Ay Madenciliği: Yarış Yeniden Başladı, Kim Kazanacak?

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya, Çin ve Hindistan’ın da aralarında bulunduğu büyük güçler, Dünya’nın tek doğal uydusu Ay’ın kaynakları için yeniden harekete geçtiler.

Uzay madenciliği, Ay’da, diğer gezegenlerde ve Dünya’ya yakın asteroitlerde (Near-Earth Asteroid- NEA’s) bulunan doğal kaynakların keşfedilmesi, işletilmesi ve kullanılması olarak tanımlanmaktadır.

Büyük güçler dünyanın tek doğal uydusu Ay’da bulunan elementler hakkında daha fazla bilgi edinmeye çalışırken cuma günü Rusya ise 47 yıl sonra Ay’a iniş yapan ilk uzay aracını fırlattı.

Rusya, Ay’a yönelik daha fazla misyon başlatacağını, ardından ise Çin ile ortak bir misyon gönderme, hatta orada bir üs kurma olasılığını araştıracağını bildirdi. Ay’daki altın potansiyelinden bahseden NASA, Ay madenciliğini gündeme getirdi.

Gezegenimizden 384 bin 400 kilometre uzaklıkta olan Ay, dünyanın kendi eksenindeki dönüşünü hafifletiyor. Ayrıca dünya okyanuslarında gelgitlere neden oluyor. Ay’ın yaklaşık 4,5 milyar yıl önce devasa çarpışma neticesinde enkazın bir araya gelmesiyle oluştuğu düşünülüyor.

Ay’daki sıcaklıklar değişiklik gösteriyor. Günde altı saatten fazla güneş ışığına maruz kaldığında sıcaklık 127 santigrat dereceye yükselirken karanlıkta ise yaklaşık eksi 173 dereceye düşebiliyor. Ay’ın egzosferi güneşten gelen radyasyona karşı koruma sağlamıyor.

Su

NASA’nın bildirdiğine göre, Ay’da suya ilişkin ilk kesin keşif 2008 yılında Hindistan’ın Chandrayaan-1 misyonu tarafından yapıldı.

Tespit edilen hidroksil molekülleri ay yüzeyine yayılmış ve kutuplarda yoğunlaşmış haldeydi. İnsan hayatı için elzem olan su, aynı zamanda roketleri harekete geçirmek için kullanılan hidrojen ve oksijen kaynağı da olabilir.

Helyum-3

Helyum-3 dünyada nadir bulunan bir helyum izotopudur. Ancak NASA, bu maddenin Ay’da 1 milyon ton kadar bulunduğunun tahmin edildiğini söylüyor.

Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) bildirdiğine göre bu izotop bir füzyon reaktöründe nükleer enerji sağlayabilir, ancak radyoaktif olmadığı için tehlikeli atık üretmeyecektir.

Nadir toprak elementleri

Boeing tarafından yapılan araştırmaya göre, akıllı telefonlarda, bilgisayarlarda ve ileri teknolojilerde kullanılan nadir toprak elementleri olan skandiyum, itriyum ve diğer 15 lantanit Ay’da mevcut halde.

Ay madenciliği nasıl işliyor?

Net bir yöntemi bulunmuyor.
Bunun için ayda bir tür altyapı kurulması gerekecek.
Ay’ın koşulları, zor işlerin çoğunu robotların yapması gerektiği anlamına gelse de, Ay’daki su insanların uzun süreli varlığına imkan sağlayabilir.

Yasalar nedir?

Bu yöndeki yasalar belirsizlikler ve boşluklarla dolu. Birleşmiş Milletler Dış Uzay Anlaşması (1966), hiçbir ülkenin Ay ya da diğer gök cisimleri üzerinde egemenlik iddiasında bulunamayacağını, uzayın keşfinin tüm ülkelerin yararına gerçekleştirilmesi gerektiğini söylüyor.

Ancak hukukçular, özel bir kuruluşun Ay’ın bir bölümü üzerinde egemenlik iddia edip edemeyeceğinin belirsiz olduğunu söylüyor.

RAND Corporation geçen yıl yayınladığı bir yazıda, “Bu potansiyel yüksek risklere rağmen uzay madenciliği nispeten az sayıda mevcut politika veya yönetişime tabidir” ifadeleri yer almıştı.

Devletlerin Ay’da ve Diğer Gök Cisimlerindeki Faaliyetlerini Düzenleyen Ay Anlaşması’nda (1979), Ay’ın hiçbir parçasının herhangi bir devletin, uluslararası hükümetler arası veya hükümet dışı kuruluşun, ulusal kuruluşun veya hükümet dışı kuruluşun ya da herhangi bir kişinin mülkü olmayacağı belirtiliyor.

