Erdoğan, Üç Büyük Şehirdeki Erzurumluları Uyardı

Erzurum’da halka hitap eden Erdoğan, “31 Mart’ı milli irade bayramı haline getirmeye hazır mıyız? Bunun için çok çalışacağız, daha fazla koşturacağız. Biz insanlarımıza ve şehirlerimizi bu güne kadar hep eser ve siyaset hizmetiyle gösterdik” dedi ve ekledi:

“Erzurum’a 173 milyar liralık kamu yatırımı yaptık. Erzurum depreme dayanıklı olacak. Bunun için bakanlıklarımızı harekete geçirdik. Hizmetlerin hız kesmeden devam etmesi için sizden güçlü bir destek bekliyoruz.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “Tek parti kalıntısı zihniyet terör örgütü uzantılarıyla el ele vererek bekliyor. İstanbul’daki, Ankara’daki, İzmir’deki Erzurumlu kardeşlerimizi arayacaksınız değil mi? Onları ‘sakın bir yanlışlık olmasın’ diye uyaracaksınız değil mi?” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yerel seçimler kapsamında partisinin Erzurum’da düzenlediği mitingde açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

“Her hanım kardeşimizin bir Nene Hatun yüreği taşıyan Erzurum için ne desek azdır. 14-28 Mayıs seçimlerinde milletvekilliğinde yüzde 67, Cumhurbaşkanlığında yüzde 74 oranında verdiğiniz destek için şükranlarımı sunuyorum. Seçim sonuçlarına bakarak anlıyoruz ki dadaş yine farkını, vefasını, sevdasını gösterdi.

Asırlarca ata yurtlarından gelen milyonlarca insanımızın girip kapısı Erzurum olmuştur. Ermeni çetelerin yaptıklarına karşı canını dişine takan Erzurumlunun hikayesi birer destan olarak anlatılacaktır… 31 Mart’ı milli irade bayramı haline getirmeye hazır mıyız? Bunun için çok çalışacağız, daha fazla koşturacağız.

Biz insanlarımıza ve şehirlerimize olan sevgimizi eser ve hizmetlerle göstermiş olan bir partiyiz. Erzurum’a 21 yılda 173 milyar liralık kamu yatırımı yaptık… 31 Mart’tan sonra büyükşehir ve ilçe belediyelerimizle çok daha fazlasını yapmak istiyoruz. Çok daha fazla yatırım yapacağız. Hizmetlerin devam etmesi için çok güçlü destek bekliyoruz.

AK Parti ve Cumhur İttifakı kökü Peygamber efendimize uzanan medeniyet davasının bugünkü temsilcileridir. Bu dava öyle büyük bir mirastır ki onu ancak layıkıyla taşıyabilecekler üstlenebilir. Birilerince bu kutlu davanın meze yapılmasına gönlümüz razı gelmez. Üzüntümüz davasına katkıda bulunmak yerine pazarlıkta el yükseltmek için kaybettirmek anlayışıyla altılı masalara oturanlarıdır.

Özgürlük ortamı birileri tarafından altın tepside sunulmadı. Darbeden terör saldırılarına, sokak olaylarından partimizin kapatılma davasına kadar nice badireler atlattık. 15 Temmuz’da 253 şehidimiz istiklal ve istikbalimize sahip çıktı. Kazanımlarımızın birilerini rahatsız ettiğini herkes görebiliyor.

Tek parti kalıntısı zihniyet terör örgütü uzantılarıyla el ele vererek bekliyor. İstanbul’daki, Ankara’daki, İzmir’deki Erzurumlu kardeşlerimizi arayacaksınız değil mi? Onları ‘sakın bir yanlışlık olmasın’ diye uyaracaksınız değil mi?”

Paylaşın

SGK’nın Ödemesi Gereken İlaç Parasını Vatandaş Ödüyor!

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emlekçileri Sendikası (SES) İşyeri Temsilcisi Kubilay Yalçınkaya, “SGK’nın ödemeleri azaldıkça, halkın ödediği ücret artar. Halk yaşamını sürdürmek için harcayacağı ücreti sağlığa harcıyor” dedi ve ekledi:

“Beslenmeden barınmaya bütçeden kısıtlayınca da daha fazla hastalanıyor. Kısır döngü oluşmuş durumda” dedi. Devletin vatandaşları kısır döngüden çıkarması gerektiğinin altını çizen Yalçınkaya, “Bakanlık inşaat ve rant derdinde. Artan bir hastaneye yığılma var. Bunun nedeni hastane olmaması değil. Yaşama bütçenin ayrılmaması.”

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) faaliyet raporlarında yer alan veriler, SGK tarafından yapılan kişi başına yıllık sağlık harcamasının 2010’dan bu yana gerilediğini ortaya koydu. Verilere göre 2010’da 294 dolar olan kişi başına ödenen yıllık sağlık harcaması, 2023’te 271 dolar olarak gerçekleşti. En büyük azalış ise ilaç harcamalarında yaşandı. 2010’da 123 dolar olan SGK’nin ödediği kişi başı ilaç harcaması, 2023’te 87 dolara indi. Reçete başına ödeme ise 33 dolardan 17 dolara geriledi.

Cumhuriyet’ten Merve Kılıç’ın haberine göre; söz konusu veriler, sağlık hizmetleri için vatandaşların cebinden çıkan ödemelerin arttığını ortaya koydu.

“Kısır döngü oluşmuş durumda”

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emlekçileri Sendikası (SES) İşyeri Temsilcisi Kubilay Yalçınkaya, “SGK’nın ödemeleri azaldıkça, halkın ödediği ücret artar. Halk yaşamını sürdürmek için harcayacağı ücreti sağlığa harcıyor. Beslenmeden barınmaya bütçeden kısıtlayınca da daha fazla hastalanıyor. Kısır döngü oluşmuş durumda” dedi. Devletin vatandaşları kısır döngüden çıkarması gerektiğinin altını çizen Yalçınkaya, “Bakanlık inşaat ve rant derdinde. Artan bir hastaneye yığılma var. Bunun nedeni hastane olmaması değil. Yaşama bütçenin ayrılmaması” ifadelerini kullandı.

2010-2023 yılları arasında SGK’nın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlandığına dikkat çeken Yalçınkaya, şunları söyledi: “Niye bağlandı, o bağlanma sürecinde SGK’nın duran varlıklarına ne oldu diye sormak gerek. SGK mülk zenginiydi. Bu mülklere ne oldu ki SGK gelir-gider dengesini gözetme kapsamında niye yurttaşın sağlık harcamalarında kısıtlamaya gidiyor.”

Paylaşın

Demirtaş Ve Mızraklı: Gasp Edilen Özgürlüklerimizi İstiyoruz

Diyarbakır’da düzenlenen barış konferansına mesaj gönderen Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı “Kürt halkının meşru haklarını kabul etmeyenler; ezmeye, yok etmeye çalışanlar açısından ise evet, bu onların ‘Kürt sorunu’dur. Biz Kürtlerin bir ‘Kürt sorunu’ yoktur. Halk olmaktan kaynaklı özgürlük hakkımız vardır” dedi ve eklediler:

“Bu hakkımızı kullanmak istediğimizde ise maruz kaldığımız katliamlar, zulümler, infazlar, işkenceler, sürgünler, idamlar, esaretler vardır. Kürt halkının kimseden bir talebi de yoktur. Çünkü talep etmek hiyerarşik bir ilişkiye gönderme yapar. Kürtler talep etmek yerine, gasp edilen özgürlüklerini geri almak istiyor.”

7 yıldan uzun zamandır Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutulan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile 2019’daki yerel seçimlerde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi (DBB) Başkanı seçildikten 5 ay sonra yerine kayyum atanan ve yaklaşık 5 yıldır cezaevinde Selçuk Mızraklı, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesinin düzenlediği “Kürt Sorununda Çözüm ve Barış Konferansı”na mesaj gönderdi.

Barış Vakfı’ndan Hakan Tahmaz’ın okuduğu mesajda şu ifadeler yer aldı: “Özellikle, Halepçe Katliamının yıl dönümü vesilesiyle, o vahşetin kurbanı olan tüm kardeşlerimizi anıyoruz. İnsanlığın henüz layıkıyla yüzleşmediği bu katliamın, tarihin tozlu sayfaları arasında unutulup gitmesine izin verilmeyeceğinin bilinmesini de istiyoruz.

Konferansınızın da konusu olan meselenin ‘Kürt sorunu’ şeklinde kavramsallaştırılmasını aslında hiçbir zaman içimize sindirmedik. Fakat ne yazık ki bu şekilde isimlendirildi ve kabul gördü. Bu kavramsallaştırmada ‘Kürt’ ve ‘sorun’ sözcükleri yan yana gelince Kürt’ün sorun olduğu veya sorun çıkardığı algısı da oluşuyor. Esasında bizim açımızdan doğru isimlendirme, ‘Kürtlerin özgürlük hakkı’dır. Kürt halkının meşru haklarını kabul etmeyenler; ezmeye, yok etmeye çalışanlar açısından ise evet, bu onların ‘Kürt sorunu’dur. Biz Kürtlerin bir ‘Kürt sorunu’ yoktur. Halk olmaktan kaynaklı özgürlük hakkımız vardır. Bu hakkımızı kullanmak istediğimizde ise maruz kaldığımız katliamlar, zulümler, infazlar, işkenceler, sürgünler, idamlar, esaretler vardır.

Kürt halkının kimseden bir talebi de yoktur. Çünkü talep etmek hiyerarşik bir ilişkiye gönderme yapar. Kürtler talep etmek yerine, gasp edilen özgürlüklerini geri almak istiyor. Bizim açımızdan Ankara, Tahran, Bağdat veya Şam birer talep makamı değildir, çözümün muhatabıdırlar. Tartışma konumuz ise anavatanımız Kürdistan’ın fiili, zoraki işgaliyle ortaya çıkan gasp hukukunun nasıl sonlandırılacağıdır.

Bizler, Türkiye’de siyaset yapan Kürt siyasetçiler olarak bu gasp hukukunun son bulması için demokratik, barışçıl, siyasi mücadeleyi tercih ettik ve bunun bedellerini ödüyoruz. Ancak karşılaştığımız tüm zorbalıklara, adaletsizliklere, hukuksuzluklara rağmen siyasi mücadelede, diyalog ve müzakerede ısrarcıyız. Konuşarak, tartışarak varılacak adil bir uzlaşmanın sonucunda onurlu bir barışın kurulmasından yanayız. Bunun koşullarının er geç sağlanacağından kuşkumuz yoktur. Fakat ne yazık ki, bu konuda gecikildiği her gün, her saat kan akmaya, canlarımız toprağa düşmeye devam ediyor. Dolayısıyla sizlerin yürüteceği cesur, hakkaniyetli tartışmaların pratik girişimlere vesile olmasını da yürekten diliyor, destekliyoruz.

Türkiye açısından, ‘Kürt sorunu’ başlığında bugüne kadar söylenmedik hiçbir şey kalmadı. Ama onurlu barış sağlanıncaya kadar ısrarla ve tekraren söylemekte de yarar var. Başka türlü, sorunlarımızı çözüm yoluna koyamayız. Türkiye’de ‘Kürt sorunu’nda diyalog ve müzakerenin tarafları, muhataplık konusunda da yeni arayışlara gerek yoktur, sonuç da alınamaz. Başarısız da olsa her çözüm süreci bizlere önemli deneyimler sunmuştur. Buralardan herkesin çıkaracağı doğru derslerle bu defa başarabiliriz diye umut ediyor, inanıyoruz.

Elbette Kürt sorununun çözümü, resmi olarak bir masa etrafında konuşulacaksa -ki bizce gecikilmeden konuşulmalıdır- masada Türkiye Cumhuriyeti devletini temsilen Hükümet olmak zorundadır. Hükümet de bugün itibarıyla Sayın Erdoğan şahsında temsil edildiğine göre, bu işin birinci muhatabı Sayın Erdoğan’dır. Yine geçmiş deneyimlerden bilinen, kabul gören ve devletin de resmi hafızasında meşruiyeti kayıt altına alınmış Sayın Öcalan bir başka muhataptır. Ancak böylesine köklü ve grift bir sorun iki şahsiyetin tek başına çözebilecekleri bir mesele de değildir.

Bu nedenle Türkiye Büyük Millet Meclisinin bizzat kendisi, Meclis’teki tüm siyasi partiler, Kürt siyasi partileri, sivil toplum örgütleri, akademisyenler, aydınlar, kadın hareketleri, sendikalar, barolar gibi tüm toplumsal yapılar da konunun tarafı ve muhatabıdırlar. Onurlu, adil barışa inanan herkes bu sürecin aktif katılımcısı, yürütücüsü ve sahibi olmak zorundadır. Başka türlü, bu zorlu meselenin altından kalkılamaz. Bizler de Kürt siyasetçiler olarak, karşı karşıya olduğumuz tüm adaletsizliklere rağmen; rövanşist, intikamcı duygulara teslim olmak yerine, halkımızın hak ettiği onurlu barış uğruna her türlü desteği sunmaya hazır olduğumuzu belirtmek isteriz.

Onurlu barış için elini, gövdesini taşın altına koymaya hazır olanlar; küçük, şahsi hesaplar içine giremezler, girmemeliler. Sizler gibi bugün bu salonda tartışmaya katkı sunan tüm dostlarımız bizler açısından kıymetli barış elçileridir. Rolünüzün ve misyonunuzun, bu salonda konuşup dağılmaktan ibaret olmadığının sizler de farkındasınızdır. Yürüteceğiniz her onurlu barış çabasının arkasında, milyonlarca barışsever gibi bizim de desteğimizin, yüreğimizin olduğunu bilmenizi isteriz. Barış arayışımızın, ilgili tüm kesimlerce duyulmasını, önemsenmesini temenni ediyoruz. ‘Bu yaz büyük askeri harekatlara hazırlanıyoruz.’ diyenlerin, bunun yerine, ‘Bu yaz büyük barışa kapıları açacağız.’ demeleri herkese kazandırır. Öbür türlüsü, çok daha büyük felaketlere yol açar ve büyük kaybettirir.

Çabalarınızın somut girişimlere dönüşmesi, emeklerinizin onurlu barışa katkı sunması dileğiyle, bir kez daha her birinizi ayrı ayrı içten selamlıyor, özgür yarınlarda görüşebilmeyi umuyoruz.”

Paylaşın

Murat Kurum Mu, Ekrem İmamoğlu Mu? Güncel Anket Sonuçları

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere sayılı günler kalırken, sonucu en çok merak edilen İstanbul seçimlerine ilişkin Murat Kurum ve Ekrem İmamoğlu cephesinden güncel anket sonuçları gelmeye devam ediyor.

Akit TV canlı yayınında açıklamalarda bulunan Cumhur İttifakı’nın İstanbul adayı Murat Kurum, “Elinizdeki güncel anket sonuçları nasıl?” sorusunu yanıtladı. “31 Mart akşamı kazanacağız. Bunu gittiğimiz her yerdeki coşkudan, heyecandan, azimden görüyoruz” iddiasında bulunan Kurum, şöyle konuştu:

“Sahadaki ilgi, sevgi doğal anketi gösteriyor. 1-1,5 puan biz öndeyiz dediğimiz yerden bunun üzerine koya koya gidiyoruz. Şu an 1,8 puan fark var. Bazı araştırma şirketleri bunun çok daha üzerinde olduğunu da ifade ediyorlar. Üzerine koyarak farkı aça aça büyük bir zaferi kazanıyor olacağız.”

Gazeteci Aytunç Erkin de, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin başkan adayı Ekrem İmamoğlu’nun seçim çalışma ofisindeki  son anketin sonuçlarını aktardı. 

 Sözcü yazarı  Aytunç Erkin, İmamoğlu’nun seçim çalışma ofisinde, “Bu seçim iki turlu olsaydı, ikinci tur sonucu bu olurdu. Muhalefet seçmenlerinin bir kısmı kendi partilerinin adaylarına yönelse de (bir anlamda ilk turda kendi partilerini tercih etse de) büyük bir mutabakatla İstanbul’u İmamoğlu’nun yönetmesini istiyor” değerlendirmesi yapıldığını aktardı. 

Seçim ofisinin baz aldığı TEAM Araştırma’nın son saha çalışmasında “İstanbul’u kimin yönetmesini istersiniz?” sorusunun yanıtı şöyle: Ekrem İmamoğlu diyenler yüzde 56.8, Murat Kurum diyenlerse yüzde 43.2. Arada 13.4 fark var. 

Sonuçlara göre; AKP’lilerin yüzde 12.3’ü, MHP’lilerin yüzde 20.4’ü, Yeniden Refah Partililerin yüzde 38.4’ü, İYİ Partililerin yüzde 86.3’ü, DEM Partililerin yüzde 89.8’i, TİP’lilerin yüzde 93.6’sı, Zafer Partililerin yüzde 66.8’i İmamoğlu’nun İstanbul’u yönetmesini istiyor. 

Aytunç Erkin yazısının bu bölümünde “Bu çalışmayı paylaşan İmamoğlu’nun ekibi, “Aslında seçmen İmamoğlu’nun yönetmesinden yana ancak oy vermeye giderken parti aidiyeti öne çıkıyor. Buna rağmen İstanbul’da öndeyiz” değerlendirmesi yapıyor.” dedi. 

Paylaşın

CHP Lideri Özgür Özel: Büyük Bir Zafere Doğru Gidiyoruz

İstanbul’da halka seslenen CHP Lideri Özgür Özel, “Geçen sefer İstanbul’u kazanan ne CHP’ydi, ne sadece Millet İttifakıydı. Emin olun İstanbul ittifakıydı. Yalandan sıkılmış, talandan sıkılmış, israftan bıkmış, israf yerine hizmet isteyen. Azarlanmak yerine güler yüz isteyen. İstanbul’un tepesinde helikopter ile uçup, Katarlılara, Arap şeylerine arsa verenler yerine İstanbul için gece gündüz koşturanlara İstanbullular görevi verdi” dedi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul’da Çekmeköy – Sancaktepe – Sultanbeyli Metro Hattı Çekmeköy – Samandıra 1. Etap açılışına katıldı. Özgür Özel, şunları söyledi: “Muhteşem bir ekip var. O muhteşem ekibin içinden birisi, geçmişte İSTAÇ ve Metro A.Ş.’de Ekrem Beyin ekibinde olan, çalışkan ve çok iyi bir yöneticiyi bu sefer buraya aday yaptık. Alper Yeğin Başkan o ekibin içindendir. Alper Başkanımız, henüz 40 yaşında. İstanbul’da yepyeni bir hikayemiz var.

Ondan genç 7 belediye başkan adayımız var. 31 yaşında belediye başkan adayımız var. Ortak özellikleri. Bir iyi eğitimliler. İki, geçmişleri başarı hikayesi ile dolu. Üç, sütte leke var, onlarda leke yok. Dört, hizmet etmeye, çalışmaya geliyorlar. Sizinle başarmaya geliyorlar. İstanbul’da şu anda 14 belediyemiz var. Üzerine 14 daha koymak üzereyiz. Ama hani 14’ü 15 yaparken ilk kim geliyor dersen Alper Başkan geliyor. Ona sahip çıkın. Önümüzdeki 2 hafta onun kadar çok çalışın. Yüzünüzü güldürecek, hepimizin göğsünü kabartacak.

Değerli Sancaktepeliler. Bundan 5 yıl önce İstanbul ve Sancaktepe bir karar verdi. Sancaktepe’de, İstanbul’da büyükşehir ile ilgili verdiği oyların karşılığını teker teker aldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni ilk alacağımız anlaşıldığında panik halinde yollara döküldüler. Geldiler, dediler ki eğer CHP kazanırsa İSPARK’ı filanca terör örgütüne verir dediler. Ama o günden bugüne hem İSPARK’ta hem bütün iştiraklerimizde ne kimsenin ekmeğine dokunduk, ne ayrımcılık yaptık. Liyakate göre gencecik insanları, hangi siyasi görüşten olursa olsun, neye inanırsa inansın, nasıl giyinirse giyinsin ayırmadan, İstanbullu olmanın, bu memleketin evladı olmanın dışında başka kritere bakmadan,

Ekrem Başkan aldı, çalıştırdı, büyük İstanbul hikayesini bu yüce gönüllüğü, sevgisi ile başardı. Şimdi hep birlikte rakamları görüyoruz, ne kadar övünsek az. Bakın 5 yıl önce İstanbul Belediyesinde kreş yoktu. Çünkü onların kadın diye bir derdi yoktu. Kadın evde oturacak, çocuk bakacak, hasta bakacak, engellisine bakacak, yeri ev olacaktı. Oysa biz kadının sosyal hayata katılmasını, kadının çalışma hayatına katılmasını istiyorduk. Ekrem Başkan İstanbul’da tam 100 tane, Türkiye’de CHP’li belediyeler 300 tane kreş yaparak kazandırdılar. Şimdi anneler güvenerek çocuklarını bırakacakları kreşlere sahipler.

Türkiye’nin dört bir yanından İstanbul’a öğrenciler geliyor. Barınma sorunu var. Türkiye’de yüzde 24 öğrenciye yurt verilebiliyor. İstanbul’da rakam çok daha aşağılarda, yüzde 10’larda. Yani devlet öğrenciyi buraya yolluyor ama barınma sorununu çözmüyor. Biz geldiğimizde Ekrem Başkana siz yetkiyi verdiğinizde İstanbul’da öğrenci yurdu yoktu. Niye öğrenciler, yurt bulamayacaklar, onlara yurt veren birilerine gidecekler, birtakım cemaatlerin, tarikatların yurduna gidecekler. Oysa bu evlatlar hepimizin evlatları. Ekrem Başkan İstanbul’da 14 tane CHP’li belediye, Türkiye’de 61 tane yurt yaptılar, yurt yapmaya da kreş yapmaya da annelere ve evlatlarına sahip çıkmaya devam edeceğiz.

Tabi İstanbul’un derdi var ama öğretmenlerin dertleri var. Diyorlar ki biz devletin sözüne inanmayacak mıyız? Geçen seçimlerden önce çıktılar mülakatı kaldıracağız dediler, şimdi mülakatı kaldırmıyorlar. Biraz önce söyledim, biz insan ayırmazken onlar mülakat yaparak, kendilerini ama AKP’ye oy vermek yetmez. Hatta üye olmak yetmez. Torpilli AKP’lileri mülakatta alıyorlar, vatandaşın çocuklarını eliyorlar. Öğretmenlere mülakatsız atama istiyoruz. Bugün Türkiye’de ilk öğretmen okulunun kuruluşunun yıl dönümü. Bir öğretmen çocuğu olarak, annesi ve babası öğretmen, 10 yaşında yatılı okula yollanmış, öğretmenlerin elinde, devlet ekmeği ile büyümüş bir kardeşiniz olarak buradan bütün öğretmenleri selamlıyorum.

Emekli öğretmenlerin ellerinden öpüyorum. Çalışan öğretmenleri selamlıyorum. Göreve atanmamış öğretmenlere diyoruz ki bunlar size sahip çıkmayacaklar. Size atanamayan öğretmen diyorlar. Öğretmenin ne günahı var da atanamamış. Atanmayan öğretmen. Tayyip Erdoğan’ın sahip çıkmadığı öğretmen. Tayyip Erdoğan’ın mülakatla elediği, ayrımcılık yaptığı öğretmen var. O yüzden mülakatsız öğretmen tayinlerini ve atanmayan öğretmenin kalmadığı, okulsuz köy okulunun kalmadığı, öğretmenin öğrenciden, öğrencinin öğretmenden uzak kalmadığı bir Türkiye için hep beraber çalışacağız, hep beraber başaracağız.

“Adım adım daha iyiye giden bir süreç”

Değerli İstanbullular, bugün metro açılışı yapmak için geldik. Ancak İstanbul’da her gün bir yeni açılışın, 5 yıllık emeğin karşılığını almanın ve her geçen gün yarınlara güvenle bakmanın adım adım daha iyiye giden sürecin içindeyiz. Sizden bir isteğim var. 15 gün kaldı. Büyük bir zafer, büyük bir başarıya doğru adım adım gidiyoruz. Meydanlar dolu. Meydanlar heyecanlı. Meydanlar sabırsız. Bu ülkede büyük bir ekonomik kriz yaşanıyor. Büyük sorunlar yaşanıyor. Bilhassa emeklilerimizin sorunlarını aylardır dile getiriyorum. AKP, iktidara geldiğinde en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu.

Bugün gidin kuyumcuya, 10 bin lira 2,5 çeyrek altın alabiliyor. Bugün bir emekli cebindeki bir çeyrek altını düşürse, döner gider arar ve durur. Bugün emeklinin birinin değil bütün emeklilerin cebinden, öyle bir çeyrek altın değil 5,5 çeyrek altın, bir sefer değil her ay kaybolmaktadır. Ey emekliler, değerli büyüklerim. 5,5 çeyrek altını düşürdüğünüzü kaybettiğiniz yerde arayın. Bir altın kaybedilse geçtiğiniz yolda ararsınız. Siz 8 çeyrek altınlık emekli maaşı alıyorken bu 2,5’e indiyse bunu siz bir seçim kazandığında kaybettiniz, Tayyip Erdoğan’ın geldiği, AKP’nin geldiği seçim sandığı sizin cebinizden aylık 5,5 çeyrek altını aldı.

Kaybedilen şey, yitirildiği yerde aranır. O zaman madem sandıkta kaybettik, hakkımızı sandıkta arayacağız. Emekliler 2018’den beri bin lira iki bayramda ikramiye alıyorlar. Biz bir asgari ücret söz vermiştik, biz de yapacağız dediler, 3 yıl yapmayıp 2018’de bin lira yaptılar. O beğenmediğimiz bin lira 24 kilo kıyma alıyordu. 2021’de 2 bin oldu, bu sene 3 bin lira yaptılar. Bakın ilk emekli ikramiyesi verildiğinde 24 kilo kıyma alırken, bugün 3 bin lira sadece 6 kilo kıyma alıyor. Ramazan mübarek gündeyiz. Allah oruçlarınızı kabul etsin. 30 Ramazan, 30 iftar, 30 sahur. Ardından bayram sofrası var.

Her emeklinin sofrasından, dolabından, mutfağından ve bayram sofrasından her emeklinin ailesinin evladının, torunun kursağından tam 18 kilo kıymayı aldı bunlar 6 yılda. Bundan sonra emekliler herkese para bulup, emekliye para bulamayan Tayyip Erdoğan’a 31 Mart’ta seslerini duyuracaklar. Tam 1 aydır, 7 bölgede gittiğim bütün şehirlerde günde en az 4-5 kez emeklinin çilesini anlatıyorum. Nihayet 1 ay önce kanun teklifi verdik. Emekli kart çıkaralım, doğalgaz, su, elektrik, telefonda emekliye yüzde 40 indirim tanımlayalım, emeklinin alması gereken 7 bin lirayı hesaplarına yatıralım dedik bugüne kadar sustular. Ne zaman gördüler ki? 31 Mart’ta pabuç pahalı, dün akşam emekli kart çıkarabilirim diyor.

Sakın ha, geçen sefer gibi seçim sonrasına yalanlara kimse kanmasın. Nasıl mülakatta yalan attıysa, nasıl her konuda verdiği sözü tutmadıysa, emekliyi kandıracak. Bugüne kadar emekliye sahip çıkmayana sandıkta oy yok. Beşli çeteye, saray müteahhidine, yazlık saraya, kışlık saraya, uçan saraya, yüzen saraya para bulan, emekliye para bulmayan Tayyip Erdoğan’a 31 Mart’ta oy var mı? İşte emeklinin sesi bu. Emeklinin sesini duymayanın sonu hüsrandır. Biz CHP olarak sizin sesiniz olmaya, sizin sesinizi duyurmaya, emeklinin, emekçinin, esnafın ve köylünün sesini duyurmaya sizin için çalışmaya devam edeceğiz.

Başbakanlıktan sonra Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçince örtülü ödeneği Cumhurbaşkanlığına bağladılar. Geçen ay harcanan ödenek 218 milyon lira. Bu ay harcanan örtülü ödenek 2 milyar lira. Seçim gelirken faturası olmadan, hesabı olmadan nereye harcandığı bilinmeyen 2 milyar lira harcamış Cumhurbaşkanı. Size yüzde 33 zam verenler, 1 ayda harcamaları 7 katına, 1 yılda kendi örtülü ödeneklerine yüzde 238 zam yapıyorlar. Yani sizin paranızla sizin iradenizi çalmaya çalışıyorlar. Biz CHP olarak kimseyi, emekliyi, emekçiyi, çiftçiyi, esnafı ezdirmeyeceğiz. Size tepeden bakanlara, sizi bir karınca gibi görüp ezmeye kalkışanlara diyoruz ki karıncanın kardeşi var, o da CHP’dir.

Son sözüm şudur, geçen seçimlerde İstanbul’da ve Türkiye’de ittifaklarımız vardı. Şüphesiz Millet İttifakı önemliydi, sürsün istedik. Ama kendilerinin bizim saygı duyduğumuz gerekçeleriyle ittifakın dışında kaldılar. İttifakın dışında yöneticiler kalabilir. Ancak geçen sefer İstanbul’u kazanan ne CHP’ydi, ne sadece Millet İttifakıydı. Emin olun İstanbul ittifakıydı.

Yalandan sıkılmış, talandan sıkılmış, israftan bıkmış, israf yerine hizmet isteyen. Azarlanmak yerine güler yüz isteyen. İstanbul’un tepesinde helikopter ile uçup, Katarlılara, Arap şeyhlerine arsa verenler yerine İstanbul için gece gündüz koşturanlara İstanbullular görevi verdi. Şimdi o ittifaktakiler değişmedi, o ittifaktaki sosyal demokratlar duruyor. Milliyetçi demokratlar var. Yakasında, gönlünde, gözünde güneş açanlar var, iyi insanlar var. Onlar duruyor mu? Muhafazakar demokratlar var.

Haramdan ve yalandan korkan, bu olanlara inanamayan muhafazakar demokratlar var. İstanbul ittifakında Türk’ü Kürt’ü Laz’ı, Çerkez’i, göçmeni, bütün demokratlar var. Biz İstanbul ittifakına inanıyoruz, İstanbul ittifakına güveniyoruz. Biz İstanbul ittifakının mimarı, evladı, İstanbul’un geçmiş 5 yılında emeği olan, hepinizin gözünün önünde alnının teri olan, gözünü asla ve asla kıymıktan sakınmayan, sizin için çalışan bir evladımız var. Türkiye’nin umudu, İstanbul’un gururu Ekrem İmamoğlu var. O bu sevgiyi hak ediyor, İstanbul Ekrem İmamoğlu’nu hak ediyor, ona güveniyoruz, size inanıyoruz. Ekrem Başkanı ve İstanbul’u size emanet ediyorum.”

Paylaşın

“Acı Reçetenin Acılığını Yılın İkinci Yarısında Hissedeceğiz”

Ekonomi yönetiminin aldığı kararları ve ekonomideki gelişmeleri değerlendiren ekonomist Prof. Dr. Selva Demiralp, “Enfeksiyon bütün vücuda yayıldığında antibiyotik dozu yüksek de olsa yetmeyebilir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Peki ya daha fazla doz artışını da bünye kaldırmazsa? İşte zorluk tam da burada devreye giriyor. Faizi yeterince artırsanız ekonomide ciddi bir yavaşlama olacak, artırmasanız enflasyon yüksek seviyelerde yapışacak. Merkez Bankası’nın işi çok zor. Ama zaten esas sorun enflasyonun bu kadar kontrol edilmez seviyelere çıkmasına izin verilmesi değil miydi?”

Koç Üniversitesi öğretim üyesi ekonomist Prof. Dr. Selva Demiralp, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile ekonomi yönetiminin aldığı kararları ve ekonomideki gelişmeleri değerlendirdi. Demiralp, yerel seçimlerden sonra ekonomi politikalarının en zor sınavı vereceğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:

“Çünkü: 1) Kemer sıkma politikalarının etkileri gecikmeli geliyor. Mayıs 2023 sonrası atılan adımların etkileri seçim sonrası dönemde hissedilecek. Peki buna ne kadar izin verilecek? TCMB hangi noktada “havlu atmak” zorunda kalacak?

2) Acı reçeteyi hafifletecek temel tatlandırıcı olan sermaye girişleri 36.5 puanlık faiz artışına rağmen ivme kazanamadı. Burada temel sebep Mayıs 2023 öncesi uygulanan politikaların yarattığı travmanın hafızalardan silinmemiş olması ve her an geri dönüş olur endişesi. Durum böyle olunca acı reçetenin esas acılığını yılın ikinci yarısında hissedeceğiz görünüyor.

3) Merkez bankası faizi 36.5 puan faiz artırdı, yetmez mi sorusuna gelince: Manşet enflasyon %65 iken politika faizini %45’e de çıkarsanız -20 puan reel faiz var (bileşik faizden hesaplasanız -10 puan). Yetiyor olsa zaten enflasyon beklentileri düşmeye başlar, talep öne çekilmez, döviz talebi olmazdı. Demek ki doz yetmiyor. TCMB de bu bilinçle makroihtiyati önlemlerle ek sıkılaştırmaya gitti. Bu adımların hele de seçim öncesi dönemde atılmasının sinyal değeri yüksek. Öte yandan faiz bu seviyede dursun, üstünü makroihtiyati tedbirlerle tamamlayalım denirse nihai olarak aynı ekonomik yavaşlamayı hedefleseniz de para politikasının temel aracı olan politika faizinin çok daha güçlü olan sinyal etkisini çöpe atmış oluyorsunuz.

Enfeksiyon bütün vücuda yayıldığında antibiyotik dozu yüksek de olsa yetmeyebilir. Peki ya daha fazla doz artışını da bünye kaldırmazsa? İşte zorluk tam da burada devreye giriyor. Faizi yeterince artırsanız ekonomide ciddi bir yavaşlama olacak, artırmasanız enflasyon yüksek seviyelerde yapışacak. Merkez Bankası’nın işi çok zor. Ama zaten esas sorun enflasyonun bu kadar kontrol edilmez seviyelere çıkmasına izin verilmesi değil miydi?”

Paylaşın

ABD Ve G-7’den İran’a Rusya Uyarısı

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve G-7 grubundaki müttefikleri, İran’ı Rusya’ya balistik füzeler ve ilgili teknolojileri sağlamaması konusunda uyardı. ABD ve Avrupa, halihazırda İran’a karşı kapsamlı yaptırımlar uyguluyor.

İran’a yönelik uygulanan yaptırımlar, binlerce kişi ve finansal hizmetler, enerji, teknoloji ve diğer sektörleri hedef alıyor.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre; Joe Biden yönetimi, Ukrayna ile savaş halindeki Rusya’nın azalan silah stoklarını yenilemek için çaba harcadığını ve bu çerçevede İran’dan yakın menzilli balistik füzeler talep ettiğini iddia ediyor.

Washington, henüz füzelerin İran’dan Rusya’ya geçtiğini teyit etmedi. Ancak ABD’li yetkililer İran makamlarının bir anlaşmanın yakın olduğu yönündeki açıklamalarından endişe duyduklarını dile getiriyor.

Biden yönetiminden üst düzey bir yetkiliye göre, G-7 ülkelerinin üzerinde düşündüğü yaptırım eylemlerinden biri, İran’ın ulusal havayolu şirketi Iran Air’in Avrupa’ya uçuşlarını yasaklamak.

Aralarında ABD, Kanada, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve Japonya’nın bulunduğu G-7 grubu ülkelerinin liderleri, yaptıkları ortak açıklamada, “İran’ın Rusya’ya balistik füze veya ilgili teknolojileri teslim etmeye başlaması durumunda, önemli yeni yaptırımlar da dahil olmak üzere hızlı ve koordineli bir şekilde karşılık vereceğiz.” dedi.

İran’ın BM Misyonu ise geçen ay yaptığı açıklamada balistik füze satışını engelleyecek herhangi bir yasal kısıtlama bulunmadığını ancak “Rusya-Ukrayna çatışması sırasında savaşı körüklememek için silah ticaretinden kaçınmanın ahlaki bir yükümlülük olduğunu” belirtmişti.

ABD ve Avrupa halihazırda İran’a karşı bireyleri hedef alan ve Tahran’ın ticaret, finansal hizmetler, enerji, teknoloji ve diğer sektörlere erişimini sınırlayan kapsamlı yaptırımlar uyguluyor. İran’a yönelik yaptırımlar, ABD’nin şu ana kadar herhangi bir ülkeye uyguladığı en geniş ve kapsamlı yaptırımlar olup binlerce kişi ve kuruluşu hedef alıyor.

Biden yönetimi, ocak ayında yaptığı açıklamada, ABD istihbarat yetkililerinin Rusya-İran anlaşmasının tamamlanmadığını tespit ettiklerini ancak Rusya’nın İran’dan füze almak için yürüttüğü müzakerelerin aktif bir şekilde ilerlediğinden endişe duyduklarını kaydetmişti.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, bugün Viyana’da düzenlenen bir basın toplantısında “İran’a bunu yapmaması için çok net mesajlar gönderdik, bu konu birçok ülke arasında önemli bir tartışma konusu” diye konuştu.

Biden yönetimi Kremlin’in Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşta ihtiyaç duyduğu silahlar için İran ve Kuzey Kore’ye bağımlı hale geldiğini öne sürüyor. Bu iddialarını istihbarat raporları ile kanıtlamaya çalışıyor.

Rusya, Kuzey Kore’den balistik füzeler satın aldı ve Ukrayna’ya karşı kullandı. Ukraynalı yetkililer ise, Rus güçleri tarafından konuşlandırılan Kuzey Kore füzelerinin sık sık hedefi ıskaladığını öne sürüyor.

İran önce Rusya’ya insansız hava aracı tedarik ettiğini reddetti. Daha sonra Rusya’nın Ukrayna işgali başlamadan kısa bir süre önce az sayıda sattığını kabul etti.

Paylaşın

Mahfi Eğilmez’den Uyarı: Hiperenflasyona Gidebiliriz

Enflasyon verilerine ilişkin değerlendirmede bulunan Ekonomist Mahfi Eğilmez, “Türkiye’de hiperenflasyon var demek yanlıştır. Türkiye’de olan çok yüksek enflasyondur. Biraz daha gayret edersek hiperenflasyona gidebiliriz orası ayrı” dedi.

Haber Merkezi / Ekonomist Mahfi Eğilmez, sosyal medya hesabı üzerinden hiperenflasyon değerlendirmelerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Eğilmez, açıklamasında, şu ifadeleri kullandı:

“Hiperenflasyona girip girmediğimizi soran, hatta hiperenflasyon içinde olduğumuz halde bunu yazmaktan çekindiğimizi ileri süren arkadaşlar var. Arkadaşlar, teknik tanımları istediğiniz gibi değiştiremezsiniz. Hiperenflasyon yıllık enflasyon oranının yüzde 200 sınırını aştığı enflasyon oranına verilen addır.

Türkiye’de TÜİK’in açıkladığı enflasyon yüzde 67, ENAG’ın açıkladığı enflasyon ise yüzde 127’dir. Enflasyonu bu çapta ölçen başka bir kurum ya da şirket yok. İTO da ölçüyor ama yalnızca İstanbul için ücretliler geçinme endeksi olarak ölçüyor. Sadece kendi çevremizdeki gıda fiyatlarına ya da kiralara bakarak Türkiye’de hiperenflasyon var demek yanlıştır.

Fiyatları bütün Türkiye’den ve TÜFE endeksinde olduğu gibi 400’den fazla mal ve hizmetten her ay toplayıp , ağırlıklandırıp öyle bakmak lazım. Türkiye’de olan çok yüksek enflasyondur. Biraz daha gayret edersek hiperenflasyona gidebiliriz orası ayrı.”

Hiperenflasyon nedir? Nedenleri, çözümleri

Dörtnala enflasyon olarak da adlandırılan hiperenflasyon, enflasyonun yılda yüzde 200 sınırını aştığı anlardaki halidir. Paranın değerini yitirdiği en şiddetli enflasyon biçimi olan hiperenflasyonun en önemli nedeni aşırı parasal genişlemedir.

Merkez Bankası bağımsız olmayan devletlerde para politikasını da hükûmet yönetir. İşte bu noktada hükûmetin maaşların ödenmesi, yatırım ya da bütçe açığının kapatılması için kontrolsüzce para basma kararı alması çok yüksek enflasyona neden olur.

İkincil olarak, ülkede siyasi istikrarın olmadığı, hükûmetlerin ortalama ömürlerinin 1-2 yıl olduğu durumlarda iktidar partisi, seçimlerin tekrarlanacağı ve halkın kendilerini cezalandırıp tekrar iktidara taşımayacağı beklentisi taşımaları durumunda kendilerinden sonra gelecek partinin iktisadi planlarını bilerek ve isteyerek bozacak kısa vadeli gayrı-iktisadi kararlar alabilirler.

Özellikle gelişmemiş ve yeni gelişmekte olan ülkelerde gözlemlenen bu durum, ileride arz ve talep yönlü daralmalara yol açacak derin ekonomik krizlere sebep olabilir.

Hiperenflasyon durumlarında görülen bazı özel durumlar vardır. Örneğin hiperenflasyon dönemlerinde kredi talebi olağanüstü şekilde artar. Bunun da en temel nedeni kredi taksitlerini ödemenin zorluğunun dönemler içerisinde enflasyon oranına bağlı olarak gitgide azalacak olmasıdır. Bunun yanı sıra hiperenflasyon durumlarında elde para tutmanın fırsat maliyeti çok pahalıdır.

Bu durumda ülkedeki finansal okuryazarlık oranına bağlı olarak kişiler yerli parayı ya yüksek faizde değerlendirme ya da bir an evvel ellerinden çıkarma eğilimi gösterirler. İkinci durumun yoğun olduğu ülkelerde yüksek enflasyon düzeyine rağmen ekonomide suni bir canlılık görünebilir.

Düşünülenin aksine kısa vadede yüzde 400’lük enflasyonu düşürmek yüzde 40’lık enflasyonu düşürmekten daha kolaydır. Çünkü böyle durumlarda daha önce siyasi maliyet yüzünden alınamamış tedbirler daha kolay alınabilmektedir.

Üstelik %400’lük bir enflasyonu yüzde 200’e indirmenin siyasi kazancı, yüzde 40’lık enflasyonu %20’ye indirmekten daha fazla olabilir. İkincil olarak, çoğu zaman hiperenflasyona neden olan aşırı parasal genişlemeyi kontrol altına almak bile enflasyonu daha makul düzeylere indirmek için yeterli olabilmektedir.

Uzun vadeli çözümler için bütçe disiplinini sağlayacak reformların yapılması ön koşuldur. Bunun için de kararlı bir finansal istikrar programı uygulanmalıdır. Bu program dahilinde kurumsal açıdan yapılanma, vergilendirilmeyen tabanı vergilendirmeye çalışma, vergi idaresinin iyileştirilmesi ve harcama önceliklerinin kesin olarak belirlendiği bir mali reform önşarttır.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: Gazze’de Açlık Çeken Bebeklerin Oranı İki Katına Çıktı

Birleşmiş Milletler (BM) Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Gazze Şeridi’nde iki yaşın altındaki her üç çocuktan birinin (yüzde 31) akut yetersiz beslenme sorunu yaşadığını ve bu oranın Ocak ayındakinin iki katı olduğunu duyurdu.

UNICEF, savaş ve devam eden tedarik kısıtlamaları nedeniyle açlıktan ölen çocukların oranının çok sert bir şekilde arttığı ve daha önce görülmemiş seviyelere ulaştığı uyarısında bulundu.

UNICEF’in açıklamasında, son haftalarda abluka altındaki Gazze Şeridi’nin kuzeyinde en az 23 çocuğun yetersiz beslenme ve susuzluktan öldüğüne dair haberlere dikkat çekildi. UNICEF ayrıca, Gazze’deki Sağlık Bakanlığı verilerine göre, çatışmaların başladığı günden bu yana yaklaşık 13 bin 450 çocuk ve gencin hayatını kaybettiğini belirtti.

UNICEF Direktörü Catherine Russell gelişmeyi şoke edici olarak nitelendirdi ve yardım malzemeleri sadece birkaç kilometre uzaktayken, çocukların durumunun her geçen gün daha da kötüye gittiğini kaydetti. Russell, “Hayat kurtaran yardım sağlama çabalarımız gereksiz kısıtlamalarla engelleniyor ve bunlar çocukların hayatlarına mal oluyor” dedi.

BM kuruluşları Aralık ayından bu yana Gazze Şeridi’nde kıtlık uyarısında bulunuyor. UNICEF’e göre, çocuklar için akut bir beslenme acil durumunun tanımlanabileceği koşullar Ocak ayından itibaren hakim oldu. Çocukların hayatını kurtarmak için tek şansın acil bir insanî ateşkesin olduğunu söyleyen Russell bölgede daha fazla sınır kapısından geçişlere izin verilmesi çağrısında bulundu.

Öte yandan İsrail, Gazze’de ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılması için yeni görüşmeler yapmak üzere Katar’a bir heyet göndereceğini açıklayarak, Hamas’ın uzun zamandır beklenen karşı teklifini reddetmesine rağmen ateşkes umutlarını canlı tuttu.

Müzakereciler, Müslümanlar’ın kutsal ayı Ramazan’a yetişecek bir ateşkes anlaşmasına varamadılar. Ancak ABD ve Arap arabulucular, İsrail’in Refah’a saldırısını engellemek ve kitlesel açlığı önlemek için insani yardımın girmesine izin verecek bir anlaşmaya varmaya hala kararlılar.

Paylaşın

İktidar, İki Ayda Faize 176 Milyar Lira Ödedi

2024 yılının ilk iki ayında merkezi yönetim bütçe giderleri 1 trilyon 457 milyar 873 milyon lira olarak kayıtlara geçti. Faiz harcamaları 175 milyar 923 milyon lira, faiz hariç harcamalar ise 1 trilyon 281 milyar 950 milyon lira oldu.

Birgün’den Havva Gümüşkaya’nın haberine göre; Emekliye kaynak bulamayan iktidar, kaynakları savurmaya devam etti. Vergi gelirlerindeki devasa artışa rağmen bütçe açığı şubat ayında 153,8 milyar TL olarak kaydedildi. Yılın ilk 2 ayında toplam bütçe açığı ise 304,5 milyar liraya ulaştı. İki ayda faize ödenen tutar 176 milyar TL oldu. Böylece Orta Vadeli Program’da 2024 yılı için belirlenmiş olan 2 trilyon 652 milyar TL’lik bütçe açığının yüzde 11,5’i yılın ilk iki ayında gerçekleşti.

Şubat’ta bütçe gelirleri yüzde 145 artışla 536,1 milyar TL olarak gerçekleşirken giderler yıllık yüzde 77,2 artışla 689,9 milyar TL oldu. Vergi gelirleri ise bir önceki aya göre yüzde 21,1 oranında artarak 406,3 milyar TL’ye ulaştı. Ocak-Şubat döneminde ise vergi tahsilatı 923,5 milyar TL’yi buldu. Toplanan tüm vergilerin yüzde 59,63’ünü KDV ve ÖTV tahsilatı oluşturdu.

Şubat ayında ÖTV ve KDV adı altında toplamda 253,5 milyar lira Hazine’nin kasasına gelir olarak kaydedildi. Geçen yılın aynı ayında ÖTV ve KDV adı altında toplanan tutar 113,7 milyar TL’ydi. Geçen yıl 103,9 milyar TL olan ithalattan alınan KDV ise 191,2 milyar TL’ye ulaştı. Böylece geçen yılın ilk ayında ÖTV ve KDV’den 253 milyar 511 milyon TL toplanırken bu yılın ilk ayında bu rakam 550,7 milyar TL’ye yükseldi.

Seçim dönemi kamu teşebbüslerine yapılan fiyat baskısı, görevlendirme giderine yansıdı. Zarar eden kuruluşlara bütçeden transferler gerçekleşti. Görevlendirme gideri kaleminden şubatta 97,8 milyar TL çıkış olurken iki aylık tutar 169,7 milyar lirayı buldu. Böylece görevlendirme giderine ayrılan bütçenin yüzde 13’ü harcanmış oldu. Ocak-Şubat döneminde Elektrik Üretim Anonim Şirketi’ne toplamda 36,9 milyar lira aktarıldı.

Toprak Mahsulleri Ofisi’ne 12,5 milyar TL, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.’ye 7,2 milyar TL ve Türk Eximbank’a 11,8 milyar TL verilen borçlar nedeniyle borç verme kalemi geçen ay yıllık bazda 3,7 katına çıkarak 38,2 milyar TL seviyesinde gerçekleşti.

Kamunun israf harcamaları arasında gösterilen ve seçim dönemi yaklaştıkça artış gösteren kiralama işlemleri de bütçe giderleri arasında dikkat çekti. Kamu harcamaları arasında en tartışmalı kalemlerden biri olan ve Ocak’ta 622,5 milyon TL gider kaydedilen kiralamalara Şubat’ta 1 milyar 762 milyon TL harcandı.

Kiralama harcamalarındaki artışta uçak ve taşıt kiraları için ödenen tutarlar etkili oldu. Taşıt kiralarına 330,4 milyon TL, uçak kiralarına ise 316,9 milyon TL ödendi. Seçim hareketliliğinin arttığı Şubat’ta taşıt kiraları için ödenen para bir önceki aya göre yüzde 87, uçak kiralarına ödenen para ise yüzde 123 arttı.

Örtülü ödenek 7 kat arttı

Cumhurbaşkanı tarafından harcanabilen ve hesabı sorulamayan gizli hizmet giderlerinde şubat ayında adeta patladı. Ocak ayındaki 285,5 milyonluk örtülü ödenek harcaması Şubat’ta yaklaşık 7 kat arttı ve 1 milyar 896 milyon TL olarak kaydedildi. Bu kalemden yapılan harcama Ocak-Şubat döneminde 2 milyar 182 milyon TL’yi buldu. 2023 yılının Ocak-Şubat döneminde örtülü ödenekten yapılan harcamanın toplamı 561,9 milyon TL’ydi.

İktidarın seçim dönemleri propaganda kampanyası için kamu kaynaklarını kullanma alışkanlığının sonuçları temsil ve tanıtım giderlerindeki artışla görüldü. Ocak ayında 18,8 milyon lira olan temsil ve tanıtım giderleri şubat ayında 92,3 milyon liraya ulaştı. Bu harcamanın 52,9 milyon lirası toplantı ve organizasyon gideri olurken 39,4’ü temsil ve ağırlama gideri olarak kaydedildi.

Ocak-Şubat dönemi bütçe açıkları:

2018: 200 milyon lira
2019: 11,7 milyar lira
2020: +14,1 milyar lira
2021: 984 milyon lira
2022: +99,8 milyar lira
2023: 202,8 milyar lira
2024: 304,5 milyar lira.

Paylaşın