Ali Babacan: Fon Skandalındaki Toplam Değer Kaybı 150 Milyar Doları Aştı

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İstanbul’un Sarıyer ilçesine bağlı Ayazağa Mahallesi’nde selden etkilenen bölgeleri ziyaret ederek vatandaşların sorunlarını dinledi.

Selin yol açtığı hasarı yerinde inceleyen Babacan, Türkiye’de eylül ayında gündeme gelen fon skandalına da değinerek finansal piyasalardaki toplam değer kaybının 150 milyar doları aştığını öne sürdü.

Ayazağa’da vatandaşlarla sohbet eden Babacan, sel felaketinin yol açtığı yıkımla sermaye piyasalarında yaşanan kayıplar arasında karşılaştırma yaptı. Fon soruşturmasının ekonomik etkilerinin yalnızca doğrudan mağdur olan yatırımcılarla sınırlı olmadığını belirten Babacan, borsada işlem gören şirketlerin piyasa değerlerindeki düşüşün de hesaba katılması gerektiğini söyledi.

“Finansal piyasalarda da büyük bir felaket yaşanıyor”

Finansal piyasalardaki gelişmelere dikkat çeken Babacan, 131 fonda yaşanan kayıpların yanı sıra fonlarda yer almayan hisse senetlerinde de değer kaybı meydana geldiğini ifade etti.

Babacan, “Burada bir felaket görüyoruz değil mi? Ama şu anda öbür tarafta da bu finansal piyasalarda büyük bir felaket var. Bugünkü rakam ne kadar biliyor musun? 131 fonda kaybedilen paralar var. Ama bir de o fonda olmayan hisse senetleri de kaybetti. Bütün şirketlerin değeri düştü” diye konuştu.

Fonlarda ortaya çıkan ödeme krizinin sermaye piyasalarının geneline yansıdığını savunan Babacan, halka açık şirketlerin piyasa değerlerindeki gerilemenin toplam zararın boyutunu artırdığını dile getirdi.

Toplam kaybın 150 milyar doları aştığını savundu

Babacan, fon skandalının ekonomiye etkisine ilişkin daha önce de açıklamalarda bulunmuştu. DEVA Partisi lideri, 21 Ekim’de TBMM’deki Yeni Yol Grubu toplantısında yaptığı konuşmada, borsada işlem gören şirketlerin piyasa değerlerinde 100 milyar dolarlık düşüş yaşandığını öne sürmüştü.

Ayazağa’daki ziyaretinde ise söz konusu kaybın daha da büyüdüğünü belirten Babacan, toplam değer kaybının 150 milyar doları aştığını söyledi.

Babacan, “Yani bütün sanayi tesisleri, halka açık şirketlerimiz var, bütün onların hepsinin değeri düştü. Şu an itibarıyla 150 milyar doları aştı bütün değer kaybı” ifadelerini kullandı.

Çay ve fındık üretimiyle karşılaştırdı

Finansal piyasalardaki kaybın büyüklüğünü anlatmak için Türkiye’nin tarımsal üretim gelirlerinden örnekler veren Babacan, yıllık çay ve fındık hasılatını gündeme getirdi.

Türkiye’nin bir yıllık çay üretiminin ekonomik değerinin yaklaşık 1 milyar dolar olduğunu belirten Babacan, “Rize’de bir yıllık çay üretiminin tamamı 1 milyar dolar tutuyor. Bütün çay hasılatı” dedi.

Babacan, fındık üretimini de örnek göstererek Giresun, Ordu ve Sakarya başta olmak üzere üretim bölgelerindeki yıllık hasadın toplam değerinin yaklaşık 2 milyar dolar olduğunu ifade etti.

Babacan, “Bir yılda 1 milyar dolarlık çay üretiyoruz, 2 milyar dolar fındık üretiyoruz. Şu anda finansal piyasalardaki hasar 150 milyar dolar. Gerisini siz hesap edin” diye konuştu.

Babacan’ın açıklamalarında dile getirdiği 150 milyar doları aşan tutar, finansal piyasalardaki toplam değer kaybına ilişkin kendi değerlendirmesini yansıtıyor.

Paylaşın

Babacan: Bütçede Öncelik Üretim Değil, Faiz

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, TBMM’de düzenlenen Yeni Yol Grubu Toplantısı’nda ekonomi, fon krizi, afet yönetimi ve dış politikaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Konuşmasına İstanbul ve çevre illerde yaşanan sel felaketinden etkilenen vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini ileterek başlayan Babacan, afetlerde zarar gören vatandaşların ve esnafın yaralarının bir an önce sarılması gerektiğini belirtti. Afetlere hazırlık konusunda merkezi yönetim ve belediyelerin önemli sorumlulukları bulunduğunu vurgulayan Babacan, yanlış imar planları, imar afları ve denetim eksikliklerinin insan hayatını tehlikeye attığını ifade etti.

“Bütçede öncelik üretim değil, faiz”

2027 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’ni eleştiren Babacan, bütçenin iktidarın ekonomi politikalarındaki önceliklerini ortaya koyduğunu söyledi. Faiz giderleri için ayrılan kaynağın büyüklüğüne dikkat çeken Babacan, 2027 yılında faiz ödemeleri için 3 trilyon 975 milyar lira ödenek ayrıldığını belirtti.

Babacan, 2026 yılı için güncellenen faiz ödeneğiyle karşılaştırıldığında 2027’deki artışın yüzde 41’e ulaştığını, buna karşılık Orta Vadeli Program’da 2027 yılı enflasyon beklentisinin yüzde 21 olarak açıklandığını hatırlattı.

Emekli maaşları, asgari ücret, çiftçi gelirleri ve esnaf kazançlarında da benzer oranlarda artış yapılıp yapılmayacağını soran Babacan, iktidarın bütçe tercihlerini eleştirerek, “Bütçede öncelik üretim değil, alın teri değil, faiz” dedi.

Faiz ödemelerinin gelir dağılımını da etkilediğini savunan Babacan, bütçenin yoksul kesimlerden varlıklı kesimlere kaynak aktarımına yol açtığını öne sürdü. Eğitim, tarım ve sağlık gibi alanlara ayrılan kaynakların da bütçe önceliklerini gösterdiğini belirten Babacan, ekonomide üretim ve emeğin ön plana çıkarılması gerektiğini dile getirdi.

Fon krizi için Meclis araştırması çağrısı

Konuşmasının önemli bölümünü fon krizine ayıran Babacan, milyonlarca insanın birikimini ilgilendiren olayın tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulması gerektiğini söyledi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 4 Kasım 2025 tarihli olduğunu belirttiği konuşmasından bir video izleten Babacan, Şimşek’in bazı fonlar üzerinden manipülasyon yapıldığını bildiklerine ilişkin sözlerini hatırlattı.

Babacan, bu açıklamadan hareketle hükümete, söz konusu iddialara ilişkin neden daha önce etkili adımlar atılmadığını sordu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın olaydan haberdar olup olmadığı konusunda da açıklama beklediğini belirten Babacan, kamuoyunun bilgilendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın 11 Aralık 2025 tarihli olduğunu belirttiği konuşmasından da bir video paylaşan Babacan, Şimşek ve Yılmaz’ın açıklamaları arasında çelişki bulunduğunu savundu.

Fon krizine ilişkin listelerin açıklanmasını ve TBMM’de araştırma komisyonu kurulmasını isteyen Babacan, denetim mekanizmalarının bağımsız biçimde çalışması gerektiğini söyledi. Haksız kazançların iade edilmesinin sorumluları cezadan kurtarmaması gerektiğini de vurgulayan Babacan, aksi yaklaşımın yeni dolandırıcılık olaylarını teşvik edebileceğini belirtti.

Babacan, fon krizinin yalnızca ekonomik büyüklükler üzerinden değerlendirilmesine de karşı çıktı. Kaybedilen birikimlerin vatandaşların ev ve araba hayallerini, işletme sermayelerini ve eğitim planlarını etkilediğini söyleyen Babacan, yaşananları “bir siyasi ahlak meselesi” olarak nitelendirdi.

“Şirket değerlerindeki kayıp 100 milyar dolar”

Fon krizi sonrasında Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerin toplam piyasa değerinde 100 milyar dolarlık düşüş yaşandığını savunan Babacan, bu tutarı çay ve fındık üreticilerinin yıllık gelirleriyle karşılaştırdı.

Babacan, bu yılki yaş çay rekoltesini 1 milyon 400 bin ton, kilogram başına alım fiyatını ise 35 lira olarak hesapladığını belirterek, toplam değerin yaklaşık 49 milyar liraya karşılık geldiğini söyledi.

Türkiye’nin yıllık fındık üretiminin değerini de yaklaşık 2 milyar dolar olarak değerlendiren Babacan, şirket değerlerindeki kaybın büyüklüğünü vurguladı. Bu karşılaştırmalarla fon krizinin ekonomik etkilerine dikkat çeken Babacan, mağduriyetlerin giderilmesi ve sorumluların hesap vermesi gerektiğini kaydetti.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması için şeffaflık istedi

Babacan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na ilişkin değerlendirmelerinde ise İslam ülkeleri arasındaki iş birliğini desteklediklerini ancak anlaşmanın içeriğinin açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi.