Bu madde hiçbir büyük uzay gücü tarafından onaylanmadı. ABD, 2020 yılında, adını NASA’nın Artemis programından alan Artemis Anlaşmalarını ilan ederek, Ay’da güvenli bölgeler oluşturulmasıyla mevcut uluslararası uzay hukukunu geliştirmeyi amaçladı. Rusya ve Çin ise bu anlaşmaya katılmadı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Dünya Nüfusunun Yüzde 81’i İklim Değişikliğinden Etkilendi

İklim değişikliği günlük ortalama sıcaklıkları önemli ölçüde artırırken 6,5 milyardan fazla kişi ya da dünya nüfusunun yüzde 81’i, bu durumdan etkilendi. İklim Değişimi Endeksi adlı bir ölçüm aracı geliştirildi.

Bu araç, Avrupa ve ABD hava tahminlerini, gözlemlerini ve bilgisayar simülasyonlarını kullanarak iklim değişikliğinin, dünyadaki sıcaklıklar üzerindeki etkisini gerçek zamanlı hesaplıyor.

İklim değişikliğinin etkisini ölçmek için bilim insanları, kaydedilen sıcaklıkları, iklim değişikliğinden kaynaklanan ısınmanın olmadığı daha soğuk olan simüle edilmiş bir dünyayla karşılaştırıyor. Bu simülasyon 1,2 Santigrat derece daha soğuk.

İnsan kaynaklı küresel ısınma Temmuz ayını dünya yüzünde 5 kişiden 4’ünü etkileyecek kadar sıcak hale getirdi. Yeni bir araştırmaya göre 2 milyardan fazla kişi iklim değişikliğinin tetiklediği ısınmayı günlük olarak hissediyor.

Kar amacı gütmeyen İklim Merkezi’nin yayımladığı yeni bir rapora göre, iklim değişikliği günlük ortalama sıcaklıkları önemli ölçüde artırırken 6,5 milyardan fazla kişi ya da dünya nüfusunun yüzde 81’i, bu durumdan etkilendi.

İklim Merkezi Başkan Yardımcısı Andrew Pershing, “İklim değişikliğini gerçekten neredeyse her yerde hissediyoruz” dedi.

Araştırmacılar Temmuz ayında 4 bin 711 kentin 4 bin 19’unda iklim değişikliği izlerine rastladı. Diğer uzmanlar da Temmuz ayının kayıtlara geçen en sıcak ay olduğu görüşünde.

ABD’de 244 milyondan fazla kişi iklim değişikliğinden kaynaklanan aşırı sıcakları hissetti. ABD’de en az 244 milyon kişi Temmuz ayında iklim değişikliğinden kaynaklanan aşırı sıcakları hissetti. ABD’de iklim değişikliğinden en çok etkilenen yer ise Florida eyaleti.

Çalışmaya göre tropik kuşakta yaşayan 2 milyar kişi için Temmuz ayının her gününün, eski Temmuz aylarına oranla daha sıcak olma ihtimali üç kat arttı. Buna Suudi Arabistan’daki Mekke ve Honduras’taki San Pedro Hula gibi milyonlarca kişilik nüfusu olan kentler de dahil.

İklim değişikliği etkisinin en yoğun hissedildiği gün 10 Temmuz’du. Rapora göre 10 Temmuz’da 3,5 milyar kişi küresel ısınmadan kaynaklanan aşırı sıcakları hissetti. Bu Maine Üniversitesi’ne göre küresel düzeyde en sıcak gün olan, 7 Temmuz’dan farklı.

Çalışma hakem incelemesinden henüz geçmedi çünkü Temmuz ayı daha yeni sona erdi. Ancak çalışma diğer grupların da kullandığı hakem incelemesinden geçen iklim parmakizi metotlarını kullandı. Bu nedenle Ulusal Bilimler Akademisi tarafından geçerli kabul ediliyor. Associated Press haber ajansına konuşan iki iklim uzmanı da araştırmanın güvenilir olduğu görüşünü doğruladı.

İklim Merkezi bir yıldan uzun süre önce, İklim Değişimi Endeksi adlı bir ölçüm aracı geliştirdi. Bu araç, Avrupa ve ABD hava tahminlerini, gözlemlerini ve bilgisayar simülasyonlarını kullanarak iklim değişikliğinin, dünyadaki sıcaklıklar üzerindeki etkisini gerçek zamanlı hesaplıyor.

İklim değişikliğinin etkisini ölçmek için bilim adamları, kaydedilen sıcaklıkları, iklim değişikliğinden kaynaklanan ısınmanın olmadığı daha soğuk olan simüle edilmiş bir dünyayla karşılaştırıyor. Bu simülasyon 1,2 Santigrat derece daha soğuk.

Princeton Üniversitesi’nden iklim bilimci Gabriel Vecchi, “Şimdiye kadar hepimiz sıcak hava dalgalarının küresel ısınmadan kaynaklanıyor olduğunu biliyorduk. Ancak maalesef bu ay bu çalışmanın da gösterdiği gibi gezegendeki insanların büyük çoğunluğu, küresel ısınmanın ‘aşırı sıcaklık etkisini’ hissetti” dedi.

