ABD’den Türkiye’ye Rusya Uyarısı

Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Yunus Elitaş, ABD Hazine Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede, Adeyemo’nun Rusya’nın Türkiye’yi Batı yaptırımlarını aşmak için kullanmaya çalıştığı uyarısı yaptığı bildirildi.

ABD Hazine Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo’nun, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Yunus Elitaş ile yaptığı telefon görüşmesinde Rusya-Ukrayna savaşı konu edildi. Reuters’ın haberine göre, ABD’li bakan yardımcısı Elitaş’ı ”Rus kurum ve kişilerin, Ukrayna işgali nedeniyle getirilen Batı yaptırımlarını aşmak için Türkiye’yi kullanmaya çalıştıkları” konusunda uyarıda bulundu.

ABD Hazine Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, iki bakan yardımcısının bir telefon görüşmesi yaptığı ve ikilinin Rusya’ya yönelik yaptırımların uygulanması ve yürürlüğe konmasına yönelik devam eden çabaları ele aldıkları aktarıldı.

Açıklamada “Bakan Yardımcısı Adeyemo, Rus kuruluşlarının ve bireylerinin ABD ve 30 ülke tarafından uygulanan yaptırımlardan kaçınmak için Türkiye’yi kullanmaya çalıştığına dair endişelerini dile getirdi. ABD’nin Türk ekonomisinin başarısına olan ilgisini yineledi ve Hazine’nin bankacılık sektörünün bütünlüğünü korumak için Türkiye Hükümeti ile ortaklığına olan bağlılığını dile getirdi.” ifadeleri kullanıldı.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise, “Ukrayna ve Rusya ile derin ekonomik ve siyasi ilişkilere sahip olunduğunun altını çizen Bakan Yardımcısı Elitaş, devam eden süreç ve yaptırımlar konusunda ise Türkiye’nin konumunun değişmediğini, ancak herhangi bir kurum veya kişi tarafından yaptırımların delinmesine de izin verilmeyeceğini teyit etmiştir. Görüşme kapsamında, bölgenin; barış, huzur ve istikrarını sağlamak için Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde savaşın sonlandırılması hususunda en yoğun gayreti Türkiye’nin harcadığı vurgulanmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.” denildi.

Paylaşın

Nükleer Bir Savaş Sonrası 5 Milyar İnsan Açlıktan Ölebilir

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Rutgers Üniversitesi’nden iklim bilimciler, olası bir nükleer savaşın ani ölümler haricindeki etkilerine ilişkin senaryoları değerlendirdi. Nükleer süper güç Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası nükleer savaş ihtimali yönündeki endişeler artmaya başladı.

Rutgers Üniversitesi’nden bir grup iklim bilimci tarafından Nature Food bilim dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, nükleer savaşın iklim sistemini tamamen bozarak büyük bir küresel kıtlık kaynaklı ölümlere neden olabileceğini öne sürüyor.

Nükleer savaş deyince akla ilk olarak doğrudan patlamalar nedeniyle aniden yok olan şehirler ve insanlar geliyor ancak bilim insanlarına göre, nükleer silahların radyasyon ve çevre kirliliği nedeniyle onlarca yıl süren kalıcı etkileri de var. Hatta nükleer savaşı takip eden yıllarda yaşananların nükleer savaşın ani etkisini gölgede bırakacağı düşünülüyor.

Rutgers Üniversitesi’nden araştırmacılar, olası bir nükleer savaş sonrası için en kötü senaryoyu modelledi. Buna göre, ABD ve Rusya arasındaki gerçek bir nükleer savaş, iki yıl sonra en az 5 milyar insanın açlıktan ölmesine neden olabilir. Hindistan ve Pakistan arasındaki küçük ölçekli bir nükleer çatışma bile küresel kıtlığa yol açabilir.

“Patlama etkisiyle oluşan kurumlar iklimi mahvedecek”

Araştırmacılar, nükleer bir savaşta şehirleri hedef alan nükleer bombaların şiddetli yangın fırtınaları başlatacağını söylüyor.

Yangınlardan çıkan devasa miktarlardaki kurumların atmosfere ulaşacağını belirten araştırmacılar, bu kurumların daha sonra küresel olarak yayılacağını ve gezegeni hızlıca soğutacağını tahmin ediyor. Böylelikle dünya ikliminin bozulacağı ve gıda üretim sistemlerinin de bundan büyük ölçüde etkileneceği düşünülüyor.

Büyük mahsullerin verimliliğini ülke bazında bir iklim tahmini aracı kullanarak öngören araştırmacılar, 6 olası nükleer savaş senaryosunda neler olabileceğini inceledi. Buna göre, boyutlarına göre atmosfere farklı miktarda kurum gönderecek nükleer savaşlar nedeniyle dünyanın 1 ila 16 santigrat derece soğuyabileceği ifade edildi.

Hindistan ve Pakistan arasındaki nispeten küçük ölçekli bir nükleer savaştan sonra bile mahsul üretiminin 5 yıl içinde yüzde 7 oranında düşebileceği kaydedildi.

‘Mahsul üretimi yüzde 90’a kadar düşebilir’

Dünyada var olduğu bilinen nükleer silahların yüzde 90’ını elinde bulunduran iki ülke Rusya ve ABD arasındaki olası bir nükleer savaştan sonra ise 3 ila 4 yıl içinde üretimin yüzde 90 oranında düşebileceği öngörüldü.

Makalenin yazarlarından iklim bilimci Profesör Alan Robock araştırmaya ilişkin şöyle konuştu: “Eğer nükleer silahlar varsa kullanılabilirler de ve dünya birçok kez nükleer savaşa yaklaştı. Nükleer silahların yasaklanması uzun vadeli tek çözüm”.

