Birleşmiş Milletler’den “İklim Çöküşüne Giriyoruz” Uyarısı

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, “iklim çöküşünün” başladığı uyarısında bulunarak, “Gezegenimiz kaynayan bir mevsimi -kayıtlardaki en sıcak yazı- daha yeni arkada bıraktı” dedi. 

BM Genel Sekreteri Guterres İngilizce’de yazın en sıcak günleri için kullanılan “köpek günleri”* deyimine atıfta bulunarak “Yazın köpek günleri yalnızca  havlamakla kalmıyor, ısırıyor” dedikten sonra insanlığın dizginlerini salıverdiği fosil yakıtlara bağımlılığının sonuçlarını sıraladı.

António Guterres, iklim krizinin dünya çapında gitgide daha aşırı hava koşullarını tetiklemeye devam ederken, liderlere “şimdi iklim çözümleri için ateşi körükleme” çağrısında bulundu.

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) raporu Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres’in kuzey yarımkürede küresel ısınma rekorlarının kırıldığı 2023 yazının yol açtığı gelişmelere yönelik çarpıcı ifadelere yer verdiği bildirisiyle eş zamanlı olarak yayımlandı.

WMO raporu her yıl 7 Eylül’de kutlanan “mavi gökyüzü için Uluslararası Temiz Hava Günü” arifesinde yayınlandı. 2023 kutlamalarının teması Temiz Hava İçin Birlikte, hava kirliliğinin üstesinden gelmek üzere ortaklıkları güçlendirme, yatırımları artırma ve sorumluluğu paylaşma ihtiyacına odaklanıyor.

Dünya, yazılı kayıtlara geçen -büyük bir farkla- en sıcak Ağustos ayını ve 2023 Temmuz’undan sonra tarihte şimdiye kadarki en sıcak ikinci ayı geride bıraktı. Haziran’ı da içine alan verilerle birlikte yerküre tarihte bugüne kadarki en sıcak üç aylık dönemi geçirmiş oldu. 2023, genel olarak, 2016’dan sonra kaydedilen ikinci en sıcak yıl oldu.

“İklim çöküşünün” başladığı uyarısında bulunan BM Genel Sekreteri, “Gezegenimiz kaynayan bir mevsimi -kayıtlardaki en sıcak yazı- daha yeni arkada bıraktı” dedi.

Guterres İngilizce’de yazın en sıcak günleri için kullanılan “köpek günleri”* deyimine atıfta bulunarak “Yazın köpek günleri yalnızca  havlamakla kalmıyor, ısırıyor” dedikten sonra insanlığın dizginlerini salıverdiği fosil yakıtlara bağımlılığının sonuçlarını sıraladı.

BM Genel Sekretei, iklim krizinin dünya çapında gitgide daha aşırı hava koşullarını tetiklemeye devam ederken, liderlere “şimdi iklim çözümleri için ateşi körükleme” çağrısında bulundu.

Genel Sekreter’in açıklamasının hemen ardından yayımlanan 2023 WMO Hava Kalitesi ve İklim Bülteni, dünyanın dikkatini sıcak hava dalgalarının yol açtığı tahribata çekiyor.  WMO, yüksek sıcaklıkların yalnızca kendi başlarına bir tehlike olmakla kalmadığını, aynı zamanda hava kirliliğini de tetiklediklerini belirtiyor.

2022 verilerine dayalı olarak hazırlanan rapor, geçtiğimiz yıl sıcak hava dalgalarının hava kalitesinde nasıl tehlikeli bir düşüşü  körüklediğini gösteriyor.

WMO Genel Sekreteri Prof. Petteri Taalas, raporun bulgularına ilişkin açıklamasında “Sıcak hava dalgaları, insan sağlığı, ekosistemler, tarım ve esasen gündelik yaşamlarımız üzerindeki zincirleme etkileriyle hava kalitesini kötüleştiriyor” dedi. Taalas, kısır döngüden çıkabilmek için iklim değişikliği ve hava kalitesinin birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.

“İklim değişikliği demleniyor”

İklim değişikliği, sıcak hava dalgalarının sıklığını ve yoğunluğunu artırıyor. Bülteni derleyen Küresel Atmosfer İzleme ağındaki WMO bilim görevlisi Lorenzo Labrador, “Orman yangınlarından çıkan duman[ın], sadece hava kalitesini ve sağlığını etkilemekle kalmayıp, bir cadı kazanındaki gibi aynı zamanda bitkilere, ekosistemlere ve mahsullere de zarar veren ve atmosferde daha fazla karbon salımına ve dolayısıyla daha fazla sera gazına yol açan kimyasallar içer[diğini]” açıklıyor.

Geçtiğimiz yaz kuzey yarım küredeki sıcak hava dalgası, zararlı parçacıklar ve azot oksitler benzeri reaktif gazlar türünden kirletici konsantrasyonların çoğalmasına neden oldu. Avrupa’da, yüzlerce hava kalitesi izleme alanı, sekiz saate kadar varan sürelerde Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) ozon hava kalitesi alarm düzeyi olan 100 μg m3 (metreküpte 100 mikrogram) üzerinde değerler kaydetti.

