İnsanlık İklim Krizi Nedeniyle ‘Toplu İntiharla’ Karşı Karşıya

Son günlerde Avrupa’yı etkisi altına alan sıcak hava dalgası ve orman yangınları sürüyor. Sıcaklıklar Portekiz’de 47 dereceyi bulurken, İspanya’da 40 dereceyi aştı. Fransa’da süren orman yangınlarıyla 1700 itfaiyeci mücadele ediyor.

Bugün Berlin’de başlayan ve iki gün sürecek Petersberg İklim Diyaloğu Konferansı’na katılan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Dünyanın yarısı sel, kuraklık, aşırı fırtınalar ve orman yangınlarının yaşanabileceği tehlike bölgelerinde bulunuyor. Hiçbir ülkenin bağışıklığı yok ama buna rağmen fosil yakıt bağımlılığımızı desteklemeye devam ediyoruz” dedi.

İngiliz Guardian gazetesinin haberine göre konferansa katılan 40’dan fazla çevre ve iklim değişikliği bakanına hitap eden Guterres, “Ya toplu olarak harekete geçeceğiz ya da toplu olarak intihar edeceğiz. Bu bizim elimizde” diye konuştu.

Kalkınma bakanlarına eleştiri

BM Genel Sekreteri konuşmasında, aralarında Dünya Bankası’nın da bulunduğu, yoksul ülkelere yardım amacıyla, zengin ülkelerin vergi mükelleflerinin fonladığı “çok taraflı kalkınma bankalarına” sert eleştiriler yöneltti.

Guterres, bankaların organizasyonunun iklim kriziyle başa çıkmak için gereken fonları sağlamak anlamında yetersiz olduğunu belirtti. Guterres “Çok taraflı kalkınma bankalarının hissedarları olarak kalkınmış ülkelerin, derhal yenilenebilir enerji ve yenilenibilir enerji miktarını artırmak için yapılan yatırımlardan sonuç talep etmesi gerek. Bu bankaların amaca uygun olmalarını talep etmeleri gerek. Eskimiş iş yapma şablonlarını ve politikalarını değiştirip, daha çok risk almalarını talep etmeleri lazım. Kalkınmakta olan ülkelere, ortaklarına güvenebileceklerini gösterelim” dedi.

COP27’ye hazırlık süreci

Petersberg İklim Diyaloğu Konferansı, geçen yıl İskoçya’nın Glasgow kentinde gerçekleştirilen ve iklim değişikliğine karşı alınacak önlemlerin kararlaştırıldığı COP26’nın ardından ve Kasım’da Mısır’da yapılacak COP27 İklim Zirvesi’ne hazırlık olarak gerçekleştiriliyor.

İki günlük konferans için Berlin’de buluşan bakanlar, aşırı hava olaylarını, yükselen gıda va yakıt fiyatlarını ele alacak. Alman hükümeti tarafından 13 yıldır yapılan konferans, Cop27 öncesinde, başlıca ülkelerin bir uzlaşmaya varabilmesi için son fırsatlardan biri.

Cop27’de uzlaşma şansı, Covid-19 salgınından çıkış ve Ukrayna’nın işgaliyle gıda ve yakıt fiyatlarının hükümetleri enflasyon tehdidi ve geçim kriziyle karşı karşıya bıraktığı son aylarda çok azaldı.

COP26 İklim Değişikliği Konferansı’nda dünya liderleri küresel ortalama sıcaklığı sanayi devrimi öncesine kıyasla 1,5 derecede tutma konusunda uzlaşmıştı. Ancak uzmanlar bu hedefe yönelik verilen taahhütlerin hala yetersiz olduğunu söylüyor.

Tüm katılımcı ülkelerin bu yıl sera gazı salımlarını azaltmak ve “net sıfır emisyona” yönelik yol haritalarını çizecek planlarını açıklaması bekleniyordu.

Ancak Guardian’a konuşan Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Frans Timmermans, “Bu yönde ülkelerden herhangi yeni bir plan göremiyoruz” dedi. Timmermans, AB’nin iklim değişikliğiyle mücadeleden sorumlu en üst düzey yetkilisi.

Uzmanlar Kasım’da COP27’ye ev sahipliği yapacak Mısır’ın kendi planlarının da yetersiz olduğunu söylüyor.

Son aylarda dünyanın birçok bölgesinde hava sıcaklıkları rekor kırıyor. Mart’ta Hindistan’da 122 yıllık hava sıcaklığı rekoru kırıldı. Aynı dönemde Antarktika bölgesindeki sıcaklık normalin 40 derece üstünde kaydedilirken Kuzey Kutbu’nda sıcaklık da ortalamanın 30 derece üstüne çıktı. İngiltere de bugün sıcaklığın gün içinde 41 dereceyi bulması bekleniyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, Neden En Çok Buğday İthal Eden 3. Ülke?

Birleşmiş Milletler’in (BM) Haziran ayında yayımladığı iki ayrı gıda görünümü raporunda Türkiye en çok buğday ithal eden ülkeler arasında sıralanıyor. Ancak aynı zamanda en çok buğday üreten ülkelerden biri.

Uzmanlara göre, Türkiye’nin buğday ithalatı, ihracata yönelik üretimde hammadde olarak kullanılıyor. Bu nedenle iç piyasada kendine yeterliliği artırması gerekiyor.

BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) bu yıl Haziran ayı başında yayımladığı BM Gıda Görünümü raporunu ay sonunda, FAO ile Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) hazırladığı Gıda Görünümü 2022-2031 raporu izledi.

BM Gıda Görünümü raporuna göre, 2020-2022 ortalamasıyla Türkiye en çok buğday üreten ülkelerden biri. 2022’de Türkiye’deki buğday üretim miktarı 19 milyon ton olarak öngörülüyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, Türkiye’de buğday üretiminin 2020’de 20,5 ton; 2021 yılında ise 17,6 ton olduğunu gösteriyor. Bu düşüşün başlıca sebebi olarak kuraklık, gübre ve mazot fiyatlarındaki artış gösteriliyor.

BBC Türkçe’den Günce Akpamuk’un sorularını yanıtlayan FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Ayşegül Selışık, “Türkiye son 5 yılda FAO verilerine göre ortalama 19,7 milyon ton yıllık buğday üretimi ile dünyanın sayılı buğday üreticisi ülkeleri (Avrupa Birliği, Çin, Hindistan, Rusya Federasyonu, ABD, Kanada, Ukrayna, Pakistan, Avustralya ve Arjantin ile birlikte) arasında. Türkiye bu üretim seviyesi ile dünya buğday ticaretinin de, ithalat ve ihracat bakımından, önemli aktörleri arasındadır” diyor.

Ancak Türkiye önemli üreticiler arasında olmakla beraber en çok buğday tüketen ülkelerden biri aynı zamanda.

Gıda Görünümü raporunda, Türkiye’nin buğday kullanımı 2021/22 döneminde 24,2 milyon ton olarak belirtiliyor. Bunun 2022/23’te 24,4 milyon tona çıkacağı öngörülüyor. Türkiye bu konuda Çin, Hindistan, Pakistan ve Rusya gibi ülkelerin ardından ilk sıralarda yer alıyor.

Fakat Türkiye’deki buğday üretimi ve iç tüketim neredeyse başa baş giderken nasıl oluyor da en çok buğday ihraç eden ülkeler arasında ilk 10’da ve en çok buğday ithal edenler arasında üçüncü sırada yer alıyor?

“Buğday ithalatı, buğdaya dayalı gıda endüstrisini karşılamaya yönelik”

Gıda Görünümü 2022-2031 raporuna göre, 2019-2021 yıllarının ortalamasında Türkiye 9,5 milyon ton ile Mısır ve Endonezya’nın ardından en çok buğday ithal eden üçüncü ülke oldu ve bu rakamın 2022/23’te de aynı kalması bekleniyor.

Aynı dönem buğday ihracatı ise 4 milyon ton olarak ölçülmüş ve önümüzdeki dönemde bu şekilde kalması öngörülüyor.

Selışık, Türkiye’nin iç piyasa tüketiminden çok buğdaya dayalı gıda endüstrisinde kullanmak için ithalat yaptığını, bu ürünleri de ihraç ettiğini belirtiyor.

Türkiye’nin “toplam buğday kullanım düzeyi, üretim düzeyinden fazla. Bunun temel nedeni Türkiye’nin buğdaya dayalı gıda endüstrilerindeki üretim potansiyeli ve avantajıdır” diyen Selışık şunları ekliyor:

“Buğday ithalatı, bu endüstrilerdeki buğdaya dayalı mamul madde ihracatını (un ve diğer unlu mamuller, makarna, bisküvi, bulgur gibi) karşılamaya yöneliktir. Örnegin, Türkiye un ihracatında dünyada ilk sırada, makarna ihracatında ise İtalya’nın ardından ikinci sırada bulunmaktadır.

“Türkiye’nin buğday ithalatı, dahilde işleme rejimi çerçevesinde (ithal edilen ham maddenin ihracat için işlenerek gıda ürünlerine dönüştürülmesi), iç tüketimden ziyade buğdaya dayalı gıda sanayi ürünlerinde çoğunlukla ihracat için üretim girdisi ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılmaktadır”.

Özellikle Covid-19 salgını nedeniyle küresel ölçekte dayanıklı kuru gıda ürünlerine olan yüksek talebin, buğday ve buğday ürünlerine olan tüketim talebini tetiklediğini; haliyle dünya buğday dış ticaretini artırdığını vurgulayan Selışık, “Bu konjonktürel sebebin yanı sıra, ülkedeki buğday ekim alanlarındaki daralma ve aşırı hava olaylarından kaynaklanan verim kayıpları da buğdayın ithalat miktarını etkilemektedir” diyor.

Buğday fiyatları küresel olarak arttı

FAO Fiyat Endeksi’ne göre küresel gıda fiyatları halihazırda savaş öncesine göre yükseldi.

Ukrayna’da devam eden savaş ve bölgedeki tahılın ülke dışına çıkarılması sorununun yanı sıra güçlü bir gıda ve hayvan yemi talebi, ana tedarikçilerde kötü hava koşullarının yaşanması, bazı büyük ihracatçıların politikalarındaki belirsizlikler, ihracatçı ülkelerdeki enerji ve gübre başta olmak üzere yüksek nakliye ve üretim maliyetleri ile COVID-19 nedeniyle tedarik zincirlerindeki kesintiler bu artışın başlıca sebepleri.

Buğday fiyatları da savaş başladığından beri rekor seviyede arttı.

BM Gıda Görünümü raporunda, Ukrayna ve Rusya’nın buğday, arpa, mısır, ayçiçeği tohumu başta olmak üzere dünyanın en önemli ekilebilir bitki üreticileri ve ihracatçıları arasında olduğu belirtiliyor.

Son beş sezonun ortalamasına göre Rusya ve Ukrayna’nın, dünya buğday üretiminin sırasıyla yüzde 10 ve yüzde 3’ünü; küresel ihracatın sırasıyla yüzde 20 ve yüzde 10’unu oluşturduğu; Rusya’nın birinci ve Ukrayna’nın beşinci en büyük buğday ihracatçısı olduğu vurgulanıyor.

Savaşın başından bu yana Türkiye’nin buğday ithalatının neredeyse tamamının Rusya ve Ukrayna’dan yapıldığı (2021’de yüzde 70’e yakını Rusya olmak üzere toplam yüzde 87’si) tekrar tekrar vurgulanmış, savaş dolayısıyla buğday ve ürünlerinde fiyat artışı ya da kıtlık görülüp görülmeyeceği tartışılmıştı.

Tarım ve gıda sektörüne yönelik çalışan gazeteci İrfan Donat BBC Türkçe’ye, Türkiye’nin Haziran 2022’de Rusya’dan buğday tedarikiyle ilgili bir problem yaşamadığını, yine de savaşın yarattığı ek maliyetler olduğunu söylemişti. Bu nedenle Türkiye’nin iç piyasada kendine yeterliliği artırıp arz fazlasıyla ihraç edeceği hammaddeyi kendisinin imal etmesi için üretimini 24-26 tonlara çıkması gerektiğini ifade etmişti.

Paylaşın

BM: Türkiye’den Haftada 800 Suriyeli Ülkesine Dönüyor

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Türkiye Temsilcisi Philippe Leclerc, Türkiye’den Suriye’ye yönelik gönüllü dönüşlerle ilgili açıklamalarda bulundu.

Reuters’a konuşan Leclerc, “Suriye’deki belirsizlik seviyesi, şu an kitle hâlinde bir gönüllü dönüş hareketine imkân tanımıyor” dedi.

Suriye’nin kuzeyindeki çeşitli bölgelere haftada yaklaşık 800 Suriyelinin döndüğünü ve bu kişilerin çoğunun bekâr olduğunu belirten Leclerc, Suriyelilerin büyük bölümünün ekonomik şartlar daha iyi olduğu için Türkiye’de kalmayı tercih ettiğini söyledi.

“Suriye’de kaydedilen ilerleme bir hayli küçük olduğu için insanlar doğal olarak geleceklerinin bu ülkeden ziyade Türkiye’de olduğuna inanıyor” diyen Leclerc, Suriye’deki siyasi, sosyal ve ekonomik şartların giderek kötüleştiğini sözlerine ekledi.

Türkiye’nin 1 milyon Suriyeli hedefi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen ay yaptığı açıklamada, Suriye’nin kuzeybatısına inşa edilecek briket evlere 1 milyon Suriyelinin gönüllü şekilde yerleşmesini sağlamayı planladıklarını duyurmuştu.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da hafta sonunda yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin sınır ötesi askeri harekatlarla terörden arındırarak güvenli hâle getirdiği bölgelere 506 bin Suriyelinin gönüllü olarak geri döndüğünü” ifade ederek güvenli bölgeler için yeni bir proje başlatıldığını söylemişti. Tel Abyad’da 1200 dönümlük bir yeri projelendirdiklerini belirten Soylu, burada 10 bin 400 konut yapılacağını ve bunu da uluslararası insani yardım kuruluşlarının desteklediğini belirtmişti.

145 bin Ukraynalı

BM yetkilisi Leclerc, Rusya’nın işgalinin ardından Türkiye’ye sığınan Ukraynalılarla ilgili de bilgi verdi.

Leclerc, işgal sonrası 145 bin Ukraynalının Türkiye’ye ulaştığını belirtti. Daha önce Türkiye’de oturma izni olan 20 bin Ukraynalıya savaşla birlikte 10 bin kişi daha eklendiğini söyleyen BM temsilcisi, 5 bin kişinin de uluslararası koruma başvurusunda bulunduğunu ifade etti.

Paylaşın

Karadeniz’deki Mayınlar Tahıl Ticaretini Engelliyor

Birleşmiş Milletler (BM) Ukrayna’dan tahıl tedariği yolunu açarak küresel gıda krizi kaygılarını gidermeye çalışırken, Karadeniz’e yerleştirilen yüzlerce mayın, herhangi bir anlaşmaya varılmasından sonra bile çözümü aylar sürecek bir kabus anlamına geliyor.

Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Gürcistan, Ukrayna ve Rusya’nın kıyılarının bulunduğu Karadeniz, tahıl, petrol ve petrol ürünleri nakliyatında kritik öneme sahip.

Ukrayna hükümeti yetkilileri, Rusya’nın 24 Şubat’ta başlattığı işgal öncesinde dünyanın dördüncü büyük tahıl ihracatçısı olan Ukrayna’nın elinde bulunan 20 milyon ton tahılın ihraç edilemediğini bildiriyor.

Ukrayna ve Batılı liderler, Moskova’yı, Ukrayna limanlarını işlevsiz hale getirmek ve bunun sonucunda gıda ürünlerini bir silah olarak kullanmakla suçluyor. Rusya ise tahıl ihracatının akışının yeniden sağlanması için Batılı ülkelerin yaptırımları kaldırmasını talep ediyor.

Ancak herhangi bir anlaşmaya varılsa ve Ukrayna limanları yeniden açılsa da Ukrayna ve Rusya’nın denize yerleştirdiği mayınlar, denizcilik yetkililerine göre aylar boyunca gemi nakliyeciliğini sekteye uğratmaya devam edecek.

Tahıl ürünlerinin denizlerden geçişini sağlamak için çaba gösteren kurumlardan biri olan BM’ye bağlı Uluslararası Denizcilik Örgütü’nden bir sözcü, “Deniz mayınları liman girişlerine döşendi ve bazı çıkışlar batırılmış mavna ve vinçlerle bloke edildi. Limanlardaki deniz mayınlarının tamamını temizlemek birkaç ay sürer” dedi.

Gıda fiyatları

Uluslararası Tahıl Konseyi, küresel tahıl üretiminin 2022-2023 sezonunda talebin gerisinde kalacağını tahmin ediyor.

Ukrayna tahılına erişimin kesilmesi, mevcut arzı daha da daraltacak ve küresel açlığın daha önce hiç olmadığı seviyelere tırmanmasıyla ekmek, makarna gibi temel gıda ürünlerinin fiyatlarını arttıracak, gıda enflasyonunu körükleyecek.

Batılı deniz taşımacılığı yetkilileri, Ukrayna’da limanların civarına ne tür mayınlar döşendiğinin netlik kazanmadığını söyledi.

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, Mart ayında Reuters haber ajansına, Rusya’nın döşediği 372 deniz mayınının “R-421-75” tipi olduğunu, bunların Ukrayna donanmasında kayıtlı olmadığını ve Ukrayna donanması tarafından kullanılmadığını bildirmişti.

Rusya Savunma Bakanlığı, Mart’ta yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın Odesa, Oçakov, Çoromonsk, Yujni limanlarının girişine 400 mayın döşediğini bildirmişti.

Rus istihbarat dairesi FSB de yine Mart’ta, Ukrayna’nın limanları yakınında bağlı oldukları kablolardan kopan mayınların Karadeniz’e sürüklendiğini kaydetmiş, Ukrayna ise FSB’nin uyarısının yanlış olduğunu, denize sürüklenen mayınlar hakkında bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti.

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, bazı mayınları Ukrayna’nın döşediğini söyledi ve ”BM anlaşmasının 51’inci maddesiyle garanti altına alınan meşru müdafaa hakkımız kapsamında denize mayın döşedik” dedi.

Rusya Savunma Bakanlığı 26 Mayıs’ta Mariupol limanının mayınlardan temizlendiğini bildirdi ve yabancı hükümetleri, “Mariupol’daki gemi sahiplerine gemilerini daimi olarak demirledikleri yerlere çekmeye teşvik etmeye” çağırdı.

Ukrayna’daki limanlarda 84 yabancı gemi mahsur kalmış bulunuyor. Bu gemilerinin birçoğu tahıl taşıyor.

Mayın tehlikesi uyarı işaretleri bulunan Odesa’daki plajlarsa kapalı. Bazı mayınlar Türkiye ve Romanya’ya kadar ulaştı.

Deniz taşımacılığı kanallarını açmak için çalışan bir başka örgüt olan Uluslararası Nakliyecilik Odası’nın Genel Sekreteri Guy Platten, “Şu anda gemilerin limanlara giriş ve çıkış yapmaları güvenli değil. Mayınlar temizlenene kadar durum değişmeyecek” dedi.

Ukrayna kıyıları yakınlarında şimdiye kadar yedi gemi mayına çarptı, bunlardan ikisi battı. İki denizciyse yaşamını yitirdi. Londra’daki sigorta şirketleriyse tüm bölgeyi yüksek risk kategorisine aldı.

Mayın temizleme

Ukrayna kıyılarındaki mayınları temizlemek için başlatılacak girişim, 1980’li yıllarda İran-Irak savaşından bu yana mayın temizleme konusunda atılacak en büyük adım olacak.

İngiltere Kraliyet Donanması’ndan emekli Gerry Northwood, döşenen mayın türleri ve bunların nereye döşendiği konusundaki istihbarata daha işin en başında ihtiyaç olduğunu söyledi.

Denizcilik güvenliği firması MAST’ta danışmanlık yapan Northwood, “Mayın temizleyicilerin mayınların yerini tespit etmesi ve imha işlemi için uzaktan kumandalı sualtı araçlarına ihtiyacı olacak” dedi.

İngiliz Kraliyet Donanması’ndan emekli Koramiral Duncan Potts, Karadeniz genellikle gel-gitin ve da güçlü akıntıların çok olmadığı bir deniz olsa da yüzeydeki mayınların zaman içinde uzak mesafeler kat edebileceğini söyledi.

Batılı hükümetlere danışmanlık yapan Potts, “Deniz yüzeyinde bir yere bağlı olmadan serbest dolaşan mayınlar, düşmanınıza olduğu kadar size de yönelik bir tehdittir” dedi.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, üst düzey BM yetkililerinin son 10 gündür tahıl ürünlerinin güvenli geçişini sağlamak amacıyla Ankara, Brüksel, Kiev, Moskova ve Washington’da temaslarda bulunduğunu söyledi.

Bir Avrupa Birliği (AB) yetkilisi, mayın temizliği için birliğin yapabilecekleri hakkında konuşmanın tamamen varsayıma dayalı olduğunu, döşediği mayınları Rusya’nın temizlemeye başlaması gerektiğini söyledi.

Reuters’a konuşan yetkili, “Bu sağlanana kadar deniz koridorları olmayacak. Ukrayna’ya savunmadan vazgeçmeleri için baskı yapmayacağız. Varılacak her türlü anlaşma Ukrayna tarafından kabul edilebilir olarak tanımlanmalı” dedi.

Denizcilik kaynakları, hangi ülkelerin donanmalarının mayın temizliğine katılacağına ilişkin bir anlaşma gerekeceğini, Rusya’nın çabalarına duyulan güvensizlik nedeniyle ticari firmalar ve sigorta şirketleri için bu anlaşmanın kabul edilebilir olmasının şart olduğunu bildirdi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’de 14,8 Milyon Kişi Yeterli Beslenemiyor

Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Programı’nın (WFP) gerçek zamanlı veri paylaştığı “Açlık Haritası”na göre, bugün (6 Haziran) itibariyle 92 ülkede toplam 866 milyon kişi yeterli gıda tüketmiyor.

WFP verileri, 36 ülkede 333 milyon kişinin halihazırda yetersiz beslendiğini, 56 ülkede 533 milyon kişinin ise yetersiz beslendiğinin tahmin edildiğini gösteriyor. Buna göre, toplam nüfusa oranla yetersiz gıda tüketimi oranın en yüksek olduğu 10 ülke şu şekilde:

  • Afganistan (40,4 milyonluk nüfusun 37,4 milyonu)
  • Somali (12,3 milyonluk nüfusun 11,3 milyonu)
  • Nijer (22,4 milyonluk nüfusun 16,4 milyonu)
  • Mali (19,1 milyonluk nüfusun 11,5 milyonu)
  • Güney Sudan (11 milyonluk nüfusun 6,3 milyonu)
  • Moritanya (4,4 milyonluk nüfusun 2,5 milyonu)
  • Timor-Leste (1,3 milyonun 700 bini)
  • Burkina Faso (19,8 milyonun 10,9 milyonu)
  • Suriye (18 milyonun 9,3 milyonu)
  • Yemen (15,1 milyonun 15,1 milyonu)
  • Kongo (105,9 milyonun 48,8 milyonu)
  • Lesotho (2,1 milyonun 1 milyonu)

Türkiye verileri ne söylüyor?

WFP’nin Türkiye ile ilgili verilerine göre, 82,3 milyon nüfuslu ülkenin 14,8 milyonu yeterli gıda tüketemiyor.

Bu, üç ay öncesi ile karşılaştırıldığında 410 bin kişinin daha yetersiz beslenme yaşadığını, bir ay öncesi ile karşılaştırıldığında ise 50 bin kişinin yeterli gıda tüketememeye başladığı anlamına geliyor.

Aynı veriler, 5 yaş altı çocukların yüzde 1,7’sinin akut yetersiz beslenme, yüzde 6’sının ise kronik yetersiz beslenme yaşadığını ortaya koyuyor. Yetersiz beslenme oranının en yüksek olduğu il ilse yüzde 20,25 ile Şırnak.

Paylaşın

BM’den ‘Fosil Yakıt Kirliliğine Son Vermeli’ Çağrısı: Zaman Kalmadı

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında yenilenebilir enerji kullanımını genişletmeyi öngören 5 maddelik bir planın tanıtımını yaptı.

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) yayımladığı 2021 iklim durumu raporunda, sera gazı yoğunlaşması, okyanus sıcaklığı, deniz seviyeleri ve okyanus asitlenmesinin geçtiğimiz yıl rekor seviyelerde artış gösterdiğini bildirmişti. Raporda son yedi yılın kaydedilen en sıcak 7 yıl olduğu belirtildi.

BM Genel Sekreteri Guterres raporun açıklanmasından yalnızca günler sonra, çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Tek evimizi yakıp kül etmeden önce fosil yakıt kirliliğine son vermeli ve yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırmalıyız. Zamanımız kalmadı.” ifadelerini kullandı.

Guterres, “Bugünün İklim Durumu raporu, insanlığın iklim kriziyle mücadeledeki başarısızlığının iç karartıcı bir göstergesidir. Küresel enerji sistemi bozuldu ve bu da bizi iklim felaketine daha da yaklaştırıyor.” şeklinde konuştu.

BM’nin 5 maddelik planında neler yer alıyor?

Guterres planında, teknoloji transferinin teşvik edilmesi ve batarya dolumu gibi yenilenebilir teknolojiler üzerinde fikri mülkiyet korumalarının kaldırılması çağrısında bulunuyor.

İkinci olarak, Guterres yenilenebilir teknolojiler için kullanılan hammaddelere ve tedarik zincirine erişimi kolaylaştırarak genişletmeyi amaçlıyor. Bunların şu an için yalnızca birkaç güçlü ülkede yoğunlaştığı belirtiliyor.

BM Genel Sekreteri ayrıca, hükümetlerin güneş ve rüzgar enerjisi projelerini hızlandırmak gibi yenilenebilir enerjileri teşvik edecek reformlar yapmasını talep ediyor.

Planın dördüncü maddesinde, hükümetlerin şu an yılda yarım trilyon doları bulan fosil yakıt sübvansiyonlarına son vermesini istiyor. Guterres, “İnsanlar benzindeki yüksek fiyatlardan muzdarip haldeyken petrol ve gaz endüstrisi çarpık bir pazardan milyarlarca dolar kazanıyor. Bu skandal sona ermeli” ifadelerini kullandı.

Guterres son olarak kamu ve özel sektörde yenilenebilir enerjilere yönelik yılda en az 4 trilyon dolar değerinde yatırım yapılması gerektiğini söylüyor. BM Genel Sekreteri halihazırda fosil yakıtlara yönelik sübvansiyonların yenilenebilir enerjiden 3 kat daha fazla olduğunun altını çiziyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Küresel Isınmayı Durdurmak ‘Ya Şimdi Ya Asla’

Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) üç çalışma grubuna ayrılan 6. Değerlendirme Raporu’nun son bölümü yayımlandı. Hükümetlerin ve insanların iklim krizinin en kötü etkilerini nasıl engelleyebileceğine odaklanan İklim Değişikliğinin Azaltılması başlıklı rapor, dün 195 üye ülke tarafından onaylandı.

Raporun bulguları, iklim krizinin en kötü etkilerinden kaçınmamız için küresel sera gazı emisyonlarının önümüzdeki üç yıl içinde zirveye ulaşması ve sonrasında hızlı bir düşüşe geçmesi gerektiğine işaret ediyor. Rapor, böyle bir noktaya ulaşmamız durumunda bile 2050 yılına kadar atmosferden karbon çekebilecek teknolojiye ihtiyacımız olacağını söylüyor.

Bilim insanları ve hükümet yetkililerinin dikkatle incelediği ve dünyanın çok tehlikeli bir geleceği önlemesine kılavuzluk edecek rapor, tüm hükümetlerin karbondioksit salımlarını kesmek için tasarlamış olduğu planları yürürlüğe koyması durumunda bile dünyanın bu yüzyılın sonuna kadar yaklaşık 3,2 derece ısınacağını ortaya koyuyor.

Pazartesi günü düzenlenen basın toplantısında konuşan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Bazı hükümetler ve büyük şirketlerin söyledikleriyle yaptıkları arasında büyük farklılıklar var. Açıkça söylemek gerekirse yalan söylüyorlar ve bunun sonuçları korkunç olacak” diye konuştu.

Araştırmacılar, hava sıcaklıklarının bu seviyelere yükselmesinin dünyada “benzeri görülmemiş sıcak hava dalgaları, korkunç fırtınalar ve yaygın su kıtlıklarına” neden olacağını, bu tür aşırı hava olayları ve felaketlerden uzak durmamız için sıcaklık artışını 1,5 derecede sınırlandırmamız gerektiğini ifade ediyor.

IPCC raporu, bunun ancak küresel enerji üretimimizi, endüstrilerimizi, ulaşım yöntemlerimizi, tüketim alışkanlıklarımızı ve doğa ile ilişkimizi tamamen değiştirdiğimiz takdirde mümkün olduğunu söylüyor.

Rapora göre eşik olarak belirlenen bu seviye ile sınırlı kalmamız için yaşamımızı sağlamak üzere ürettiğimiz ve tükettiğimiz her şeyden ortaya çıkan karbon salımlarının 2025 yılına kadar zirveye ulaşması, ardından hızla düşüşe geçmesi ve dünyanın 2050 yılına kadar net sıfır hedefine ulaşması çok önemli.

Başka bir deyişle, 1,5 dereceyle sınırlı kalmamız için son 10 yılda neden olduğumuz karbondioksit salımından fazlasını bir daha hiç üretmemeliyiz.

IPCC raporunun baş yazarı ve Eindhoven Teknik Üniversitesi’nde Sosyo-Teknik İnovasyon ve İklim Değişikliği profesörü Heleen De Coninck, “Rapor, küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlı tutmamız için artık kritik noktada olduğumuzu gösteriyor” diyor ve devam ediyor:

“Sera gazı emisyonlarımızın 2025 yılına kadar pik seviyeye ulaşması ve ardından hızla azalması gerekiyor. 2050’den hemen sonra ise atmosferden karbondioksit yakalamamız gerekecek.”

Yenilenebilir enerji

Araştırmacılar önümüzdeki birkaç yılın kritik olduğunu, 2030 yılına kadar karbon salımlarının azaltılmadığı takdirde ısınmanın tehlikeli seviyelere ulaşmasının engellenemeyeceğini söylüyor.
Kısa vadede enerji üretim yöntemlerimiz bu süreçte çok önemli olacak.

Şanslıyız ki dünyada güneş enerjisi panelleri ve rüzgar türbinleri fiyatlarında son 10 yıl içinde neredeyse yüzde 85 oranında düşüş oldu.

Çevre örgütü Greenpeace’ten Kaisa Kosonen, “Dünyada hem savaşları hem de iklim krizini sürdüren fosil yakıt endüstrisinin sonu geldi. Artık yeni fosil yakıt yatırımlarının yapılmaması, var olan kömür ve doğalgaz santrallerinin de hızla kapatılması gerekiyor” diyor.

Hükümetlerin düşük karbonlu ulaşım için çalışması gerekecek

Öte yandan IPCC raporu, insanların yaşam ve gıda tüketim alışkanlıklarının da değişmesi gerektiğini öne sürüyor.

IPCC Eş Başkanı Priyadarshi Shukla, “Alışkanlıklarımızı ve davranışlarımızı değiştirmemize yardımcı olacak doğru strateji, altyapı ve teknoloji ile 2050 yılına kadar sera gazı salımlarında yüzde 40 ila 70 arasında azalma elde etmemiz mümkün. Yaşam alışkanlıklarımızdaki bu değişikliklerin aynı zamanda bizim için daha sağlıklı olduğu da kanıtlandı” diye anlatıyor.

Bunun için hükümetlerin insanları yürümeye, sağlıklı beslenmeye, daha az et tüketmeye teşvik etmesi gerekiyor, elektrikli araçlar için gerekli altyapıyı sağlaması gerekiyor.

Güneş enerji panellerinin fiyatları son yıllarda önemli ölçüde düştü

Ancak rapor, küresel ısınmayı 1,5 derece eşiğinin altında tutmamız için yalnızca ağaç dikiminin yeterli olmayacağını söylüyor, karbondioksidin yeni teknolojiler aracılığıyla atmosferden doğrudan yakalanması ve çekilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Ancak bu teknolojiler şimdilik çok masraflı ve IPCC üyelerinin bazıları böyle bir yaklaşımın işe yarayacağından şüpheli.

UCL Üniversitesi’nde profesör olan Arthur Petersen, “Bu rapor hayallerle dolu. Özellikle atmosferden hızlıca ve büyük miktarda karbonun çekilmesi düşüncesi çok endişe verici” diyor ve ekliyor: Bu raporda çok fazla boş hayal var.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

BM’den İklim Krizine Karşı Erken Uyarı Sistemi Girişimi

Birleşmiş Milletler (BM), iklim krizinin artan etkileri nedeniyle dünyanın tüm ülkelerinde hava muhalefetine ilişkin erken uyarı sistemlerinin hayata geçirilmesini amaçlıyor.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, doğal afetlere karşı geliştirilen beş yıllık erken uyarı sisteminin yeryüzünün tamamında hayata geçirilmesine yönelik projeyi duyurdu.

Cenevre merkezli Dünya Meteoroloji Örgütü’yle (WMO) birlikte yürütülecek projenin varlıklı ülkelerde halihazırda var olan sistemlerin gelişmekte olan ülkelerde de hayata geçirilmesinin amaçlandığını belirten Guterres, ağırlıklı olarak gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere dünya nüfusunun üçte birinin, bu sistemlerden yararlanamadığına dikkat çekti.

Guterres, “Afrika’da durum daha da kötü, halkın yüzde 60’ı bu korumadan mahrum” diye konuştu. İklim krizinin giderek kötüleşen etkileri göz önünde bulundurulduğunda bunun kabul edilemez olduğunu belirten BM Genel Sekreteri, hava muhalefeti tahmin sisteminin herkes için geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.

Erken uyarı sistemleri, karadaki ya da sudaki gerçek zamanlı atmosfer koşullarını gözlemleyerek şehirlerde, kırsal alanlarda, dağ ya da kıyı bölgelerinde yaklaşan hava muhalefetini tahmin etmeyi sağlıyor.

Bu sistemlerin kullanım alanının genişletilmesi, insanlara iklim değişikliğiyle artan olası ölümcül felaketlere hazırlıklı olmaları için daha fazla zaman kazandırması açısından giderek daha da elzem hale geliyor.

Günde ortalama 115 can kaybı

WMO’nun geçen yıl doğal afetlere ilişkin yayımladığı bir rapor, geçen yarım yüzyıl boyunca iklim ve su kaynaklı felaketlerin günde ortalama 115 kişinin hayatını kaybetmesine ve yine günlük ortalama 202 milyon dolar maddi zarara yol açtığını ortaya koydu.

BM, ortakları ve birçok hükümet, kürüsel ısınmayı 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefine ulaşmak için çeşitli projeler hayata geçiriyor. BM Genel Başkanı, WMO ve BM meteoroloji ajansını gelecek Kasım ayında Mısır’da düzenlenmesi planlanan iklim konferansına kadar erken uyarı sistemlerine yönelik bir eylem planını geliştirmeleri için görevlendirdi.

WMO’nun mevcut tropikal kasırga, sel, tufan gibi afetlere karşı çoklu uyarı sisteminin geliştirilmesinin yanı sıra, kimi felaketler açısından en fazla risk altında olan insanları korumaya yönelik erken uyarı sistemleri üzerinde çalıştığı belirtiliyor.

Paylaşın

Ukrayna’dan Kaçanların Sayısı 1 Milyon 500 Bini Geçti

Birleşmiş Milletler (BM), Ukrayna’daki savaşın 10’uncu günü itibarıyla 1 milyon 500 binden fazla insanın ülkeyi terk ettiğini açıkladı. BM, durumu “Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’ndan beri en hızlı büyüyen sığınmacı krizi” olarak niteledi.

Rusya işgalinin başlamasından bu yana yalnızca Polonya’ya sığınan Ukraynalıların sayısının bir milyona yaklaştığı belirtildi. Polonya sınır güvenliği, sınırı geçen Ukraynalıların sayısını 922 bin 400 olarak açıkladı. Yalnızca Cumartesi günü 129 bin kişinin sınırı geçtiği, Pazar gününün erken saatlerinde de ülkeye giriş yapanların sayısının 39 bin 800’ü bulduğu açıklandı.

Polonya Dışişleri Bakanlığı’nın verilerine göre, ülkeye sığınanların çoğunluğunu Ukrayna vatandaşları oluştursa da iltica edenler arasında Özbekistan, Belarus, Hindistan, Cezayir, Nijerya, Fas, ABD ve diğer ülkelerin vatandaşları da bulunuyor.

Yunanistan da vatandaşlarının Ukrayna’dan tahliyesine devam ediyor. Yunan Göç Bakanlığı savaşın başından beri 906’ı çocuk, 3 bin 155 kişinin Yunanistan’a kaçtığını açıkladı. Alman İçişleri Bakanlığı da pazar günü itibarıyla Almanya’ya sığınan Ukraynalıların sayısının 37 bin 800’e yaklaştığını açıkladı.

Erdoğan, Putin ile telefonda görüştü

Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüştü. Cumhurbaşkanlığı’nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamaya göre görüşmede Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı ele alındı, Türkiye-Rusya ilişkileri değerlendirildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede “ateşkesin sağlanması, insani koridorların açılması ve bir barış anlaşmasının imzalanması için acilen adım atılmasının önemini” vurguladı. Ukrayna tarafıyla ve diğer ülkelerle sürekli temas halinde olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, kapsamlı müzakerelerin yapılması ve netice alınması için çabalarını sürdüreceğini dile getirdi.

Paylaşın

BM, Plastik Kirliliğini Sona Erdirmeyi Amaçlayan Kararı Kabul Etti

Uluslararası toplum, dünyanın büyüyen plastik sorununu frenlemek için ilk kez bir çerçeve üzerinde anlaştı. Birleşmiş Milletler (BM)tarafından kabul edilen karar, “plastik kirliliğini sona erdirmek” adına yasal olarak bağlayıcı bir anlaşma geliştirmek için iddialı bir plan ortaya koyuyor.

Karar, plastiklerin üretimden imhaya kadar “tüm yaşam döngüsünü” kapsayan ve önümüzdeki iki yıl boyunca müzakere edilecek bir anlaşma çağrısında bulunuyor.

BM kararında, “Yüksek ve hızla artan plastik kirliliği seviyeleri, küresel ölçekte ciddi bir çevre sorununu temsil ediyor. Plastik kirliliğinin ortadan kaldırılması için uzun vadede acil önlemler almak için küresel koordinasyonu, iş birliğini ve yönetişimi güçlendirmenin acil gereğini kabul ediyoruz” denildi.

BM yetkilileri, dünyanın bu ilk küresel plastik kirliliği uzlaşmasını bir “dönüm noktası” olarak nitelendirdi ve 2015 Paris İklim Anlaşması’ndan bu yana en önemli “yeşil anlaşma” olarak tarif etti.

Kararda hangi detaylar var?

Karar, Nairobi’de iki yılda bir düzenlenen 150’den fazla ülkenin temsil edildiği BM Çevre Asamblesi’nin (UNEA) üçüncü gününde onaylandı. Buna göre, 2024 sonuna kadar yapılacak anlaşmanın ayrıntılarını ortaya çıkarmak için bir hükümetler arası müzakere komitesi de oluşturuldu.

Karar, STK’lara göre milyonlarca insanı etkileyecek bir “çığır açan gelişme” olan atık toplayıcıları tanımaya yönelik hükümler ve yerli halkların rolünün kabul edilmesini de içeriyor. Gelişmekte olan ülkelerde geri dönüştürülebilir plastik ve diğer eşyaları toplayan düşük ücretli atık toplayıcılar ilk kez bir çevresel kararda tanınıyor.

Karar, 2050 yılına kadar neredeyse dört katına çıkacağı ve küresel karbon bütçesinin yüzde 10-13’ünü oluşturacağı tahmin edilen plastik üretimiyle mücadele için önlemler alınmasını öneriyor. Dünya liderleri önümüzdeki iki yıl içinde anlaşmanın ayrıntılarını geliştirme ve sonuçlandırma konusunda daha fazla kararlılık göstermeye çağrılıyor.

Anlaşmaya mali ve teknik destek verilecek. Bunun yanı sıra tavsiyeler verecek bir bilim kurulu da bulunacak.

Öte yandan, plastik üretimine, kullanımına veya tasarımına kısıtlama getiren herhangi bir anlaşma, ham plastik üreten petrol ve kimya şirketlerinin yanı sıra binlerce ürünü tek kullanımlık ambalajlarda satan tüketim malları devlerini etkileyecek. Ayrıca ABD, Çin, Hindistan, Suudi Arabistan ve Japonya dahil olmak üzere büyük plastik üreten ülkelerin ekonomileri de kararlardan etkilenecek.

En çetrefilli konu plastik üretimi

BM müzakere komitesi, nispeten kısa bir süre içinde incelenecek çok sayıda ayrıntıya sahip olacak. Anlaşmanın raporlama standartları, finansman mekanizmaları gibi pek çok madde arasında, belki de en çetrefilli konu olan plastik üretimini de ele alması gerekecek. Uluslararası Çevre Hukuku Merkezi avukatı David Azoulay “Milyon dolarlık soru, sıfırdan plastik üretimini azaltmak hakkında ne kadar konuşacağımızdır” dedi.

Bu konunun tartışmalı olması muhtemel. Konferans öncesinde, kimyasal üreticilerinin ticaret birliği olan Amerikan Kimya Konseyi’nde plastiklerden sorumlu başkan yardımcısı Joshua Baca, plastik üretiminin kısıtlanması ve düzenlenmesini “çok dar görüşlü bir yaklaşım” olarak nitelendirdi.

Uluslararası Kirleticilerin Önlenmesi Ağı‘nın uluslararası koordinatörü Bjorn Beeler, zaman çizelgesinin tutacağından şüpheli olduğunu belirterek “İçine girdikçe, bir canavara dönüşecek. İki yıl içinde nasıl bir anlaşma yapabileceğinizi anlamıyorum” dedi ve ekledi: “Ama bu gerçekten ilk adım. Bu anlamlı, bu önemli” dedi.

Karar nasıl karşılandı?

Ruanda Çevre Bakanı Jeanne d’Arc Mujawamariya, “Plastik kirliliği her geçen gün daha da kötüleşirken kaybedecek zaman yok. Bu karar, gezegenimizin plastikler içinde boğulmasını önlemeye yönelik küresel çabada tarihi bir dönüm noktasıdır” dedi.

Okyanuslar ve uluslararası çevre ve bilimsel ilişkilerden sorumlu devlet sekreteri yardımcısı ABD’li delege Monica Medina ise “Bu, birlikte çalıştığımızda dünyanın neler yapabileceğinin harika bir gösterisi” diye konuştu. Medina gözyaşlarını tutarak “Bu, bu gezegendeki plastik belasının sonunun başlangıcı. Bugünü çocuklarımız ve torunlarımız için önemli bir gün olarak değerlendireceğimizi düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Çevre aktivistleri ve sektör temsilcileri de kararı memnuniyetle karşıladı. Washington Post’a konuşan Dünya Yaban Hayatı Fonu (WWF) plastik atık ve işletme başkanı Erin Simon, “Karar, ürecin bu aşamasında gerekli olduğunu düşündüğümüz tüm kritik bileşenlere sahip” dedi.

Bir ticaret derneği olan Uluslararası Kimya Dernekleri Konseyi yaptığı açıklamada, “Plastik kirliliğini ele almak ve anlamlı bir çözüm geliştirmek adına ortak bir zemin bulmak için uzun günler harcayan hükümetleri takdir ediyoruz” diye yazdı.229795

Avukat David Azoulay ise, BM kararının yıllardır hazırlandığını, 2016’da denizlerdeki plastik bağlamında BM Çevre Meclisi’nde ilk kez bu fikrin su yüzüne çıktığını söyledi. Azoulay, “Böyle bir anlaşma tasavvur etmek düşünülemezdi” dedi. Azoulay, karardaki başarıları da şöyle sıraladı:

“Müzakere komitesi plastik üretimine de bakmakla görevlendirildi, anlaşmanın finanse edilmesine yardımcı olacak özel bir fon seçeneği var ve plastik kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkilerinden bahsediliyor.”

Ancak, karardan anlaşmaya geçiş kolay olmayacak. Kar amacı gütmeyen bir grup olan Environment America‘da koruma programını yürüten Steven Blackledge, “Bağlayıcı kurallara yönelmeleri gerçeğini çok iyi bir işaret olarak görüyorum” dedi ve ekledi: “Şeytan ayrıntıda”.

Plastik kirliliği

Her yıl milyonlarca ton plastik okyanuslara karışıyor ve bu da birçok hayvanın atıklara yakalandığı endişe verici görüntülere sebep oluyor. Dünya kutuplardan en ücra adalara, deniz yüzeyinden en derin okyanus çukuruna kadar plastik kirliliği ile karşı karşıya. Ulusal Bilimler Akademisi araştırmasına göre, bu tufana en çok ABD katkıda bulunuyor ve kişi başına yaklaşık 130,1 kilogram plastik üretiyor.

1950 ile 2017 yılları arasında üretilen tahmini 9,2 milyar ton plastiğin yaklaşık 7 milyarı atık durumunda. Bu atığın yaklaşık yüzde 75’i ya çöplüklerde ya da karasal ve sucul ortamlarda ve ekosistemlerde birikiyor.

Geçtiğimiz ay yayımlanan Alfred Wegener Kutup ve Deniz Araştırmaları Enstitüsü tarafından Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) için hazırlanan “Denizlerdeki Plastik Kirliliğinin Denizel Türler, Biyolojik Çeşitlilik ve Ekosistemler Üzerindeki Etkileri” adlı rapora göre, plastik kirliliğinde eşik değer aşıldı. Rapora göre, her yıl 19 ile 23 milyon ton arasında plastik atığın denizlere karıştığı tahmin ediliyor. Eğer böyle devam ederse denizlerdeki plastik kirliliği 2050’ye kadar dört katına çıkacak. Mikroplastiklerde ise 2100 yılına kadar 50 kat artış görülebilir.

Birleşmiş Milletler (BM) Göç Eden Yabani Hayvan Türlerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme (CMS), Eylül 2021 tarihli raporunda tatlı su türleri, kara hayvanları ve kuşlar da dahil olmak üzere korunan türlerin nehir ekosistemleri ve karadaki plastik kirliliğinden etkilendiğini ortaya koymuştu.

Öte yandan bilim insanları, plastik kirliliğini yönetmeye yönelik küresel kapasitenin, plastik pazarında öngörülen büyümeye ayak uyduramadığı konusunda uyarıyor.

2030 yılına kadar, iddialı önlemlerle bile yılda 53 milyon metre tona kadar plastiğin su ekosistemlerine karışabileceği ve herhangi bir iyileştirme yapılmadığı takdirde bu rakamın yılda 90 milyon tona ulaşabileceğini vurgulanıyor.

Ülkeler ne yapıyor?

Bazı ülkeler, eyaletler ve belediyeler plastik atıkları azaltmak için harekete geçmişti.

Örneğin Ruanda, on yıldan fazla bir süredir plastik poşetleri yasaklıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde, Sens. Dan Sullivan (R-Alaska) ve Sheldon Whitehouse (DR.I.), dönemin başkanı Trump‘ın 2020’de imzaladığı Denizlerimizi Kurtar 2.0 Yasası da dahil olmak üzere plastik kirliliği konusundaki kongre çabalarına öncülük etti.

Ancak BM’nin bu son hamlesi, plastik kirliliği sorununu çözmek için şimdiye kadarki en uyumlu uluslararası çaba.

Paylaşın