Anlaşma metninin TBMM’ye sunulma sürecine ilişkin eleştirilerde bulunan Babacan, kamuoyunun metne uluslararası basın üzerinden ulaşabilmesini sorguladı. Anlaşmanın hangi tehditlere karşı hazırlandığının, hangi koşullarda uygulanacağının ve Türkiye’nin hangi durumlarda askeri yardım sağlayacağının açıklanmasını istedi.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başka bir ülkede görevlendirilmesi konusunda ayrıca Meclis kararının gerektiğini vurgulayan Babacan, anlaşmada yer aldığı belirtilen 10 yıl boyunca çekilememe şartına da dikkat çekti. Metinde teknik hatalar ve birbiriyle çelişen ifadeler bulunduğunu ileri süren Babacan, şeffaflığın ve uzman değerlendirmelerinin önemini dile getirdi.

Türkiye’nin bölgesel gelişmelerde ilkeli ve güvenilir bir arabulucu rolünü koruması gerektiğini belirten Babacan, anlaşmanın hedefleri ve uygulama koşulları konusunda sorularının yanıtlanmasını istedi. Mısır ve İran’ın da dahil olacağı daha geniş bir bölgesel iş birliğinin değerlendirilmesi gerektiğini savunan Babacan, mevcut sorular yanıtlanmadan anlaşmayı destekleyemeyeceklerini ifade etti.

“Milletin verdiği yetki bir emanettir”

Konuşmasının son bölümünde kamu yönetiminde hukuk, liyakat ve siyasi ahlak vurgusu yapan Babacan, devlet yönetiminin millete karşı sorumluluk taşıdığını söyledi.

Kamu kaynaklarının korunması ve hukukun herkes için eşit uygulanması gerektiğini belirten Babacan, siyasi bağlantıların emeğin ve liyakatin önüne geçmemesi gerektiğini ifade etti. Kamu ihaleleri, imar düzenlemeleri ve yolsuzlukla mücadele alanlarında reform çağrısını yineleyen Babacan, iktidarın bu konularda adım atmaması halinde seçmenin sandıkta karar vereceğini söyledi.

Babacan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Bizim istediğimiz alın terinin, emeğin, dürüstlüğün yeniden değer kazandığı bir Türkiye’dir.”

Paylaşın

Babacan’dan Fon Skandalı Tepkisi: Şu Listeyi Artık Açıklayın

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Partisi’nin grup toplantısında yaptığı konuşmada, fon dolandırıcılığı iddiaları, iktidarın ekonomi yönetimi ve basın özgürlüğüne yönelik uygulamalar hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Fon skandalına ilişkin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bilgilendirilip bilgilendirilmediğini soran Babacan, soruşturma kapsamındaki isimlere ilişkin listelerin açıklanmasını istedi. Halk TV’ye kayyım atanmasına da tepki gösteren Babacan, “Gazetecileri susturarak gerçeği ortadan kaldıramazsınız” dedi.

Fon dolandırıcılığı skandalına ilişkin açıklamalarda bulunan Babacan, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in 19 ay önce konuyla ilgili şikâyet aldığını, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ise 10 ay önce fonlardaki manipülasyondan haberdar olduklarını söylediğini belirtti. AK Parti’nin ekonomi yönetiminin de kendilerine uyarılar yapıldığını ifade ettiğini aktaran Babacan, söz konusu isimlerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a konuyu iletip iletmediklerinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini söyledi.

Babacan, “Bu isimler doğrudan Cumhurbaşkanı’na bağlı. Her hafta ya Kabine toplantısında ya da MYK toplantısında Sayın Erdoğan’la beraber oluyorlar. Buradan bu isimlere tekrar tekrar soruyorum: ‘Bu işlerden bizim haberimiz vardı’ diyorsunuz. Peki, Sayın Erdoğan’a fonlarda büyük bir dolandırıcılık olduğunu söylediniz mi, söylemediniz mi? Cumhurbaşkanı’nın bu işlerden haberi var mıydı, yok muydu?” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı’nın skandaldan haberdar olması durumunda gerekli adımların atılıp atılmadığının sorgulanması gerektiğini belirten Babacan, haberdar edilmemesi durumunda ise devlet yönetimi açısından daha ciddi bir tablonun ortaya çıkacağını savundu.

Babacan, “Sermaye piyasalarında asrın dolandırıcılığı oluyor ama ülkenin başındaki insanın bu kadar büyük bir olaydan haberi olmuyor, haberdar edilmiyor. Bu nasıl bir devlet yönetimidir Allah aşkına? Nereden bakarsanız bakın, durum çok çok vahim” diye konuştu.

Fon skandalına ilişkin bazı listelerin kamuoyundan gizlendiğini öne süren Babacan, iktidara listelerin açıklanması çağrısında bulundu.

“Şu listeyi artık açıklayın yahu. Kim kimmiş herkes bir öğrensin” diyen Babacan, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması gerektiğini vurguladı. Babacan, “Bu arınmayı yapmadan, bu kadar büyük bir yolsuzluğun dosyasını kapatamazsınız. Yüz tane açgözlü hırsızı ele vermemek için size oy veren 28 milyon insanın hayallerini mi yıkacaksınız?” sözleriyle iktidarı eleştirdi.

Meclis’e sunulan yasa teklifini de eleştiren Babacan, Sermaye Piyasası Kuruluna (SPK) verilmesi öngörülen yetkilere dikkat çekti. Fon skandalının merkezinde yer alan kurumlardan biri olduğunu savunduğu SPK’ya tasfiye yöntemlerini, değerleme esaslarını, dağıtım sırasını ve ara ödemeleri belirleme yetkisi verilmesini eleştiren Babacan, bazı varlıkların borsa dışında satılmasına izin verme yetkisinin de kuruma tanınacağını söyledi.

Babacan, “Gözetim ve denetimden sorumlu tüm kurumların yöneticilerini ve sorumluluk zincirindeki insanların tümünü görevden almadan bu işi beceremezsiniz” ifadelerini kullandı.

Operasyonların yalnızca belirli bir kesimi kapsadığını ileri süren Babacan, siyasi iktidar ve bürokrasi içindeki sorumlulara yönelik adım atılmadığını savundu. Babacan, “Şu ana kadar sadece menfaat şebekesinin mensuplarıyla ilgili operasyonlar oldu. Üçgenin diğer iki ayağıyla ilgili, yani siyasi iktidar içinden ve bürokrasi içinde destek verenlerle ilgili ne yaptınız? Cevap veremiyorlar” dedi.

Halk TV’ye kayyım atanmasına tepki

Konuşmasında Halk TV’ye yönelik polis baskını ve kanala kayyım atanması konusuna da değinen Babacan, basın ve ifade özgürlüğünün demokrasinin temel unsurları olduğunu vurguladı.

Televizyon kanallarının TMSF’ye devredilmesini, kayyım atanmasını veya yayın faaliyetlerinin sona erdirilmesini eleştiren Babacan, basını susturarak gerçeklerin gizlenemeyeceğini söyledi.

Babacan, “Demokraside ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü en temel ilkelerden biridir. İnsanların kendini ifade edemediği, basının özgürce haber yapma ve denetim fonksiyonunu yerine getiremediği ülkelerde artık demokrasiden bahsedilemez. Basın özgürlüğünü kısıtlamakla ve susturmakla hakikatin üstünü örtmek mümkün değildir. Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkma gibi bir huyu vardır” diye konuştu.

Önümüzdeki seçim sürecine de değinen Babacan, adil bir kampanya yürütülmesi için hukuk ve adalet ilkelerine bağlı kalınması gerektiğini belirterek iktidara yanlış uygulamalardan vazgeçme çağrısı yaptı.

Türkiye’de pek çok sorunun büyümesinde basın özgürlüğünün yetersiz olmasının etkili olduğunu savunan Babacan, kamuoyunun bilgilendirilmesinin yolsuzlukların ve usulsüzlüklerin önlenmesinde önemli rol oynadığını ifade etti.

Babacan, “Basın biliyor, yazamıyor. İnsanlar biliyor, konuşamıyor. Basın özgürlüğü olsaydı, bu iddialar daha en başında gazetelerde manşet olsaydı, internet sitelerinde haberler yayımlansaydı, inanın bu yangın daha küçükken mecburen söndürülürdü” dedi.

Söz konusu iddiaları haberleştiren gazeteciler hakkında soruşturmalar başlatıldığını, gazetecilerin gözaltına alındığını veya tutuklandığını ve yayın kuruluşlarına erişim engelleri getirildiğini söyleyen Babacan, bu uygulamaların hakikatin ortaya çıkmasını engelleyemeyeceğini dile getirdi.