Isı söz konusu olduğunda, kentlerde yaşayanlar genellikle sıcak havalardan en yoğun biçimde etkileniyorlar. Yoğun altyapı ve çok sayıda yüksek binayla kuşatılan kentsel alanlar, kırsal çevreye kıyasla çok daha yüksek sıcaklıklarla karşı karşıya kalıyorlar.

Bu etki genellikle bir “kentsel ısı adası” oluşumu olarak adlandırılıyor. Gece gündüz sıcaklık farkının büyüklüğü değişebilir ancak geceleri 9° C’ye  kadar ulaşabilir. Sonuçta kentlerde yaşayan ve çalışan insanlar, geceleri bile tehlikeli ısı stresi altında kalabilirler.

Ancak, Brezilya’nın São Paulo kentinde yapılan bir araştırma kapsamında hem sıcaklık hem de CO2 ölçümlerinin, iklim değişikliği için doğa temelli çözümlerin yararlarını gösterdi. Şehirlerde daha fazla yeşil alan sağlanarak olumsuz etkilerin kısmen azaltıldığını gösterdi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler, 2 Milyon Afgan’a Daha Gıda Yardımını Kesiyor

Birleşmiş Milletler’in (BM) Dünya Gıda Programı (DGP), finansman açığı nedeniyle 2 milyon Afgan’a daha gıda yardımını keseceğini duyurdu. Kuruluş, nisan ve mayıs aylarında yaptığı açıklamada, 8 milyona yakın Afgan vatandaşına yönelik gıda yardımının kesilmek zorunda kaldığını bildirilmişti.

DGP, bu ülkede özellikle zor durumdaki kadın ve çocukların gıda sorunlarına çare bulmayı hedefliyor.

DGP Afganistan Direktörü Hsiao-Wei Lee, yeteri kadar mali destek alamadıkları şikayetinde bulunarak, “Zaten endişe verici seviyelerdeki açlık ve yetersiz beslenme sürerken, şimdi de açlar ile açlıktan ölmek üzere olanlar arasında seçim yapmak zorunda kalacağız. Milyonlarca aileyi bir sonraki yemek öğünleri için çaresiz durumda bırakıyoruz. Biz kalan az sayıdaki kaynağımızla, mutlak yoksulluğun eşiğinde olan bu insanlara hizmet edemeyiz.” dedi.

Birleşmiş Milletler’in (BM) Dünya Gıda Programı (DGP), önemli mali kesintiler nedeniyle bu ay Afganistan’daki 2 milyon gıdaya erişimi olmayan insanın daha öngörülen gıda yardımından çıkarılması gerektiği uyarısında bulundu.

Dünya Gıda Programı’ndan yapılan yazılı açıklamada, son mali kesinti ile birlikte bu yıl ülkede BM desteğinden mahrum kalacak kişi sayısının 10 milyona ulaşacağı kaydedildi.

Açıklamaya göre, yeni kesintilerle birlikte BM Gıda Programı, Afganistan’da temel gıda maddelerine ulaşamayan 15 milyon insanın yaklaşık sadece 3 milyonuna gıda yardımı sağlayabilecek.

DGP Afganistan Direktörü Hsiao-Wei Lee, yeteri kadar mali destek alamadıkları şikayetinde bulunarak, “Zaten endişe verici seviyelerdeki açlık ve yetersiz beslenme sürerken, şimdi de açlar ile açlıktan ölmek üzere olanlar arasında seçim yapmak zorunda kalacağız. Milyonlarca aileyi bir sonraki yemek öğünleri için çaresiz durumda bırakıyoruz. Biz kalan az sayıdaki kaynağımızla, mutlak yoksulluğun eşiğinde olan bu insanlara hizmet edemeyiz.” dedi.

BM dışında birçok uluslararası insani yardım kuruluşları da Taliban’ın Ağustos 2021’de yönetimi ele geçirmesi ve ardından gelen ekonomik çöküşün ardından Afganlara gıda, eğitim ve sağlık desteği sağlamaya çalışıyor.

BM’nin kuruluşu, nisan ve mayıs aylarında yaptığı açıklamada, 8 milyona yakın Afgan vatandaşına yönelik gıda yardımının kesilmek zorunda kaldığını bildirilmişti.

DGP, bu ülkede özellikle zor durumdaki kadın ve çocukların gıda sorunlarına çare bulmayı hedefliyor.

Son kesintilerin sayıları 1,4 milyonu bulan ve özellikle yeni doğum yapmış veya hamile kadınların sağlığına önemli zararlar vereceği uyarısında bulunan DGP, çocukların açlığa daha fazla sürüklenmesi nedeniyle önümüzdeki aylarda beslenme merkezlerine yönelik başvurularda önemli bir artış yaşanacağı saptamasında bulundu.

