Bulutlardan Uzaya Doğru Çakan Devasa Şimşek Görüntülendi

Bilim insanları, Mayıs 2018’de ABD’nin Oklahoma eyaletindeki bir fırtına sırasında çakan sıradışı bir şimşeğe ışık tuttu: Şimşek tipik örneklerin neredeyse 100 katı elektrik yükü taşıdı.

Georgia Tech Araştırma Enstitüsü’nden bilim insanı Levi Boggs ve meslektaşları, fırtınada uydulardan ve gezegen yüzeyinden kaydedilen fotoğrafları inceledi ve bulgularını hakemli bilimsel dergi Science Advances’ta yayımladı.

Makaleye göre, ortalama bir örnekten neredeyse 100 kat fazla elektrik yükü taşıyan bu şimşek, bulutlardan yere veya yana doğru değil, uzaya doğru hareket ediyordu.

Şimşeğin atmosfere 300 coulomb elektrik yükü taşıdığı hesaplandı. Buluttan buluta veya buluttan yere doğru çakan tipik şimşeklerse yaklaşık 5 coulomb yük taşıyor.

Kozmik fenomenin en güçlü elektrik akımlarının görüldüğü bölgelerin sıcaklığı ise 4 bin 700 derecenin üzerindeydi.

Araştırmacılar ayrıca, şimşeğin gezegen yüzeyinden yaklaşık 80 kilometre yukarıya kadar uzandığını tahmin ediyor.

Bu da neredeyse uzaya yıldırım düşmesi anlamına geliyor. Zira uzay boşluğunun deniz seviyesinin yaklaşık 100 kilometre üzerinde başladığı varsayılıyor. Bu hayali sınıra Karman Hattı adı veriliyor. NASA ise 80 kilometreyi uzay boşluğunun başlangıç sınırı kabul ediyor.

Boggs, “Bu devasa jeti gerçekten yüksek kaliteli verilerle üç boyutlu olarak haritalandırabildik” diye konuştu.

Bulut tepesinin üzerinde, daha önce bu kadar ayrıntılı görülmemiş çok yüksek frekanslı kaynakları saptayabildik.

Bilim insanları, bulut hattının üzerine çıkan bu devasa şimşekleri yeni yeni anlamaya başladı. Yani bu sıradışı fenomen hakkında bilinmeyen çok şey var.

İlk olarak, şimşeğin neden uzaya doğru çaktığı bilinmiyor. Ancak araştırmacılar, bulutun tepeleriyle iyonosfer arasında elektriksel bir bağlantı oluştuğunu ve bunun da negatif yükleri aktardığını düşünüyor.

Boggs ve meslektaşları şu anda bu nadir olayların alçak Dünya yörüngesindeki uyduların operasyonlarını etkileyip etkilemediğini araştırıyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Çin, Gizli Bir Uzay Aracı Fırlattı

Çin yörüngeye gizli bir yeniden kullanılabilen uzay aracı gönderdi. Çince yayın yapan devlete bağlı medya kuruluşu Şinhua’da yer alan habere göre, dün Jiuquan Uydu Fırlatma Merkezi’nden fırlatılan Uzun Yürüyüş 2F roketi, alçak Dünya yörüngesine “yeniden kullanılabilir bir test uzay aracı” gönderiyor.

Haberde uzay aracının testinin “uzayın barışçıl kullanımı için teknik destek sağlaması planlanan yeniden kullanılabilir ve yörüngedeki hizmetlerin teknik doğrulamasını” içerdiği belirtiliyor.

Fırlatmaya ilişkin herhangi bir fotoğraf veya ilgili bir işlem yayımlanmadı fakat test edilen aracın bir uzay uçağı olduğu tahmin ediliyor. Uzun Yürüyüş 2F roketi alçak Dünya yörüngesine yaklaşık 8 metrik ton taşıyabilir; bu da uzay uçağının ABD Hava Kuvvetleri’nin X-37B uzay uçağına benzer boyutta olduğuna işaret edebilir.

Başka bir gizli Çin uzay aracı Eylül 2020’de fırlatılmış ve Çin’e inmeden önce iki gün boyunca yörüngede kalmıştı. Bu yeni aracın o zamanki araçla aynı olup olmadığı bilinmiyor.