ABD’de 22 şehir iklim değişikliğinin aşırı ısınmayı üç kat arttırmasının muhtemel olduğu en az 20 gün geçirdi. Bu şehirler Miami, Houston, Phoenix, Tampa, Las Vegas ve Austin.

ABD’de Temmuz ayında iklim değişikliğinden en çok etkilenen kent ise Florida’daki Cape Coral oldu. Fosil yakıt tüketimi Temmuz ayı sıcaklık artışını 4,6 kat daha mümkün kıldı. Temmuz boyunca 31 günün 29’unda iklim değişikliğinin önemli izlerine rastlandı.

ABD’nin kuzeyinde Temmuz ayında daha az iklim değişikliği etkisi görüldü. Araştırmacılar Kuzey Dakota, Güney Dakota, Wyoming, kuzey California, New York’un kuzeyi, Ohio, Michigan, Minnesota ve Wisconsin’de iklim değişikliğinin önemli etkilerine daha az rastladı.

İklim Merkezi Başkan Yardımcısı Pershing, ABD’nin güneybatısı, Akdeniz ve Çin’deki sıcaklık dalgalarının, iklim değişikliğini inceleyen uluslararası girişim World Weather Attribution tarafından özel bir incelemeye tabi tutulduğunu, ancak Karayipler ve Orta Doğu gibi yerlerin çok büyük iklim değişikliği sinyalleri alınmasına rağmen dikkat çekmediğini belirtti.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

“Şeytan” Kuyrukluyıldız Dünya’ya Doğru İlerliyor!

Büyük bir volkanik patlamanın ardından iki boynuzu varmış gibi görünen şehir büyüklüğünde bir kuyrukluyıldız Dünya’ya doğru ilerliyor. 2 Haziran 2024’te Dünya’ya en yakın konumunda olacak olan kuyrukluyıldızı gece gökyüzünde görmek mümkün olacak.

21 Nisan 2024’te Güneş’e en yakın noktasına ulaşacak olan bu kuyrukluyıldızın, Güneş etrafında dönüşü tam 71 yıl sürüyor. Bu süre zarfında kuyrukluyıldız, Güneş Sistemi’nin en uzak noktalarından geçiyor.

Bilim insanları ani bir patlamanın ardından “boynuzları çıkan” volkanik bir kuyrukluyıldızın Dünya’ya doğru ilerlediğini söylüyor. 12P/Pons-Brooks (12P) diye adlandırılan nesnenin son 70 yılda ilk kez patlamaya şahit olduğu ifade ediliyor.

Bu tür kuyrukluyıldızlara kriyovolkanik nesneler de deniyor. Kriyovolkanlar aynı zamanda soğuk yanardağlar diye biliniyor. Bu yapısı, 12P’nin küçük bir yıldız gibi parlamasına ve uzaya süper soğuk “magma” kütleleri yağdırmasına neden oluyor.

Gökbilimcilere göre bu sıradışı nesne bir şehir büyüklüğünde ve 2024’te Dünya’ya en yakın konumuna ulaşacak.

Kuyrukluyıldızın boynuzları

Diğer tüm kuyrukluyıldızlar gibi bu buzlu nesne de buz, toz ve gaz karışımıyla dolu katı bir çekirdekten oluşuyor. Aynı zamanda kuyrukluyıldızın iç kısmından dışarı sızan ve “koma adı verilen bir gaz bulutuyla çevrili.

Ancak diğer kuyrukluyıldızların aksine, 12P’nin çekirdeğinde çok fazla gaz ve buz birikiyor. Bunun sonucunda gök cismi şiddetli biçimde patlayabiliyor.

Bunun sonucunda çekirdeğin kabuğundaki büyük çatlaklardan dışarı kriyomagma diye bilinen soğuk malzemeler çıkıyor. Bu süreç, 12P’nin dışındaki boynuz benzeri yapıların oluşmasını sağladı.

Spaceweather’ın bildirdiğine göre, gökbilimciler 20 Temmuz’da, kuyrukluyıldızda ani bir patlama tespit etti. Nesne bu patlamanın ardından olağan halinden yaklaşık 100 kat daha parlak görünmeye başladı.

Parlaklık artışının ardında, kuyrukluyıldızın içinden salınan gaz ve buz kristalleriyle komanın aniden şişmesi ve böylece nesnenin Dünya’ya daha fazla Güneş ışığı yansıtması yatıyor.

Astronom Richard Miles’a göre, 26 Temmuz itibarıyla kuyrukluyıldızın koması yaklaşık 230 bin kilometre genişliğe ulaştı. Ancak ilginç bir şekilde, genişlemiş komanın şeklinin düzensiz olması, kuyrukluyıldızı sanki boynuzları varmış gibi gösteriyor.

Miles, komanın olağandışı şeklinin, muhtemelen çekirdeğin şeklindeki bir düzensizlikten kaynaklandığını söylüyor. Buna göre genişleyen koma, zamanla Güneş ışığını yansıtamayacak kadar dağılacak ve sonunda yok olacak.

