Kilo Vermek İçin En İyi 10 Egzersiz

Sağlıklı bir vücuda sahip olmak için bir kilo verme yolculuğuna çıkmak, çoğu zaman, düzenli fiziksel aktivite, dengeli bir beslenme ve genel yaşam tarzı düzenlemelerinin bir kombinasyonunu içerir.

Haber Merkezi / Egzersiz, kilo verme yolculuğunun en önemli bir bileşenidir; kalori yakmaya, kas inşa etmeye ve genel sağlığı iyileştirmeye yardımcı olur.

1. Yürümek: Yürümek yüksek miktarda kalori yakmanızı sağlar ve kilo kaybı aslında tükettiğinizden daha fazla kalori yakmanın bir sonucudur. Yakılan kalori miktarı kilonuz, hızınız ve yürüme süreniz gibi faktörlere bağlıdır.

2. İp atlama: İp atlamak mükemmel bir kilo kaybı egzersizidir. İp atlama, bacaklar, göbek bölgesi, kollar ve omuzlar dahil olmak üzere birçok kas grubunu çalıştırır.

3. Koşu veya koşma: Koşmak, koşuya göre daha yüksek yoğunluklu bir aktivitedir. Hızlı bir tempo eklemler üzerinde daha büyük bir etki içerir. Egzersiz yapmaya yeni başlıyorsanız koşuyla başlamak ve yavaş yavaş koşmaya doğru ilerlemek iyi bir yaklaşım olabilir.

4. Bisiklete binme: Bisiklete binmek bacaklar, kalça kasları ve göbek bölgesi de dahil olmak üzere çeşitli kas gruplarını çalıştırır. Bu da onu kilo kaybı için etkili bir egzersiz yapar.

5. Yüksek yoğunluklu aralıklı antrenman: Geleneksel sabit durum kardiyo seanslarından daha kısadır.

6. Yürüyüş: Açık havanın tadını çıkarma fırsatı sunan yürüyüş, zihinsel sağlığı olumlu yönde etkileyebilir. Doğada olmak stresi azaltabilir ve ruh halini iyileştirebilir; potansiyel olarak duygusal yemeyi veya strese bağlı kilo alımını azaltabilir.

7. Yüzme: Yüzmek harika bir kilo kaybı için egzersizidir. Düzenli yüzme, metabolizmayı hızlandırabilir ve vücudun dinlenirken bile kalorileri daha verimli yakmasına yardımcı olabilir.

8. Kuvvet antrenmanı: Vücut ağırlık antrenmanından saatler sonra bile kalori yakmaya devam eder. Bu da onu, mükemmel bir kilo kaybı egzersizi yapar.

9. Merdiven çıkma: İster merdiven çıkıyor olun ister merdiven çıkma makinesi kullanıyor olun, bu aktivite birden fazla kas grubunu çalıştırır ve kardiyovasküler egzersiz sağlar. Bu, kilo kaybı için basit ama etkili bir egzersiz şeklidir.

10. Pilates: Pilates, karın bölgesinin derin kasları, alt sırt ve pelvik taban dahil olmak üzere çekirdek kasların aktivasyonunu vurgular. Bu temel etkileşim duruşun iyileştirilmesine yardımcı olur ve diğer hareketler için sağlam bir temel sağlar.

Paylaşın

Anında Daha İyi Hissetmenizi Sağlayacak 5 Sağlıklı Yiyecek

Mesleki baskı, duygusal gerili, fiziksel sağlık gibi pek çok neden stres ve kaygıya neden olabilir. Stres ve kaygıyla başa çıkmak için mücadele ediyorsanız, bu yiyecekleri tüketmek size yardımcı olabilir.

Haber Merkezi / Unutmayın, beslenmeniz, nasıl hissettiğiniz ve nasıl göründüğünüz üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.

Bitter çikolata: Bitter çikolata, stresi ve iltihabı azaltan, hafızayı ve bağışıklığı güçlendiren flavonoidlerle doludur. Antioksidanlar açısından da zengin olan bitter çikolata, stres hormonu kortizolünü düşürmenin yanı sıra aşırı stresli kişilerde katekolaminler olarak bilinen hormonlarla mücadele eder.

Ancak tükettiğiniz bitter çikolatanın saf bileşenlerden oluşması ve herhangi bir katkı maddesi veya kimyasal madde içermemesi önemlidir. Tek seferde en az yüzde 70’i kakaodan oluşan yaklaşık 30 gram bitter çikolata tüketebilirsiniz.

