Babacan, “Filistin” Üzerinden İktidara Yüklendi

Yeni Yol’un grup toplantısında konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, Türkiye’nin Filistin konusunda daha etkili bir dış politika yürütmesi gerektiğini ifade etti.

“Tarih, zalimleri de, zulme ortak olanları da, bu zulme sessiz kalanları da affetmeyecektir” diyen Babacan, Türkiye’nin sadece kendi çıkarlarını gözeten bir anlayıştan uzaklaşması gerektiğini söyledi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol grup toplantısında konuştu. Hükümeti Filistin konusunda yetersiz adımlar atmakla suçlayan Babacan, Türkiye’nin artık mazlumların yanında duramayan bir ülke haline geldiğini söyledi.

Konuşmasına “Gazze Gazzelilerindir” ifadeleriyle başlayan Babacan, Gazze’nin bağımsız bir Filistin devleti için direnenlerin toprağı olduğunu vurguladı. İsrail’in Gazze’yi bir “açık hava hapishanesine” çevirdiğini belirten Babacan, Filistinlilerin yıllardır süren direnişinin hiçbir zaman sona ermediğini dile getirdi.

“Kaybedeceksiniz, hâlâ anlamadınız mı?” diyerek İsrail’e seslenen DEVA Partisi Lideri Babacan, Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) İsrail’i soykırımla suçlamasının tarihi bir dönemeç olduğunu söyledi.

Hükümetin Gazze konusunda geç kaldığını dile getiren Babacan, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin 29 Aralık 2023’te İsrail’e karşı Uluslararası Adalet Divanı’nda açtığı davaya Türkiye’nin ancak 7 Ağustos 2024’te müdahil olduğunu belirtti. “7 ay 10 gün boyunca neyi beklediniz?” diye soran Ali Babacan, bu süre içinde 18 bin Filistinlinin daha hayatını kaybettiğini ifade etti.

Babacan, Türkiye’nin Filistin için daha aktif bir politika yürütmesi gerektiğini belirterek “Zamanında güçlendirdiğimiz ekonomiye sırtını dayayıp ‘van minüt’ demek kolaydı. Şimdi zor, yapamıyorlar” sözleriyle iktidarın ekonomik zorluklar nedeniyle dış politikada etkisiz kaldığını savundu.

Ali Babacan, İsrail’in sadece Gazze’deki yıkım ve ölümlerle yetinmediğini, aynı zamanda Filistinlileri kendi topraklarından sürmeye çalıştığını belirtti. Batı ülkelerinin Mısır ve Ürdün’e baskı yaparak “Gazze’de yaşayan 2 milyon Filistinliyi alın, kendi topraklarınıza yerleştirin” dediğini aktaran Babacan, iki ülkenin bu taleplere direndiğini ancak Türkiye’nin de bu süreçte destek olması gerektiğini vurguladı.

“Türkiye, hem Mısır’a hem de Ürdün’e destek çıkmak zorunda” diyen Babacan, hükümeti bu konuda yeterli adımı atmamakla eleştirdi. “7 Ekim’den beri Türkiye’de iktidar bu konuda üzerine düşeni maalesef yapmadı, yapmıyor” ifadelerini kullanan Babacan, İsrail ile ticaretin aylar boyunca devam ettiğini, ancak protestoların ardından sonlandırıldığını hatırlattı.

Grup toplantısında konuşmasını sürdüren Ali Babacan, Türkiye’nin Filistin konusunda etkili bir dış politika yürütmesi gerektiğini belirtti. “Tarih, zalimleri de, zulme ortak olanları da, bu zulme sessiz kalanları da affetmeyecektir” diyen Babacan, Türkiye’nin sadece kendi çıkarlarını gözeten bir anlayıştan uzaklaşması gerektiğini ifade etti.

DEVA Partisi Lideri Babacan, “Dünya susabilir, bazıları çıkar hesapları yapabilir. Ama biz, insanlık onurunu ayakta tutmak için mücadelemizi sürdüreceğiz” sözleriyle konuşmasını tamamladı.

Paylaşın

Babacan’dan İş Dünyasına Sert Sözler: Sus Pus Oldular, Etkileri Sıfır

İş dünyasına sert eleştirilerde bulunan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Siyaset üzerinde baskı, medya üzerinde baskı, STK’lar üzerinde baskı, sanat camiası üzerinde baskı, iş dünyasını zaten sanmıyorum iş dünyası suspus… Bir zamanların en etkili kuruluşları, diyelim ki TOBB, diyelim ki TÜSİAD, bir açıklama yaparlardı baya etkili olurlardı. Şu anda sıfır etki” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi  Genel Başkanı Ali Babacan, Ekol TV’de Pınar Işık Ardor ile “Kontrol Noktası” programında gündemi değerlendirdi. Babacan, AK Parti’nin temel ilke ve değerlerinde sapmalar olduğunu vurgulayarak, yanlışın içinde ve yanında durmadıklarını, DEVA Partisi’ni kurduklarını belirtti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının İmamoğlu’na hapis ve siyasi yasak talebiyle iddianame hazırlamasına tepki gösteren Babacan, “Partimiz 9 Mart’ta tam beş yılı dolduracak. ‘Hukuksuzluğa itirazımız var’ dedik, ‘Adaletsizliğe itirazımız var’ dedik. ‘Rasyonalite dışı, akılcı olmayan ekonomi yönetimine itirazımız var’ dedik. ‘Ülkemizdeki fakir fukaralığa itirazımız var’ dedik ve DEVA Partisi’ni kurduk. Şu anda bambaşka bir yolda yürüyoruz. Türkiye’nin çözülmesi gereken sorunlarının temelinde hukuk ve adaletin olması gerektiğini düşünüyoruz. Bahsediyorsunuz ya… Acaba siyasi yasak gelir mi, şudur, budur… Adaletin tam işlediği bir ülkede, yargının tarafsız ve bağımsız çalıştığı bir ülkede aslında bu soruların olmaması lazım. İnsanların yargıya güvenmesi lazım. ‘Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin yargısına teslim olurum, eminim ki çok hızlı ve adil karar çıkar buradan’ diye insanların güvenmesi lazım. Ama şu anda böyle bir şey maalesef mümkün değil” ifadelerini kullandı.

İktidarın korku ile ülke yönetmeye çalıştığını kaydeden Babacan, “Maalesef ülkemizde giderek artan bir oranda bu baskı iklimi ağırlaşıyor. Bundan Türkiye kazanmaz, tam tersine Türkiye gittikçe gençlerin soğuduğu, gençlerin umutlarını kesmeye başladığı ve kendi ülkesindeki gençlerin başka ülkelerde hayat kurmaya hazırlandığı bir ülke haline gelir. Onun için biz çok üzülüyoruz, aynı zamanda çok kızıyoruz. Bu büyük ve güzel ülkenin çok daha iyi yönetilmeye layık olduğunu düşünüyoruz. Bir iktidar başarı üretecek ve umut verecek… Başarı üretemeyince, umut veremeyince korku ile bu ülkeyi yönetmeye çalışıyorsanız bu iktidarın artık kullanım süresi dolmuştur, miadı dolmuştur ve bir an önce bir değişim o ülkede artık şarttır” diye konuştu.

Yeni Yol oluşumuna yeni partilerin de dahil olabileceği sinyalini veren Babacan, iktidar ve muhalefete alternatif oluşturacaklarının altını çizdi. Babacan, şu ifadeleri kullandı: “AK Parti ve MHP’nin içinde olduğu ama başka partilerin de içinde olduğu bir iktidar blogu var şu anda. Bir de ana muhalefet var. Yeni Yol’un özü vatandaşlarımızı iktidar ile ana muhalefet arasına sıkıştırıp bırakmamak, Türkiye’de ‘Ya onu seçeceksin ya onu seçeceksin, başka da çaren yok’ gibi bir çaresizlikten Türkiye’yi kurtarmak. Asıl amacımız bu. Yani bir zamanlar AK Parti’ye, iktidar partisine destek vermiş ama artık onların hiçbir konuda çözüm üretemediğini gören ve artık aidiyeti azalmış milyonlarca dindar muhafazakâr vatandaşımız var Türkiye’de.

Yine merkez sağda arayışı olan insanlar var. Rahmetli Özal’ı hayırla yad eden, Rahmetli Demirel’i Menderes’i hayırla yad eden ve o günlerle ilgili güzel şeyler hatırlayan milyonlarca vatandaşımız var. Bir de gençler var. Bütün bu insanlara baktığımızda aslında bir yandan iktidar partisi ile ilgili bağlarını önemli ölçüde zayıflatmışlar. Ama elleri de CHP’nin altı okunun altına gitmiyor. Tam da bu kitle için biz diyoruz ki ‘Buradayız. Biz varız. Türkiye çaresiz değil. Türkiye bu iki kutuplu siyasete mahkûm değil. Türkiye için yeni bir yol mümkün’ diyoruz. Yeni Yol’un aslında çıkış noktası budur.”

Babacan, 2023 Mayıs seçimlerine yönelik yöneltilen bir soru üzerine de şu yanıtı verdi: “Biz DEVA Partisi olarak CHP’den gelen aşırı ısrar sonucunda ortak listelerden seçime girdik. Gidip de biz kimseden ricacı olmadık. O günkü siyasi tabloya baktı CHP. O gün Genel Başkan dedi ki, ‘Cumhurbaşkanlığı kazanabiliriz ama Meclis’te çoğunluğu sağlayamıyoruz. Çünkü bu tarafta iki parti var AK Parti, MHP seçime giren partiler açısından. Burada Altılı Masa, Altı Parti. Dolayısıyla ortak listelerden girmezsek oylar bölünüyor ve küsuratları kaybediyoruz. Mecliste çoğunluğu sağlayamıyoruz.’ Biz ısrarlı talep üzerine girdik ve milletvekillerimizin her biri hak ederek seçildi. DEVA Partisi’nin adayının olduğu her bir yerde CHP’nin önceki seçimlere göre oyu yükseldi. Dolayısıyla biz kendimiz hak ederek milletvekillerimizi kazandırmış olduk. Ve bu şekilde de Meclis’teki çalışmalarımız devam ediyor.”