12P’nin Güneş etrafında dönüşü tam 71 yıl sürüyor. Bu süre zarfında nesne, Güneş Sistemi’nin en uzak noktalarından geçiyor. Kuyrukluyıldız 21 Nisan 2024’te Güneş’e en yakın noktasına ulaşacak.

2 Haziran 2024’te ise Dünya’ya en yakın konumuna gelecek. Bu noktada nesneyi gece gökyüzünde görmek mümkün olacak.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Gizemli Kaynak, 35 Yıldır Dünya’ya Radyo Sinyalleri Gönderiyor

Bilim insanları, uzayda bilinmeyen bir kaynağın 35 yıldır düzenli olarak 20 dakikalık enerji patlamaları gönderdiğini ve bunların parlaklıklarının önemli ölçüde değiştiğini söylüyor.

Bilim insanları eski kayıtları inceleyerek sinyallerin en azından 1988’den beri Dünya’da tespit edildiğini ancak bu verileri toplayanlar tarafından fark edilmediğini buldu. Kaynak tespit edildikten sonra araştırmacılar radyo arşivlerini kontrol etti ve kaynağın en az 35 yıldır tekrar ettiğini saptadı.

Bulgular bilimsel dergi Nature’da yayımlanan “30 yıldır aktif olan uzun periyotlu bir radyo geçici dalgası” başlıklı yeni bir makalede bildirildi.

Bilim insanları, bilinmeyen bir kaynağın en azından 1988’den beri Dünya’ya doğru radyo patlaması dalgaları gönderdiğini söylüyor. Araştırmacılar bu radyo dalgalarını Dünya’ya hangi cismin gönderdiğini bilmiyor. Öyle ki dalgaların doğası, onu açıklamaya çalışan hiçbir modelle uyuşmuyor.

Araştırmacılar, kaynağın 35 yıldır düzenli olarak 20 dakikalık enerji patlamaları gönderdiğini ve bunların parlaklıklarının önemli ölçüde değiştiğini söylüyor.

Emisyonlar, pulsarlardan çıkan ya da hızlı radyo dalgaları patlamalarını andıran patlamalara benziyor. Söz konusu patlamalar milisaniyeler alabiliyor veya birkaç saniye sürebiliyor. Ancak yeni keşfedilen kaynak 21 dakikalık bir periyotta titreşen radyo sinyalleri gönderiyor ki bu daha önce öngörülen açıklamalarla imkansız olduğu düşünülen bir şeydi.

Pulsarlar, kendi etraflarında hızla dönen ve bunu yaparken radyo dalgaları yayan nötron yıldızları. Bunlardan birinin yolu Dünya’yla kesiştiğinde, emisyonlar çok kısa ve parlak biçimde seçilebiliyor. Tıpkı dönen bir deniz fenerinin ışığının yoluna çıkmak gibi.

Bilim insanları bu sürecin ancak pulsarın manyetik alanının güçlü olması ve yeterince hızlı dönmesi halinde işleyebileceğine`inanıyor. Aksi takdirde Dünya’dan pulsarı görmek için yeterli enerji olmaz. Bu durum, kaynakların tespit edilebilmesi için yeterince hızlı ve güçlü dönmesi gerektiğini öne süren “pulsar ölüm çizgisi” teorisinin geliştirilmesine yol açtı.

Ancak yeni keşfedilen GPMJ1839-10 adlı nesne bu ölüm çizgisinin çok ötesinde. Eğer bu bir pulsar ise o zaman bilim insanlarının imkansız olduğunu düşündüğü şekillerde çalışıyor gibi görünüyor.

Bu cisim yüksek derecede manyetize olmuş bir beyaz cüce (magnetar), yani inanılmaz derecede güçlü manyetik alanlara sahip ekstra bir nötron yıldızı türü de olabilir. Ancak araştırmacılar, bunların, bu tür emisyonlar yayma eğiliminde olmadıklarına inanıyor.

Bilim insanları eski kayıtları inceleyerek sinyallerin en azından 1988’den beri Dünya’da tespit edildiğini ancak bu verileri toplayanlar tarafından fark edilmediğini buldu. Kaynak tespit edildikten sonra araştırmacılar radyo arşivlerini kontrol etti ve kaynağın en az 35 yıldır tekrar ettiğini saptadı.

Çalışmaya dahil olmayan, McGill Üniversitesi’nden fizik profesörü Victoria M. Kaspi, gelecekte bu şekilde daha fazla keşif yapılabileceğini söyledi. Kaspi, araştırmaya eşlik eden bir makalede, “Bu verilerde başka nelerin gizlendiğini ve birçok astronomik zaman ölçeğindeki gözlemlerin neleri ortaya çıkaracağını sadece zaman gösterecek” diye yazdı.