Kuruyemişler ve tohumlar: Omega-3 ve Omega-6 yağ asitleri açısından zengin olan kuruyemişler ve tohumlar hücresel yapıyı ve fonksiyonlarını destekler. Ceviz, kaju fıstığı ve ayçiçeği çekirdeği vücuttaki serotonin üretimini artırarak stresli bir günün üstesinden gelmemize yardımcı olabilir.

Ayrıca harika bir çinko kaynağı olan kabak çekirdeği de, yüksek tansiyonu kontrol altında tutmaya yardımcı olabilir.

Avokado: C, E, K ve B-6 gibi temel vitamin ve minerallerin yanı sıra riboflavin, niasin, folat açısından zengin olan avokadonun stresi azalttığı, konsantrasyonu artırdığı ve ruh halini iyileştirdiği biliniyor. Ayrıca, günde bir avokado yemek, yüksek kan şekeri, hipertansiyon ve obeziteyle mücadelede metabolik sendrom riskini de azaltıyor.

Fermente gıdalar: Dost bakteriler içeren yoğurt, tempeh, kefir ve miso, stresi azaltan probiyotikler ve kortizol seviyelerini içeren en faydalı fermente gıdalardan bazılarıdır. Probiyotik açısından zengin yiyecekler aynı zamanda düşük ruh hali ile ilişkili bir olgu olan olumsuz düşüncelerin kontrol edilmesine de yardımcı olur ve kaygıyı azaltır.

Turunçgiller: Stresli zamanlarda vücudun C vitaminine ihtiyacı olduğundan papaya, mango, greyfurt ve portakal gibi sitrik meyveleri tüketmek, vücuda hem biyokimyasal hem de fizyolojik düzeyde yardımcı olmanın harika bir yoludur.

Ayrıca C vitaminin açısından zengin olan turunçgiller bağışıklık sistemini güçlendiren, stresi ve sinir gerginliğini azaltan güçlü bir antioksidan kaynağıdır.

Paylaşın

Kış İçin 5 Kolay Cilt Bakımı Tüyosu

Sert hava koşulları hassas ciltler için olumsuz sonuçlar oluşturabilir: Kuruluk, pullanma ve tahriş. Soğuk kış aylarda sağlıklı bir cilt için bu beş kolay cilt bakımı ipucunu rutininize dahil etmeyi deneyin ve cildinizde yarattığı farkı görün!

Haber Merkezi / Herkesin cildinin farklı olduğunu, dolayısıyla sizin için en uygun ürünleri ve bakım rutinleri için birkaç deneme gerektirebileceğini unutmayın. Belirli cilt endişeleriniz veya rahatsızlıklarınız varsa kişiselleştirilmiş tavsiyeler için bir dermatoloğa danışmanızı öneririz.

Hidrasyon: Gün boyu bol miktarda sıvı alın ve cildinizin dışarıdan nemlenmesini sağlamak için kaliteli bir nemlendirici kullanın. Soğuk ve kuru havaya karşı koruyucu bir bariyer sağlamak için daha zengin, daha kremsi bir nemlendiriciyi tercih edin. Daha iyi emilim için nemlendiriciyi duştan sonra nemli cildinize uygulayın.

Temizlik: Cildin doğal yağlarını yok eden sert ve kuruyan temizleyicilerden uzak durmaya özen gösterin. Cildin nem bariyerini bozmadan kirleri gidermeye yardımcı olan hafif bir temizleyiciyi tercih edin. Sıcak su kuruluğa daha fazla katkıda bulunabileceğinden yüzünüzü sıcak su yerine ılık suyla temizlemeyi tercih edin.

Eksfoliasyon: Eksfoliasyon, ölü cilt hücrelerini çıkarmak ve hücre yenilenmesini teşvik etmek için gerekli bir işlemdir. Kış aylarında cildin aşırı kurumasını önlemek için yumuşak bir eksfoliyatör seçmek çok önemlidir. Pürüzsüz bir cilt elde etmek için haftada bir veya iki kez hafif bir peeling veya alfa hidroksi asitler (AHA’lar) veya beta hidroksi asitler (BHA’lar) gibi bileşenler içeren kimyasal bir peeling kullanın.

Güneş koruyucuyla korunun: Kışın bile cildinizi güneşin zararlı UV ışınlarından korumak çok önemlidir. Cildinizin açıkta kalan bölgelerine, özellikle yüzünüze, en az SPF 30 içeren geniş spektrumlu bir güneş koruyucu uygulayın. Güneş kremi, erken yaşlanmaya ve kuruluğun kötüleşmesine neden olabilecek güneş hasarını önlemeye yardımcı olur.