Devletin harcadığı bir kuruşun bile dikkatli harcanması gerektiğini vurgulayan Babacan, aksi takdirde enflasyonu tek haneye indirmenin mümkün olmadığını söyledi. Babacan, “Mesela şu andaki en önemli sorunlardan bir tanesi israf değil mi? Bu israfı nasıl önleyeceğiz? Çok basit diyorum. 28 tane ülkenin uyguladığı bir ihale yasası var; kamu alımları yasası var. Avrupa Birliği’ne üye 28 ülke aynı mevzuatla devlet parası harcıyor. Diyorum ki tasarruf istiyorsanız getirin onu aynen Türkiye’de uygulayın. Niye uygulamıyorsunuz? Bakın uygulayın, göreceksiniz. Örnek veriyorum, 2 milyon liraya mal olan deprem konutu bugün Türkiye’de 1 milyona mal olacak. Bunu uygulayın” dedi.

İhale yasasını değiştirme çağrısını yineleyen Babacan, “Tam 33 tane fasıl vardır Avrupa Birliği müktesebatında. Bu 33 fasılın bir tanesi tamamen kamu alımlarıdır. Yani bütün ülkeler 33 konuda ortak politika uygular. Ortak politikalardan bir tanesi de kamu alımlarıdır. Yani ihale yasasıdır. Mesela Sayın Şimşek, Sayın Yılmaz bunu gayet iyi bilir Uygulayabilirler mi? Mümkün değil yani. Ellerini uzattıkları anda ellerine vururlar. Cık dokunma oraya derler. Geri çekilmek zorundalar. Neden peki? Çünkü orada büyük bir menfaat şebekesi var. Avrupa Birliği’nin ihale yasasını Türkiye’de uygulamamanın ve böyle adrese teslim, ihale vermenin oluşturduğu büyük bir menfaat şebekesi var. İyi tanıdığım iki arkadaşımız bu menfaat şebekesinin o çemberini kırıp da bir şey yapamazlar. Oralara dokunamazlar, giremezler” ifadelerini kullandı.

“İş dünyası suspus; TOBB ve TÜSİAD’in etkisi sıfır”

“Hükûmet başarı üretemiyor şu anda. Yani bu ülkeyi yöneten hükümet başta Sayın Erdoğan olmak üzere ülkenin sorunlarını çözecek kapasitesini kaybetmiş durumda. Türkiye’de şu sorun çözüldü, öyle diyorsunuz ama şurada da iyiye gidiyoruz diyebileceğimiz bir alan Türkiye’de hemen hemen kalmadı. Başarı üretemeyince artık millete başarı sunamayınca ne yapıyor, kendisine karşı çıkabilecek, rakip olabilecek, muhalefet yapabilecek kim varsa onlar üzerinde baskı üretmeye başlıyor. Ve bu baskı da gittikçe artıyor. Siyaset üzerinde baskı, medya üzerinde baskı, STK’lar üzerinde baskı, sanat camiası üzerinde baskı, iş dünyasını zaten sanmıyorum iş dünyası suspus… Bir zamanların en etkili kuruluşları, diyelim ki TOBB, diyelim ki TÜSİAD, bir açıklama yaparlardı baya etkili olurlardı. Şu anda sıfır etki…”

Paylaşın

Babacan: Muhalefet Desteklemezse Erdoğan Aday Olamaz

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, Erdoğan’ın bir dönem daha aday olmasının hukuki olmadığını belirterek, “Muhalefet desteklemezse Meclis’te sayılar yetmiyor. İktidarın tek başına ülkeyi erken seçime götürme imkânı yok. Bu işe ancak muhalefetin desteği gerekiyor” dedi.

Haber Merkezi / Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, TELE1 TV’de gazeteci Zeynel Lüle’nin “Gerçeğin İzinde Liderler” programına katılarak ülke gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Babacan, “Sistem değişikliği olmadan, gerçekten tam anlamıyla bir parlamenter sisteme geçilmeden bu ülkenin sorunlarının asla çözülemeyeceğini düşünüyoruz” ifadesini kullandı.

Erdoğan’ın bir dönem daha aday olmasının hukuki olmadığını dile getiren Babacan, “Erken seçim beklentisinin aslında temelinde, Anayasa’nın bir maddesi var. Anayasa’nın o maddesi diyor ki ‘Eğer Meclis bir erken seçim kararı alırsa Cumhurbaşkanı bir üçüncü dönem daha aday olabilir.’ Aslında tüm erken seçim tartışmalarının odağında tam da o Anayasa maddesi var. Peki Sayın Erdoğan böyle bir erken seçim ister mi? Erken seçimden kastımız aslında süreyle alakalı… Yani 2026 yılı ne demek?

Genel seçimlerden sonra üç yıl geçmiş, iki yıl daha var demek. Sayın Erdoğan iki yılını yakıp yeniden bir beş yıllık süre için Cumhurbaşkanı seçilip devam etmek ister mi istemez mi bu tamamen kendi kararı olacak. Ama muhalefetin buna ne demesi lazım? Muhalefet bunu destekleyecek mi desteklemeyecek mi? Muhalefet desteklemezse Meclis’te sayılar yetmiyor. İktidarın tek başına ülkeyi erken seçime götürme imkânı yok. Bu işe ancak muhalefetin desteği gerekiyor” dedi.

Babacan, Türkiye’de sistem değişikliği olmadan sorunların çözülemeyeceğini kaydederek, “Bizim çok açık bir parlamenter sistem irademiz var. Bu DEVA Partisi’nin kuruluş belgelerinde yazılı, programında yazılı ve her şeyiyle çalışılmış detaylı bir parlamenter sistemimiz var bizim. Türkiye’de sistem değişikliği olmadan, gerçekten tam anlamıyla bir parlamenter sisteme geçilmeden de bu ülkenin sorunlarının asla çözülemeyeceğini düşünüyoruz mevcut sistem içerisinde” ifadelerine yer verdi.

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin değiştirilmesi konusunda net bir irade koyulması gerektiğini belirten Babacan, “Diyelim ki artık Sayın Erdoğan kazanamadı ama mevcut sistemle bir başka cumhurbaşkanı seçildi. İnanın Erdoğan gider Merdoğan gelir, Türkiye’nin hiçbir sorunu çözülmez. Çünkü şu anda Cumhurbaşkanı’nın sahip olduğu yetkiler, bir meleği, benzetmek gibi olmasın onu bile yoldan çıkarır. Bakarsınız bir süre sonra ‘Ya bu iyiymiş’ der ‘ya ben aklıma gelen her şeyi yapıyorum’ der. ‘Niye vereyim ki yetkilerimi?’ demeye başlar bir süre sonra. Dolayısıyla sistemi değiştirme iradesinin çok net bir şekilde ortaya konması lazım. Şu anda ana muhalefet partisinde bu irade yerinde duruyor mu durmuyor mu ben bilmiyorum” yorumunu yaptı.

Babacan, RTÜK’ün ‘Türkiye’de olumlu olaylar olmuyor algısı yarattıklarını’ öne sürerek ana haber bültenlerini yaptırımla tehdit etmesine sert tepki göstererek, “RTÜK’ün görevi yasasında açık şekilde tanımlanmıştır. RTÜK ‘Haberleri iyimser verin, kötümser verin’ demeyle mükellef bir kurum değildir. ‘Doğru haber verin, vatandaşı yanıltmayın’ deme noktasında olan bir kurumdur. Hükûmetin zaten bir propaganda makinesi var. Hükûmetin zaten kendi kontrolünde pek çok televizyon kanalı var, pek çok medya organı var. Eğer iyimser bir şey yayınlamak istiyorlarsa orada zaten yayınlıyorlar. Ama bu ülkenin gerçeklerini siz nasıl saklayabilirsiniz ki… Her gün vatandaşlarımızın yaşadığı zorlukları, siz kendi halkımıza nasıl saklayabilirsiniz ki…

İnsanlar çarşı pazara gittiği zaman fiyat etiketlerini görüyor. Emeklilerimiz 10 lira, 20 lira ucuz et alabilmek için saatlerce kuyrukta bekliyor. Asgari ücretlimiz daha birinci ayda açlık sınırının altında kalan bir maaşla yaşam mücadelesi veriyor. Bunca sıkıntıyı her gün günlük hayatında yaşarken televizyonlar ister olumlu, iyimser haber yapsın ister kötümser haber yapsın. Bize göre değişen bir şey yok. Ama RTÜK’ün görevi değil… RTÜK’ün haddi de değil görevi de değil iyimser ya da kötümser haber… ‘Gerçek haber yapın’ diyebilir. ‘Yalan söylemeyin’ diyebilir. ‘Vatandaşımızı yanıltmayın’ diyebilir. Ama ‘Biraz moral verin canım, bu kadar da kötü değil her şey’ demek RTÜK’ün haddi de değil görevi de değil…” dedi.

Türkiye’nin “Hukukun Üstünlüğü Endeksi”ndeki konumuna dikkat çeken Babacan, “Türkiye’de Hukukun Üstünlüğü Endeksi‘nde paldır küldür aşağıya doğru düşüyor. Ben hep söylüyorum. Bu hukukun üstünlüğünde tepetaklak aşağıya giderken ekonomide yükselemezsiniz. Hukukun üstünlüğünde eğer tepetaklak aşağıya doğru gidiyorsanız ekonominiz de tepetaklak aşağıya gider. Hukukun üstünlüğü böyle dibe vurmuşken, ülkede hukuk ve adaletten bahsetmek mümkün değilken siz öyle sadece Merkez Bankası’nın faizlerini yükselterek Türkiye’de enflasyonu falan da düşüremezsiniz” diye konuştu.

“Bugünün Türkiye’sinde terörün yeri yoktur”

Babacan, terör örgütü PKK’nın silah bırakma sürecine yönelik, “Örgütün yapıp yapmayacağı işlerle hak ve özgürlüklerin pazarlık konusu edilmesini biz yanlış görüyoruz. Ama bir yandan da er ya da geç hak ve özgürlükler konusunda da gereği mutlaka yapılmalıdır. Bunlar tanınmalı ve Türkiye’nin bu sorunu artık gündemden kalkmalıdır. Bunlar eski sorunlar… ‘Artık bugünün Türkiye’sinde bunların yeri yok’ diyoruz. Ve terör örgütünün eğer siz ne kadar varlık sebeplerini ortadan kaldırırsanız, terör örgütünün varsa kendine göre bir davası falan filan neyse kendileri ne diyorsa, ne kadar bunların dayandığı gerekçeleri ortadan kaldırırsanız o zaman eliniz güçlenir; önemli olan örgütü yalnızlaştırmaktır, örgütün varlığının kök sebeplerine gelip o kök sebepleri ortadan kaldırmaktır.”