Çin, yeniden kullanılabilir uzay aracı kabiliyetlerini geliştirmek için hamleler yapıyor gibi görünüyor. Çin Devlet Konseyi Enformasyon Bürosu tarafından bu yıl ocakta yayımlanan uzay “resmi raporunda” ülkenin “yeniden kullanılabilir uzay taşımacılığı sistemleri için kritik teknolojiler üzerine araştırmaları güçlendirmeye ve buna uygun uçuş denemeleri yapmaya devam edeceği” belirtildi.

Raporda şöyle devam edildi:

Düzenli fırlatmalara yönelik artan ihtiyaca karşılık olarak Çin, uzaya çıkış ve uzaydan dönüş kapasitesini geliştirmek ve uzaya giriş ve uzaydan çıkışı daha verimli hale getirmek için yeni roket motorları, kombine döngü tahriki ve üst aşama teknolojileri geliştirecek.

Çin, devlete ait Çin Hava-Uzay Bilimleri ve Endüstri Şirketi (CASIC) aracılığıyla Tengyun adlı kendi uzay uçağını da geliştiriyor.

CASIC’ten Zhang Hongwen, 2018’de Çin Merkez Televizyonu’na, “SpaceX tarafından benimsenen roket geri dönüşümünün aksine, uzay uçağı sıradan bir havalimanından havalanarak uzay araçlarını yörüngeye taşıyabilir. Bu, gelecekteki uzay taşımacılığında devrim yapacak” demişti.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Güneş’teki Delikten Akan Fırtına Dünya’yı Vuracak

Güneş’in atmosferindeki bir delikten gelen yüksek hızlı plazma dalgası, 3 Ağustos Çarşamba günü Dünya’yı vurarak gezegenin manyetik alanıyla etkileşime girecek. Bu plazmalar, Dünya’nın manyetik alanıyla etkileşime girip, manyotesferde geçici bozulmalara yol açtığında Güneş fırtınası adını alıyor.

Uzmanlar, fırtınayı “G1 sınıfı” diye kategorize etti. Bu sınıftaki fırtınalar, genellikle “potansiyel olarak yıkıcı” diye niteleniyor. Zira güç şebekelerinde nispeten zayıf dalgalanmalar yaratabiliyor, uyduların işlevlerini etkileyip, göç eden hayvanların yön bulma yeteneklerini bozabiliyor.

ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’ne göre “gaz halindeki malzemenin Güneş atmosferinin güneyindeki bir delikten aktığı” gözlemlendi. Uzmanlar bu tahminlerin ardından fırtına uyarısında bulundu.

Güneş’in korona diye adlandırılan atmosferindeki bu delikler, yıldızdaki plazmanın nispeten soğuk ve seyrek olduğu alanlar. Ancak aynı zamanda Güneş’in manyetik alan çizgilerinin uzaya doğru ışınlandıkları yerler.

San Francisco’daki bilim müzesi Exploratorium uzmanlarına göre bu, Güneş’ten çıkan malzemenin saatte 2,9 milyon kilometre hızla gezegenlere doğru savrulmasına sebebiyet veriyor.

Fırtınalar, uyduları, GPS sistemlerini ve elektronik cihazları kötü etkilese de Dünya’nnın manyetik alanıyla etkileşimi sayesinde kutup ışıklarını meydana getirerek Kuzey Yarım Küre’nin yüksek enlemlerinde görsel şölen yaratabiliyor.

Güneş’te hareketlilik giderek artacak

Gökbilimciler Güneş’teki patlamaların birkaç yıl içinde giderek artacağını ve zirve noktasına ulaşacağını belirtiyor. Çünkü Güneş, şu anda hareketli bir evrede.

Yıldız her 11 yılda bir, sakin veya fırtınalı geçen bir döngüsünü tamamlıyor ve yenisini başlatıyor. Güneş’in 2019’da 25. döngüsüne girdiği biliniyor. Bu döngülerden sakin olanına, yani yıldızdaki patlamaların ve lekelerin minimum seviyeye indiği dönemlere “solar minimum” adı veriliyor.

