Modern Kölelik: Zorla Çalıştırılan Veya Evlendirilenlerin Sayısı 50 Milyona Yükseldi

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun tahminine göre şu anda dünyada her 150 kişiden biri ya zorla çalıştırılıyor ya da zorla evlendirildi. Örgüt, bu sayının son beş yıl içinde 10 milyon artarak toplam 50 milyona ulaştığını söylüyor.

ILO kölelik konusunda olumlu ilerleme sağlanması bir yana, durumun daha da kötüleşmesini “şoke edici” diye niteliyor.

“Hiç bir şey insan haklarının bu temelden ihlalinin devam etmesini haklı kılamaz” diyen ILO genel başkanı Guy Ryder sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ne yapılması gerektiğini biliyoruz. Herkesin birlikte harekete geçmesi gerekiyor. Sendikalar, işveren örgütleri, sivil toplum ve sıradan insanlar. Hepsine düşen hayati roller var.”

BM’nin çalışma örgütü, modern köleliğin Batı dünyasının uzağındaki, yoksul ülkelerle sınırlı olmadığını, zorla çalıştırılanların yarıdan fazlasının orta ve yüksek gelirli ülkeler grubunda yaşadığını vurgulamaya özen gösteriyor.

Zorla çalıştırma ve zorla evlendirme

Modern kölelik kavramı hem zorla çalıştırılan hem de zorla evlendirilenleri kapsıyor çünkü her iki durumda da insanlar “tehdit, şiddet, kandırma, suistimal ve diğer boyun eğdirme yöntemleri kullanılarak” istemedikleri ama içinden çıkamadıkları durumlara hapsoluyorlar.

ILO raporunda, “Zorla çalıştırma tuzakları yıllar sürebilirken, zorla evlendirme çoğunlukla hayat boyu devam ediyor” ifadesi kullanılıyor.

Örgüt şu anda dünyada 27 milyon 600 bin insanın zorla çalıştırıldığını, bunların 3 milyon 300 bininin çocuk olduğunu söylüyor. Bu çocukların yarıdan fazlası ticari cinsel istismara zorlanıyor.

22 milyon kişi ise zorlandıkları evliliklere mahkum olmuş bulunuyor. Bunların üçte ikisi kadın ve bir çoğu da 15 yaşın altındayken evliliğe zorlanıyor.

ILO son yıllarda yoksulluğun, dolayısıyla köleleşme riskini artıran bir dizi krizin biraraya gelişiyle birlikte durumun daha da kötüleştiğini bildiriyor.

Örneğin Covid-19 salgını insanların gelirlerinde kesinti ya da azalmaya ve borçlarında büyük artışlara yol açtığı için, zorla çalıştırmaya uygun koşullar yaratmış olabilir.

Uluslararası Çalışma Örgütü pandeminin son yirmi yıl içinde ilk kez “aşırı küresel fakirlik” düzeyinde artışa yol açtığını söylüyor.

Savaş ve silahlı çatışmalar da benzer bir şekilde yoksulluğu ve sıkıntıları artırıyor, çocukları zorla çalıştırılması ya da silah altına alınmasının koşullarını hazırlıyor.

Diğer yandın iklim değişikliği nedeniyle evlerini, köylerini terketmek zorunda kalanlar göçe zorlanıyor ve kölelik şebekelerine düşmeleri riski hemen artıyor.

ILO raporunda sorunun çözümü için uluslararası eşgüdümlü bir çabayla kaynak oluşturulması, ve gerçek bir çözüm iradesi gösteriylesi çağrısı yapılıyor ve “Vaadler ve iyi niyet açıklamaları yeterli değil” deniyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: Dünyada Belirsizlik Ve Kaygı Hakim

Birleşmiş Milletler (BM) Kalkınma Programı (UNDP), “Belirsiz zamanlar, huzursuz yaşamlar: Değişen dünyada geleceğimizi şekillendirmek” başlıklı 2020/21 raporunu bugün açıkladı.

Son 32 yılda ilk kez insani gelişme endeksinde peş peşe iki yıl küresel çapta gerileme yaşandı.

İnsani Gelişim Endeksi, dünyadaki ülkelerin yüzde 90’ından fazlasında 2020 ya da 2021 yılında geriledi. Endeks, ülkelerin yüzde 40’ından fazlasında ise her iki yılda da gerileme gösterdi.

İnsani gelişme endeksi sıralamasında ilk sırada İsviçre yer aldı. Onu Norveç, İzlanda, Hong Kong (Çin), Avustralya, Danimarka, İsveç, İrlanda, Almanya ve Hollanda izledi. Listede İngiltere 18’inci, Japonya 19’uncu, ABD 21’inci, Çin ise 79’uncu sırada.

Yaşam süresi beklentisi sıralamasında da İsviçre 84 yılla birinci. Listenin en altında, 55 yılla Güney Sudan var.

Rapora göre, İnsani Gelişme Endeksi, önceki beş yılın tüm kazanımlarını ortadan kaldıracak şekilde son iki yıldır düşüşte.