Birleşmiş Milletler Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması’nın 66 ülke tarafından onaylandığını hatırlatan Robock, “Ancak 9 nükleer ülkeden hiçbiri bu anlaşmayı onaylamadı. Çalışmamız, bu 9 devletin bilimi dinleme ve bu anlaşmayı imzalama zamanının geldiğini açıkça ortaya koyuyor” ifadelerini kullanıyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

ABD’de Türkiye’ye S-400 Tepkisi: Yaptırımların Açık İhlali Olur

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Senatosu’nun Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Bob Menendez Türkiye’nin Rusya’dan bir parti daha S-400 alacağına ilişkin Rus haber ajansı TASS’ta yayımlanan habere tepki gösterdi.

Menendez “Türkiye’nin Rus savunma sektörüyle ilişkilerinin genişlemesi büyük bir hata olur” dedi.

Demokrat Senatör Menendez, VOA Türkçe’nin aktardığı yazılı açıklamasında, “Türkiye’nin Rusya’dan bir başka S-400 füze savunma sistemi satın almayı değerlendirdiği haberleri konusunda son derece endişeliyim” diyerek, bunun Amerika’nın Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası’nın (CAATSA) açık bir ihlali olacağını vurguladı.

Menendez, “Rusya Ukrayna’yı zalim ve yasa dışı şekilde işgal etmeye devam ederken Türkiye’nin Vladimir Putin gibi bir savaş suçlusuyla askeri işbirliğini tamamen reddederek, NATO’ya, bölgesel barış ve güvenliğe yönelik taahhüdünü güçlü şekilde gösterme sorumluluğu ve fırsatı var” ifadelerini kullandı.

‘Türkiye’nin rotasını değiştireceğini umuyorum’

Senatör Menendez, “Yunanistan’ın hava sahasında düşmanca ihlallerin devam etmesi ve İsveç ile Finlandiya’nın NATO üyeliklerinin geciktirilmesinin gölgesinde, Türkiye’nin rotasını değiştirmesini ve bölgede yapıcı bir ortak olarak savunma ittifakına karşı sorumluluklarını yerine getirmesini umuyorum” dedi.

Menendez, “Amerika net olmalı. Türkiye’nin Rus savunma sektörüyle ilişkilerinin genişlemesi Avrupa’da NATO müttefiklerimiz ve ortaklarımızın güvenliğini tehlikeye atacak büyük bir hata olur” ifadelerini kullandı.

Rus haber ajansında böyle bir haberin yer alması, Amerika ve Türkiye arasında F-16 savaş uçağı alımı ve modernizasyonu konusunda teknik görüşmelerin dördüncüsünün Washington’da yapıldığı bir döneme rastladı.

Savunma Sanayi Başkanlığı ise Rus haber ajansında yer alan haberden yaklaşık beş saat sonra yaptığı iki cümlelik açıklamasında, ‘‘Yeni bir gelişme söz konusu değil. İlk gün yapılan anlaşmaya göre süreç devam etmektedir’’ ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

ABD’den ‘İkinci S-400’ İddiasının Ardından Türkiye’ye Uyarı

Türkiye’ye Rusya’nın savunma sektörüyle daha fazla işbirliği yapmama çağrısında bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, “Sürekli olarak vurguladığımız nokta şu ki, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı gaddar ve meşru olmayan savaşı, tüm ülkelerin Rusya’nın savunma sektörü ile alışveriş yapmamasını bazı açılardan her zamankinden daha hayati hale getirdi” dedi.

Türkiye’nin Rusya ile ikinci parti S-400 hava savunma sistemleri almak için anlaşma imzalandığına dair Rus medyasında yayımlanan ve Savunma Sanayi Başkanlığı’nca yalanlanan haber, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price’a soruldu.

Price, günlük basın toplantısındaki açıklamasında Türkiye’ye Rusya’nın savunma sektörüyle daha fazla işbirliği yapmama çağrısında bulundu. Price, “Sürekli olarak vurguladığımız nokta şu ki, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı gaddar ve meşru olmayan savaşı, tüm ülkelerin Rusya’nın savunma sektörü ile alışveiş yapmamasını bazı açılardan her zamankinden daha hayati hale getirdi” dedi.

ABD Dışişleri Sözcüsü, “Ne olacağını bekleyip görmemiz lazım ama biz bu konuda yeni bir gelişmeden haberdar değiliz” dedi. Price, Türkiye’nin Rusya’dan yeni parti S-400 satın almasının, Biden yönetiminin yeni F-16 satışını gözden geçirip geçirmeyeceğine dair yorum yapmadı.

Rus basınındaki haber, Türkiye’den bir heyetin F-16 satışını ve mevcut F-16 filosunun modernizasyonunu görüşmek üzere ABD’ye hareket ettiği gün yayımlanmıştı. Haberde, Rusya Federal Askeri-Teknik İşbirliği Servisi Direktörü Dmitri Şugayev’in açıklamalarına dayanarak Rusya ile Türkiye arasında ikinci parti S-400’ler için anlaşmanın ‘çoktan’ imzalandığı ve bazı parçaların da Türkiye’de üretileceği belirtiliyordu.

ABD Dışişleri Sözcüsü Price’ın açıklamalarını aktaran Defense News sitesine konuşan Türk kaynaklar da, Rusya ile bazı S-400 parçalarının Türkiye içinde üretilmesi konusunda anlaşma yapılabileceğini savundu.

(Kaynak: Kısa Dalga)

Paylaşın

Putin: ABD, Ukrayna Savaşını Uzatmak Ve Dünyayı İstikrarsız Kılmak İstiyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Amerika Birleşik Devletleri’ni (ABD) Ukrayna krizini sürüncemede bırakmakla ve ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan’a yaptığı son ziyaretle dünyayı “istikrarsızlaştırmaya” çalışmakla suçladı.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre, Moskova’daki Uluslararası Güvenlik Konferansında konuşan Rus lider, “Ukrayna’daki durum ABD’nin bu çatışmayı uzatmaya çalıştığını gösteriyor. Ve aynı şeyi Asya, Afrika ve Latin Amerika’da çatışma olasılığını besleyerek yapıyor” dedi.

“Dikkatle hazırlanmış bir provokasyon”

Pelosi’nin Tayvan ziyareti hakkında da sert konuşan Putin, “ABD’nin Tayvan macerası sadece sorumsuz bir politikacının gezisi değil, bölgedeki ve dünyadaki durumu istikrarsızlaştırmaya ve kaotik hale getirmeye yönelik bilinçli ve kasıtlı bir stratejinin parçasıdır” ifadelerini kullandı.