Bu, yeni keşfedilen kaynağın nasıl bu denli sıra dışı olduğuna dair bazı açıklamaları da içerebilir. Araştırmacılar, verilerde benzer bir başka nesne koleksiyonu olup olmadığını inceleyerek, yeni keşfedilen emisyonların arkasındaki mekanizmaları anlayabilir.

Bulgular bilimsel dergi Nature’da yayımlanan “30 yıldır aktif olan uzun periyotlu bir radyo geçici dalgası” başlıklı yeni bir makalede bildirildi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’de Gıda Fiyatları 34 Aydır Yükseliyor

Ağustos 2020 – Haziran 2023 arasını kapsayan son 34 ayda gıda fiyatları dünyada yüzde 28 artarken Türkiye’de yüzde 266 artı. 2004 başından bu yana Türkiye’de yıllık gıda enflasyonu oranına baktığımızda Kasım 2021’e kadar yüzde 30’u aşmadığı görülüyor.

Dünya genelinde gıda fiyatları son 15 ayda sadece Nisan 2023’te yükselirken diğer tüm aylarda düşüş gösterdi. Türkiye’de ise gıda fiyatları Eylül 2020’den bu yana artmaya devam ediyor.

Türkiye’de resmi yıllık enflasyon mart ayında yüzde 38, gıda fiyatlarındaki yıllık artış ise yüzde 54 oldu. Dünyada gıda fiyatları aynı dönemde yüzde 21 düşerken Avrupa Birliği genelinde yüzde 15 artış gösterdi. Türkiye’de ise gıda fiyatları 34 aydan bu yana aralıksız artıyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) açıkladığı Küresel Gıda Fiyat Endeksi son 15 ayda bir kez yükseldi.

Gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülkeler hangisi? Dünyada ve Avrupa’da gıda enflasyonu ne kadar artıyor?

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı yıllık tüketici enflasyonu (TÜFE) Haziran 2023’te ayında yüzde 38 oldu. On iki aylık ortalamalara göre ise enflasyon yüzde 60 gerçekleşti.

TÜİK’e göre gıda fiyatları son bir yılda yüzde 54 artış gösterdi. FAO’nun Küresel Gıda Fiyat Endeksi ise aynı dönemde yüzde 21 düştü. AB’de ise yıllık gıda enflasyonu mayıs ayı itibarıyla yüzde 15.

Türkiye’de 34 aydır aralıksız yükseliyor

Küresel gıda fiyatları son 15 ayda sadece Nisan 2023’te yükselirken diğer tüm aylarda düşüş gösterdi. Gıda fiyatları Türkiye’de Eylül 2020’den bu yana 34 aydan bu yana artmaya devam ediyor.

FAO ve TÜİK’in açıkladığı gıda fiyat endeksleri arasındaki fark Türkiye’nin “yeni ekonomik modele” geçtiği Kasım 2022’den itibaren giderek büyüyen bir makasa dönüştü.

Fiyat değişimini görmenin en sade yollarından birisi endeks yöntemi. TÜİK, FAO ve AB İstatistik Ofisi Eurostat’ın açıkladığı gıda fiyat endekslerini Ağustos 2020’de 100’e eşitledik. Bu ne demek? Dünya, Türkiye ve AB’de gıda fiyatları bu tarihte birbirine eşit. Ardından her ay enflasyona oranına göre endeks değeri değişiyor. Türkiye ve küresel fiyat farkı çoğu zaman yakın seyrediyor. AB’de ise çok az değişim söz konusu.

Küresel gıda fiyatları Kasım 2021’e kadar çoğu zaman açık şekilde Türkiye’nin üzerinde seyrediyor. Endeks başladıktan bir sene sonra Ağustos 2021’de bir sene önce 100 lira olan gıda fiyatı dünyada 133 birime; Türkiye’de ise 130 birime yükselmiş. AB’de ise 102 birim.

Yeni ekonomik model sonrası fark derinleşti

Kasım 2021’de küresel gıda fiyat endeksi 141; Türkiye’de ise 138. Türkiye’nin Kur Korumalı Mevduatı (KKM) ilan ettiği Aralık 2021’de ise radikal bir değişim başlıyor. Dünyada gıda fiyatları 140’a düşerken Türkiye’de 161 oluyor.

Haziran 2023’te üç endekse baktığımızda ise sonuç şöyle: Yaklaşık üç sene önce üç bölgede de gıda fiyatları 100 iken dünyada 128 birime, Türkiye’de 366 birime; AB’de ise 130 birime yükselmiş. AB verisi mayıs ayını yansıtıyor.

Bu ne demek? Ağustos 2020-Haziran 2023 arasını kapsayan son 34 ayda gıda fiyatları dünyada yüzde 28 artarken Türkiye’de yüzde 266; AB’de ise yüzde 30 yükseldi.

Türkiye’de yıllık gıda enflasyonu nasıl değişti?