Son 125 yılda İngilizce, Almanca ve İspanyolca yayınlanan 14 milyondan fazla kitapla ilgili analiz, kaygı ve rahatsızlık duygusunun dünyanın birçok yerinde arttığını gösterdi.

2020 ve 2021 yıllarında insanlar kendini öncesine göre çok daha fazla güvensiz hissetti.

İnsanlık tarihinde bir ilk: Belirsizlik karmaşası

Raporla ilgili değerlendirmede, belirsizliğin yeni bir kavram olmadığı ancak günümüzde aldığı yeni formla insanlık tarihinde daha önce görülmemiş bir “belirsizlik karmaşasına” girdiğimiz belirtildi. Bunun sebepleri arasında dünyadaki kutuplaşma ve eşitsizliğin artması gösterildi.

Son iki yıldaki gerileme de Kovid 19 pandemisi, Ukrayna savaşıyla devam eden gıda krizi ve iklim değişikliğiyle açıklandı.

Rapora göre dünyadaki 7 insandan 6’sı kendisini güvende hissetmiyor.

Türkiye toplumsal cinsiyet eşitliğinde 65. sırada

Türkiye, Birleşmiş Milletler (BM) İnsani Gelişme Endeksi raporunda 191 ülke arasında 48. sırada yer aldı.

Uzun ve sağlıklı yaşam, bilgiye erişim ve insana yakışır yaşam standardını temel alan rapora göre, 1990 ile 2021 yılları arasında Türkiye’de insani gelişim endeksinin her üç boyutunda da ilerleme görüldü. Bu dönemde Türkiye’de yaşam süresi 8,3 yıl, ortalama öğrenim süresi 4,2 yıl ve öğrenim süresi 9,3 yıl arttı.

Toplumsal cinsiyet eşitliğinde erkeklerin insani gelişme seviyelerinden yararlanma oranı kadınlara göre daha yüksek olurken, Türkiye bu kategoride 170 ülke arasında 65. sırada.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Kadın-Erkek Eşitliğinin Sağlanması İçin 300 Yıl Gerekiyor

Birleşmiş Milletler (BM) Kadın Birimi, dünya genelinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin tam olarak sağlanmasının yaklaşık 300 yıl süreceği değerlendirmesinde bulundu. Kadın ve erkekler arasında toplumsal eşitliğin sağlanması yönünde ilerleme kaydedilmesi için kadın ve kızlara “yatırım” yapılmasının kritik önemde olduğu vurgulandı.

Kadın Birimi ile BM Ekonomik ve Sosyal İşler Departmanı tarafından ortaklaşa hazırlanan Sürdürebilir Kalkınma Hedefleri raporu bugün kamuoyuna açıkladı.

Raporda, mevcut ilerleme hızıyla yasal korumadaki boşlukların kapatılmasının ve ayrımcı yasaların kaldırılmasının 286 yıl kadar süreceği tahmininde bulunuldu. Raporda, kadınların iş hayatında güç ve liderlik açısından eşit bir konuma gelebilmesi için 140 yıl, ulusal parlamentolarda eşit temsil hakkı elde edebilmeleri için de en az 40 yıl gerektiği ifade edildi.

Bu tahminlerin, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri raporlarında öngörülen 2030 yılına kadar toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması hedefinin çok uzağında olduğuna dikkat çekildi.

Küresel zorluklar eşitsizliği derinleştiriyor

Raporda “Covid-19 pandemisi ve sonuçları, şiddet çatışmaları, iklim değişikliği ve kadının cinsel ve üreme sağlığına ve haklarına yönelik tepkiler gibi küresel zorluklar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiriyor” ifadelerine yer verildi.

Dünya genelinde yoksulluğun kadın ve kız çocuklarını erkeklere oranla daha fazla etkilediği belirtilerek “2022’nin sonunda, 368 milyon erkek ve erkek çocuğa kıyasla, yaklaşık 383 milyon kadın ve kız çocuğu aşırı yoksulluk içinde yaşayacak” denildi. Raporda küresel olarak kadınlar, salgın nedeniyle 2020’de tahmini 800 milyar dolar gelir kaybettiği vurgulandı.

BM Kadın Birimi Direktörü Sima Bahous, kadın ve erkekler arasında toplumsal eşitliğin sağlanması yönünde ilerleme kaydedilmesi için kadın ve kızlara “yatırım” yapılmasının kritik önemde olduğunu vurguladı. Bahous, küresel krizlerin kadınların geliri, güvenliği, eğitimi ve sağlığı açısından daha da kötüleşmeye yol açtığını belirterek, “Bu eğilimi tersine çevirmek ne kadar uzun sürerse, hepimize o kadar pahalıya mal olacak” şeklinde konuştu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Çin’den Birleşmiş Milletler’in Sincan Raporuna Tepki

Çin, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin (BMİHYK) Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki hak ihlallerine işaret eden raporuna dair açıklama yaptı. Dışişleri Bakanı Cao Licien, Pekin’deki günlük basın toplantısında, “raporun ABD ve bazı Batılı güçlerce planlandığını ve üretildiğini” söyledi.