Gazetecilerin görevinin soru sormak, araştırmak ve kamuoyunu bilgilendirmek olduğunu vurgulayan Babacan, bir gazetecinin görüşlerine katılmamanın veya bir yazıyı beğenmemenin yayın kuruluşlarını kapatmak için gerekçe olamayacağını savundu. Yargının eleştirileri susturmak amacıyla kullanılmaması gerektiğini belirten Babacan, hukuk çerçevesinde görev yapan gazetecilerin ve basın kuruluşlarının yanında olduklarını söyledi.

“Bir yerde birileri inşaat yaparken demirden çalmışsa basın bunu haber yapar, hayat kurtarır. Bir yerde birileri dolandırıcılıkla ceplerini dolduruyorsa basın bunu haber yapar, aileleri kurtarır. Bir yerde birileri yolsuzluğa batmışsa, çürümüşse basın bunu haber yapar, ülkeyi kurtarır” ifadelerini kullanan Babacan, özgür basının önemine dikkat çekti.

Türkiye’nin iktidarın hoşuna giden haberlerin yapıldığı bir basın düzenine değil, koşullar ne olursa olsun gerçeğin peşinden gidebilen özgür bir medyaya ihtiyacı olduğunu belirten Babacan, gazetecilerin korkmadan soru sorabildiği ve vatandaşların doğru bilgiye ulaşabildiği bir ortamın demokrasiye ve adalete güveni güçlendireceğini söyledi.

Soruşturma ve baskılara maruz kaldığını belirttiği gazetecilere geçmiş olsun dileklerini ileten Babacan, erişimi engellenen ve kapatılan yayın kuruluşlarına da mücadeleyi sürdürme çağrısında bulundu.

Medya kuruluşlarının kapatılmasının hakikati ortadan kaldırmayacağını ifade eden Babacan, “Mecra değişir. Bugün bir mecrayı kapatırlar, başka bir mecra doğar. Bugün bir hesabın önünü keserler, başka bir hesap alır yürür” dedi.

Konuşmasının sonunda iktidara seslenen Babacan, gazeteciler ve medya kuruluşları üzerindeki baskıların sona erdirilmesini istedi. Babacan, “Yanlışları yapıp da yanlışlar açığa çıkmasın diye basını susturmak bu ülkenin çıkışı değildir” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Babacan’dan Fon Krizi Çıkışı: Sorumlular Adalet Önünde Hesap Vermeli

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, kamuoyunda tartışılan fon soruşturması ve sermaye piyasalarındaki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Babacan, başta Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Borsa İstanbul olmak üzere ilgili kurumların denetim ve gözetim sorumluluğunu yerine getirip getirmediğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini söyledi.

Babacan, konuşmasında Borsa İstanbul’un bilgi işlem altyapısına ilişkin geçmişte yapılan çalışmaları hatırlatarak, “Dünyanın en gelişmiş NASDAQ’ın bilgi işlem altyapısını getirdik, Borsa İstanbul’la kurduk. Üstelik kaynak kodlarıyla beraber kurduk. Sistemi bilelim, daha da geliştirelim diye. Bütün veriler elinizde. İhbarlar gelmiş. Kanun size her türlü müdahale yetkisini de vermiş” ifadelerini kullandı.

Denetim mekanizmalarının neden zamanında harekete geçmediğini soran Babacan, SPK yönetimine yönelik eleştirilerde bulundu. Babacan, “Elinizi, kolunuzu tutan mı oldu? Elinizi, kolunuzu kim tuttu arkadaş?” diye konuştu.

Fon Kurulu toplantısına da değinen Babacan, kurulun siyasi sorumluluğunun açık şekilde ortaya konulması gerektiğini savundu. Kararların kimler tarafından alındığının kamuoyuna açıklanması gerektiğini belirten Babacan, sorumluluğun farklı kurumlar arasında dağıtılmaması gerektiğini ifade etti.

Babacan, söz konusu olayın uzun süre devam etmesinin ancak siyasi iktidar ve bürokrasi içerisinden sağlanan destekle mümkün olabileceğini öne sürdü. Bu kapsamda, iddialarda adı geçen yapıların siyasi ve bürokratik bağlantılarının araştırılması gerektiğini söyledi.

“Herkes adalet önünde hesap vermeli”

Soruşturmanın sonucuna bakılmaksızın sorumluların adalet önünde hesap vermesi gerektiğini belirten Babacan, mağdurların zararlarının karşılanması çağrısında bulundu.

Babacan, 2001 bankacılık krizinin ardından kötü niyetli banka sahiplerinden kamu alacaklarının tahsil edildiğini hatırlatarak, benzer şekilde fon soruşturmasında da kaçırıldığı belirlenen paraların tahsil edilmesi gerektiğini söyledi.

Kamu kaynaklarının, siyasi ve bürokratik sorumluları korumak veya yaklaşan seçim sürecinin etkilerini azaltmak amacıyla kullanılmaması gerektiğini savunan Babacan, Hazine ve Maliye kaynakları ile Merkez Bankası kaynaklarına dikkat çekti.

Babacan, olayın ortaya çıkmasının ardından başta SPK ve Borsa İstanbul olmak üzere gözetim ve denetimden sorumlu kurumların yöneticilerinin görevden alınması gerektiğini ifade etti.

Ekonomide ve sermaye piyasalarında güven unsurunun önemine dikkat çeken Babacan, bağımsız yargı denetiminin yanı sıra Devlet Denetleme Kurulu ve TBMM denetiminin de işletilmesi gerektiğini belirtti.

Meclis’te araştırma komisyonu kurulması çağrısı yapan Babacan, yaşananların bütün yönleriyle araştırılması gerektiğini söyledi.

Fon Kurulu’nun yapısını da eleştiren Babacan, çok sayıda kişiden oluşan bir kurul yerine, kriz ve çözümleme sürecini yönetecek 5 ila 7 kişilik uzman bir ekibin oluşturulmasını önerdi.

Babacan, “Bu işin teknik uzmanları lazım” diyerek, sürecin uzmanlık gerektirdiğini ifade etti.

Fon soruşturmasının yalnızca belirli yatırımcıları değil, sermaye piyasasının genelini etkilediğini savunan Babacan, şirket hisselerine yatırım yapanların ve halka açık şirketlerin ortaklarının da değer kaybı nedeniyle mağdur olduğunu söyledi.

Yüksek risk, yüksek faiz ve yüksek enflasyon ortamının 86 milyon vatandaşı etkilediğini belirten Babacan, sermaye piyasalarında kaybedilen güvenin yeniden oluşturulmasının uzun zaman alabileceğini ifade etti.

Babacan, SPK tarafından yapılan ve elde edilen haksız kazançların iadesine yönelik çağrıyı da eleştirdi. Yatırımcılardan fazla kazandıklarını düşündükleri paraları belirli bir hesaba yatırmalarının istenmesini eleştiren Babacan, bunun hukuki açıdan yeterli bir yaklaşım olmadığını savundu.

Babacan, “Bu hırsızlığa teşviktir. Bu bundan sonraki dolandırıcılıkların devamına teşviktir” ifadelerini kullanarak, haksız kazançların tespit edilmesi ve hukuki süreçler işletilerek tahsil edilmesi gerektiğini söyledi.

Paylaşın

Babacan: Yargı Siyasi Koordinasyonla Hareket Ediyor

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Türkiye iktidarın yargı gücünü de kullanarak rakiplerini elimine ederek yürüdüğü bir süreçten geçiyor. İddialar var, yolsuzluk iddiaları var, CHP kurultayı ile ilgili iddialar var. İddiaların bağımsız yargının ele alması lazım. Böyle değil açıkçası böyle görmüyoruz. Yargı sürecinde gibi olan konuların siyasi koordinasyonda yürüdüğünü görüyoruz” dedi.

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan, KARAR TV Taha Akyol ve Elif Çakır’ın sorularını yanıtladı. Ali Babacan’ın sorulara verdiği yanıtlarda, öne çıkan bölümler şöyle:

“Türkiye iktidarın yargı gücünü de kullanarak rakiplerini elimine ederek yürüdüğü bir süreçten geçiyor. İddialar var, yolsuzluk iddiaları var, CHP kurultayı ile ilgili iddialar var. İddiaların bağımsız yargının ele alması lazım. Böyle değil açıkçası böyle görmüyoruz. Yargı sürecinde gibi olan konuların siyasi koordinasyonda yürüdüğünü görüyoruz. Birbirinden farklı konuların aynı zaman dilimine denk getirildiği hedefli bir şekilde operasyona döndürülmesi yargının doğal akışında olmaz.

Konu sadece İBB değil şu an 13 belediye başkanı tutuklu. Buna normal bir yargı süreci gibi bakamayız. Dava sürecinin televizyonlarda yayınlanması ile ilgili buna mahkeme heyetinin izin vermesi gerekiyor. Herkes kendine güveniyorsa iddialar ortaya konulur savunmalar yapılır, milletin vicdanında bazı konular yerini bulur. TRT’de duruşmayı Cumhurbaşkanına soracaklardır. Sayın Bahçeli’yi olumluyor ama ne olacağını göreceğiz. Erdoğan ister mi? Milletin vicdanından korkmamak lazım ama Cumhurbaşkanı bunu ister mi çok emin değilim.