Tarihi bir fırsata işaret eden Babacan, “Bana göre tarihi bir fırsat var. Bakın, tarihi bir fırsat… Bu fırsatı kaçırmamak lazım… Özellikle bizim iktidara çağrımız da budur: Bu tarihi bir fırsattır. Suriye’deki Kürtlere çağrımdır: Suriye’de de yaşayan Kürtler açısından da tarihi bir fırsattır. Ve bölgemizin barış ve istikrar açısından da tarihi bir fırsattır. Umarım ki bu fırsatı kimse tepmez. Tabii burada kritik bir konu İsrail’dir. Çünkü İsrail gerçekten istikrarlı, demokratik bir Suriye isteyip istemez, ben ondan emin değilim. Çünkü demokratik, istikrarlı bir Suriye, bölgede İsrail’in işini zorlaştıracaktır” dedi.

İsrail’in tek taraflı ve aşırıcı tutumlarına karşı dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Babacan, “Zayıf bir Suriye’den, karışıklık içerisindeki bir Suriye’den istifade edecek bir ülke varsa o da İsrail’dir. Zaten hemen dikkat ederseniz, Esad rejimi devrilir devrilmez, hemen işgal alanını genişletiverdiler. Zaten bir tampon bölgeyi ellerinde tutuyorlardı, Golan Tepeleri’ni. Sınırı biraz daha öteye taşıverdiler. Neymiş? Golan Tepeleri zaten onlarınmış da. Onu da korumak için biraz daha ileri çekiverdiler sınırı. Ve oraya yerleşkeler kurmaya başladılar.

Bakın, burada yıllardan sonra kendine gelmeye çalışan, kendini bulmaya çalışan istikrar arayışında bir ülke var. Ama hemen yanı başındaki İsrail, Suriye’deki istikrarı bozacak, bozabilecek ciddi atımlar atıyor. Dolayısıyla buradaki en önemli risk İsrail’in bu işi bozabilecek hamleleridir. Dolayısıyla Suriye’deki Kürtler bizim kardeşimizdir. Bizim Kürt vatandaşlarımız ne kadar kardeşimizse Suriye’deki Kürtler de kardeşimizdir. Bu ülkenin, bu bölgenin sorunlarını biz çözmeliyiz. Böyle uzaktan Amerikalıların gelip de onların müdahalelerine izin vermememiz lazım. Hele hele İsrail’in böyle tek taraflı, aşırıcı, sürekli talepte bulunan tutumuna karşı da hep beraber dikkatli olmamız lazım. Kimseye fırsat vermememiz lazım” dedi.

Babacan, ABD Başkanı Trump’ın 2 milyon Filistinlinin Mısır ve Ürdün’e sürülmesini ve kıyı şeridine el koyup burayı bir turizm şehrine dönüştürülmesi önerisine de sert tepki gösterdi. Babacan, “Uluslararası toplumun topyekûn sağlam bir duruşu ortaya koyması lazım. Siz kimin malını kime veriyorsunuz Allah aşkına ya? Gazze Filistinlilerin… Gazze’de yaşayanların çoğu zaten daha önce farklı bölgelerden oraya sürülen insanlar yani. Gazze’nin tarihinde öyle bir nüfus yoğunluğu yok ki…

Zamanında Filistin’in farklı bölgelerindeki insanlar sürüle sürüle, sürüle sürüle getirilmişler kıyı şeridine. Gazze şeridi denir oraya. Çünkü çok ince uzun bir bölgedir. Zaten denize dökülmeye ramak kalmış yani… 2 milyon 200 bin insan zaten yerlerinden edilmiş. Bir de siz oradan mı edeceksiniz? Dolayısıyla bu kabul edilebilecek bir şey değil. Filistinlilerin burada haklı bir mücadelesi var ve bir mücadelede mutlaka onların yanında durmak lazım. Ne pahasına olursa olsun onların haklarını korumak lazım” diye konuştu.

“Sayın Erdoğan’ın en önemli konularından bir tanesi önce Trump ile yüz yüze görüşmek. Bir an önce yüz yüze görüşelim modunda. O randevuyu koparabilmek, alabilmek, yüz yüze görüşmek şu anda odaklandığı o. Bütün dünyadan tepki gelirken Sayın Erdoğan’ın bu konuda sessiz kalması bizim de dikkatimizi çekti. Dedik acaba arkada bir şeyler mi var? Başka tür ilişkiler mi var? Özellikle İsrail ile ticaretin kesilmemesi değil mi? Ya da uluslararası mahkemelere Netanyahu hükûmetini ilk götüren ülkenin Güney Afrika Cumhuriyeti olması. Afrika’nın ta güneyindeki bir ülke İsrail hükûmetini Lahey’e götürüyor. Uluslararası Adalet Divanı’na götürüyor. Tutuklama kararı çıkartıyor. Türkiye neden sonra davaya taraf oluyor; neden öncülüğünü yapmadınız?”

Hükûmetin İsrail politikasını eleştirmeye devam eden Babacan, “’İsrail ile ticareti kestik’ dediler yalan olduğu ortaya çıktı, sonra ‘Biz devlet olarak yapmıyoruz özel sektör yapıyor’ dediler. Sonra devlet olarak da yaptıkları ortaya çıktı. Bu konular, özellikle ticari ilişkiler bizim aklımızda koca bir soru işareti olarak duruyor. İsrail ile olan ticari menfaatler mi acaba bu konuda garip davranışlara sebep oluyor diye… Bir soru işareti olarak duruyor. Ama Trump’ın biraz önce ekrana düşürdüğünüz açıklaması kabul edilebilir bir şey değil. Uluslararası hukuka aykırı. 2 milyon 200 bin insanı kendi topraklarından başka ülkelere sürme kararı bundan 100 sene, 200 sene sonra da tarihte bir kara leke olarak kalır. Amerika Birleşik Devletleri’nin, sözüm ona özgürlüklerin, hukukun, demokrasinin bir dönem öncülüğünü yapmaya çalışan bir ülkenin siciline kara bir leke olarak işlenir” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Babacan’dan Mehmet Şimşek’e “Enflasyon” Tepkisi: Başka Gezegende Miyim…

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, TÜİK’in yüzde 42 olarak açıkladığı yeni dönemin ilk enflasyon rakamını başarı olarak niteleyen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve hükümete tepki gösterdi.

Ali Babacan, yeni ekonomi yönetiminin göreve başladığı 1.5 yıl önce enflasyonun yüzde 38 olduğunu daha sonra yüzde 70’lere kadar çıktığını hatırlatarak, “Yeni ekonomi yönetimi işe başladığında Haziran 2023’te enflasyon yüzde 38’di. Çıktı yüzde 70’e.  Şimdi yüzde 42’ye indirdik diyorlar. Yüzde 42 enflasyon dünyanın en yüksek enflasyonlarından biri. Çok yüksek bir rakam. Sen tek haneye indir de göreyim mücadele edebiliyor musun? O zaman konuşalım” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 6 Şubat programı kapsamında Hatay Gazeteciler Cemiyeti’nde basın toplantısı düzenledi. Hatay’daki iki önemli soruna dikkat çeken Babacan, bu sorunların “belirsizlik ve iletişimsizlik“ olduğunu belirterek, vatandaşla merkezi ve yerel yönetim arasındaki iletişimin çalışmadığını vurguladı.

Babacan şunları söyledi: “Bakın size Ekim ayında, bundan dört ay önce Hatay Valiliğinin açıkladığı rakamlardan hareket ederek birkaç rakam söyleyeceğim, durumu bize anlatacak. Gerekli olan bağımsız bölüm inşaası, 158 bin 200. Kurası çekilen 18 bin 404. Anahtarı teslim edilen 6 bin 868. Yerleşen aile sayısı 3 bin 301. Herhalde bu rakamlar tabloyu yeterince özetliyor…

Şöyle bir deprem konutlarının maliyetlerine bakıyoruz. Normal şartlarda bir liraya mal edilmesi gereken deprem konutunun iki liraya, iki buçuk liraya, üç liraya mal edildiğini görüyoruz. İnşaat işini uzaktan yakından bilen, inşaat sektörünün içindeki herkes bu gerçeği görüyor. Hatırlayalım Şubat ayında deprem vurdu, Mart ayında Sayın Cumhurbaşkanı seçimler yaklaştığı için bir sürü taahhütler, sözler verdi. Dedi ki örneğin ‘Bir yılda 354 bin konut tamamlayacağız‘ dedi Türkiye genelinde. Aradan iki yıl geçti, teslim edilebilen konut sayısı 201 bin.

Biz bu 354 bin açıklandığında dedik ki ‘Bakın TOKİ’nin şimdiye kadar 20 yıllık ortalaması 50-60 bin konuttur. Hadi bunu ikiyle çarpın belki 100 bin konut da TOKİ yapabilir ama onun üstü hem ciddi bir plan program hem ciddi finansman meselesidir‘ dedik. Seçime gidiyoruz, afaki rakamlar konuşuyorsunuz ama günü geldiğinde bunları uygulamak zor olacaktır. Fakat dinlemediler, defalarca defalarca bu rakamları telaffuz ettiler. Bir yılda 354 binden, iki yılda 201 bin bir sayı söz konusu… Tabii anahtarı teslim edilen konutlar bitti anlamına da gelmiyor. Antakya’da da görüyorsunuz bitti deniyor, teslim edildi deniyor, bakıyorsunuz prizin arkasında elektrik bağlantısı yok, bakıyorsunuz pencerenin arası açık, kilitler çalışmıyor, bakıyorsunuz su akmıyor ya da farklı sorunlar var.

Herhalde şu anda iki önemli sorundan bahsetmek gerekirse Hatay’da birincisi plansızlık, programsızlık… İkincisi iletişimsizlik… İletişimsizlik, belirsizliği de beraberinde getiriyor. Plan ve programsızlık belirsizliği de beraberinde getiriyor. Biz biraz an önce Hatay Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliğindeydik. Orada oda başkanlarını dinledik. En çok şikayet ettikleri konunun başında belirsizlik geliyor: Biz esnafız, KOBİ’yiz, iş yapacağız, iş yapmak istiyoruz ama önümüzü göremiyoruz; hangi alanda ne yapılacak belli değil…

Sanayi sitesinde 500’ün üzerinde işyeri yıkılmış durumda, bunun 100 küsürüyle ilgili ancak imzalar toplanıyor çünkü sanayici emin değil, önünü göremiyor, ‘Şimdi ben neye imza atacağım‘ diyor. Atılan imzalar boş kağıtlardan ibaret… Teslim edilen, edilecek konutlarla ilgili… Bakıyorsunuz imzalar atılıyor fakat kaç liraya imza attın, faizi var mı yok mu hiçbir şey belli değil… Belirsizlik tek başına büyük bir problem… Neden belirsizlik var? Plan program olmadığı için…

Ankara ile Hatay arasındaki iletişim çalışmıyor. Hatay’daki yerel yönetimlerle vatandaş arasındaki iletişim çalışmıyor. Sorunun çözülmesi için önce sorunu anlamak lazım, önce bir teşhis etmek lazım… Derdi olanlar derdini ilgililere kolay kolay ulaştıramıyor, dillendiremiyor… Ve bir de işler şeffaf yapılmıyor o da büyük problem… Eğer yaptığınız iş doğruysa şeffaf yaparsınız, doğru hesaptan kaçmaz… Eğer bir şey soruyorsanız ve cevap alamıyorsanız şeffaflık yoksa bu ne demektir? Ya soruyu sorduğunuz kişi bilmiyordur ya da plan program yoktur. Ya da başka şeyler dönüyordur ama söylemeye çekiniyorlardır, utanıyorlardır… Doğru hesaptan kaçmaz… İşlerin şeffaf yürümesi, açık yürümesi lazım.