Ziyaretin diğer ülkelerin egemenliğine ve uluslararası yükümlülüklerine ABD’nin saygı duymadığının “küstahça bir göstergesi” olduğunu ileri süren Putin, durumu “dikkatle hazırlanmış bir provokasyon” olarak tanımladı.

24 Şubat’tan beri Ukrayna’yı işgal eden Rusya, Washington’un Kiev’e yapmayı sürdürdüğü askeri yardımları kınıyor. İki ülke arasındaki en gergin dönemlerden geçildiği sırada Ukrayna’nın güneyindeki Zaporizhia nükleer santralini hedef alan saldırılar nükleer felaket yaşanması yönündeki endişeleri de artırdı.

Şoygu: Amaç caydırıcılık

Yerleşkeye düzenlenen saldırılar hakkında Kiev ve Moskova birbirlerini suçlarken Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu nükleer silahın caydırıcı özelliğine vurgu yaptı.

Uluslararası Güvenlik Konferansında “Rusya’nın nükleer silahlarının temel amacı nükleer bir saldırıyı caydırmaktır” diyen Bakan Şoygu, “Askeri açıdan bakıldığında, Moskova’nın Ukrayna’yı askerden arındırması ve silahsızlandırması hedefine ulaşması için nükleer silah kullanması gerekli değildir” açıklamasında bulundu.

Ukrayna krizi nedeniyle Batı’nın bir dizi ağır yaptırımına maruz kalan Rusya, başta Çin olmak üzere Afrika ve Asya ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirme çabası içinde.

Moskova, Pelosi’nin Ağustos ayı başında Tayvan’a yaptığı ziyareti Çin’in öfkesine neden olan bir “provokasyon” olarak nitelemiş ve Pekin’in “egemenliğini korumak için gerekli tedbirleri” alma hakkı olduğunu söylemişti.

Paylaşın

İkinci ABD Heyeti Tayvan’da; Çin Askeri Tatbikat Başlattı

ABD Kongre üyelerinden oluşan bir delegasyon, iki gün sürmesi planlanan resmi ziyaretleri kapsamında Tayvan’a gitti. Beş Kongre üyesinin Tayvan ziyareti, Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin 2 Ağustos’taki ziyaretinin ardından ABD’li bir Kongre heyetinin Tayvan’a yaptığı ikinci ziyaret olma özelliği taşıyor.

Demokrat Partili Massachusetts Senatörü Ed Markey’nin liderliğindeki delegasyonda ayrıca Demokrat Partili Kongre üyeleri John Garamendi, Alan Lowenthal ve Don Beyer ile Cumhuriyetçi Partili Kongre üyesi Aumua Amata Coleman Radewagen de bulunuyor.

CNN International’ın aktardığına göre, Tayvan’ın başkenti Taipei’ye daha önceden duyurmadıkları ziyaretleri ile ilgili Twitter’dan açıklama yapan delegasyon başkanı Markey, ziyaretin “ABD’nin Tayvan’a olan desteğini bir kez daha teyit etme” çabalarının bir parçası.

Markey’nin açıklamasına göre, heyetin ziyaretinin “Tayvan Boğazı’nda istikrar ve barışı teşvik etmesi” bekleniyor.

Heyetin ziyaretleri sırasında Tayvan lideri Tsai Ing-wen ve Dışişleri Bakanı Joseph Wu ile de görüşmesi planlanıyor.

Tayvan Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, ABD delegasyonu, ziyaretleri sırasında Parlamento Dışişleri ve Milli Savunma Komitesi ile de “güvenlik ve ticarete ilişkin konuları görüşmek için” bir araya gelecek.

Tayvan Dışişleri Bakanlığı, ABD’li heyetin ziyaretini “memnuniyetle karşılarken” Nancy Pelosi’nin ziyaretine de tepki gösteren Çin, “ABD’nin provokasyonlarına karşı önlem alacaklarını” açıkladı.

Çin, tekrar tatbikat başlattı

Çin’in Washington Büyükelçiliği’nden dün (14 Ağustos) yapılan açıklamada, “ABD Kongre üyeleri, ABD hükümetinin tek Çin politikasına uygun şekilde davranmalı” değerlendirmesinde bulundu.

Çin Halk Kurtuluş Ordusu (PLA) da Tayvan çevresindeki sularda ve hava sahasında yeniden “müşterek muharebeye hazırlık ve hakiki savaş tatbikatı” başlattığını duyurdu. PLA Doğu Harekat Alan Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Çin’in ulusal egemenliği ile Tayvan Boğazı’ndaki barış ve istikrarı korumak için gerekli tüm tedbirlerin alınacağı” söylendi.

Pelosi’nin Tayvan ziyareti

Çin, bir asırdan uzun süredir “bağımsızlık” anlaşmazlığı yaşadığı Tayvan’a ABD Kongresi’nin alt kanadı olan Temsilciler Meclisi’nin başkanı Nancy Pelosi tarafından yapılacak resmi bir ziyarete karşı çıkıyordu.

Pelosi’nin Nisan ayında COVID-19’a yakalanması sonucu iptal ettiği ve Çin’in tepkisini çeken Tayvan ziyaretini gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceği merak ediliyordu. Bu ihtimalin konuşulduğu günlerde, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, ABD Başkanı Joe Biden ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirmiş ve “Ateşle oynayan kendisini yakar” uyarısını yapmıştı.

Fakat Nancy Pelosi, 2 Ağustos 2022’de yerel saatle 22:20 sularında Tayvan’a geldi ve ertesi gün ülkede bir dizi resmi temasta bulundu.

Tayvan lideri Tsai Ing-wen, 3 Ağustos’taki görüşmelerinde Pelosi’ye Tayvan’daki hükümetin devamı olduğu söylenen Çin Cumhuriyeti’nin “Uğurlu Bulutlar Düzeni” isimli şeref madalyası ve özel şeridini takdim etti.