İç mekanları nemlendirin: İç mekan ısıtma sistemleri, cildinizdeki nemi emerek kurumasına katkıda bulunabilir. Havaya nem katmak için evinizde veya ofisinizde ısıtma sisteminin kurutucu etkisine karşı bir nemlendirici kullanmayı düşünebilirsiniz.

Vitaminler ve antioksidanlar açısından zengin, dengeli bir beslenme, yeterli uyku ve stresi yönetmek de cildinizin sağlığını olumlu yönde etkileyebilir.

Paylaşın

Neden Her Gün Portakal Yemelisiniz?

C vitamini açısından zengin olan ve dokuların büyümesi, gelişmesi ve onarılması için gerekli olan portakal, kollajen oluşumunu, demir emilimini ve bağışıklık sisteminin işleyişini destekler, yaraların iyileşmesine katkıda bulunur.

Haber Merkezi / Gıda lifi açısından da oldukça zengin olan portakal, sindirim sistemi sağlığını korur ve kabızlık, IBS (irritabl bağırsak sendromu), diyabet, obezite ve kalple ilgili hastalıklarıngelişmesini engelemeye yardımcı olur.

Portakal ayrıca folat içerir. Folat, kemik iliğinde DNA ve RNA’nın yanı sıra WBC’ler ve RBC’ler üreten ve karbonhidratları enerjiye dönüştüren bir B vitamini bileşiğidir. 

Folat eksikliği, diğer semptomların yanı sıra yorgunluğa, kaslarda zayıflığa, ağızda ülserlere, görmeyle ilgili sorunlara, muhakeme, hafıza ve anlama sorunlarına, depresyona ve kafa karışıklığına yol açar. Portakal, folat, C vitamini ve lifin yanı sıra potasyum, kalsiyum ve tiamin de içerir.

Beslenmenize portakalı nasıl eklersiniz?

Her gün bir portakal tüketebilirsiniz; sabah, akşam veya yapıyorsanız antrenmandan sonra. Bu meyveyi beslenmenize başka şekillerde de dahil edebilirsiniz.

Salatanıza C vitamini yüklü meyve dilimleri ekleyin: Portakal, kivi, çilek ve elma… Tatlandırmak için biraz bal, bir tutam kırmızı biber tozu ve bir tutam limon…

Yeşillikleri seviyorsanız, bir bardak portakal suyunun içine birkaç haşlanmış ıspanak yaprağı ekleyin ve karışımın üzerine biraz tuz ve mango tozu serperek işlemi tamamlayın.

Limonata sever misin? Taze sıkılmış portakal suyunu taze sıkılmış limon suyuyla birleştirin ve keskin bir içeceğe sahip olun.

Portakalın faydaları

Portakal, kalp ile ilgili hastalıklara yakalanma riskinizi azaltan ve kalp sağlığını iyileştiren, C vitamini, flavonoidler ve karotenoidler gibi bitki bazlı bileşikler içerir.

Araştırmalara göre, yüksek düzeyde narenciye içeren herhangi bir beslenme yöntemi, diyabet gibi kronik hastalıkların yanı sıra karaciğer, boyun, ağız, baş ve mide kanseri gibi belirli kanser türlerine karşı da korur.

Portakal bol miktarda C vitamini içerir. C vitamini vücudun demiri emme gücünü artırır. Bu da, anemi geliştirme riskini azaltır.

Vitamin, antioksidan ve besin maddeleri içeren meyvelerin düzenli tüketimi bağışıklık sisteminin işleyişini destekleyebilir ve vücudu daha dayanıklı hale getirebilir.

Portakal, vücudunuzun kollajen üretiminde yardımcı olur ve bu vücudun yaraları iyileştirme hızını artırır.

Portakaldaki kalsiyum içeriği kemiklerin, kasların ve organların güçlenmesini sağlar. Meyvedeki potasyum da kan basıncını düşürür.

Bol miktarda antioksidan içeren portakalın, cildi serbest radikallerin neden olduğu hasarlardan koruduğu da rahatlıkla söylenebilir.

Portakaldaki C vitamini, saç dökülmesinin azalmasına ve saçların daha hızlı büyümesine yardımcı olabilir. Portakal ayrıca, kepek tedavisinde de yardımcı olabilir.

Portakaldaki A vitamini, mukus zarlarını koruyarak göz sağlığına katkıda bulunur ve körlüğe kadar varabilen yaşa bağlı damar hasarlarını önler.