Senin yargın, benim yargım olarak değil, yargının sadece siyasetten bağımsız değil kendi kendine çalışırken de tarafsız bir yapıya kavuşması işin aslıdır. Buraya nasıl gelindi? İşin aslı Sayın Erdoğan’ın görev süresiyle ilgili. Devlet gücünü kullanmak insanlarda güç zehirlenmesine yol açıyor. Sayın Erdoğan’ın 2001, 2002, 2003 konuşmalarına bakın, “Bizim partimizde lider suntası olmayacak. Benim dönemim 3 dönemle sınırlı” der. 3 dönem diye bir şey kalmadı. Erdoğan’ın 3 dönemi 2014’te doldu. 2014’ten sonra devam etmemesi gerekiyordu. Anayasa’da da cumhurbaşkanının görevi 2 dönemdir.

Erken seçim kararını Meclis alırsa 1 dönem daha yapabilir diyor. Bize göre 2023’te bile aday olması mümkün değildi. DEVA Partisi olarak YSK’ya dilekçe verdik. YSK bize 2017’de Anayasa değişti o zaman Erdoğan’ın kilometresini sıfırladık önceki dönemleri saymıyoruz’ dedi. Ana muhalefet partisi böyle bir dilekçe vermedi. Bir bankanın şube müdürlerini bile 5 yıldan fazla görevde tutmazlar. Çünkü 5 yıl sonra bankanın kurallarını dinlemez, kişisel ilişkilerle karar almaya başlar. Yargının bozulmasının sebebi budur işte. Bir süre sonra devlet yönetimi ve halkın verdiği yetki emanet olarak görülmüyor. Cumhurbaşkanı’nın ofisi, arabası, masası emanettir.

“Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararları alt mahkemeler uygulamıyor bu ülkede”

Süre uzayınca o emanet hissi kalkar hepsi benim der. Yargıda 2017’de bütün yetkileri kendi elinde topladıktan sonra yargıdaki görevlendirmeler ve atamalar liyakat ve ehliyete göre değil ‘bu benim dediğimi yapar mı yapmaz mı?’ oldu. Kriter bu olmaya başladı. Devlet devam etmiyor kişi devam ediyor. Yargıya olan aşırı müdahale bugün yargı kararlarının yanlış çıkmasına neden oluyor. Adaletsizlik olur. Kendi Anayasa Mahkememizin aldığı kararları alt mahkemeler uygulamıyor bu ülkede. AİHM karar alıyor ancak mahkemede uygulanmıyor bunu Erdoğan teşvik ediyor. Kendisi de söylüyor ‘kararları kabul etmiyorum’ diyor. Bu çok uzun süre devlet yönetmenin getirdiği bir hastalık.

Hukukta usül ve esas var. Yargı süreçlerinin usülüne baktığımızda tamamen siyasi yürüyor. Sayın Erdoğan yargı süreçleriyle ilgili herkesten önce yorum yapıyor. Yargı dosyaları ile ilgili pek çok bilgiyi biz herkesten önce cumhurbaşkanından duyuyoruz. Ya çok meraklı ‘getirin arkadaşlar dosyalara bakayım’ diyor ya da bazı yargı mensupları dosyaları kendiliğinden Erdoğan’a götürüyor.

‘Turpun büyüğü heybede’ diyor, nasıl biliyor bunu. Yargı bağımsız çalışsa bu bilgi nasıl gidecek Erdoğan’a? Diploma, kurultay, yolsuzluk iddialar ve SGK meselesi… Bunların hepsi paketleniyor, 18 Mart akşamı diploma, ertesi gün tutuklama. Birbirinden farklı konular nasıl oluyor da aynı zamana denk geliyor? Burada bir koordinasyon var. Dosyalara bakıyoruz tutuksuz yargılanabilir ancak tutuklanıyor. Sayın Erdoğan şiir okuduğu için kendisine dava açıldığı o dönemde dava sürecinde görevine devam etti.

Mahkeme suçlu diye karar almıştır ancak görevine devam etmiştir. Bugün tutuklu 13 belediye başkanı arkadaşımız da tutuklanmadan yargılanabilir. Bu da bizim yargı sistemimizin en önemli yanlışlarından birisi. Normal şartlarda tutuklu yargılanma istisna olmalı. İktidara mensup belediyelerde hiçbir şey yok mu? Aynı iş insanı itirafçı olup ‘rüşvet verdim’ diyor aynı iş adamı iktidar belediyelerinde de çalışıyor çok daha fazla ihale almış ama orada ‘hiçbir şey yapmadım’ diyor. Belediyelerle böyle çalışan birisinin sadece CHP’li belediyelere rüşvet verip AK Partili belediyelere rüşvet vermemesi mantıklı mı?

“Erdoğan, demokrasinin önünü açsın”

Yargı ne kadar bağımsızsa Merkez Bankası da o kadar bağımsızdır. Enflasyonun düşmesini istiyorsak Merkez Bankası bağımsız olmalı. Ama Erdoğan sürekli Merkez Bankası’na sürekli baskı yapmıştır. ‘Laf dinlemiyorlardı’ deyip Merkez Bankası Başkanı’nı görevden aldı ve laf dinleyenleri göreve getirdi. Sayın Erdoğan belki ilk 10 yılda güzel şeyler yaptı. Görev süresinin sonuna doğru yaklaştığı bir dönemde iyi bir iz bırakıp da ayrılsın. Türkiye’de demokrasinin önünü açsın. Akıllı bir lider bunu yapar. Merkel Almanya’da tekrar seçilemez miydi? Çok rahat seçilirdi ama kendisi istemedi. Hiç olmazsa bu tatta bıraksın diye ben Sayın Erdoğan’a tavsiyede bulunuyorum.

Bir belediye temiz yönetiliyor mu yönetilmiyor mu orasıyla iş yapan firmalardan ya da iş insanlarından öğrenirsiniz. Bizim derdimiz yolsuzluğun önünü kapatmak. Neden yolsuzluğa alan açıyorsunuz da sonrasında suç teşkilatıydı, ahtapottu, şebekeydi diyorsunuz. Kendi belediyelerinin 1 tanesiyle işlem yapmazken muhalefete bu kadar yüklenmek başka bir şey.

Bugün hak ettiğimizin yarısı bir refah seviyesinde sürünüyoruz. Bir kişinin inadı için. Bir kişinin kurumlar değil benim dediğim olacak dediği için. Umutsuzluğa kapılmayalım çabuk düzelir yeterki dürüst, ehil kadrolar olsun.

İslam’da devlet yönetmenin 3 ilkesi var; adalet, liyakat, istişare. Adalet kimseye haksızlık yapmamak, devlet imkanlarını herkese eşit kullandırmak demektir. Devlet imkanlarını kullandırırken kimseye vermediğiniz izni sadece bir firmaya veriyor ve o firma büyük paralar kazanıyorsa bu adil değildir. Bizim devlet sistemimiz dini kurallarla yönetilmiyor. Devlet dini kurallarla yönetiliyor olsaydı ülkenin cumhurbaşkanı sanal kumar için izin verir miydi? Kumarla ilgili çok sağlam ayetler var. Ülkenin cumhurbaşkanı bir kişiye izin veriyor ve sadece siz oynatın diyor. çıksınlar bu konuları konuşalım. Devlet teşvikleri şeffaftı, Resmi Gazete’de yayımlanırdı. Ama bugün büyük firmalara verilen teşvikler gizli veriliyor. Hangi firma ne kadar teşvik alıyor bilmiyoruz. Enflasyonla mücadele sadece faiz artırmakla olmaz kamuda tasarruf edeceksiniz. Tasarruf etmezseniz enflasyonu asla düşüremezsiniz.

Mart operasyonlarının Türkiye’ye büyük maliyeti oldu. Merkez Bankası’nın faizleri düşme döngüsüne girmişti. Marttan sonra faiz arttı. Marttan bu yana faiz inmiyor. Mesele İmamoğlu ya da CHP değil. Mesele artık Türkiye’nin güvenilir bir ülke olmaması. Halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanlarının zayıf dosyalarla tutuklandığı bir ülkede ben nasıl yatırım yapacağım? Yerli iş insanlarımız neden Türkiye’de yatırım yapsın? Çin’de demokrasi yok ama Türkiye’de olmayan liyakat bazlı ve kural bazlı bir yönetim anlayışı var. Bugün Amerika’ya rakip bir ekonomisi var. Demokrasiyi sadece sandıktan ibaret görürseniz 50+1’i cebe atarım Anayasa, hukuk tanımam derseniz olmaz. Demokrasi içinde de Türkiye büyüyemiyor.

“TÜİK’in gerçekleri ortaya çıktığı anda damadın foyası ortaya çıkacak”

TÜİK’in mutlaka bir dış göz denetime ihtiyacı var. TÜİK’in gerçekleri ortaya çıktığı anda damadın foyası ortaya çıkacak. TÜİK’in rakamlarıyla damadın Hazine Bakanlığı döneminde oynanmaya başlandı. Faizler inecek dedi, seçimi milleti aldatarak kazandı. Seçimlerden önce yüzde 8.5 ama seçimden sonra yüzde 50’lere çıkaracağım faizi deseydi kazanamazdı. Mülakatı kaldıracağım dedi kaldırmadı. 2023 seçimlerini helalinden kazanmadı. Montaj videolar gösterdi. Masanın altında teröristler var diyordu dün Külliye’de onları ağırladı.

Mehmet Şimşek, Hazine’den borçlanıyor, maliyeden vergi topluyor ve bu parayı Erdoğan’ın emrine sunuyor, Erdoğan da o parayı harcıyor. Eskiden Maliye Bakanı’nın, Hazine Bakanı’nın izni olmadan ödenek serbest bırakılmazdı. Bütçeden daha fazla para harcayabiliyor Erdoğan. Türkiye’de bütçe hakkı şu an Erdoğan’ın. Böyle ekonomi yönetimi olamaz. Onun için fakirlik ve yoksulluk yaygınlaşıyor.

Bu süreç 1 Ekim’de sayın Bahçeli’nin DEM Partililerin elini sıkmasıyla başladı. Biz ilk günden destekledik. Maalesef biraz yavaş ilerliyor ben bu yüzden kaygılıyım. Terörün Türkiye’ye çok büyük zararı oldu. Ayın 11’inde silah bırakma kararının uygulanmasına başlanacak. Bu ilk bir adım ne zamana kadar sürecek belli değil. MİT Başkanlığı bunun denetim sistemini kurmadan ayın 11’inde bir açıklama gelirse bu milleti kandırmak olur. Ailesinden zorla koparılıp dağa çıkarılan gençler var. Hiçbir eyleme bulaşmamış. Yönetim kademesinde olmayan ancak talimatları yerine getirenler var. Her kategorideki örgüt elemanlarıyla ilgili düzenlemeler gerekir.”

Paylaşın

Babacan, Erdoğan’a Seslendi: Hangi Bedeli Ödediğini Bir Söyle Ya

Erdoğan’ın “Ekonomide kendimiz bedel ödedik ama milletimize bedel ödetmedik” sözlerine tepki gösteren DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Sayın Erdoğan, kendiniz bedel ödedik diyorsunuz da hangi bedeli ödediğinizi bir söyleyin ya… Hayat standardınızdan ne kaybettiniz?” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Grubu toplantısında konuştu. Babacan, Meclis’teki Yeni Yol Grubu’nun haftalık toplantısında yaptığı konuşmada hem güncel ekonomik sorunlara hem de Türkiye’nin afet yönetimine ilişkin çarpıcı eleştirilerde bulundu.

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, hükümeti “toplumun kanını emen sanal kumarı yaygınlaştırmakla” suçlarken, 2 Temmuz Madımak ve 5 Temmuz Başbağlar katliamlarını da anarak toplumsal birlik çağrısı yaptı.

Konuşmasının başında hem Saadet Partili Mesut Doğan’ın annesi için taziye mesajı paylaşan hem de Madımak ve Başbağlar katliamlarını hatırlatan Babacan, “Madımak yakın tarihimizin karanlık sayfalarından biridir… Hatırlayacağız, hatırlatacağız ki bir daha Madımaklar yaşanmasın” dedi. Başbağlar için de aynı uyarıyı yapan Babacan, “Bugün hâlâ toplumumuzu kutuplaştıranlar… Madımak’ı da Başbağlar’ı da unutmasınlar” ifadelerini kullandı.

Yaz aylarında artan orman yangınları üzerinden hükümetin afet politikalarını eleştiren Babacan, “Her doğal afeti izleyen iktidar bunu da sadece izlemekle yetiniyor” diyerek şu eleştiride bulundu: “Cumhurbaşkanından talimat gelmeden kimsenin kılı kıpırdamadı, kıpırdayamadı… Böylesine merkezileşmiş bir yönetim anlayışıyla Türkiye’de afetle mücadele edilmez.”

Babacan, iktidarın itibar masraflarını hatırlatarak, “Ben diyorum ki ‘itibardan tasarruf olmaz’ diyeceğinize, ‘doğal afetlerde tedbirden tasarruf olmaz’ deyin” ifadelerini kullandı.

Konuşmasının en sert bölümlerinden biri sanal kumar ve sanal bahis üzerineydi. Babacan, Diyanet’in ve Yeşilay’ın uyarılarına rağmen hükümetin bu alanda sessiz kaldığını söyledi. “Yeşilay Başkanı uyarıyor. Diyanet cuma hutbeleri uyarıyor. Fakat iktidardakiler kulaklarının üstüne yatıyor” diyen Babacan, lisans verilen firmaları kast ederek, “Sanal ortamda altı firmaya bahis oynatma ve bir firmaya da kumar oynatma iznini veren bizzat bu hükümet” ifadelerini kullandı.

Babacan, kumarın internet reklamlarıyla yaygınlaştırıldığına dikkat çekti: “Bir arkadaşını getir diyor. O arkadaşına 200 lira avans açacağım diyor… Bu reklam bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde muhafazakâr kimliğiyle siyaset sahnesinde bulunan bir cumhurbaşkanının yönettiği bir ülkede oluyor.”

Sanal kumarın “uyuşturucu bağımlılığı gibi” bir tehdit olduğunu söyleyen Babacan, 550 farklı reklam türüyle gençlerin hedeflendiğini ifade etti: “Sanal ortamda altı firmaya bahis oynatma ve bir firmaya da kumar oynatma iznini veren bizzat bu hükümet arkadaşlar. Bizzat Sayın Erdoğan’ın tercihleriyle ve onun talimatıyla verilmiş izinler bunlar ya. Haberim yok falan demesin sakın ha.

Kendini en çok destekleyen medya kuruluşuna bunun iznini veriyor. Al sen oynat buradan biraz para kazan diyor. 1 Ocak’ta vergiyi düşürdüler vergiyi. Sanal kumar, sanal bahsin vergisini düşürdü bunlar utanmadan ya. Kumara ulaşmayı son derece kolay bir hale getirdiler. Herkesin cep telefonunda kumarhane açtılar. Yüzlerce kumar makinesini herkesin cep telefonuna yerleştirdi bunlar.”

Sanal kumarın reklamına izin verilirken, sigara ve içki reklamlarının yasak olduğuna dikkat çeken Babacan, “Kumar kötü bir alışkanlık mı? Evet. Peki bunun reklamı niye serbest? Niye izin veriyorsun buna ya? Cevap yok. Tık yok” dedi.

“Hangi bedeli ödediğinizi bir söyleyin ya”

Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ekonomide kendimiz bedel ödedik ama milletimize bedel ödetmedik” sözlerine de sert tepki gösterdi: “Sayın Erdoğan, kendiniz bedel ödedik diyorsunuz da hangi bedeli ödediğinizi bir söyleyin ya… Hayat standardınızdan ne kaybettiniz?”

Asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığını vurgulayan Babacan, “Haziran sonunda açlık sınırı 26 bin oldu, yoksulluk sınırı 85 bin. Siz asgari ücreti artırmıyorsunuz” dedi. Zamların Ocak ve Temmuz’a yığıldığını belirten Babacan, “Enflasyonu üretmek en büyük hırsızlıktır. Sebep olduğu yoksulluğu telafi etmemek katmerli hırsızlıktır” ifadelerini kullandı.

Babacan, İmralı’dan gelen çağrılara değinerek, “Sıra artık terör örgütünün silah bırakmasına gelmiş durumda” dedi. Sürecin çok karmaşık olduğunu ve özellikle Suriye sahasındaki gelişmelerin kritik önemde olduğunu belirten Babacan, “Suriye’de bu işi bozabilecek en önemli aktör İsrail’dir” diyerek uyarıda bulundu.

Konuşmasının son bölümünde Gazze’ye değinen Babacan, “Sadece Haziran ayında öldürülen Gazzeli sayısı 2113. Bunların çoğu ekmek kuyruğunda beklerken öldürüldü” dedi. İsrail askerlerinin ifadelerine dikkat çeken Babacan, “Komutanlar yardım noktalarında ateş etme emri veriyor” şeklindeki itirafları aktardı. İsrail hükümetini savaş suçları nedeniyle uyararak, “Tarih sizi Milosevic’lerle, Karadziç’lerle, SS subaylarıyla yazacak” ifadelerini kullandı.

Babacan konuşmasını demokrasi vurgusuyla tamamladı: “Bugünlerde artan sayıda kişi soruyor, bir daha seçim olur mu diye? Ben de onlara diyorum ki: Yok, o kadar da değil. Yapamazlar. Çünkü haksızlar. Biz haklıyız. Haklı olan güçlüdür.”

Paylaşın

Babacan’dan İran’dan Türkiye’ye Göç Uyarısı

İsrail – İran savaşına ilişkin değerlendirmede bulunan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “1979’da İran Devrimi sırasında 2 milyon insan Türkiye’ye sığındı. Benzer bir senaryo tekrarlanabilir” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Ekol TV’de katıldığı bir programda, İran-İsrail Savaşı’na ve olası rejim krizine dair dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu:

“İran’da zaten bir değişim talebi yükseliyor. Şimdi halkta çok ciddi bir değişim talebi var. Evet bir devrim oldu İran’da. Ama devrimin üzerinden 45-46 sene geçti. Dolayısıyla bir değişim talebi var. İran’ın kendini yenilemesi gerekiyor gerçekten. Bu çok önemli. Ama bu yenilenmenin içeriden olması lazım ve dost ülkelerin de tavsiyesiyle dost ülkelerle de biraz belki istişarelerle olması lazım. Yani ilham kaynağı olarak görebilecekleri ülkelerle de böyle istişareyle.

İran’ın istikrarsızlaşması bir sefer Türkiye için kötüdür. Bakın, hatırlayalım o İran devriminde o günkü nüfusa göre Türkiye’ye 2 milyon göç olmuştur. 79’da 2 milyon insan göçmüştür Türkiye’ye. Yani İran’da yeniden bir istikrarsızlık, yeniden Allah korusun bir iç çatışma ilk ve en çok etkilenen ülke biz oluruz yani, biz bunu istemeyiz. Şimdi diyorlar ki ‘biz Ayetullah Hameney’yi öldüreceğiz.’ Hemen bir haftada yenisini seçerler yani.

Sistem değişmez ki. Dolayısıyla bu rejim değiştirmek, dışarıdan savaşarak İran’ı reforma etmek böyle bir şey yok yani. Çünkü İran halkı onurlu bir halktır. Şii kültürü çok farklıdır. Bu Şii kültürünü Batılılar anlamaz asla. Bizim Sünni kültüründen de çok farklıdır. Yani önce onların o kültürünü bir iyi anlamak, tanımak lazım. Davranış şekillerini iyi bilmek lazım ve her ülke olduğu gibi İran halkının da onurunu koruyan bir çıkış lazım.

“Amerika ile İran’ın anlaşma ihtimali sıfır”

Şimdi Amerika’yla İran’ın bir masaya oturtursanız onların anlaşma ihtimali sıfır. Zaten o ilk müzakere masası kuruldu ya 67 gün önce. Evet. Biz dedik ki bunun bu masada çözülme ihtimali ancak 3’te 1’dir. Savaş çıkma ihtimali 3’te 2’dir dedik. Biz derken kim? Kendi dış politika ekibimiz. Çok yetkin bir dış politika ekibimiz var bizim. Büyükelçilerden oluşan, genç uluslararası siyaset bilen arkadaşlarımızdan oluşan çok sağlam bir ekibimiz var.

Orada hemen değerlendirdik dedik bu masanın başarı şansı 1 bölü 3’tür. 2 bölü 3’te bu savaşa gider diye ve bizim 2 bölü 3 ihtimal verdiğimiz savaş gerçekleşti. Bugün yine müzakere masası kurulabilir ama İran’la Amerika’yı baş başa bırakarak asla. Yani her iki tarafın da güvendiği muteber ve tarafsız birkaç ülkenin de artık o masaya oturması lazım ki bu iş masada çözülsün. Ve tekrar ediyorum bu müzakere masasının İran için bir onurlu çıkış masası olması lazım. İran’a diz çöktürme masası olmaması lazım.”

Paylaşın

Ali Babacan: Enflasyonun Sorumlusu Bu İktidar

Yeni Yol Grup toplantısında konuşan DEVA Lideri Ali Babacan, “Enflasyonu patlatan bu hükümettir. Enflasyonun sorumlusu bu iktidardır. Kendi suçunun cezasını vatandaşa çektirmek zulümdür” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Grubu toplantısında konuştu. Konuşmasına İsrail-İran savaşıyla ilgili uyarılarla başlayan Babacan, nükleer meselelerin çözümünün ancak diplomasiyle mümkün olabileceğini vurguladı.

Babacan, “Son günlerde ısrarla ABD’yi bizzat saldırılara katılmaya zorluyor. ABD’nin ‘saldıran taraf’ olarak savaşa katılması tüm bölgeyi ateşin içine atmak demektir. Uyarıyorum: Felaket yanı başımızda, insanlık için felaket kapıda. Şımarık, arsız, hadsiz, hukuksuz bir terör devletiyle karşı karşıyayız. Bu devletin karşısında dünya sessiz. Vaktiyle insan haklarını, uluslararası hukuku dillerinden düşürmeyenler, şimdi hizaya dizildi, bu arsızlığı izliyor” ifadelerini kullandı.

Ekonomi başlığında hükümeti sert sözlerle eleştiren Babacan, temmuz ayında asgari ücrete ara zam yapılmamasını “hak gaspı” olarak nitelendirdi. “Enflasyonu patlatan bu hükümettir. Enflasyonun sorumlusu bu iktidardır. Kendi suçunun cezasını vatandaşa çektirmek zulümdür” diyen Babacan, asgari ücretliye ve emekliye hak ettikleri zamların verilmesi çağrısında bulundu.

Babacan konuşmasının bir diğer bölümünde, 26 yaşındaki Kadir adlı bir gencin kumar borcu yüzünden yaşamına son verdiğini aktararak, gençler arasında hızla yaygınlaşan sanal bahis ve kumar konusuna dikkat çekti. “Eyy Erdoğan! Ülkeyi ne hale getirdiğinizin farkında mısınız? Kumarhaneleri herkesin cebine soktunuz, sanal kumara lisans verdiniz. Bu gençlerin hayatı üzerine bahis oynuyorsunuz” diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı doğrudan hedef aldı.

Madde bağımlılığı konusunu da gündeme taşıyan Babacan, Türkiye’de uyuşturucuya başlama yaşının 9’a kadar düştüğünü vurguladı. Rehabilitasyon merkezlerinin ve devletin müdahalesinin yetersiz olduğunu söyleyen Babacan, “Sokaklarda çeşit çeşit uyuşturucu satılıyor. Okul çevreleri tehlike altında. Toplumun ahlakını, neslin ruhunu koruyamayan bir iktidar; kendi meşruiyetini de koruyamaz” ifadelerini kullandı.

Babacan, partisinin bağımlılıkla mücadeleye yönelik “Hesap Vakti” kampanyasını da duyurdu. “Yıllardır görmezden gelenlere karşı milletin duruşunu, vicdanın çağrısını kamuoyuyla paylaşacağız” diyen Babacan, hükümete “Neredesiniz?” diye sordu.

“Bu topraklarda yeniden adaleti, bereketi ve kardeşliği hâkim kılacağız”

Konuşmasında demokrasi ve özgürlük vurgusunu da sürdüren Babacan, güvenliğin ancak demokrasi ve hukukla sağlanabileceğini ifade etti. “Türkiye’nin güçlü olmasının tek yolu; demokrasidir, özgürlüklerdir, hukuktur, adalettir. Hukuktan, adaletten daha önemli bir güvenlik politikası yoktur” dedi.

Ekonomik sorunlara da geniş yer veren Babacan, petrol fiyatlarındaki artışın Türkiye ekonomisine olası etkilerini anlattı. “Böyle zor dönemlerde, ekonomiyi sağlam tutmanın yolu da hukuktan geçer, adaletten geçer. Kamu ihale mevzuatı derhal değiştirilmeli, israf durdurulmalıdır” diyerek çözüm önerilerini sıraladı.

Babacan konuşmasını topluma seslenerek tamamladı. Gençlere, annelere, işçilere, emeklilere seslenen Babacan, “Sizi görüyoruz. Sizi duyuyoruz. Yalnız değilsiniz. Bu ülkenin derdiyle dertlenmeyenlere inat, sizlerin sesi olmak için buradayız. Bu topraklarda yeniden adaleti, bereketi ve kardeşliği hâkim kılacağız” dedi.

Paylaşın

Babacan’dan “Anayasa” Açıklaması: Bir Kez Delinirse Çok Şey Olur

Yeni Yol Grubu toplantısında konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Küçük bir hukuksuzluk, büyük bir çürümeye yol açar. Anayasa bir kez delinirse çok şey olur. Bu ülkede artık hiçbir şey dikiş tutmaz” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Grup toplantısında iktidarı hedef alan sert açıklamalarda bulundu. Babacan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Siyaset demokrasiyi güçlendirmek için yapılır. Milleti dinlemez, halkın sorunlarına çözüm üretmezseniz, halkçı değil rantçı olursunuz” sözlerine atıfta bulunarak, “Bu sözleri söyleyen sanki yargıyı siyasallaştıran, adaleti çizgisine çeken, halkı değil menfaat gruplarını önceleyen bir iktidarın başı değilmiş gibi konuşuyor” dedi.

Babacan, iktidarın ekonomi yönetimini de hedef aldı. Enflasyon ve faiz oranlarına dikkat çekerek, “Halkçılık adil olmaktır, şeffaf olmaktır, hesap verebilmektir. Rantçılık ise enflasyonu patlatmak, faizi yüzde 50’ye çıkartmak, kur korumalı mevduatla millete yük bindirmektir. Şimdi kim halkçı, kim rantçı siz karar verin” ifadelerini kullandı.