Çin, Pelosi’nin ziyaretini “ciddi bir provokasyon” olarak değerlendirerek ada çevresinde dört gün sürecek askeri bir tatbikata başladı. Tayvan, tatbikatın başladığı 4 Ağustos’ta bir açıklama yaparak Çin’in tatbikat kapsamında ateşlediği füzelerden 11’inin karasularına düştüğünü duyurdu. Ülke ayrıca “savunma sistemlerinin etkin duruma geçirdiğini” açıkladı.

Tayvan da Çin’in ardından 9-11 Ağustos’ta askeri tatbikat kararı alırken Çin Dışişleri Bakanlığı Nancy Pelosi ve yakın aile üyelerine yaptırım uygulanacağını ve Washington yönetimiyle bazı ikili diyalog ve işbirliği mekanizmalarının durdurulduğunu duyurdu.

Çin-Tayvan anlaşmazlığı

Çin’de İkinci Dünya Savaşı’nın ardından çıkan iç savaşta Mao Zedong liderliğindeki Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) 1949’da iktidarı ele geçirmesi ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulması üzerine Chiang Kai-shek liderliğindeki Çin Milliyetçi Partisi üyeleri, Tayvan’a yerleşip 1912’de kurulan “Çin Cumhuriyeti” iktidarının adada devam ettiğini söyleyerek bağımsızlık ilan etti.

Bu girişim, Çin tarafından kabul edilmese de Tayvan temsilcileri, 1971’e kadar Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda Çin’i temsil etti.

1950’ler ve 1960’larda çok sayıda ülkenin diplomatik ilişki tercihini Çin Halk Cumhuriyeti’ne çevirmesinin ardından 1971’de BM Genel Kurulu’nda yapılan oylamada, Pekin hükümetinin Çin’in tek meşru temsilcisi kabul edilmesiyle Tayvan’ın uluslararası örgütlerdeki konumu belirsiz hale geldi.

Pekin yönetimi, “Tek Çin” ilkesini benimseyerek Tayvan’ın kendi topraklarının parçası olduğunu savunuyor.

Çin, boğaz ve çevresindeki askeri varlığının yanı sıra Tayvan’ın dünya ülkeleriyle müstakil diplomatik ilişkiler kurmasına, BM’de ve diğer uluslararası kuruluşlarda temsil edilmesine karşı çıkıyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

ABD’de Araç Kalabalığa Daldı: 1 Ölü, 17 Yaralı

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Pennsylvania eyaletinde bir kişi, yerel saatle cumartesi (13 Ağustos) akşamı aracını kalabalığın üzerine sürerek bir kişinin ölümüne, 17 kişinin yaralanmasına sebep oldu.

CNN International’ın aktardığında göre, olayın ardından bölgeye yakın başka bir kasabada yaşayan annesini öldüren şüpheli gözaltına alındı.

Olay, Columbia’nın Berwick kasabasında 5 Ağustos’ta 10 kişinin ölümüne sebep olan bir yangında ölen ve yaralananlar ile aileleri için düzenlenen bağış toplama etkinliği sırasında gerçekleşti.

Pennsylvania Eyalet Polisi, konuyla ilgili yazılı açıklamasında, olay yerine giden Berwick ve eyalet polisinin bir kişinin hayatını kaybettiğini ve pek çok kişinin yaralandığını gördüğünü kaydetti.

Yaralılar, olayın ardından bölgeye yakın hastanelere kaldırılırken Geisinger Tıp Merkezi, olayla ilgili 15 hastayı tedavi ettiklerini duyurdu.

CNN’e konuşan tıp merkezi sözcüsü Natalie Buyny, yaralıların dördünün durumunun ağır olduğunu kaydetti.

Kefalet talebi reddedildi

Şüphelinin aracını kalabalığın üzerine sürmesinin ardından bir açıklama daha yapan Pennsylvania Polisi, olay yerine yakın Luzerne bölgesindeki Nescopeck kasabasından erkek bir şüphelinin bir kadını darp ettiğine ilişkin bir ihbar aldıklarını ve olay yerine gittiklerinde kadının ölmüş olduğunu tespit ettiklerini duyurdu. Şüpheli, ilçe polisi tarafından gözaltına alındı.

Yetkililer 56 yaşındaki Rosa Reyes’in ölümüne sebep olan şüpheli ile aracını kalabalığın üzerine süren şüphelinin aynı kişi olduğunu tespit ederken bağış toplama etkinliğinde ölen kişinin adını açıklamadı.

The Guardian’ın aktardığına göre, eyalet polisi Anthony Petroski III, şüphelinin aracı kasıtlı olarak mı kalabalığın üzerine sürdüğünün henüz netlik kazanmadığını aktardı: “Bu konudaki soruşturma sürüyor. Tamamlamamız gereken görüşmeler ve bakmamız gereken video kayıtları var.”

Rosa Reyes’in ölümüne ilişkin suç duyurusunda paylaşılan bilgilere göre, her iki olayın da faili Rosa Reyes’in 24 yaşındaki oğlu Adrian Oswaldo Reyes’di. Reyes, dün sabah saatlerinde “cinayet” suçlamasıyla hakim karşısına çıktı. Kefalet talebi reddedilen şüpheli, Columbia County Islahevinde tutuluyor.

Paylaşın

Türkiye İle ABD Arasında F-16 Görüşmeleri Sürüyor, Son Durum Ne?

Türkiye ile ABD arasında F-16 uçağı alımı ve modernizasyonu ile ilgili bir süredir devam eden teknik düzeydeki görüşmelerin dördüncüsü Pazartesi günü Washington’da yapılacak. Toplantı, ABD Temsilciler Meclisi’nde F-16’lar için konulan şartların ardından yapılacak ilk görüşme olması açısından önemli görülürken, ABD Senatosu’nun satışla ilgili tutumunun Ankara için zorlayıcı olabileceği değerlendirmeleri yapılıyor.

ABD’li Lockheed Martin tarafından üretilen 40 adet F-16 ve 79 adet F-16 modernizasyon kiti almak için ABD ile Ekim 2021’de başlatılan süreç kapsamında şimdiye kadar üç toplantı Türkiye’de gerçekleştirildi. Heyetler arasında, geniş çaplı ve teknik nitelikli toplantıların dördüncüsü ise Pazartesi günü ABD’de düzenlenecek.

Satışla ilgili ABD’deki hava nasıl?

F-16’larla ilgili gelinen durumu ve ABD’deki havayı DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e değerlendiren Washington Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü Soner Çağaptay, Joe Biden yönetiminin satışın gerçekleşmesini kesinlikle istediğini belirterek, geçmiş dönemde bazı durumlarda Türkiye aleyhine fikir beyan eden ABD Savunma Bakanlığı’nın da bu kez satışın arkasında durmasının önemli olduğuna işaret ediyor.

Çağaptay, Türkiye-ABD ilişkilerinin “savunma eksenli yapısına” ve satışın bu ilişkilerin sürmesi açısından önemine dikkat çekerek, “F-35 programının yokluğunda F-16’lar ilişkilerin ilerlemesi açısından bir bağ. Satış gerçekleşmez ise iki ülkeyi bir arada tutan bir nevi bu siyasi tutkalın varlığından bahsetmek zorlaşacak” diyor. Çağaptay’a göre satışı destekleyen ABD yönetimi de bunun farkında ve bakış açısı bu yönde.

Ankara’nın vurguladığı noktalardan biri F-16’ların satışının sadece Türkiye-ABD ilişkileri açısından değil NATO’nun caydırıcılığı için de önemli olduğu. Ukrayna savaşının çıkmasının ardından Türkiye’nin NATO için öneminin yeniden anlaşıldığına yönelik yorumlar yapılmıştı.

Alman Marshall Fonu Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı da Biden yönetiminin ilk başta AKP hükümetine karşı menfi bir tutum içinde olduğunu hatırlatarak, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi ile birlikte Türkiye’nin jeostratejik öneminin hatırlandığını, Rusya’nın Ukrayna işgali ile de artık bu önemin göz ardı edilemez hale geldiğini belirtiyor. Ühlühisarcıklı, ABD yönetiminin bu satışa stratejik açıdan yaklaştığına ve ABD çıkarlarının gereği olarak gördüğünü hatırlatıyor.

Bununla birlikte ABD’de son dönemde önce “anti-AKP ve anti-Erdoğan” olarak başlayan atmosferin yavaş yavaş “anti-Türkiye’ye” doğru evrildiğine ve bunun da kendisini Kongre’de hissettirdiğine işaret eden Ünlühisarcıklı, Kongre’nin konuya yönetimin tersine iç siyasi dinamiklerle yaklaştığını ve oluşan atmosfer ile Türkiye karşıtı lobilerin etkisinin gözlendiğini belirtiyor.

Bu arada İsveç ile Finlandiya’nın NATO üyelikleri ile ilgili müttefiklerin yavaş yavaş tamamladıkları parlamento onay süreci Türkiye’de henüz başlatılmadı.

F-16’lar konusunda Menendez engeli aşılabilir mi?

Ancak ABD yönetiminin desteğine, Ankara’nın da ihtiyatlı iyimserliğine karşılık Biden yönetimi ile Kongre’nin satışla ilgili farklı tutumlar içinde olduğu hatırlatılıyor ve Senato aşamasının zorlayıcı olabileceği belirtiliyor.

ABD Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Bob Menendez’in Türkiye’ye F-16 savaş uçağı satışına karşı olduğunu pek çok kere belirtmesi büyük engellerden biri olarak görülüyor.

Menendez, geçen ay Atina-Makedon Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada “Ankara’nın davranış ve tutumunu değiştirmesi gerektiğini” söyleyerek, tutum değişikliği beklediği alanları ‘Rusya’dan S-400 satın alınması, Yunan adaları üzerinden uçuşlar, Türkiye’nin Rusya ile yakın ilişkileri ve gazetecilerle avukatların hapsedilmesi dahil insan hakları ihlalleri’ olarak sıralamıştı.

Soner Çağaptay, Senato aşamasının çok incelikli olduğuna ve tek bir senatörün satışı bloke etmesinin mümkün olduğuna dikkat çekerek, “Menendez pek çok kereler bu satışa karşı olduğunu açıklamış bir isim. Tek başına bu satışı engelleyebilir ve bulunduğumuz nokta da şu anda bu” diyor.

Çağaptay, Biden’ın satışı engellememesi için Menendez’i araması gerektiğini ancak şu anda siyasi açıdan Menendez’e diğer pek çok tasarı ile ilgili ihtiyacı bulunması sebebiyle, Başkan’ın nüfuzunu F-16’lar için kullanacağından şüpheli olduğunu belirtiyor. “Bu nedenle maalesef konu muhtemelen Senato aşamasında tıkanacak görünüyor” diyen Çağaptay, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Senato’daki komitelerin başkanları ara seçimlerle değişebilir. Eğer böyle olursa Cumhuriyetçiler komite başkanlığını alabilir ve Menendez başkanlıktan gidebilir. Ancak böyle olsa bile Menendez komitenin ‘kıdemli üyesi’ (ranking member) olacak ve yine tek başına satışı veto edebilir.”

Çağaptay, son tahlilde “F-16 satışının bir Senato ve Menendez sorunu haline dönüşmesini” beklediğini belirterek, “Ankara’nın bu sorunun etrafından dolanabileceği bir yol şu an için göremiyorum” yorumu yapıyor.

Ünlühisarcıklı da ABD yönetimi ile Kongre’deki yaklaşımların farklı olduğunu söylerken, bununla birlikte istenirse Kongre’nin itirazına rağmen satışı mümkün kılacak “kestirme bir yol” bulunabileceğine inanıyor. Türkiye’nin üstüne çizmenin bu konjonktürde ABD yönetimi için çok kolay olmayacağını belirterek, şöyle konuşuyor:

“Bence ABD yönetimi zamana oynayacaktır. İngilizce bir tabir vardır; ‘kick the can down the road’ (sorunu ötelemek) diye. Ama ABD siyasal sisteminde Kongre’nin itirazlarını baypas etmek için kestirme, kısa yöntemler vardır. Yeter ki istesin yönetim.”