2004 başından bu yana Türkiye’de yıllık gıda enflasyonu oranına baktığımızda Kasım 2021’e kadar yüzde 30’u aşmadığı görülüyor. Aralık 2021’de yüzde 45 olan yıllık gıda enflasyonu Kasım 2022’de ise yüzde 100’ü aşarak yüzde 102 olmuştu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

En Sıcak Haziran Ayı Yaşandı; Buz Seviyesinde Rekor Düşüş

2023 Haziran ayının önceki rekor olan Haziran 2019’u büyük farkla aşarak en sıcak haziran ayı olduğu açıklandı. Öte yandan, Antarktika deniz buzu, ortalamanın yüzde 17 gerisiyle en düşük seviyesine ulaştı.

En yüksek sıcaklıklar Kuzeybatı Avrupa’da ölçülürken, bilim insanları bu rekor sıcaklıkların iklim krizinin parmak izlerini taşıdığı konusunda uyarıda bulundu.

Avrupa Birliği’nin (AB) Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin uydu izleme sistemi, geçen ayın dünya genelinde yaşanan en sıcak haziran olduğunu duyurdu.

CNN International’da yer alan habere göre, Copernicus’tan yapılan yazılı açıklamada 2023 Haziran ayının önceki rekor olan Haziran 2019’unu büyük farkla aşarak en sıcak haziran olduğu belirtildi. Yani en sıcak dokuz haziran ayının hepsi son dokuz yılda yaşandı.

Kuruma göre bu durum, insan kaynaklı iklim krizinin, gezegendeki sıcaklıkları daha önce görülmemiş seviyelere çıkardığının kanıtı.

En yüksek sıcaklıklar ise özellikle Kuzeybatı Avrupa’da ölçüldü.

Copernicus ayrıca, Kuzey Atlantik’teki olağanüstü sıcaklık ve Pasifik’te güçlenen El Niño’nun etkisiyle okyanus yüzey sıcaklıklarının haziran ayında kayıtlara geçen en yüksek sıcaklık olduğunu tespit etti.

Bilim insanları bu rekor sıcaklıkların iklim krizinin parmak izlerini taşıdığı konusunda uyarıda bulundu.

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Teksas ve güney kesiminin bazı bölgeleri haziran ayının sonlarında üç haneli Fahrenheit sıcaklıkları ve aşırı nemle birlikte endişe verici bir sıcak hava dalgası yaşadı. Orta Amerika’ya kadar uzanan sıcak hava dalgası, mart ayından bu yana Meksika’da en az 112 kişinin ölümüne neden oldu.

Buz seviyesinde rekor düşüş

Climate Central adlı araştırma grubuna göre ise yazın en sıcak günleri olarak kabul edilebilecek aşırı sıcak günler, ABD’nin 195 bölgesinde 1970 yılına kıyasla daha sık görülüyor. Bu yerlerin yaklaşık yüzde 71’i artık her yıl en az yedi ek aşırı sıcak günle karşı karşıya.

Öte yandan, Antarktika deniz buzu, ortalamanın yüzde 17 gerisiyle en düşük seviyesine ulaştı. Copernicus’a göre, Antarktika çevresindeki günlük deniz buzu miktarı yılın bu dönemi için “eşi benzeri görülmemiş düşük” seviyelerde kaldı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Gıda Enflasyonu: Türkiye, Dünyada 10. Sırada

Türkiye, gıda enflasyonunda dünya genelinde 10. sırada yer aldı. İlk 10’u oluşturan diğer ülkeler Venezuela, Lübnan, Zimbabve, Arjantin, İran, Surinam, Mısır, Lao ve Sierra Leone oldu.

Türkiye’de tarımsal girdi enflasyonu nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 0,63, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 9,74, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 40,20 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 97,43 artmıştı.

Aynı dönemde tarım üretici enflasyonu bir önceki aya göre yüzde 2,14 artış, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 20,24 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 50,79 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 120,64 olmuştu.

Dünya Bankası’nın en son 20 Haziran tarihinde güncellenen “Gıda Güvenliği” raporuna göre en yüksek gıda enflasyonu yıllık bazda yüzde 471 artış ile Venezuela’da gerçekleşti.

Mayıs ayında en yüksek ikinci gıda enflasyonu yüzde 350 ile Lübnan’da görülürken, Zimbabve yüzde 117 ile üçüncü sırada yer aldı.

T24’ün aktardığına göre TÜİK verilerine göre mayıs ayında gıda fiyatlarının bir önceki yıla göre yüzde 52 arttığı Türkiye ise kendine 10. sırada yer buldu. İlk 10’u oluşturan diğer ülkeler Arjantin, İran, Surinam, Mısır, Lao ve Sierra Leone oldu.

Endeksler yükseldi

Rapora göre son 2 haftada; tarım ve tahıl endeksi yüzde 4, buğday endeksi yüzde 7, mısır endeksi yüzde 3, pirinç endeksi ise yüzde 2 yükseldi.

Yıllık bazda bakıldığında ise mısır endeksi yüzde 20, buğday endeksi yüzde 3 geriledi. Ancak, son 1 yılda pirinç endeksi yüzde 10 yükseldi.