“Anayasa bir kez delinirse çok şey olur”

Hakimler ve Savcılar Kurulu seçimlerinde Anayasa’nın ihlal edildiğini savunan Babacan, Karma Komisyon’un kura usulünü hiçe saydığını belirtti. Bu durumu ünlü “kırık cam” teorisiyle açıklayan Babacan, “Küçük bir hukuksuzluk, büyük bir çürümeye yol açar. Anayasa bir kez delinirse çok şey olur. Bu ülkede artık hiçbir şey dikiş tutmaz” dedi.

Bağımlılıklarla ilgili çarpıcı veriler de paylaşan Babacan, sigara tüketiminin 2022’de 116 milyardan 2024’te 150 milyara çıktığını söyledi. Sanal kumarın ülke çapında yaygınlaştığını, bazı şebekelere devlet eliyle lisans verildiğini vurgulayan Babacan, “13 milyar liralık işlem hacmi olan bir şebekeye 8 yıl boyunca göz yumuldu. Sayın Erdoğan, bu kişilere lisansı siz verdiniz. Neden beklediniz? Neden müdahale etmediniz?” diye sordu.

Bursa’da bağımlılıkla mücadele eden bir derneği ziyaret ettiğini aktaran Babacan, “O kurumda 300 genç tedavi görüyor ama başvuru bekleyen 8 bin genç var. Bu 2025’in aile yılı olarak ilan edildiği ülkede yaşanıyor. Huzur yok, bereket yok; kumar var, sigara var, uyuşturucu var” dedi. Anayasa’nın 58. maddesini hatırlatan Babacan, devletin gençleri koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğini ifade etti.

Babacan konuşmasının sonunda, gençleri hedef alan bağımlılık ekonomisine karşı sert çıktı: “Uyuşturucuyu taşıyan gemiler, sanal kumarı yöneten şebekeler, göz yumanlar… Hepinize sesleniyorum: Daha doymadınız mı? Üç-beş kişi dolar çuvalını doldursun diye milyonlarca gencin hayatı mahvediliyor. Karşınızda biz varız. Bu kürsülerde, bu sıralarda susmayacağız.”

Paylaşın

Babacan’dan “Yeni Anayasa” Yorumu: Erdoğan, Referandum Riskini Göze Alamaz

Erdoğan’ın “400 milletvekili” çıkışını yorumlayan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, Erdoğan’ın referandum riskini göze alamadığını, bu nedenle parlamentoda sayı arayışına yöneldiğini öne sürdü.

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan, Halk TV’de İsmail Küçükkaya’nın sunduğu Yeni Bir Sabah programında gündeme dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Babacan, yeni Anayasa, PKK’nın fesih açıklaması, çatışma çözümünün dünyadaki örnekleri, yüksek enflasyon ve konularında açıklamalarda bulundu:

“Bahçeli’nin konuşmasını yaptığı günün akşamında olağanüstü bir toplantı yaptım. İlgili bütün arkadaşlarla bir araya geldik Genel Merkezde. Ve dedim ki ‘Bakın bu çok önemli, yeni bir şey başlıyor.’ Hemen o gün akşam… Çünkü metni okuyunca baktım ki metinde bir sürü kilit cümleler var. Şimdi bir meseleyi bilirseniz siz orada ciddiyetini anlarsınız. Puzzle’ın parçaları gibi düşünün, 1000 parçalı puzzle… Ama 50 parçasını gördüğümüz anda biz dedik ‘Tamam nereye gideceği belli bu işin.’ Dolayısıyla hemen analizini yaptık ve derhal bir basın toplantısında dedik ki ‘Biz elimizi taşın altına koymaya hazırız.’ Bu çözüm süreci ya da adına ne diyeceksek ‘%5 ihtimalle bile başarıya ulaşsa biz o %5 ihtimali bile gider destekleriz’ dedik. Kesin duruşumuzu ortaya koyduk.

Kürt vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlükleriyle ilgili ayrı bir çalışma hattı gerekiyor. Bu da Bahçeli’nin konuşmalarında var. Bundan da biz bir şey derledik, baktık. Aslında orada da hükümetin ya da diyelim ki devletin ilgili birimlerinin o konuda da belli ki hazırlığı var. Yani Sayın Bahçeli’nin önünde iki tane dosya duruyor. Bir, terör örgütünü feshetme, bitirme, terörsüz Türkiye ama ikincisi de hak ve özgürlük dosyası. Hatta arkadaşlarımız hem MHP’den insanlarla, hatta Sayın Bahçeli’yle de bir arkadaşımızın teması oldu bu konuda.

DEVA Partisi kuruldu kurulalı diyorduk ki ‘Bakın terör örgütüyle mücadele ayrı bir hatta yürümeli, hak ve özgürlük meselesi ayrı bir hatta yürümeli. Bu iki hat birbirine karışmamalı. Bunlar aynı masada pazarlık konusu edilmemeli’ diyorduk. Yani kendi vatandaşlarımızın hak ve özgürlüğü ise bunu herhangi bir örgütle falan bunun pazarlık edilmesi yanlış bir şey. Zaten bir önceki çözüm sürecinin sıkıntıya girmesinin sebebi olarak da biz bunu söylüyorduk. Benim defalarca açıklamam var bu konularda.

Filipinler’in Dışişleri Bakanı geldi benden güney adalarına yerleşmiş bir terör örgütü ile ilgili yardım istedi. Dedi ki ‘Biz bu terör örgütü ile bir şekilde bu işleri konuşmak istiyoruz.’ Dışişleri Bakanı’yken… ‘Bunlar size güveniyor, Türkiye’ye güveniyor’ dedi. ‘Ama kimse duymasın. Çünkü biz hükümet olarak zora düşeriz’ dedi. Siz bize yardım edebilir misiniz? ‘Derhal’ dedik. Kolları sıvadık. Çalışmaya başladık. Filipinler’in güney adalarında yaşayan Müslüman nüfus var. Baskı altında. Yani haklarını yaşayamıyorlar. Sıkıntıları var. Onlar da artık örgütleşmişler. Biz de hakkımızı silahla arayacağız diye başlamışlar. Silahlı eylem yapıyorlar. Sistemi kurduk. Çalıştırdık. Bugün itibariyle Filipinler’de terör diye bir şey kalmadı. Güney adalarında yaşayan Müslüman nüfus dini haklarını, ibadet haklarını tam rahat bir şekilde yaşıyor. Ve kazan kazan sonucu elde edildi bugün Filipinler’de. Ama o kadar detayı var ki bu işin. Yani ben şimdi iki dakikada bunu özetliyorum. Sayfalar dolusu sayfalar dolusu plan, hazırlık.”

PKK’nın fesih açıklamasındaki sorunlara işaret eden Babacan, “Orada ben bazı tehlikeler sezdim. Dikkat edilmesi gerekir. İktidara diyorum ki, ‘Bak bunlara dikkat edin. Bu iş büyümeden bir şekilde yönetin.’ Bir de tabii şu da dikkat edilmesi gereken bir konu; yani devletin birimleri bu işi yakından takip ediyor değil mi? Yani MİT başta olmak üzere. Yani aylarca süren bir çalışma var, bir hazırlık var. Bu çalışmada, bu hazırlıkta, böylesine kontrolsüz bir açıklamanın oradan çıkmasıyla ilgili devlet birimleri bunu nasıl gözden kaçırdı? Ona da şöyle kocaman bir soru işareti de koymak lazım.

Yani bu kadar dikkat edilen Öcalan’ın o 27 Şubat açıklamasıyla ilgili böyle didik didik nokta nokta ince ince çalışılan bir konu adeta nakış işler gibi bir çalışma var. 27 Şubat’a göre. Bu nasıl girmiş oraya? Bu böyle apar topar hababam işi bir şey olmuş bu açıklama. Yani dolayısıyla bunu bir devletin ilgili birimlerinin biraz daha dikkatli olması lazım. Bu bizim uyarımızdır, memleketimize uyarıdır. Yoksa PKK’nın kendini feshi tabii ki önemlidir. Tarihi bir meseledir. Bakın bunun altını çiziyorum. Tarihi bir meseledir” dedi.

“Türkiye’nin önünde korkunç bir fırsat penceresi var”

Hukuk ve ekonomi arasındaki ilişkiye dikkat çeken Babacan, şu ifadeleri kullandı: “Şu anda Türkiye’nin önünde korkunç bir fırsat penceresi açılıyor. Biz bu terör sorunumuzu inşallah ümit ediyoruz ki çözeriz. Vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlükle ilgili sorunlarımızı da çözmek için ne gerekiyorsa her türlü desteği veririz bakın DEVA Partisi olarak. Her türlü desteği veririz. Dünyada nasıl bir zamanlar 2008-2009 krizinden sonra ekonomide parlayan bir yıldız haline geldiysek, şu anda Türkiye’nin demokraside ve hukukta da parlayan bir yıldız haline gelmesiyle ilgili koskoca bir fırsat penceresi açılmış durumda.

Yapılması gereken nedir bakın. Şu AİHM kararları var ya uygulanmayan, hemen uygulanması… Osman Kavala, Can Atalay… Kendi AYM kararlarımız var uygulanmayan, bunların derhal uygulanması… Bu siyasi operasyonların derhal sona erdirilmesi. Yani Sayın Erdoğan’ın siyasi rakip gördüğü kim var kim yoksa bir operasyon düzenliyor, düzenletiyor. Bunların derhal sona ermesi. Ve böylece dünyanın demokraside ve hukukta gerilediği bir dönemde Türkiye’nin yeniden bir parlayan yıldız olarak ortaya çıkması. Büyük bir fırsat var.”

Hukuk devletini iyi çalıştıran, ekonomide mantıklı işler yapan bir Türkiye olsa inanın dünyada ilk üçe girer Türkiye. Niye girer? Bakın çok basit. Toplam diplomatik misyon sayısında zaten ilk üçteyiz. Bugün Amerika ve Çin’den sonra en çok büyük elçilik ve başkonsolosluğa sahip olan ülke Türkiye. Türk Hava Yolları 128 ülkeye uçuyor. Niye? Çünkü Türkiye’nin doğal bir pozisyonu var burada. Sadece Türkiye’nin bu doğal pozisyonunun potansiyelinin önünü açmak… Yani barajın arkası su dolu. Ağzına kadar dolu. O barajın kapağını açıyorsunuz ve potansiyel atıyor. Türkiye böyle bir ülke. Onun için ben üzülüyorum. Bu potansiyeli gerçekleştiremediğimiz için üzülüyorum.”

Sayın Erdoğan’ın maalesef dar bakışı ve tamamen kendi ikbaliyle ilgili o zihin dünyası Türkiye’nin önüne koca bir set çekmiş durumda. Ben bakın burada da söyledim. ‘Erdoğan’a tavsiyem bırakıp Türkiye’nin, demokrasinin önünü açmasıdır’ dedim. Bu gerçekten samimi bir dost tavsiyesi. Ülke için tavsiye. Şimdi 22 sene sonra bu ülkenin gücünü elinde tutmak, tek yetki olarak yönetmek güç zehirlenmesine yol açıyor. Bu tarihi bir gerçek. Merkel niye bıraktı? Merkel istese bir beş sene daha rahatlığında Başbakan olamaz mıydı? Olurdu. Niye bıraktı? Çünkü ‘Artık zaman doldu’ dedi. ‘Ben ne kadar da başarılı olsam, Avrupa’nın ne kadar da en önemli lideri olsam artık zaman doldu’ dedi. ‘Bundan sonra ben bile yoldan çıkabilirim’ dedi.”

“Hukuk olmadan yatırım olmaz

“İmamoğlu, Özdağ, Demirtaş ve Kavala’nın tutukluluklarına dikkat çeken Babacan, hukuk olmadan ekonominin olmayacağının altını çizdi. Babacan, şu ifadeleri kullandı: “Türkiye şu anda milli gelirini çoktan 25 bin dolara çıkartması gerekiyordu. Bakın 12 bin 500 dolara çıkarttık. 25 bin dolar hedef koyduk. 2023’te 13 binde kaldı. Büyük potansiyeli gerçekleştiremiyor. Hukuk olmadığı için, demokrasi iyi çalışmadığı için o büyük potansiyeli Türkiye’nin işlemiyor şu anda.

Avrupa’nın şimdi çok büyük bir savunma sanayi pazarı oluşuyor. O savunma sanayi pazarına üretim yapacak insanların öncelikle güvenmesi lazım bu ülkeye. Benim hukuki güvenliğim olması lazım. Bunca yatırım yapacağım, ihracat yapacağım büyük pazar var ama Türkiye’ye yatırım yaptığında acaba bir gün birileri çöker mi? Bir gün olmadık bir vergi cezası gelir mi? Bir gün ülke yönetenler bana şöyle bir yan bakar. Taleplerde bulunurlar. Ben de yapamazsam acaba teslim elden gider mi diye korkuyor insanlar. Yatırım olmayınca ihracat artmaz. Mutlaka yatırım lazım. Yatırım için de hukuk lazım. Hukuk buradayken yatırım olmaz.

Ben bu ülkenin şu anda Cumhurbaşkanı olsam, inanın 10 tane sağlam, düzgün insanı, dürüst ve iyi insanı ekonominin başına koyarım. Derim ki ‘Arkadaş hemen ekibinizi değiştirin.’ Ve haftada sadece iki kere, ikişer saatlik toplantıyla zaten ekonomiyi ayağa kaldırırım. İnanın o kadar basit. Ama ondan sonra dönerim vaktimi hukuk ve adalet sistemini ayağa kaldırmaya harcarım. Çöken eğitim sistemini ayağa kaldırmaya çalıştım. Çünkü ekonomide bir yandan saçmalıklar, tamamen rasyonalite dışı işler bunları toparlarken, öbür taraftan da hukuk, adalet, eğitim, demokrasi zeminini güçlendirdim. Ve Türkiye hemen ayağa kalkar ya. İnanın 6 ayda kurumlar şöyle bir kendine gelir. 1 ayda kurumlar düzelir ama, 6 ayda sistem tıkır tıkır işlemeye başlar. En geç 2 sene sonra enflasyon tekrar ülkede tek haneye iner ve orada kalır.”

İmamoğlu’nun tutukluluk sürecini de değerlendiren Babacan, “Yanlış olan şu ki dört meseleyi eğer siz paketleyip 12 saat içerisinde bir operasyonla uygulamaya geçiriyorsanız bu yanlış. Hangi dört mesele? Diploma meselesi. Büyükşehirle ilgili yolsuzluk iddiaları, CHP’nin kurultayıyla ilgili o şaibeler ve terör iş birliği bu yerel seçimlerdeki kent uzlaşışı… Şimdi dört ayrı konu, dört ayrı hatta yürümesi gereken konu, ayrı zamanlarında doğal akması gereken konuyu eğer paketleyip de 12 saat içerisinde akşam diploma iptal, sabah gözaltı, tutuklama o zaman bunun usul açısından baktığımızda bu siyasi bir operasyon olarak görüyoruz biz bunu. Usul açısından baktığımızda… Esaslarına inilmeden ne olduğunu bilmemiz zor. Şöyledir böyledir dememiz de zor” diye konuştu.

Babacan, AK Parti seçmeninin yarısının İmamoğlu’na yönelik operasyonun siyasi olduğuna dair kanaat taşıdığı tespitine iktidar medyasından gelen eleştirileri de değerlendirdi. Babacan, “Bu sadece bizim gözlemimiz değil. Nisan ayında ve Mayıs ayında yapılan toplumsal araştırmalara, kamuoyu yoklamalarına baktığınızda bunun hepsi açık açık görünüyor. Yani onun için bu yandaş medyada yazanlar, yazdıranların bir kıymeti yok. Şimdi bunu neye dayanarak söylüyor? Çok sayıda araştırma var ben ona dayanarak söylüyorum yani. Tabii ne yapacak işte patronları gereği ya da yaptığı iş gereği yazıyor. Onların sıfır değeri sıfır yani orada yazılanların bizim için hiç önemi yok. Arkasına rakamlarla koyuyorsa öyle kendi yönlendirdikleri araştırma şirketleri değil, gerçekten bağımsız tarafsız çalışan araştırma şirketlerinin rakamlarını koyarak konuşuyorsa konuşsun. Yoksa boşa konuşur herkes” dedi.

“Cumhurbaşkanlığına bağlı Diyanet, sanal kumara karşı ama aynı Cumhurbaşkanlığı bir imzayla izin veriyor”
İktidarın sanal kumarla mücadelesinin algıdan ibaret olduğunu dile getiren Babacan, “Sanal kumarla mücadele ediyoruz. Algı o. Halbuki yasa dışıyla mücadele ediyorlar. Yasalla bir dertleri yok. Yasalı oynatıyorlar. Geçen iki hafta önceki cuma hutbesinden ya. Şimdi Diyanet İşleri Başkanlığı kime bağlı? Cumhurbaşkanlığı’na bağlı değil mi? Evet. Sanal kumar, sanal bahis diyor hocalar. Türkiye’nin dört binlerinde cuma hutbesinde ‘Çok kötü alışkanlıktır’ diyor. ‘Sanal kumar, sanal bahis’ diyor. ‘Bunlar olmaması lazım’ diyor. ‘Dinimizin emri’ diyor hutbeden, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı. Aynı cumhurbaşkanlığı sanal kumarın oynatmasıyla ilgili imzayı atmış. Bu adamlara sanal kumarı oynatıyor. Şimdi faize nas var da, sanal kumara, kumara bahise, nas yok mu? Erdoğan’ın terminolojisiyle anlatayım yani. İnanılır gibi değil. Hiçbir tutarlılık yok yani” dedi.

Paylaşın