DSÖ Duyurdu: Maymun Çiçeği Vaka Sayısı 200’e Ulaştı

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), alışılmadık bir şekilde patlak veren maymun çiçeği hastalığının dünyada Afrika dışında 20’yi aşkın ülkede yaklaşık 200 kişide görüldüğünü bildirdi. Şüpheli vakalarla birlikte sayının 300’e ulaştığı kaydedildi.

DSÖ yetkilisi Sylvie Briand, şu an alarma geçmeyi gerektirecek bir durum bulunmadığını belirterek “Bu, genel halkın endişe etmesini gerektirecek bir hastalık değil. Covid gibi değil” dedi. Doğru önlemlerin zamanında alınması durumunda hastalığın yayılmasının kolayca önlenebileceğini kaydeden Briand, önlemler arasında erken teşhis, vakaların izolasyonu ve temas takibinin önemine işaret etti.

Briand, çiçek aşılarının maymun çiçeğine karşı da etkili olacağını belirterek üye ülkelerin ellerindeki ilk nesil çiçek aşısı stoklarına dair bilgi paylaşımı yapması gerektiğini kaydetti. DSÖ yetkilisi, “Dünyada kullanıma hazır dozların sayısını tam olarak bilmiyoruz. Bu nedenle ülkeleri DSÖ’ye başvurup ellerindeki stoklarla ilgili bilgilendirmeye davet ediyoruz” dedi.

Yayılmanın nedeni hala bilinmiyor

Normalde Afrika’nın batı ve orta kesimlerinde görülen hafif bir viral enfeksiyon olan maymun çiçeği, Mayıs başından itibaren Avrupa, ABD ve diğer bölgelerde de ortaya çıkmıştı. Ağırlıklı olarak yakın temas yoluyla bulaşan hastalığa daha önce Afrika dışında ender rastlanıyordu. Hastalığın dünyanın diğer bölgelerine ne şekilde yayıldığı ise hâlâ açıklığa kavuşturulamadı. DSÖ yetkilileri, virüsün genetik değişikliğe uğradığına dair elde herhangi bir veri bulunmadığını belirtiyor.

Yetkililer vakaların büyük bölümünün hafif geçmesini öngörse de hamile kadınlar, çocuklar ve zayıf bağışıklık sistemine sahip kişilerde ağır enfeksiyon riskinin arttığına işaret ediyor. DSÖ yetkilileri şu aşamada kitlesel aşı kampanyalarına gerek bulunmadığını belirterek bunun yerine hastalarla yakın temasta bulunmuş kişilere aşı uygulanmasını tavsiye ediyor.

Maymun çiçeği hastalığı nedir?

Maymun çiçeği, 1980’li yıllarda tamamen ortadan kalkan çiçek hastalığının daha az bulaşıcı, daha hafif semptomlara neden olan ve daha az ölümcül hastalığa yol açan bir çeşit akraba virüsü.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ/WHO) verileri, bu virüsün ilk Orta ve Batı Afrika’daki tropik yağmur ormanlarında ortaya çıktığını ortaya koyuyor.

Birleşik Krallık Sağlık Güvenliği Ajansı’na (UKHSA) göre, maymun çiçeği insanlar arasında kolayca yayılmayan nadir bir viral enfeksiyon.

DSÖ, bulaşmanın, enfekte hayvanların kan, vücut sıvıları veya deri veya mukoza lezyonları ile doğrudan temas yoluyla gerçekleşebileceği görüşünde.

İlk nerede görüldü?

ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi’ne (CDC) göre, hastalık 1958’de maymun kolonilerinde keşfedildi. İnsana bulaşan ilk vaka 1970 yılında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (DRC) rapor edildi.

O tarihten bu yana Benin, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Gabon, Fildişi Sahili, Liberya, Nijerya, Kongo Cumhuriyeti, Sierra Leone ve Güney Sudan’ın da içinde bulunduğu 11 Afrika ülkesinde bu virüs görüldü.

CDC’ye göre, Afrika dışında bildirilen ilk maymun çiçeği salgını, 2003 yılında ABD’de enfekte bir memeli hayvanın ithalatı sonucu ortaya çıktı.

Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) verilerine göre, 2018 ve 2019’da, tümü Nijerya’da yolculuk yapmış ikisi Britanya, biri İsrail’den ve biri Singapur’dan yolcuya maymun çiçeği teşhisi kondu.

Belirtileri ne?

Ateş, döküntü, şiddetli baş ağrısı, sırt ağrısı, kas ağrıları, halsizlik ve şişmiş lenf düğümleri, maymun çiçeği ile ilişkili en yaygın belirtiler olarak biliniyor.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, maymun çiçeği olan hastalarda ateşin başlamasından sonraki 1 ila 3 gün içinde deri döküntüleri görülüyor. Döküntüler daha çok yüzde yoğunlaşırken, yüze ilave olarak, avuç içi ve ayak tabanları, ağız mukozasını, cinsel organları da etkiliyor.

Maymun çiçeğinin kuluçka süresi genellikle 6 ila 13 gün olarak bilinse de DSÖ’ye göre bu süre 5 ila 21 gün arasında değişebiliyor.