Açıklamada, önümüzdeki altı ay boyunca, ülkede 21 milyon kişinin asgari gıda ve beslenme ihtiyacını karşılamak için 1 milyar dolara ihtiyaç olduğu bildirildi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Taliban’dan BM’nin Afganistan’daki IŞİD Tehdidi Raporuna Tepki

Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareketi ve askeri organizasyonu Taliban, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından, Afganistan’daki IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) tehdidi ile ilgili rapora itiraz etti.

Taliban Hükümet Sözcüsü Sabihullah Mücahid,  Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGJK) raporunun, “asılsız suçlamalar” içerdiğini belirterek, iktidarı ele geçirdiğinden bu yana Taliban’ın IŞİD’e karşı “yüzlerce operasyon” düzenlediğini ve bu örgütün kapasitesini, “sıfır faaliyet” gösterdiği bir seviyeye düşürdüğünü ifade etti.

Taliban, ideolojik yakınlığına rağmen IŞİD ile, bu örgütün Afganistan’da organize olmaya başladığı 2015 yılından bu yana sert bir mücadele içinde. 2021’in Ağustos ayında Taliban’ın Kabil’e girerek ülkeyi yönetmeye başlamasının ardından da IŞİD pek çok ölümcül saldırı düzenlemişti.

BM Terörle Mücadele Ofisi Başkanı Vladimir Voronkov, kısa süre önce yaptığı açıklamada, Afganistan’daki durumun giderek karmaşık bir hal aldığını ve ülkede 20’den fazla terör örgütünün aktif olduğunu belirtmişti. Taliban’ın bu iddiaya verdiği yanıtta, Voronkov’un dile getirdiği iddiaların ya eksik bilgilendirmeden kaynaklandığı, ya da IŞİD’e moral vermek ve bölgeyi istikrarsızlaştırmak için dile getirildiği ifade edildi.

Siyasi gözlemciler, IŞİD’in Afganistan’da Taliban’ı bölmeye ve Taliban’ın dış kaynaklarını kesmeye çalıştığını öne sürüyor.

Taliban, kadınların ulusal bir parka girişini yasakladı

Öte yandan Afganistan’ın Fazilet Yayma ve Ahlaksızlığı Önleme Bakanı Muhammed Halid Hanefi, kadınların park içindeki örtünme kurallarına uymadığını söyledi. Hanefi, dini görevlilerden ve güvenlik birimlerinden, bir çözüm bulunana dek kadınların parka girişini yasaklamalarını istedi.

2009’da Afganistan’ın ilk milli parkı olan Band-e-Amir, ülkenin önemli turizm merkezlerinden birisi. Park, ayrıca aileler arasında da oldukça popüler. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) parkı “doğal olarak oluşmuş özel jeolojik yapıya sahip, doğal ve eşsiz güzellikte göllerin yer aldığı bir bölge” olarak tanımlıyor.

Afgan ajansı Tolo News’un aktardığına göre Hanafi, parkı görmek için parka gitmenin “zorunlu olmadığını” söyledi. Bamiyan’daki dini önderler, parkı ziyaret eden ve kurallara uymayan kadınların bölgeye gelen ziyaretçiler olduğunu belirtti.

Tolo News’e konuşan Bamiyan Şii Ulema Konseyi Başkanı Sayid Nasrullah Waezi, “Örtünme eksikliği veya kötü örtünülen türbanla ilgili şikayetler var ama bunlar Bamiyan sakinleri için değil. Başka yerlerden buraya geliyorlar” dedi. Eski bir Afgan milletvekili olan Meryem Solaimankhil, yasağı eleştiren bir şiirini sosyal medya hesabından paylaştı ve “Geri döneceğiz, bundan eminim” dedi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden Fereshta Abbasi ise yasak kararının Kadın Eşitlik Günü’nde alındığını hatırlattı ve durum için “Afgan kadınlarına yönelik tam bir saygısızlık” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: DW Türkçe, BBC Türkçe)

Paylaşın

BM’den “Ukrayna” Çağrısı: Bu Vahşi Savaşa Bir Son Verin

Birleşmiş Milletler (BM) Silahsızlanma Yüksek Komiseri Izumi Nakamitsu, Ukrayna’da savaş alanındaki kayıpların ve giderek artan ölü sayısının ciddi bir endişe olmaya devam ettiğini söyledi.

Nakamitsu, ‘’24 Şubat 2022’den, bu yılın 13 Ağustos tarihine kadar, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Ukrayna’da sivil kaybının 9 bin 444, yaralı sayısının da 16 bin 940 olduğunu açıkladı. Gerçekte sivil kayıpların sayısı verilen bu sayılardan önemli ölçüde daha fazla” dedi ve ekledi:

“BM, sivillere ve sivil altyapıya yönelik saldırıları şiddetle kınıyor. Bu saldırıların derhal durdurulması çağrısında bulunuyor. Ukrayna’daki Rus askeri saldırısı, BM Tüzüğü ve uluslararası hukuku ihlal ederek, en savunmasız olanları en sert şekilde vuruyor. Bu vahşi savaşa bir son verilmesi bir zorunluluktur.”