Eminim ki Hatay’da yerel yetkililerle görüşürken sık sık şunu duyuyorsunuzdur: Tamam ama Ankara’dan talimat yok, tamam ama kanun yer vermiyor. Kanun yer vermiyor dediğiniz şey Meclis’te üç günlük bir şeydir. Ben Meclis’ten çok sayıda kanun çıkardım. Bankacılık Kanunu, Sosyal Güvenlik Kanunu, Sigortacılık Kanunu, Konut edindirmeyle ilgili özel kanunlar her şey… Sayın Bakanımız çok sayıda kanun çıkarttı…

Binlerce maddelik kanunu biz Meclis’ten üç günde geçirdik. Hatay’ın sorunları çözmek için gerekli kanun 13-14 maddelik kanundur. Hızlı çalışılsın, üç günde geçirirsiniz. Efendim kanun izin vermiyor. Ya hangi kanunsa o söyleyin biz bunu Ankara’da düzeltelim demek mümkün. Bunlar zor şeyler değil. Yeter ki o irade olsun, siyasi irade olsun, gerisi gelir.

Türkiye’nin şu andaki yönetim sistemi Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi de Hatay’ın sorunlarının çözülememesinin en önemli sebeplerinden birisi. Alakasız diyeceksin ama çok alakalı… Biraz önce oda başkanlarımızdan birisi dedi ki ‘Cumhurbaşkanı’nı bir sanayi sitesine götürdük, öbürüne götürmedik, götürmediğimiz için orada bir şey olmuyor.’

Bir ülkenin Cumhurbaşkanı’nın sanayi sitesine gidip gitmemesiyle orada bir şeylerin yapılıp yapılmaması arasında böylesine bir bağ kurulabilir mi? Olur mu böyle bir şey… Varsa bir sorun devlet onu çözer. ‘İlla ben göreceğim, ben talimat vermeyince sorun çözülmez‘ bu yaklaşım doğru değil. Ya da bir şey yapılırsa ben talimat verdim de yapıldı. Böyle bir şey yok… Türkiye 85 milyonluk büyük bir ülke.

Bunu tek  bir noktadan bir kişinin dağarcığıyla yönetemezsiniz, böyle bir şey mümkün değil. Ülkeyi yönetme yetkisinin mutlaka merkezden yerele doğru aktarılması gerekiyor. Ülkeyi yönetme yetkisinin üstten alta aktarılması gerekiyor. Yerelin sorunlarını en iyi yerel görür ve yerel çözüm üretir. Yerel yönetimlere ve yerel inisiyatiflere alan açmak gerekir. Bu ülke ancak böyle düzgün yönetilir.”

“İş bilenin kılıç kuşananın”

Babacan, TÜİK’in yüzde 42 olarak açıkladığı yeni dönemin ilk enflasyon rakamını başarı olarak niteleyen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve hükümete tepki gösterdi. Babacan, yeni ekonomi yönetiminin göreve başladığı 1.5 yıl önce enflasyonun yüzde 38 olduğunu daha sonra yüzde 70’lere kadar çıktığını hatırlatarak, “Yeni ekonomi yönetimi işe başladığında Haziran 2023’te enflasyon yüzde 38’di. Çıktı yüzde 70’e. Şimdi yüzde 42’ye indirdik diyorlar. Yüzde 42 enflasyon dünyanın en yüksek enflasyonlarından biri. Çok yüksek bir rakam. Sen tek haneye indir de göreyim mücadele edebiliyor musun? O zaman konuşalım” dedi.

Babacan, şunları söyledi: “İş bilenin kılıç kuşananın. Ben bir zamanlar almışım yüzde 70’lik enflasyonu indirmişim tek haneye hem de iki yılda. Bizim heybemiz başarılarla dolu. Heybesi boş olup da turp arayanlardan değiliz biz. Tekrar yaparız çok daha iyisini yaparız. Bu yüzde 42 enflasyona başarı diyerek kim çıkıp açıklıyorsa gerçekten ne yapıyorum ben, nerelerde dolaşıyorum, dünya değil başka gezegende miyim diye kendisine sorması lazım.”

Paylaşın

Babacan’dan “Süreç” Eleştirisi: Şüphelerimiz Artıyor

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin konuşan DEVA Lideri Ali Babacan, “Sorunların çözümü içeride siyasi diyalog dışarıda çok yönlü diplomasidir. Şiddet ve terörle hiçbir şey çözülmedi, çözülemez. 1 Ekim’de başlayan diyalog sürecini önemsiyoruz” dedi ve ekledi:

“Muhalefet olarak da üzerimizdeki sorumluluğun bilincindeyiz. Bu memleket meselesidir. Süreci ihtiyatlı bir iyimserlikle takip ediyoruz. Bu sürecin Suriye’deki gelişmelerden bağımsız yürütülemeyeceğinin farkındayız. Ancak ortada henüz açıklanmış bir yol haritası yok. İktidar bu konudaki samimiyetini ispatlayabilmiş değil.”

Babacan, konuşmasının devamında, “3, 5 ay oldu Bahçeli hemen hemen her hafta bir şey söylüyor ancak Sayın Erdoğan hala sürecin neresinde durduğunu açıklamış değil. Bu yeni süreç Erdoğan’ın adaylığı ve anayasa konusuyla eş zamanlı gündeme geldiğinde bizim şüphelerimiz artıyor” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) DEVA Partisi ve Gelecek Partisi tarafından kurulan “Yeni Yol” grubu Meclis’te ilk toplantısını gerçekleştirdi. Grup toplantısında konuşan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, özetle şunları söyledi:

“Bugün Türkiye adına tarihi bir güne şahitlik ediyoruz. Bu salonda kimler var? Sizlere soruyorum; hak ve adalet mücadelesinden asla vazgeçmeyenler burada mı? Yolsuzluğa, yasaklara ‘hayır’ diyenler burada mı? Türkiye’de demokrasi bayrağını düşürmeyenler burada mı? Gazze için ayağa kalkanlar burada mı? Güçlü bir Türkiye isteyenler burada mı? Biz iktidar sopasını ele geçirip, o sopayı kullanmaya çalışanlara da karşıyız.

Garibanlar üzerinden siyaset yapanlara karşıyız. Türkiye’nin yeni bir soluğa ihtiyacı var. Ülkemizi iki kutuplu halde bırakamayız. Neden yeni bir yol? Çünkü bunlar siyaset zeminini yok etmek istiyor. Çok sesliliğin önünü kapatmak istiyorlar. Bir iktidar tekeli bir de muhalefet tekeli oluşturmak istiyorlar. Bu dayatmalara itirazımız var. Güvenli yeni bir yola ihtiyaç var.

Bu yol dosdoğru siyaset yapanların yoludur. Artan faizlerin, yoksulluğun sorumlusu iktidardır. Unutmayalım; iktidara demokrasinin dışında bir parmak sallamayı alışkanlık haline getiren muhalefet de bu durumdan sorumludur. Parlamenter Sistem’den dönenler de sorumludur. İşte bu sebeple yeni bir yol açıyoruz. Bu yolu güç birliği ile görelim diyoruz.

Bu fırsatı iyi kullanmak zorundayız. Kuvvetle inanıyorum ki yeni yol yerini bulacak. Ülkemizin gerçek gündemi ekmek kavgasıdır. Siz bu ülkenin ekonomisini mahvettiniz. Türkiye yoksullar toplumu haline geldi. Bütün vatandaşlarımızın tamamı yoksulluk derecesine göre değerlendiriliyor.

Zamları gördünüz asgariye yüzde 30. Ama vergide ne yaptılar? En az yüzde 40 oranında arttırdılar. Sayın Erdoğan’a sesleniyorum; Siz ne yaptığınızın farkında mısınız? Ekonomist olmanın sonucu bu mu? Alanı ekonomi olmanın sonucu bu mu? Kimi aldattığınızı sanıyorsunuz? Bu ülkede vaktiyle 34 yıllık yüksek enflasyon sadece iki yılda tek haneye düştü mü? Ve yıllarca tek hanede kaldı mı? Peki bu nasıl oldu? Bunu anlamamışlar. Anlasalardı yapmazlar mıydı? “Ben imza attım enflasyon düştü” demiyor muydu? Hadi at o imzayı da yine düşsün.

Bugün Türkiye, dünyadaki en yüksek faize sahip olmasına rağmen en yüksek enflasyonlu altıncı ülke. Erdoğan ne demişti? “Vatanı satmak, yüksek faizle, yüksek enflasyon ve kötü yönetimle ülkenin ve milletin kaynaklarını heba etmekle olur” demişti. Nasıl hesap ederseniz edin. En yüksek faizinin ödendiği bütçe Sayın Erdoğan’ın imzasıyla Meclis’e sev edilip geçen 2023 yılı bütçesidir.

OECD ülkelerinde en berbat olan ülke biziz. ‘Ev gençleri’ diye bir şey oluştu. Böyle bi r şey olabilir mi? TÜİK’in alışveriş sepetini neden kapatıyorsunuz? Merkez Bankası ne kadar döviz alıyor, satıyor? Neden açıklamıyorsunuz.

Bu iktidar herkesin cebine bir kumar makinesi koydu. Kumarhane açmak yasak ama kumar oynamak serbest. Yasal olsun yasa dışı olsun ne fark eder. Yasal olandan yandaşlar kazanıyor, yasal olmayanlardan bir başkaları…

Uyuşturucu ve madde bağımlılığı çocuk denecek yaşlara indi artık. Organize suç örgütleriyle toplum iç içe geçmiş durumda. Doğan çocuk sayısı son yılların en düşük sayısı. Gelişen ülkelerde zenginken yaşlanan toplumlar vardır. Türkiye’de ise insanlar yoksulluktan yaşlanıyor.