Tedavisi var mı?

DSÖ’ye göre, şu anda maymun çiçeği için önerilen özel bir tedavi yok.

Çiçek hastalığına karşı aşılamanın hastalığı önlemede yaklaşık yüzde 85 oranında etkili olduğu tespit edildi. Bu nedenle, ciddi semptomları önlemek için çiçek aşısı yapılmasını öneriliyor.

Maymun çiçeği virüsünün doğal konağı kemirgenlerin yanı sıra ip sincapları, ağaç sincapları, primatlar.

Maymun çiçeği virüsü taşıyan kişilerin çoğu hastalığı hafif atlatıyor. 2003 yılında ABD’de yaşanan yayılmada, 47 kişi hayatını kaybetmişti.

Nasıl bulaşıyor?

Maymun çiçeğinin doğal nedeni henüz tespit edilmedi, ancak kemirgenler en olası kaynak olmasına rağmen, enfekte hayvanlardan az pişmiş et ve diğer hayvansal ürünleri yemenin olası bir risk faktörü olacağı tahmin ediliyor.

DSÖ, bulaşmanın, enfekte hayvanların kan, vücut sıvıları veya deri veya mukoza lezyonları ile doğrudan temas yoluyla gerçekleşebileceği görüşünde.

Dünya Sağlık Örgütü yetkilisi Dr. İbrahim Soce Fall, virüsün endemik olduğu ülkelerde dahi henüz nasıl bulaştığının tam olarak anlaşılamadığını, bulaşma dinamikleri açısından hâlen birçok bilinmez olduğunu açıkladı.

Maymun çiçeği virüsü taşıyan kişilerin çoğu hastalığı hafif atlatsa bile DSÖ’ye göre, bu virüsten ölüm oranı yüzde 11 civarında. Çocuklar ve gençlerde ölüm oranı daha fazla olabiliyor.

Paylaşın

Kovid 19 Salgınında Yaklaşık 15 Milyon Kişi Hayatını Kaybetti

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Kovid 19 hastalığına yol açan koronavirüsten ya da salgın nedeniyle yoğun baskı altında kalan sağlık sistemleri nedeniyle son iki yılda yaşanan can kaybının 15 milyona yakın olduğunu açıkladı.

Bu rakam 6 milyon olarak açıklanan resmi can kaybı sayısının iki katından fazla. Ölümler en fazla Güneydoğu Asya, Avrupa ve Amerika kıtalarında yaşandı.

Birleşmiş Milletler’e bağlı bir kurum olan DSÖ’nün son yayımladığı raporu kmuoyuyla paylaşan Genel Direktör Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, bu rakamın gelecekteki acil sağlık durumlarının önüne geçilebilmesi için kapasitelerini geliştirmek üzere yatırıma yönlendirilmek için ülkelerin “aklını başına getrirmesi” gerektiğini belirtti.

DSÖ’nün Kovid 19 kaynaklı asıl can kaybı sayısını hesaplamakla görevlendirdiği bilim insanları, Ocak 2020 ile 2021 yılı sonuna kadarlık sürede 13, 3 milyon ila 16,6 milyon kişinin yaşamını yitirdiği tahmininde bulunuyor.

Bu ölümlerin ya koronavirüsten ya da örneğin kanserli hastaların Kovid hastalarıyla dolu hastanelerde tedaviye erişim güçlüğü yaşaması gibi salgının sağlık sistemi üzerinde yarattığı etkilerden dolayı yaşandığı bildiriliyor.

Bu rakamlar ülkelerin rapor ettiği veriler ve istatistik modellemelerinden elde edildi. DSÖ henüz bu rakamın kaçının doğrudan koronavirüs kaynaklı, kaçının ise pandeminin etkisinden dolayı olduğuna dair ayrıntılı döküm yapmadı.

Güney Kore örneği

Amerika Birleşik Devletleri’ndek Yale Halk Sağlığı Okulu’ndan bulaçıcı hastalıklar uzmanı Albert Ko “Bu çalışma fasulye saymaya benziyor ama DSÖ’nün bu rakamları elde etmesi pandemiyi anlamak ve bu salgınla mücadeleyi sürdürürken gelecekteki pandemilerle savaşmak için çok kritik önem taşıyor” değerlendirmesinde bulundu.

DSÖ’nün çalışmasında yer almayan Ko, örnek olarak Güney Kore’deki halk sağlığına yoğun yatırım yapılması kararının MERS salgınından ağır şekilde etkilenmesi üzerine aldığını belirtti.

Ko’ya göre Güney Kore bu sayede Kovid 19’u kişi başına ölüm oranında ABD’den 20 kat az şekilde etkilenerek atlattı.

Kesin rakam hiç hesalanamayabilir

Pandemi devam ederken Kovid 19 kaynaklı ölümlere ait kesin rakamların hesaplanmasından bazı zorluklar yaşandı.

Örneğin test kapasitesinin sınırlı olması ve ülkelerin Kovid 19 kaynaklı ölümleri farklı hesaplamasından kaynaklanan sebeplerle rakamlar virüsün yaratığı yıkımın yalnızca bir bölümünü gösterdi.

DSÖ’ye bildirilen ve John Hopkins Üniversitesi tarafından ayrı şekilde sayılan resmi hükümet verilerine göre bugüne kadar  6 milyondan fazla koronavirüsten dolayı can kaybı yaşandı.

Öte yandan Washington Üniversitesi’ndeki Sağlıık Ölçüm ve Değerlendirme Enstitüsü’nden bilim insanları  Ocak 2020-Aralık 2021 aralığındaki Kovid 19 ölümlerinin 18 milyonun üzerinde olduğunu hesapladı. Kanadalı araştırmacıların öncülüğünde yürütülen ve Lancet bilimsel dergisinde yayımlanan çalışmaya göre sadece Hindistan’da sayılmayan koronavirüs ölümleri 3 milyondan fazla.

Hindistan ise ölü sayısının resmi açıklanandan daha fazla olduğu iddialarını reddederek DSÖ’nün Kovid 19 ölümlerini sayma metodunu tartışmaya açtı.

Hint hükümetinin bu hafta başında açıkladığı yeni veriler 2020’de bir önceki yıla kıyasla 474 bin daha fazla ölüm yaşandığını gösterdi, ancak hükümet bu durumun salgınla bağlantılı olmadığını belirtti. Hindistan bulaşıcılık derecesi yüksek delta varyantı ülkeyi kasıp kavurduğu ve binlerce kişinin ölümüne neden olduğu dönemde 2021 için hiç bir ölü sayısı tahmini açıklamamıştı.

Yale Üniversitesi’nden Albert Ko, DSÖ’nün çalışmasının pandemiye dair örneği Afrika’nın düşük aşılanma oranına rağmen virüsten en az etkilenen kıta olması gibi bazı gizemleri açıklayabilmek için daha iyi verilere ihtiyaç olduğu görüşünde.

Ko ayrıca İngiltere ve ABD gibi zengin ülkelerde yaşanan yüksek ölümlerin pandemiyle mücadelede kaynağa sahip olmanın tek başına yetmeyeceğini de açığa çıkardı.

İngiltere’deki Exeter Üniversitesi’nden halk sağlığı uzmanı Dr Bharat Pankhania ise Kovid 19’dan kaynaklı gerçek can kaybı sayısının belki de hiç bilinemeyecğine dikkat çekti.

Dr Pankhania “Böylesine büyük bir salgında insanlar oksijensizlikten sokaklarda ölürken, cesetler terkedilirken ya da kültürel inanışlara göre derhal yakılır veya gömülürken kaçkişinin öldüğünü hiç öğrenemeyebiliriz” değerlendirmesinde bulundu.

İspanyol gribiyle kıyaslama

1918’de patlak veren İspanyol gribinde can kaybının 100 milyonu bulduğunu tahmin ediyor. Bu salgınla kıyasla Kovid 19 kaynaklı ölümler az görünse de Dr Pankhania modern tıp ve özellikle aşıların son derece hızla geliştirildiği bir çağda bu kadar çok ölümün utanç verici olduğu görüşünde.

İspanyol gribiyle bir diğer kıyaslamanın uzun Kovid olduğuna dikkat çeken uzman “İspanyol gribinde grip vardı ve bazı akciğer hastalıkları yaşanıyordu ama bu kadardı. Oysa Kovid 19’da halen dirençli bir bağışıklık sorunu ile karşı karşıyayız” uyarısında bulundu.

“Uzun Covid’in insanları hangi ölçüde etkilediğinin tam bilinmediğinin altını çizen Dr Pankhania bu kişilerin tekrar eden enfeksiyonlar durumunda ömürlerinin kısalabileceği ya da başka problemlerle karşılacabileceğinin de altını çizdi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Dünyanın Yüzde 99’u Sağlıksız Hava Soluyor

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), dünya nüfusunun neredeyse tamamının insan sağlığını tehdit eder nitelikte hava soluduğunu açıkladı. Örgütün 7 Nisan Dünya Sağlık Günü öncesi yayımladığı raporda, 117 ülke ve 6 binin üzerinde şehirde hava kalitesine dair veriler ve bulgular paylaşıldı.

Bianet’te yer alan habere göre; Raporda dünya nüfusunun yüzde 99’unun, DSÖ’nün kaliteli hava standartlarının gerisinde ve insan sağlığını tehdit edici hava şartlarında yaşadığı vurgulandı.

İncelenen ülke ve şehirlerin hepsinde havanın, vücuda zarar verici oranda ince parçacıklı madde ve azot dioksit içerdiği, bu elementlerin en fazla orta ve düşük gelirli ülkelerdeki havada bulunduğu bilgisi paylaşıldı.

Önlenebilir çevre sorunlarının dünyada yılda 13 milyondan fazla kişinin ölümüne yol açtığı verisi paylaşılarak, 7 Nisan Dünya Sağlık Günü öncesinde uluslararası camiaya “insanların ve evrenin sağlığını koruma” çağrısı yapıldı.

Fosil yakıt kullanımının etkisi

Dünya Sağlık Örgütü’nün güncellenen hava kalitesi veri tabanı, havadaki zararlı partikül madde miktarını gösteren PM2,5 ve PM10 ölçümlerini de içeriyor ve veri tabanının 2011’de yayınlanmasından bu yana yaklaşık iki bin şehirde neredeyse 6 kat bir artışa işaret ediyor.

Partikül madde, özellikle PM2.5, akciğerlerin derinliklerine nüfuz edebiliyor ve kan dolaşımına girerek kardiyovasküler, serebrovasküler (felç) ve solunumsal etkilere neden olabiliyor. DSÖ ayrıca söz konusu partikül maddenin diğer organları etkilediğine ve başka hastalıklara da neden olduğuna dair kanıtların da olduğunu kaydediyor.

Rapor bulgularını işaret eden DSÖ fosil yakıt kullanımını kısıtlamanın ve hava kirliliği seviyesini azaltmak için somut adımlar atmanın önemini vurguladı.

“Fosil yakıtlara daha az bağımlı dünya”

Dünya Sağlık Örgütü, hava kalite yönergesini geçen yıl güncelleyerek ülkelerin hava kalitelerinde değerlendirme yapmaları için yönergeleri daha katı hale getirmişti.

Rapor sonuçlarını değerlendiren DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Mevcut enerji endişeleri, daha temiz, daha sağlıklı enerji sistemlerine geçişi hızlandırmanın önemini vurguluyor” dedi.

Ghebreyesus, iklim değişikliği ve hava kirliliği gibi sorunların fosil yakıtlara çok daha az bağımlı bir dünyaya doğru daha hızlı ilerleme ihtiyacının altını çizdiğini ifade etti.

Ülkelerin gelirlerine göre hava kaliteleri

DSÖ verilerine göre; hava kalitesini izleyen 117 ülke içerisinde, yüksek gelirli ülkelerdeki şehirlerin yüzde 17’sindeki hava kalitesi, DSÖ’nün PM2.5 veya PM 10 için Hava Kalite Yönergesinin altında kaldı.

Öte yandan düşük ve orta gelirli ülkelerde, şehirlerin yüzde 1’inden daha azında hava kalitesi DSÖ tarafından önerilen eşik değerlere uygun bulundu.

74 ülkedeki yaklaşık dört bin şehirde ise zemin seviyesinde azot dioksit verisi toplanıyor. Bu verilere göre; bu yerlerdeki insanların yalnızca yüzde 23’ü, DSÖ’nün Hava Kalite Yönergesinin güncellenen versiyonundaki seviyeleri karşılayan yıllık ortalama azot dioksit konsantrasyonlarını soluyor.

DSÖ’den hükümetlere hava kalitesi önerileri

Hükümetlerin hava kalitesini ve sağlığını iyileştirmek için atabileceği adımlara da değinen DSÖ hükümetlere çağrıda bulunarak şu maddeleri sıraladı:

  • En son DSÖ Hava Kalite Yönergesi’ne göre ulusal hava kalitesi standartlarını kabul edin veya gözden geçirin ve uygulayın
  • Hava kalitesini izleyin ve hava kirliliği kaynaklarını belirleyin
  • Pişirme, ısıtma ve aydınlatma alanlarında kullanılan eve ait temiz enerjinin özel kullanımına geçişi destekleyin
  • Güvenli ve uygun fiyatlı toplu taşıma sistemleri ile yaya ve bisiklet dostu ağlar oluşturun
  • Daha katı araç emisyonları ve verimlilik standartları uygulayın ve araç için zorunlu denetimi ve bakım uygulayın
  • Enerji tasarruflu konut ve elektrik üretimine yatırım yapın
  • Sanayi ve belediye atık yönetimini geliştirin
  • Tarımsal atıkların yakılmasını, orman yangınlarını ve belirli tarımsal ormancılık faaliyetlerini azaltın
  • Sağlık profesyonellerinin müfredatlarına hava kirliliğini dahil edin ve sağlık sektörünün katılımı için araçlar sağlayın.

Hava kirliliği ve dünya

Çapı 2,5 mikrometreden küçük olan (PM2.5) ince parçacıklar akciğerlere derinlemesine nüfuz ederek zamanından erken ölüme sebep oluyor. Ayrıca arabalardan, kamyonlardan ve kömür santrallerinden yayılan nitrojen dioksit ve yeryüzündeki ozon seviyesi de hava kirliliğine bağlı erken ölümlere sebep oluyor.

Birleşmiş Milletler verilerine göre dünya çapında hava kirliğinden dolayı yılda yedi milyon kişi hayatını kaybediyor. Bu rakam sigara ve zayıf beslenme alışkanlıkları nedeniyle hayatını kaybedenlerle aynı düzeyde.

Ayrıca dünya nüfusunun yüzde 91’i hava kalitesinin DSÖ’nün belirlediği sınırların üzerindeki yerlerde yaşıyor. DSÖ, her yıl dünya genelinde dış ortam hava kirliliği nedeniyle 4,2 milyon ölüm yaşandığını söylüyor. 3,8 milyon ölüm, evlerde kullanılan ve kirli yakıtlarla çalışan ocaklara maruz kalmasından kaynaklanıyor.

Temiz Hava Fonu’nun (CAF) bir analizine göre, hava kirliliğine küresel kalkınma yardımlarının yalnızca yüzde 1’i ayrılıyor. Dünyanın dört bir yanından hükümetler, 2019 ve 2020’de denizaşırı fosil yakıt projesi fonlarına, neden oldukları hava kirliliğini azaltma projelerine kıyasla yüzde 20 daha fazla kaynak sağladı.

Raporda, hava kirliliğinin HIV/AIDS, sıtma ve tüberkülozun toplamından daha fazla insanı öldürdüğü, ancak bu tür sağlık sorunlarının çok daha fazla fon aldığı tespit edildi.

Hava kalitesi projeleri için finansman yoğunluklu olarak orta gelirli Asya ülkelerine yönelikken Afrika ve Latin Amerika ülkeleri, çok sayıda yoğun kirli şehre sahip olmalarına rağmen toplam fonun sadece yüzde 15’ini alıyor.

Örneğin, 2019’da hava kirliliği ile ilgili tahmini 2260 kaybı olan Moğolistan, 2015-2020 yılları arasında 437 milyon dolar alırken, hava kirliliği nedeniyle 70 bin 150 erken ölüm yaşayan Nijerya sadece 250 bin dolar aldı.

Paylaşın

DSÖ’den Kovid 19’la Mücadelede Üç Senaryo

Salgının evrimine dair üç olasılığın bulunduğunu belirten Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, “En iyi senaryoda, bundan sonra hatırlatma dozlarını gerekli kılmayacak şekilde az varyant göreceğiz” dedi. 

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Kovid 19’a karşı Stratejik Hazırlık ve Müdahale Planı’nı güncelleyerek, pandeminin seyriyle ilgili üç senaryo ortaya koydu.

DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, bugün Cenevre’de strateji belgesi niteliğindeki planı kamuoyuna duyurduğu basın toplantısında, Kovid 19 ile mücadele araçlarının verimli şekilde kullanılarak salgının kontrol altına alınabileceğini belirtti. Ghebreyesus, “Aşı ve tedaviye adil ulaşımı sağlayarak çok sayıda hayat kurtarabiliriz” ifadesini kullandı.

Koronavirüs salgınının başlamasından bu yana dünya genelinde vaka sayısı 485 milyonu bulurken, koronovirüse bağlı ölümlerin sayısı da 6 milyonu aştı.

En iyi senaryo: Hatırlatma dozlarına gerek kalmayacak

Salgının evrimine dair üç olasılığın bulunduğunu belirten DSÖ Genel Direktörü, “En iyi senaryoda, bundan sonra hatırlatma dozlarını gerekli kılmayacak şekilde az varyant göreceğiz” dedi. Ghebreyesus, eldeki mevcut verilere göre bu senaryoda koronavirüsün gelişmeye devam edeceğini, ancak virüsün yol açtığı hastalığın şiddetinin artan bağışıklıklar nedeniyle zamanla azalacağını öngördüklerini söyledi.

Bununla birlikte vaka sayılarında görülen dönemsel ani artışlar olabileceği uyarısı yapan Ghebreyesus, bağışıklığın azalmasıyla enfeksiyonların artacağı ve ölümler meydana gelebileceği öngörüsünde bulundu. DSÖ Genel Direktörü, özellikle virüsün daha ağır hastalık seyrine yol açabileceği risk gruplarında düzenli hatırlatma aşılarının yapılmasının gerekliliğini vurguladı.

En olası ve en kötü senaryolar

İkinci senaryoya göre ise virüs evrim geçirmeye devam edecek, ancak geçirilen enfeksiyonlar ve aşılamalar sayesinde gelişen bağışıklık sayesinde ağır hastalık oranı azalacak. Ghebreyesus, bu senaryoda “daha az şiddetli varyantların ortaya çıkabileceğini, hatırlatma dozu ya da aşıların yeni virüs yapısına uygun şekilde güncellenmesine gerek olmayacağını” belirtti.

DSÖ’nün planında yer alan en kötü senaryo ise virüsün hızla bulaşan ölümcül bir tehdide dönüşmesi. Bu senaryoda aşıların etkisinin azalacağı, ölüm ve ağır hastalığa karşı bağışıklığın hızla kaybedileceği öngörülüyor. Ghebreyesus, “Böyle bir tehdide karşı hiçbir aşının işe yaramadığını görebiliriz” dedi.

DSÖ’den ülkelere tavsiyeler

DSÖ Genel Direktörü söz konusu senaryolar ışığında, ülkelerin virüs takibi, aşılama, Kovid 19’a karşı güçlü sağlık sistemi, virüsle mücadele araçlarına eşit ulaşımın sağlanması ve küresel iş birliği konularına önem vermesi gerektiği konusunda uyardı.

DSÖ’nün güncellediği Stratejik Hazırlık ve Müdahale Planı Kovid 19’un yayılmasını önlemek, teşhis ve tedavi  amacıyla ülkelerin yapması gereken stratejik ayarlamaları belirleme amacını taşıyor.

Stratejik Hazırlık ve Müdahale Planı’nı üçüncü kez güncellediklerini belirten DSÖ Genel Direktörü, bunun da muhtemelen sonuncu güncelleme olacağını belirtti. İlk rapor, Şubat 2020’de yayınlanmıştı.

Paylaşın

DSÖ: Kovid 19 Vakaları Dünya Genelinde Yüzde 8 Arttı

Dünya Sağlık Örgütü, (DSÖ) bir ay süren düşüşün ardından tekrar artmaya başlayan Kovid 19 vakalarının ‘buzdağının görünen kısmı’ olduğunu söyleyerek, salgın karşısında ‘uyanık’ olunması için çağrı yaptı.

Euronews’ta yer alan habere göre; DSÖ, 7-13 Mart arasında haftalık vaka sayısının küresel çapta yüzde 8 arttığını açıkladı. Örgüt, bazı ülkelerin test sayılarını düşürmesine karşın 11 milyon vaka ve 43 bin can kaybının görüldüğü martın ikinci haftasının ocak ayından sonra ilk artışı işaret ettiğini vurguladı.

Bulaşın yayılmasında Omicron varyantının etkili olduğu vurgulandı ve bazı ülkelerdeki düşük aşılama oranı ise yanlış bilgilenmeye bağlandı.

DSÖ Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Vakalardaki artış, bazı ülkelerde testlerin azaltılmasına rağmen gerçekleşiyor, bu da gördüğümüz vakaların buzdağının sadece görünen kısmı olduğu anlamına geliyor” dedi.

Son dönemde özellikle Çin’de artan vakaların ardından sert karantina kuralları uygulanmaya başladı. Binlerce kişinin yaşadığı kentler tamamen kapatıldı.

Bir dizi uzman ise Avusturya, Almanya, İsviçre, Hollanda ve Birleşik Krallık’ta mart ayının başından bu yana artan vakalarla Avrupa’nın başka bir koronavirüs dalgasıyla karşı karşıya olduğuna dair endişelerini dile getirdi.

Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok Avrupa ülkesi, hastaneye yatış oranlarının azaldığı gerekçesiyle kısıtlamaları gevşetme kararı almıştı. Bu kapsamda dışarıda maska takılması ve izolasyon kuralları yeniden düzenlendi.

Paylaşın

Anksiyete Ve Depresyon Vakaları Yüzde 25 Arttı

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yeni tip koronavirüs (Kovid 19) pandemisinin başladığı 2020 yılında dünya çapında anksiyete bozukluğu ve depresyon vakalarında yüzde 25’lik artış kaydedildiğini bildirdi.

DSÖ Genel Sekreteri Tedros Adhanom Ghebreyesus, eldeki rakamların muhtemelen buzdağının sadece görünen yüzü olduğunu belirterek “Bu tüm ülkeler için, ruhsal sağlık konusuna dikkat etmeleri yönünde bir alarmdır” diye konuştu.

DSÖ raporunda, artan anksiyete bozukluğu ve depresyon vakalarının temel nedenlerinden birinin, pandemiye karşı alınan kısıtlayıcı önlemler ve sosyal izolasyonun getirdiği yoğun stres olduğu belirtildi.

Raporda, iş yerindeki kısıtlamalar ile insanların aile içinden daha az destek aramaları ve çevrelerindeki dernek ve gruplardaki faaliyetlerinin azalması da etkili faktörler olarak sayıldı.

Rapora göre yalnızlık hissi ile kişinin kendisi ya da yakınlarıyla ilgili duyduğu enfeksiyon, hastalık ya da ölüm korkusu, ölüm vakaları karşısındaki üzüntü ve mali endişeler de insanların sağlığını olumsuz etkileyen stres faktörleri arasında yer aldı.

Raporda sağlık personelinde tükenmişlik nedeniyle intihar eğilimleri oluştuğuna, bu durumun daha çok gençler ve kadınlarda etkili olduğuna da işaret edildi.

Paylaşın

DSÖ’den ‘Omicron’un BA.2 Alt Varyantı’ Uyarısı: Daha Bulaşıcı

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ/WHO), Kovid 19’un Omicron’un giderek yayılan alt türlerinden BA.2 varyantına ilişkin yaptığı açıklamada, varyantın diğer alt varyantlara göre daha bulaşıcı olduğunu belirtti.

DSÖ’ye bağlı COVID-19 Virüsünün Evrimine dair Teknik Danışma Grubu’nun (TAG-VE) toplantısından sonra yapılan yazılı açıklamada, Omicron’un dünyada en çok yayılan BA.1 ve BA.2 alt varyantlarına dair son veriler değerlendirildi.

Yayılma hızından ötürü BA.2 alt varyantının “endişe verici varyant” olarak tanımlanmayı sürdürmesi gerektiği belirtildi.

Enflüanza Verilerinin Paylaşımı Küresel İnisiyatifi’ne (GISAID) gönderilen vaka örneklerinde Omicron’un en yaygın küresel COVID-19 varyantı olarak görüldüğü kaydedildi ve dünyadaki vaka düşüşlerine rağmen son haftalarda BA.2 alt varyantının BA.1’e kıyasla daha fazla enfeksiyon gösterdiği bilgisi paylaşıldı.

Açıklamada, “Araştırmalar, BA.2’nin büyüme avantajının BA.1’den daha yüksek olduğunu gösterdi. Bunun sebepleri araştırılıyor, fakat ilk veriler bu büyüme avantajının, BA.2’nin diğer alt varyantlara göre daha bulaşıcı olmasından geldiğine işaret ediyor” denildi.

Omicron’a karşı ilk iki doz aşının etkinliğinin hâlâ sürdüğü, güçlendirici dozun etki oranının netleşmesi için daha fazla veriye ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Öte yandan DSÖ’nün yayımladığı Haftalık COVID-19 Güncellemesi raporunda, 14-20 Şubat’ta Kovid-19 vaka ve ölüm artış oranının bir önceki haftaya göre sırasıyla yüzde 21 ve yüzde 8 düşüş gösterdiği bildirildi.

Son bir haftada dünya genelinde 12 milyon yeni vaka görülürken virüs nedeniyle 67 bin kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.

Paylaşın

DSÖ: Dünya Yeni Küresel Salgına Hazırlıklı Değil

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, dünyanın Kovid 19’un ardından yeni bir küresel salgına hazırlıklı olmadığını belirtti.

Almanya’daki Münih Güvenlik Konferansı’na katılan Dr. Ghebreyesus, Kovid 19 salgınındaki son duruma dair değerlendirmelerde bulundu.

Andaolu Ajansı’nın aktarımına göre, Ghebreyesus, Kovid 19 salgınına dünyanın hazırlıksız yakalandığını hatırlattı ve bundan sonra çıkabilecek salgınlara ilişkin, “Dünyanın hazırlıklı olduğunu sanmıyorum ve bu konuda ülkelerden beklediğimiz yatırımların gerçekleşmediğini görmekten endişeliyi.” dedi.

Salgının ne zaman biteceği konusunun sıkça gündeme geldiğini vurgulayan Ghebreyesus, şöyle dedi:

“Bazı ülkelerde aşılama oranının yüksekliği ve Omicron varyantının daha hafif hastalığa yol açması, salgının bittiğine dair tehlikeli algılara yol açıyor. Fakat salgın bitmedi”

“Salgının bitmesi mümkün değil”

Afrika nüfusunun yüzde 83’üne henüz birinci doz aşının yapılmadığını kaydeden Ghebreyesus, “Engellenebilir bir salgından bir hafta içinde 70 bin kişi hayatını kaybediyorsa salgının bitmesi mümkün değildir” diye konuştu.

“Salgını bitirmek tercih meselesi”

Kovid 19’un enfeksiyonu sürdükçe yeni varyantların çıkmaya devam edeceğinin altını çizen Ghebreyesus, son olarak şöyle dedi:

“Aslında mevcut şartlar, daha bulaşıcı ve daha tehlikeli varyantların çıkması için uygun. Fakat bu yıl içinde salgını küresel acil durumdan çıkarıp kontrol altına alabiliriz. Bu konuda malzemelerimiz de bilgimiz de var. Biz bitirmeye karar verdiğimiz zaman salgın biter. Sonuç olarak bu bir ihtimal değil, tercih meselesidir.”

 

Paylaşın

DSÖ: Kovid 19 Salgını Tıbbi Atık Sorununu Daha Da Büyüttü

Dünyayı yaklaşık iki yıldır etkisi altına alan koronavirüs salgınının çevreye de olumsuz etkileri oluyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, pandeminin başlangıcından bu yana sadece Birleşmiş Milletler’in sağlık sistemi üzerinden 87 bin ton koruyucu malzeme dağıtıldı. Bu miktar 261 bin 700 Jumbojet uçağının taşıyabildiği yüke tekabül ediyor.

DW Türkçe’de yer alan habere göre; Bunun yanı sıra 2021 yılının sonuna dek yapılan yaklaşık 8 milyar doz aşının 144 ton atığa sebep olduğu, bunlardan 87 tonun cam aşı tüpü, 48 tonun ise iğnelerden arta kalan atıklardan oluştuğu bildirildi.

İsviçre’nin Cenevre kentindeki DSÖ merkezinde konuya dair yapılan açıklamada, dünya üzerinde her on tıp merkezinden üçünde atık ayrıştırma sistemi bulunmadığı, az gelişmiş ülkelerde ise her üç hastane ya da tedarik merkezinden bazen birinin bile temel bir atık yönetimine sahip olmadığı bildirildi. Örgüt, bu ülkelerde plastik içerikli atıkların doğrudan toprağa ya da suya karıştığını aktardı.

Yeniden kullanılabilen malzeme tavsiyesi

Dünya Sağlık Örgütü, yaşanan bu atık sorununun asgari düzeye indirilebilmesi için bazı tavsiyelerde de bulundu. Bu bağlamda kullanılan malzemelerin kalıcı ve yeniden değerlendirilebilir olmasına dikkat edilmesini isteyen DSÖ, basit hijyen kurallarına uyarak koruyucu kıyafetlerden de tasarruf edilebileceğini belirtti. Ayrıca bölgesel ürünlerin kullanımı ile ulaştırma mesafelerinin kısalacağına dikkat çeken Örgüt, atıkların çevreye duyarlı bir biçimde arıtılması çağrısında bulundu.

DSÖ Halk Sağlığı, Çevre ve İklim Değişikliği Direktörü Maria Neira, pandeminin kendilerini, tıbbi malzemelerin kullanımı ve arıtılması gibi ihmal edilen bir konu hakkında harekete geçmeye zorladığını dile getirdi. Neira ayrıca, sağlık sisteminin tüm alanlarında atık yönetimi ile ilgili değişikliklere ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Sağlık sistemi ve küresel ısınma

Yapılan bilimsel araştırmalara göre küresel sera gazı emisyonunun tahminen yüzde 4 ila yüzde 5 kadarı sağlık alanındaki üretim ve çalışmalar neticesinde oluşuyor. DSÖ verileri de, hastane ve muayenehanelerdeki, maske, tek kullanımlık önlük ve eldiven gibi koruyucu malzeme kullanımının pandemi döneminde arttığını ortaya koyuyor.

Aynı zamanda koronavirüs salgını nedeniyle artan iş yoğunluğundan dolayı, sağlık merkezlerinde atık yönetimi ile ilgilenecek personel sayısının da azaldığına vurgu yapılan raporda, Asya kıtasında beş ayrı kentte, hastaların yattığı yatak başına günde 3,4 kilogram mikroplu atık oluştuğu vurgulandı.

Paylaşın

DSÖ, Kovid 19 Tedavisinde İki İlacın Kullanımını Tavsiye Etti

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yeni tip koronavirüse (Kovid 19) karşı etki gösterdiği belirlenen 2 ilacın tedavide kullanımını tavsiye etti. Örgütten yapılan yazılı açıklamada, DSÖ Uluslararası Uzmanlar Standart Geliştirme Grubu’nun, Kovid 19’a yakalanan hafif, ağır ve kritik durumdaki yaklaşık 4 bin hasta üzerinde yaptığı 7 ayrı denemenin ardından eklem iltihabı ilaçlarının Kovid 19’a karşı etkinliğine dair önerilerine yer verildi.

Buna göre, eklem iltihabı ilaçları Baricitinib ile Interleukin-6’nın (IL-6), kortikosteroid ilaçla birlikte kullanıldığında ağır durumdaki Kovid 19 hastalarının iyileşmesine olumlu etki sağladığı tespit edildi. Bu ilaçların verildiği ağır hastaların virüse karşı dirençleri artarken, oksijen tedavisi ihtiyacında azalma görüldü. Öte yandan uzmanlar, bu iki ilacın asla aynı anda kullanılmaması gerektiği uyarısında bulundu.

Antikor ilacına şartlı tavsiye

Durumu ağır olmayan hastalar için ise monoklonal antikor ilaçlarından Sotrovimab’ın kullanımı “belirli şartlar altında” tavsiye edildi. Şimdilik birine şartlı tavsiye kararı verilen monoklonal antikor ilacına ilişkin yeni bilgilerin, deneme sonuçları açıklandığında paylaşılacağı kaydedildi.

Klinik denemelerde yine eklem iltihabı ilaçları olan Ruksolitinib ve Tofasitinib’in kullanımının hastalarda iyileşme sağladığı, ancak Kovid 19’un Omicron gibi yeni varyantlarına karşı etkililiğine dair yeterli kanıt elde edilemediği belirtilerek, bunların kullanımı önerilmedi. DSÖ uzmanları daha önce IL-6’nın ağır ve kritik Kovid 19 hastalarında kullanımı için şartlı tavsiyede bulunmuştu.

Patent tekelleşmesine karşı uyarı

Dünya Sağlık Örgütünün Baricitinib ile IL-6’nın kullanımına ilişkin tavsiyesinin ardından Sınır Tanımayan Doktorlar (MFS) örgütünden yapılan açıklamada, tavsiye edilen ilaçlarda tekelleşmenin önüne geçilmesi gerektiği belirtildi.

MFS Enfeksiyon Hastalıkları Tıbbi Danışmanı Dr. Marcio da Fonseca, DSÖ’nün tavsiye ettiği ilaçlara düşük ve orta gelirli ülkelerdeki hastaların mutlak erişiminin hayati önem taşıdığına dikkati çekerek şunları söyledi:

“İlaçlara yeterli, zamanında ve adil erişimin temin edilmesi ve patent tekelleşmesine engel olunması için devletler, Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması’ndan feragat edilmesi ve zorunlu lisans verme gibi uygulamaların benimsenmesini teşvik etmelidir.”

Orta ve düşük gelirli ülkelerde insanların yetersiz aşılama oranı ve etkisini sürdüren yeni varyantlar sebebiyle korku içinde olduklarını vurgulayan Da Fonseca, salgınla mücadele araçlarına erişimde küresel eşitliğin sağlanması gerektiğini ifade etti.

Kovid 19 ilaçları

ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), Amerikalı ilaç firmaları Pfizer ve Merck firmalarının Kovid 19’a karşı geliştirdiği ağızdan alınan iki ilaç için, 12 yaş ve üzerindeki riskli kişiler için kullanım onayı vermişti. Ancak bu ilaçlar için DSÖ’den henüz bir karar çıkmış değil.

Paylaşın