Ukrayna konusunda yapılan son Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplantısında ülkenin bir silah yığınağı haline geldiği, karşılıklı olarak tırmanan silahlanmanın hem Ukrayna hem de bölge ülkeleri için, savaş sona erse bile büyük riskler taşıdığını belirtilerek ‘’ Silahlandırmaya son verin. Bu vahşi savaşı sonlandırın’’ çağrısı yapıldı.

VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu‘nun aktardığına göre; BM Silahsızlanma Yüksek Komiseri Izumi Nakamitsu, konsey üyelerine hitaben yaptığı konuşmada, Ukrayna’da devam eden savaşta taraflar arasındaki silahlanmanın son dönemde hızla tırmanışa geçtiğini söyledi.

Nakamitsu, ülkede hızla tırmanan silahlanmanın hem devam eden savaşta hem de savaş sonrası açısından ciddi riskler taşıdığını ifade etti. Nakamitsu, hükümetlerin son zamanlarda Kiev’e yaptığı silah sevkiyatlarıyla ilgili açık kaynaklardan edinilen bilgiler arasında tanklar, zırhlı savaş araçları, savaş uçakları, helikopterler, büyük kalibreli topçu bataryaları, füze sistemleri ve insansız hava araçları gibi ağır silahlar, uzaktan kumandalı patlayıcı mühimmatlar, küçük ve hafif silahlarla birlikte çok sayıda mühimmatın sevk edildiğini ifade etti.

Yüksek Komiser Nakamitsu, son dönemde bazı ülkelerin Ukrayna’da kullanılmak üzere insansız hava araçları ve mühimmat da dahil olmak üzere silahları, Rus silahlı kuvvetlerine devrettiğini veya aktarmayı planladığını gösterdiğini söyledi.

Nakamitsu, Ukrayna’da sayısı hızla artan silahların yetkisiz kişilerin eline geçmesi, bu kişiler tarafından kullanılması hem Ukrayna hem de bölgedeki ülkeler arasında daha fazla istikrarsızlık ve güvensizliğe yol açabilecektir dedi. Yüksek Komiser, BM’ye üye devletlerin, konvansiyonel silahların uluslararası sevkiyatına getirdiği ortak standartlar oluşturan ve BM’nin bağlayıcı olan ‘’Silah Ticareti Anlaşması‘’ da dahil olmak üzere ilgili tüm uluslararası silahlanma anlaşmalarına saygı duyulması çağrısı yaptı.

Ukrayna’da savaş alanındaki kayıpların ve giderek artan ölü sayısının ciddi bir endişe olmaya devam ettiğini belirten Nakamitsu, ‘’24 Şubat 2022’den, bu yılın 13 Ağustos tarihine kadar, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Ukrayna’da sivil kaybının 9 bin 444, yaralı sayısının da 16 bin 940 olduğunu açıkladı. Gerçekte sivil kayıpların sayısı verilen bu sayılardan önemli ölçüde daha fazla.

BM, sivillere ve sivil altyapıya yönelik saldırıları şiddetle kınıyor. Bu saldırıların derhal durdurulması çağrısında bulunuyor. Ukrayna’daki Rus askeri saldırısı, BM Tüzüğü ve uluslararası hukuku ihlal ederek, en savunmasız olanları en sert şekilde vuruyor. Bu vahşi savaşa bir son verilmesi bir zorunluluktur” dedi.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den “Taliban’a Baskı Yapın” Çağrısı: Hiçbir Özgürlük Bırakmadı

Taliban’ın Afganistan’ın yönetimini ele geçirmesinin üzerinden iki yıl geçmesi vesilesiyle açıklamada bulunan BM Kadın Birimi İcra Direktörü Sima Bahous, “Taliban, 50’den fazla ferman, emir ve kısıtlama yoluyla kadınların hayatlarının dokunulmamış hiçbir yönünü bırakmadı, hiçbir özgürlük bırakmadı” dedi.

Afganistanlı kadınlara daha fazla destek çağrısında bulunan Bahous, “Uluslararası toplumu, insani yardım camiasının çağrısına cevap vermek ve Afganistan’a yönelik insani çağrıyı tamamen finanse etmek de dahil olmak üzere, değişim için baskı yapmak için ellerindeki her yolu kullanmaya ve her türlü baskıyı uygulamaya devam etmeye çağırıyorum” dedi.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’nin geçen hafta hazırladığı rapora göre; Afganistan kadın hakları konusunda en kötü karneye sahip ülkeler arasında yer alıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Kadın Birimi İcra Direktörü Sima Bahous, Taliban’ın Afganistan’ın yönetimini ele geçirmesinin üzerinden iki yıl geçmesi vesilesiyle açıklamada bulundu.

UN Newse göre, Bahous, uluslararası toplumu Afganistan’da değişim için baskı yapmaya devam etmeye çağırarak Taliban’ı ülke genelinde “kadınların ve kızların haklarına yönelik en kapsamlı, sistematik ve benzersiz saldırıyı” uygulamakla suçladı.