Açıkladıkları teşvik paketine baktık. Gerçeklikten çok uzak. Hükümetin kontrolünde olan kanallarda aile kültürümüzün en büyük tehdidi o dizi senaryolarıdır. Bu kanallar aile yapımızın temeline dinamit koyuyorsa…

Sayın Erdoğan, torununun uyarısı üzerine Paris Olimpiyatları’nın açılışına gitmedi. Peki bu kanallar için kendisini uyaran bir Allah’ın kulu yok mu? Kaçamaz… Sorumluluktan kurtulamaz. Ülkemizdeki sorunların çözümü demokratik siyasettir. Şiddet ve terörle hiçbir şey çözülemez. 1 Ekim’de başlayan diyalog girişimini önemsiyoruz. Üzerimizdeki sorumluluğun bilincindeyiz. Süreci takip ediyoruz. Bu sürecin Suriye’deki gelişmelerden bağımsız yürütülemeyeceğinin de farkındayız.

“Erdoğan bu sürecin tam olarak neresinde durduğunu hala açıklamış değil”

Ancak, ortada henüz açıklanmış bir yol haritası yok. İktidar bu konudaki samimiyetini ispatlayabilmiş değil. Bakın, hala açıklığa kavuşmamış önemli bir husus var… Tam 3,5 ay oldu. Sayın Bahçeli her hafta bir şeyler söylüyor… Ancak, Sayın Erdoğan bu sürecin tam olarak neresinde durduğunu hala açıklamış değil. Hele hele, bu önemli mesele, Yeni Anayasa ve Erdoğan’ın tekrar aday olup olmayacağıyla eş zamanlı olarak tartışıldığında, bizim şüphelerimiz artıyor.

Umarız ki hiç kimse, böylesine kadim bir sorunun çözümüyle ilgili gayretleri, şahsi bir siyasi fırsatçılık alanı olarak görmez. Bu uyarıyı yapmak, ülkemizi seven vatandaşlar olarak bizim görevimiz.

Şimdi çok değer verdiğim gençlere seslenmek istiyorum: Evet, Türkiye’nin büyük sorunları var. Bir simülasyona hapsolduğunuzu düşünüyorsunuz. Ancak, bu büyük ve güzel ülkemizden asla umudunuzu kesmeyin. Biz, her zorluğun üstesinden gelebilecek bir milletiz. Biz var olduğumuz sürece, birlikte hareket ettiğimizde, dayanışma içinde olduğumuzda, her türlü engeli aşarız. Geçmişte olduğu gibi bugün de, kararlılıkla ilerleyerek, Türkiye’yi daha aydınlık yarınlara taşımak için gereken iradeye sahibiz. Bugün, burada, üç lider, üç parti, milletin sesi olmak üzere bir araya geldik, güç birliğini başlattık.

Umut, pasif bir bekleyiş değildir. Umut eyleme geçme arzusudur. Teşkilatlarımız, bu güç birlikteliğinin en önemli yapı taşlarıdır. İşte teşkilatlarımız eyleme geçmek için burada ve hazır. Şöyle bir soralım… Arkadaşlar hazır mısınız? Hazır mısınız? Evet hep beraber buradayız ve hazırız.

Sevgili Deva Partililer, Gelecek Partililer, Saadet Partililer; Sözlerime son verirken bir kez daha vurgulamak isterim ki… Bu yolda hep beraber, samimiyetle, sevgiyle ve kararlılıkla yürüyeceğiz. Her bir vatandaşımızın kalbine dokunmak, güvenini kazanmak için canla başla çalışacağız. Önce gönülleri kazanacağız, sonra destek talip edeceğiz.

Yeni Yolu’un kuruluşunda emeği olan başta değerli genel başkanlarımız olmak üzere, tüm ilgili arkadaşlarımıza tekrar huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Demokrasi için, adalet için, kardeşlik için, barış ve huzur için, herkesin özlem duyduğu bir Türkiye için; Yeni Yolumuz hayırlı olsun, yolumuz açık olsun diyor, herkesi tekrar sevgiyle saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın

“Yeni Yol”un Hedefi Belli Oldu: Parlamenter Sistem

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, gazetecilere yaptığı açıklamada, Gelecek Partisi ve Saadet Partisi ile kurdukları “Yeni Yol” grubunun ortak amacının “parlamenter sistem” olduğunu söyledi.

Babacan, grubun genişlemesi ve yeni katılımlar konusundaki en önemli kriterlerinin “parlamenter sistem” olduğunu ifade etti. Parlamenter sistem konusunda, samimi ve kafası net olan partiler veya milletvekilleriyle grubun genişleyebileceğini belirtti.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, bir grup gazeteciyle sohbet toplantısında bir araya geldi. BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın aktardığına göre; Babacan, önümüzdeki süreçte nasıl bir yol yürüyeceklerine ilişkin soruları yanıtladı.

Babacan, üç siyasi partinin kurumsal kimliklerini koruma koşuluyla oluşturulan Yeni Yol’un ilk grup toplantısında, üç partinin genel başkanlarının söz alacağını, daha sonra dönüşümlü olarak grup toplantılarında genel başkanların konuşma yapacağını ifade etti.

Babacan’ın verdiği bilgiye göre Yeni Yol’un grup başkanı Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Bülent Kaya olurken, grup başkanvekilliklerini DEVA Partisi’nden Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, Gelecek Partisi Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ üstlendi. Yeni Yol grubunun ilk genel başkanı DEVA Partili Cemal Mümtaz Akıncı oldu.

Babacan, genel başkanın ve grup yönetiminin, her yıl Ocak ayında başka bir partiden birer yıllığına seçileceğini söyledi.

AKP hükümetlerinde AB’den sorumlu Devlet Bakanlığı görevini de üstlenen Babacan, Yeni Yol grubunun oluşum biçimini, Avrupa Parlamentosu ve AB ülkelerindeki uygulamalara benzediğini vurguladı.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesinden sonra, seçim yasasında yapılan değişiklikle, siyasi parti ittifaklarının yasal alt yapısının oluşturulduğuna dikkat çeken Babacan, şunları söyledi:

“Diğerleri siyasi kararlarla, siyasi birliklerle gerçekleşiyor. Dolayısıyla bu seçim öncesinde yapılan iş birliği modellerine biz şimdi yeni bir tanesini de eklemiş oluyoruz. Bu da ortak grup. Aslında AP ve AB’ye üye ülkelere baktığınızda grup farklı. Partilerin bir araya gelip oluşturduğu yapılara aslında grup deniyor. Dolayısıyla bizde şu anda yasal altyapı buna müsait değil. Biz ne yapabiliriz diye çalıştık ve ortak bir parti tüzel kişiliği oluşturalım ve ortak parti tüzel kişiliği altında milletvekillerimiz meclis çalışmalarını yürütsünler.”

Ortak grup için geçen Eylül ayı sonunda görüşmelere başladıklarını ifade eden Babacan, ilerleyen süreçte bunun seçim işbirliğine dönüşebileceğini vurguladı.

Babacan, “Partilerin şimdiden yan yana yürümeye başlaması, şimdiden işbirliğinin bu temellerini atıyor olmaları ve bu işbirliğinin genişlemeye açık bir işbirliği olmasını çok önemsiyoruz” dedi.

Yeniden Refah Partisi’nden de gruba bir milletvekilinin katılacağı yönündeki iddiaların anımsatılması üzerine Babacan, üç parti olarak grup çalışmasına başlandığını, ancak yeni milletvekili ve parti katılımlara da kapalı olmadıklarını ifade etti.

Gruba yeni katılımlar konusunda üç partinin mutabakatını arayacaklarını belirten Babacan, “Dolayısıyla bugün için bir karar yok ama prensipte diğer partilerin de katılımına açık bir açık kapı politikası izleyeceğiz. Avrupa Birliği’nde açık kapı politikası vardır, ama üye olmak için mevcut üyelerin hepsinden onay alır” ifadelerini kullandı.

Babacan, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ve CHP Lideri Özgür Özel’e de yeni oluşumla ilgili bilgi verdiklerini, ancak bir davetin söz konusu olmadığını ifade etti.

Ortak grup kurma çalışmaları sürerken, DEVA Partisi’nden üç milletvekili istifa etti. İstifa eden isimlerden Selma Aliye Kavaf ve Burak Dalgın, gerekçe olarak ortak grup çalışmasını gösterdi.

Partisinden istifaları değerlendiren Babacan, parti yönetimi ve teşkilatlarının ortak grup kurulmasına olumlu baktığını ve destek verdiğini vurguladı.

İstifalar konusunda üzgün olduklarını, ancak parti teşkilatlarında kızgınlık da olduğunu vurgulayan Babacan,genel merkez olarak “gidenin arkasından konuşmama” kararı aldıklarını ifade etti.

İstifa eden milletvekillerinin AKP’ye katılmaları halindeki tutumunun sorulması üzerine Babacan, “Öyle bir şey beklemem. Ama öyle bir şey olursa, üzüntüm kat kat artar” görüşünü dile getirdi.

“Yerel seçimlerde her yerde aday çıkardık”

DEVA Partisi’nin büyüyememesi yönündeki eleştirilerin sorulması üzerine de Babacan, yerel seçimlerde her yerde aday çıkardıklarını anımsattı. Babacan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çünkü eğer bir siyasi partinin uzun vadeli bir iddiası varsa, yani bu ülkede kalıcı olarak siyaset için biz varız diyorsanız, yani seçim sonuçları öyle olmuş ya da böyle olmuş etkilememesi lazım. Yani seçim sonucu şöyle olmuş, böyle olmuş, yok anketler falan bunlar bizi etkilemiyor. Tabii ki gayret etmemiz lazım, güçlenmemiz lazım.”

Babacan, üç partinin birleşmesi konusunu daha önce konuştuklarını, ancak şu anda böyle ihtimalin zor göründüğünü de ifade etti.

Ali Babacan, grubun genişlemesi ve yeni katılımlar konusundaki en önemli kriterlerinin “parlamenter sistem” olduğunu ifade etti.

Parlamenter sistem konusunda, samimi ve kafası net olan partiler veya milletvekilleriyle grubun genişleyebileceğini belirten Babacan, parlamenter sistem etrafında kurulan Altılı Masa’daki bazı partilerin, daha sonra fikrinin değiştiğini söyledi.