Dünya Bankası’na göre 5 Haziran itibarıyla 20 ülke 27 gıda ürününün ihracatı yasaklayan kararlar alırken, 10 ülke ise 14 ürünün ihracatını kısıtlayan kararları uygulamaya koydu.

Paylaşın

Bilim İnsanları Bir İlki Başardı: Uzayda Toplanan Güneş Enerjisi Dünya’ya Işınlandı

Bilim insanları, güneş enerjisini uzaydan Dünya’ya başarılı bir şekilde ilettiklerini açıkladılar. Bu yöntem ile enerjiyi elde edebilmek için herhangi bir altyapıya ihtiyaç duyulmayacak.

Güneş enerjisini uzaydan kablosuz olarak iletme çalışmalarının, yenilenebilir enerji ve özellikle de Güneş enerjisinin yaygın kullanımını için devrim yaratan sonuçları olabilir.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden bilim insanları, uzayda yakalanan Güneş enerjisini ilk kez Dünya’ya ışınlamayı başardı.

Bu atılım, ocak ayında yörüngeye fırlatılan MAPLE adlı cihaz sayesinde mümkün oldu. MAPLE, Güneş enerjisini toplayıp yansıtmaya yarayan bir prototip.

Söz konusu cihaz, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nün uzaydan kablosuz enerji aktarımının yollarını aramak için başlattığı Uzay Güneş Enerjisi Projesi kapsamında fırlatılmıştı.

Son deneyde MAPLE’ın verici dizisi, mikrodalgalar aracılığıyla uzayda toplanmış Güneş enerjisini enstitünün kampüsündeki Gordon ve Betty Moore Mühendislik Laboratuvarı’nın çatısına yerleştirilen bir alıcıya ışınladı.

Uzay Güneş Enerjisi Projesi’nin eş direktörü Ali Hajimiri, “Şimdiye kadar yaptığımız deneyler sayesinde, MAPLE’ın uzaydaki alıcılara başarılı bir şekilde enerji iletebildiğini onaylamıştık. Bu kez de diziyi, enerjisini Dünya’ya yöneltecek şekilde programladık” ifadelerini kullandı.

Bilim insanı, Elbette onu Dünya’da test etmiştik ama artık uzay yolculuğuna dayanabileceğini ve orada çalışabileceğini biliyoruz” diye de ekledi.

Araştırmalar bu yöntem sayesinde “tıpkı internetin bilgiye erişimi demokratikleştirdiği gibi” enerjiye erişimi de farklı kesimler arasında yaygınlaştırmayı amaçlıyor.

Hajimiri’nin aktardığına göre bu yöntemle enerjiyi elde edebilmek için herhangi bir enerji iletim altyapısına da ihtiyaç duyulmayacak: Bu, uzak bölgelere ve savaş veya doğal afet nedeniyle harap olmuş bölgelere enerji gönderebileceğimiz anlamına geliyor.

Güneş enerjisini uzaydan kablosuz olarak iletme çalışmalarının, yenilenebilir enerji ve özellikle de Güneş enerjisinin yaygın kullanımını için devrim yaratan sonuçları olabilir.

Örneğin Japonya uzaydan iletilen Güneş enerjisini 2030’ların ortalarında kullanmaya başlamayı planlıyor. Ülke 2025’te kamusal kurumlar ve özel şirketlerin ortaklığıyla bu teknolojinin pilot uygulamasını başlatmayı hedefliyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Çin, Tüm Dünyadan Daha Fazla Çelik Üretiyor

Gelişmişliğin bir göstergesi olan, ekonomik ve endüstriyel açıdan önemli kabul edilen çelik, dünya genelinde, köprü, bina ve diğer altyapı inşasında kullanılan önemli bir bileşendir.

Haber Merkezi / Çelik, aynı zamanda araç imalatı, gemi yapımı, makine imalatı, gübre imalatı gibi çeşitli sektörlerde de kullanılmaktadır.

Dünyanın en büyük çelik üreticisinin hangi ülke olduğunu biliyor musunuz? 

İlginç bir şekilde, dünyanın en büyük çelik üreticisi olan ülke, tek başına o kadar çok çelik üretiyor ki, tüm dünya bu kadarını üretemiyor.

World of Statistics, sosyal medya platformu Twitter’da maksimum çelik üretilen ülkelerin bir listesini yayınladı.

Bu liste Çin, Hindistan, Japonya, Amerika, Rusya, Güney Kore, Almanya, Türkiye, Brezilya ve İran gibi ülkeleri içeriyor.

Yayınlanan listeye göre Çin, çelik üretiminde ilk sırada yer alıyor. Çin, dünyadaki toplam çelik üretiminin yüzde 53,9’unu oluşturuyor.

Hindistan, listede ikinci sırada yer alıyor. Hindistan, çelik üretiminin yüzde 6,6’sı oluşturuyor.