Taliban’ın kadınlara yönelik kitlesel baskı üzerine kurulu bir sistem yarattığına dikkat çeken Bahous, “50’den fazla ferman, emir ve kısıtlama yoluyla kadınların hayatlarının dokunulmamış hiçbir yönünü bırakmadı, hiçbir özgürlük bırakmadı” dedi.

Birimlerinin Afganistanlı kadınlarla temas halinde olduğunu belirten Bahous, “Bu zorluklara rağmen Afgan kadınları da bana pes etmeyeceklerini veya boyun eğmeyeceklerini söylüyor. Baskılarına karşı mücadeleye öncülük etmeye devam edecekler” ifadelerini kullandı:

“En düşmanca koşullar karşısında ihlallere karşı seslerini yükseltiyorlar, hayat kurtaran hizmetler sunuyorlar, işletme sahibi oluyorlar ve işletiyorlar ve kadın örgütlerini yönetiyorlar. Cesaretleri bize daha büyük eylemler için ilham vermeli.”

Afganistanlı kadınlara daha fazla destek çağrısında bulunan Bahous, “Uluslararası toplumu, insani yardım camiasının çağrısına cevap vermek ve Afganistan’a yönelik insani çağrıyı tamamen finanse etmek de dahil olmak üzere, değişim için baskı yapmak için ellerindeki her yolu kullanmaya ve her türlü baskıyı uygulamaya devam etmeye çağırıyorum” dedi.

Taliban kadınları kamusal alanlardan uzaklaştırıyor

2021’de iktidarı ele geçiren Taliban, kadınların toplumdaki rolünü kısıtlayan ve onları kamusal alanlardan uzaklaştıran uygulamaları hayata geçiriyor. Kadınların lise ve üniversite eğitimi almalarını yasaklayan Taliban, kamusal alanda örtünme zorunluluğu getirmiş, parklara, lunaparklara ve spor salonlarına girmelerini engellemiş, güzellik salonları ve kuaförleri kapatmıştı.

Afganistanlı kadınların birleşmiş milletler ve sivil toplum kuruluşlarında çalışmaları da yasaklanmış, devlet dairelerinde çalışan kadınlar da işten çıkarılmıştı. Öte yandan BM İnsan Hakları Konseyi’nin geçen hafta hazırladığı rapora göre; Afganistan kadın hakları konusunda en kötü karneye sahip ülkeler arasında yer alıyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Sudan’ın Yüzde 40’ı Açlıkla Karşı Karşıya

Sudan’daki çatışmaların, insanların yaşamı ve sağlığı üzerinde yıkıcı etkilerinin olduğuna belirten DSÖ Sözcüsü Margaret Harris, “Çatışmalardan en çok etkilenen bölgelerdeki hastanelerin yaklaşık yüzde 67’si hizmet dışı kaldı. DSÖ çatışmaların sürdüğü bu 4 ayda sağlık merkezlerine 53 saldırıyı doğruladı. Bu saldırılar 11 ölüm, 38 yaralanma ve 10 binlerce insanın sağlık hizmetlerine erişiminin engellenmesiyle sonuçlandı.” dedi.

Sudan’da devam eden kızamık, sıtma, ve dang humması gibi salgınların da bozulan sağlık sistemi nedeniyle kontrol edilmesinin zor olduğunu vurgulayan Harris, ülkenin yüzde 40’ından fazlasının açlıkla karşı karşıya olduğunu kaydetti.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Sözcüsü William Spindler, BM Cenevre Ofisinin haftalık basın toplantısında, Sudan ordusu ile hükümetin isyancı ilan ettiği paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında 15 Nisan’dan bu yana devam eden iç savaşa ilişkin değerlendirme yaptı.

Spindler, “Sudan’da çatışmaların başlangıcından bu yana 4,3 milyon kişi zorla yerinden edildi. Bu sayıya komşu ülkelere giden 900 binden fazla mülteci ve sığınmacı ile Güney Sudan’a dönmek zorunda kalan 195 bin Güney Sudanlı dahildir. Sudan’da çatışmaların başından bu yana 3,2 milyondan fazla kişi ise ülke içinde yerinden edildi” dedi.

Sudanlıların bulundukları yerden kaçmaya devam etmesi halinde Sudan içinde ve komşu ülkelerde gittikleri yerlerdeki kalabalığın artacağına dikkati çeken Spindler, ulaşabildikleri her yerde hayat kurtaran desteklerine devam ettiklerini belirtti.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Sözcüsü Margaret Harris de Sudan’daki çatışmaların, insanların yaşamı ve sağlığı üzerinde yıkıcı etkilerinin olduğuna işaret etti:

“Çatışmalardan en çok etkilenen bölgelerdeki hastanelerin yaklaşık yüzde 67’si hizmet dışı kaldı. DSÖ çatışmaların sürdüğü bu 4 ayda sağlık merkezlerine 53 saldırıyı doğruladı. Bu saldırılar 11 ölüm, 38 yaralanma ve 10 binlerce insanın sağlık hizmetlerine erişiminin engellenmesiyle sonuçlandı.”

Sudan’da devam eden kızamık, sıtma, ve dang humması gibi salgınların da bozulan sağlık sistemi nedeniyle kontrol edilmesinin zor olduğunu vurgulayan Harris, ülkenin yüzde 40’ından fazlasının açlıkla karşı karşıya olduğunu kaydetti.

Ne olmuştu?

Sudan ordusu, bir dönem desteklediği ancak bağımsız ve paralel bir ordu gibi davranması nedeniyle tehdit olarak gördüğü Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK), 2 yıl içerisinde tamamen orduya entegresini istedi.

HDK’nin ise sivil bir hükümetin ardından yaklaşık 10 yıla yayılan bir süreçte bunu kabul edebileceğini açıklamasıyla başlayan gerginlik, 15 Nisan sabahı taraflar arasında başkent Hartum ve çeşitli şehirlerde silahlı çatışmaya dönüştü.

Ordu ile HDK arasında başkent çevresi ve ülkenin batısında yoğun olmak üzere çatışmalar devam ediyor.

Paylaşın

Gıda Fiyatları Dünya Genelinde Düşerken, Türkiye’de İse 34 Aydır Yükseliyor

Küresel gıda fiyatları son 15 ayda sadece Nisan 2023’te yükselirken diğer tüm aylarda düşüş gösterdi. Gıda fiyatları Türkiye ise Eylül 2020’den bu yana, yani 34 aydır artmaya devam ediyor.

Türkiye’de Aralık 2021’de yüzde 45 olan yıllık gıda enflasyonu Kasım 2022’de ise yüzde 100’ü aşarak yüzde 102 olmuştu.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) açıkladığı Küresel Gıda Fiyat Endeksi son 15 ayda sadece bir kez yükseldi. Türkiye’de resmi yıllık enflasyon mart ayında yüzde 38, gıda fiyatlarındaki yıllık artış ise yüzde 54 oldu.

Dünyada gıda fiyatları aynı dönemde yüzde 21 düşerken Avrupa Birliği genelinde yüzde 15 artış gösterdi. Türkiye’de ise gıda fiyatları 34 aydan bu yana aralıksız artıyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) açıkladığı Küresel Gıda Fiyat Endeksi son 15 ayda bir kez yükseldi.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı yıllık tüketici enflasyonu (TÜFE) Haziran 2023’te ayında yüzde 38 oldu. On iki aylık ortalamalara göre ise enflasyon yüzde 60 gerçekleşti.

TÜİK’e göre gıda fiyatları son bir yılda yüzde 54 artış gösterdi. FAO’nun Küresel Gıda Fiyat Endeksi ise aynı dönemde yüzde 21 düştü. AB’de ise yıllık gıda enflasyonu mayıs ayı itibarıyla yüzde 15.

Türkiye’de 34 aydır aralıksız yükseliyor

Küresel gıda fiyatları son 15 ayda sadece Nisan 2023’te yükselirken diğer tüm aylarda düşüş gösterdi. Gıda fiyatları Türkiye’de Eylül 2020’den bu yana 34 aydan bu yana artmaya devam ediyor.

FAO ve TÜİK’in açıkladığı gıda fiyat endeksleri arasındaki fark Türkiye’nin “yeni ekonomik modele” geçtiği Kasım 2022’den itibaren giderek büyüyen bir makasa dönüştü.

Kasım 2021’de küresel gıda fiyat endeksi 141; Türkiye’de ise 138. Türkiye’nin Kur Korumalı Mevduatı (KKM) ilan ettiği Aralık 2021’de ise radikal bir değişim başlıyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Ezidiler, Türkiye’yi Birleşmiş Milletlere Şikayet Etti

Sorumluluk Birimi (Accountability Unit) ve Kadınlar için Adalet (Women for Justice) örgütü 4 Ezidi adına, Türkiye’nin 17 Ağustos 2021’de Irak’ın Sincar kentinde bir sivil hastaneye hava saldırısı düzenlediği iddiasıyla Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’na şikayette bulundu.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB) 18 Ağustos 2021’de bir açıklama yaparak hava saldırılarında “10 PKK’lı teröristin öldürüldüğünü” duyurmuştu. Türk Silahlı Kuvvetleri aynı hafta Sincar’da bir aracı hedef almış, saldırıda bir YBŞ komutanı ve militanının öldüğü açıklanmıştı.

İddiaya konu olan saldırıda 8 kişi hayatını kaybetmiş, 20’den fazla kişi de yaralanmıştı. Aralarında saldırıdan kurtulanların ve görgü tanıklarının bulunduğu 4 şikayetçi, BM’ye yaptıkları başvuruda yaşam haklarının ihlal edildiğini öne sürdü.

Şikayet dosyasında Türkiye’nin sivil ölümlerini soruşturma ve kurbanlara etkili yasal yollar sunma konusunda başarısız olduğu iddia edildi.

Birleşik Krallık merkezli Guardian gazetesi, dosyanın iki yılda hazırlandığını ve geçen hafta BM’ye sunulduğunu yazdı.

Türkiye bölgeye yönelik hava saldırılarının PKK’yı ve Ankara tarafından PKK’nın bir kolu olarak görülen Ezidi örgütü YBŞ’yi hedef aldığını savunuyor. YBŞ, PKK’yla bağı olduğu iddialarını reddediyor.

Şikayet dosyasında hastanenin yakınlarında YBŞ’ye ait bir kontrol noktası bulunduğu ancak bu noktada hiçbir silahlı birimin yer almadığı, saldırıda hayatını kaybeden 8 kişinin tamamının hastane çalışanı olduğu iddia edildi.

Dava dosyasında hava saldırısının hedefi olduğu iddia edilen hastanenin Sincar konseyi tarafından yönetilen, 10 yatakta, 20 ayakta tedavi kapasitesine sahip tamamen sivil bir hastane olduğu vurgulandı.

Dava dosyasında C1 olarak isimlendirilen bir hastane çalışanı saldırının ardından zihinsel ve fiziksel olarak iyileşemediğini öne sürerken, bir başka görgü tanığıysa o sırada bölgede hiçbir PKK’lının bulunmadığını iddia etti.

Milli Savunma Bakanlığı 18 Ağustos 2021’de bir açıklama yaparak hava saldırılarında “10 PKK’lı teröristin öldürüldüğünü” duyurmuştu. Türk Silahlı Kuvvetleri aynı hafta Sincar’da bir aracı hedef almış, saldırıda bir YBŞ komutanı ve militanının öldüğü açıklanmıştı.

BM İnsan Hakları Komisyonu’na getirilen şikayet dosyası 4 Ezidi adına, insan hakları alanında çalışan sivil toplum örgütü Sorumluluk Birimi (Accountability Unit) ve Almanya merkezli bir Ezidi örgütü olan Kadınlar için Adalet (Women for Justice) tarafından hazırlandı.

Sorumluluk Birimi direktörü Arif İbrahim, “Bu Ezidi vatandaşların temel haklarının Türk devleti tarafından açık şekilde ihlal edildiği çok önemli ve sembolik bir dava. 30 dakika içinde peş peşe yapılan üç hava saldırısıyla sivil bir hastaneyi hedef alarak 8 kişiyi öldürmenin hukuki bir bahanesi yok” diye konuştu.

Kadınlar için Adalet’in üst yöneticisi Dr. Leyla Ferman ise, davanın BM’nin Ezidilerin güvenliğini önemsediğini göstermesi için bir şans olduğunu öne sürdü.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: Kadın Ve Kızlara Negatif Ayrımcılık Yapılıyor

Birleşmiş Milletler (BM), kadınların sosyal hak ve güvencelerden erkekler kadar faydalanamadığını duyurdu. Ayrımcılık, bir kişiye ya da gruba, belli özelliklerinden dolayı önyargılı davranmaya denir. Bu davranış, pozitif ya da negatif yönde olabilir.

VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’nun aktardığına göre; Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi yayımladığı son raporunda, sosyal korumaya erişimin temel bir insan hakkı olduğu ancak dünya genelinde, çok sayıda kadın ve kız çocuğunun, hala sosyal güvenlik ödemeleri ve emekli maaşları gibi temel haklara erişemediğini açıkladı.

Sosyal korumanının temel amacının, mali yardım, sağlık sigortası ve sosyal sigorta sunan politikalar ve programlar aracılığıyla savunmasız kişilere ulaştırılması olduğu fakat erkeklere göre daha savunmasız olan kadın ve kızların bu güvencelerden sınırlı bir şekilde yararlandıkları kaydedildi. Bu eşitsizliğin özellikle mülteci kadın ve kızları daha çok etkilediği belirtildi.

Raporda, cinsiyet ayrımcılığı yüzünden kızların erken yaşta evlendirilmeye ve erken hamileliğe zorlandığı, evde olan kadınların güvenlik, sigorta veya emeklilik planlarından hiçbir şekilde yararlanamadığı belirtildi.

Uluslararası Kayıt Dışı Göçmenler Platformu Direktörü Michele LeVoy, göçmen kadınlar için, özellikle de belgesiz olanlar için durumun daha da tehlikeli olduğunu söyledi.

LeVoy, belgesiz göçmen kadınların hizmetlere veya adalete erişiminin önündeki en önemli engellerden birinin, gözaltına alınabilecekleri ve sınır dışı edilebilecekleri korkusu olduğunu belirterek ’’Sosyal yardımlarla çalışabilecek durumda olan kadınlar bile kendilerini en düşük ücretli işlerde bulma eğiliminde. Kadınlar, üreme ve bakım sorumlulukları olduğu iddiasıyla birçok ülkede çalıştıkları işlerinde ayrılmaya, iş piyasasından çekilmeye zorlanıyorlar’’ dedi.

BM Nüfus Fonu Ofisi direktörlerinden Monica Ferro, toplumsal cinsiyet eşitliğinin kadınların katılımı ve liderliği için bir ön koşul olduğunu, eşitlik konusunda yaşanan tüm engellerin ortadan kaldırılması, kadınların geleceklerini seçme, kararlarını sahiplenme konusunda güçlü küresel bir ekonomiye ihtiyaç duyulduğunu ifade etti’’

BM İnsan Hakları Konseyi’nin hazırladığı son rapordaki görüş ve önerilerin bazıları şöyle: “COVID-19 salgını ve sosyal ve ekonomik sonuçları, kadın ve kızları erkeklere oranla çok daha fazla olumsuz olarak etkiledi. Salgın hastalık nedeniyle dünya genelinde 350 milyondan fazla iş kaybedildi.

Salgın hastalık öncesinde 2022 yılı için yapılan tahminler beklenenden 75 ile 95 milyon daha fazla insanın aşırı yoksulluk içinde yaşadığını gösterdi. Dünyadaki açlık arttı.

Dünya genelinde yaklaşık 2 milyar insan gıda güvencesinden yoksun yaşıyor. Bu durumdan en fazla etkilenen kadınlar, çocuklar, göçmenler, yerli halklar, engelli kişiler, yaşlı kişiler, etnik azınlıklar, ülke içinde yerinden edilmiş kişiler olan dünya nüfusun en marjinal kesimleridir.

Dünya genelinde işsizlerin sadece yüzde 22’si işsizlik yardımı alıyor. Dünyada engelli kişilerin sadece yüzde 28’i engelli yardımı alıyor. Çocukların yalnızca yüzde 35’i sosyal koruma kapsamında”

BM İnsan Hakları Konseyi raporunda ayrıca hükümetlere de şu tavsiyelerde bulundu: “Sosyal güvenlik hakkının temel unsurları yaşam boyunca tüm insanlar için özel bir dikkatle güvenlik ve destek anlamındadır. Bu tür destekler, ister nakdi ister ayni olsun, sağlanmak zorundadır.

Hastalık, sakatlık, annelik, iş kazası, işsizlik, yaşlılık, sağlık hizmeti, yetersiz aile desteği, özellikle kadınlar, kızlar ve çocuklara devletler sosyal destek sağlamak zorundadır. Ekonomik, sosyal ve kültürel haklar, sosyal yaşam hakkının temel unsurlarıdır. Yardımlar için uygun koşullar makul ve orantılı olmalı, cinsiyet ayrımcılığı yapılmamalı. Sosyal yardımlarda eşitlik olmalı, hiçbir kesime ya da bir sınıfa ayrımcılık yapılmamalı”

Paylaşın

“Akıllı Telefonlar Okullarda Yasaklansın” Çağrısı

Akıllı cep telefonlarının aşırı kullanımının öğrenmeyi etkilediğini belirten UNESCO, akıllı telefonların aşırı kullanılmasıyla ilgili endişelerini dile getirdi. UNESCO, akıllı telefonların dünya genelindeki okullarda yasaklanması çağrısında bulundu.

Ülkeleri okullarda teknolojinin nasıl kullanıldığını dikkatle değerlendirmeye çağıran UNESCO, dijital teknolojileri öncelik almak yerine bir araç olarak hizmet ettiği vurguladı.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), akıllı telefonların aşırı kullanımına ilişkin endişeleri dile getirerek, dünya genelinde okullarda yasaklanması çağrısında bulundu.

Ülkeleri okullarda teknolojinin nasıl kullanıldığını dikkatle değerlendirmeye çağıran UNESCO’ya göre, cep telefonlarının aşırı kullanımı öğrenmeyi etkiliyor.

Rapor, dijital teknolojinin öncelikli olmaktan ziyade bir araç olarak kullanıldığı “insan merkezli bir vizyona” duyulan ihtiyacı vurguluyor.

Verilerin kötüye kullanımı

UN News’e konuşan UNESCO’dan Manos Antoninis, eğitim teknolojisinde veri sızıntısı tehlikesi konusunda uyarıda bulunarak, “Büyük miktarda verinin uygun düzenlemeler yapılmadan kullanıldığını biliyoruz, dolayısıyla bu veriler eğitim dışı amaçlarla, ticari amaçlarla kullanılıyor” dedi.

Raporda dijital öğrenmenin yarattığı eşitsizliklerin de altını çizildi. COVID-19 salgını sırasında, sadece çevrimiçi eğitime geçiş nedeniyle dünya çapında yarım milyar öğrenci dışarıda kaldı.

UNESCO, ülkeleri, teknolojinin eğitimde tasarlanma ve kullanılma biçimine ilişkin kendi standartlarını belirlemeye çağırdı.

UNESCO Genel Direktörü Audrey Azoulay, “Dijital devrim ölçülemez bir potansiyele sahiptir, ancak toplumda nasıl düzenlenmesi gerektiği konusunda uyarılar yapıldığı gibi, eğitimde kullanılma şekline de benzer bir dikkat gösterilmelidir” uyarısında bulundu.

Azoulay, “Teknolojinin kullanımı, öğrencilerin ve öğretmenlerin aleyhine değil, daha iyi öğrenme deneyimleri ve refahı için olmalıdır” diye konuştu.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın