Küresel Isınma: Dünya Gezegensel İflasla Karşı Karşıya

IFoA’nın küresel ısınmaya ilişkin yayınlandığı raporda, dünyanın gezegensel iflasla karşı karşıya olduğu, gezegendeki sistemlerin artık insanlık için kritik gereksinimleri sağlayamayacak kadar bozulduğu belirtildi.

Raporun yazarlarından Sandy Trust, “Doğa bizim temelimizdir; gıda, su ve oksijenin yanı sıra ekonomimize güç veren hammadde ve enerjiyi sağlar. Bu temelin istikrarına yönelik tehditler, gelecekteki insan refahına yönelik risklerdir ve bunlardan kaçınmak için harekete geçmeliyiz” dedi.

Yıllık küresel sıcaklık 2024’te ilk kez uluslararası düzeyde kabul edilen 1.5 derecelik hedefin üzerine çıkarken, İngiltere’de yapılan yeni bir çalışmada, iklimdeki bozulmanın sebep olacağı yıkıcı etkiler gözler önüne serildi.

Son yıllarda yangın, sel, kuraklık, sıcaklık artışları gibi aşırı hava olayları ve afetler artarken, Institute and Faculty of Actuaries’in (IFoA) raporunda, iklim kriziyle mücadele için siyasi liderlere daha hızlı hareket etme çağrısında bulunuldu.

IFoA raporuna göre, karbonsuzlaşmayı hızlandırmak ve doğayı onarmak için acilen harekete geçilmezse, 2090 yılına kadar küresel ekonomik büyüme yüzde 50 düşecek.

2050 yılına kadar 3 derece veya daha fazla ısınma halinde ise, 4 milyardan fazla ölüm, dünya çapında önemli sosyo-politik parçalanma, devletlerin yıkılması ve bunun sonucunda hızlı ve kalıcı sermaye kaybı meydana gelebilir.

Raporun yazarlarından Sandy Trust, bu senaryodan kaçınmak için gerçekçi bir plan olmadığını ifade ederek küresel sıcaklıkta 3 derecelik bir artışın sonuçlarının yanlış tahmin edildiğini ve bunların siyasi liderleri politikalarının riskleri konusunda körleştirdiğini söyledi.

Karar Gazetesi’nin The Guardian’dan habere göre, raporda ayrıca, küresel ısınmanın ekonomik etkilerini değerlendirmek için finans kuruluşları, politikacılar ve kamu görevlileri tarafından kullanılan iklim riski değerlendirmelerinin yanlış olduğu, çünkü küresel ısınmanın bir sonucu olarak iklim değişikliğinin devrilme noktaları, deniz sıcaklığı artışları, göç ve çatışma gibi beklenen ciddi etkilerini göz ardı ettikleri belirtildi.

Raporda, bu riskler dikkate alındığında dünyanın gezegensel iflasla karşı karşıya olduğu, Dünya’daki sistemlerin artık insanlık için şart olan kritik gereksinimleri sağlayamayacak kadar bozulduğu eklendi.

Trust, “Doğa bizim temelimizdir; gıda, su ve oksijenin yanı sıra ekonomimize güç veren hammadde ve enerjiyi sağlar. Bu temelin istikrarına yönelik tehditler, gelecekteki insan refahına yönelik risklerdir ve bunlardan kaçınmak için harekete geçmeliyiz” dedi.

Paylaşın

2024, Türkiye’de Son 53 Yılın “En Sıcak Yılı” Oldu

2024 yılı, dünya genelinde 1,5 derece ısınma sınırının aşıldığı ilk yıl olurken, Türkiye’de de 15,6 derece ortalama sıcaklık ile son 53 yılın en sıcak yılı oldu.

2024 yılı sıcaklık rekoru, bir önceki sıcaklık rekoru olan 2010 yılına ait 15,5 derecesinin 0,1 derece üzerinde.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), 2024 Yılı Sıcaklık Değerlendirme raporunu yayınladı. Yayınlanan raporda, 2024 yılının son 53 yılın “en sıcak” yılı olduğunun altı çizildi.

220 istasyondan alınan hava durumu verilerinin uzun yıllar ortalama verileri ile karşılaştırılarak tamamladığı 2024 Yılı Sıcaklık Değerlendirme raporuna göre, yıl içerisinde Türkiye genelinde yağışlar normaline göre yüzde 6,3 oranında azaldı.

2024 yılında Ankara, İstanbul ve İzmir’de de yağışlarda azalma olduğu belirtildi. En fazla yağış alan il Rize olurken en az yağış alan il ise Edirne oldu.

Söz konusu raporda Türkiye’nin 2024 yılı ortalama sıcaklığı, 15,6 derece olarak gerçekleşirken bu değerin 1991–2020 normalinin ortalaması olan 13,9 derecenin, 1,7 derece üzerinde seyrettiği bilgileri yer aldı.

Yine 2024 yılı Türkiye ortalama sıcaklığı, 1971-2024 periyodu ile karşılaştırıldığında ise 15,6 derece ile en sıcak yıl olarak tarihe geçti. Bu derece, bir önceki sıcaklık rekoru olan 2010 yılına ait 15,5 derecesinin 0,1 derece üzerinde gerçekleşti.

Yine, 2024 yılının ocak, nisan, haziran ve temmuz aylarında ortalama sıcaklık rekorları kırılırken, mevsimsel olarak bakıldığında ise kış ve yaz mevsimleri yine rekor sıcaklık dereceleri ile tamamlandı.

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

2024, 1,5 Derece Isınma Sınırını Aşan İlk Yıl Oldu

Avrupa Kopernik Gözlemevi’nin (Copernicus) İklim Değişikliği Servisi (C3S), 2024’ün küresel ısınmanın Paris İklim Anlaşması ile belirlenen uzun vadeli sınır olan 1,5 derecelik ısınmanın ötesindeki “ilk yıl” olduğunu açıkladı.

Birleşmiş Milletler (BM) Paris İklim Anlaşması’nın en iddialı sınır olan küresel ısınma sınırını, geri dönülmez eşik olarak tanımlanan 2°C’nin çok altında tutmayı ve “Sanayi öncesi döneme kıyasla 1,5°C’yi aşmama” hedefini içeriyordu.

Copernicus İklim Değişikliği Servisi Direktörü Carlo Buontempo da “Gelecek bizim elimizde. Hızlı ve kararlı bir eylem gelecekteki iklimimizin gidişatını değiştirebilir” dedi. Copernicus C3S Yardımcı Direktörü Samantha Burgess de “Son on yıl her yıl kayıtlara geçen en sıcak on yıl arasında yer aldı” tespitinde bulundu.

