyar TL’yi bulduğuna dikkat çekildi.

BirGün’de yer alan habere göre anaparası bir trilyon 738 milyar lira olan iç borçların ekim ayı itibarıyla hesaplanan faiz yükü 2 trilyon 327 milyar TL ile anapara tutarının oldukça üzerinde bulunuyor.

İç borç stokunun faiz yükü geçen yıl ekimde 757 milyar TL olarak hesaplanmıştı. Son bir yılda faiz yükü, yüzde 107’lik orana karşılık gelecek şekilde bir trilyon 570 milyar TL arttı.

Bütçe açığı

Son bir yıldaki bütçe açığı ise Kasım 2021-Eylül 2022 aylarını kapsayan dönem 175,9 milyar TL olarak gerçekleşti. Aynı dönemde Hazine’nin bütçe açığının finansmanı için yaptığı net iç ve dış borçlanma ise 200,3 milyar TL’de kaldı.

Borç stokunun 1,5 trilyon lira arttığı ancak bu ölçüde bir bütçe açığı ve dolayısıyla net borçlanma yapılmadığı halde borç stokunun ve stokun faiz yükünün artmasında iktidarın, yanlış ekonomik politikalarının yanı sıra yanlış borçlanma politikaları belirleyici oldu.

Faiz oranlarını yapay olarak düşük tutmak için döviz, altın ve enflasyona endeksli borçlanmalara ağırlık veren iktidar; döviz kurları, altın fiyatları ve enflasyonun yükselmesiyle halka çok büyük bir borç faturası çıkarmış oldu. Son bir yılda sadece kur farkı nedeniyle Hazine’nin borç yükündeki artışın 1,3 trilyon TL’yi bulduğu tahmin ediliyor.

Borç stokunun yüzde 65’i döviz ve altın cinsinden

Hazine’nin borç stoku yüksek bir döviz ve faiz riski taşıyor. Çünkü borç stokunun yüzde 65,7’si döviz ve altın cinsinden alınmış borçlardan oluşuyor.

Değişken faizli ve döviz cinsinden borçların toplamının stok içerisindeki payı ise yüzde 83,4’ü buluyor. İç borç stokunun bile yüzde 27,5’i döviz cinsinden, yüzde 47,3’ü değişken ve TÜFE’ye endeksli borçlardan meydana geliyor.

Dış borç stokunun da yüzde 14’ü değişken faizli. Dolayısıyla Türkiye’de enflasyonun ve döviz kurunun artmasının yanı sıra ABD ve AB ülkelerindeki faiz artışları da Türkiye’nin borç stokunu ve faiz yükünü büyütüyor.

Paylaşın

Ipsos Araştırma: Ailelerin Yüzde 81’i Okul Masraflarını Karşılamakta Zorlanıyor

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da açıklanan raporlar, iktidarın ekonomide çizmeye çalıştığı pembe tabloları yalanlıyor. Ipsos Araştırma’nın açıkladığı rapora göre, ailelerin yüzde 81’i okul harcamalarının yanı sıra diğer masrafları karşılayabilmek için bazı harcama kalemlerini de kısmaya çalışıyor.

Rapora göre, çocuğu okula giden ailelerin yüzde 70’i okul masraflarının bütçelerini çok zorlayacak şekilde arttığını, yüzde 24’ü de biraz zorlayacak şekilde arttığını söylüyor.

Yine rapora göre, toplamda hemen hemen tüm ebeveynlerin bu seneki okul masrafları karşısında oldukça zorlandığı görülüyor. Okul masrafları karşısında zorlamayan ebeveynleri oranı ise sadece yüzde 6.

Okul masraflarını kısmak için ebeveynlerin yüzde 37’si kırtasiye giderlerini kısmaya çalışmış ya da geçen seneden kalan kırtasiye malzemelerini kullanmış, yüzde 36’sı bir önceki senenin okul kıyafetlerini kullanmış.

Ipsos Araştırma Şirketi, okula giden çocuğu olan ailelerle, okul masraflarına ilişkin araştırma yaptı.

Dünya gazetesinin haberine göre; 15 Eylül-15 Ekim arası yürütülen dört haftalık çalışmada, okula giden çocuğu olan 568 ebeveynle görüşüldü.

Araştırmanın sonuçları şöyle:

Ailelerin yüzde 81’i okul harcamalarının yanı sıra diğer masrafları karşılayabilmek için bazı harcama kalemlerini de kısmaya çalışıyor.

Bu kişilerin özellikle sosyal hayata yönelik kalemlerde tasarrufa gittiği görülüyor.

Dışarıda yemek yemek, dışarıdan yemek ısmarlamak ya da sinema tiyatro gibi dışarıda eğlence aktiviteleri daha az yapılmaya başlandı. Bu gider kalemlerinin dışında ek olarak giyim harcamaları da kısılmaya çalışılan diğer bir harcama kalemi.

Çocuğu okula giden ailelerin yüzde 70’i okul masraflarının bütçelerini çok zorlayacak şekilde arttığını, yüzde 24’ü de biraz zorlayacak şekilde arttığını söylüyor.

Toplamda hemen hemen tüm ebeveynlerin bu seneki okul masrafları karşısında oldukça zorlandığı görülüyor. Okul masrafları karşısında zorlamayan ebeveynleri oranı ise sadece yüzde 6.

Okul masrafları karşısında zorlanan ebeveynlerin yüzde 67’si okul ile ilgili harcamaları da kısmış.

Okul masraflarını kısmak için ebeveynlerin yüzde 37’si kırtasiye giderlerini kısmaya çalışmış ya da geçen seneden kalan kırtasiye malzemelerini kullanmış, yüzde 36’sı bir önceki senenin okul kıyafetlerini kullanmış.

Okulda yapılan yemek harcamalarını kısmak için de her 4 ebeveynden biri evden sandviç ya da yemek yapıp çocuklarının yanına verdiğini belirtiyor.

Paylaşın