Güneş lekelerinin arttığı ve patlamaların da sıklaştığı evrelerse “solar maksimum” diye adlandırılıyor.

Uzmanlara göre yıldız şu anda hareketli bir dönemden geçiyor. Ancak henüz başında olduğu için 2022’nin çok şiddetli olaylara tanıklık etmeyeceği düşünülüyor.

2025’teyse solar maksimum evresi zirve noktasına ulaşacak. Bu nedenle özellikle 2025 civarında şiddetli patlamaların Dünya’yı etkilemesi bekleniyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Dünya, Yeni En Kısa Gün Rekorunu Kırdı

Dünya, 29 Haziran 2022’de kendi etrafındaki tam turunu kendi standardı 24 saatten 1,59 milisaniye (saniyenin binde birinden biraz uzun) daha kısa sürede tamamladı. Dünya, 26 Temmuz’da 24 saatten 1,5 milisaniye daha kısa süreyle bu ay rekoru neredeyse bir kez daha kırıyordu.

Son zamanlarda Dünya’nın hızı artıyor. Gezegen 2020’de, 1960’lardan bu yana ölçülen en kısa ayı yaşamıştı. Tüm zamanların en kısa günü de 19 Temmuz’da 24 saatin 1,47 milisaniye altıyla o yıl ölçülmüştü.

Dünya ertesi sene, rekor kırmasa da genel olarak artan bir hızla dönmeye devam etti. Fakat çok daha uzun periyotlara bakıldığında, Dünya’nın dönüşü yavaşlıyor. Her yüzyılda, Dünya’nın bir tam dönüşünü tamamlaması birkaç milisaniye daha uzun sürüyor.

Buna neyin yok açtığı kesin değil fakat bilim insanları yavaşlamanın gezegenin çekirdeğinin iç veya dış katmanlarındaki süreçlerden, okyanuslardan, gelgitlerden ve hatta iklimdeki değişikliklerden kaynaklanabileceğini tahmin ediyor.

Bazı bilim insanları, günlerin süresinin azalmasının Chandler yalpasıyla ilişkili olabileceğini öne sürüyor. Söz konusu terim, Dünya’nın dönüş eksenindeki küçük bir sapmaya deniyor. Gelecek hafta Asya Okyanusya Coğrafi Bilimler Topluluğu’nda yer alacak bilim insanları Leonid Zotov, Christian Bizouard ve Nikolay Sidorenkov’a göre bu, dönen bir topacın ivme kazanmaya başladığı veya yavaşladığı zaman gözlenen titremeye benziyor.

Dünya artan hızla dönmeye devam ederse, bu durum Dünya’nın Güneş’in yörüngesindeki hızını atomik saatlerden gelen ölçümle tutarlı kılmak için negatif artık saniye uygulamasına yol açabilir.

Ancak negatif artık saniye BT sistemleri için potansiyel sorunlar yaratabilir. Meta yakın zamanda, artık saniyenin “esasen bilim insanlarına ve gökbilimcilere fayda sağladığını” fakat bunun “faydadan çok zarar veren riskli bir uygulama” olduğunu belirten bir blog yayımlamıştı.

Söz konusu riski, saatin 00:00:00’da sıfırlanmadan önce 23:59:59’dan 23:59:60’a geçmesi ve bu tür bir zaman sıçramasının programları çökertmesi veya veri depoları üzerindeki zaman etiketleri yüzünden veriyi bozması oluşturuyor.

Benzer şekilde, negatif artık saniye meydana geldiğindeyse, saat 23:59:58’den 00:00:00’a geçiyor. Meta bunun, “kronometrelere veya zamanlayıcılara dayanan yazılımlar üzerinde yıkıcı bir etkiye” sahip olabileceğini öngörüyor.

Dünyanın saatleri ve zamanı düzenlediği birincil zaman standardı olan Eşgüdümlü Evrensel Zaman (UTC), 27 kez artık saniye güncellemesi geçirdi.

Meta mühendisleri şöyle yazdı: Gelecekte yeni artık saniye uygulamalarını durdurma ve önümüzdeki bin yıl için yeterli olacağına inandığımız mevcut 27 seviyesinde kalma yönünde daha geniş topluluk çabasını destekliyoruz.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Güneş Fırtınası Dünya’yı ‘Doğrudan Vurmak’ Üzere

GPS ve radyo sinyallerini bozabilecek bir Güneş fırtınasının yarın Dünya’yı vuracağı tahmin ediliyor. Bu gibi fırtınalar, Güneş’in 11 yıllık döngüsünün aktif aşamasında olduğu ve bu tür olayların sıklığının artmasının beklendiği sırada meydana geliyor.

Dr. Tamitha Skov, NASA’nın 19 Temmuz’da meydana geleceğini tahmin ettiği, Güneş’ten gelen “yılan benzeri filament” çarpışmasının “doğrudan bir darbe” olacağını belirterek, “Dünya’nın gece tarafında sinyal kesintileri beklememiz gerektiğini” sözlerine ekledi. Dünya’nın bazı bölgelerinde kuzey ışıklarının görülebilmesi de mümkün.

Ancak fırtınanın haftanın ilerleyen günlerinde gelmesi de olası. SpaceWeather’a göre “küçük” ama uydu operasyonlarını etkileyebilecek G1 sınıfı fırtına, 20 veya 21 Temmuz’da Dünya’yı vurabilir.

Fırtınanın kökeni, 15 Temmuz’da kararsız bir manyetizma filamentiyle Güneş’ten sıçrayan koronal kütle atımı. Koronal kütle atımı, bir plazma ve manyetik enerji salımı anlamına geliyor. Bu patlamalar, bir yıl boyunca Dünya’daki tüm enerji santrallerinin ürettiğinden 100 bin kat daha fazla enerji açığa çıkarma kapasitesine sahip.

Bu gibi fırtınalar, Güneş’in 11 yıllık döngüsünün aktif aşamasında olduğu ve bu tür olayların sıklığının artmasının beklendiği sırada meydana geliyor. Hafta sonu, “fışkırma” diye bilinen muazzam bir plazma ve manyetik alan yapısı Güneş’ten ayrıldı.

Bunun görüntüsünü yakalayan Dr. Sebastian Voltmer, SpaceWeather’a, “Bu fışkırmanın katıksız büyüklüğü etkileyici” dedi. Güneş’in çok hızlı hareket eden bir parçasının yana doğru fırlayıp ayrıldığını görmek muhteşemdi.

Güçlü Güneş fırtınalarının insan faaliyetleri üzerinde ciddi etkileri olabilir. Bazı araştırmalar, artan Güneş rüzgarı aktivitesi nedeniyle uyduların yörüngelerinden çıktığını ve CubeSat diye bilinen daha küçük cihazların tamamen yok olduğunu gösteriyor. Bu uyduların irtifasındaki azalma, geçmişte olduğundan 10 kat hızlı gerçekleşiyor ve on milyonlarca dolara mâl oluyor.

Bilim insanları bu fırtınaları tahmin etmenin bir yolunu biliyor olabilir; Güneş lekesi aktivitesinin maksimum büyüme hızını kullanmak, döngünün ne kadar güçlü olabileceğinin habercisi ve bu bilgi; güç şebekeleri, iletişim ekipmanları ve internet gibi hassas altyapıları korumamızı sağlayabilir.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Uzaylılar Dünya’ya Kuantum Mesajları Gönderiyor Olabilir

İskoçya’daki Edinburgh Üniversitesi’nden teorik fizikçi Arjun Berera’nın liderliğindeki bir araştırma ekibi, Dünya dışı uygarlıkların uzayda kuantum fiziği aracılığıyla iletişim kurabileceğini gösteren bir matematiksel model oluşturdu.

Kuantum iletişimini Dünya’da gerçek kılma çabaları sürüyor. Bu çabaların ardındaki temel motivasyon, kuantum mekaniğinin bilgi transferini geleneksel sistemlerden daha hızlı ve daha güvenli hale getirmesi.

Kuantum ağları kurulmadan önce üstesinden gelinmesi gereken en büyük engellerden biri, bunların çok kırılgan ve parazite açık olması. Bu, bir kuantum parçacığının çevresiyle etkileşime girerken kuantum özelliklerini kaybettiği anlamına geliyor.

Ancak yeni araştırmaya göre, bu tür ağların bilgiyi zarar görmeden uzayda taşıyabilmesi mümkün olabilir.

Berera, “Kuantum durumunun genellikle çok hassas olduğunu düşünürsünüz. Parazit gibi herhangi bir dış etkileşim varsa durumu bir nevi yok olmuş sayarsınız” dedi.

Berera ve meslektaşı Jaime Calderón-Figueroa, kuantum durumunun sürüp sürmeyeceğini görmek için X-ışınlarının uzay boşluğundaki hareketi üzerine hesaplamalar yaptı.

Kuantum parçacıkları olarak fotonların (ışık parçacıkları) kullanıldığı durumda, bunların en azından yüz binlerce ışık yılı boyunca ışınlanabileceği tespit edildi.

Hesaplamalar, bu parçacıkların Samanyolu Galaksisi’nin tümünden daha fazla yol gidebileceğini gösterdi.

Bunun nedeni, uzaydaki madde yoğunluğunun Dünya’dakinden çok daha az olması ve ‘daha temiz’ ortamda parazit ihtimalinin azalmasıydı.

Araştırmacılar, kütleçekim kuvvetlerinin bile kuantum iletişim ağını rotasından çıkarmaya yetmeyeceğini ortaya koydu.

Hakemli bilimsel dergi Physical Review D’de yayımlanan makalede şu ifadeler yer aldı: “Fotonların aracılık ettiği kuantum iletişiminin yıldızlararası mesafeler boyunca kurulabilmesi akla yatkın.”

Olası uzaylı yaşam formlarının birbirleriyle veya insanlarla iletişime geçmek için kuantum ağlarını kullanıyor olmaları şu anda tamamen bir tahmin.

Zira kuantum iletişimi söz konusu olduğunda bile, bilgi ışık hızından daha hızlı seyahat edemez. Bu nedenle mesajların hedeflerine ulaşması çok uzun sürebilir.

Öte yandan bilim insanları bu bulgulara dayanarak, Dünya dışı yaşam formlarının tahmini iletişim yöntemlerine kuantumu da ekleyebilir.

Makalede konuyla ilgili şu ifadeler yer aldı: Prensipte, kozmik bir objeden gelen bir kuantum sinyalini veya hatta Dünya dışı bir uygarlıktan gelen bir sinyali tespit etmek mümkün olmalı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Dünya’nın Merkezinde Şaşırtıcı Değişim!

ABD’deki Virginia Tech College’dan yerbilimci Ying Zhou, Dünya’nın dış çekirdeğinde bazı değişimlerin meydana geldiğini tespit etti. Zhou’nun bu keşfi yapmasında 20 yıl arayla meydana gelen iki depremden elde edilen sismik gözlemler etkili oldu.

Bilim insanı, ilk etapta iki depremden elde edilen ölçümleri inceleyerek aralarında önemli farklılıklar tespit etti. Bu farklılıklar, gezegenin dış çekirdeğindeki konveksiyonda, yani metal akışında önemli değişimler olduğu anlamına geliyordu.

Mayıs 1997’de Güney Pasifik Okyanusu’ndaki Kermadec Adaları bölgesini büyük bir deprem sarsmıştı. 20 yıldan biraz daha uzun bir süre sonra, Eylül 2018’de aynı bölgede bir deprem daha meydana gelmişti.

Aradan geçen 20 yıla rağmen, deprem aynı noktayı vurduğu için aynı hızda sismik dalgalar göndermesi gerekiyordu. Ancak Zhou, beklenenin olmadığını fark etti.

Gerçek zamanlı sismik titreşimleri kaydeden 4 istasyondan gelen veriler, 2018’deki deprem sırasında SKS dalgaları diye bilinen sismik dalgaların yaklaşık bir saniye daha hızlı hareket ettiğini ortaya koydu.

Bu da dış çekirdekte artık daha hafif elementlerin salındığını öne süren ama teorisine bir türlü kanıt bulamayan Zhou için büyük bir fırsattı.

Dış çekirdekte neler oluyor?

Dünya’nın merkezi, son derece yüksek basınç ve sıcaklıkla karakterize olduğu için burada sıvı bir dış çekirdeğin demir içerikli katı iç çekirdeği çevrelediği düşünülüyor.

Bu dış çekirdekte sıvı haldeki demir ve nikel sürekli akış halinde. Konveksiyon adı verilen bu akış, elektrik akımları üreterek gezegenin manyetik alanını oluşturuyor.

Manyetik alan koruyucu bir kalkan gibi Dünya’yı sarıyor ve atmosferin zamanla yok olmasını engellerken gezegen yüzeyini de Güneş’ten gelen radyasyondan koruyor.

Öte yandan, Zhou’ya göre dış çekirdekteki konveksiyon hep aynı kalmıyor.

“Kuzey’deki jeomanyetik kutba bakarsanız yılda yaklaşık 50 kilometre hızla hareket ettiğini görürsünüz” diyen Zhou, sözlerini şöyle sürdürdü:

Kanada’dan Sibirya’ya doğru hareket ediyor. Manyetik alan her gün aynı değil. Değişiyor. Bu yüzden dış çekirdekteki konveksiyonun da zamanla değiştiğini düşünüyoruz ama doğrudan bir kanıt yok. Hiç görmedim.

Sismik veriler çekirdeğin yoğunluğundaki değişimlere işaret ediyor

Hakemli bilimsel dergi Nature’da yayımlanan yeni araştırmada Zhou, işte bu değişime bir kanıt sunmak için yola çıktı.

Bahsi geçen iki depremden elde edilen ölçümleri karşılaştıran bilim insanı, ikinci depremde SKS dalgalarının daha hızlı hareket etmesini şöyle açıkladı:

Bu dalganın ilerlediği yolda bir şeyler değişmiş. O yüzden artık daha hızlı gidebiliyor. Demek ki 20 yıl önce orada olan bir malzeme artık yok.

Zhou, “Yeni malzeme ise daha hafif” diye ekledi: Bu hafif elementler yukarı doğru hareket ediyor ve o bölgedeki yoğunluğu değiştiriyor.

Bilim insanı söz konusu araştırma makalesinde dış çekirdekte 1997’den bu yana hidrojen, karbon ve oksijen gibi daha hafif elementlerin salındığını savundu.

Makaleye göre bu durum dış çekirdeğin yoğuluğunda yaklaşık yüzde 2-3’lük bir azalmaya denk geliyor. Dolayısıyla konveksiyon akışı da saatte yaklaşık 40 kilometreye ulaşıyor.

Şu anda dünya çapında sismik dalgaları gerçek zamanlı takip eden 152 Küresel Sismografik Ağ İstasyonu mevcut. Zhou, “Artık dış çekirdeği görebiliyoruz” diye konuştu:

Eğer onu sismik dalgalardan görebiliyorsak, gelecekte de sismik istasyonlar kurabilir ve bu akışı izleyebiliriz.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

NASA, Dünya’ya Doğru İlerleyen Devasa Kuyrukluyıldızın Görüntüsünü Paylaştı

NASA, keşfedildiği dönemde en uzak aktif kuyrukluyıldız unvanını alan ve Güneş Sistemi’nin içlerine doğru ilerleyen gök cisminin bir astrofotoğrafçı tarafından çekilen portresini paylaştı.

Amatör gökbilimci Jose Chambo, 20 Haziran’da C/2017 K2 (PanSTARRS) kuyrukluyıldızının bir görüntüsünü yakaladı. Gök cisminin Dünya’ya uzaklığı şu anda 300 milyon kilometreden daha az. Ayrıca 14 Temmuz’da epey mesafe kat ederek gezegenimize en yakın konumuna, aralık ayında ise Güneş’e en yakın konumuna gelecek.

18 kilometre çapında bir çekirdeğe sahip devasa bir kuyrukluyıldız olan C/2017 K2 (PanSTARRS), ilk defa 2017’de 2,4 milyar kilometre uzaklıkta keşfedildiğinde halihazırda koma üretiyordu. Koma, Güneş’in kuyrukluyıldızı ısıttığı sırada açığa çıkan bir gaz bulutu. Parlayan komanın küçük bir teleskop yardımıyla gece gökyüzünde görülebilmesi gerekiyor. Kuyrukluyıldızın boyutuna rağmen komanın çıplak gözle yapılan gözlemler için fazla soluk kalması ise muhtemel.

C/2017 K2 (PanSTARRS), Oort bulutundan Güneş’e doğru tahminen 3 milyon yıl boyunca seyahat etti. Oort bulutu; Neptün’ün ve hatta Güneş Sistemi’nin kenarında, yıldızdan birkaç ışıkyılı kadar ileriye uzanan Kuiper kuşağının ötesinde yer alan bir buzlu gezegenimsizler diyarı.

Oort bulutunun tıpkı C/2017 K2 (PanSTARRS) kuyrukluyıldızı gibi hiperbolik yörüngeleri takip eden birçok kuyrukluyıldızın kaynağı olduğu düşünülüyor. Hubble Uzay Teleskobu’nun internet sitesinden alınan bir şemada kuyrukluyıldızın yörüngesinin Güneş sisteminin düzlemine neredeyse dik olduğu görülebilir.

Kuyrukluyıldız, eylüle kadar Kuzey Yarımküre’de teleskoplarla görülebilir durumda kalacak.

Paylaşın

Ankara, Yabancı Çalışanlar İçin Dünyanın En Ucuz Kenti

Yabancı çalışanlar için dünyanın en pahalı şehirleri listesinde Hong Kong ilk sırada yer alırken, Ankara dünyanın en ucuz kenti oldu. İstanbul da en ucuz 10 kent arasına girdi. 

Mercer adlı uluslararası araştırma şirketinin son raporuna göre bu yılki listede İsviçre’den dört şehir, yabancı çalışanlar için dünyanın en pahalı ilk 10 kenti arasına girdi. Bu kentler Zürih, Cenevre, Basel ve Bern oldu.

En pahalı ilk 10 kent arasında Asya’dan Hong Kong’un yanı sıra Tokyo, Pekin, Singapur da yer aldı. Orta Doğu’dan ise sadece Tel Aviv ilk 10 sıralamasına girdi.

En ucuz kent son sırada yer alan Ankara oldu

Dünyanın yabancı çalışanlar için yaşam masrafları en düşük şehirleri ise Türkiye’nin başkenti Ankara oldu.

Ankara, 227 kentin incelendiği araştırmada son sırada yer aldı. 222. sırada yer alan İstanbul da en ucuz 10 kent arasına girdi.

En ucuz 10 arasında yer alan diğer kentler Cezayir, Almatı, Tunus, Taşkent, Karaçi, İslamabad ve Duşanbe oldu.

İstanbul ve Ankara son yıllarda geriledi

Mercer firmasının araştırmasında ev kiraları, enflasyon, ürün ve hizmetlerin ücretlerindeki değişime bakıldı. Batı Avrupa şehirlerinin sıralamada üstlerde çıktığı görülürken, yabancı çalışanlar için İstanbul ve Ankara ucuzladı.

Örneğin uluslararası işçiler için 2020 sıralamasında 153., 2021 sıralamasında ise 173. sırada yer alan İstanbul, 2022’de 224. sıraya geriledi. Ankara 2021 ve 2020 çalışmasında yer almadı.

2022 listesinde Türkiye’den sadece İstanbul ve Ankara girdi.

Mercer’in ‘Yaşam Maliyeti’ araştırması

Mercer’in dünya çapında yüzlerce şehri kapsayan kapsamlı çalışması, her yıl yayımladığı Yaşam Maliyeti veri araştırmasına dayanıyor.

Şirket, internet sitesinde bu araştırmayı yılda iki kez gerçekleştirdiğini ve çalışmanın, dünyanın dört bir yanındaki çok uluslu şirketlerin ve hükümetlerin yabancı çalışanları için ücret stratejileri belirlemelerine yardımcı olmak üzere tasarlandığını belirtiyor.

Yaşam Maliyeti endeksi nasıl hesaplanıyor?

Mercer’e göre Yaşam Maliyeti araştırmasında 200’den fazla mal ve hizmet analiz ediliyor.

Araştırmada uluslararası çalışanlar için maliyet belirlemede, bulundukları ülkenin para birimi dalgalanmalarının, enflasyonun ve konaklama fiyatlarındaki istikrarsızlık gibi temel faktörlere bakıldığı belirtiliyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Güneş Fırtınası, Hiç Uyarı Vermeden Dünya’yı Vurdu

“Potansiyel olarak yıkıcı” diye sınıflandırılan bir Güneş fırtınasının uyarı vermeden Dünya’yı vurması bilim insanlarını endişelendirdi. Verilere göre fırtınanın hızı saatte 2,52 milyon kilometreye ulaştı.

Eşgüdümlü Evrensel Zaman Dilimi’ne (UTC) göre, sürpriz Güneş fırtınası Dünya’ya 25 Haziran’da gece yarısından hemen önce ulaştı ve 26 Haziran’da günün büyük bölümünde gezegeni etkilemeye devam etti.

Uzmanlar fırtınayı G1 sınıfı diye kategorize etti. Bu sınıftaki fırtınalar, güç şebekelerinde nispeten zayıf dalgalanmalar yaratabiliyor, uyduların işlevlerini etkileyip, göç eden hayvanların yön bulma yeteneklerini bozabiliyor.

Aynı zamanda Kuzey Yarım Küre’de alışılmadık derecede güçlü kutup ışıklarının ortaya çıkmasına neden olabiliyor.

Beklenmedik Güneş fırtınası aynı zamanda Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn’ün gökyüzünde hizalandığı, son derece nadir meydana gelen (1864’ten beri yaşanmadı) kozmik olaya denk geldi.

Bu da kutup ışıklarıyla birleşince amatör gözlemciler ve fotoğrafçılar için eşsiz manzaralar oluşturdu.

Bu kez neden belirti göstermedi?

Güneş’teki patlamaların uzaya büyük kütleli plazmalar savurmasına taçküre kütle atımı (CME) adı veriliyor. Bu plazmalar, Dünya’nın manyetik alanıyla etkileşime girip, manyotesferde geçici bozulmalara yol açtığında Güneş fırtınası adını alıyor.

CME’ler genellikle çevrelerine göre nispeten soğuk olduğu için karanlık görünen Güneş lekelerinde ortaya çıkıyor. O yüzden uzmanlar, yıldızda kayda değer bir patlamanın meydana gelebileceği ve bunun da fırtınaya yol açabileceğine dair tahminler yürütebiliyor.

Ancak uzmanlara göre son olay, Güneş’te Eş-Dönüşlü Etkileşim Bölgesi adı verilen ve nadiren fırtınalara neden olan bir bir bölgeden kaynaklandı. Bu tür noktalar yavaş ve hızlı hareket eden parçacık akışları arasındaki geçiş bölgeleri diye tanımlanıyor.

Söz konusu bölgelerde CME’lere benzeyen ama Güneş lekelerinin görülmediği şok dalgalarını aniden açığa çıkarabilen plazma birikimleri oluşuyor. Bu da Güneş yüzeyinde önceden tespit edilmelerini çok daha zor hale getiriyor.

Güneş’te hareketlilik giderek artacak

Gökbilimciler Güneş’teki patlamaların birkaç yıl içinde giderek artacağını ve zirve noktasına ulaşacağını belirtiyor. Çünkü Güneş, şu anda hareketli bir evrede.

Yıldız her 11 yılda bir, sakin veya fırtınalı geçen bir döngüsünü tamamlıyor ve yenisini başlatıyor. Güneş’in 2019’da 25. döngüsüne girdiği biliniyor. Bu döngülerden sakin olanına, yani yıldızdaki patlamaların ve lekelerin minimum seviyeye indiği dönemlere “solar minimum” adı veriliyor.

Güneş lekelerinin arttığı ve patlamaların da sıklaştığı evrelerse “solar maksimum” diye adlandırılıyor.

Uzmanlara göre yıldız şu anda hareketli bir dönemden geçiyor. Ancak henüz başında olduğu için 2022’nin çok şiddetli olaylara tanıklık etmeyeceği düşünülüyor.

2025’teyse solar maksimum evresi zirve noktasına ulaşacak. Bu nedenle özellikle 2025 civarında şiddetli patlamaların Dünya’yı etkilemesi bekleniyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın