Hazine Piyasaya 17 Milyar 281,4 Milyon Lira Borçlandı

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da gelişmeler iktidarın açıklamalarını yalanlıyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı, bugün piyasaya 17 milyar 281,4 milyon lira borçlandı.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, bugün 17 milyar 281,4 milyon lira borçlanmaya gitti.

Hazine ve Maliye Bakanlığı ilk ihalede, 9 ay (280 gün) vadeli, kuponsuz hazine bonosunun yeniden ihracını gerçekleştirdi.

İhalede basit faiz yüzde 9,81, bileşik faiz ise yüzde 9,91 oldu. Nominal teklifin 1 milyar 346 milyon lirayı bulduğu ihalede, nominal satış 936 milyon lira, net satış 870,4 milyon lira olarak kaydedildi.

Kamudan teklifin gelmediği ihalede, piyasa yapıcılarından 1 milyar 717 milyon liralık teklif alındı ve bu kesime 1,2 milyar liralık satış yapıldı.

İkinci ihalede ise 10 yıl (3507 gün) vadeli, 6 ayda bir yüzde 5,2 kupon ödemeli, sabit kuponlu devlet tahvilinin yeniden ihracı gerçekleştirildi. İhalede basit faiz yüzde 11,56, bileşik faiz ise 11,90 oldu.

Nominal teklifin 11 milyar 350 milyon lirayı bulduğu ihalede, nominal satış 8 milyar 970 milyon lira, net satış 8 milyar 711 milyon lira olarak kayıtlara geçti.

Kamudan teklifin gelmediği ihalede, piyasa yapıcılarından 9 milyar 202 milyon liralık teklif alındı ve bu kesime 6,5 milyar liralık satış yapıldı. Hazine böylelikle piyasaya 17 milyar 281,4 milyon lira borçlandı.

Paylaşın

“Gıda Ürünlerinde Fiyat Baskısı Artarak Devam Edecek”

Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) Başkanı Sencer Solakoğlu, gıda fiyatları üzerindeki enflasyonist baskının önümüzdeki dönemde de devam edeceğini söyledi.

Gerek et gerekse süt ürünleri üzerindeki fiyat baskısının durdurulamayacağını ifade eden Solakoğlu, ”Çünkü normal zamanında yapılması gereken zamları devlet engelledi. Devletin çiftçileri korumak için kurulmuş kurumlarını kullanarak çiftçilerin fiyatları aşağıda tutmasını sağladılar. Bu dönemde zarar eden çiftçiler üretimden çıkmak zorunda kaldı” dedi.

Türkiye’de gıda fiyatlarının dünyadakinin aksine sürekli artıyor olmasının ana sebeplerinden birinin üretimde yaşanan daralma olduğuna işaret eden Sencer Solakoğlu, ”Yani sadece ekonomide yaşanan yüksek enflasyon sorunu değil, tarımsal ve hayvansal üretimdeki arz sıkıntısı da fiyatların artmasına neden oluyor. Ne yazık ki bu fiyat artışlarını yaşamaya da devam edeceğiz” dedi.

Sektör olarak seçime kadar geçecek süreçte gıda üretimi konusunda iyileştirici bir adım öngörmediklerini dile getiren Solakoğlu, ”Fiyatları baskılamaya yönelik her hamle daha kötü etkilere yol açacak. Ne yazık ki böyle kötü bir süreç içindeyiz” şeklinde konuştu.

Bulunduğu coğrafyanın en büyük tarım ve hayvancılık ülkelerinden biri olan Türkiye, son dönemde rekor seviyeye ulaşan gıda enflasyonu nedeniyle bitkisel ve hayvansal ürün fiyatlarında dünyanın en pahalı ülkelerinden biri hâline geldi. Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından yapılan açıklamada, küresel gıda fiyatlarının 10 aydır istikrarlı bir şekilde gerilediği yıllık bazdaki düşüşün yüzde 3,2’ye ulaştığı belirtiliyor.

Türkiye’de ise Ocak 2023 itibarıyla gıda enflasyonundaki yıllık artış yüzde 70’i aşmış durumda. 6 Şubat’taki 11 ili etkileyen Kahramanmaraş depremi sonrasında ise ülke genelinde gıda fiyatlarındaki yükselişin artarak devam edeceği öngörülüyor.

TÜİK’in Ocak 2023 verilerine göre, gıda enflasyonu aylık bazda yüzde 6,6 yükselirken, yıllık bazda yüzde 71 arttı. Aylık bazda en hızlı yükseliş yüzde 11 ile ‘diğer işlenmemiş gıda’ kategorisinde yer alan beyaz ve kırmızı et, balık, süt, yumurta, bakliyat ve tahıl çeşitlerinde gözlendi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin (TZOB) verilerine göre ise son 1 ayda patlıcanın fiyatı yüzde 80, yeşil fasulye yüzde 47, kabak yüzde 44, salatalık yüzde 42, domates yüzde 29, sivri biber yüzde 27, havuç yüzde 21, 4 ve limon fiyatı yüzde 18’e yakın arttı.

TÜİK’in 15 Şubat’ta açıkladığı 2023 Ocak dönemine ilişkin Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi’ne (Tarım-ÜFE) göre ise Tarım-ÜFE’de bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 142,84 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 139,25 artış gerçekleşti. Ocak 2023’te, endekste kapsanan 86 maddeden, 15 maddenin ortalama fiyatında azalış, 67 maddenin ortalama fiyatında ise artış yaşandı.

”Küçük aile işletmeciliği yok oldu”

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran konuşan Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Hasan Murat Kapıkıran’a göre, gıda fiyatlarındaki durdurulamayan artışlar son 20 yıldır uygulanan tarım politikalarının bir sonucu.

Türkiye’de hem bitkisel hem hayvansal tarımda küçük aile işletmeciliğinin neredeyse yok olduğunu öne süren Kapıkıran, ”Gençler bu alanlardan çekildi, anne babalar ise yaşlandı ve üretimi bıraktı. Uygulanan destek politikaları yetersiz kaldı, tarımsal üretim aileler için verimsiz bir işe döndü. Üreticiyi temel almayan bir politika uygulandığı müddetçe yüksek gıda enflasyonunu yaşamaya daha uzun yıllar devam edeceğiz” diye konuşuyor.

Türkiye’de geçmişte çiftçilerin tarımsal üretimdeki yem ve gübre gibi temel girdilerin birçoğunu kamu kurumları üzerinden temin edebildiğini hatırlatan Kapıkıran, ”Bu alanların özel sektöre devredilmesi ile çiftçilerin ihtiyacı olan girdilerin kontrolü şirketlere geçti. Böylelikle üretmek pahalandı, bu da ürün fiyatlarına yansıdı ve yansımaya devam edecek” diyor.

”Depremzede çiftçilere destek verilmeli”

Son yıllarda ülke genelinde tarım arazilerinin ve sulak alanların imara açılmasının, tarımsal üretim yapılması gereken yerlere oteller, madenler, otoyollar ve havalimanları yapılmasının tarımsal üretimde daralmanın önünü açan bir diğer etken olduğuna işaret eden Kapıkıran, şunları söylüyor:

”Yerli üretim azaldıkça gıdada ithalata yöneliyoruz. Türk Lirası’nın değeri düştükçe bizim maliyetlerimiz artıyor ve bu da gıda ürünlerinde fiyatları giderek artırıyor. Deprem ile birlikte bölgede yaşanan göç ne yazık ki tarımsal üretimde büyük bir zafiyet ortaya çıkaracak. Bu bölge tarımsal üretimin yaklaşık yüzde 20’sini sırtlıyordu. Mart ayı ile birlikte bölgede pek çok ürünün ekim dönemi başlayacak. Mutlaka şimdiden burada kalan çiftçiler için yeni desteklerin oluşturulması gerekiyor. Aksi takdirde üretimdeki maliyet artışları zaten yüksek olan gıda enflasyonunu daha da artıracak.”

Dünyada ilk sıralarda yer alıyor

Türkiye, rekor seviyelere ulaşan ve deprem sonrasında daha da artması beklenen gıda enflasyonunda dünya liginde ilk sıralarda bulunuyor. Dünya Bankası verilerine göre, Türkiye dünyada gıda enflasyonu en yüksek ilk 10 ülke arasında yer alıyor. İlk sırada yüzde 285’lik gıda enflasyonu ile Zimbabve yer alırken, bu ülkeyi yüzde 158 ile Venezuela, yüzde 143 ile Lübnan, yüzde 95 ile Arjantin ve yüzde 81 ile İran izliyor. Türkiye ise yüzde 71 seviyesindeki gıda enflasyonuyla altıncı sırada yer alıyor. Türkiye G-20 ülkeleri içerisinde ise Arjantin’in hemen ardından ikinci sırada yer alıyor.

”Zarar eden çiftçiler üretimden çıktı”

Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) Başkanı Sencer Solakoğlu, gıda fiyatları üzerindeki enflasyonist baskının önümüzdeki dönemde de devam edeceğini söylüyor.

Gerek et gerekse süt ürünleri üzerindeki fiyat baskısının durdurulamayacağını ifade eden Solakoğlu, ”Çünkü normal zamanında yapılması gereken zamları devlet engelledi. Devletin çiftçileri korumak için kurulmuş kurumlarını kullanarak çiftçilerin fiyatları aşağıda tutmasını sağladılar. Bu dönemde zarar eden çiftçiler üretimden çıkmak zorunda kaldı” diye konuşuyor.

”Gıdada fiyat artışları devam edecek”

Türkiye’de gıda fiyatlarının dünyadakinin aksine sürekli artıyor olmasının ana sebeplerinden birinin üretimde yaşanan daralma olduğuna işaret eden Sencer Solakoğlu, ”Yani sadece ekonomide yaşanan yüksek enflasyon sorunu değil, tarımsal ve hayvansal üretimdeki arz sıkıntısı da fiyatların artmasına neden oluyor. Ne yazık ki bu fiyat artışlarını yaşamaya da devam edeceğiz” diyor.

Sektör olarak seçime kadar geçecek süreçte gıda üretimi konusunda iyileştirici bir adım öngörmediklerini dile getiren Solakoğlu, ”Fiyatları baskılamaya yönelik her hamle daha kötü etkilere yol açacak. Ne yazık ki böyle kötü bir süreç içindeyiz” şeklinde konuşuyor.

Türkiye’nin hayvan varlığı azalıyor

Türkiye’de özellikle et ve süt ürünlerinde fiyatları yükselten etkenlerden biri de ülke genelinde hayvan sayısında düşüş yaşanması. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 9 Şubat’ta yayınladığı 2022 yılına ait Hayvansal Üretim İstatistikleri’ne göre büyükbaş, küçükbaş ve kümes hayvanı sayılarında ciddi küçülmeler yaşanıyor.

TÜİK verilerine göre, Türkiye’nin toplam hayvan varlığı 2021 yılında 75 milyon 759 bin 569 baş iken, bu sayı 2022’de 73 milyon 472 bin 214’e düştü. Böylelikle Türkiye’nin hayvan varlığı bir yılda yüzde 3 kayıpla 2 milyon 287 bin 355 baş azalmış oldu.

11 ili etkileyen Kahramanmaraş depremi ise hayvansal üretime bir darbe daha vurmuş oldu. Depremin vurduğu bölge Türkiye’nin büyükbaş hayvan varlığının yüzde 12’sini, küçükbaş hayvan varlığının ise yüzde 16’sını oluşturuyor. Deprem ile birlikte bölgede ciddi bir hayvan kaybı yaşandığı tahmin ediliyor. Ancak bu konuda henüz resmi bir sayım veya tespit yapılmış değil.

Deprem bölgesinde kaç hayvanın telef olduğunu şu anda tespit edecek hiçbir merci olmadığını dile getiren TÜSEDAD Başkanı Sencer Solakoğlu, ”Şu an Türkiye’de bölgelere göre nerede, ne kadar hayvan varlığı olduğunu bilemiyoruz. Yani kimse Adana’da şu kadar hayvan var, Hatay’da bu kadar hayvan var diye net bir rakam veremez” diyor.

”Yerli üretime pozitif ayrımcılık yapılmalı”

Hem büyük hem de küçük baş hayvancılığın yapıldığı deprem bölgesinde daha önce 3, 4, 5 hayvanlı ahırlarda hayvancılık faaliyetleri yapıldığını ifade eden Solakoğlu, şu görüşleri dile getiriyor:

”Artık hayvancılık, 30-40 hayvan varlıklı ahırlarda, kooperatifçilik modeliyle çiftçilere bir yüzde verilerek yapılmalı. Ürünlerine de ulusal ve yerel marketlerde ‘pozitif ayrımcılık’ yapılarak satış desteği verilmeli.

Markalaşma çalışmalarında da pazarlama desteği almalı çiftçi. Bu alanda çalışan çifti sayısı zaten azdı ve yaşlıydı. Bu felaketten sonra kalanlar hayvancılık yapmak istemeyebilir. Hem onları hem de geri dönüp hayvancılık yapmak isteyen gençleri teşvik etmek için cazip yeni bir modele geçilmeli.”

Paylaşın

Ocak Ayında Kapanan Şirket Sayısı Yüzde 52,6 Arttı

Ocak ayında kurulan şirket sayısı aralık 2022’ye kıyasla yüzde 5,3 azalarak 15 bin 34’ten 14 bin 240’a düştü. Kapanan şirket sayısı da yüzde 65,7 gerileyerek bin 566 oldu. Aralık 2022’de kapanan şirket sayısı 4 bin 569 olarak kaydedilmişti.

Haber Merkezi / Ocak ayında geçen yılın aynı ayına göre kurulan şirket sayısında yüzde 24,9, kapanan şirket sayısında yüzde 52,6 artış oldu.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), ocak ayına ilişkin kurulan ve kapanan şirket istatistiklerini bugün açıkladı.

Buna göre, kurulan şirket sayısı bu yılın ocak ayında 2022 yılı aralık ayına göre yüzde 5,3 azalarak 14 bin 240’a, kurulan kooperatif sayısı yüzde 3,5 azalarak 222’ye, kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 29,7 oranında azalarak 2 bin 443’e geriledi. Bir önceki aya göre, kapanan şirket sayısı yüzde 65,7 azalarak bin 566, kapanan kooperatif sayısı yüzde 75,2 azalarak 80, kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 14,5 oranında azalarak 2 bin 719 oldu.

2023 yılı ocak ayında, 2022 yılı ocak ayına göre kurulan şirket sayısı yüzde 24,9, kurulan kooperatif sayısı yüzde 76,2, kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 8,4 oranında arttı.

2023 yılı ocak ayında kapanan şirket sayısında 2022 yılının aynı ayına göre yüzde 52,6, kapanan kooperatif sayısında yüzde 29, kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısında yüzde 11 artış oldu.

Ocak ayında kurulan toplam 14 bin 462 şirket ve kooperatifin yüzde 86,8’i limitet şirket, yüzde 11,6’sı anonim şirket, yüzde 1,5’i de kooperatif oldu. Şirket ve kooperatiflerin yüzde 37,9’u İstanbul, yüzde 9,7’si Ankara, yüzde 6,2’si İzmir’de kuruldu. Bu ay tüm illerde şirket kuruluşu gerçekleşti.

Bu dönemde kurulan toplam 12 bin 252 limitet şirket toplam sermayenin yüzde 79,1’ini, bin 684 anonim şirket ise toplam sermayenin yüzde 20,9’unu oluşturdu. Ocak ayında kurulan şirketlerin sermayelerinin toplamı, aralık ayına göre yüzde 19,5 oranında azaldı.

Ocak 2023’te şirket ve kooperatiflerin 4 bin 835’i ticaret, 2 bin 227’si imalat ve bin 890’ı inşaat sektöründe kuruldu. Ocak 2023’te kurulan gerçek kişi ticari işletmelerinin 990’ı toptan ve perakende ticaret motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 602’si inşaat, 252’si imalat sektöründe hizmet veriyor.

Ocak ayında kapanan şirket ve kooperatiflerin 534’i toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 236’sı inşaat, 235’i imalat sektöründedir. Bu ay kapanan gerçek kişi ticari işletmelerinin bin 213’ü toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 462’si inşaat, 326’sı imalat sektöründedir.

Ocak 2023’te kurulan 222 kooperatifin 143’ü konut yapı kooperatifi, 36’sı işletme kooperatifi, 18’i tarımsal kalkınma kooperatifi olarak kuruldu.

Ocak 2023’te kurulan bin 420 yabancı ortak sermayeli şirketin 824’ü Türkiye, 106’sı Rusya Federasyonu, 80’i İran ortaklı olarak kuruldu. Kurulan bin 420 yabancı ortak sermayeli şirketin 122’si anonim, bin 298’i limitet şirketi.

Ocak ayında kurulan şirketlerin 201’i belirli bir mala tahsis edilmemiş mağazalardaki toptan ticaret, 64’ü gayrimenkul acenteleri ve 63’ü ikamet amaçlı olan veya ikamet amaçlı olmayan binaların inşaatı faaliyetleri sektöründe kuruldu.”

Paylaşın

“Ekonomi Ve Döviz Kuru Üzerinde Stres Artıyor”

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın faizleri yüzde 8,5’a çekmesini değerlendiren Prof. Dr. Hurşit Güneş, Bankanın uzun zamandır Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “faiz sebeptir enflasyon sonuç” teorisi çerçevesinde hareket ettiğini, ancak gelinen aşamada zaten ekonomistlerin katılmadığı bu teorinin yaşanarak yanlışlandığını belirtti.

Hurşit Güneş, açıklamasının devamında, “Merkez Bankası 50 değil 150 baz faiz indirse de bir anlamı olmaz artık. Çünkü gerçeklikten kopuk bir tutum var. Bir buçuk yıldır faiz indiriyoruz. Hedef neydi? Üretim ve ihracat artışı. Bununla cari fazla verecektik. Geldiğimiz noktada cari işlemler açığı olumsuz gidiyor, dış ticaret açığı tarihi zirvelerde dolaşıyor. Dahası dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip ülkelerinden birisine dönüştük” dedi ve ekledi:

“Bu enflasyonun nedeni de dış kaynaklı değil, siyasi belirsizlik, aşırı maliyet artışları ve bunun getirdiği fiyat belirsizlikleri enflasyonu körüklüyor. Sanayi üretim düşmeye başladı, yatırımlar azaldı. İhracattaki artış yavaşladı, ithalattaki artış hızlandı. Kuru baskıyla ancak tutabiliyorlar, bu da ihracatçıyı olumsuz etkiliyor. Nasıl depremde fay hattı üzerindeki stresler artıyorsa ekonomide de döviz kuru üzerinde stres artıyor. Arka kapıdan döviz müdahaleleri ile bu stresi durdurmaya çalışıyorlar ama o fay kırıldığında döviz kurunda hızlı bir hareket olacak. Türkiye ekonomisi giderek yığılan büyüyen bir kırılganlığa savruluyor.”

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) geçtiğimiz ay yapılan Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı sonrasında yayınladığı metinde, “Kurul parasal aktarım mekanizmasının etkinliğini destekleyecek araçları kararlılıkla kullanmaya devam edecek ve fonlama kanalları başta olmak üzere tüm politika araç setini liralaşma hedefleriyle uyumlu hale getirecektir” ifadelerini kullanması, dün yapılan Şubat ayı toplantısı öncesi piyasada 100 baz puan indirim beklentisi yaratmış olsa da, indirim 50 baz puanda tutuldu.

18 Mart 2021’de politika faizini yüzde 17’den yüzde 19’a yükselttikten iki gün sonra görevden alınan Naci Ağbal’ın yerine göreve getirilen Şekip Kavcıoğlu’nun başkanlığındaki Merkez Bankası, Eylül 2021’den bu yana sekizinci indiriminde politika faizini yüzde 8,5’e düşürmüş oldu.

İndirim sonrası döviz kurunda hızlı bir hareket olmadı. Zaten 2022 yılının Ağustos ayında başlayan ikinci “politika faizi indirim rallisi”nde hiçbir zaman kurda ani bir atak görülmedi. Uzmanlar bunu “Kur Korumalı Mevduat Faizi” enstrümanının hala kullanımda olmasına ve “arka kapıdan döviz satışı mekanizması”nın hala aktif olmasına bağlıyor.

“Son iki haftada TCMB rezervlerinde 7 milyar dolar azalma var”

Altınbaş Üniversitesi İşletme Fakültesi öğretim üyesi Hayri Kozanoğlu, Türkiye’de faiz ile enflasyon arasındaki ilişkinin bozulduğu 2021 sonbaharından bu yana politika faizinin gösterge olmaktan çıktığını söylüyor. Profesör Kozanoğlu’nun sözünü ettiği Eylül 2021’de politika faizi yüzde 19’dan yüzde 18’e indirilirken TÜİK’in açıkladığı enflasyon yüzde 19,25’ten yüzde 19,58’e yükselmişti. Sonrasında Kasım 2022’ye gelindiğinde enflasyon TÜİK verilerine göre, yüzde 84,39’a yükselmişken politika faizi yüzde 9’a indirilmiş ve iki veri arasındaki fark neredeyse 75 puana yükselmişti.

VOA Türkçe’den Hilmi Hacaloğlu’nun konuştuğu Profesör Kozanoğlu, “Geçtiğimiz ay enflasyon yüzde 57,68 açıklandı. Ve beklentinin aksine yükseliş eğilimi olduğu da görülüyordu. Buna rağmen yine faiz indirildi. Cumhurbaşkanının bu konudaki fikri belli. Deprem sürecinde çok yoğun bir istişare olanağı olmadığından 50 baz puan indirim geldi belki de. Son iki haftada TCMB rezervlerinde 7 milyar dolar civarında bir azalma vardı. Belki de daha büyük düşüşe gibi ekonomik aktörleri seçim sürecindeyken daha fazla tedirgin etmek istemediler. PPK metninde Türkiye’deki enflasyonun yurtdışı kaynaklı olduğu da ileri sürülüyor. Halbuki Türkiye’nin kullandığı girdilerin enerji ve gıdanın dünya fiyatları düştü. Dünyadan Türkiye’ye bir enflasyon basıncı yok, böyle bir şey oluşmuyor. Türkiye’deki enflasyon kendisini besleyen bir enflasyon” dedi.

Altınbaş Üniversitesi öğretim üyesi enflasyonun yüzde 58 olduğu bir ortamda politika faizinin 8,5 olmasının bankaların yüksek kar yazmasını sağladığını, bu sayede hükümetin bankalara “tarım sektörüne düşük faizli kredi verin” ya da “devlet iç borçlanma senetleri alın” dediğinde bir itiraz yükselmediğini dile getirirken, aynı zamanda bu karlılığın kredi kartından nakit çekimlerinde ya da ihtiyaç kredilerinde düşük faiz uygulanmasını telafi ettiğinin de altını çiziyor.

“Nasıl depremde fay hattı üzerindeki stresler artıyorsa ekonomide de döviz kuru üzerinde stres artıyor”

Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Fakültesi’nden Hurşit Güneş de Merkez Bankası’nın uzun zamandır Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “faiz sebeptir enflasyon sonuç” teorisi çerçevesinde hareket ettiğini, ancak gelinen aşamada zaten ekonomistlerin katılmadığı bu teorinin yaşanarak yanlışlandığını belirtti. Profesör Güneş, şöyle konuştu:

“Merkez Bankası 50 değil 150 baz faiz indirse de bir anlamı olmaz artık. Çünkü gerçeklikten kopuk bir tutum var. Bir buçuk yıldır faiz indiriyoruz. Hedef neydi? Üretim ve ihracat artışı. Bununla cari fazla verecektik. Geldiğimiz noktada cari işlemler açığı olumsuz gidiyor, dış ticaret açığı tarihi zirvelerde dolaşıyor. Dahası dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip ülkelerinden birisine dönüştük.

Bu enflasyonun nedeni de dış kaynaklı değil, siyasi belirsizlik, aşırı maliyet artışları ve bunun getirdiği fiyat belirsizlikleri enflasyonu körüklüyor. Sanayi üretim düşmeye başladı, yatırımlar azaldı. İhracattaki artış yavaşladı, ithalattaki artış hızlandı. Kuru baskıyla ancak tutabiliyorlar, bu da ihracatçıyı olumsuz etkiliyor. Nasıl depremde fay hattı üzerindeki stresler artıyorsa ekonomide de döviz kuru üzerinde stres artıyor. Arka kapıdan döviz müdahaleleri ile bu stresi durdurmaya çalışıyorlar ama o fay kırıldığında döviz kurunda hızlı bir hareket olacak. Türkiye ekonomisi giderek yığılan büyüyen bir kırılganlığa savruluyor.”

“Deprem kamu maliyesini sarsacak”

Her iki ekonomi profesörü de Kahramanmaraş merkezli 10 ili etkileyen depremin Türkiye ekonomisini ciddi sonuçları olacağına dikkat çekiyor.

Hurşit Güneş, “Aslında hükümetin planı şuydu, faiz indirimleriyle ekonomiyi hareketlendirmek ve mevcut sorunları halının altına süpürerek ötelemekti. Ancak deprem bu imkanı da ortadan kaldırdı. Televizyonlarda yayınlanan yardım kampanyasında yardımların yüzde 90’ı kamu kurumlarından geldi. Bunlar Hazine’ye aktaracakları kaynağı deprem yardımı olarak verdi. Diğer yüzde 10’da büyük ölçüde vergiden mahsup edecekler bu yardımları. Tüm bunlar birleştiğinde kamu maliyesini ciddi bir şekilde sarsacak. Zaten para politikası yok hükmünde. Buradan çok ciddi bir enflasyonist makro ekonomik denge çıkar. Bu hemen bir iki ay içinde enflasyona yansımayabilir ama mutlaka güçlü olarak orta vadede yansıyacaktır. Kurda hızlanma olduğu zaman kendisini iyiden iyiye gösterecekti” ifadelerini kullandı.

“Depremin ciddi maliyeti olacak, iktidar 14 Mayıs’ta seçim kararını değiştirmeyecek gibi”

Profesör Kozanoğlu da depremin enflasyonist baskıyı daha arttıracağı görüşüne katılırken, bu ortamda iktidarın bir an evvel seçime gitmeyi tercih edeceğini düşünüyor.

Altınbaş Üniversitesi öğretim üyesi, “Hatırlayın deprem öncesi seçim tarihi hemen hemen netleşmişti. 14 Mayıs’a çekme arzusu aslında kontrol altında tutmakta ne denli zorlandıklarının ispatı gibiydi. Depremin çok ciddi bir maliyeti olacak. Bu da ister istemez bütçeye yeni ve büyük bir yük getirecek. Yeniden imar ihtiyacı ithalatı körükleyecek, deprem bölgesindeki şehirlerde üretim ve ihracat azalacak. Döviz üzerindeki baskı daha da artacak. Enflasyonu mayıs ayında yüzde 40’a ya da altına çekmeyi istiyorlardı ocak ayı enflasyon oranına ve eğilimine baktığımızda belli ki o olmayacak. Ama yine de seçim sürecinde idare edebilecekleri bir oranda olacak. Bunları alt alta koyarsak iktidar bir an evvel seçime gitme yani 14 Mayıs’ta seçim kararını değiştirmeyecek gibi geliyor” diye konuştu.