Ünlühisarcıklı, bu nedenle yapılacak olan teknik görüşmeleri önemli bulduğunu söyleyerek, “Teknik açıdan konu olgunlaştıktan sonra siyasi bir fırsat bulunabilir” diyor.

Süreç nasıl gelişmişti?

Uzun yıllardır füze savunma sistemini geliştirmek isteyen Türkiye, 2017’de ABD’nin ve diğer NATO müttefiklerinin çekincelerine rağmen Rus yapımı S-400 hava savunma sistemi satın almıştı.

Rusya’dan satın alınan S-400 füze savunma sisteminin ilk parçaları Haziran 2019’da Türkiye’ye ulaşmaya başlamıştı. Bunun üzerine Washington, Rus sistemlerinin NATO ile uyumlu olmadığı ve gizli askeri bilgilerin Rusya’nın eline geçebileceği gibi gerekçelerle Ankara’ya tepki göstermiş, Temmuz 2019’da yeni nesil savaş uçağı F-35 üretim sürecinden Türk ortaklarını çıkartmıştı.

Türkiye, hava savunması için çok önemli olan F-35 programından Eylül 2021’de resmen çıkartılmasının ardından F-35 savaş uçakları için ödediği 1,4 milyar doların geri ödenmemesi ihtimaline karşı alternatif arayışına girmişti. Ankara, Ekim 2021’de ABD’li Lockheed Martin tarafından üretilen 40 adet F-16 ve 79 adet F-16 modernizasyon kiti almak için ABD’ye başvurmuştu.

Bakan Akar bu süreci Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada şöyle anlatmıştı:

“(F-16’ların ömrü doluncaya kadar F-35’lerle boşluğu doldurur, daha sonra da milli muharip uçağımız ile ihtiyaçlarımızı karşılarız) diyorduk. Fakat F-35’lerde çıkan sıkıntıdan dolayı durumu yeniden değerlendirdik. Yıllardan beri kullanmakta olduğumuz, eğitim, bakım ve ikmalinin yanı sıra araç gereçlerimizle uyumu itibariyle F-16 ile devam etmenin uygun olacağı noktasına geldik.”

ABD Dışişleri Bakanlığı da bu satışa yönetimin siyasi desteğini göstererek, Mart ayında Kongre’nin satışa karşı çıkan üyelerine mektup yazdı ve “uygun ABD savunma ticareti bağlarının ülke çıkarlarına hizmet edeceğini” kaydetmişti.

Mitsotakis’in ziyaretinin etkisi

Türkiye ile Yunanistan arasında Ege ve Doğu Akdeniz’de yaşanan egemenlik tartışmaları da satışta rol oynayan etmenlerden.

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Mitsotakis Mayıs ayında ABD Kongresi’ne hitap ederek, isim vermeden Türkiye’nin Yunan hava sahasını ihlal ettiğini iddia etti ve Kongre’den Türkiye’ye yapılacak muhtemel silah satışlarında Doğu Akdeniz’deki durumu göz önünde bulundurmasını istedi.

Ancak ABD Temsilciler Meclisi, Temmuz ayı ortasında ABD Başkanı Joe Biden’ın Türkiye’ye F-16 savaş uçağı satma planıyla ilgili engel oluşturabilecek bir karar aldı ve F-16 satışı için Türkiye’nin Yunanistan hava sahasını ihlal etmemesi ve satışın ABD’nin çıkarına olacağı yönünde garanti istedi.

Bu gelişmenin ABD Başkanı Joe Biden’ın Haziran ayı sonunda Madrid’de düzenlenen NATO Zirvesi sırasında Türkiye’ye F-16 satışına sıcak baktığını söylemesinin üzerine gelmesi Ankara’da tepkiyle ancak ihtiyatlı bir şekilde karşılandı.

Ünlühisarcıklı, iki üke yönetimlerinin bu satışın yapılmasını gerçekten istemesi durumunda Yunanistan hava sahası ile ilgili getirilen tartışmalı şart engelinin de aşılabileceğini ve bir formül bulunabileceğini düşünüyor.

Temsilciler Meclisi’nden geçen metinle ilgili yasal süreç ise henüz sona ermedi. Senato’nun da tasarının kendi versiyonunu onaylaması gerekiyor. Ardından Kongre üyelerine savunma harcama yetkisi veren tasarının her iki versiyonu üzerinde uzlaşılan ortak bir metinde birleştirilecek ve bu metin tekrar Kongre’nin her iki kanadında oylanacak.

Milli Savunma Bakanı Akar, El Cezire televizyonuna yaptığı açıklamada, Temsilciler Meclisi’nin bu adımının arkasında Yunanistan’ın olduğunu belirterek, “ABD Kongresi bu uçakların kullanımı ile ilgili kanun ve şartlar yayınladı. Biz de Türkiye’nin egemen bir devlet olduğunu ve şartlı bir şekilde uçak almayı kabul etmeyeceğimizi söyledik. ABD’nin hatasından geri döneceğini umuyoruz” diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da 27 Temmuz’da TV 100’de ABD ile F-16 müzakerelerinin iyi gittiğini ve yönetimin yaklaşımının olumlu olduğunu söylerken, ABD Kongre’sindeki sıkıntının hatırlatılması üzerine “Elbette F-16’ları almak isteriz, müzakereler iyi gidiyor ama elimizi kolumuzu bağlayacak bir sürecin içinde de olmayız. Biz ABD’yle diğer müttefiklerimizle görüşmelerimizi sürdürüyoruz” dedi.

Bu arada Türkiye çıkartıldığı F-35 programının yerini tam olarak doldurmasa da kendi milli muharip uçağı gelene kadar F-16’ları almak için çalışmalarını sürdürürken, diğer taraftan satışın gerçekleşmeme ihtimali nedeniyle alternatiflere baktığını da belirtiyor.

Paylaşın

Çin: ABD, Ukrayna Ve Tayvan’da Aynı Kışkırtma Taktiğini Uyguluyor

Çin’in Moskova Büyükelçisi Zhang Hanhui, Ukrayna’daki krizin “başlıca kışkırtıcısı” olarak adlandırdığı Amerika Birleşik Devletleri’ni (ABD) Ukrayna ve Tayvan’da çatışmayı “kışkırtmak için aynı taktikleri” uygulamakla suçladı.

Rusya’nın TASS haber ajansına konuşan Büyükelçi, ABD’nin NATO’yu genişleterek ve Ukrayna’yı Moskova yerine Avrupa Birliği ile uyumlu hale getirmek isteyen güçlere destek vererek Rusya’yı “köşeye sıkıştırdığını” söyledi.

Zhang, “Ukrayna krizinin başlatıcısı ve ana kışkırtıcısı Washington, Rusya’ya eşi benzeri olmayan kapsamlı yaptırımlar uygularken Ukrayna’ya asker ve silah tedarik etmeye devam ediyor. Nihai hedefleri Rusya’yı uzun süreli bir savaş ve yaptırımların ağırlığı altında ezmek ve tüketmek” dedi.

Çin-Rusya ilişkilerinin tarihteki en iyi dönemine girdiğini belirten Zhang, iki ülke arasındaki ilişkilerin “en yüksek seviyede karşılıklı güven, etkileşim ve stratejik önem” içerdiğini ifade etti.

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin geçtiğimiz hafta Asya turu kapsamında Tayvan’a yaptığı ziyarete ilişkin de konuşan Büyükelçi, ABD’nin Ukrayna’da ve Tayvan’da büyük güç rekabetini ve çatışmayı kışkırtmak için aynı taktikleri uyguladığını söyledi.

Washington’ın Tayvan politikasını eleştiren Zhang, “İçişlere müdahale etmemek, dünyamızda barış ve istikrarı korumanın en temel ilkesidir” şeklinde konuştu.

Washington’un politikası uzun süredir “stratejik muğlaklık” üzerine kurulu. ABD, Çin’in Tayvan’ı işgal etmesi halinde duruma askeri olarak müdahale edeceğini söylüyor.

Bir yandan Pekin’in sadece tek bir Çin hükümeti olduğunu öne süren “tek devlet” politikasını destekliyor ve Taipei ile değil Pekin’le resmi diplomatik ilişkileri var.

Ancak diğer yandan da Tayvan’a savunma silahları tedarik edeceğini söylüyor ve Çin’in olası bir saldırısının büyük endişe yaratacağını belirtiyor.

Çin, Tayvan’ı, sonunda yeniden Pekin’in kontrolü altında olacak ayrılıkçı bir eyalet olarak görüyor. Tayvan ise kendisini, anayasası ve demokratik yollardan seçilmiş liderleriyle bağımsız bir ülke olarak tanımlıyor.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping daha önce “Tayvan ile yeniden birleşmenin gerçekleşmesi gerektiğini” söylemiş ve bunu başarmak için güç kullanımı ihtimalini dışlamamıştı.

ABD Başkanı Joe Biden, Mayıs 2022’de ülkesinin Tayvan’ı askeri açıdan savunup savunmayacağı yönündeki bir soruya duruma müdahale edecekleri yönünde yanıt vermişti.

Kısa süre sonra Beyaz Saray konuya açıklık getirmeye çalışmış, ABD’nin Tayvan politikasının değişmediğini belirtmiş, Çin’in “tek devlet” politikasına taahhütlerini yinelemişti.

Tayvan konusu, ABD-Çin ilişkilerinde yıllarca gerilime neden oldu. Çin, Washington’un Taipei’ye desteğini kınayan açıklamalar yaptı ve Biden’ın ABD Başkanı seçilmesinden bu yana Tayvan hava sahasında ihlallerini artırdı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İktidarın Tüm Hesapları Seçime Odaklı

İçeride çıkmaza giren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dışarıdan nefes almanın yollarını arıyor. Seçim takvimi yaklaşırken iktidarının ömrünü uzatmak adına yapılan hamlelerle dış politikada zikzaklar çiziliyor. Soçi Zirvesi, Suriye krizi, Şanghay’daki görüşme trafiği, Rusya ile artan temaslar gerek Batı’da gerekse iç siyasette, Ankara’nın seçimi kurtarmak adına bir eksen değişikliğine gittiği tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Batı medyasında çıkan haberler, bu tartışmalara kapı aralarken dün de Finansial Times’ta ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye ‘yasadışı Rus sermayesi veya işlemleri için güvenli bir liman haline gelmeme çağrısında bulunduklarını’ bildiren açıklaması dikkat çekti. İktidara yakınlığı ile bilinen Türkiye Gazetesi’nin önceki gün manşetinde yer alan, ‘Erdoğan’ın Suriye Devlet Başkanı Esad ile telefonda görüşeceği’ haberi bir başka önemli gelişme oldu. Suriyeli kaynaklar haberi yalanlasa da konunun yandaşlar tarafından tartıştırılıyor olması önemli. Öte yandan iktidara desteğiyle öne çıkan Aydınlık gazetesinin önceki günkü, iktidarı “Atlantik Sistemi’ne uyum gösterip Üretim Devrimi’ne yan çizmekle” suçlayan manşeti de bir diğer ayrıntı oldu.

Konuya ilişkin Birgün’den Mehmet Emin Kurnaz’a değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, son dönemki gelişmelerin Türkiye’nin eksen kayması yaşadığı şeklinde yorumlanmasının abartılı ve gerçek dışı olduğu yorumunu yaptı. Uzmanlara göre iktidar içeride sıkıştı. Batıdan ve NATO çizgisinden çıkmaya niyeti de yok. Sıcak para bulabileceği, kendine alan açabileceği her fırsatı değerlendirme gayreti içinde. Seçime kadar günübirlik gel git politikalarına devam ederek ayakta kalmaya çalışacak.

Bir yıl boyunca gelgitler artacak

“İktidarın son dönemki hamleleri konjonktürel oynamalardır” diyen emekli Büyükelçi Engin Solakoğlu, “Türkiye’nin eksen değiştirmesinden ziyade AKP’nin iktidara tutunma çabaları olarak değerlendirilmesi gereken eylemler. Bunların kökü yok, bu konulara dair daha çok batıda Finansial Times gibi yayınlarda çıkan haberler var. Türkiye NATO zirvesine katıldığında da ‘geri döndü’ diyorlar. Sonra Soçi’de görüşme yapılıyor, bu sefer ‘ekseni değişti’ filan diyorlar. Böyle eksenler kolay değişen eksenler değildir” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin NATO’nun çok uzun yıllardır üyesi olduğunu söyleyen Solakoğlu şu değerlendirmeyi yaptı: “Bütün altyapısı NATO’ya uyarlanmış. Yani önümüzdeki on ay içerisinde, seçime kadar AKP bu gelgitleri yapacaktır ama bunlar sonuç olarak öze ilişkin eylemler değildir. Bunlar kısa vadede AKP’nin iktidarda kalmak için birtakım çıkarlar elde etmeyi umduğu eylemlerdir. Bunlar ekonomik çıkarlar olabilir. Batıyla pazarlıkta elini yükseltme amacı olabilir. Yani bunların hepsini birden deniyor şu anda AKP Genel Başkanı. Yani burada tek tek olaylar üzerinden Türkiye’nin yönünü çevirdiği yorumu yapmak mümkün değil. Gerçekçi de değil. Batının zaman zaman başvurduğu bir tür gözdağı verme yöntemi de diyebiliriz. AKP de neticede Batı’nın iktidara getirdiği bir partidir. Dolayısıyla AKP’nin zaten böyle bir niyeti de yok.”

Kendine alan açmaya çalışıyor

Eksen tartışmalarını abartılı bulduğunu söyleyen Uluslararası İlişkiler Uzmanı Soli Özel ise “Tabii benim bunu abartılı bulmam Türkiye’nin izlediği politikanın mantığını tam olarak anladığım anlamına da gelmiyor. Türkiye gene dünya sistemindeki boşluklardan yararlanarak kendine alan açmaya çalışıyor. Fakat açıkçası ben bugünkü uluslararası ortamın Türkiye’nin arzu ettiği genişlikte bir alanın önünü açmış olduğu kanısında değilim. Ama şunu da kabul etmek lazım. Tahıl koridoru anlaşması çok önemli bir anlaşma. Herkes Türkiye’nin bunun gerçekleşmesindeki payını kabul ediyor. Zaten Türkiye bu işlerin içinde olmasa o koridorun açılabilmesi mümkün değil. Çünkü yolu Türkiye kontrol ediyor. O anlamda son derece olumlu bir katkı yaptı ve bu şekilde sadece Ukrayna’ya destek veren Batılı müttefiklerinin değil bir bakıma Rusya’nın da hayır duasını alıyor” diye konuştu.

Çizgiyi aşmaması yönünde uyarıyorlar

Bu anlaşmayla Rusya’nın da kendi mallarını gönderebilmesinin yolunun açıldığını vurgulayan Özel, “Şimdi buradan yola çıkarak Türkiye’nin Rusya’ya doğru yöneldiğini söylemek mümkün değil. Çünkü buradan asıl yararlanması beklenen ülke de Ukrayna. Buna karşılık şunu hatırlatayım. Amerikan Hazine Bakan Yardımcısı bir buçuk ay önce Türkiye’ye gelmişti ve Türkiye’yi özellikle finansal konularda yaptırımları delme yoluna girmemesi konusunda uyarmıştı. İran’ın ambargosunun delinmesine benzer bir şeye belli ki bugünkü kritik ortamda hiç de sıcak bakılmayacak, daha doğrusu göz yumulmayacak. Bu arada tabii Türkiye’ye Rus vatandaşlarının sermayesi geliyor. Bunların içinde oligarklar var mıdır yok mudur onu bilmiyorum. İşte dört yüz bin dolar veren, Türkiye vatandaşı olabiliyor. İnce bir çizgi var ortada, Türkiye’nin o ince çizgide ters tarafa kaymaması konusunda uyarılar yapılıyor. Ben Financial Times’daki yazıyı da bu şekilde değerlendiriyorum” dedi.

Krizler pansumanla düzelecek gibi değil

Erdoğan’ın bir buçuk ay önce NATO Zirvesi’nde Rusya’yı düşman ilan eden bir belgenin altına imza attığını hatırlatan Özel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ondan sonra biz denge politikamıza devam edeceğiz demek açıkçası normal sayılmaz ve o denge politikasının devam ettirme alanının ne kadar var olduğu açıkça tartışılabilir. Yönetim, para bulabildiği her yerden para bulmak için uğraşıyor. Güya Suudi Arabistan’dan da on milyar dolar gelecekmiş. Akkuyu nedeniyle Rusya’dan yedi milyar dolar gelmiş. Bu şekilde rezervler yukarı çekilmiş. Ama bugünkü iktisat politikası devam ettikçe Türkiye’nin kendini dertten kurtarabileceğini açıkçası pek sanmıyorum. Yani bu meseleler pansumanla geçiştirilecek gibi bir durum değil. Ama seçime kadar bulunabilecek her yerden para bulma işine yöneticiler her şeyi yapacaklar gibi gözüküyor.”

Görüşme iddiasına yalanlama

Üst düzey Suriyeli kaynaklar, Türkiye medyasının “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad arasında bir telefon görüşmesi olabileceği” yönündeki haberleri kesin bir dille yalanladı. Türkiye gazetesinde dün yayınlanan bir haberde, İran ve Rusya ile yapılan Tahran ve Soçi görüşmelerinde “Suriye sahasına yansıyacak önemli kararlar alındığı” belirtildi. Haberde, “Ankara’nın ‘Henüz erken’ dediği Erdoğan ile Esad görüşmesinin bir telefon düzeyinde de gerçekleşebileceği” iddiası da yer almıştı.

Paylaşın