İnsan kaynaklı küresel ısınma, kıtaların ve okyanusların yüzeyinde gözlenen aşırı sıcaklıkların başlıca nedeni olmaya devam ediyor. Olağanüstü doğal afetlerle geçen 2024 yılında, küresel ısınma ilk kez +1,5°C eşiğini aştı. Okyanuslarda sıcaklık rekoru kırıldı, atmosfer daha çok nemle yüklendi ve doğal afetler sonunda olağanüstü maliyetler kaydedildi.

2024 yılı öngörüleri doğrulayarak sıcaklık kayıtlarının tutulmaya başlandığı 1850 yılından bu yana kaydedilen, en sıcak yıl oldu. Haziran ayında Mekke’de hac sırasında aşırı sıcaklar nedeniyle yaşanan bin 300 ölüm, İspanya’nın Valencia bölgesi başta olmak üzere Batı ve Orta Avrupa’daki tarihi seller, ABD ve Karayipler’deki şiddetli kasırgalar ve Los Angeles’da devam eden yangınlar, tarihe geçti.

Avrupa Kopernik Gözlemevi’nin (Copernicus) İklim Değişikliği Servisi (C3S) bu sabah yayımladığı raporunda, felaketler ve rekorlarla dolu 2024’ün, son rekoru elinde tutan 2023’ten bile daha sıcak bir yıl olduğunu açıkladı. Copernicus, küresel ısınmanın Paris İklim Anlaşması ile belirlenen uzun vadeli sınır olan 1,5°C’lik ısınmanın ötesindeki “ilk yıl” olduğunu açıkladı.

Copernicus açıklamasında, dünyanın sadece 2024 yılında değil, aynı zamanda 2023-2024 yıllarının ortalamasında da sanayi öncesi döneme kıyasla 1,5°C’lik bir ısınma yaşadığını açıkladı. Avrupa Gözlemevi, bu rakamların “modern tarihte sıcaklıklarda sürekli ve benzeri görülmemiş bir artışın işareti olduğunu” duyurdu.

BM Paris İklim Anlaşması’nın en iddialı sınır olan küresel ısınma sınırını, geri dönülmez eşik olarak tanımlanan 2°C’nin çok altında tutmayı ve “Sanayi öncesi döneme kıyasla 1,5°C’yi aşmama” hedefini içeriyordu.

ERA5 atmosferik yeniden analiz sistemine dayanan Copernicus’a göre, geçen yıl 15,1°C olan küresel ortalama sıcaklık, sanayi öncesi seviye olarak adlandırılan 1850-1900 yılları arasındaki sıcaklık tahmininden 1,6°C daha yüksek.

Ancak uzun vadeli eğilimlere atıfta bulunan Paris Anlaşması’na göre, “sınırın aşıldığını kabul etmek için” ortalama 1,5°C’lik ısınmanın en az 20 yıl boyunca gözlemlenmesi gerekiyor.

Copernicus, bu 20 yılın ilk adımının 2024’te atıldığını kaydediyor. Copernicus’un açıkladığı verilere göre, Ocak-Haziran 2024 arasındaki her ay, bir önceki yılın kayıtlara geçen aynı döneminden daha sıcak oldu. Ayrıca günlük ortalama sıcaklığın 17,16°C olduğu 22 Temmuz 2024’te yeni bir rekora imza atıldı.

Copernicus’a göre bu durum, küresel sıcaklıklar, modern insanların deneyimlediği seviyenin ötesine geçiyor. Bilim insanlarına göre iklimin şu anki ısınması en az 120 bin yıldır görülmemiş düzeyde.

Kopernik’in İklim Değişikliği Servisi’ne (C3S) göre, aylardır tahmin edilen ve 31 Aralık’a kadar olan tüm sıcaklıklarla teyit edilen 2024 yılı, kayıtların 1850’de tutulmaya başlanmasından bu yana kaydedilen en sıcak yıl oldu.

Okyanuslarda rekor sıcaklık

Okyanuslar da aşırı ısınmaya devam ediyor. Antarktika’da üst üste ikinci yıldır rekor veya rekora yakın düşük değerlere ulaşıldı.

Kutup bölgeleri hariç, yıllık ortalama deniz yüzeyi sıcaklığı da 1991-2020 ortalamasına göre 0,51 derece artarak 20,87 derece ile rekor kırdı. Raporda ayrıca, küresel iklim ‘istikrarının’ önemli bir göstergesi olan Arktika ve Antarktika çevresindeki deniz buzu kapsamının, “geçen yılki buzlu deniz suyu kapsamının ortalamasının önemli ölçüde altında olduğunu” belirtiyor.

Deniz ısı dalgalarının mercanlar ve balıklar üzerindeki ani etkilerine ek olarak, okyanusların bu kalıcı aşırı ısınması, Dünya ikliminin başlıca düzenleyicisi olup, deniz ve atmosfer akıntılarını etkiliyor. Daha sıcak denizler atmosfere daha fazla su buharı salarak tayfunlar, kasırgalar ve fırtınalar için ek enerji sağlıyor.

Rapora göre ayrıca, 2024 yılında, küresel ısınmaya neden olan iki ana sera gazı olan “karbondioksit ve metan gazının” atmosferdeki yoğunlukları da artmaya devam etti. Bunlar sırasıyla milyonda 422 parça (ppm) ve milyarda 1897 parça (ppb) olmak üzere rekor yıllık seviyelere ulaştı.

Küresel ısınma atmosferin su alma kapasitesini de artırıyor: Clausius-Clapeyron formülüne göre, her ilave derece atmosferin maksimum su içeriğini yüzde 7 artırıyor. C3S’ye göre, geçen yıl atmosferdeki toplam su buharı miktarı rekor seviyeye ulaşarak 1991-2020 ortalamasından yaklaşık yüzde 5 daha arttı.

Avrupa İklim Kurumu, “Bu nem fazlalığı, aşırı yağış potansiyelini artırdı. Ayrıca yüksek deniz yüzeyi sıcaklıklarıyla birleşince tropikal siklonlar da dahil olmak üzere büyük fırtınaların oluşumuna katkıda bulunmuştur” diye değerlendiriyor.

Mayotte’deki fırtına ve California’daki yangınların da ortaya çıkardığı bir başka gerçek ise iklim değişikliğiyle birleşen doğal afetlerin, geçen yıl olağanüstü yüksek ekonomik kayıplara yol açması. Sigorta şirketlerinin rakamlarına göre, 140 milyar dolara ulaşan sigortalı kayıplarla, 2024 yılı 1980’den bu yana en maliyetli üçüncü yıl oldu.

AFP’ye açıklama yapan Bavyera sigorta şirketi Munich Re grubunun hesaplamalarına göre, toplam ekonomik kayıplar 2023’teki 268 milyar dolara kıyasla yüzde 19 artışla 320 milyar dolara ulaştı. Grubun baş iklim uzmanı Tobias Grimm, “Gezegenimizin iklim makinesi yüksek vitese geçiyor” uyarısında bulundu.

Copernicus İklim Değişikliği Servisi Direktörü Carlo Buontempo da “Gelecek bizim elimizde. Hızlı ve kararlı bir eylem gelecekteki iklimimizin gidişatını değiştirebilir” dedi. Copernicus C3S Yardımcı Direktörü Samantha Burgess de “Son on yıl her yıl kayıtlara geçen en sıcak on yıl arasında yer aldı” tespitinde bulundu.

(Kaynak: VOA Türkçe / Arzu Çakır)

Paylaşın

Türkiye, Ekolojik Tahribatın En Üst Seviyeye Çıktığı Ülkelerden Biri

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Technology Review Insights tarafından hazırlanan ve 76 ülkeyi kapsayan “Yeşil Gelecek Endeksi 2023” raporunda, Türkiye 63’üncü sırada yer aldı. Raporda hava, su ve toprak kirliliğine dikkat çekildi.

Doğaya ve yaşam alanlarına yönelik saldırılar 2024 yılı boyunca dur durak bilmedi. Doğaya dönük rant odaklı yaklaşım nedeniyle dünyanın çeşitli yerlerinde kuraklık, sel felaketleri, yangınlar, erozyon ve toprak kaybı, biyolojik çeşitliliğin azalması, ormansızlaşma gibi ekolojik sorunlar yıl boyunca büyüyerek devam etti. Söz konusu saldırılar, iklim değişikliğini beraberinde getiriyor. Bu durum dünyanın ısınması, buzulların erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi, şiddetli hava olayları yaşanması gibi pek çok olumsuz gelişmeye neden oluyor.

Yapılan araştırmalar da bu durumu doğruluyor. Küresel Karbon Projesi bilim ekibine göre, fosil yakıtlardan kaynaklanan küresel karbon emisyonları 2024 yılında rekor seviyeye ulaşacak. 2024 Küresel Karbon Bütçesi raporuna göre, fosil karbondioksit (CO2) emisyonlarının 2023 yılına göre yüzde 0,8 artışla 37,4 milyar tona ulaşacağı öngörülüyor.

Earth System Science Data‘da yayınlanacak olan ön baskı, emisyonların bu hızla devam etmesi halinde, ısınmayı yüzde 50 olasılıkla 1,5 santigrat derece ile sınırlamak için kalan karbon bütçesinin altı yıl içinde aşılabileceğini ortaya koyuyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) verilerine göre küresel karbon emisyonunun en az yüzde 5,5’i askeri yatırım ve operasyonlar nedeniyle oluşuyor.

Gezegenin ısınmasıyla birlikte buzullardaki erime arttı. Bilim insanları, Kuzey Kutbunda Arktik bölgesinde binlerce yıldır donmuş halde bulunan toprağın çözülmesiyle tonlarca civanın açığa çıktığını belirledi. Panama’nın kuzey kıyısında yer alan küçük mercan adası Gardi Sugdub’da yaşayan 300 aile, deniz seviyesinin yükselmesinden kaynaklı başka bir yere nakledildi. Yine biyolojik çeşitliliğinin azaldığı da raporlara yansırken. Dünya Doğayı Koruma Vakfı Kenya, yıl içinde yayımladığı “Yaşayan Gezegen Raporu”nda yaban hayatı popülasyonunun son 50 yılda yüzde 76 azaldığını ortaya koydu.

İklim değişikliğine paralel olarak yaşanan aşırı doğa olayları, tüm dünyada büyük bir yıkıma neden oldu. Tıp dergisi Lancet’in 2024 Geri Sayım Raporu’na göre, sıcağa bağlı ölümler 2023’te yüzde 167 oranında arttı. 2024’te ise sadece İspanya’da yaşanan selde 205, Katmandu ve Nepal’deki selde 217 kişi yaşamını yitirdi. Nijerya, Endonezya ve Kazakistan’da yüzbinleri etkileyen seller yaşandı. Yıl içinde yaşanan Helene kasırgasında ABD’de en az 227, Vietnam ve Çin’de etkili olan Yagi Tayfunu’nda 155, Boris Fırtınası’nın vurduğu Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Romanya ve Slovakya’da 24, Shanshan Tayfunu nedeniyle Japonya’da 6 kişi hayatını kaybetti. Milyonlarca insan ise bulundukları bölgelerden tahliye edildi.

Ekolojik tahribatın en üst seviyeye çıktığı ülkelerden birisi Türkiye oldu. Türkiye’de iktidar ve sermaye grupları, ekolojik talana aralıksız bir şekilde sürdürdü. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Technology Review Insights tarafından hazırlanan ve 76 ülkeyi kapsayan Yeşil Gelecek Endeksi 2023 raporunda, Türkiye 63’üncü sırada yer aldı. Raporda hava, su ve toprak kirliliğine dikkat çekildi.

Temiz Hava Hakkı Platformu’nun (THHP) Kara Rapor 2024 raporuna göre Türkiye’de nüfusun yüzde 92’sinden fazlası Dünya Sağlık Örgütü standartlarına göre kirli hava soluyor. Raporda, hava kalitesi en kirli il ise Hakkari oldu.

Yıl boyunca Giresun ve Ordu’da fındık bahçelerine; Diyarbakır ve Tunceli’de tarihi ve kültürel alanlara; İzmir, Muğla ve Çanakkale’de orman ve tarım arazilerine maden işletme ruhsatları verildi. Birçok ruhsat için “ÇED gerekli değil” kararları verildi. Hakkari’deki 4 bin 135 rakımlı Cilo-Sat Dağları’nda buzullar erimeye başladı. Bilim insanları, yıllar önce 100-200 metrelik dikey tabakanın 50 metreye kadar düştüğünü duyurdu.

Binlerce “ÇED gerekli değil” kararı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın sitesinden, 1 Ocak-12 Aralık tarihleri arasında 12 bin 57 tane ÇED duyurusu yapıldı. Bunların 3 bin 623’ü “ÇED gerekli değil”, 621’i “ÇED olumlu” olurken, 405’i “iptal/iade”, 11’i ise “ÇED olumsuz” kararı oldu. 3 bin 902 enerji sektörüne dair ÇED duyurusu yapılırken, bunların 624’ü “ÇED gerekli değil” kararları oluşturdu. Bu kararlardan birisi de Kahramanmaraş’ta bulunan Afşin Termik Santraline 2 ünite daha eklenmesine ilişkin oldu. Madencilik faaliyetlerine ilişkin ise, toplam 3 bin 683 ÇED duyurusu yapıldı. Bunların bin 233’ü “ÇED gerekli değil” duyurularından oluştu.

Açılan yeni maden ocakları ve rant odaklı projeler nedeniyle geniş bir ormanlık alan yok edildi. Cengiz Holding’in Kazdağları’nda hayata geçirmek istediği Halilağa Bakır Madeni projesine karşı mücadele eden yaşam savunucuları, bölgede 600-700 bine yakın ağacın kesildiğini duyurdu.

Şırnak’ın Cudi, Gabar, Besta, Komate dağları bölgesinde orman kıyımı bu yılda da aralıksız devam etti. Diyarbakır’ın Lice ilçesinin kırsal mahallelerin de kapsayan geniş bir bölgede açılmak istenen bakır madeni için ise binlerce ağaç kesilmeye başlandı.

Balıkesir’in İvrindi ve Altıeylül ilçelerini kapsayan alanda açılmak istenen altın madenine karşı yöre halkının açtığı dava sürerken, şirket bölgede yüzlerce ağaç kesti.

İklim değişikliğine bağlı olarak kuraklık bu yıl kendisini daha fazla hissettirdi. Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), 2024 Temmuz ayının son 53 yılın en sıcak Temmuz’u olduğunu, Haziran ayının yağışlarında normaline göre yüzde 65 azaldığını açıkladı. Yine Nisan ayındaki yağışların geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 6, uzun yıllar ortalamasına göre ise yüzde 50 oranında düşüş gösterdiği belirtildi. Bu durumun en bariz örneği Muğla Bodrum’da yaşandı. İçme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılayan Mumcular Barajı’nda su miktarının ölü hacme ulaşması nedeniyle Devlet Su İşleri tarafından Bodrum’a iletilen su kesildi.

Isparta’da bulunan Eğirdir Gölü’nün en dar kısmı olan Kemer Boğazı’ndaki su genişliği, 1,8 kilometreden 1,2 kilometreye geriledi, Tunca Nehri’nde, kuraklık ve aşırı sıcaklara bağlı buharlaşmayla birlikte bazı bölümlerinde su akışı durdu. Balıkesir’in Bandırma ilçesine içme ve kullanma suyunu sağlayan Gönen Barajı’nda su seviyesi yüzde 13 seviyelerine geriledi. Mersin’in içme suyunu karşılayan Berdan Barajı’nın su seviyesi, geçen yıla oranla yüzde 30 azaldı.

Muğla ile Aydın sınırında bulunan Bafa Gölü’nde 30, Burdur Salda Gölü’nde 20 metre, Sakarya Sapanca Gölü’nde 17, Van Gölü’nde ise 12-13 metre çekilme yaşandı.

Sivas’ta başta angut ve turnaların üreme yeri olarak bilinen Bingöl Gölü, Konya’da “flamingo cenneti” olarak bilinen Küçük Göl ile Kırklareli’ndeki Teke Deresi ise tamamen kurudu. Aydın’ın Söke ilçesindeki antik Myus kentinin yanı başında ve Latmos (Beşparmak) Dağları’nın kuzey batısında yer alan Azap Gölü’nde geçmiş yıllarda yaklaşık 5-6 metreye bulan su derinliği 130 santimetrelere kadar düştü.

Edirne’de son 70 yılın en kurak kışı yaşandı. Yaz aylarında ayçiçeği tarlalarında çekirge istilası yaşandı. Karadeniz’in değişen iklimi ise, özellikle Ordu ve Samsun bölgesinde yaşanan kahverengi kokarca nedeniyle fındık üreticileri büyük zarara uğradı.

Aşırı hava olaylarından seller, 20 Temmuz’da Van’ın Erciş ilçesini, 15 Temmuz’da Erzurum’un Hasankale, 9 Temmuz’da Erzurum Tekman ile Ağrı’nın Eleşkirt ilçelerinde etkili oldu. Yıl içinde Karadeniz bölgesinin sahil hattında irili ufaklı birçok sel ve heyelan meydana geldi. Bu nedenle Karadeniz Sahil Yolu defalarca ulaşıma kapandı. 7 Temmuz’da ise Muş’un Malazgirt ilçesi ile Ordu’nun Çaybaşı ilçesinde yaşanan sellerde 1’er yurttaş hayatını kaybetti.

Sellerin yanı sıra birçok kentte orman yangınları yaşandı. Haziran ayında Orman Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre yangınlar geçen yıla göre 5 kat arttı. 1-21 Haziran 2023’te 84 orman yangını çıkarken, bu yıl aynı dönemde 399 yangın kayıtlara geçti. 20 Haziran’da Diyarbakır’ın Çınar ile Mardin’in Mazıdağı ilçesinde çıkan yangınlarda 15 kişi yaşamını yitirdi, 72 kişi yaralandı. Yangında 924 hayvan öldü, 14 bin 900 dekarlık alan yandı.

İzmir Karşıyaka ilçesi Yamanlar Dağı’nda 15 Ağustos’ta başlayan ve rüzgarın etkisiyle geniş bir alana yayılan yangında 17 ev yandı, 105 ev boşaltıldı, 44 iş yeri tahliye edildi. 3 mahallenin boşaltılmasına neden olan yangın, yaklaşık 1600 hektarlık alanda etkili oldu. Balıkesir, Manisa, Denizli, Tokat, Muğla, Aydın, Mardin, Uşak ve Çanakkale gibi kentlerde çıkan yangınlarda yüzbinlerce hektarlık alan yandı.

Maden ve enerji şirketlerinin doğaya saldırıları sürerken, ekolojistler ve yaşam alanlarını korumak isteyen yurttaşların direnişi ise hiç son bulmadı. 3 Eylül’de Artvin’in Borçka ilçesinde Reşit Kibar bu mücadele sırasında katledildi. Köyüne mesire alanı adı altında açılmak istenen taş ocağına karşı direnen Kibar, şirket çalışanları tarafından yapılan silahlı saldırıda katledildi.

Adıyman’ın Koru köyündeki taş ocağına, Hakkari’nin Kavaklı köyünde maden faaliyetlerine karşı çadır kuruldu. Diyarbakır, Trabzon, Artvin, Ordu, Eskişehir, Trabzon’da ekolojik tahribatlara karşı büyük protesto eylemleri düzenlendi.

(Tolga Güney / MA)

Paylaşın

Kurak Alanlar, 30 Yılda Avustralya Kıtasının Yarısı Kadar Genişledi

Bilim insanlarının yaptığı yeni bir araştırmaya göre, kurak alanlar 2020’ye kadar geçen 30 yılda yaklaşık 4,3 milyon kilometrekare, yani Avustralya kıtasının yarısı kadar genişledi.

Haber Merkezi / Başka bir ifadeyle, Antarktika hariç, Dünya’nın kara alanlarının yüzde 40,6’sının artık kurak alanlardan oluştuğu anlamına geliyor.

Araştırmada, iklim değişikliği nedeniyle kurak alanlarda yaşayan insan sayısının ise 2100 yılında 5 milyarı aşabileceği ifade ediliyor.

Kuraklık, bir bölgede yaşamı destekleyen nemin çok az olduğu iklimsel ve kalıcı durum olarak tanımlanmaktadır.

Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi Bilim-Politika Arayüzü (UNCCD-SPI) araştırması, kurak alanlar, 2020’ye kadar geçen 30 yılda yaklaşık 4,3 milyon kilometrekare, yani Avustralya kıtasının yarısı kadar genişledi.

Bu, Antarktika hariç, Dünya’nın kara alanlarının yüzde 40,6’sının kurak alanlardan oluştuğu anlamına geliyor.

Bilim insanları, kurak alanlar veya yağış miktarının yüzde 65’ten az olduğu alanların genişlemesinin yakın zamanda gerçekleştiğini, kurak alanların 1990’lı yıllarda önemli ölçüde artmaya başladığını söylüyor.

Son yıllarda kuraklaşan alanlar, ABD’nin batısında, Meksika’nın Yucatan Yarımadası’nda, Brezilya’nın kuzeydoğusunda, Arjantin’in kuzeybatısında, Akdeniz bölgesinde, Karadeniz’in kuzeyinde, Sahel’de, Rift Vadisi’nde, Güney Afrika’nın kuzeydoğusunda, Rusya ile Kazakistan arasındaki sınırda, kuzeydoğu Sibirya’da, Moğolistan’ın büyük bir bölümünde, Çin’in kuzeydoğusunda ve Avustralya’nın güneydoğusunda yer almaktadır.

Kuraklığın, tarımsal üretimi de etkilediği vurgulanan araştırmada, “Kuraklık, Dünya’nın ekilebilir arazilerinin yüzde 40’ını (yaklaşık 5,7 milyon kilometrekare) etkiliyor” denildi.

Araştırmada ayrıca, kuraklığın, insan sağlığını olumsuz etkilediği de ifade edildi: Kalitesiz veya kirli su, ağır metaller ve diğer toksik elementleri içerebilir, kanser, kardiyovasküler hastalıklar ve diğer hastalıkların riskini artırabilir.

Bilim insanları, sınırlı su kaynakları ve çevre koşullarının getirdiği zorluklarla başa çıkmak için hem doğal hem de insani sistemlerde uygulanabilir stratejilere ihtiyaç olduğunu söylüyor.

Paylaşın

COP29: Gelişmiş Ülkeler 300 Milyar Dolar Ödemeyi Kabul Etti

Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen küresel iklim konferansında, gelişmiş ülkeler küresel ısınmayla mücadelede daha az gelişmiş ülkelere yardım etme konusunda anlaşmaya vardı.

Gelişmiş ülkeler, 2035 yılına kadar daha az gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadelesine yardımcı olmak için yılda en az 300 milyar dolar finansman sağlamayı kabul etti.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, yıllık 300 milyar dolar seviyesindeki finansmanın beklentileri karşılamadığına işaret etti. Guterres, “Karşı karşıya olduğumuz büyük zorluğun üstesinden gelmek için hem finansman hem de emisyon azaltma konusunda daha iddialı bir sonuç umuyordum” dedi.

Azerbaycan’ın başkentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 29. Taraflar Konferansı’nda (COP29) varılan anlaşma çerçevesinde, gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadele için taahhüt etmesi gereken asgari meblağın en geç 2035’e kadar yıllık 300 milyar dolara çıkarılmış olması öngörülüyor.

Daha önce belirlenen ve iki yıllık gecikmeyle 2022’de ulaşılabilen 100 milyar dolar iklim finansmanı hedefi 2025’e kadar geçerli olacak.

COP29’da varılan anlaşmaya göre, yıllık 300 milyar dolarlık meblağın hükümet bütçeleri, özel sektör yatırımları ve diğer finansal kaynakları da içeren geniş bir kaynak yelpazesinden sağlanması hedefleniyor. Anlaşma metninde, havacılık ve denizcilik sektörü için hâlihazırda gündemde olan potansiyel küresel vergiler ve zenginlerden alınacak potansiyel vergiler gibi “alternatif kaynaklara” da atıfta bulunuluyor.

Anlaşmada, Birleşmiş Milletler (BM) uzmanlarının 2035 itibarıyla ihtiyaç duyulacağını belirttiği yıllık asgari 1,3 trilyon dolar hedefine ilişkin de iyimser ifadeler yer verildi. Gelişmiş ülkelerden gelen finansmanın özel sektör yatırımlarını artırması yoluyla bu hedefe ulaşılabileceğine değinildi.

Avrupa Komisyonunun iklim eyleminden sorumlu üyesi Wopke Hoekstra da “Bu fonlarla ve bu yapılandırmayla, 1,3 trilyon hedefimize ulaşacağımızdan eminiz” diye konuştu.

Ülkeler ayrıca, iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik daha fazla finansmanı mobilize etmesi beklenen karbon kredilerinin alınıp satılmasına yönelik küresel piyasa düzenlemeleri üzerinde de mutabık kaldı.

Üzerinde uzlaşılan meblağ, bir önceki taahhüde kıyasla 200 milyar dolarlık bir artışa işaret etse de en az 500 milyar dolar finansman talep eden gelişmekte olan ülkelerin hayal kırıklığı yaşamasına neden oldu.

Hindistan heyeti temsilcisi Chandni Raina, “Bu anlaşmanın optik bir illüzyondan ibaret olduğunu söylemekten esef duyuyorum” dedi. Zirvenin kapanış oturumunda konuşan Raina, anlaşma metnine ilişkin “Bu, bizim görüşümüze göre, hepimizin karşı karşıya olduğu zorluğun boyutlarını karşılamayacaktır. Bu nedenle bu belgenin kabul edilmesine karşı çıkıyoruz” ifadelerini kullandı.

Varılan anlaşma, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in beklentilerini de karşılamadı. Guterres, “Karşı karşıya olduğumuz büyük zorluğun boyutuna paralel olarak hem finansman hem de emisyon azaltma konusunda daha iddialı bir sonuç ummuştum” açıklamasında bulundu. BM Genel Sekreteri “Ancak varılan anlaşma, üzerine koyabileceğimiz bir temel sağladı” diye ekledi.

Marshall Adaları’nın COP29’daki temsilcisi Tina Stege, anlaşmanın yeterli olmadığını vurgulayarak, “İklim açısından savunmasız ülkelerin acilen ihtiyaç duyduğu fonun küçük bir kısmıyla ayrılıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

ABD Başkanı Joe Biden ise varılan anlaşmayı “tarihi bir sonuç” ve “iddialı” bir iklim finansmanı hedefi olarak tanımladı. AB yetkilisi Hoekstra da anlaşmayı övdü. “Daha iyi bir dünyaya inananlar kazandı” diyen Hoekstra, “iklim finansmanında yeni bir dönemin belirmekte olduğunu” ve bunda Birliğin öncü bir rol üstleneceğini belirtti.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock ise zirvede varılan anlaşmayı savundu ancak taahhütlerin yetersiz olduğunu da kabul etti.

2025’te Brezilya’da düzenlenecek olan bir sonraki İklim Zirvesi’nde, gelişmekte olan ülkeler için iklim finansmanının nasıl artırılacağına ilişkin bir rapor yayımlanması bekleniyor.

2024’ün “en sıcak yıl” olacağı kesinleşti

Öte yandan, Avrupa Birliği’nin (AB) dünya gözlem platformu Copernicus’tan 7 Kasım’da yapılan açıklamada, 2024’ün kayıtlardaki “en sıcak yıl” olacağının belli olduğunun kesinleştiği ifade edilmişti.

2024’ün 10 ayı için ortalama küresel sıcaklık anomalisi, 1991-2020 ortalamasının 0,71 santigrat derece üzerinde ölçüldü. Bu dönem için kayıtlardaki en yüksek değere karşılık gelen ölçüm, 2024’ün kayıtlardaki en sıcak yıl olacağını şimdiden kesinleştirdi.

İklim değişikliğinden etkilenen gelişmekte olan ülkeler, ABD, Kanada ve Avrupa’daki bazı ülkelerin iklim finansmanına daha fazla katkı sunmasını isterken, özellikle Avrupalı ülkeler, Çin ve Körfez ülkelerinin destek sağlamasını talep ediyor.

Paylaşın

İklim Krizi: BM’den G20 Ülkelerine “Örnek Liderlik” Çağrısı

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, G20 ülkelerine “örnek liderlik” çağrısında bulundu ve “çalkantılı dönem” olarak tanımladığı günümüz dünyasında ulusların ortak zorlukların üstesinden gelmek için birlikte çalışılması gerektiğini sözlerine ekledi.

Guterres, Gazze, Lübnan, Ukrayna ve Sudan’da barış için harekete geçmeleri çağrısında bulundu. Guterres, “Gazze’de barışın sağlanması, tüm rehinelerin derhal serbest bırakılması ve iki devletli çözüme doğru geri döndürülemez bir sürecin başlatılmasına” vurgu yaptı.

Dünya liderlerinin, ekonomik işbirliklerini ve politikaları ele alacakları G20 Liderler Zirvesi öncesinde Pazar günü Brezilya’nın Rio de Janeiro kentine ayak bastı.

Süreç içerisinde dünyanın en büyük ekonomilerinden bazılarının yöneticileriyle görüşmesi beklenen Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, G20’nin katılımcısı olan tüm ülke liderlerini karşıladı.

Rio’daki zirve öncesinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, G20 ülkelerine “örnek liderlik” çağrısında bulundu ve “çalkantılı dönem” olarak tanımladığı günümüz dünyasında ulusların ortak zorlukların üstesinden gelmek için birlikte çalışılması gerektiğini sözlerine ekledi.

António Guterres, “G20’nin liderleri örnek liderlik etmeli. G20 ülkeleri tanımları gereği muazzam bir ekonomik güce sahip. Ellerinde muazzam bir diplomatik güç var. Bunu temel küresel sorunların üstesinden gelmek için kullanmalılar” dedi.

G20 Liderler Zirvesi, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de iklim görüşmelerinin ikinci haftasına girilirken, Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 29. Taraflar Konferansı (COP29) Dünya Liderleri İklim Zirvesi ile aynı zamana denk geliyor. Bakü’deki yavaş ilerleme, hayal kırıklığı olarak yorumlanıyor.

BM Genel Sekreteri iklim kriziyle mücadelede “başarısızlığın bir seçenek olmadığını” söyledi ve savunmasız ülkelerin en ağır şekilde etkilenen ülkeler olmasına atıfta bulundu.

António Guterres, günümüzün küresel ekonomisini ve bu ulusların ihtiyaçlarını daha iyi yansıtacak reformlar yapılması çağrısında bulunarak, “Bu uluslar, modası geçmiş, etkisiz ve adil olmayan bir uluslararası mali mimariden ihtiyaç duydukları desteği alamıyorlar” dedi.

Brezilya Devlet Başkanı Da Silva’nın, uluslararası zirvelere pek ilgi göstermeyen ve dış politikasını çoğunlukla ideolojik temellere dayandıran aşırı sağcı eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’ya karşı 2022 seçimlerinde kazandığı zafer, uluslararası toplumda sol görüşlü lidere yönelik umutları artırdı.

Brezilya dönem başkanlığında ele alınması gereken üç öncelik ortaya konuldu: Açlıkla mücadele, yenilenebilir enerjiye geçiş ve uluslararası kurumların reformu. Ancak bu yılki zirvenin Ukrayna ile Rusya arasındaki ve Ortadoğu’daki iki büyük savaşın yanı sıra Donald Trump’ın son ABD seçim zaferinin gölgesinde kalması bekleniyor.

Guterres, Gazze, Lübnan, Ukrayna ve Sudan’da barış için harekete geçmeleri çağrısında bulundu. “Gazze’de barışın sağlanması, tüm rehinelerin derhal serbest bırakılması ve iki devletli çözüme doğru geri döndürülemez bir sürecin başlatılmasına” vurgu yaptı.

“Lübnan’da barış, Güvenlik Konseyi kararlarının tam olarak uygulanması yönünde anlamlı adımlarla yapılmalı. Ukrayna barışında, BM Şartı’na, BM kararlarına ve uluslararası hukuka uyulmalı. Sudan’da, savaşan taraflara sivillere yönelik korkunç şiddeti ve çaresiz insani krizi sona erdirmeleri için baskı yapılmalı,” diye devam etti.

Brezilya hükümetinin açıklamasına göre, G7 üyeleri ve gelişmekte olan ekonomilerin yer aldığı G20’ye 56 heyet daha katılacak ve zirve sonunda üye ülkelerin destekleriyle hazırlanmış ortak bir bildiri yayınlanacak. Görüşmeler öncesinde düzenlenen bir protestoda “Amazonia de Pe” hareketinden aktivistler Amazon yağmur ormanlarına dikkat çekerek “Dünya liderleri Amazon’u izliyor” yazılı bir pankart açtılar.

Amazon, dünyadaki karbondioksitin büyük bir kısmının depolanmasında önemli bir rol oynuyor. Ancak artan sıcaklıklar ve ormansızlaşma politikaları nedeniyle tehlikeli bir noktaya yaklaşıyor.

ABD Başkanı Joe Biden, G20 zirvesi öncesinde Amazon’u gezdi ve yerli liderlerle bir araya gelerek yağmur ormanlarını ziyaret eden ilk Amerikan başkanı oldu. Bu ziyaret, seçilmiş başkan Donald Trump’ın ülkenin iklim değişikliğiyle mücadele taahhüdünü kırmaya kararlı göründüğü bir zamanda geldi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Antonio Guterres: Dünya İklim Çöküşü Risklerini Hafife Alıyor

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, The Guardian’a verdiği röportajda, dünyanın hala felaket boyutunda iklim bozulması ve ekosistem çöküşü riskini hafife aldığını söyledi.

Guterres, hükümetlerin küresel ısınmayı güvenli seviyelerde sınırlamak için gereken sera gazı emisyonlarını derinlemesine azaltmaması nedeniyle insanlığın Amazon yağmur ormanları ve Grönland buz örtüsünün çökmesi gibi geri döndürülemez dönüm noktalarına yaklaştığını söyledi.

Antonio Guterres, Donald Trump’ın yeni başkanlığı döneminde ABD’nin Paris iklim anlaşmasından ikinci kez çekilmesinin süreci sekteye uğratabileceğini ancak anlaşmanın ayakta kalacağına inandığını söyledi.

Öte yandan küresel ısınmayla mücadele etmekle görevli Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) yakın tarihli bir raporuna göre, Dünya şu anda karbon emisyonlarında yalnızca yüzde 2,6’lık bir azalmaya ulaşma yolunda.

UNFCCC, 2015 anlaşmasına dahil olan yaklaşık 200 ülke tarafından sunulan karbon kesme planlarını analiz etti. Karbon azaltma planlarını önemli ölçüde hızlandırmazlarsa, Dünya’nın toplam ısınmasını sanayi öncesi seviyelerden 1,5º C daha sıcak tutmak imkansız olacak.

UNFCCC Yürütme Sekreteri Simon Stiell BBC’ye, “Raporun bulguları çarpıcı ama şaşırtıcı değil” dedi ve ekledi: “Mevcut iklim planları, küresel ısınmanın her ekonomiyi felç etmesini ve her ülkede milyarlarca hayatı ve geçim kaynağını mahvetmesini durdurmak için gerekenin çok gerisinde kalıyor.”

Bazı bilim insanları küresel ısınmayı sanayi öncesi eşiğin altında tutma olasılığını çoktan gözden çıkardı. Nature Climate Change dergisinde ağustos ayında yayınlanan bir araştırmanın yazarları, sanayi öncesi seviyelerin 1,6º C üzerinde bir sıcaklığın insanlığın bu noktada gerçekçi bir şekilde elde edebileceği en iyi sıcaklık olduğunu belirledi.

Yazarlar, karbon nötr enerji teknolojilerine nihai geçişe atıfta bulunarak, “Hızlandırılmış enerji talebi dönüşümü, 2º C’nin altında kalma maliyetlerini azaltabilir, ancak ısınmayı 1,6° C ile sınırlama olasılığını daha da artırmada yalnızca sınırlı bir etkiye sahip olabilir” diye yazdı.

Carnegie Bilim Enstitüsü Küresel Ekoloji Bölümü’nde atmosfer bilimcisi olan Dr. Ken Caldeira, “1,5 C’nin üzerinde bir yıl insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir durum” demiş ve eklemişti: “Yine de, her karbondioksit emisyonunun küresel ısınmada bir artışa neden olduğunu hatırlamak önemlidir.”

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (United Nations Framework Convention on Climate Change / UNFCCC), Birleşmiş Milletler öncülüğünde imzalanan küresel ısınmaya yönelik hükûmetlerarası ilk çevre sözleşmesidir.

Sözleşme; insan kaynaklı çevresel kirliliklerin iklim üzerinde tehlikeli etkileri olduğunu kabul ederek atmosferdeki sera gazı oranlarını düşürmeyi ve bu gazların olumsuz etkilerini en aza indirerek belli bir seviyede tutmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda genel ilkeler, eylem stratejileri ve ülkelerin yükümlülüklerini düzenlemektedir

Sözleşme; hükûmetlerarası düzeyde iklim değişikliğine yönelik ilk çevre mutabakatı olmasıyla önemli olsa da yaptırım gücü zayıftır, taraf ülkeler iyi niyet düzeyinde sözleşmeyi desteklemişlerdir. Bu sözleşme kapsamında 1997 yılında imzalanan Kyoto Protokolü daha somut hedefler içermektedir.

Sözleşme (kısaca İDÇS), 1992 yılında Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde düzenlenen “Rio Çevre ve Kalkınma Konferansı”nda imzaya açılmış ve ülkelerin onaylamasıyla 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Konferansta ayrıca “Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi” ve “Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi” kabul edilmiştir.

Paylaşın

Copernicus: 2024 Kayıtlardaki En Sıcak Yıl Olacak

AB’nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S), 2024 yılının kayıtlardaki en sıcak yıl olmaya doğru ilerlediğini ve yıllık küresel sıcaklığın ilk kez sanayi öncesi seviyelerin 1,5 santigrat derece üzerinde olmasının tahmin edildiğini açıkladı.

Haber Merkezi / C3S açıklamasında, 2024’ün önceki sıcaklık rekorlarını geçeceğinin artık “neredeyse kesin” olduğunu, yılın geri kalan aylarındaki ortalama sıcaklık anomalisinin yeni bir zirveye ulaşmaması için neredeyse sıfıra düşmesi gerektiğini belirtti.

C3S verileri, 2024 yılının ilk 10 ayı için küresel ortalama sıcaklığın, 1991 – 2020 temel çizgisinin 0,71 santigrat derece üzerinde olduğunu ve bu dönemde kaydedilen en yüksek seviyeye işaret ettiğini gösterdi.

C3S’ye göre, Ekim 2024’te sanayi öncesi seviyelerin 1,65 santigrat derece üzerinde sıcaklıklar kaydedildi; bu, küresel ortalama yüzey hava sıcaklığının sanayi öncesi seviyelerin 1,5 santigrat derece üzerine çıktığı 16 aylık dönemde 15’inci oldu.

2023’te sıcaklıkların sanayi öncesi seviyelerin 1,48 santigrat derece üzerinde görüldüğü göz önüne alındığında C3S, 2024’teki yıllık sıcaklığın sanayi öncesi seviyelerin 1,5 santigrat derece üzerinde olacağını ve muhtemelen 1,55 santigrat dereceyi aşacağını tahmin ediyor.

C3S direktör yardımcısı Samantha Burgess, bu eğilimin “küresel sıcaklık kayıtlarında yeni bir dönüm noktası” olduğunun altını çizerek, Azerbaycan’ın Bakü kentinde yapılacak olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP29) öncesinde harekete geçilmesi yönünde çağrıda bulundu.

Yüksek sıcaklıklar temel olarak insan kaynaklı iklim değişikliğinden kaynaklanıyor. Bilim insanları, küresel ısınmanın COP29 öncesinde bir alarm zili görevi görmesi gerektiğini söylüyor.

Reading Üniversitesi’nde iklim bilimi profesörü olan Ed Hawkins, “2025 ve sonrasında neler olacağını izleyeceğiz” diyor. Prof. Hawkins, “Daha sıcak hava koşulları fırtınaları daha şiddetli, sıcak hava dalgalarını daha sıcak ve yağışları daha şiddetli hale getiriyor” diyor ve ekliyor:

“Küresel sıcaklıkları net sıfır emisyona ulaşarak dengelemek, bu felaketlerin maliyetlerine ekleme yapmayı durdurmanın tek yoludur.”

Paylaşın

İklim Hedefleri “Kilometrelerce” Uzakta

Dünyanın 2050 yılına kadar net sıfır karbon emisyonuna ulaşması için, Paris İklim Anlaşması’nı imzalayan 200 ülkenin 2030 yılına kadar yüzde 43’lük bir azalma hedefine ulaşması gerekiyor.

Haber Merkezi / Ancak küresel ısınmayla mücadele etmekle görevli Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) yakın tarihli bir raporuna göre, Dünya şu anda karbon emisyonlarında yalnızca yüzde 2,6’lık bir azalmaya ulaşma yolunda.

UNFCCC, 2015 anlaşmasına dahil olan yaklaşık 200 ülke tarafından sunulan karbon kesme planlarını analiz etti. Karbon azaltma planlarını önemli ölçüde hızlandırmazlarsa, Dünya’nın toplam ısınmasını sanayi öncesi seviyelerden 1,5º C daha sıcak tutmak imkansız olacak.

UNFCCC Yürütme Sekreteri Simon Stiell BBC’ye, “Raporun bulguları çarpıcı ama şaşırtıcı değil” dedi ve ekledi: “Mevcut iklim planları, küresel ısınmanın her ekonomiyi felç etmesini ve her ülkede milyarlarca hayatı ve geçim kaynağını mahvetmesini durdurmak için gerekenin çok gerisinde kalıyor.”

Bazı bilim insanları küresel ısınmayı sanayi öncesi eşiğin altında tutma olasılığını çoktan gözden çıkardı. Nature Climate Change dergisinde ağustos ayında yayınlanan bir araştırmanın yazarları, sanayi öncesi seviyelerin 1,6º C üzerinde bir sıcaklığın insanlığın bu noktada gerçekçi bir şekilde elde edebileceği en iyi sıcaklık olduğunu belirledi.

Yazarlar, karbon nötr enerji teknolojilerine nihai geçişe atıfta bulunarak, “Hızlandırılmış enerji talebi dönüşümü, 2º C’nin altında kalma maliyetlerini azaltabilir, ancak ısınmayı 1,6° C ile sınırlama olasılığını daha da artırmada yalnızca sınırlı bir etkiye sahip olabilir” diye yazdı.

Carnegie Bilim Enstitüsü Küresel Ekoloji Bölümü’nde atmosfer bilimcisi olan Dr. Ken Caldeira, “1,5 C’nin üzerinde bir yıl insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir durum” demiş ve eklemişti: “Yine de, her karbondioksit emisyonunun küresel ısınmada bir artışa neden olduğunu hatırlamak önemlidir.”

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (United Nations Framework Convention on Climate Change / UNFCCC), Birleşmiş Milletler öncülüğünde imzalanan küresel ısınmaya yönelik hükûmetlerarası ilk çevre sözleşmesidir.

Sözleşme; insan kaynaklı çevresel kirliliklerin iklim üzerinde tehlikeli etkileri olduğunu kabul ederek atmosferdeki sera gazı oranlarını düşürmeyi ve bu gazların olumsuz etkilerini en aza indirerek belli bir seviyede tutmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda genel ilkeler, eylem stratejileri ve ülkelerin yükümlülüklerini düzenlemektedir

Sözleşme; hükûmetlerarası düzeyde iklim değişikliğine yönelik ilk çevre mutabakatı olmasıyla önemli olsa da yaptırım gücü zayıftır, taraf ülkeler iyi niyet düzeyinde sözleşmeyi desteklemişlerdir. Bu sözleşme kapsamında 1997 yılında imzalanan Kyoto Protokolü daha somut hedefler içermektedir.

Sözleşme (kısaca İDÇS), 1992 yılında Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde düzenlenen “Rio Çevre ve Kalkınma Konferansı”nda imzaya açılmış ve ülkelerin onaylamasıyla 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Konferansta ayrıca “Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi” ve “Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi” kabul edilmiştir.

Paylaşın