“CHP’yi mi kastediyorsunuz?” sorusuna ise Babacan, “Hangi CHP, diye sormak lazım. Bir tane değil gibi geliyor bana şu anda” yanıtını verdi. Babacan, sadece CHP değil, Altılı Masa’daki partilerde de “Bu başkanlığın yetkileri çok önemli. Biz iktidara gelince kullanmamız lazım” yaklaşımı sergilediğini söyledi.

Babacan, İYİ Parti’nin Eski Genel Başkanı Meral Akşener’in, seçimlerden sonraki tutumuna ilişkin soru üzerine de şu görüşleri dile getirdi:

“Bilemiyorsunuz ki tabi insanların, biz tabi sadece söyledikleriyle ve yaptıklarıyla ölçüyoruz. Niyetlerini okumak çok zor. Orada da ben ifade ettim yani eğer bu iş olmadıysa en önemli sebeplerden birisi kavgasız, gürültüsüz bu altı parti bu ülkeyi beraberce yönetebilir güvenini oluşturmadık. Bu sözün kime gittiğini anlaşıldı herhalde.”

Paylaşın

Babacan’dan “Süreç” Yorumu: İhtiyatlı Bir İyimserlikle İzliyoruz

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişin konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Kısaca özetlemek gerekirse biz bir ihtiyatlı iyimserlikle bu süreci izliyoruz. Memleketimizin gerçekten kadim bir sorunudur. Bu sorunun çözülmesiyle alakalı, çok küçük bir ihtimal bile olsa, yüzde 5 bile ihtimal olsa biz o ihtimali destekleriz diyoruz ” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Öte yandan da haklı sorularımız var. Yani bir yol haritası var mıdır, bilmiyoruz. Bir görüşme trafiği var ama bunun arkasında gerçekten bir plan-program var mı, yol haritası var mı bilmiyoruz. Bu süreç samimi bir süreç midir, bilmiyoruz, henüz o samimiyet testinden de geçtiğini düşünmüyoruz. Aynı zamanda Sayın Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanı’nın bu konunun, bu sürecin neresinde durduğunu da bugün itibariyle henüz anlamış değiliz. Dolayısıyla bütün bu sorularımızın da cevabı ümit edelim ki en kısa zamanda verilir. Ama genel anlamda dediğim gibi, ihtiyatlı bir iyimserlikle bu süreci izliyoruz.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Diyarbakır’da basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Ali Babacan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Dün üç partinin genel başkanı, oturduk ve en son bu sürecin, bu yeni yapılanmanın detayları konusunda mutabakata vardık. Bugün kurucular kurulu bir araya geldi. Ve kuruluşla ilgili dilekçe İçişleri Bakanlığına saat dört civarında teslim edildi. Yani tüzel kişilik böylece kurulmuş oldu ve bizim genel başkan yardımcımız, Anayasa Mahkemesi üyeliği de yapmış; hakka hukuka, adalete özeniyle de herkesin takdir ettiği bir isim, Mümtaz Akıncı da bu yeni yapılanmanın genel başkanı oldu. Ben hayırlı olsun diyorum. Bu yeni yapı bu aşamada Meclis çatısı altında üç partinin çalışmalarının bir grup faaliyeti olarak yürümesini sağlayacak. Bugünkü ilk etapta yeni yapının amacı bu.

Avrupa siyasetine baktığımızda, Avrupa Parlamentosuna baktığımızda aslında farklı partilerin bir araya gelip grup oluşturması mümkün; pek çok Avrupa ülkesinde bu mümkün ama bizim mevzuatımız izin vermiyor. Dolayısıyla biz kendi mevzuatımıza uygun, üç partinin beraber bir grup oluşturması nasıl olabilir diye incelediğimizde yeni bir parti tüzel kişiliğinin oluşması ve bu tüzel kişilik altında milletvekillerimizin çalışmalarını sürdürmesinin mümkün olduğunu değerlendirdik ve bir yola çıktık. Bundan sonraki süreçte bu üç partinin çalışmaları daha yakın olacaktır. Ama DEVA Partisi’nin tüzel kişiliği duruyor. Saadet Partisi’nin tüzel kişiliği duruyor. Gelecek Partisi’nin tüzel kişiliği duruyor. Hatta milletvekillerinin hepsi bu yeni grupta yer almayacak. Her partiden belli sayıda milletvekili, kendi partilerinin milletvekili olarak devam edecekler. Böylece her üç parti de Meclis’te temsil edilen siyasi partiler listesinde de yerlerini koruyacaklar.

İlerleyen Türkiye’nin, demokrasisini ilerleten Türkiye’nin aynı Avrupa demokrasilerinde olduğu gibi yeni modellere ihtiyacı var. Dolayısıyla biz bu birlik beraberliğin, partilerin işbirliği modellerinin gelişmesini istiyoruz, ilerlemesini istiyoruz. Özellikle 2017 Anayasa Değişikliği yapıldıktan sonra siyasi partilerin birlik beraberlik içerisinde, güç birliği içerisinde daha iyi neticeler alacağına inanıyoruz ve şuna bakıyoruz biz: Her partinin farklı programı olabilir, her partinin farklı geçmişi olabilir ama Türkiye’nin yarınlarında buluşabiliyor muyuz, biz buna bakıyoruz. Şunu gördük ki hem Saadet Partisi’yle hem Gelecek Partisi’yle ülkenin yarınlarında buluşuyoruz. Bu gerçekten önemli bir zemin, önemli bir iş birliği.

12 Ekim’de yaptığımız 2. Büyük Olağan Kongremizde de söylemiştim. Demiştim ki, ‘Türkiye’nin gerçekten bu ana muhalefetle iktidar bloğu arasında sıkışıp kalmaması gerekiyor, vatandaşlarımızın önüne yeni ve güçlü tercihler koymamız gerekiyor. Bu yeni ve güçlü tercihlerin de ancak güç birliğiyle oluşması gerekiyor. Türkiye için yeni bir yol gerekiyor’ demiş idim. ‘Bu yolu dostlarımızla, ülkemiz için aynı hayali, aynı hedefi paylaştığımız dostlarımızla beraber yürümek istiyoruz’ demiştim. O 12 Ekim’de yaptığım çağrı ve diğer partilerin de; hem Saadet hem de Gelecek Partisi’nin genel başkanlarının daha önce birlik ve beraberlik çağrıları da vardı biliyorsunuz. Dolayısıyla bütün bu birlik beraberlik çağrılarını bir araya getirdik; şimdi beraber bir yol yürümeye başladık inşallah.”

Ali Babacan, Akdeniz Belediyesi’ne kayyum atanmasıyla ilgili ise şu ifadeleri kullandı: “Biliyorsunuz, bizim DEVA Partisi olarak bu kayyum uygulamasıyla alakalı tutumumuz çok net. Tabii ki her bir kayyum uygulamasının dosyası farklı farklı, dosyaların içeriğini bilemiyoruz. Ama bizim prensibimiz var. Biz diyoruz ki bağımsız, tarafsız bir yargı kararı olmadıkça hiçbir belediye başkanı görevinden alınmamalı. Seçilmiş bir belediye başkanı, halkın iradesini temsil eden bir belediye başkanı, atanmış bir kişinin imzasıyla görevden alınmamalı. Bağımsız, tarafsız bir yargı kararıyla diyelim bir görevden alınma uygulaması olsa dahi, onun yerine seçilecek belediye başkanının mutlaka belediye meclisi içerisinden, yani seçilmişler içerisinden tekrar seçilmesi lazım. Bizim bu konudaki duruşumuz çok net.”

“İhtiyatlı bir iyimserlikle bu süreci izliyoruz”

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişin ise Babacan, şunları söyledi: “Kısaca özetlemek gerekirse biz bir ihtiyatlı iyimserlikle bu süreci izliyoruz. Memleketimizin gerçekten kadim bir sorunudur. Bu sorunun çözülmesiyle alakalı, çok küçük bir ihtimal bile olsa, yüzde 5 bile ihtimal olsa biz o ihtimali destekleriz diyoruz. Öte yandan da haklı sorularımız var. Yani bir yol haritası var mıdır, bilmiyoruz. Bir görüşme trafiği var ama bunun arkasında gerçekten bir plan-program var mı, yol haritası var mı bilmiyoruz. Bu süreç samimi bir süreç midir, bilmiyoruz, henüz o samimiyet testinden de geçtiğini düşünmüyoruz. Aynı zamanda Sayın Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanı’nın bu konunun, bu sürecin neresinde durduğunu da bugün itibariyle henüz anlamış değiliz. Dolayısıyla bütün bu sorularımızın da cevabı ümit edelim ki en kısa zamanda verilir. Ama genel anlamda dediğim gibi, ihtiyatlı bir iyimserlikle bu süreci izliyoruz.”

Paylaşın

Babacan’dan “Çatı Parti” Açıklaması: Çalışmalar Devam Ediyor

DEVA Partisi ile Saadet Partisi arasında yürütülen “çatı parti” görüşmelerine ilişkin konuşan Ali Babacan, heyetlerin toplantılarının devam ettiğini belirterek, “Bu önümüzdeki süreçte de bu toplantılar devam edecek. Ve bu çatı grup formülünü biraz ete kemiğe büründürmeye ilgili de bir çalışmaya devam edecek arkadaşlarımız” dedi.

Babacan, partilerin iç süreçlerini tamamlamasının ardından nihai kararların verileceğini ifade etti. Ali Babacan, “Biz şu an itibariyle bu meseleye olumlu bakıyoruz ve Türkiye’ye yepyeni bir modeli, yepyeni bir iş birliği modelinde kazandırmayı arzu ediyoruz” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Sözcü TV’de Saadet Partisi ile yürütülen “çatı parti” görüşmelerine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Babacan, Eylül ayından itibaren diğer siyasi partilerle görüşmelere başladıklarını belirtti ve şunları söyledi: “Öncelikle Saadet Partisi ile çalışmalarımız belli bir noktaya gelmişti. Daha sonra Gelecek Partisi ile çalışmalar belli bir aşamaya gelmişti.” Babacan, salı günü Nedim Yamalı’nın istifasından sonra, olgunlaşmış bir çalışmayı hayata geçirmeye karar verdiklerini açıkladı.

Babacan, “Dün üç genel başkan öğlen saatlerinde bir araya geldik. Sayın Davutoğlu ve Sayın Arıkan ve ben üçlü bir araya geldik. Zaten üzerinde epeydir çalıştığımız kadrolarımızın da üzerinde çalışıp bir çerçeve oluşturduğu bir modeli hayata geçirmeyle ilgili prensip kararı aldık” dedi. Babacan, bu prensip kararının “karar aldık bitti” anlamına gelmediğini, model üzerinde çalışmaya devam edeceklerini belirtti.

Babacan, heyetlerin toplantılarının devam ettiğini belirterek, “Bu önümüzdeki süreçte de bu toplantılar devam edecek. Ve bu çatı grup formülünü biraz ete kemiğe büründürmeye ilgili de bir çalışmaya devam edecek arkadaşlarımız” dedi. Babacan, partilerin iç süreçlerini tamamlamasının ardından nihai kararların verileceğini ifade etti. Babacan, “Biz şu an itibariyle bu meseleye olumlu bakıyoruz ve Türkiye’ye yepyeni bir modeli, yepyeni bir iş birliği modelinde kazandırmayı arzu ediyoruz” dedi.

“Mustafa Yeneroğlu” açıklaması

Ali Babacan, Mustafa Yeneroğlu’nun istifasıyla ilgili şunları söyledi: “Bizler üzüldük kuşkusuz. Bütün partideki arkadaşlarımız derin bir üzüntü duyduk Mustafa Bey’in ayrılmasından. Mustafa Bey bizim kurucularımızdan ve gerçekten kuruluştan bu yana, partimizin kuruluşundan bu yana çok büyük emeği oldu, çok büyük katkıları oldu.”

Babacan, Yeneroğlu için “Türkiye için büyük kıymettir Mustafa Bey” ifadelerini kullandı ve ekledi: “Buradan canlı yayında da bütün Türkiye’ye söyleyeyim ki Mustafa Yeneroğlu’na benim şahsi hakkım sonuna kadar helal olsun.” Babacan, Yeneroğlu’nun ayrılma niyetini kendisine aralık ayı başında bildirdiğini ve dostluklarının baki kalacağını belirtti.

Paylaşın

Babacan’dan “AK Parti’ye Dönecek Misiniz?” Sorusuna Dikkat Çeken Yanıt

Ali Babacan, AK Parti’ye dönüp dönmeyeceğine ilişkin soruya, “Yıllardır beraber çalıştığımız insanlar olmadı, olmuyor işte. Zaten olmadığı için ayrıldık. Şimdi ne değişti de geri döneceksiniz?” şeklinde yanıt verdi.

Babacan, bu yönde çıkan iddialara ilişkin ise, “Yani DEVA Partisi olarak biz sapasağlam yerimizde duruyoruz ve kendi ilkelerimiz ve değerlerimiz doğrultusunda bildiğimiz istikamette yürüyoruz. Bizim istikametimiz çok net”  ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan, İlke TV’de yayınlanan Konuşma Zamanı programında Kemal Avcı’nın konuğu oldu. Siyaset ve ekonomi ağırlıklı olarak gündeme dair değerlendirmelerde bulunan Babacan, Suriye, 1 Ekim’de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Meclis’te DEM Parti milletvekilleri ile tokalaşması sonrası yaşanan gelişmeler ve hükümetin kayyım kararlarına ilişkin de açıklamalarda bulundu.

“HTŞ Türkiye’nin kontrol ettiği bir örgüt değildir” diyen Ali Babacan, hükümetin Suriye’de yaşananları iç kamuoyuna yansıtış biçiminin gerçekçi olmadığını belirtti ve iç kamuoyunu tatmin kaygısıyla atılacak her adım hem Türkiye’nin kendisine, hem de Suriye’ye fayda getirmeyeceğini ifade etti. Babacan, “Türkiye için nihai hedef Suriyelilerin barış içinde yaşaması olmalı, bu işin öncülüğünü de Suriye halkları yapmalı” diye konuştu.

Suriye’de 27 Kasım’da cihatçı güçlerin başlattığı askeri hareketlenmeyi değerlendiren Ali Babacan, “HTŞ harekete geçmeden önce Türkiye’yi bilgilendirmiş olabilir” ifadelerini kullandı. Babacan, bu bağlamda iç kamuoyuna da “Bakın Suriye’de yeni bir durum var, ama bakın biz çözüm istiyoruz, şiddet bitsin istiyoruz” verildiğini belirtti. Ali Babacan, “Dolayısıyla bütün bunlar belli bir program dahlinde yapıldıysa bir, doğru yapılana, sürece destek vermek zorundayız. Bahçeli’nin açıklamalarının çoğu doğrudur ama eksiktir, hak ve özgürlükler konusunda bir şey söylemiyor, orada da yapılacaklar var” ifadelerini kullandı.

Bahçeli’nin “Öcalan” çağrısına çok şaşırdım 

MHP Genel Bahçeli’nin 22 Ekim’de Meclis’te yaptığı ‘Öcalan çağrısı’ ile ilgili ‘çok şaşırdım’ diye konuşan Ali Babacan, Bahçeli’nin konuşma metnini okuduğunu ve metni hazırlayanların çatışma çözümü konusunda ‘derslerine iyi çalıştığını’ ve ‘bundan memnun olduğunu’ söyledi. Kürt sorununun çözümü için ortaya konan tüm niyetlerin kıymetli olduğunu ifade eden Babacan, bunun Türkiye’nin kadim bir sorunu olduğunu vurguladı.

Ali Babacan Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim’de çağrısını işaret ederek “Sayın Erdoğan topa bayağı geç girdi” dedi ve Erdoğan’ın bu konuda bir süre suskun kaldığını belirtti. Babacan, “Bahçeli’nin böylesine önemli bir konuda yaptığı bu kadar ileri bir açıklamayı Sayın Erdoğan’dan habersiz yapmış olduğuna ben pek ihtimal vermem” dedi ve Cumhur İttifakı ortağı iki liderin bir süre kamuoyundaki tepkileri ölçtüğünü savundu.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 1 Ekim’de başlayan ‘sürecin’ ağır da olsa işlediğini, ancak yaklaşık bu 3 aylık dönemde ‘süreci’ aksatacak ve zarar verecek önemli bir gelişme olmadığını ifade etti. Bu ‘sürecin’ Suriye’deki gelişmelerle beraber yürümesi gerektiğini savunan Babacan, çözümün İran ve Irak’ı da içine alacak biçimde ‘bölgesel perspektiften’ ele alınması gerektiğini belirtti.

“Bahçeli’den böyle bir açıklama geldikten sonra DEM Parti’nin diyaloğa açık bir tutum sergilemesini takdir ediyoruz” diyen Babacan, “Kürt vatandaşlarımız gerçekten çok samimi insanlar, küçük bir ışık gördüğü anda olumlu bir yaklaşım söz konusu. Umut ediyorum hiç kimse onların bu samimiyetini boşa çıkarmaz” ifadelerini kullandı.

Belediyelere hükümet tarafından atanan kayyımlara dair de açıklamalarda bulunan Ali Babacan, “Kayyım uygulaması yanlıştır diyoruz. Mevcut haliyle demokrasinin kalbine vurulmuş bir hançerdir diyoruz. Seçilmiş olmanın verdiği bir hak vardır ve meşruiyet vardır. Belediye başkanları milletin iradesini temsil eder. Belediye başkanları ile ilgili konu bağımsız yargı tarafından ele alınmalıdır. Yerine gelecek belediye başkanının da belediye meclisinden seçilmesi lazım” diye konuştu.

“Bizim istikametimiz çok net”

Ali Babacan, AK Parti’ye katılıp katılmayacağı sorusuna ise, “Varsayımlarla konuşmak bence insanların kafasını da karıştırıyor. Eğer AK Parti şöyle olursa, eğer Sayın Erdoğan böyle yaparsa… Yıllardır beraber çalıştığımız insanlarla olmadı, olmuyor işte. Zaten olmadığı için ayrıldık. Şimdi ne değişti de olacak ki geri döneceksiniz yani? Değil mi? Ne değişti de? Bir irade beyanım var. Bırakın adımı, iradenin beyanı bile yok” diye yanıt verdi.

Babacan söz konusu iddialara ilişkin “Yani DEVA Partisi olarak biz sapasağlam yerimizde duruyoruz ve kendi ilkelerimiz ve değerlerimiz doğrultusunda bildiğimiz istikamette yürüyoruz. Bizim istikametimiz çok net” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Babacan: Nüfusun Yüzde 5’i Zenginleşti, Yüzde 95’i Fakirleşti

Hükûmetin ekonomi politikasını değerlendiren DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Ekonomi politikalarındaki başarı demek geniş kitlelerin refahının topyekûn artması, ülkenin topyekûn zenginleşmesidir” dedi ve ekledi:

“Şimdi eğer ‘Büyüdük’ diyorsanız ama büyümenin nimetlerinden nüfusun sadece yüzde 5’i yararlanıyorsa, yine TÜİK rakamları bunlar son 5 yılda nüfusun sadece yüzde 5’inin gelişmesi… Geri kalan yüzde 95’in geliri reel olarak ya sabit kaldı ya da düştü… Demek ki büyüdük dediğinizden istifade eden yüzde 5. Bu, yüksek faiz ve aynı zamanda rekabetin işlememesi sebebiyle, sonuçta belki hali vakti yerinde memnun küçük bir kesim, ama gittikçe fakirleşen, fukaralaşan geniş milyonlar… Tablo bu maalesef.”

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan, “Mesele Ekonomi” yayınında Semih Sakallı ve Erdal Sağlam’ın sorularını yanıtladı. 2025 Yılı Bütçe Kanunu Teklifi, asgari ücret zammı, tarım politikaları ve Suriye meselesine yönelik yaptığı değerlendirmelerde Ali Babacan şunları söyledi:

“Ekonomi politikalarındaki başarı demek geniş kitlelerin refahının topyekûn artması, ülkenin topyekûn zenginleşmesidir. Şimdi eğer ‘Büyüdük’ diyorsanız ama büyümenin nimetlerinden nüfusun sadece yüzde 5’i yararlanıyorsa, yine TÜİK rakamları bunlar son 5 yılda nüfusun sadece yüzde 5’inin gelişmesi… Geri kalan yüzde 95’in geliri reel olarak ya sabit kaldı ya da düştü… Demek ki büyüdük dediğinizden istifade eden yüzde 5. Bu, yüksek faiz ve aynı zamanda rekabetin işlememesi sebebiyle, sonuçta belki hali vakti yerinde memnun küçük bir kesim, ama gittikçe fakirleşen, fukaralaşan geniş milyonlar… Tablo bu maalesef.