ABD dördüncü sırada

Japonya yüzde 4,8 çelik üretimiyle üçüncü sırada yer alırken Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yüzde 4.3 çelik üretimiyle listede dördüncü sırada kendisine yer buluyor.

Rusya, dünyanın toplam çelik üretiminin yüzde 3,8’inin yapıldığı beşinci sırada yer alıyor.

Çelik nedir ve özellikleri?

Çeliğin en önemli özellikleri; şekillendirilebilirlik ve dayanıklılık, iyi bir akma ve çekme dayanımına sahip olması ve iyi bir ısıl iletkenliğinin olmasıdır.

Bu önemli özellikler kadar, paslanmaz çeliğin yüksek korozyon dayanımı, en önemli karakteristik özelliğidir.

Çelik Nasıl Yapılır?

En basit haliyle çelik, karbon ve demirin çok yüksek sıcaklıklarda (2600 ° F’nin üzerinde) karıştırılmasıyla yapılır. Birincil çelik üretimi , “pik demir” adı verilen bir üründen çelik oluşturur.

Pik demir, çelik için doğru olandan daha fazla karbon içeren cevherden elde edilen eritilmiş demirdir.

Çelik nasıl bir metaldir?

Çelik, demir elementi ile genellikle yüzde 0,02 ila yüzde 2,1 oranlarında değişen karbon miktarının bileşiminden meydana gelen bir alaşımdır. Çelik alaşımındaki karbon miktarları çeliğin sınıflandırılmasında etkin rol oynar.

Paylaşın

Dünya, En Az Bin Yıl Daha Güvende

Yeni bir çalışmada büyük asteroitlerin bin yıl sonraki yörüngelerini hesaplandı. Çalışmada Dünya’ya yakın nesnelerin çoğunun gezegene bin yıl içinde çarpmayacağı sonucuna varıldı.

Büyük asteroitlerin ve bunlardan biraz daha küçük göktaşlarının 3000 yılından önce Dünya’ya çarpma olasılığı epey düşük.

Çalışmada çarpma olasılığı en yüksek nesne de belirlendi. Ancak 7482 adlı bu göktaşının Dünya’ya Ay’dan daha yakın konuma gelme ihtimali de milyonda 15 olarak belirlendi.

Bilinen asteroitlerin yörüngelerini hesaplayan bilim insanları, Dünya’nın göktaşı çarpmalarına karşı en az bin yıl boyunca güvende olduğunu tespit etti.

NASA ve diğer uzay ajansları, Güneş Sistemi’nde keşfedilen nesnelerin yörüngelerini takip ederek, Dünya’yla yolları kesişirse yıkıma neden olabilecek asteroitlere özellikle dikkat gösteriyor.

Genellikle çapı 140 metre veya daha büyük olan göktaşları potansiyel açıdan tehlikeli görülüyor. Bunlar Dünya yakınlarında yer alıyorsa “Dünya’ya yakın nesneler” diye sınıflandırılıyor.

Diğer yandan astrofizikçiler bu göktaşlarının izlediği yörüngelerden yola çıkarak gelecekte bunların Dünya’ya çarpıp çarpmayacağını tahmin edebiliyor.

Yine de gökbilimciler şimdiye dek bu nesnelerin yörüngelerini yaklaşık 100 yıl sonrasına kadar tahmin edebilmişti.

ABD’deki Kolorado Boulder Üniversitesi’nden Oscar Fuentes-Muñoz liderliğindeki ekip, yeni çalışmasında büyük asteroitlerin bin yıl sonraki yörüngelerini hesaplamayı başardı.

Hakemli bilimsel dergi The Astronomical Journal’da yayımlanan araştırmada Dünya’ya yakın nesnelerin çoğunun gezegene bin yıl içinde çarpmayacağı sonucuna varıldı.

Ekibe göre büyük asteroitlerin ve bunlardan biraz daha küçük göktaşlarının 3000 yılından önce Dünya’ya çarpma olasılığı epey düşük.

Çalışmada çarpma olasılığı en yüksek nesne de belirlendi. Ancak 7482 adlı bu göktaşının Dünya’ya Ay’dan daha yakın konuma gelme ihtimali de milyonda 15 olarak belirlendi.

Öte yandan araştırmacılar, Dünya’ya yakın nesnelerin tamamının saptanamadığını da vurguluyor.

Tahminler, çapı 1 kilometreden büyük nesnelerin yüzde 95’inin gökbilimciler tarafından saptandığını gösteriyor.

Bu da henüz gözlemlenememiş bir göktaşının bin yıldan daha yakın zamanda Dünya’ya çarpma ihtimali olduğu anlamına geliyor.

Araştırma makalesinde konuyla ilgili şu ifadeler yer alıyor:

Uzun vadeli tehlikeyi belirlemek, gezegen savunma çalışmalarına katkı sağlayabilir. Tehlikeli nesneler, gelecekteki keşif görevlerinin odağında yer almalı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın