Ali Babacan’dan ‘Kobani Davası’ Mesajı: Siyasi Yumuşama Lafta

108 siyasetçi hakkında açılan Kobani Davası’nda verilen ağır cezalara ilişkin açıklama yapan DEVA Partisi lideri Ali Babacan, “Siyasi yumuşama lafta, göstermelik ziyaretlerde kaldı” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Çakarlı araçlarla tetikçi transferi yapanları yargılayamayan iktidar, hukuksuzca verilen onlarca yıllık cezalarla insanların hayatlarını karartmakta beis görmüyor.”

Babacan, açıklamasının devamında, “İktidar ve ortaklarına bir kez daha hatırlatıyorum. Uymanız gereken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa var. Yargının üzerindeki elinizi çekin; AİHM kararlarını görmezden gelmeyin. Anayasal hakları çiğnemeyin” ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Ali Babacan, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan Kobani Davası’nda verilen ağır cezalara ilişkin açıklama yaptı.

Babacan açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Ülkem adına üzgünüm. İktidar, yargıya bir kere daha siyasetin gölgesini düşürerek ülkemizin toplumsal barışını umursamadığını yeniden gösterdi. Siyasi yumuşama lafta, göstermelik ziyaretlerde kaldı.

Çakarlı araçlarla tetikçi transferi yapanları yargılayamayan iktidar, hukuksuzca verilen onlarca yıllık cezalarla insanların hayatlarını karartmakta beis görmüyor. İktidar ve ortaklarına bir kez daha hatırlatıyorum. Uymanız gereken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa var. Yargının üzerindeki elinizi çekin; AİHM kararlarını görmezden gelmeyin. Anayasal hakları çiğnemeyin.”

Kabani Davası

IŞİD’in Kobani’ye dönük saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihlerinde gelişen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan davanın karar duruşması görüldü.

Cezaevi önünde ve duruşma salonunun içinde yoğun güvenlik önlemleri alınırken, duruşmaya gelen izleyiciler ayrı bir salona, arasında Hüda-Parlı’ların olduğu müştekiler başka bir salona alındı.

Sanıklar, avukatlar, milletvekilleri, gazeteciler ve yabancı kurumların temsilcileri ise ana duruşma salonunda duruşmayı izledi. Duruşmaya yaklaşık 500 avukat katıldı. DEM Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın arasında bulunduğu DEM Parti milletvekilleri, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi ve Grup Başkan Vekili Ali Mahir Başarır’dan oluşan CHP heyeti ile TİP Eş Genel Başkanı Erkan Baş ve EMEP Milletvekili Sevda Karaca da salonda yer aldı.

Duruşmayı açan Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, duruşmaya katılanların isimleri ile sanıklar ve avukatların mahkemeye verdikleri dilekçeleri okudu. Daha sonra avukatlara söz verildi. Davanın avukatlarından DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Başkanı Sevda Çelik Özbingöl, yargılama sırasında tüm ceza yargılaması ilkelerinin açıkça ihlal edildiğini belirterek, “Mahkeme, tüm aşamalarda retçi bir tutum sergiledi. Silahların eşitliği ilkesi, çelişmeli yargılanma ilkesi ihlal edildi. Adil yargılanma hakkı ağır bir şekilde ihlal edildi” dedi. Demokratik siyasi hedef alan bir yargılama yapıldığını belirten Özbingöl, adalete, hakkaniyete ve toplum vicdanına uygun karar verilmesini istedi. Özbingöl, tüm tutuklu siyasetçilerin tahliye edilmesini istedi.

Avukat Özgür Erol, bugün duruşmaya yeni evraklar girdiğini belirterek, “Biz bu evrakları henüz incelemedik. Öncelikle bugün karar kurmayınız. Bugün yalnızca tutuk incelemesi yapın” dedi. Son dönemde Can Atalay, Sinan Ateş, Ayhan Bora Kaplan davaları ile Yargıtay Başkanlığı seçimleri özelinde yaşananları anımsatan Erol, yargı bürokrasisi ve güvenlik bürokrasisi içindeki gelişmelerin kaygı verici olduğunu kaydetti. Erol, bu davanın açılmasında Ankara TEM Şube Müdürlüğü’nün 2018’de savcılığa gönderdiği bilgi notuyla yönlendirdiğini ifade etti.

Mahkeme, duruşmanın başka bir tarihe ertelenmesi talebinin, “dava sürecinde 36 sanık yönünden savunmalarının alındığı, diğer sanıkların ise yargılamanın başından beri kaçak durumunda bulunduğu, davaya gelen belgelerin yoğunlukla kaçak durumunda olan sanıklara yönelik olduğunu ancak söz konusu durumun yargılamanın geldiği aşama itibariyle savunması alınan ve bu sanıklar yönünden yürütülen yargılama neticesinde hüküm verilmesinin engelleyici bir durum olmadığı” gerekçesiyle reddine karar verdi. Mahkeme, tahliye talebinin ise hükümle birlikte değerlendirilmesine oybirliğiyle hükmetti.

Mahkeme başkanı, “Bu vicdani kanaate varırken, dosyadaki deliller incelendi ve böyle bir vicdani kanaate varıldı” diyerek sözlerine başladı. 130 sayfalık karar olduğunu, ancak bunun özetini okuyacağını belirtti. Karar okunmaya başlanınca avukatlar “Bijî berxwedana HDP” sloganları atarak alkışlarla kararı protesto etti. Avukatların salonu terk etmeye başlamasının ardından mahkeme başkanı kararı okumayı durdurdu. Avukatların salondan çıkması beklendi. Mahkeme başkanı, avukatların salonu terk etmesinin ardından kararı alfabetik olarak okumaya devam etti.

Mahkeme kararları şöyle:

Ahmet Türk: “Örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası verildi
Ali Ürküt: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası 16 yıl hapse indirildi. Yargılama sürecindeki tutumu gerekçesiyle cezası 13 yıl 4 aya indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Alp Altınörs: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” iddiasıyla 18 yıl hapis cezası verildi. Takdiri indirimi yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Altan Tan: CMK 223’ten beraatine karar verildi.

Ayhan Bilgen: 302’den ve “örgüt üyeliğinden” ayrı ayrı beraatine karar verildi.
Ayla Akat Ata: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 6 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Artırım ve indirimle birlikte 9 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin göz önünde bulundurulmasıyla tahliyesine karar verildi.
Aynur Aşan: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Kaçma şüphesi gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Aysel Tuğluk: “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” iddiasından beraatine karar verildi.

Ayşe Yağcı: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Tutukluluk hali göz önünde bulundurularak tahliyesine karar verildi.
Bülent Parmaksız: 16 yıl ceza verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl ceza verildi. Söz konusu cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı.
Dilek Yağlı: 16 yıl ceza verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl verildi. Cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Emine Ayna: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat, “örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası kararı verildi.

Beyza Üstün: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Figen Yüksekdağ: 19 yıl hapis cezası verilerek, indirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Örgüt üyeliği ve örgüt yönetmek” iddiaları yönünden ceza verilmedi. “Tahrik” iddiasıyla da 4 yıl 6 ay ceza verildi. “Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma” gerekçesiyle 2 yıl, “örgüt propagandası”ndan 1 yıl 6 ay ceza aldı. Mehmet Tunç’un cenazesinde yaptığı bir başka konuşma sebebiyle 1 yıl 6 ay, “seçim yasaklarına aykırı hareket” etmekten 3 ay ceza verildi. Wan’da yaptığı bir konuşmadan 1 yıl 6 ay ceza verildi. Toplam 30 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Tahliye kararı çıkmadı.
Gülfer Akkaya: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirleri kaldırıldı.
Gültan Kışanak: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. “Örgüt üyeliği” iddiası gerekçesiyle 8 yıl ceza verildi. Ceza yarı oranında arttırılarak 12 yıla çıkarıldı. Hakkında tahliye kararı verildi.

Günay Kubilay: 16 yıl hapis cezası ve tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
İsmail Şengül: 16 yıl hapis cezası verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
İbrahim Binici: Beraat kararı verildi.
Meryem Adıbelli: 9 yıl hapis cezası verildi. Hakkında tahliye kararı verildi.

Mesut Bağcık: 9 yıl hapis cezası verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Nazmi Gür: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 hapis cezası verildi.
Pervin Oduncu: Ağırlaştırılmış müebbet cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sebahat Tuncel: “Örgüt üyeliği” iddiasıyla 8 yıl ceza verildi. Ceza 12 yıl çıkarıldı. Tutukluluk süreci göz önünde bulundurularak, tahliye edilmesine karar verildi.

Selahattin Demirtaş: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmaya yardım” iddiasıyla 20 yıl, “suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Newroz etkinliğinde yaptığı konuşma gerekçesiyle 2 yıl 6 ay ceza verildi. Farklı tarihlerdeki açıklamaları gerekçe gösterilerek “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 1 yıl 6 ay, 2 yıl 30 ay, 3 yıl, 1 yıl 6 ay, 1 yıl, 1 yıl 6 ay, 2 yıl ceza verildi. Demirtaş’a verilen toplam ceza 42 yıl oldu. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sibel Akdeniz: Beraat kararı verildi.
Sırrı Süreyya Önder: Hakkındaki tüm iddialardan beraat kararı verildi.
Zeki Çelik: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozma” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Söz konusu ceza “yardımdan” dolayı 18 yıla düşürüldü. Yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verildi. Ayrıca “suçu tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Zeynep Karaman: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla müebbet, bu ceza da “yardım” gerekçesiyle 18 yıla indirildi. “Suça tahrik” gerekçesiyle 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Zeynep Ölbeci: “Ülkenin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” ve “üyelik” iddialarıyla toplam 12 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.

36 kişi, çeşitli kentlerdeki protestolardaki can kayıplarından sorumlu bulunmayarak beraat etti. Mahkeme, savunmaları alınmayan ve geriye kalan isimlerin dosyası hakkında tefrik kararı verdi. Kobani Davası’nda tutuklu bulunan Gültan Kışanak, Sabahat Tuncel, Ayla Akat, Ayşe Yağcı ve Meryem Adıbelli hakkında tahliye kararı verilmiş oldu.

Paylaşın

Ali Babacan: Yeni Anayasa Mı İstiyorsunuz? Yapılmışı Var

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, yeni anayasa tartışmalarına değinen DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Türkiye’nin neye ihtiyacı olduğunu biliyoruz: Ödevimize çalıştık, gecemizi gündüzümüze kattık ve Anayasa için çalışmalara biz çoktan başladık” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Hani tanınmış bir komedyenin esprisi var. Çocuklara ekran başında, böyle el işi kartondan ev yapma programları vardı bir ara. Komedyen diyor ki, çocuklar tam o el işini kartondan ev yapımıyla uğraşırken birisi çıkıyor ekranın bir köşesinden, işte, ‘Evin yapılmışı burada’ diye ortaya koyuveriyor. İşte ben de diyorum ki, ‘Anayasa’nın yapılmışı burada.’ Partimizi kurduktan sonra biz bu çalışmalara derhal başladık. Yeni Anayasa mı istiyorsunuz? İşte yapılmışı var, yazılmışı var.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Açıklamasında yeni Anayasa tartışmaları, tasarruf tedbirleri, Sinan Ateş cinayeti ve Gazze’de devam eden soykırım gibi konulara değinen Ali Babacan’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Karanlık aynı, değişen tek şey arabalar ve plaka numaraları. Susurluk’taki siyah Mercedes’i herhalde hatırlıyorsunuz. Yine siyah arabalar, çakarlı arabalar. O gitti, yerine iddianamelerden bilhassa uzak tutulmaya çalışılan başka araçlar geldi.

“Siyasileşmiş, klikleşmiş bir yargı adalet dağıtamaz”

Yargı karar verirken siyasi partilerin genel merkezlerine bakmaz. Yargı karar verirken Beştepe’ye bakmaz. Yargı, dediğim gibi Anayasa’ya bakar, yasalara bakar ve vicdanına bakar; ona göre karar verir. Siyasileşmiş, klikleşmiş bir yargı adalet dağıtamaz. Onlarca yıldır bunu yaşadık ya, hâlâ görmüyor musunuz, anlamıyor musunuz?

Yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının sağlandığı bir Anayasa’ya itirazınız varsa söyleyin. DEVA Partisi’nin Anayasa çalışması çoktan hazır. Ben buradan iktidara sesleniyorum: Anayasa tartışmalarını, kendi şahsi gündeminizi dayatma ortamı olarak görmeyin. Kendi şahsi gündeminize bir vesile olarak bilmeyin. Yeni Anayasa mutlaka toplumun her kesimine kulak verilerek hazırlanmalı.

İşte, madde madde çalışılmış, üzerine aylarca kafa yorulmuş; temel hak ve özgürlüklere, hukuk devletinin temel ilkelerine dayanan çoğulcu bir Anayasa çalışması. Hazırladık. Çok yoğun bir emek var. Merkezine insan onurunu alan, devletin ideolojik tarafsızlığını gözeten bir Anayasa. Hazır. Güçler ayrılığını tesis eden, eleştiri hürriyetini güvence altına alan bir Anayasa. Hazır.

Türkiye’nin neye ihtiyacı olduğunu biliyoruz: Ödevimize çalıştık, gecemizi gündüzümüze kattık ve Anayasa için çalışmalara biz çoktan başladık. Hani tanınmış bir komedyenin esprisi var. Çocuklara ekran başında, böyle el işi kartondan ev yapma programları vardı bir ara. Komedyen diyor ki, çocuklar tam o el işini kartondan ev yapımıyla uğraşırken birisi çıkıyor ekranın bir köşesinden, işte, ‘Evin yapılmışı burada’ diye ortaya koyuveriyor. İşte ben de diyorum ki, ‘Anayasa’nın yapılmışı burada.’ Partimizi kurduktan sonra biz bu çalışmalara derhal başladık. Yeni Anayasa mı istiyorsunuz? İşte yapılmışı var, yazılmışı var.

Siz, sokak ortasında öldürülen, evlatları yetim bırakılan bir babanın katillerini koruyanlarla ortaksınız. Siz, bomboş iddianameyle senelerdir cezaevinde tutulanlara yapılan hukuksuzluk devam etsin diye kürsüden size ve millete parmak sallayanlarla ortaksınız. Siz, Türkiye’yi o karanlık günlere geri götürmeye çalışanlarla ortaksınız. Siz o karanlıklardan hukuksuzluklardan adaletsizliklerden beslenenlerle ortaksınız. Evet, artık yüzleşin.

Yanlış yoldasınız. İktidardakilere sesleniyorum: Yanlış ortaklarla berabersiniz; bu kir, üzerinize çoktan sıçradı. Çıkın ve temizlenin artık yahu. Bütün milletin gördüğünü, bildiğini, kendi parti mensuplarınızın üzülerek, içten içe hayıflanarak izlediklerini kimseden saklayamıyorsunuz.

Ankara’nın orta yerinde işlenen bir cinayet, açıkça karartılmaya çalışıyor. Görüyorlar, görmezden geliyorlar. Duyuyorlar, duymazdan geliyorlar. Susuyorlar. Güçleri, bazı dernek yöneticilerine dahi yetmiyor. Güçleri, evinde şüphelilerin yakalandığı vekillere yetmiyor. Bu gerçekle de bir türlü yüzleşemiyorlar. Güçleri yanı başlarında duranlara, iktidarın tepesinde kayyum gibi bekleyenlere yetmiyor.

Birkaç gün önce kamuda tasarruf tedbirleri açıklandı. Olumlu bir adım. En azından bunun gerekliliğini nihayet anladılar. Tam beş yıldır söylüyoruz ya, ‘tasarruf’ diyoruz, ‘tasarruf’ diyoruz, ‘tasarruf’ diyoruz. ‘Har vurup harman savuruyorsunuz, yazıktır, bu kaynaklar milletindir’ diyoruz. Nihayet bir paket açıkladılar. Ancak, ülkenin ekonomisindeki açıklarla karşılaştırdığımızda, alınan tedbirlerin son derece yetersiz olduğunu görüyoruz.

Gerçekten tasarruf istiyorsak bu tasarruf tedbirlerini ve nasıl yapılacağını Sayın Erdoğan’ın kendisi açıklamalı. Yani gazdan ayağını nasıl çekecek, nasıl o harcamaları azaltacak, kendisi açıklamalı. Zaten yetkisi son derece sınırlı, harcama konusunda hiçbir adım atamayan, sadece vergileri toplayıp cumhurbaşkanının emrine sunan, borçlanıp cumhurbaşkanının emrine sunan kurumların tasarruf tedbiri alması ya da bu tedbirleri uygulaması mümkün olmaz. Samimi de olmaz.

1 Temmuz’da asgari ücreti artırmamak, asgari ücretle çalışan herkese zulümdür. 1 Temmuz’da asgari emekli maaşını, o 10 bin lirayı artırmamak, asgari emekli maaşı alan herkese zulümdür. Siz kendi elinizle, yanlış politikalarınız yüzünden enflasyonu patlatın ve bunun bedelini de asgari ücretliye, en düşük emekli maaşı alan vatandaşa ödetin. Böyle bir şey olmaz. Böyle adalet olmaz. Onun için buradan iktidar çağrımız, 1 Temmuz’da hem asgari ücrette hem de asgari emekli maaşında ciddi, kayda değer, gerçek enflasyonu dikkate alan bir artış yapın.

Merkez Bankası’nın arka kapısı artık yol geçen hanına döndü. Arka kapı döviz satışlarından bahsediyorduk, şimdi arka kapı döviz alımları başladı. Niye arka kapı? Çünkü şeffaf değil. Rakamlar hep bir hafta sonra ve sonradan öğreniliyor. Rakamlar sonradan geliyor. Bugün eğer dolar kuru diyelim ki 32 liraysa, ben bir vatandaş olarak şunu bilmek istiyorum: Arkadaş, bugünkü dolar kuru piyasanın kendi dengesinde oluşmuş bir kur mudur, yoksa acaba Merkez Bankası bugün 1 milyar dolar aldı da kur öyle mi bu noktada oluştu? Bunu bilmek benim hakkım.

“İsrail hükûmeti Gazze’deki soykırımına devam ediyor”

İsrail tüm dünyadaki protestolara ve çağrılara rağmen, İsrail hükûmeti Gazze’deki soykırımına devam ediyor. Mazlum Filistin halkının son sığınağı Refah’ta katliam devam ediyor. Dün, biliyorsunuz 15 Mayıs’tı. Filistin halkının yaşadığı büyük sürgünün, yani Nekbe’nin 76. yıl dönümüydü.

Bu mazlum halk, 76 yıl sonra çok daha büyük bir acı, çok daha büyük bir sürgün ve soykırımıyla karşı karşıya. Hep söylüyorum, Filistin’e barış, huzur gelmedikçe, 1967 sınırları içerisinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin Devleti kurulmadıkça bölgemizde huzurun, barışın sağlanması mümkün olmayacaktır. Bugüne kadar olmadı, yine olmayacaktır.”

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan’a Dikkat Çeken ‘Kamuda Tasarruf’ Sorusu

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, Mehmet Şimşek’in açıkladığı kamuda tasarruf programına ilişkin, “Kamuda tasarruf tedbirlerinin açıklanmış olmasını önemli ve olumlu bir adım olarak görüyorum. Ancak, açıklanan paket mevcut haliyle çok yetersiz” dedi.

Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Açıklanan tedbirlerin, kamunun her birimi tarafından uygulanmasını bekliyorsanız bu tedbirleri uygulamaya en üstten başlatmak zorundasınız. Soruyorum: Siz tasarruf konusunda samimi misiniz” diye sordu.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, iktidarın bugün açıkladığı “Kamuda Tasarruf Paketi” ile ilgili yazılı açıklama yaptı. Babacan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Kamuda tasarruf tedbirlerinin açıklanmış olmasını önemli ve olumlu bir adım olarak görüyorum. Ancak, açıklanan paket mevcut haliyle çok yetersiz. Açıklanan pakette; Esas kara delik olan Kamu Özel İşbirliği projeleriyle ilgili bir adım yok. İsraf ve yolsuzluğun esas kaynağı olan Kamu İhale Yasasıyla ilgili adım yok. Siyasi Etik Yasası’na ilişkin bir plan yok. Varlık Fonu gibi paralel Hazine uygulamalarına son vermekle ilgili bir adım yok.

Anayasa’ya ve Meclis’in bütçe hakkına aykırı olan Cumhurbaşkanı’na çok yüksek tutarda ödenek ekleme yetkisinin iptaline ilişkin bir adım yok. Sayıştay denetiminden kaçınma, ihale yasasından muafiyet gibi kötü alışkanlıklara derhal ve net biçimde son vermeyle ilgili bir adım yok. Özel hesap, özel ödenek, fon gibi denetimsiz ya da şeffaf olmayan yollarla harcama yapma uygulamasına son vermeyle ilgili bir adım yok.

Hazine dışındaki kurumların Kamu Özel İşbirliği kapsamında devlet adına garanti vermesini engellemeye ilişkin bir adım yok. Kamu borçlanmasında ve kamu garantilerinde kur, faiz, likidite, re-finansman ve kredi risklerinin basiretli biçimde yönetimi için daha bağlayıcı ilke ve kurallara ilişkin bir adım yok. Mali Kural uygulamasını hayata geçirmeye ilişkin bir adım yok.

İktidarın tepesindeki uçak saltanatına son vermeyle ilgili adım yok. Elde edilecek tasarruf tutarına ilişkin bir hesaplama yok. Sadece göstermelik olarak alınacak birkaç tedbir ile ekonomiyi düzeltemezsiniz. Açıklanan tedbirlerin, kamunun her birimi tarafından uygulanmasını bekliyorsanız bu tedbirleri uygulamaya en üstten başlatmak zorundasınız. Soruyorum: Siz tasarruf konusunda samimi misiniz?”

“Kamuda tasarruf paketi”

“Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi” adı verilen paket, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından kamuoyuyla paylaşıldı. Beştepe’deki basın toplantısında konuşan Yılmaz, “hazırlıkları son aşamaya gelen” genelge taslağının bu hafta içinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayına sunulacağını duyurdu.

Açıklanan paket, kamu yatırımlarında zorunlu hâller dışında yeni proje kabul edilmemesini içeriyor. Tasarruf paketi, temsil ve tanıtma ödeneklerinde de bu yıldan itibaren yüzde 25 kesinti yapılmasını öngörüyor.

Taşıtlar: Kamudaki taşıt sayısı ve kullanımına standartlar getirilmesini de hedefleyen pakette, “3 yıl süreyle yeni araç satın alma ve kiralama yapılmaması”, “bütçe dışı kaynaklardan taşıt kullanımının izne tabi tutulması ve kanunla izin verilenler hariç yabancı menşeili araç kullanımının yasaklanması”, “mevcut kiralık taşıt sözleşmelerinin yenilenmesinin izne tabi olması”, “ihtiyaç fazlası ve ekonomik ömrünü tamamlamış taşıtların tasfiyesi” ve “savunma ve güvenlik hariç, kamuda personel servisi hizmetinin toplu taşıma olan yerlerde kaldırılması” gibi tasarruf önlemleri bulunuyor.

Kamu binaları: Tasarruf paketinde kabu binalarına ilişkin harcamalar konusunda ise “deprem riski hariç, yeni hizmet binası alımının/ yapımının 3 yıl süreyle durdurulması”, “yeni bina kiralanmaması, mevcut kiralamaların bir takvimle sonlandırılması”, “doğal afet ve güvenlik hariç, yeni lojman ve sosyal tesis alımı/ yapımı ve kiralanmasının süresiz olarak yasaklanması” ve “savunma ve güvenlik hariç, mevcut sosyal tesislerin ekonomiye kazandırılması” dâhil çeşitli adımlar atılacağı ifade ediliyor.

Üç yıl boyunca kamuda yeni personel istihdamının emekli olanlarla sınırlandırılacağının duyurulduğu pakette, “kamuda esnek ve uzaktan çalışma modellerinin geliştirilmesi” yönündeki hedeften de bahsedilerek “home office” düzenine geçişe yönelik çalışmaların da sinyali veriliyor.

Enerji ve atık yönetimi: Hükümetin hazırladığı pakette, “sokak ve cadde ışıklandırmasında LED dönüşümünün hızlandırılması”, “kamu bina ve tesislerinde enerji verimliğini artıran uygulamalar geliştirilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarından faydalanılması” ve “ekonomik değeri olan atıkların, bedeli karşılığında her yıl değerlendirilmesinin zorunlu hâle getirilmesi” gibi tasarruflar da yer alıyor.

Hizmet içi eğitim ve yurt dışı geçici görevler konusunda alınacak tasarruf tedbirleri arasında ise “hizmet içi eğitim, toplantı vb. faaliyetlerin kamu tesislerinde yapılması”, “yurt dışı geçici görevlerin sınırlandırılması, görevlendirmelerin asgari seviyede tutulması” ve “yurt dışı geçici görev harcamalarının bütçe başlangıç ödeneğini aşmaması, bu harcama kalemine ödenek aktarımının yasaklanması” bulunuyor.

Uluslararası toplantılar ve milli bayramlar hariç; gezi, kokteyl, yemek vb. faaliyet düzenlenmeyeceğinin belirtildiği pakette, “ajanda, takvim, plaket, eşantiyon türü hediyelerin verilmesinin” yasaklanacağı ve “zorunlu hâller hariç, demirbaş alımlarının üç yıl süreyle durdurulacağı” ifade ediliyor.

Haberleşme ve iletişim giderlerine ilişkin tedbirler arasında “e-yazışma sistemine geçişin tamamlanması”, “tebligatlarda elektronik tebligat sistemleri kullanılması”, “kurumsal arşivlerin elektronik ortama taşınması” ve “yayın, rapor vb. tanıtım amaçlı doküman basımının yapılmaması” yer alıyor.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, açıklanan paketle ilgili olarak “Kamunun tasarruf yapması, verimliliği artırması, daha az bütçe açığına, daha az kamu borçlanmasına ve faiz yüküne, daha az cari açığa yol açacaktır” değerlendirmesinde bulundu. Yılmaz, “Kanuni düzenleme gerektiren hususlarda parti farkı gözetmeksizin tüm grupların desteğini beklediğimizi özellikle ifade etmek istiyorum” diye ekledi.

Paylaşın

Babacan’dan İktidara Enflasyon Uyarısı: Sadece Merkez Bankası İle Düşmez

Merkez Bankası’nın (TCMB) enflasyon beklentilerini açıkladığı toplantıya değinen DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Enflasyon sadece Merkez Bankası’nın para politikası ile düşmez” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Enflasyonla mücadelenin yükünü sadece Merkez Bankası araçlarına bırakırsanız ülkeyi açlığa yoksulluğa mahkûm edersiniz. Unutmayalım, enflasyon bu iktidarın yanlış uygulamaları sonucunda patladı.”

Babacan açıklamasının devamında, “Bu iktidar hukuksuzluğuyla, adaletsizliğiyle, plan programsızlığıyla, özenle koruyup kolladığı çetelerle her kesimden insanın emeğini zayi ettiği gibi Merkez Bankası’nın emeğini de zayi ediyor. Çok yazık” ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, sosyal medya hesabından Merkez Bankası’nın (TCMB) enflasyon beklentilerini açıkladığı toplantıya değindi. Babacan şunları söyledi:

“Merkez Bankası en iyimser senaryoda dahi enflasyonun ancak üç sene sonunda tek haneye inebileceğini öngörüyor. İktidarın hukuka uyması, kamu maliyesinin düzgün yönetilmesi, devlet organlarının öngörülebilir olması sağlansaydı, iki senenin sonunda tek haneli kalıcı enflasyon gerçek olurdu. Sürekli vurguluyorum: Enflasyon sadece Merkez Bankası’nın para politikası ile düşmez.

Enflasyonla mücadelenin yükünü sadece Merkez Bankası araçlarına bırakırsanız ülkeyi açlığa yoksulluğa mahkûm edersiniz. Unutmayalım, enflasyon bu iktidarın yanlış uygulamaları sonucunda patladı. Bu iktidar hukuksuzluğuyla, adaletsizliğiyle, plan programsızlığıyla, özenle koruyup kolladığı çetelerle her kesimden insanın emeğini zayi ettiği gibi Merkez Bankası’nın emeğini de zayi ediyor. Çok yazık.”

Merkez Bankası, yıl sonu enflasyon tahminini yükseltti

Merkez Bankası (TCMB), yüzde 36 olan yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 38’e çıkardı. Banka, 2025 ve 2026 enflasyon tahminlerini sırasıyla yüzde 14 ve yüzde 9 seviyesinde sabit bıraktı. Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, “Enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise, para politikası duruşumuzu sıkılaştıracağız” şeklinde konuştu.

Parasal sıkılaştırmanın iç talebe etkilerini çeşitli göstergeler üzerinden yakından takip ettiklerini belirten Karahan, “Enflasyon beklentilerinin tahmin aralığına yakınsaması, dezenflasyon açısından kritik önemdedir. 2024 yılının ikinci yarısında, parasal aktarımın gecikmeli etkisiyle, iç talepte zayıflama olacağını ve bu sayede cari dengedeki iyileşmenin devam edeceğini öngörüyoruz” dedi.

Karahan “Haziran’dan itibaren yaşayacağımız dezenflasyon sürecinde, enflasyonu, belirlediğimiz ara hedeflerle uyumlu olacak şekilde düşürmek için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Enflasyonun ana eğilimi gerilemekle birlikte, yılın ilk Enflasyon Raporu’nda öngördükleri patikanın üzerinde seyrettiğini kaydeden Karahan, son dönemde hizmetler grubundaki fiyat artışlarının, diğer gruplara kıyasla daha güçlü olduğunu gördüklerini söyledi.

Karahan, “Enflasyon beklentilerinin tahmin aralığına yakınsaması, dezenflasyon açısından kritik önemdedir. Ekonomik birimlerin beklentilerindeki ayrışma ve olası oynaklıklara karşı, parasal aktarımın etkinliğini artırmak amacıyla, makroihtiyati politikaları uygulamaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Altılı Masa: CHP Dışında Hepsi Çöktü

Altılı Masa’yı oluşturan İYİ Parti, DEVA Partisi, Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti bu seçimlerin kaybedenleri olarak kayıtlara geçerken, oy yüzdesini artıran tek parti CHP oldu.

31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde kazananlar ve kaybedenler de belli oldu. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Yeniden Refah Partisi (YRP) kendi adlarına seçime damga vuran partiler oldular.

Seçimlerde İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti bu seçimlerin kaybedenleri olarak kayıtlara geçti.

CHP, 2019 yerel seçimlerinde yüzde 32,05 olan oy oranını tek başına girdiği bugünkü seçimde yüzde 37,28’e çıkardı.

2019 yerel seçimlerinde hiç büyükşehir belediyesi ve il belediyesi kazanamayan İYİ Parti’nin yüzde 7,52 olan oy oranı, yüzde 3,52’ye düştü. İYİ Parti, 2024 yerel seçimlerinde Nevşehir’i kazandı.

Altılı masanın bir diğer paydaşı Saadet Partisi’nin 2019’da yüzde 2,76 olan belediye başkanlığı oy oranı, bugün yüzde 0, 93’e düştü. Demokrat Parti’nin de belediye başkanlığı oranı yüzde 0,69’dan yüzde 0,15’e geriledi.

2019 yerel seçimlerinde siyasette olmayan DEVA ve Gelecek Partisi’nin belediye başkanlığı oy oranı ise bugün sırasıyla yüzde 0,21 ve yüzde 0,06 oldu.

CHP’nin il genel meclisi oy oranı 2019’da yüzde 28,63’ken bugün yüzde 33,56’ya yükseldi. İYİ Parti’nin 2019’da yüzde 7,31 olan il genel meclisi oy oranı bugün yüzde 4,37’ye düştü.

Saadet’in 2019’da yüzde 2,84 olan il genel meclisi oy oranı yüzde 1,18’e gerilerken DP’nin yüzde 0,90 olan oy oranı 0,28’e düştü. DEVA’nın il genel meclisi oy oranı ilk seçiminde yüzde 0,29 ve Gelecek Partisi’nin oy oranı da yüzde 0,1 oldu.

Bu partilerin oylarının toplamı ise Yeniden Refah Partisi’nin aldığı yüzde 6,19’luk oy oranına ulaşmadı.

Paylaşın

Babacan’dan ‘TRT’ Tepkisi: İktidarın Propaganda Makinesi

DEVA Lideri Ali Babacan, TRT’nin yayın politikasıyla ilgili, “TRT’deki durum çok vahim. Tamamen şu an iktidarın bir propaganda makinesi haline gelmiş durumda. DEVA Partisi kuruldu kurulalı, toplam bizimle ilgili yayın süresine bir bakın, 3-5 dakikayı geçmez. Dört yılda üç beş dakikalık, toplam, geçmez. O da hep negatiften bir şey tutturmuşlardır yani” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Negatif bir şeyden bir yayın yapmışlardır. Bu adil değil, çünkü TRT, 85 milyonun vergileriyle finanse ediliyor, bir. İkincisi TRT elektrikten pay alıyor. Bugün sadece AK Parti’ye, sadece MHP’ye oy verenlerin elektrik faturasından kesilip de TRT finanse edilmiyor. Bütün siyasi partilere destek verenlerin elektrik faturasının altına TRT payı ekleniyor. Demek ki TRT’nin bütün bu milletin destekledikleri partilere adil bir görünürlük sağlaması lazım, haberleri de tarafsız vermesi lazım.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İzmir’de bir basın toplantısı düzenledi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Serap Karaosmanoğlu’nun da tanıtıldığı basın toplantısında Babacan, TRT’nin yayın politikasına, ekonomiye ve yaklaşan yerel seçimlere değindi.

Bir gazetecinin sorduğu TRT’nin yayın politikasıyla ilgili soruyu Ali Babacan şöyle yanıtladı: “TRT’deki durum çok vahim. Tamamen şu an iktidarın bir propaganda makinesi haline gelmiş durumda. DEVA Partisi kuruldu kurulalı, toplam bizimle ilgili yayın süresine bir bakın, 3-5 dakikayı geçmez. Dört yılda üç beş dakikalık, toplam, geçmez. O da hep negatiften bir şey tutturmuşlardır yani.

Negatif bir şeyden bir yayın yapmışlardır. Bu adil değil, çünkü TRT, 85 milyonun vergileriyle finanse ediliyor, bir. İkincisi TRT elektrikten pay alıyor. Bugün sadece AK Parti’ye, sadece MHP’ye oy verenlerin elektrik faturasından kesilip de TRT finanse edilmiyor. Bütün siyasi partilere destek verenlerin elektrik faturasının altına TRT payı ekleniyor. Demek ki TRT’nin bütün bu milletin destekledikleri partilere adil bir görünürlük sağlaması lazım, haberleri de tarafsız vermesi lazım.”

“TRT’den bizim beklediğimiz tarafsızlık”

Babacan, açıklamalarına şu ifadelerle devam etti: “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayımız İdris Şahin bey, partimizin de sözcüsü. İstanbul teşkilatımızla gittiler, TRT’nin önüne bir siyah çelenk koydular. Ve bu siyah çelengin anlamı nedir, biz sizden tarafsız yayın istiyoruz arkadaş. Eskiden olduğu gibi, onlarca yıldır gerçekleştirildiği gibi tarafsız yayın. TRT’den bizim beklediğimiz tarafsızlık. Ama kamu kuruluşlarında ne tarafsızlık kaldı ne bağımsızlık kaldı.

Ülkeyi yönetenlerin hukukla ve süreyle sınırlandırılması gerekiyor. Oysa şu andaki hükûmet, şu andaki iktidar hukuk tanımıyor. Anayasa tanımıyor. Anayasa’ya göre Sayın Erdoğan’ın bir yemini var değil mi; meclis kürsüsüne, işte Seda Hanım’ın da, bütün milletvekillerinin de önünde çıktı kürsüye, ‘ben’ dedi ‘görevimi tarafsızca yapacağıma namusum ve şerefim üzerine ant içerim’ dedi göreve başladı. Peki görevini tarafsız yaptığını söylemek mümkün mü?

Adaylarımızdan 9’u kadın. Bu da İzmir’de bir rekor sanırım. Büyükşehir adayımız, artı 8 ilçe belediye başkan adayımız kadın. Pınar Hanım burada bizimle, Karşıyaka adayımız bizim kurucularımızdan, ilk İzmir teşkilatımızın çekirdek nüvesinden. Bugün sabahtan Tire’ye uğradık, Tire adayımız kadın. Kiraz ve Ödemiş’ten izin istediler, biz çalışma yapmak istiyoruz dediler, tabii dedim hiç sorun yok, öyle genel başkanımızın yanında dolaşayım diye şey yapmayın uğraşmayın. Hemen gidin çalışmalarınıza devam edin. Dolayısıyla sahadayız, ve çok yüksek bir kadın temsiliyle şu anda sahadayız.”

Cumhuriyet Halk Partisi İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayının yaptığı “Belediyecilik tecrübesi olan tek adayım” açıklamasına dair sorulan bir soruyu Ali Babacan şöyle yanıtladı: “Ben bu ülkenin ekonomisinin başına geçtiğimde 35 yaşındaydım. Ve daha önce devlette hiçbir çalışmam yoktu. O zamanlar biliyorsunuz, bana ne diyorlardı, Bebecan diyorlardı. ‘Bu genç adam mı yapacak bu işi?’ diyorlardı. Ama ne oldu, Türkiye ekonomisinin en parlak dönemi, çok şükür benim ekonominin başında olduğum dönem oldu. 3.500 dolarlık milli gelirimizi aldık 12.500 dolara çıkardık.”

“Kimlik siyaseti yapmıyoruz”

Babacan, açıklamalarına şu ifadelerle devam etti: “İktidar olacağımızı bilsek ırkçılıkla biz iktidar olmayız. Çünkü ırkçılık yaparak iktidar olanların bu ülkeyi zerre kadar faydası olmaz; bu ülkeyi bölerler, parçalarlar. Onun için kimlik siyaseti de yapmıyoruz. Kimlik siyaseti ne demek; ‘ben şuyum, sen de şusun, bana oy ver.’ Ya da dönüyorsunuz, ‘sen falancasın ben de falancayım, onun için bana oy ver’. Ben o kimlik siyaseti yapanlara diyorum ki, arkadaş, sen Türkiye için ne yapacaksın, onu konuş.

Siyaset tarzımızda kavga yok. Bizim siyaset tarzımızda gererek, kutuplaştırarak sen benden misin değil misin, beriki misin öteki misin diye insanları kutuplara ayırarak bir siyaset tarzı yok. Biz çok şükür Türkiye’nin her mahallesine rahatça girebilen, Türkiye’nin her kesiminin sempatiyle baktığı bir siyasi partiyiz. Ve bu özellikteki başka siyasi parti de yok.”

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan’a: Mazeret Üretmemeniz İçin Kaç Seçim Lazım?

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, Erdoğan’ın “son seçimim” açıklamasına tepki göstererek, “Sayın Erdoğan, tek yetkili sizsiniz. İmza sizde, ferman sizin elinizde. Geçen demedi mi, buyruğumuzu ilettik demedi mi? Buyruk da kendisinde ferman da kendisinde. Elini tutan da yok” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu ülkeye hizmet etmek, ekonomiyi düzeltmek için size kaç tane seçim almanız gerekiyor? İstanbul’a, Ankara’ya, Çorum’a hizmet etmek için size kaç seçim lazım? Gazze’ye yardım etmek için size kaç seçim lazım? Mazeret üretmemeniz için kaç lazım? Söyleyin, insanlar da bilsin, biz de bilelim.”

Babacan, açıklamasını “Yıllardır dilinden düşürmediği Filistin’e, Gazze’ye yardım etmek için bile bu seçimleri de kazanması lazım. Ya geçen seçimlerde, 2023 Mayıs seçimlerinde bu vatandaş size bu yetkiyi niye verdi? Bu %52 desteği vatandaşlarımız size niye verdi? Bu sorunları çöz diye verdi. Ve bu yetkiyi beş yıllığına verdi. ‘Bu yerel seçimlerde de destek almazsam ben işimi yapamam’ diyor. Ya daha 9 ay önce millet sana desteği vermiş, 52’yi almışsın cebine koymuşsun” sözleriyle sürdürdü.

Babacan, açıklamasının devamında, “Şimdi de ne diyor? ‘Bir son seçim daha’ diyor. Üç tane örneği var daha önce, son defa deyip de sözünü unuttuğu, son defa deyip de sözünü yediği. Şimdi yine diyor, ‘Bu benim son seçimim’ diyor, ‘bir kerecik daha’ diyor, ‘bir kere daha bana destek verin’ diyor. Ordu’ya doğalgaz götürmesi için bu seçimleri de kazanması lazımmış. Sanki Ordu Belediyesi yıllardır başka bir partideymiş gibi” ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Çorum Belediye Başkan Adayı Yunus Emre Özdemir’in tanıtıldığı basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Babacan’ın açıklamalarından satırbaşları şu şekilde:

“Sayın Erdoğan, tek yetkili sizsiniz. İmza sizde, ferman sizin elinizde. Geçen demedi mi, buyruğumuzu ilettik demedi mi? Buyruk da kendisinde ferman da kendisinde. Elini tutan da yok. Bu ülkeye hizmet etmek, ekonomiyi düzeltmek için size kaç tane seçim almanız gerekiyor? İstanbul’a, Ankara’ya, Çorum’a hizmet etmek için size kaç seçim lazım? Gazze’ye yardım etmek için size kaç seçim lazım? Mazeret üretmemeniz için kaç lazım? Söyleyin, insanlar da bilsin, biz de bilelim.

Yıllardır dilinden düşürmediği Filistin’e, Gazze’ye yardım etmek için bile bu seçimleri de kazanması lazım. Ya geçen seçimlerde, 2023 Mayıs seçimlerinde bu vatandaş size bu yetkiyi niye verdi? Bu %52 desteği vatandaşlarımız size niye verdi? Bu sorunları çöz diye verdi. Ve bu yetkiyi beş yıllığına verdi. ‘Bu yerel seçimlerde de destek almazsam ben işimi yapamam’ diyor. Ya daha 9 ay önce millet sana desteği vermiş, 52’yi almışsın cebine koymuşsun.

Şimdi de ne diyor? ‘Bir son seçim daha’ diyor. Üç tane örneği var daha önce, son defa deyip de sözünü unuttuğu, son defa deyip de sözünü yediği. Şimdi yine diyor, ‘Bu benim son seçimim’ diyor, ‘bir kerecik daha’ diyor, ‘bir kere daha bana destek verin’ diyor. Ordu’ya doğalgaz götürmesi için bu seçimleri de kazanması lazımmış. Sanki Ordu Belediyesi yıllardır başka bir partideymiş gibi.

“Artık kanun, Anayasa falan da dinlemiyor”

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle beraber tek yetkili oldu. Tek imzayla, aklına gelip de yapamayacağı hiçbir şey yok. Elini tutan da yok. Artık kanun, Anayasa falan da dinlemiyor. İşine geldiğinde çiğneyip geçiyor. Ama olmadı. Yönetemedi. Hatta tam tersine Türkiye’de işler daha da kötüye gitmeye başladı. Mazeretler çoğaldıkça çoğaldı.

Bakın arkadaşlar, hizmet üretemeyen, mazeret üretiyor. Fakat bakıyoruz bir kısım muhalefete, muhalefet de farksız ya. İktidarı da muhalefeti de aynı. Muhalefet olmaktan gayet memnun olanlar var. Muhalefeti profesyonel bir iş alanı olarak görenler var. ‘Ben muhalefet olayım, az biraz da oy alayım, hazine yardımı zaten geliyor, işime gücüme bakayım’ diyen çok parti var bu ülkede.

Bu iktidar yirmi yıldır iş başındaysa, bunda sanmayın ki muhalefetin de payı yok. Şiddet kültürünü besleyen, büyüten sadece bu iktidar mı? Muhalefete bakın: Onlar da nefret saçıyor. Biri seçmenle kavga halinde. Bir diğeri neredeyse atılan yumruğu alkışlıyor. Avukatlarını, vekillerini vekaleten şiddeti savunmak için gönderdi ya. Dedik ya; yok birbirinden farkları.

Sözüm ona ülkenin yarınlarına siyaset vadediyorlarmış. Sözüm ona bu iktidarın alternatifi onlarmış. Sözüm ona ülkeye barış getireceklermiş, demokrasi getireceklermiş. Kendi ülkesinin insanına düşmanlık yapan zihniyet bu ülkeye demokrasi getiremez arkadaşlar. Kendi içinde kavga eden, bu ülkeye barış getirebilir mi?

Çorum, tüm Karadeniz bölgesindeki 18 il içerisinde, ihracatta 1. sırada olan ilimiz. ‘Anadolu Kaplanı’ diye bir tabir varsa herhalde bu tabire en çok yakışan il çorum. Ülkeye milyar dolarlık ihracat getirisi kazandırıyor. Tarım nohut, mercimek, şekerpancarı, ayçiçeği, soğan; hepsi burada. Ama iktidar bu kente gereken yatırımı yapıyor mu? Çorum’un ülkeye verdiğini, ülkeye kazandırdığını, iktidar Çorum’a verebiliyor mu? Havalimanı nerede? Yok. Hızlı tren nerede? Yok. Otoban? Yok.

İktidarı değiştirmek elbette bu seçimlerde elimizde değil; ama uyarmak elimizde. Türkiye’ye dolar kazandıran bir kent, bu kadar yatırımsız bırakılamaz. Siz hiç bir ticaret merkezinin lojistiksiz olduğunu gördünüz mü? Göremezsiniz arkadaşlar, yüz yıl önceye gidin, yine göremezsiniz. Eğer önemli bir ticaret merkeziyse mutlaka onun lojistiği sağlanmıştır. Liman yapılmıştır, yollar yapılmıştır.”

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: Satılan Döviz 400 Milyar Doları Aştı

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Merkez Bankası sürekli olarak piyasaya müdahale ediyor. Sürekli olarak döviz satıyor. Şu anda kadar sattığı dövizin 400 milyar doların üzerinde olduğunu biz hesap ediyoruz. Hani o meşhur o 128 milyar dolar nerede hikayesi vardı ya. Bu rakam 2019 Ocak ayından beri 400 milyar doları geçti” dedi ve ekledi:

“Seçimlerden sonra eğer bugün kuru bastırıyorlarsa seçimlerden sonra ‘artık dayanamıyoruz, bastıramıyoruz’ diye kurun farklı bir noktaya gitmesi bizim için bir sürpriz olmaz. Ama o kadar karanlıkta yapılıyor ki işler. Tamamen karanlıkta, ilkesi olmayan, kuralı olmayan, şeffaf olmayan yöntemlerle devam eden bir ekonomi alanı görüyoruz şu anda.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, medya kuruluşları temsilcileri ve yazarlarıyla buluşmasında, yerel seçim sürecine ilişkin eski Anayasa Mahkemesi üyesi olan DEVA Partisi’nin Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) Başkanı Adayı Celal Mümtaz Akıncı’yla birlikte soruları yanıtladı.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun aktardığına göre; Mevcut ekonomide Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın rollerini “iyi niyetli etki etme çabaları” olarak yorumlayan Babacan, ekonomide asıl belirleyici aktörün Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan olduğunu kaydetti.

Ali Babacan, dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin koşullarında, demokrasi ve hukuki zemin güçlü olmadığı için ekonomide gerçek anlamda iyileşme sağlanamayacağını savundu. Babacan, Şimşek ve Yılmaz gibi aktörlerin öncelikle Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) enflasyon oranını doğru şekilde, halkın yaşadığı gerçek enflasyon oranında açıklaması gerektiğini söyledi.

Ali Babacan, “Dakika bir, gol bir. TÜİK’in açıkladığı enflasyona kimse güvenmiyorsa iş bitti. Merkez Bankası bağımsız olmadan, TÜİK bağımsız olmadan daha SPK’sı, BDDK’sı bu tür bağımsız çalışması gereken kurumlar bağımsız çalışmadan bu ülkede ekonomi düzelmeyecek maalesef. Olmayacak. Üzülerek söylüyorum. Bu ülkenin vatandaşı olarak, içim sızlayarak bunu söylüyorum. Onun için seçimden sonraki dönem Allah hepimize kolaylık versin” diye konuştu.

Merkez Bankası’nın arka kapıdan döviz kuruna müdahale etmek üzere döviz satışlarına devam ettiğini savunan Babacan, “Şimdi Merkez Bankası sürekli olarak piyasaya müdahale ediyor. Sürekli olarak döviz satıyor. Şu anda kadar sattığı dövizin 400 milyar doların üzerinde olduğunu biz hesap ediyoruz. Hani o meşhur o 128 milyar dolar nerede hikayesi vardı ya. Bu rakam 2019 Ocak ayından beri 400 milyar doları geçti.

Seçimlerden sonra eğer bugün kuru bastırıyorlarsa seçimlerden sonra ‘artık dayanamıyoruz, bastıramıyoruz’ diye kurun farklı bir noktaya gitmesi bizim için bir sürpriz olmaz. Ama o kadar karanlıkta yapılıyor ki işler. Tamamen karanlıkta, ilkesi olmayan, kuralı olmayan, şeffaf olmayan yöntemlerle devam eden bir ekonomi alanı görüyoruz şu anda” açıklamasında bulundu.

Bunun seçimlerde nasıl etki göstereceği sorusu üzerine Babacan, vatandaşlarca artık Erdoğan’a sarı kart gösterilmesi gerektiğini söyleyerek, “Vatandaşlarımız çok ciddi bir kredi açtı son yıllarda Sayın Erdoğan’a her seçimde. Fakat krediyi açtı açtı da paranın geri dönüşü yok. Hani bankacılık tabiriyle krediyi açıyorsun ama geri dönüşü yok. Olmuyor” dedi.

“Bankalar ne yapar? Bir süre sonra ‘kusura bakma arkadaş eski borcunu ödüyorsun ben sana yeniden veremem’ der. Hani kredi açmak tabirini biraz ilerleterek bunu söylüyorum” diyen Babacan, “Dolayısıyla bu seçimler sadece bir belediye başkanlığı seçimi değil. Sadece bir yerel seçim değil. Bize göre bu seçim hükümeti bir uyarma seçimi aynı zamanda. Hükümeti uyarmak için bir fırsat” ifadesini kullandı.

DEVA Partisi Demokrat Parti’yle grup kuracak mı?

Ali Babacan, DEVA Partisi’yle Demokrat Parti arasında kurumsal anlaşma ile TBMM’deki üç Demokrat Partili isim bağlamında TBMM’de grup kurulması adımı atılacağı iddiasını reddetmedi. Babacan, Demokrat Partililer’in yanı sıra İYİ Parti’den ayrılan Salim Ensarioğlu ve Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu’nun geçişiyle birlikte mevcut 15 kişilik DEVA Partisi’nin TBMM’de grup kurması için gerekli 20 milletvekili sayısına ulaşabileceğine ilişkin iddiayı ise açıkça kabul etmedi.

Salim Ensarioğlu ise sosyal medyadan paylaştığı mesajında, bazı haber sitelerinde ve sosyal medya platformlarında DEVA Partisi’ne geçtiği yönünde haberler yapıldığını hatırlatarak, “Deva Partisinin değerli genel başkanı Sayın Ali BABACAN ve çok değerli bir çok siyasi parti genel başkanları tarafından partilerine davet edildim. Ancak Deva Partisi dahil herhangi bir siyasi partiye katıldığım haberleri doğru değil” diye yazdı.

Ensarioğlu mesajında, “Şu anda Diyarbakır’dayım ailemle ve dostlarımla istişare halindeyim. Sonrasında İstanbul’da bana destek veren seçmenlerimle, dostlarımla ve hemşerilerimle istişare ettikten sonra, muhafazakâr ve demokrat Kürt kimliğimin gerektirdiği saiklerle siyasi rotamda bir değişiklik olduğu taktirde bu kararın bizatihi tarafımca kamuoyu ile paylaşılacağını özellikle belirtmek isterim” ifadelerini kullandı.

DEVA 81 ilde nasıl aday belirledi?

Ali Babacan, yerel seçimlerde 81 ilde belediye başkanı adayları çıkardıklarını belirterek, aday belirlemede parti örgütü içinde karar alma süreci yürüttüklerini ifade etti.

CHP Lideri Özgür Özel’in aday belirlemede yapay zeka kullanıldığı açıklamasının hatırlatılması üzerine Babacan, “Biz gerçek zekayla yaptık, yapay zekayla değil. Gerçek zeka ve tabii bir de akillik ayrı şey biliyorsunuz. Zekilik ayrı, akillik ayrı bir şey. İkisini birleştirmek gerekiyor. Yapay akillik daha bulunamadı henüz. Yapay zeka var da yapay akillik yok” dedi.

DEVA Partisi olarak yapay zeka gelişimini yakından izlediklerini söyleyen Babacan, yapay zeka ile ilgili mutlaka regülasyon, yasal düzenleme gerektiğini de sözlerine ekledi.

DEVA Partisi’nin ABB adayı Akıncı ise, çok büyük bir kaynak harcanarak yapılan Ankapark’ın büyük bir israf olduğunu savundu. Ankara’nın başkente yakışan bir fuar alanına sahip olmadığını dile getiren Akıncı, Ankapark’taki büyük alanın fuar alanı olarak kazandırılması gerektiği görüşünü paylaştı.

“Bunun dışında hepimizin trafikle ilgili yavaş yavaş İstanbul’a benzer bir trafik çilesi çekmeye başladığımızın farkındayım” diyen Akıncı, “Trafik sorununun çözülmesi için alternatif yollar yapılması, bunun dışında trafik akışında kameralarla birlikte yapay zekanın birlikte kullanılması suretiyle trafikteki gereksiz beklemeler nedeniyle doğan hem zaman hem de yakıt israfının önlenmesi gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Yenilenebilir enerjiden belediye hizmetlerinde yeterince yararlanılmadığını savunan ABB adayı, güneş ve rüzgar enerjisinin kullanılması suretiyle daha ucuz maliyetle elektrik enerjisi ihtiyacının karşılanması gerektiğini söyledi.

Paylaşın

Babacan: Faiz Konusunda Konuşmayan Kalmadı, Bir Kişi Hariç

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, “Bugün Merkez Bankası’nın politika faiz kararını açıklama günü. Biliyorsunuz, seçimden bu yana 8 ayda 8 kez Merkez Bankası’nın faizi artırıldı ve bu konuda herkes görüş ifade etti” dedi ve ekledi:

“Akşam, şimdi televizyon kanallarına bakın, herkes bir şeyler söylüyor. Karar şöyle olsa da böyle olsa da, herkes konuşuyor. 8 aydır faiz konusunda bu ülkede konuşmayan hiç kimse kalmadı, bir kişi hariç. Her konuda konuşan, en az okunan gazetelerin köşe yazarlarına laf yetiştiren, partisinin küçük bir ilçedeki gençlik kolları başkanına kadar her konuya müdahale eden o bir kişiden hâlâ ses yok.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Kocaeli’de basın toplantısı düzenledi. Programda Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkan Adayı İsmail Ensar Baturman’ı da tanıtan Babacan, Merkez Bankası’nın faiz kararlarına, muhalefetin siyaset anlayışına, ekonomi yönetimine değindi. Babacan’ın konuşmasından başlıklar şu şekilde:

“Bugün Merkez Bankası’nın politika faiz kararını açıklama günü. Biliyorsunuz, seçimden bu yana 8 ayda 8 kez Merkez Bankası’nın faizi artırıldı ve bu konuda herkes görüş ifade etti. Akşam, şimdi televizyon kanallarına bakın, herkes bir şeyler söylüyor. Karar şöyle olsa da böyle olsa da, herkes konuşuyor. 8 aydır faiz konusunda bu ülkede konuşmayan hiç kimse kalmadı, bir kişi hariç. Her konuda konuşan, en az okunan gazetelerin köşe yazarlarına laf yetiştiren, partisinin küçük bir ilçedeki gençlik kolları başkanına kadar her konuya müdahale eden o bir kişiden hâlâ ses yok.

Sayın Erdoğan, Merkez Bankası kararlarının arkasındaysanız, çıkın ‘Arkasındayım’ deyin. Yok, Merkez Bankası’nın faiz artırması yanlış iş olduysa, o zaman da hemen gereğini yapın. Tek imza değil mi, yetki sizde değil mi? Sustu, susuyor. Her konuda konuşuyor, bu konuda susuyor.  Çünkü hatasını, yanlışını gayet iyi biliyor. ‘Bu milleti fakirleştirdim’ diye çıkıp açıklayamıyor. Belli ki konuşacak yüzü yok.

‘Faiz sebep, enflasyon sonuç’ diye tutturduğu bir tekerlemesi yok muydu? ‘Nass, nass’ demiyor muydu? ‘Bu kardeşiniz iktidarda olduğu sürece faiz yükselmez iner, daha da inecek’ demiyor muydu? Hayırdır Sayın Erdoğan, şimdi size soruyoruz: İktidardan mı indiniz?

Türkiye’de yakın tarihimiz o kadar açık ki. Ne zaman ki Merkez Bankası bağımsız çalıştı, enflasyon tek haneye düştü; ve uzun süre de tek hanede kaldı. Ne zaman ki Erdoğan Merkez Bankası’nı kendisine bağladı 2018’de, o gün bugündür enflasyon azdı, düşmüyor, bu kafayla düşmez de. Tablo çok net ortada.

‘Biz gidersek ülke batar’ demek dışında siyaset üretmeyenlerin, muhalefet etmeyi bir kazanç kapısı olarak görenlerin, işine geldiğinde şiddete karşı çıkan, işine geldiğinde bir yumruğu savunmak için yarışanların; kısacası ezber konuşan, ezber düşünen muhalefetin de bu ülkeye verebileceği hiçbir şey yok, bunu açık söylüyorum ben.

“Bir kimlik siyasetidir almış yürümüş”

Bir kimlik siyasetidir almış yürümüş. Şöyle bir açın bakın ne diyorlar diye; hep kimlik siyaseti. Diyor ki, ‘Ben falancıyım, filanım, onun için bana oy verin.’ Diyorlar ki, ‘Ben şucuyum bucuyum, bana oy verin.’ İyi de arkadaş, senin kim olduğunu anladık da, sen bu memleket için ne yapacaksın ya bu onu anlat hele ya. Bu ülkenin yarınları için hayalin nedir? Projelerin nedir, planların nedir onu anlat. Yok.

İnanın, bazı muhalefet partilerinin sözcülerini dinlerken, muhalefet partileri adına konuşanları dinlerken hicap duyuyorum. ‘Al birini vur ötekine’ derler ya, aynı o hesap. Henüz daha iktidar ya da iktidar ortağı falan da değiller bakın. Şimdiden başlamışlar kavgaya dövüşe. Sözüm ona, ülkenin yarınlarına siyaset vadediyorlarmış. Sözüm ona, bu iktidarın alternatifi olacaklarmış.

Türkiye’de kabaca arkadaşlar, %60-%40 gibi bir oran var ama, kabaca ülkenin yarısı ev sahibi, yarısı kiracı. Yani bu hükûmet bu ülkenin bir yarısını diğer yarısıyla kavgalı hale, ihtilaflı hale getirdi. İşte, büyükşehir adayımız avukat. Avukatlara şöyle bir sorun; en çok hangi davalar geliyor bugün size diye, kiracı ev sahibi davası. Ama bu milletin zaten kabaca yarısı ev sahibi yarısı kiracı. Milletin yarısı diğer yarısıyla kavgalı, ihtilaflı.

Üzerinden 25 sene geçse de 99 depremleriyle yaşadığımız acıdan maalesef ders çıkartılmadı. Çünkü zihniyet değişmedi arkadaşlar, zihniyet. 6 Şubat günü, depremin olduğu saatte, Adıyaman’da binlerce insan saat 04.17’de o duran saat kulesine yürürken ‘Sahipsiz Memleket!’ diye haykırmıştı; ki ben tam 6 Şubat tarihinde Adıyaman’daydım. 5’inde Kahramanmaraş 6’sında Adıyaman. Oradaki vatandaşlarımızla şöyle bir dertleştik. Tam 1 yıl sonra durumu yerinde izledik, gözledik. Evet, sahipsiz memleket.

Ülkemizin her köşesinde ‘sahipsiz memleket’ hissi yaşanıyor. Her afette, her felakette, yurdumun bir başka köşesi ‘sahipsiz’ kalıyor. Erzincan’da, altın aranıyor; madende çalışan işçilerimiz sahipsiz kalıyor. Marmara Denizi’nde bir gemi fırtınada denize açılıyor; denizcilerimiz sahipsiz kalıyor. Sokakta yürürken çatışmalar yaşanıyor, insanlar yaralanıyor; vatandaşlarımız sahipsiz kalıyor.

İdeolojik zıtlıklar, siyasi görüş ayrılıkları fark etmiyor. İfade özgürlüğünü savunuyorlar, ama sadece kendileri için. Şiddete karşı çıkıyorlar, ama sadece kendileri için. Hak-hukuk diyorlar, ama sadece kendileri için. İktidarıyla muhalefetiyle, yerel seçimlerdeki ‘matematikleri’ belli: Belediyecilik ‘eşittir’ komisyonla plaza dikilecek boş arsalar. Belediyecilik ‘eşittir’ eşe dosta dağıtılacak haksız hukuksuz ruhsatlar.

Bir, biz iyi yönetiriz diyoruz. İki, biz temiz yönetiriz diyoruz. Ve bunu da laf olsun diye söylemiyoruz. Kocaeli’yi layık olduğu gibi, demokrasiyle, adaletle ve tertemiz yöneteceğimizi apaçık belgelerle ortaya koyuyoruz. Seçim geliyor diye değil, bundan tam iki yıl önce Yerel Yönetimler ve Şehircilik Eylem Planı’nı ortaya koyan biziz; DEVA Partisi’nden başka bunu yapan yok.”

Paylaşın

Babacan: Türkiye, Erdoğan’ın Kukla Tiyatrosuna Döndü

Partisinin aday tanıtım toplantısında konuşan DEVA Lideri Ali Babacan, “Koskoca Türkiye, Erdoğan’ın kukla tiyatrosuna dönmüş durumda ya. Artık sadece bakanlar, bürokrasi değil, bu ülkenin bir kısım yargısı, bu ülkenin bağımsız çalışması gereken pek çok kurumu, artık sadece ve sadece kukla tiyatrosunun elemanları haline gelmiş durumda” dedi.

Haber Merkezi / Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Ali Babacan, partisinin aday tanıtım toplantısında açıklamalarda bulundu. Ali Babacan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“‘Şuraya neden bu aday gösterilmedi’ tartışmaları var; bozuk yollardan, kaldırımlardan bahseden yok. ‘Şuradaki kişi bilmem kimin adamı, ben onu istemem’ tartışmaları var; sahipsiz sokak hayvanlarından bahseden yok. ‘O ilçeye bizim şu arkadaş atanacaktı’ var; gelmeyen otobüslerden, kalabalık toplu taşıma araçlarından bahseden yok. İktidarıyla muhalefetiyle, yerel seçimlerdeki hesaplarda halk yok, millet yok, hizmet yok.

İktidarıyla muhalefetiyle, yerel seçimlerdeki matematikleri şöyle: Onlar için belediyecilik eşittir komisyonla plaza dikilecek boş arsa. Onlar için belediyecilik eşittir eşe dosta dağıtılacak ruhsatlar. Onlar için belediyecilik eşittir partililere verilecek ihaleler, makamlara atanacak partililer, istifade edecek meclis üyeleri.

Bir devlet ne için var? Bir devletin en temel varlık sebebi ne? ‘Güvenliği sağlamak’ değil mi? Her birimizin güvenliğini sağlamak devletin asli görevi değil mi? Güvenlik içinde yaşamak bir ‘vatandaşlık hakkı’ değil mi? Ama bu iktidar, kendisine emanet edilen her hakka ihanet ediyor. İktidara güvenliğimizi emanet ettik, sokakları çatışma alanına çevirdiler.

Ana haberler haber bulmakta hiç zorlanmıyorlar. Ofisleri nerede olursa olsun, nerede çalışıyor olurlarsa olsunlar, şöyle fotoğraf kameralarını pencereden dışarı çıkardıklarında, haber orada. Kamerayı sokağa çevirin, bakın biri ötekine, birilerine silah doğrultmuş. Kamerayı şöyle bir trafiğe çevirin, hemen birisi ötekiyle kapışmak üzere, bağrışıyor. Kamerayı bir dükkâna çevirin, biri ötekinden haraç kesiyor. Her tarafta bir manşet, her tarafta bir haber.

Şiddet kültürünü besleyen, büyüten sadece iktidar değil arkadaşlar. Daha iktidar olmadan iktidarın yanlışlarına düşen, daha cin olmadan adam çarpmaya çalışan pek çok siyasi parti var bu ülkede, muhalefet tarafında da. İnanın al birini vur ötekine ya. Bazen izliyorum bakıyorum, Allah korusun diyorum ya.

Şu muhalefetteki partilerin bazıları var ki, kazayla şöyle ya da böyle iktidarın bir parçası olsalar, inanın şu ankinden farkı olmaz bu ülkenin. Öyle şeyler oluyor ki izlerken, dinlerken ben hicap duyuyorum. Siyasi parti toplantılarında olan olayları duyduğumda utanıyorum. Ya henüz iktidar değilsiniz, iktidar ortağı falan da değilsiniz; neyi paylaşamıyorsunuz ya? Kavgalar, dövüşler şunlar bunlar. Sözüm ona ülkenin yarınlarına siyaset vadediyorlarmış. Sözüm ona bu iktidarın alternatifi olacaklarmış.

Ağızlarından çıkan her cümleyi tekrar eden, kukla oynatır gibi oynattıkları atanmışlarla ülkemizin parasını getirdikleri yer bu. Koskoca Türkiye, Erdoğan’ın kukla tiyatrosuna dönmüş durumda ya. Artık sadece bakanlar, bürokrasi değil, bu ülkenin bir kısım yargısı, bu ülkenin bağımsız çalışması gereken pek çok kurumu, artık sadece ve sadece kukla tiyatrosunun elemanları haline gelmiş durumda.

Siyasi iradenin en tepesindekiler tarafından kol kanat gerilen çeteler var bu ülkede. Mafya liderleriyle poz vermekten gurur duyan iktidar ortakları var bu ülkede. Esnafı tehdit eden, işletmelere çöken ve birileri tarafından korunan kollanan takım elbisesiyle dolaşan insanlar var bu ülkede. Hepsini görüyoruz, hepsini biliyoruz.

Gittiğimiz her yerde vatandaşımızla kaynaştığımız, bütünleştiğimiz için Türkiye’nin gerçek tablosunu okuyoruz. Ama Cumhurbaşkanı’nın böyle bir şeyi yok. Geliyor özel uçakla, özel helikopterle iniyor, koruma konvoylarının, duvarların arasından sahneye çıkıyor, veriyor veriştiriyor, tehdit ediyor, şantajlarını yapıyor, ondan sonra helikopterle hop uçuyor başka yere gidiyor. Yaptığı bu.

“Kendisine destek vermiyorsa, ‘tek millet’ kavramının içinde yok”

Artık Erdoğan sopayı öyle aba altından falan göstermiyor. Elinde sopayı sallaya sallaya şehir şehir dolaşıyor. Gittiği her yerde bir de nakarat var değil mi? ‘Tek millet’… Tamam, önemli bir kavramdır, ama zihin dünyasında ne var? O ‘tek millet’ dediği sadece kendisine oy verenler. Onun zihin dünyasında, kendisine destek vermiyorsa, o ‘tek millet’ kavramının içinde yok.

Erdoğan ne yaptı biliyor musunuz? Bu yeni ortaklarının diline hemen uyum sağladı, tehdide şantaja alıştı. Çünkü, ‘Bana arkadaşını söyle, ben sana kim olduğunu söyleyeyim’ derler, değil mi? O yeni yol arkadaşları var ya, bir yanında 28 Şubatçılar, bir yanında o mafya çetelerinin hamileri, onlarla dolaşa dolaşa zihin farklı bir yere kaydı gitti.

2004 yılında değerli arkadaşlar, bu parayla, yani 1 lirayla 8 adet yumurta alabiliyordunuz. Şimdi, bir yumurta alamıyorsunuz. 1 liraya, yarım litre süt, alabiliyordunuz. Şimdi en az 20 lira vermek zorunda kalıyorsunuz. 1 kilo elma, 1 liraydı. 1 paket makarna, 1 liraydı. 750 gram yoğurt, 1 liraydı. Arkadaşlar, öyle bir paraydı ki bu 1 lira, 2 tanesini yan yana getirdiğinizde bir litreden fazla benzin alabiliyordunuz.

Vatandaşlarımız için, milletimiz için hayalimiz vardı. O hedefi, o hayali gerçekleştirmek için çok çalıştık. Fert fert, birey birey zenginleştik. 2002’den 2013’e kadar milli gelirimiz tam 3,5 kat arttı arkadaşlar. 3,5 kat. Her birimiz en az üç kat zenginleştik. Ülkemizde mutlak yoksulluk diye bir şey kalmadı; sıfırladık. Tüm dünyanın cazibe merkezi olduk.”

Paylaşın