KOBİ’ler, küçük esnaf cidden sıkıntıda. 23 milyon şu anda dava var. 23 milyon icra dosyası var Türkiye’de, biliyor musunuz? 86 milyonluk bir ülkede 23 milyon icra dosyası var şu anda mahkemelerde… Yani reel kesim KOBİ’ler belki de son yılların en zor şartlarını yaşıyorlar. Hele hele ihracatçılar yüksek faiz ödemek zorunda, maliyetleri artmış. Ama döviz kuru fazla değişmediği için satış fiyatlarını artıramamışlar. Satış fiyatları döviz kuruyla baskılanıyor ama maliyetler artmış, yüksek faiz. Bu şartlarda yeni yatırım da çok zor, ihracat artışı da çok zor. Olmuyor da nitekim.

Türkiye’de ilk defa bir nesil kendinden sonraki nesille ilgili endişeli. Yani bir nesil kendinden sonra gelen neslin daha kötü şartlarda yaşayacağından endişeli. Böyle bir şey yaşamamıştı ülke ya. Cumhuriyet tarihine bakın; her nesil bir öncekine göre daha iyi şartlarda, daha iyi şartlarda, daha iyi şartlarda yaşadı bu ülkede. Ama ilk defa son 10 yıldır bir nesil daha önceki nesilden daha düşük hayat standartlarına mahkûm kalıyor. Bu tarihi bir şey yani.

Türkiye’de bakıyorsunuz gıda enflasyonuna, bir de OECD ülkelerindeki gıda enflasyonuna bakıyorsunuz… Şimdi bunun en önemli sebebi tarımdaki girdi maliyet. Tarımda verilen destek çok az. Yani tarım politikalarında çiftçi desteği çok az. Dolayısıyla hem çiftçi gerçekten son derece sıkışmış durumda, çiftçinin büyük bir kısmı zarar ediyor. Ama aynı zamanda yükselen maliyetler sebebiyle gıda fiyatları artıyor ve OECD içerisinde en yüksek gıda enflasyonu şu anda Türkiye’de. Halkın temel ihtiyacı, yani olmazsa olmaz ihtiyacı bu gıda.

Avrupa Birliği’nin kendi içerisinde tarıma korkunç destek mekanizmaları var; çiftçi korunuyor. Çiftçiye destek veriyor ki çiftçi mümkün olduğunca ucuza mal etsin ve halk ucuza gıda tüketsin. Gerçekten işi bilen bir tarım kadrosu yok Türkiye’de… Tarım Bakanlığına baktığınızda Bakan’a bakın, yöneticilerine bakın. Gerçekten o işi bilen ve Türkiye’yi tanıyan insanlar yok. Kaldı ki dönüp dolaştığında bu işin bir koordinasyonu gerekiyor. Yani bir koordinasyon mekanizması içerisinde tarım politikalarının ele alınıp desteklenmesi gerekiyor.

Eğer tarıma sadece bütçeden ödeme yaptığımız bir yer, bu çiftçiler başımıza çıktı, durmadan bizden para istiyorlar falan diye bakıyorsanız yürümez. Ama bütüncül bir şekilde ya tarım önemli, gerektiğinde bankacılık sistemi üzerinden uygun kredilerle, bütçe üzerinden akıllıca tasarlanmış desteklerle biz hem çiftçimize sağlıklı tutalım hem çiftçimiz hayatını geçindireceği bir gelire sahip olsun, hem de vatandaşımız uygun şartlarda gıdaya ulaşabilsin diyorsanız, o zaman bu başka bir bakış açısı gerekiyor.

İmar rantı, emsal değişikliği, imar geçti meseleleri en büyük rantın oluştuğu alanlar. Bir avuç insan para kazansın diye, milyonlar çok daha pahalı konutlarda oturmak zorunda kalıyor. Ve konut, bırakın artık satın alma çoğu için hayal, kiralamak bile zorlaşıyor Türkiye’de. Peki bunun finansmanı nasıl olacak? Aslında bunun için biz, Konut Finansmanı Kurumu diye bir modeli Türkiye için önerdik. Önermeye de devam ediyoruz.

Bu, büyük ekonomilerin hepsinde olan bir sistem. Mesela Almanya’da vardır, Japonya’da vardır, Amerika’da üç tane vardır bunlardan. Yani konut finansmanıyla ilgili, konut kredilerini bankalardan toptan bir şekilde alıp, paketleyip, uluslararası piyasalarda buna yatırımcı çeken, bunun karşısında gelen nakit akışıyla da yeni konutları finans eden bir sistem. Nihayetinde, Hazine’nin burada önemli bir paydaşı olarak, sadece biraz kefalet, biraz arsa teminiyle önemli bir paydaşı olduğu Hazine’de, ama bankaların ve yatırımcıların da içinde olduğu bir sistem.

‘Kardeşim bu düzen büyük bir haksızlık! Bu düzen aslında insanlara büyük ve haksız kazançlar sağlıyor. Dolayısıyla bunu düzeltmemiz lazım. Bunu gerçekten bir adil bir mekanizmaya bağlamamız lazım’ diye bir dert de yok. Ama bunun çözülmesi için bir ülkenin Cumhurbaşkanı’nın, Başbakanı’nın ‘Ben bu işi çözeceğim arkadaş’ diye masaya vurması lazım. ‘Ben bu ülkede artık çete, mafya istemiyorum. Ben bu ülkede artık yolsuzluk istemiyorum. Ben bu ülkede artık kayıt dışı işlem istemiyorum arkadaş’ diye masaya yumruğunu vurması lazım.

TÜİK’in mutlaka dışarıdan denetlenmesi gerekiyor; doğru enflasyon olması gerekiyor. Yıllarca düşük gösterilmiş enflasyon, oradan birikmiş hak var. Ama genel anlamda şu işçinin hakkı, gerçek enflasyon artı büyümeden yani refahtan pay. Bunun ölçüsü bu. Bu ölçüye uygun bir şekilde mutlaka asgari ücret ayarlaması yapılmalı. Ama 1 Temmuz ıskalanmamalı yani. 1 Temmuz çok önemlidir. Yani 6 ay sonra bir nefes daha aldırsın insanlara. Az değil yani. Hele yüksek enflasyon döneminde… Mesela bu yıl 2024, çok yazık oldu ya. İşte yüzde 47 enflasyon var hâlâ. Yani yılbaşında senin tespit ettiğin 17 bin lira asgari ücret. Üzerine yüzde 47 enflasyon geldi. E niye arada bir zam vermedin ki 1 Temmuz’da? Mesela bir yüzde 25 falan ver. Ondan sonra da tamamla. Yapmadılar yani. Bu da bir başka garabet.

Mesela emekli maaşlarında da aynı şey oldu. En düşük emekli maaşı 12 bin 500’dü. Bir yıl sabit gitti. Ya niye 1 Temmuz’da ara zam vermiyorsun ki yani? Diyecekler ki para yok. E canım faize bulmuşsun işte para yani değil mi? İsteyince buluyorsun. Ya da düzgün yönet. Bu kadar yüksek faiz ödeme de emekliye öde. Bunlar mümkün yani. Ama iş olmayınca, beceriksizlik ve başarısızlık olunca tabii bahane üretmekten kolay bir şey yok. Ama ben tekrar buradan çağrı yapıyorum. Hâlâ vakit var. 1 Temmuz’u işçiler de işverenler de unutmasın. Hükûmet hiç unutmasın. Çünkü yıllarca, her yıl 1 Temmuz’da ara zam verilirken şu anda niye konuşulmuyor, ben bunu anlamış değilim. Çünkü alın terinin hakkıdır, emeğinin hakkıdır. Onun ziyan olmaması lazım.

“Türkiye’nin de muhtemelen haberi vardı”

Rejimin bu kadar hızlı devrileceği; bunlar planlı mıydı, yoksa artık süreç içerisinde mi gelişti bilemiyoruz. Türkiye’nin de muhtemelen haberi vardı bana göre. Ama bunu finansman olarak desteklemek ya da lojistik olarak desteklemek, ‘HTŞ Türkiye’nin kontrolünde bir örgüttür’ falan diyecek, öyle bir durum yok. Zaten Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan makul açıklamalarda da bunun böyle olduğu teslim ediliyor. Ama bir de iktidarın bir iletişim makinesi var.

İletişim makinesi de, ‘Halep Fatih’i Cumhurbaşkanımızdır, Şam’ın Fatih’i Cumhurbaşkanımızdır’ diye bir iletişim pompalıyor öbür taraftan. Şimdi siz fetihten bahsettiğinizde, oradaki o Halep’e plaka numarası verdiğinizde, Şam’a plaka numarası verdiğinizde falan, bu sefer ne oluyor uluslararası kamuoyunda? Yani herhalde bunlar aklı olan insanlar… Hani bu iletişim makinesinden bu bilgilerin çıktığını öngöremeyecek şeyler değil. Hükûmet deyip de, ‘Ya evet ama sosyal medyada da böyle bir şey yayılmış, bana ne bilmiyorum’ falan filan diyecek durumu yok. Yani bunu da herkes biliyor.

Şimdi bu dış politikayla, dış güvenlikle ilgili meseleyi siz içeride, iç politikada günlük bir araç haline getirirseniz, işte o ülkeyi yanlış yollara sokar. Yani bu iç politika kaygısıyla ya da içeride bir kahramanlık hikâyesi üretme kaygısıyla dışarıda işler yapmaya başlarsanız, bir süre sonra yanlış adımlar, yanlış kararlar alırsınız. Onun için bu işlerde özü sözü bir olmak lazım. Yani Dışişleri Bakanlığı ne diyorsa hükûmetin iletişim mekanizması, trolleri falan da aynı şeyi söylemesi lazım.

HTŞ ile Türkiye’nin diyaloğu var. İleride potansiyel bir etkisi olabilir Türkiye’nin. Yani olumlu ve yapıcı bir şekilde bizim HTŞ üzerinde etkimiz olabilir. Bu etkiyi çok akıllı bir şekilde kullanmak lazım. Ve Suriye’nin istikrarı için kullanmak lazım. Kendi haklı güvenlik kaygılarımızı iyi anlatmamız lazım. Suriye’deki varlığımız, Türkiye kamuoyuna bir kahramanlık hikâyesi anlatmak için değil; ‘Suriye’deki varlığımız, kendi güvenliğimiz ve Suriye’nin istikrarı için’ diye özü sözü bir iletişim lazım yani. Onu yapmıyorlar. Onu yapmadıkları için de bu içerideki bu iletişim, bu hava gittikçe hükûmeti ileride dar bir köşeye sıkıştırabilir.”

Paylaşın