Bianet’te yer alan habere göre, Licien, “BMİHYK’nın Çin karşıtı güçlerin siyasi planlarına göre değerlendirme yaptığını” ileri sürdü. Raporun yasa dışı olduğunu ve hiçbir güvenilirliğinin olmadığını savunan Cao, “Bu, ABD ve bazı Batılı güçlerin Çin’i stratejik olarak çevrelemek üzere Sincan’ı siyasi araç olarak kullanma amacına hizmet eden bir dezenformasyon yığınıdır” dedi.

Cao, raporun yasa dışı olduğunu ve hiçbir güvenilirliğinin olmadığını öne sürerek, “BMİHYK, bir kez daha, ABD ve bazı Batılı güçlerin gelişmekte olan ülkeleri kendi hizasına sokma çabasının suç ortağı olmuştur” diye konuştu.

AB’den kınama

Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin açıkladığı raporun içeriğini değerlendireceğini, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ihlallerini bir kez daha kınadığını bildirdi.

AB Komisyonu sözcülerinden Nabila Massrali, dünkü günlük basın toplantısında, AB’nin, BM Ofisinin söz konusu insan haklarının ihlaliyle ilgili endişelerini yayınlanmasını memnuniyetle karşıladığını söyledi:

“Şu anda raporun içeriğini değerlendiriyoruz ve zamanı geldiğinde tepkimizi yayınlayacağız. Ancak daha önce de söylediğimiz gibi AB, Sincan ve Çin’in diğer bölgelerindeki insan hakları ihlallerini, özellikle Uygurlara ve ulusal, dini ve etnik azınlıklara yönelik zulmü şiddetle kınamaktadır.”

Massrali, AB’nin Sincan sorununu Çinli yetkililerle yıllardır görüştüğünü, bu yılın başlarındaki AB-Çin zirvesi ve en yüksek düzeydeki ikili görüşmeler de dahil olmak üzere belirli forumlarda gündeme getirdiğini vurguladı.

Raporda ne var?

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (BMİHYK), uzun süredir beklenen Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ihlallerine dair raporunu önceki gün yayınladı.

Raporda Sincan bölgesinde “terör ve aşırılıkla mücadele adı altında ciddi insan hakları ihlalleri işlendiği” ve bu ihlallerin “insanlık suçu teşkil edebileceği” değerlendirmesine yer verildi.

Komiserlikten 10 Aralık 2021’de yapılan açıklamada, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Çin’in uygulamalarına ilişkin raporun haftalar içinde açıklanacağı duyurulmuştu. Açıklamanın ardından aylar geçmesine rağmen raporun yayımlanmaması, Uygur Türkleri başta olmak üzere uluslararası hak örgütlerinden tepki görmüştü.

48 sayfalık rapor için Sincan’da yaşayan 23 Uygur, 16 Kazak ve 1 Kırgız Türküyle detaylı mülakat yapıldı. Konuşulan isimlerden 26’sı, 2016’dan bu yana belirli aralıklarla ya keyfi tutuklandığı ya da Çin’in yeniden eğitim kamplarında çalıştırıldığını anlattı.

Raporda, “Hak ihlallerinin dayandırıldığı terörle mücadele kanunları, uluslararası insan hakları norm ve standartları açısından oldukça sorunludur. Bölgedeki yetkililere geniş soruşturma, yasaklama ve baskı imkanı tanıyan bu yasada belli belirsiz, geniş ve ucu açık tanımlamalar bulunmaktadır” dendi.

Bölgedeki yeniden eğitim kamplarında tutulanlara yönelik muamelenin endişe verici olduğu, işkence, kötü muamele ve zorunlu tıbbi tedavi uygulandığına dair raporların güvenilir bulunduğu belirtilen raporda, Komiserliğin eriştiği belgelerin, söz konusu hak ihlallerinin net bilançosunu çıkarmaya yetmeyeceği fakat “yeniden eğitim kamplarındaki ayrımcı ortamın, bu tesislerde insan hakları ihlallerinin geniş eksende yaşandığını doğrulayacak yeterlilikte olduğu” kaydedildi.

Yeniden eğitim kamplarında tutulan Müslüman azınlığa mensup kişilerin temel insan haklarından mahrum edildiği belirtilen rapora göre, “Dini kimlik, ifade, mahremiyet ve hareket özgürlükleri usulsüzce yasaklanmıştır.”

Paylaşın

BM’den Çarpıcı ‘Sincan’ Raporu: Kamplardaki Muamele Endişe Verici

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ihlallerine dair raporunu açıkladı. Geçen yıl açıklanması beklenen raporda çarpıcı bilgilere yer verildi.

48 sayfalık raporda, Sincan’da yaşayan 23 Uygur, 16 Kazak ve 1 Kırgız Türküyle detaylı mülakat yapıldığı, konuşulan isimlerden 26’sının 2016’dan bu yana belirli aralıklarla ya keyfi tutuklandığı ya da Çin’in yeniden eğitim kamplarında çalıştırıldığı bilgisi yer alıyor.

“Terörle mücadele kanunları sorunlu”

Raporda Sincan bölgesinde “terör ve aşırılıkla mücadele adı altında ciddi insan hakları ihlalleri tespit edildiği” ve “bu ihlallerin insanlık suçu teşkil edebileceği” vurgulandı:

“Hak ihlallerinin dayandırıldığı terörle mücadele kanunları, uluslararası insan hakları norm ve standartları açısından oldukça sorunludur. Bölgedeki yetkililere geniş soruşturma, yasaklama ve baskı imkanı tanıyan bu yasada belli belirsiz, geniş ve ucu açık tanımlamalar bulunmaktadır.”

İşkence, kötü muamele ve zorunlu tedavi

Bölgedeki “yeniden eğitim kamplarında” tutulanlara yönelik muamelenin endişe verici olduğu, işkence, kötü muamele ve zorunlu tıbbi tedavi uygulandığına dair raporların güvenilir bulunduğu belirtildi.

BM Komiserliği, eriştiği belgelerin, söz konusu hak ihlallerinin net bilançosunu çıkarmaya yetmeyeceğini fakat yeniden eğitim kamplarındaki ayrımcı ortamın, bu tesislerde insan hakları ihlallerinin geniş eksende yaşandığını doğrulayacak yeterlilikte olduğunu açıkladı.

Yeniden eğitim kamplarında tutulan Müslüman azınlığa mensup kişilerin temel insan haklarından mahrum edildiği kaydedildi: “Dini kimlik, ifade, mahremiyet ve hareket özgürlükleri usulsüzce yasaklanmıştır.”

Çin hükümetine çağrı

Rapora göre, Çin’in Sincan’daki baskıcı ve ayrımcı uygulamalarının etkisi sınırları aştı, tutuklamalar ve eğitim kamplarında zorla çalıştırmalardan ötürü birçok kişi ailesinden ayrıldı veya baskı ortamından ötürü ülkelerini terk etmek zorunda kaldı.

Raporun sonunda Çin hükümetinden şu taleplerini yerine getirmesi istendi:

  • Yeniden eğitim kampları, cezaevleri ve benzeri tutukluluk merkezlerinde keyfi tutulanların derhal serbest bırakılması,
  • Sincan’da aile mensuplarının haber alamadığı kişilerin nerede olduğuna dair bilgi verilmesi,
  • Terörle mücadele, ulusal güvenlik ve azınlık haklarına dair yasaları gözden geçirecek çalışma planı oluşturulması,
  • Yeniden eğitim kamplarındaki hak ihlallerinin ivedilikle araştırılması,
  • Bölgedeki cami, tapınak ve mezarlıkların yıkıldığına dair iddialara somut veriler sunularak açıklık getirilmesi.

Geçen yıl açıklanması bekleniyordu

Komiserlikten 10 Aralık 2021’de yapılan açıklamada, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Çin’in uygulamalarına ilişkin raporun haftalar içinde açıklanacağı duyurulmuştu.

Açıklamanın ardından aylar geçmesine rağmen raporun yayımlanmaması, Uygur Türkleri başta olmak üzere uluslararası hak örgütlerinden tepki gördü.

23-28 Mayıs’ta Çin’e giden ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ni de ziyaret eden Bachelet, ziyaretin ardından Çin’in başkenti Pekin’de düzenlediği basın toplantısında, raporun ne zaman açıklanacağına ilişkin bilgi vermemişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Afganistan’da 6 Milyon Kişi Açlıkla Karşı Karşıya

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, 1 yıldır Taliban yönetimi altında bulunan Afganistan’daki duruma ilişkin BM Güvenlik Konseyine brifing verdi.

Griffiths, Afganistan’da derinleşen yoksulluğa dikkati çekerek, ülkedeki 6 milyon kişinin açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

“Taliban’la kalkınma yardımları sona erdi”

Afganistan’ın ekonomik kalkınması için bağışçı ülkelere fon sağlamaları çağrısında bulunan Griffiths, Afganların önümüzdeki kışı atlatabilmesi için acilen yaklaşık 770 milyon dolara ihtiyaç olduğunu belirtti.

Griffiths, Afganistan’ın insani, ekonomik, iklim, açlık ve mali krizle karşı karşıya olduğunu vurguladı.

Ülkede çatışma, yoksulluk, şiddetli iklim değişikliği ve gıda güvensizliğinin “uzun süredir üzücü bir gerçek” olduğunu kaydeden Griffiths, ancak mevcut durumu “çok kritik” bir noktaya getiren şeyin, Taliban’ın geçen yıl yönetimi ele geçirmesinden sonra geniş kapsamlı kalkınma yardımlarına ara verilmesi olduğunu dile getirdi.

24 milyon kişinin yardıma ihtiyacı var

Griffiths, Afganistan nüfusunun yarısından fazlasına denk gelen yaklaşık 24 milyon kişinin yardıma ihtiyacı olduğunu ve neredeyse 19 milyon kişinin akut gıda güvensizliği yaşadığını ifade etti.

Söz konusu rakamların yakın zamanda daha da kötüye gitmesinden endişe duyduklarını kaydeden Griffiths, kış aylarındaki hava şartlarının halihazırda yüksek olan yakıt ve gıda fiyatlarını hızla yükselteceğine işaret etti.

Kıyafet, battaniye gibi kışlık ihtiyaçlar

Griffiths, barınakların onarılması, iyileştirilmesi veya kıyafet, battaniye gibi kışlık ihtiyaçlar için 614 milyon dolara acil; hava şartları nedeniyle belirli bölgelere erişim kesilmeden önce de gıda ve diğer ihtiyaçların karşılanması için ilave 154 milyon dolara ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi.

Taliban’ın kendi geleceklerine yatırım yapacak bütçesi olmadığını söyleyen Griffiths, bazı kalkınma desteklerinin başlaması gerektiğini belirtti.

Ülke nüfusunun en az yüzde 70’inin kırsal alanlarda yaşadığına dikkati çeken Griffiths, tarım ve hayvancılık üretimi korunmazsa milyonlarca hayatın ve geçim kaynağının riske gireceğini dile getirdi.

Griffiths, ülkedeki bankacılık ve likidite krizinin de çözülmesi gerektiğini ifade etti.

“20 yılda uyuşturucu ağı güçlendi”

Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vassily Nebenzia da yaptığı konuşmada, ABD ve NATO müttefiklerinin Afganistan’daki 20 yılına atıfta bulunarak bunu “20 yıllık rezil kampanya” olarak niteledi.

Nebenzia, ABD ve NATO müttefiklerinin ülke ekonomisini ayağa kaldırmak için hiçbir şey yapmadıklarını, Afganistan’da bulunmalarının yalnızca ülkenin “bir terörizm batağı” olan durumunu ve uyuşturucu üretim ile dağıtımını güçlendirdiğini söyledi.

Nebenzia, ABD ve müttefiklerinin, Afganları yıkım, sefalet, terörizm, açlık ve diğer zorluklarla karşı karşıya bıraktığını savundu.

ABD, Rusya ve Çin’i suçladı

ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas Greenfield ise Taliban’ın uyguladığı politikaların Afgan halkını korumak yerine onları baskıladığını ve açlık çektirdiğini söyledi.

Thomas Greenfield, “Taliban El-Kaide’nin 31 Temmuz’da öldürülen lideri Eymen ez-Zevahiri’ye güvenli bölge sağlarken dünyanın geri kalanıyla nasıl ilişki kurmayı bekliyor” dedi.

ABD’nin Afganistan’a bağışçı ülkelerin başında olduğunu ve son bir yıldır 720 milyon dolardan fazla insani yardım sağladığını kaydeden Thomas Greenfield, Rusya ve Çin’in bu ülkeye sağladığı yardımların oldukça az olduğuna işaret etti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Ukrayna Ziyareti Avrupa Basınında: Erdoğan İkili Oynuyor

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Lviv kentinde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ile yaptığı görüşmenin yankıları sürüyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan savaş sırasında ilk defa dün Ukrayna’ya resmi bir ziyaret gerçekleştiren Erdoğan, üçlü görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, Rusya’nın kontrolü altında olan Zaporijya Nükleer Santralindeki duruma dikkat çekmişti.

Dünkü görüşmeleri yakından takip eden Avrupa basını ise Zaporijya’da olası bir nükleer felaket konusunda uyarıda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “çatışmanın çözüme kavuşturulması için daha fazla sarf edileceği” açıklamasına şüpheyle yaklaşıyor.

İngiltere’den İtalya’ya Avrupa basınında konuyla ilgili çıkan haberleri euro|topics’in derleme ve çevirisiyle aktarıyoruz…

“Erdoğan’ı barış elçisi gibi göstermek abartılı”

Avusturya’nın Salzburger Nachrichten gazetesi, Türkiye’nin arabuluculuk rolüne atıfla, “bu tertibin savaşı sonlandıramayacağını” belirtti:

“Ankara, tahıl anlaşmasıyla sembolik olanın ötesine geçerek arabuluculuk rolünü yerine getirebileceğini gösterdi.

Ancak Erdoğan’ı sırf bu yüzden bir barış elçisi olarak göstermek abartılı olur. Ukrayna’da ‘savaşa son vermek’ üzere görüşmelerin yapılmasını önermesi gerçekçi değil. Zira askeri gerçeklik, arabulucudan daha önemlidir. Ve bu gerçeklik şu anda Moskova’nın ülkede herhangi bir zafer pazarlayabilmesini imkânsız kılıyor.”

“İletişim kanalları daha da önem kazanacak”

Almanya’nın Süddeutsche Zeitung gazetesi, dünkü buluşmanın “barış yol açmasının pek olası gözükmediğini” kaydederek buluşmanın yine de “anlamlı” olduğunu yazdı, iletişim kanallarının önemini vurguladı:

“Savaş sürerken gerekli iletişim kanallarını açık tutmak açısından da önemli bu. Üstelik tahıl anlaşması, dehşetin ortasında dahi uzlaşıya varılabileceğini gösterdi. Zaporijya’da nükleer felaket riskini azaltmak için de acilen böyle bir uzlaşı yolu bulunması gerekiyor.

İletişim kanalları, barışa yönelik koşullar iyileştikçe daha da önem kazanacak. Ancak bu, Ukrayna’ya silah sevkıyatını azaltarak yapılmaz. Aksine, Putin Ukrayna’yı ne kadar zayıf görürse, savaş makinesini durdurmak için o kadar az nedeni olur.”

“Putin ve Erdoğan, kazan-kazan durumunda”

Belçika’nın De Tijd gazetesi, Ukrayna ziyaretinin Erdoğan’ın “ikili oynadığının bir göstergesi” olduğu görüşünü dile getirdi:

“Ekonomik sorunları önlemek için dışarıdan gelecek yardımlar memnuniyetle karşılanıyor ve Rusya da bunu sunmaya hazır. Bunun karşılığında da Türkiye sınırlarını insanlara ve ürünlere sonuna kadar açık tutuyor. Oligarklar ve yatları Türk limanlarına demirliyor.

Erdoğan, gelecek yıl seçimlerle gireceği için ikili oynuyor. Diplomat imajını güçlendirebilecek her şeyden istifade edecektir. Ancak Rusya’yla kurulan ekonomik bağlar da büyük öneme sahip. … Putin ve Erdoğan’ın bir kazan-kazan durumunda olduğu görülüyor.”

Savaş döngüsünü kırmak mümkün mü?

İtalya’nın Corriere della Sera gazetesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın arabuluculuk rolüne atıfta bulundu:

“Savaş döngüsünü kırmanın ve Moskova ile Kiev arasında ateşkese varılması konusunda somut müzakerelere başlamanın halihazırda gerçekten ne ölçüde mümkün olduğu belirsizliğini koruyor. Ama bugün bunu yapabilecek bir arabulucu varsa, o da Recep Tayyip Erdoğan’dır. Üçlü buluşmanın arka planında yatan buydu.

Buğday konusu konuşuldu, Zaporijya bölgesindeki nükleer santralin çevresinde gerçekleşen çatışmaların sebep olabileceği dramatik durum tartışıldı; ancak görüşmenin odak noktasında, çatışmayı nispeten kısa bir süre içinde sona erdirme umudu vardı.”

“Batı tedirgin, Türkiye kazançlı”

İngiltere’nin The Independent gazetesi, Rusya-Ukrayna savaşı sürecinde Erdoğan’ın “şimdiye kadar dengeyi tutturmakta başarılı olduğunu” yazdı:

“Türkiye bir yandan tahıl sevkiyatları başarısıyla diplomaside puan toplarken, diğer yandan da Batı’nın Moskova’ya yönelik uyguladığı yaptırımları görmezden gelerek durumdan istifade ediyor.

Rusya sermayesi ve Rusya vatandaşları ülkede ağırlanmaya devam ediyor, dolayısıyla da Kremlin dostane yaklaşımını sürdürüyor. Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı son sekiz yılın zirvesine çıktı ve Ankara’nın Ulaştırma Bakanı apaçık Rusya’ya yapılan araba satışlarındaki artış ile övünüyor.

Türkiye’nin Rusya’yla işbirliği çabaları Batı’yı tedirgin etmeye devam ederken, Kiev Erdoğan’ın bir muhatap kişi olarak üstlendiği rolü takdirle karşılıyor olabilir.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Gıda Fiyatları Dünyada Yüzde 13 Azalırken, Türkiye’de Yüzde 94 Arttı

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı yıllık tüketici enflasyonu Temmuz ayında yüzde 79,6’ya çıktı. Gıda ürünlerinde ise yıllık enflasyon yüzde 94 oldu. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) açıkladığı Gıda Fiyat Endeksi ise aynı dönemde yüzde 13 yükseldi.

Türkiye’de gıda fiyatları bir yıldır aralıksız yükseliyor; küresel gıda fiyatları ise son dört aydan bu yana düşmeye devam ediyor. Türkiye, yıllık gıda enflasyonunda Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üyeleri arasında ilk sırada bulunuyor. Peki, dünyada ve Avrupa’da yıllık gıda enflasyonu hangi ülkede ne kadar?

FAO ve TÜİK’in açıkladığı gıda fiyat endeksleri arasındaki fark Türkiye’nin “yeni ekonomik modele” geçtiği Kasım 2021’den bu yana iyice belirginleşmeye başladı. Veriler, yeni ekonomik modelden sonra Türkiye’de gıda fiyatlarının nasıl hızla artmaya başladığını gösteriyor.

TÜİK ve FAO’nun açıkladığı gıda fiyat endekslerini Temmuz 2018’de 100 birime eşitliyoruz. Bu, “Dünyada ve Türkiye’de gıda fiyatları eşit” anlamına geliyor. Türkiye’de fiyatlar artmaya başlarken dünya ile aradaki fark çoğu zaman yakın seyrediyor.

Temmuz 2019’da dünyadaki gıda fiyatları hala 100 iken Türkiye’de 118’e yükselmiş durumda. 2020 temmuzunda ise küresel gıda fiyatları 99’a düşerken Türkiye’de 133’e çıkıyor. 2021 temmuz ayına gelindiğinde ise dünyada gıda fiyatları 131 birime; Türkiye’de ise 168 birime çıkmış durumda. İki endeks arasındaki fark hala ciddi açılmış değil.

Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 30 Kasım 2021’de ilan ettiği “yeni ekonomik model”den sonra dünyada ve Türkiye’de gıda fiyatları arasındaki fark iyice açılmaya başlıyor. Temmuz 2018’de dünyada gıda fiyatları 100 iken Temmuz 2022’de 148’e yükseliyor. Türkiye’de ise aynı dönemde gıda fiyatları 100’den 326’ya çıkıyor.

FAO Gıda Fiyat Endeksi ile TÜİK Gıda Fiyat Endeksini Temmuz 2021’de 100’e eşitlediğimiz ise fiyat değişimi daha net ortaya çıkıyor. Temmuz 2021’de dünya ve Türkiye’de gıda fiyatları eşit ve 100 birim kabul edildiğinde dört ay boyunca dünyada ve Türkiye’de gıda fiyatları neredeyse hep aynı seyrediyor. Hatta Eylül ve Ekim aylarında Türkiye’de fiyatlar az farkla daha da düşük. Kasım 2021’de ise dünyada 109; Türkiye’de ise 110’a çıkmış durumda. Neredeyse eşitler.

Yeni ekonomik model sonrası fark başlıyor

Aralık 2021’den itibaren aradaki fiyat farkı her ay daha fazla açılıyor. Temmuz 2022’ye geldiğimizde bir sene önce dünyada 100 birim olan gıda fiyatı 113’e çıkmış durumda. Türkiye’de ise bir sene önce 100 birim olan gıda fiyatı 194’e kadar yükseliyor.

Son 4 ayda fiyatlar dünyada yüzde 12 düştü, Türkiye’de yüzde 20 yükseldi

Gıda fiyatları son dönemde dünyada iniş eğilimine girerken Türkiye’de yükseliş sürüyor. Son 4 ayda gıda fiyatları dünyada yüzde 12 düşerken Türkiye’de yüzde 20 artış gösterdi.

OECD ülkelerinde en fazla artış açık ara Türkiye’de

Öte yandan OECD ülkelerinde gıda fiyatlarının en çok arttığı ülke açık ara Türkiye. Haziran ayı itibariyle gıda ve alkolsüz içecek fiyat endeksi Türkiye’de yüzde 94 artış gösterdi. Aynı dönemde fiyatlar OECD ortalamasında yüzde 13; AB’de ise yüzde 12 yükseldi.

Türkiye’ye en yakın artış ise yüzde 29 ile Litvanya’ya ait. Gıda ve alkolsüz içecek fiyatlarının en az yükseldiği ülkeler ise yüzde 2 ile İsviçre ve yüzde 4 ile İsrail ve Japonya. Yıllık gıda enflasyonu Almanya’da yüzde 12, İngiltere’de yüzde 10 ve Fransa’da yüzde 6’ya çıktı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Küresel Gıda Fiyatları Temmuz Ayında Yüzde 8,6 Geriledi

Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Gıda Fiyat Endeksi Temmuz ayında yüzde 8,6 oranında geriledi. Endeks, Haziran ayında 154,3 seviyesindeydi.

Uluslararası piyasalarda yaygın olarak işlem gören gıda emtiasının aylık fiyat değişimlerini izleyen endeks Temmuz’da yüzde 8,6 düşüşle 140,9 puan oldu. Aylık düşüşe rağmen endeks Temmuz 2021’e göre yüzde 13,1 artış gösterdi.

Bu artış, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve elverişsiz hava koşullarıyla üretim ve nakliye maliyetlerinin yükselmesine bağlanıyor.

Temmuz’daki düşüşte ise bitkisel yağlar, tahıllar, şeker ve süt ürünleriyle etin uluslararası fiyatlarındaki gerilemeler etkili oldu.

FAO Baş ekonomisti Maximo Torero, “Gıda emtia fiyatlarında çok yüksek seviyelerin altına inilmesi sevindirici. Ama birçok alanda belirsizlik devam ediyor” dedi.

Torero, karamsar küresel ekonomik görünüm, kur oynaklığı ve yüksek gübre fiyatlarının gıda güvenliğine ciddi bir tehdit oluşturduğunu söyledi.

Fiyatı düşen ürünler

Gıda Fiyat Endeksi’nde bitkisel yağ, şeker, et ve tahıl fiyatlarında düşüş görüldü. Buğday fiyatlarında yüzde 14,5 oranında bir düşüş kaydedildi.

Reuters ajansı bu düşüşte bir ölçüde Ukrayna, Rusya, Türkiye ve Birleşmiş Milletler arasında varılan ve Karadeniz’den tahıl ihracatının önündeki engelleri kaldıran anlaşmanın etkili olduğunu belirtti.

Bir diğer etken ise Kuzey Yarımküre’de hasat mevsiminin başlaması.

Buna rağmen tahıl fiyatları geçen yılın aynı dönemindekinden yüzde 16,6 daha yüksek.

Yağ fiyatları son 10 ayın en düşük seviyesinde

Temmuz’da bitkisel yağ endeksi yüzde 19,2 oranında geriledi. Endeksteki tüm yağ türlerinin fiyatlarının düştüğü görüldü. Yağ fiyatlarının son 10 ayın en düşük seviyesinde olduğu belirtiliyor.

Aylık bazda seker fiyat endeksi yüzde 3,8, süt ürünleri fiyat endeksi yüzde 2,5, et fiyat endeksi ise yüzde 0,5 oranında geriledi.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Zaho’daki Saldırıya Kınama

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Sözcülüğü ofisinin BM’nin internet sayfasında yer alan açıklamasında, “Genel Sekreter, dün Irak Kürdistan Bölgesi’nin Duhok Valiliğinin Zaho ilçesinde 8 sivilin öldüğü ve 23 kişinin de yaralandığı ölümcül topçu ateşini kınadı” ifadesi yer aldı.

Haber Merkezi / Yazılı açıklamanın devamında, şunlar kaydedildi: Genel Sekreter, saldırıyı çevreleyen koşulları belirlemek ve hesap verebilirliği sağlamak için olayla ilgili hızlı ve kapsamlı bir soruşturma yapılması çağrısında bulunuyor. Guterres’in, saldırıda hayatını kaybeden kurbanların ailelerine “en derin taziyelerini” ilettiği ve yaralılara acil şifalar dilediği belirtildi.

Avrupa Birliği

Öte yandan saldırıyı kınayan bir açıklamada Avrupa Birliği’nden (AB) geldi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in ofisinden yapılan açıklamada, sivillerin hedef alınmasının, uluslararası hukuka aykırı olduğu belirtilerek, olayın soruşturulması çağrısında bulunuldu. Açıklamada ayrıca AB’nin, Irak halkıyla dayanışma içinde olduğu belirtildi.

Arap Birliği

Arap Birliği’de saldırıya ilişkin bir açıklama yaptı. 22 devletin üye olduğu Arap Birliği’nin saldırıyı kınayan açıklamasında saldırıdan Türkiye sorumlu tutuldu. Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, sözcüsü Cemal Rüşdi aracılığıyla yaptığı açıklamada, “Arap Birliği, Türk saldırılarını reddetmek ve kınamak konusunda Irak’ı destekliyor ve Arap ülkelerinin herhangi birinin egemenliğinin ihlal edilmesini kınıyor” dedi.

Arap Birliği açıklamasında ayrıca, “Ankara’nın bölge ülkeleriyle ilişkilerini yeniden hesaplaması, iyi komşuluk ilkesini koruması ve herhangi bir bahaneyle Arap ülkelerinin topraklarında askeri operasyon düzenlemekten geri durması gerekiyor” ifadelerine yer verildi.

Irak Dışişleri Bakanlığı Zaho’da sivillerin öldüğü saldırı sonrasında Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Ali Rıza Güney’i çağırarak nota verdi.

Irak Dışişleri Bakanlığı notanın “Kışkırtıcı eylem ve ihlallerin durdurulması” çağrısını içerdiğini açıkladı. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Irak Dışişleri Bakanlığı, Büyükelçi Güney’e Irak’ın bu tür bombardımanlara karşı artık sessiz kalmayacağını söylediklerini bildirdi.

Bakanlık, Türkiye’yi Irak’ın egemenliğine saygı göstermeye çağırdı. Türkiye’nin Irak topraklarından çekilmesini istediklerini bildiren Bakanlık “Bu suça karşı her türlü tedbiri almaya hakkımız var” dedi.

Bakanlık açıklamasında, “Bakanlığımız, Türk büyükelçisine Irak’ın Türk kuvvetleri tarafından işlenen bu menfur saldırıyı kınadığı bir protesto notası vermiştir. Bu saldırı Irak’ın egemenliğine, topraklarının bütünlüğüne yapılan kışkırtıcı bir saldırıdır. Buna sessiz kalınması mümkün değildir. Dışişleri Bakanlığı olarak, Irak’ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve vatandaşların güvenliğini kapsayan uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan tüm önlemleri alma hakkına sahip olduğumuzu vurguluyoruz.” dedi.

Paylaşın