Paylaşın

“Seçime Kadar Enflasyon Yüzde 40’ın Üstünde Seyredecek”

11 ilde büyük yıkıma ve 40 binden fazla can kaybına neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerin ardından, Mayıs’ın 14 veya Haziran’ın 18’de yapılması planlanan seçimlere gidilen süreçte enflasyonun yüzde 40’ın üzerinde seyretmesi bekleniyor.

Enflasyon, Ocak ayında olumlu bir baz etkisi ile yüzde 58’e düşmeden önce, bir dizi faiz indirimi ile Ekim ayında yüzde 85’in üzerine çıkarak 24 yılın en yüksek seviyesine ulaşmıştı.

Bir hükümet yetkilisi ve dört ekonomistin Reuters haber ajansına yaptıkları açıklamada, depremlerin ekonomiye maliyetinin 50 milyar dolardan fazla olacağı görüşünde. Bu tahmin diğer ekonomistlerin görüşleriyle de tutarlılık gösteriyor.

Reuters’a konuşan bu kişilere göre depremin neden olduğu kesintiler nedeniyle gıda ve konut dahil mal ve hizmet fiyatlarında artış, Türkiye’deki yüksek enflasyon oranının önümüzdeki aylarda önceden tahmin edilenden çok daha az düşeceği anlamına geliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, depremden önce de ekonomide büyük bir zorlukla karşı karşıyayken ve artan enflasyon halktan gördüğü desteği olumsuz etkilerken, depremler cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler öncesinde bu zorlukları daha da arttırdı.

Türk Lirası’nın durumu ise diğer bir endişe konusu. Merkez Bankası verileri net rezervlerin depremden bu yana 7 milyar dolar düştüğünü gösteriyor ve bankacılar döviz talebini azaltmak için yetkililerin yeni adımlar atmasını bekliyor.

Enflasyon, Ocak ayında olumlu bir baz etkisi ile yüzde 58’e düşmeden önce, Erdoğan’ın istediği alışılmışın dışındaki bir dizi faiz indirimi ile Ekim ayında yüzde 85’in üzerine çıkarak 24 yılın en yüksek seviyesine ulaşmıştı.

Reuters’a konuşan ancak adlarını açıklamak istemeyen dört ekonomiste göre enflasyonun Haziran’a kadar yüzde 35-40 seviyesine düşmesi bekleniyordu, ancak deprem nedeniyle seçim döneminde enflasyon seviyesinin yüzde 42-46 arası olacağı sanılıyor.

Konuyla ilgili kamuoyuna açıklama yapma yetkisi olmadığı için adını vermeyen bir hükümet yetkilisi, depremin etkisiyle enflasyonun yüzde 40-50 arasında bir yere ulaşabileceğini söyledi.

Yetkili, üretimdeki aksamalar ve ortaya çıkan iç göç sırasında konut ve kira fiyatlarında bazı yerlerde neredeyse yüzde 100’e varan artışın çok olumsuz etkileri olacağını söyledi, artan inşaat maliyetinin de soruna neden olacağını kaydetti.

2 milyondan fazla kişinin deprem bölgesini terk ettiği sanılıyor. Ekonomistlere göre bu da diğer bölgelerde kiraların artmasına neden oluyor. Depremden etkilenen bölge geçen yıl Türkiye tarım üretiminin yüzde 16’sını karşılamıştı, bu nedenle gıda fiyatlarında enflasyonun da artması bekleniyor.

Afetin ekonomik büyümeyi yüzde 1-2 puan azaltacağı sanılıyor. Merkez Bankası ekonomiye destek için bugün politika faiz oranını 50 baz puan düşürdü.

“Ek bütçeye ihtiyaç duyulabilir”

Depremin uzun zamandır ekonominin güçlü alanlarından biri olan bütçeyi de zorlaması bekleniyor.

2023 bütçesi kapsamında bu yıl için 661 milyar liraya (35 milyar dolar) kadar net borçlanma mümkün olabilir, ancak yetkili bunun mevcut durumda yeterli olmayacağını söyledi.

Yetkili, yılı bu bütçeyle tamamlamanın kolay olmayacağını ve ek bütçeye ihtiyaç duyulacağını söyledi.

Ekonomistler 2023’te bütçe açığının gayri safi yurtiçi hasılaya oranının depremden önce yüzde 3,5 olmasını bekliyordu. Şimdiyse yüzde 5’e kadar çıkacağı öngörülüyor.

JP Morgan, daha önce yüzde 3,5 olarak yaptığı Türkiye’nin bütçe açığı tahminini depremden kaynaklanan harcamalar nedeniyle gayrisafi milli hasılanın yüzde 4,5’i olarak değiştirdi.

Deprem bölgesindeki sanayi de büyük aksama yaşadı. Ziylan Grup adlı ayakkabı üreticisinin yönetim kurulu üyesi Mehmet Büyükekşi’ye göre işçiler iki hafta önce yaşanan afetin neden olduğu travmanın etkisiyle işlerine dönmeye isteksiz.

Büyükekşi depremden nispeten daha az etkilenen Şanlıurfa’da 1800 işçinin geçen hafta işe geri dönmeye çağırıldığını ancak 300’ünün hala dönmediğini belirtti.

Büyükekşi, işçiler arasında korku ve psikolojik rahatsızlık olduğunu söyledi ve sektörün en büyük sıkıntısının bölgede yaşayanların işe geri dönmemesi olduğunu kaydetti.

(Kaynak: Reuters)

Paylaşın

Kırmızı Etin Fiyatı Bir Yılda 2 Buçuk Kat Arttı

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da gerçekler iktidarın açıklamalarını yalanlıyor. Et fiyatlarında son bir yılda rekor artış kaydedildi. Dana karkas kesimin fiyatı 160 lirayı geçti.

Dana karkas kesim fiyatı Marmara Bölgesi’nde 163,40, İç Anadolu Bölgesi’nde 164,5, Doğu Anadolu Bölgesi’nde 160 liraya çıktı.

Et fiyatlarında artış yılbaşından bu yana yüzde 30’a ulaştı. Yağsız dana etinin fiyatı 5 Ocak tarihinde ortalama 126,87 lirayken fiyat 16 Şubat tarihinde 163,87 liraya yükseldi.

Ulusal Kırmızı Et Konseyi’nin verilerine göre, dana karkas kesim fiyatı Ege Bölgesi’nde 164,20, Akdeniz Bölgesi’nde 162,5, Marmara Bölgesi’nde 163,40, İç Anadolu Bölgesi’nde 164,5, Doğu Anadolu Bölgesi’nde 160, Güneydoğu Anadolu’da 165 ve Karadeniz Bölgesi’nde 167,5 lira olarak gerçekleşti.

Et fiyatları bir yılda 2 buçuk kat arttı

Dünya gazetesinin haberine göre, ortalama artış geçen aya göre yüzde 21,2, geçen yıla göre ise yüzde 140,1 oldu. Kuzu karkasta da ortalama fiyat 146,03 lira oldu. Bu üründe geçen aya göre değişim oranı yüzde 14, geçen yıla göre ise yüzde 100,7 oldu.

Kırmızı Et Sanayicileri ve Üreticileri Birliği Derneği (ETBİR) Başkanı Ahmet Yücesan, 160 liranın üzerini üreticinin de “köpük” olarak değerlendireceğini belirterek, bu rakamların bugün için maliyetleri kurtarmış göründüğünü öne sürüyor.

Diğer yandan, et ithalatıyla ilgili de bilgi veren Ahmet Yücesan, bu konuda siparişlerin verildiğini ve imzaların atıldığını kaydederek, Ramazan haftasına kadar 8-9 bin ton civarında karkasın Türkiye’ye gelmiş olacağını söylüyor.

Paylaşın

Uzmanlar Yorumladı: Depremlerin Ekonomiye Etkisi Sınırlı Olabilir

11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerin ekonomideki yansımaları gündemin öne çıkan konuları arasında. Uzmanlar, depremlerin ekonomiye etkisinin sınırlı olabileceğini belirtiyor.

Türk Girişim ve İş Dünyası Federasyonu’ndan (TÜRKONFED), depremlerinin ekonomiye olası etkisine ilişkin ilk kapsamlı değerlendirmeleri yapmıştı. TÜRKONFED raporunda, yıkımın Türkiye’ye maliyetinin 84 milyar doları bulabileceği tespitine yer vermişti.

Londra merkezli haber ajansı Reuters’ın görüş aldığı 3 ekonomist ise maliyetin 50 milyar doları bulabileceği görüşünde.

Ekonomik kayba ilişkin değerlendirmelerde rakamlar değişse de uzmanlar bir noktada birleşiyor. O da afetin ardından toparlanma çalışmalarında maliyetin büyük bir kısmını konut ve altyapı inşasının oluşturacağı.

TÜRKONFED’in ön raporuna göre depremin maliyetinin dökümü şu şekilde:

Konut zararı: 70 milyar dolar

Ulusal gelir kaybı: 10,4 milyar dolar

İş günü kaybı: 2,9 milyar dolar

6 Şubat depremlerinden önce Türkiye’nin Orta Vadeli Program kapsamında 2023 yılı için öngördüğü büyüme yüzde 5,5’ti. Ekonomi uzmanları depremin ardından Türkiye’nin bu yıl yaklaşık yüzde 2’ye varan oranda daha az büyüyeceği görüşünde.

Marmara depreminin ekonomik etkisiyle karşılaştırma

17 Ağustos 1999 Marmara depreminde can kaybı resmi verilere göre 18 bin 373’tü. Depremin yol açtığı maddi hasarsa TÜSİAD ve Dünya Bankası’na göre 17 milyar dolardı.

Depremden sonraki yıllarda uluslararası ekonomi çevrelerinin hazırladığı raporlardaysa daha geniş etki göz önüne alındığında maddi kayıp çok daha yüksekti.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) 1999 İzmit ve Bolu depremlerinin ekonomik etkisine ilişkin 2000 yılında hazırladığı ara rapora göre, bu iki şehir ve deprem bölgeleriyle ekonomik bağlantısı olduğu için etkilenen diğer şehirler, Türkiye’nin o dönem Gayrisafi Yurtiçi Hasılası’nın yüzde 35’ini oluşturuyordu.

VOA Türkçe’den Begüm Dönmez Ersöz’ün sorularını yanıtlayan Türkiye analisti Timothy Ash, 1999 depremlerinden etkilenen bölgenin otomobil, petrokimya, imalat gibi pek çok alanda ülkenin sanayi merkezi olduğuna dikkat çekti.

Ash 1998’de yani Marmara depreminden bir yıl önce yüzde 3 büyüyen Türkiye ekonomisinin, ülkenin imalat ve ekonomi merkezini vuran depremin ardından yüzde 3,3 oranında daraldığını hatırlattı.

24 yıl sonra meydana gelen 6 Şubat 2023 depremlerinin etkilediği 10 ilde 13,4 milyon kişi yaşıyor. Daha çok tarım ürünleri bakımından öne çıkan bu bölge Türkiye nüfusunun ve ülkenin Gayrisafi Yurtiçi Hasılası’nın yüzde 10’una denk düşüyor.

IMF Dünya Ekonomik Görünüm Raporu bu yıl Türkiye için yüzde 3’lük bir büyüme öngörmüştü.

Timothy Ash son depremin Türkiye ekonomisine etkisinin orta derecede olacağı; ancak bu yıl büyümenin öngörülenden daha düşük olacağı görüşünde.

Dış finansman gereklilikleri

İki depremin yol açtığı tahribatın ortaya çıkmasının ardından ABD 85 milyon dolar; Dünya Bankası da ilk aşamada yaklaşık 1,8 milyar dolarlık yardım açıklamıştı. Açıklanan bu yardımlar afetten etkilenen Suriye’yi de kapsıyor.

Timothy Ash, yardımların ilk aşamada acil gereksinimlerin karşılanmasına katkı sağlayabileceğini; ancak yeniden yapılanma sürecinde on milyarlarca doları bulması beklenen konut inşası gibi çalışmaların maliyeti sebebiyle, Türkiye’nin kredi formatında bir miktar dış finansmana ihtiyaç duyabileceğini belirtti.

Türkiye’nin nispeten güçlü bir bilançosu, düşük bir kamu borcu ve nispeten düşük cari açığı olduğunu kaydeden Ash, “İlk ayları atlattıktan sonra orta vadede büyümede bir artış olabilir. Genelde büyüme hızlandığında ithalat talebi ticareti arttırır ve cari açık genişler. Bu durumda döviz talebi artar. O nedenle Türkiye’nin dış finansman gereksinimlerini orta ve uzun vadede karşılaması için daha fazla dış finansman desteğine ihtiyaç duyabilir” diye konuştu.

Avrupa Yeniden İnşa ve Kalkınma Bankası: “Siyasi belirsizlik ekonomik kırılganlığa yol açıyor”

Avrupa Yeniden İnşa ve Kalkınma Bankası (EBRD) de bugün yayınladığı raporunda depremin olası etkilerinin sonucu olarak Türkiye’nin Gayrisafi Yurtiçi Hasılası’nda yüzde 1’lik bir kayıp olabileceğini belirtti.

Bankaya göre yeniden inşa çalışmalarının büyümeye yapacağı katkı hesap edildiğinde bu “makul bir öngörü.”

EBRD’nin baş ekonomisti Reuters’a yaptığı açıklamada, “Deprem daha çok tarım arazilerini ve imalatın nispeten daha az olduğu yerleri etkiledi. O nedenle etkinin diğer sektörlere sıçrama olasılığı sınırlı” dedi.

Avrupa Yeniden İnşa ve Kalkınma Bankası (EBRD) bugünkü raporunda, gittikçe artan dış finansman gereklilikleri ve seçimlerle ilgili siyasi belirsizliğin ciddi ekonomik kırılganlıklara yol açtığı tespitine yer verdi.

“Yabancı yatırımcı seçimi bekliyor”

Uzmanlar Türkiye ekonomisinde 6 Şubat depremlerinden önce de sorunların olduğuna ve özellikle para politikası ve makroekonomik politika konusunda yabancı yatırımcıda bir güvensizlik olduğuna dikkat çekiyor.

Bu nedenle uzmanlara göre ekonominin seyrinde asıl önemli olan gelişme 14 Mayıs’ta yapılması planlanan ancak depremin ardından daha şimdiden tartışma konusu olan seçimler, sonuçları ve ekonomik politikaya bu sonuçların yansıması.

Yabancı yatırımcının ister mevcut yönetimle ister seçim sonrası gelebilecek başka bir yönetimle, güvenilir bir para politikası istediğini belirten Timothy Ash, “Politika faizi şu an yüzde 10’un altında ve enflasyon yüzde 60. Reel faiz oranı eksi yüzde 50 iken hiçbir yatırımcı Türkiye’de yatırım yapmaz” görüşünü dile getiriyor.

“Deprem sonrası toparlanma süreci belirleyici faktör olacak”

İngiliz analiste göre seçimlerin sonucu büyük ölçüde 6 Şubat depremlerinin ardından toparlanma sürecinde gösterilecek performansa bağlı.

Türkiye’de muhalefet bloğu cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerini kazanması halinde ekonomide daha akılcı ve geleneksel politikaya dönüş vaadinde bulunuyor.

Depremin seçime giden süreçte belirleyici bir faktör olacağını vurgulayan Timothy Ash, “(Cumhurbaşkanı) Erdoğan yardım ve yeniden inşa konusunda iyi bir performans sergilerse seçimde daha iyi bir sonuç alabilir. Gösteremezse seçimi kaybetme olasılığı yüksek. Seçim sonuçlarına bağlı olarak gerçekleşebilecek politika değişiklikleri yatırımcı için çok önemli” diyor.

Paylaşın

IMF, Küresel Ekonomik Büyüme Tahminini 2,9’a Yükseltti

Uluslararası Para Fonu (IMF), 2022 yılında yüzde 3,4 olan küresel ekonomik büyüme hızının bu yıl yüzde 2,9’a gerileyeceğini tahmin ediyor. Ancak bu, Ekim ayında yayımladığı rapordaki yüzde 2,7 tahmininde bir iyileşmeye işaret ediyor.

Dünya çapında ekonomik büyüme hızının 2024’te yüzde 3,1’e çıkması bekleniyor. IMF, Ekim ayında yayımladığı raporda, küresel ekonominin 2024’te yüzde 3,2 büyüyeceğini öngörmüştü.

IMF’nin güncellenmiş raporunda, Türkiye ekonomisinin bu yıla ilişkin büyüme tahmini yüzde 3 olarak korundu.

Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda, küresel ekonomik büyüme tahminini yükseltti ve enflasyonun gerilmeye başladığı tespitinde bulundu.

Raporda, ABD ve Avrupa’da talebin devam etmesi, enerji maliyetlerinin azalması ve Çin’in “Sıfır Covid” politikasından vazgeçmesinin beklenenden daha hızlı bir toparlanmanın yolunu açtığını söylüyor.

Geçen yılın sonlarında, IMF küresel ekonomi için en kötünün henüz gelmediği konusunda uyarıda bulunuyordu. Ancak yine de, savaşın henüz kazanılmadığını söyleyerek merkez bankalarını enflasyona karşı mücadelelerini sürdürme konusunda uyarıyor.

IMF, 2022’de yüzde 3,4 olan küresel ekonomik büyüme hızının bu yıl yüzde 2,9’a gerileyeceğini tahmin ediyor. Ancak bu, Ekim ayında yayımladığı rapordaki yüzde 2,7 tahmininde bir iyileşmeye işaret ediyor.

Dünya çapında ekonomik büyüme hızının 2024’te yüzde 3,1’e çıkması bekleniyor. IMF, Ekim ayında yayımladığı raporda, küresel ekonominin 2024’te yüzde 3,2 büyüyeceğini öngörmüştü.

IMF’nin güncellenmiş raporunda, Türkiye ekonomisinin bu yıla ilişkin büyüme tahmini yüzde 3 olarak korundu.

IMF Baş Ekonomisti Pierre-Olivier Gourinchas, resesyon riskinin azaldığını ve merkez bankalarının enflasyonu kontrol etmede ilerleme kaydettiğini ancak Ukrayna-Rusya savaşı ve Çin’in Covid-19’a karşı mücadelesinin yeni sorunlara yol açma ihtimali nedeniyle fiyatları düşürmek için daha fazla çabanın gerektiğini söylüyor.

Gourinchas, “Beklenmeyeni beklemeye hazırlıklı olmalıyız ancak büyümenin dibe vurması ve ardından enflasyonun düşmesi bir dönüm noktasını temsil edebilir” diyor.

IMF raporunda ülkelerin büyüme tahminlerini de güncelledi.

ABD ekonomisinin 2023 yılına ilişkin büyüme tahmini yüzde 1’den yüzde 1,4’e çıkarıldı. 2022’de ülke yüzde 2 büyümüştü.

IMF, Çin’in bu yıla ilişkin ekonomik büyüme beklentisini keskin bir şekilde yükselterek yüzde 4,4’ten yüzde 5,2’ye çıkardı.

Çin’in “Sıfır Covid” politikasının getirdiği sınırlar ekonomisinin 2022’de yüzde 3 büyümesine yol açmıştı. Böylece 40 yılı aşkın bir süredir büyüme hızı ilk kez küresel ortalamanın altında kalmıştı.

Hindistan ekonomisinin bu yıla dair büyüme beklentisi yüzde 6,1’de sabit tutuldu. 2024’te ise geçen yıl olduğu gibi yüzde 6,8 büyüyeceği tahmin edildi.

Gourinchas, Asya’nın iki ekonomik güç merkezinin 2023’te küresel büyümenin yüzde 50’sinden fazlasını sağlayacağını söyledi.

İngiltere ise 2023’te daralması beklenen tek büyük ekonomi oldu. Daha önce bu yıl yüzde 0,3 büyümesi öngörülen İngiltere ekonomisinin 2023’te yüzde 0,6 küçülmesinin beklendiği kaydedildi.

Paylaşın

Cumhuriyet Tarihinin En Kapsamlı Borç Yapılandırma Paketi Geliyor!

31 Aralık 2022’ye kadar devlete olan tüm borçlar yapılandırılacak. Yapılandırma paketi pazartesi günü Kabine’de masaya yatırılacak. Kabine sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın paketin ayrıntılarını açıklaması bekleniyor. 

NTV’den Ahmet Ergen’in haberine göre, paketin en geç şubat ortasında yasalaşması bekleniyor.

Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı borç yapılandırma paketi için hükümet harekete geçti. Paket, önümüzdeki hafta başında Kabine toplantısında değerlendirilecek.

Buna göre 31 Aralık 2022’ye kadar devlete olan tüm borçlar yapılandırılacak.

Vergi, prim ve cezalar kapsamda

Vergi, sigorta primi borçlarıyla adli ve idari cezalar için yapılandırma imkanı sunulacak.

Şirketlere matrah artırımı, kasa ve stok affı imkanı sağlanacak. Belediyelere olan borçlar, su ve öğrenim kredisi borçları yapılandırma kapsamında olacak.

Taksitli ödeme imkanı

Anapara borcuna eklenen faiz ve gecikme faizi borçlarında önemli ölçüde silinme meydana gelecek. Önceki yapılandırmalarda olduğu gibi peşin ve taksitli ödeme imkanı getirilecek. Peşin ödeme halinde yüzde 90’a kadar borçların silinmesi imkanı olacak. Belirli tutarın altında olan borçların tamamının silinmesi söz konusu olabilir.

Ne zaman yasalaşacak?

Yapılandırma paketi pazartesi günü Kabine’de masaya yatırılacak. Kabine sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın paketin ayrıntılarını açıklaması bekleniyor. Paketin en geç şubat ortasında yasalaşması bekleniyor.

Hangi borçlar yapılandırılacak?

Yapılandırma işleminin vergi borçları; maliyeye olan vergi borçları henüz kesinleşmemiş veya dava sürecinde olan cezalar, Kredi Yurtlar Kurumu öğrenim kredileri, motorlu taşıt vergileri, trafik cezaları, nüfus cezaları, askerlik cezaları, otoyol ve köprülerden kaçak geçiş ücretleri ve cezaları, gümrük cezaları ve sosyal güvenlik kurumu tarafından takip edilen sigorta primlerini kapsaması bekleniyor.

Paylaşın

İcra Dosya Sayısı 23 Milyon 204 Bini Aştı

Mahkemelerdeki icra dosyası 10 Ocak itibarıyla 23 milyon 204 bini aştı. Son 5 yılda icra dosyası sayısı 7 milyon 365 bin artarken, 2022 yılında artış 658 bin 294’e ulaştı. Ekonomi yönetiminin, icra dosyalarının kabarmasını önlemek amacıyla geçen yıl kasımda çıkardığı torba kanun ile 2 bin 500 liranın altındaki icra takipleri kaldırılacak.

Bu işlemin gerçekleşmesiyle mevcut icra dosyası sayısı yarıya yakın azalacak. Kanun, 15 Ağustos 2022 itibarıyla 2 bin 500 liranın altındaki icra dosyalarının silinmesini öngörüyor. Kanunun öngördüğü tarih olan 15 Ağustos 2022 itibarıyla icra dairelerindeki icra ve iflas dosyası sayısı 24 milyon 85 bin 623 seviyesindeydi.

Ekonomim gazetesinden Hüseyin Gökçe’nin haberine göre, ekonomik kriz kaynaklı mahkemelerdeki icra dosyası sayısı giderek kabardı ve 10 Ocak itibarıyla 23 milyon 204 bini aştı. Son 5 yılda( 2017 sonundan itibaren) icra dosyası sayısı 7 milyon 365 bin 831 artarken, 2022 yılında artış 658 bin 94 oldu.

Ekonomi yönetiminin, icra dosyalarının kabarmasını önlemek amacıyla geçen yıl kasım ayında çıkardığı torba kanun ile 2500 liranın altındaki icra takipleri kaldırılacak. Bu işlemin gerçekleşmesiyle mevcut icra dosyası sayısı yarıya yakın azalacak.

Ekonomik sıkıntıların dar ve sabit gelirlilerin ödeme kabiliyetini azaltması, özellikle son 5 yılda icra dairelerindeki icra iflas dosyalarının sayısında ciddi artışa yol açtı. 2017 yılı sonundan bu yana geçen zaman diliminde toplam icra dosyası sayısı 7 milyon 365 bin 831 artarak 11 Ocak itibarıyla 23 milyon 212 bin 239’a ulaştı.

Pandemide icra işlemleri durdurulmuştu

Dosya sayısı 2019’da 20 milyon 312 bine yükselirken, 2020 yılı sonu itibarıyla 1 milyon 833 bin artarak 22 milyon 196 bine yükseldi. COVID-19 virüsünün pandemi olarak ilan edildiği 2020 yılında, Cumhurbaşkanı Kararı ile bir süre icra iflas dairelerinin çalışması durdurulmuştu.

2021 yılında ise dosya sayısı 375 bin artarak 22 milyon 571 bin oldu. Geride bıraktığımız 2022 yılında ise icra dosyası sayısı aylar itibarıyla çok hızlı artış gösterdi. Ocak sonunda 22 milyon 890 bin olan dosya sayısı, Şubat’ta 23 milyon 327 bine, Mart’ta 23 milyon 568 bine çıktı. Nisan’da küçük bir gerileme olsa da Ağustos ayı itibarıyla 24 milyonu aştı.

Milat 15 Ağustos 2022

2500 liranın altındaki icra dosyalarının silinmesini öngören 7420 sayılı yasa 15 Ağustos 2022’yi milat olarak kabul ediyor. Yani bu tarih itibarıyla tutarı 2500 liranın altında olan veya kısmi ödeme ile bakiyesi bunun altında olan icra dosyalarına ilişkin takipler durdurulacak.

Bu tarihten itibaren icra dosyası sayısı önemli bir gerileme trendine girdi. Eylül’de 23 milyon 782 bine, Ekim’de 23 milyon 521 bine, yıl sonunda ise 23 milyon 229 bine geriledi. 11 Ocak itibarıyla ise icra dairelerindeki icra iflas dosya sayısı 23 milyon 212 bin 239 oldu.

İcra dosyası sayısı yüzde 41 azalacak

Kanun, 15 Ağustos 2022 itibarıyla 2 bin 500 liranın altındaki icra dosyalarının silinmesini öngörüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu düzenleme ile birlikte 5 milyon kişiye ait 10 milyon civarında icra dosyasının kapatılacağını söylemişti.

Kanunun öngördüğü tarih olan 15 Ağustos 2022 tarihi itibarıyla icra dairelerindeki icra ve iflas dosyası sayısı 24 milyon 85 bin 623 seviyesindeydi. Buna göre kanun kapsamındaki tüm dosyalara ilişkin takibin durması halinde, icra dairelerindeki dosya sayısı yaklaşık yüzde 41 oranında azalmış olacak.

Haberin tatmamı için TIKLAYIN

Paylaşın