Paylaşın

Dikkat Çeken Araştırma: Çilek, Demans Riskini Azaltabilir

Yapılan yeni bir araştırma, her gün çilek tüketmenin orta yaşlı kişilerde demans (unutkanlığın ön planda olduğu birçok hastalığa verilen genel bir isim) riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / ABD’nin Ohio eyaletindeki Cincinnati Üniversitesi’nde yürütülen yeni bir araştırma, her gün çilek tüketmenin orta yaşlı kişilerde demans riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini buldu.

Araştırmada, yaşları 50-65 arasında hafif bilişsel gerileme şikayeti olan 30 katılımcıya, 12 hafta boyunca, günlük olarak yarım bardağa denk gelen toz çilek konsantresi verildi. Katılımcılara ayrıca, bu süre boyunca normal çilek yemekten kaçınmaları istendi.

Araştırmada, katılımcıların hafızası, bilişsel hali ve metabolik sağlığı test edildi. Çilek konsantresi alan grubun sözel hafıza testinde daha iyi performans gösterdiği ve depresif belirtilerde anlamlı bir azalma olduğu tespit edildi.

Araştırmaya ilişkin açıklama yapan Prof. Robert Krikorian, çileklerdeki antosiyaninlerin bilişsel iyileşmeler gibi çeşitli sağlık yararları olduğunu söyledi.

Çileğin beyindeki iltihabı azaltarak bilişsel işlevi geliştirmesinin mümkün olabileceğini ifade eden Krikorian, “Düzenli olarak çilek veya yaban mersini tüketen kişilerin yaşlanmayla birlikte bilişsel gerileme oranının daha yavaş olduğunu gösteren epidemiyolojik veriler var” dedi.

Prof. Robert Krikorian, çileğin, antiinflamatuar, antioksidan, antimikrobiyal ve antikanser özelliklere sahip olduğu tespit edilen algitanninler ve ellagik asit içerdiğini belirtti.

Robert Krikorian, konuyla ilgili bilginin genişletilmesi için daha fazla araştırma yapılması gerektiğini söyleyerek sözlerini tamamladı.

Paylaşın

Stresle Baş Etmek İçin 6 Bitkisel Çay!

Yaşamın karmaşıklığı stres, baskı ve kaygı duygularını da beraberinde getirir. Meyve, şifalı bitkiler, kökler, ağaç kabukları, tohumlar ve çiçekler gibi bileşenlerden elde edilen bitkisel çayları tüketmek rahatlamaya katkıda bulunabilir ve hatta sakinleşmeyi sağlayabilir.

Haber Merkezi / Ayrıca, çeşitli çalışmalar bitki çaylarını, antioksidan, antiinflamatuar, antidepresan, antidiyabetik, antimutajenik ve antikanser özellikleriyle de ilişkilendirmiştir.

İşte stres, baskı ve kaygı duygularını azaltabilecek altı bitkisel çay:

Papatya çayı: Papatya çayı rahatlatıcı ve stresi azaltıcı (çocuklara ve bebeklere de verilebilir) özelliğiyle bilinir ve günde en az bir bardak içilmesi tavsiye edilir. Tadının alışkın olmayanlar için acı olabileceğini ancak bal veya stevia ilavesinin tadı büyük ölçüde rafine ettiğini belirtmekte fayda var.

Louisa çayı: Louisa bol miktarda bulunur ve yetiştirilmesi çok kolaydır. Louisa çayı genellikler limon dilimi veya limon otu ile tercih edilir. Ateş düşürücü ve rahatlatıcı özellikleriyle bilinen louisa çayının sakinleştirici etkisi de vardır. Bir fincan çay için altı louisa yaprağının kullanılması yeterlidir.

Adaçayı: Yetiştirilmesi çok kolay olan adaçayı adaçayı hemen hemen her hasta için şifalı bir bitki olarak kabul edilir. Özellikle mide ağrılarına, soğuk algınlıklarına, diş eti enfeksiyonlarına karşı ve tansiyon düşürücü olarak kullanıldığı bilinmektedir. Birkaç damla limon ve yarım çay kaşığı bal ile mükemmel olur.

Nane çayı: Nane yapraklarının tabanında uçucu bir yağ olan metanol bulunur ve bu madde sayesinde nane rahatlatıcıdır. Günde 3 bardak nane çayı içilmesi tavsiye edilmektedir. Nane ayrıca, antiinflamatuar ve antioksidan özelliklere de sahiptir.

Biberiye çayı: Biberiyenin baş ağrısı tedavisinde faydalı olduğu düşünülmektedir. Biberiye çayı yapmak için bir bardak kaynar suya bir çay kaşığı biberiye ekleyin, üzerini örtün ve 10 – 15 dakika bekleyin. Ardından bir çay kaşığı bal ve bir dilim limon ekleyin.

Melissa çayı: Araştırmalar melisanın beynin iyileşmesinde ve yenilenmesinde etkili olduğunu ortaya koymuştur. Melisa çayının sakinleştirici etkisi de vardır. Günde bir bardak melissa çayı içilmesi tavsiye edilmektedir.

Paylaşın

Her Gün En Az 50 Basamak Merdiven Çıkmak Kalp Hastalığı Riskini Azaltıyor

Yeni bir araştırma günde 5 kattan fazla merdiven çıkmanın kardiyovasküler rahatsızlık riskini yaklaşık yüzde 20 oranında azaltabileceğini ortaya koydu. Kardiyovasküler hastalıklar dünya çapında önde gelen morbidite ve ölüm nedenleri arasında.

Dr. Lu Qi, “Kısa sürelerle yüksek yoğunlukta merdiven çıkmak, kardiyorespiratuar dayanıklığı ve lipit profilini iyileştirmede özellikle mevcut fiziksel aktivite önerilerini gerçekleştiremeyen kişiler için zaman açısından verimli bir yol” diyor:

“Bu bulgular, genel popülasyonda ASKVH’ye karşı birincil önleyici tedbir olarak merdiven çıkmanın potansiyel avantajlarını vurguluyor.”

Küçük adımlarla ilerlerseniz kardiyo o kadar da kötü olmayabilir. Yeni bir araştırmaya göre her gün en az 50 basamak merdiven çıkmak kalp hastalığı riskini ciddi ölçüde azaltabiliyor.

Atherosclerosis adlı bilimsel dergide yayımlanan araştırma, günde 5 kattan fazla merdiven çıkmanın kardiyovasküler rahatsızlık riskini yaklaşık yüzde 20 oranında azaltabileceğini ortaya koydu.

Aterosklerotik kardiyovasküler hastalık (ASKVH), koroner arter hastalığı ve felç gibi kardiyovasküler hastalıklar dünya çapında önde gelen morbidite ve ölüm nedenleri arasında.

Tulane Üniversitesi’nin HCA Heyeti Başkanı ve New Orleans’taki Halk Sağlığı ve Tropikal Tıp Fakültesi’nde öğretim üyesi olan, çalışmanın ortak yazarı Dr. Lu Qi, “Kısa sürelerle yüksek yoğunlukta merdiven çıkmak, kardiyorespiratuar dayanıklığı ve lipit profilini iyileştirmede özellikle mevcut fiziksel aktivite önerilerini gerçekleştiremeyen kişiler için zaman açısından verimli bir yol” diyor:

“Bu bulgular, genel popülasyonda ASKVH’ye karşı birincil önleyici tedbir olarak merdiven çıkmanın potansiyel avantajlarını vurguluyor.”

Çalışma için araştırmacılar, Birleşik Krallık Biyobankası’ndan 450 bin yetişkinin verisini kullanırken katılımcılar, ailelerindeki kardiyovasküler hastalık geçmişinin yanı sıra genetik risk faktörleri ve yerleşik risk faktörlerine göre analiz edildi.

Katılımcılara yaşam tarzı alışkanlıkları ve merdiven çıkma sıklıkları da sorulurken, medyan takip süresi 12,5 yıl olarak belirlendi.

Sonuçlar her gün daha fazla merdiven çıkmanın, hastalığa daha az yatkın kişilerde kardiyovasküler hastalık riskini azalttığını ortaya koyarken, Dr. Qi hastalığa daha yatkın kişilerde kalp hastalığı riskinin artmasının “etkili bir şekilde dengelenebileceğini” söylüyor.

Dr. Qi, “Bu çalışma merdiven çıkmanın, özellikle çeşitli ASKVH risk faktörlerine sahip bireyleri ASKVH riskine karşı koruyan etkilerine dair yepyeni kanıtlar sunuyor” diyor.

Araştırmada yer almayan, İngiltere’deki Teesside Üniversitesi’nin spor ve egzersiz alanındaki kıdemli öğretim üyesi Dr. Nicolas Berger, “daha fazla kasın yanı sıra bazı denge ve kaba motor becerilerinin kullanılmasını gerektirdiğinden” merdiven çıkmanın, düz bir zeminde yürümekten daha çok fayda sağladığını söylüyor.

Dr. Berger, bunlar “kısa sürelerle” yapılsa bile “kardiyovasküler sistemden çok fazla hareketlilik gerektirdiğini ve bu nedenle merdiven çıkarken sık sık nefes nefese kalındığını” söylüyor.

Dr. Berger şöyle ekliyor: Bu kısa ve aralıklı aktivite anları, kardiyovasküler hastalık riskini azaltma açısından büyük faydalara sahip. Bu, kalp atış hızınızı ve oksijen alımınızı kayda değer derecede artırarak vücutta olumlu değişimlere neden olabilir.

Günde 50 basamak fazla gibi görünmese de “kayda değer bir antrenman etkisi yaratabiliyor.”

Dr. Berger bu tür hareketlerin ilye, quadriceps femoris, hamstring ve baldır gibi kasların yanı sıra merkez bölgesindeki kasları da harekete geçirdiğini söylüyor.

Eğer pek koşan biri değilseniz, Dr. Berger merdiven çıkmanın faydalı bir seçenek olabileceğini belirtiyor: Merdivene evlerde ya da dışarı çıkınca kolayca erişilebildiğinden, yürüme ya da koşma karşısında çoğu kişiye cazip bir alternatif sunuyor.

Merdivene erişiminiz yoksa, dik yokuşlarda yukarı ve aşağı yürümenin de benzer faydaları ve gereklilikleri var. Yerden veya alçak bir yerden kalkmanın güç ve denge açısından faydaları bulunsa da kardiyovasküler sisteme pek faydası yok.”

Dr. Berger, “Hareketsiz kişiler, risk altındaki kişiler veya sağlıklı kalmaya çalışan herkesin bu aktiviteyi günlük alışkanlıklarına dahil etmesi genel anlamda iyi bir öneri olur” diye ekliyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Yulafın Sağlıklı Olduğunu Düşünüyorsanız İşte Yememeniz İçin 5 Neden

Yulaf, birçok diyete besleyici bir katkı olarak sunulsa da, herkes için uygun bir gıda alternatifi olmayabilir. Yulafın beslenmenizdeki yerini yeniden düşünmeniz için geçerli nedenler bulunmakta.

Haber Merkezi / İşte…  yulafı günlük beslenmenin bir parçası haline getirmekten kaçınmanız gereken beş neden:

Sindirim rahatsızlığı: Yulaf, glütensiz olsa da belirli sindirim rahatsızlıkları olan kişiler için sorun yaratabilir. Yulaf genellikle buğday, arpa ve çavdar gibi gluten içeren tahılların da işlendiği tesislerde işlenir. Bu çapraz bulaşma, çölyak hastalığı veya çölyak dışı glüten duyarlılığı olanlar gibi hassas bireylerde olumsuz reaksiyonlara yol açabilir. Ayrıca yulaftaki yüksek lif içeriği bazı insanlarda şişkinlik ve gaz gibi sindirim rahatsızlıklarına neden olabilir.

Kan şekerinin aniden yükselmesi: Yulaf, karmaşık bir karbonhidrat olmasına rağmen, özellikle aşırı miktarda tüketildiğinde kan şekeri seviyelerinde hızlı ani yükselişlere neden olabilir. Bu, diyabetli veya kan şekeri seviyelerini düzenlemeyi amaçlayan kişiler için sorun teşkil edebilir.

Karbonhidratlar dengeli bir beslenme için önemli olsa da, porsiyon boyutlarını kontrol etmeden çok fazla yulaf tüketmek, ihtiyaç duyulandan daha fazla kalori alımına neden olabilir. Yulaf, aşırı miktarlarda tüketildiğinde kan şekeri seviyesini hızla yükseltebileceğinden, kilosunu kontrol etmeye çalışan kişiler veya diyabet hastaları için de endişe verici olabilir.

Yüksek fosfor içeriği: Yulaf, böbrek sorunları olan kişiler için sorun yaratabilecek fosfor açısından nispeten yüksek bir gıdadır. Böbrek fonksiyonlarının bozulduğu durumlarda aşırı fosfor alımı mineral dengesizliklerine katkıda bulunabilir ve böbrek sağlığını kötüleştirebilir. Böbrek sorunları olanların yulafı beslenmesine eklemeden önce bir sağlık uzmanına danışması çok önemli.

Alerjik potansiyel: Yulaf alerjileri, buğday gibi diğer tahıllara karşı alerjilerle karşılaştırıldığında nispeten nadirdir. Ancak bu durumda mevcuttur ve bazı kişiler yulaf tüketirken alerjik reaksiyonlar yaşayabilir. Semptomlar hafif cilt tahrişinden daha şiddetli alerjik tepkilere kadar değişebilir. Yulafı beslenmenize dahil etmeden önce sahip olabileceğiniz potansiyel alerjilerin veya hassasiyetlerin farkında olmanız çok önemlidir.

Aşırı işleme potansiyeli: Hazır yulaf ve aromalı yulaf ezmesi gibi piyasada bulunan pek çok yulaf bazlı ürün, ilave şeker, yapay aromalar ve koruyucu maddelerle dolu olabilirler. Yulafın bu aşırı işlenmiş versiyonlarını tüketmek, sağlık faydalarını ortadan kaldırabilir ve genel olarak sağlıksız bir beslenmeye yol açabilir. Daha az işlenmiş sade yulafları tercih etmek ve kendi malzemelerinizi ve tatlarınızı eklemek bu endişeyi hafifletmeye yardımcı olabilir.

Yulafın beslenmenizde önemli bir yere sahip olup olmayacağına karar verirken bireysel sağlık durumunuzu, beslenme hedeflerinizi ve tercihlerinizi dikkate almanız önemlidir. Belirli beslenme kısıtlamalarınız veya sağlıkla ilgili endişeleriniz varsa, yulafın sizin için uygun bir seçim olup olmadığı ve bunları beslenmenize nasıl sağlıklı bir şekilde dahil edebileceğiniz konusunda kişiselleştirilmiş rehberlik sağlayabilecek bir sağlık uzmanına veya kayıtlı diyetisyene danışmanız akıllıca olacaktır.

Paylaşın

Peynir, Demansı Önleyebilir Mi? Dikkat Çeken Araştırma

Genellikle hafıza kaybıyla ilişkilendirilen demans, düşünmeyi, hafızayı ve sosyal yetenekleri günlük yaşamı ciddi şekilde etkileyebilecek bir dizi semptomu barındırır. Bu spesifik bir hastalık değil, kişinin itibarını da etkileyebilen bilişsel yeteneklerdeki azalmayı ifade eden genel bir terimdir.

Haber Merkezi / Alzheimer hastalığı demansın en yaygın nedenlerinden biridir ve vakaların yüzde 60-80’ine katkıda bulunur. Ayrıca, vasküler demans, lewy cisimcikli demans, karışık demans vb. yer alır.

Japonya’da bilim insanları, peynir tüketmenin demans riskinin azalmasıyla potansiyel bir bağlantısının olup olmadığını belirlemek için 65 yaş ve üzeri 1.500’den fazla yetişkinin katılımıyla bir araştırma gerçekleştirdiler.

Araştırma, özellikle bilişsel gerilemeye daha duyarlı olabilecek yetişkinlerde, peynir tüketimi ile bilişsel işlevler arasında ilgi çekici bağlantıları ortaya çıkardı.

Araştırma, beslenmelerine peynir eklenen yetişkinlerin bilişsel testlerde sürekli olarak daha yüksek puan aldığını ve beyin fonksiyonlarının daha iyi olduğunu ortaya koydu. Düzenli olarak peynir tüketen yetişkin katılımcılar, 30 puanlık bilişsel işlev sınavında ortalama 28 puan alırken, peynir tüketmeyenlerin ortalaması 27 oldu.

Peynir tüketenlerde ayrıca, biraz daha düşük BMI ve kan basıncı, daha hızlı yürüme hızı tespit edildi.

Demans tedavi edilebilir mi?

Özellikle yaşlanan dünya nüfusuyla birlikte büyüyen bir endişe kaynağı olan demansın, şu an için tedavisi bulunmamakta.

Ancak, düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, aşırı alkol tüketiminden kaçınmak, sigara içmemek ve kan basıncını kontrol altında tutmak, riskin azaltılmasına yardımcı olabilecek proaktif önlemler arasındadır.

Bazı araştırmalar, okuma, bulmaca çözme veya yeni beceriler edinme gibi zihinsel olarak uyarıcı faaliyetlerde bulunmanın da beyin sağlığını destekleyebileceğini ve potansiyel olarak demans başlangıcını geciktirebileceğini öne sürmekte.

Demans hastalarının bakımı

Duygusal destek, anlayış ve sabırlı bakım… Yapılandırılmış bir rutin sağlamak, güvenli bir ortam yaratmak ve günlük aktiviteler için hafif hatırlatmalar sunmak demans hastası kişiler için faydalı ve kimlik duygularını kaybetmemelerine yardımcı olabilir.

Demans hastalığının ilk belirtileri nelerdir?

Demansın ilk belirtileri hafıza kaybı, planlama ve problem çözmede zorluk, kafa karışıklığı, yönelim bozukluğu, dil sorunu, iletişim sorunları, tanıdık görevleri yerine getirmede zorluk ve ruh halindeki değişiklikler.

Demans için en yaygın risk faktörü nedir?

Yaş, demans için en yaygın risk faktörü olarak kabul edilir, ancak diğer faktörler demansın başlangıcını tetikler.

Paylaşın

Kanser Vakaları Yüzde 80 Arttı: Zengin Sanayi Ülkeleri Başı Çekiyor

Dünya genelinde kanser vakalarının sayısı yüzde 80’e yakın arttı. Kanser vakalarının en yoğun gözlendiği bölgeler ise Kuzey Amerika, Batı Avrupa ve Okyanusya’daki Avustralasya oldu.

Tüm olası yan faktörlere rağmen kanserde genetik etkenlerin yanı sıra sağlıksız beslenme, alkol ve tütün tüketimi, hareket eksikliği, aşırı kilo ve yüksek kan şekeri değerlerinin rol oynadığına dikkat çekildi.

Kanser, vücudun herhangi organ ya da dokusundaki hücrelerin kontrolsüz çoğalması ve büyümesi sonucu ortaya çıkan bir hastalık tablosudur. Kanser oluştuğu dokuya göre adlandırılır. 200’den fazla tipi tespit edilmiştir. En sık görülen ve ölüme yol açan kanser türleri akciğer, mide, karaciğer, kolon ve meme kanseridir.

Dünya genelinde kanser vakalarının sayısı son 30 yıllık dönemde yüzde 80’e yakın artış gösterdi. Uluslararası araştırmacılar grubunun 1990-2019 yılları arasındaki verilerden oluşturduğu ve BMJ Oncology dergisinde yayımlanan analize göre 50 yaş altı grupta vakalardaki en güçlü artış, yemek borusu kanseri ve prostat kanseri vakalarında görüldü, karaciğer kanseri vakalarında ise yüzde 3’lük düşüş kaydedildi. 2019’da teşhis edilen kanser türleri arasında ise meme kanseri başı çekti.

Araştırmada 14-49 yaş aralığına odaklanan bilim insanları, 204 ülkede 29 kanser türüne ait verileri analiz etti. Bu yaş grubunda 2019 yılında, 1990’a göre yüzde 79’luk artışla toplam 3 milyon 260 bin kanser vakası kaydedildi. Yine 2019’da kanser nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 1990’a göre yüzde 28 artarak 500 bini geçti. Ölüm vakalarının çoğunluğunu meme, yemek borusu, akciğer, bağırsak ve mide kanseri vakaları oluştururken ölümlerdeki en güçlü artış böbrek ve yumurtalık kanseri vakalarında kaydedildi.

Coğrafi olarak dünya genelinde kanser vakalarının en yoğun gözlendiği bölgeler ise Kuzey Amerika, Batı Avrupa ve Okyanusya’daki Avustralasya oldu. Araştırmacılar, düşük ve orta gelirli ülkelerde de, özellikle kadınlarda kanser vakalarının arttığına işaret etti.

Analizde, ülkeler arasında kanser vakalarının kayda geçirilmesi ve teşhis kalitesi konusunda önemli farklılıklar bulunduğuna, bu nedenle gerçek rakamların daha yüksek olabileceğine de dikkat çekildi. Araştırmacılar, vakalarda kaydedilen artışın, sanayi ülkelerindeki erken tanı imkanlarının iyileşmesiyle de bağlantılı olabileceğini not etti.

Sağlıklı beslenme ve hareketin önemi

Ancak tüm olası yan faktörlere rağmen kanserde genetik etkenlerin yanı sıra sağlıksız beslenme, alkol ve tütün tüketimi, hareket eksikliği, aşırı kilo ve yüksek kan şekeri değerlerinin rol oynadığına da dikkat çekildi.

Yapılan analizler temelinde kanser vakaları ve kansere bağlı ölümlerde artışın devam edeceği öngörüsünde bulunan bilim insanları, 2030 yılına kadar 50 yaş altı grupta kanser teşhisinin yüzde 31 ve ölümlerin yüzde 20 oranında artmasını beklediklerini bildirdi. Araştırmacılar, son otuz yıllık dönemde kanserden en çok etkilenen grubun 40-49 yaş grubu olduğuna işaret ederek gelecekte de 40 yaş üstü grubun en riskli grup olmayı sürdüreceğini kaydetti.

Paylaşın