Türkiye, Cinsiyet Eşitliğinde 146 Ülke Arasında 127. Sırada

Toplumsal cinsiyet eşitliğinde 146 ülke arasında 127. sırada yer alan Türkiye’nin, Suudi Arabistan, Nijerya ve Tunus gibi ülkelerin de gerisinde olması dikkat çekti.

Küresel Eşitlik ve Kapsayıcılık Ağı Başkanı Ayşe Kaşıkırık, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bizim cinsiyet eşitliğini tam görebilmemiz için tam 134 yıl lazım” dedi.

Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu yayımlandı. Rapor ülkelerin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda sağlık, eğitim, ekonomi ve siyaset alanında nerede olduklarını gösterirken veriler ülkelerin bu dört kategorideki iç dengelerine göre ise değişiyor.

Buna göre, Türkiye toplumsal cinsiyet eşitliğinde 146 ülke arasında 127. sırada yer alıyor. Ayrıca rapora göre Türkiye toplumsal cinsiyet eşitliğinde, ekonomi alanında 133., eğitim alanında 90., politika alanında 114. ve sağlık alanında 98. sırada.

Cumhuriyet’ten Rengin Temoçin’in haberine göre; Küresel Eşitlik ve Kapsayıcılık Ağı Başkanı Ayşe Kaşıkırık, dünya genelinde tam bir toplumsal cinsiyet eşitliğinin olmadığına dikkat çekerken Türkiye’nin sıralamasının düşük olmasındaki etkenlerin siyaset ve ekonomi olduğuna vurgu yaptı.

Kaşıkırık, “Türkiye, eğitim ve sağlık konusunda iyi ancak zaten bu alanlar diğer ülkelerin çok iyi olduğu alanlar. Fark yaratacağımız alan ekonomik güçlenme ve siyasette kadınları var edebilmek. Bu iki alanda zaten Türkiye yıllardır sınıfta kalıyor. Biz kadınları ekonomik hayata katmadıkça zaten siyasette de var olamazlar. Dolayısıyla bizi ülke olarak aşağıya çeken iki alan var, ekonomi ve siyaset” ifadelerini kullandı.

Suudi Arabistan, Nijerya ve Tunus gibi ülkelerin de Türkiye’nin sıralamasının üstünde olması dikkat çekti. Kaşıkırık, “Suudi Arabistan bizden bir sıra üstte. Tunus, Nepal, Ürdün gibi ülkeler de bizden çok yukarıda. Bizim altımızdakiler savaş, kriz ülkeleri. Bizden yıllar sonra 2015’te kadınlar seçme seçilme hakkını kazandığı Suudi Arabistan’da şu anda kadınlar parlamentoda yüzde 20-25’in üstünde temsil ediliyor” dedi.

Kaşıkırık sözlerini “Bizim cinsiyet eşitliğini tam görebilmemiz için tam 134 yıl lazım” diyerek noktaladı.

Paylaşın

CHP’de Olası “Erken Seçim” İçin Yol Haritası Hazırlığı

İktidarın ülkeyi yönetemediğini savunan CHP’li kurmaylar, gündemlerinin CHP’nin yaz programı ve olası bir erken seçimde uygulanacak parti politikalarını hazırlamak olduğunu söyledi.

Kurmaylar, ülkenin öncelikli sorununun ekonomi olduğunu, diğer tartışmaların kısır ve anlamsız olduğu yorumunu yaparak, “CHP’de böyle bir tartışma zemini yok. Biz olası erken seçim için dış politikadan eğitime, sağlıktan çalışma hayatına kadar neler yapacağımızın programını çalışıyoruz” diye konuştu.

CHP’de 4 Eylül’de başlayacak Tüzük Kurultayı’nın seçimli kurultaya çevrilebileceği yönündeki iddialar yalanlanarak partide gündemin kurultay tartışması değil erken seçim hazırlığı olduğunu vurgulandı. CHP yönetimi “Olası erken seçim için dış politikadan eğitime, sağlıktan çalışma hayatına kadar neler yapacağımızın programını çalışıyoruz” bilgisini paylaştı.

CHP’de yaklaşan tüzük kurultayı öncesinde önceki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerin delegelerden imza toplayarak kurultayı olağanüstü seçimli kurultaya çevirme çabasına gireceği iddia edilmişti. Kılıçdaroğlu’nun belediye başkanları Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu ile kurduğu ve kuracağı temasları da bu iddialara dayanak olarak gösterilmişti. Ancak bu iddialar yalanlandı. CHP kurmayları parti içinde böyle bir tartışma olmadığını, asıl gündemin vatandaşın da gündeminde olan ekonomik kriz nedeniyle olası erken seçim için hazırlık olduğunu belirtti.

CHP kurmayları, gündemlerinin CHP’nin yaz programı ve olası bir erken seçimde uygulanacak parti politikalarını hazırlamak olduğunu kaydetti. Parti kaynakları, önceki genel başkanlarla yapılan görüşmelerin normal olduğunu, tüm eski genel başkanlarla düzenli görüşmeler yapıldığını ve kendilerinin tecrübelerinden yararlanıldığını söyledi. CHP’nin kasım ayındaki seçimli kurultayını anımsatan kaynaklar, “Zaten kongremizi gerçekleştirdik. Tüzük kurultayı da seçimsiz. Bir sorun yok” ifadelerini kullandı.

ANKA Haber Ajansı‘na konuşan kurmaylar, ülkenin öncelikli sorununun ekonomi olduğunu, diğer tartışmaların kısır ve anlamsız olduğu yorumunu yaparak, “CHP’de böyle bir tartışma zemini yok. Biz olası erken seçim için dış politikadan eğitime, sağlıktan çalışma hayatına kadar neler yapacağımızın programını çalışıyoruz” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu-Yavaş ve beklenen Kılıçdaroğlu-İmamoğlu görüşmelerini değerlendiren kurmaylar, şunları söyledi: “Her şeyden bir anlam çıkartmaya çalışıyoruz ama parti içinde herhangi bir anlam çıkarma yok, daha çok dışarıda böyle bir durum var. Bunlar gayet sıradan, medeni ilişkiler. Bunlardan bir anlam çıkartmamak lazım. Yemek yeniyorsa ‘afiyet olsun’ denir.”

Paylaşın

İYİ Parti’de İstifa Dalgası Devam Ediyor: Milletvekili Sayısı 35’e Düştü

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlere “hür ve müstakil” giren ve seçimlerde büyük bir hezimet yaşayan İYİ Parti’de Ankara Milletvekili Koray Aydın, partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Haber Merkezi / Koray Aydın, istifa kararına ilişkin yaptığı açıklamada, Meral Akşener ile Recep Tayyip Erdoğan’ın görüşmesine göndermede bulunarak, “Saray’daki malum görüşme ve sonrasındaki gelişmeler, bardağı taşıran son damla olmuştur” ifadelerini kullandı.

Koray Aydın’ın istifasıyla İYİ Parti’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) milletvekili sayısı 35’e düştü.

Koray Aydın, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Haksızlık ve hukuksuzluklar karşısında cesur insanlar olarak, İYİ Parti’yi büyük umut heyecan ve hayallerle; büyük emek, gayret ve fedakarlıklarla kurduk.

İYİ Parti gerçek bir mücadelenin ve hikâyenin sonucu doğdu. İYİ Parti kurulmasıyla birlikte Türkiye’de pek çok şeyi değiştirdi, muhalefete ve milletimize umut oldu. AK Parti iktidarlarına karşı kazanılan en büyük başarıların öznesi oldu. Ancak son iki yıldır bir şeyler ters gitmeye başladı.

İYİ Parti, tam kitlelere açılacağı bir dönemde içine kapandı, 2023 genel seçimleri öncesi yersiz ve zamansız bir şekilde ilçe ve illerde kongre sürecini başlatarak enerjisini iç rekabete harcamak durumunda kaldı. 2023 genel seçimlerine giderken Altılı Masa sürecinde yetkili kurulların tam desteği olmasına rağmen hatalı bir strateji yürütüldü.

Akabinde tamamen ötekileştirmeye ve adaletsizliğe dayanan, sözde milletvekili temayül yoklaması ile yeni bir ayrışma süreci daha yaşandı. Bir zamanlar huzur ve güven dolu İYİ Parti Ailesi’nin evinde artık huzursuzluk ve güvensizlik baş gösterdi.

2023 Cumhurbaşkanı ve Milletvekili genel seçimlerinde ise en hafif tabirle “kendini tekrar eden” bir parti konumuna düştük, bir arpa boyu yol alamadık. 2024 yerel seçimlerinde, iktidarın değirmenine su taşıyan söylem, eylem ve politikalar; milletimiz tarafından kesinlikle reddedildi ve İYİ Parti tarihinin en büyük seçim hezimetini yaşadı.

Bu süreçlerde gerek yetkili kurullarda gerekse de bizzat Kurucu Genel Başkan Sayın Meral Akşener’e yaptığımız uyarılar ise kulak ardı edildi. Yerel seçimlerdeki hatalı karar ve yanlış söylemlere itiraz eden il ve ilçe teşkilatlarımız ötekileştirildi. Bu başarısızlıkların ardından kurultaylar toplansa da tam ve kâmil manada bir özeleştiri yapılamadı.

İYİ Parti, bugün itibariyle 2023 yılı başındaki 617 bin 513 üyesinin üçte birini, 2023 genel seçimlerinde aldığı oyun da yarıdan çoğunu 2024 yerel seçimlerinde ne yazık ki kaybetti. İYİ Parti’deki bütün bu erime ve gerileme süreci, bizzat Sayın Akşener’in sevk ve idaresinde gerçekleşti.

Biz, bütün bu dönemlerde İYİ Parti zarar görmesin diye, azami gayret gösterdik, son derece hassas davrandık ve kılı kırk yardık. Görüş, fikir ve önerilerimizi yetkili kurul toplantılarında açık ve net bir şekilde ifade ettik. Parti içi sorunları basın ve kamuoyu önünde asla konuşmadık ve tartışmadık.

İYİ Parti’nin kuruluş hikayesi ve Türk siyasetindeki mücadelesi, tarihçiler ve konunun uzmanları tarafından elbette yazılacak ve tezlere konu edilecektir. Burada sadece “İYİ Parti hangi amaçlar için yola çıkmıştı?” Sorusunun özet cevabını vermeyi, bu açıklama için gerekli ve yeterli görüyorum.

Kurucu Teşkilat Başkanı olduğum İYİ Parti; ana omurgasını Türk milliyetçilerinin oluşturduğu, milliyetçi, demokrat ve kalkınmacı kimliğiyle bütün Türk milletini kucaklayan bir parti olarak yola çıkmıştı; Türk devletinin kurucu fikri olan Türk milliyetçiliğini ayaklarının altına alanların, ayağına gitmek için değil.

İYİ Parti, her türlü haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı, Saray’la sembolleşen tek adam düzenine karşı, Türkiye’de hak, adalet ve medeniyet yolunun taşlarını döşemek için İYİ’ler ve Cesurlar Hareketi olarak yola çıkmıştı; Saray’a giden yolun taşlarını döşemek için değil.

İYİ Parti Kurucu Genel Başkanı Sayın Meral Akşener ile Sayın Cumhurbaşkanının, Saray’da yaptığı Parti’den habersiz görüşmenin konusu ve içeriğinin açık ve net bir şekilde açıklanmaması halinde; İYİ Parti’nin kuruluş felsefesinin temelden sarsılacağına ve Parti’yi dağılmaya sürükleyeceğine dair, birer hafta arayla iki önemli açıklama yaptım.

Yaptığımız çağrılara, İYİ Parti tabanı ve aziz milletimiz büyük bir ilgi ve teveccüh gösterirken, İYİ Parti yönetimi açıklamalarıma duyarsız ve kayıtsız kaldı; endişelerimi, uyarılarımı ve önerilerimi dikkate almadı; gerekli adımları zamanında, yeterince ve gereğince atmadı.

İYİ Parti 5. Olağanüstü Büyük Kurultayının üzerinden geçen iki ayda yaşanan gelişmeler, Parti’de yönetim anlayışı bakımından bir değişim olmadığını açıkça ortaya koydu.

Son kurultayın ardından İYİ Parti’de derlenme, toparlanma ve kucaklaşma beklerken, istifa üstüne istifalarla sarsıldık. Yeni katılımlar beklerken, sudan sebeplerle yapılan ihraç taleplerini görmek durumunda kaldık.

Gelinen noktada; İYİ Parti’de varlığımıza, görüş, fikir ve önerilerimize artık pek fazla ihtiyaç duyulmadığına üzülerek kanaat getirmiş bulunuyorum.

Bu kanaate varmamda Saray’daki malum görüşme ve sonrasındaki gelişmeler, bardağı taşıran son damla olmuştur. Dolayısıyla bu kanaatim yaklaşık iki yıllık bir sürece dayanan, belli bir birikimin sonucudur.

25 Ağustos 2017 tarihinde ömrümüzü vakfettiğimiz, baba ocağımız olan eski partimizden ayrılırken şu sözleri ifade etmiştim: Hiçbir çıkar ve hesap gütmüyorum. Olacaklarım, hali hazırda olduklarımdan fazla değildir. Tek muradım, çocuklarımıza ve torunlarımıza daha müreffeh bir Türkiye Cumhuriyeti bırakabilmek için son nefesime kadar mücadele etmektir. Bugün de aynı noktadayım.

İYİ Partili dava arkadaşlarımla yaptığım uzun istişareler sonucunda; özetle ifade ettiğim gerekçelerle, Kurucular Kurulu Üyesi ve Ankara Milletvekili olduğum, belli dönemlerde önemli görevler üstlendiğim İYİ Parti’den üzülerek istifa ediyorum.”

Paylaşın

Özel’den “Erken Seçim” Açıklaması: 1.5 Yıl Sonra Olur

CHP Lideri Özgür Özel, “Türkiye ilk seçimde Erdoğan yönetiminden kurtulacak. İlk seçim dediğim 2028 değil. Ben 31 Mart seçim sonuçlarını araçsallaştırarak seçim istemeyeceğimi söyledim” dedi ve ekledi:

“Bu seçim istemiyorum demek değil. En çok ben istiyorum. Vatandaş da, anketler gösteriyor ki, yavaş yavaş seçim istemeye başladı. Erdoğan 5 yıllığına seçildi ama bence seçildikten 2.5 yıl sonra, bugünden 1.5 yıl sonra erken seçim olur. Ben erken seçimden kaçmam, bunun için koşarım.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, BirGün yazarı Doğan Tılıç’a gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. CHP Lideri Özel, “Daha önce yaptığımız tanımlamaları geriye alan hiçbir beyanımız olmadı. Otokrasi, tek adam rejimi, totaliter diktatoryal rejime evriliyor tespitlerini hepimiz yaptık ve bunları geri alan bir tavrımız yok” dedi.

Özgür Özel, “Bu rejimi değiştirmek için sadece söylem düzeyinde sert polemiklerin seçmene işlememesi. Meseleyi karşılıklı sürekli ateş halinden, iktidara oy veren seçmenin sorunlarını sürekli dile getiren, iktidarın kalesi Rize’de çay mitingi yapan, emekli mitinginde her siyasi görüşten emekliyi bir araya toplayan, geçinemiyoruz mitinginde her siyasi eğilimden seçmeni bir araya getirmeye çalışan bir muhalefet hattı izlemek olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri, “AKP’nin nizami ve gayri nizami yollarla ele geçirdiği basınla CHP’yi sanki terör örgütleriyle birlikte hareket eden, iktidara geldiğinde yönetemeyecek, sorunlara duyarsız, kavgacı bir parti gibi gösteren bir kampanyası vardı. Buna karşı bir politika izliyor ve CHP’yi görmeyen seçmenin de görmesini sağlamaya çalışıyoruz” dedi.

Gündemdeki “normalleşme” adımlarıyla ilgili değerlendirmede bulunan Özel, “Ben iktidarı normalleştirme peşinde değilim. Ben MHP olmasa da AKP olmasa da normalleşirim. Benim derdim onların seçmenleriyle normalleşmek” ifadelerini kullandı.

CHP’nin düzenlediği mitinglerle ilgili konuşan Özel, şunları söyledi: Asgari ücrete zam vermezseniz biz sokaklara döküleceğiz diye söyledik. Geçinemiyoruz mitingine DİSK, Hak-İş ve Türk-İş başkanlarını arayıp davet ettim. Ben masadan ve görüşmeden bir asgari ücret zammı çıkarsam bunun kaybedeni olmazdı. Çıkaramadım, şimdi bunun bedelini iktidarın tek başına ödemesi için ben buna susmayacağım. Mücadele müzakere dengesi bu.

“1.5 yıl sonra erken seçim olur”

1.5 yıl sonra bir erken seçim olacağını öngördüğünü belirten Özel, “Türkiye ilk seçimde Erdoğan yönetiminden kurtulacak. İlk seçim dediğim 2028 değil. Ben 31 Mart seçim sonuçlarını araçsallaştırarak seçim istemeyeceğimi söyledim. Bu seçim istemiyorum demek değil. En çok ben istiyorum. Vatandaş da, anketler gösteriyor ki, yavaş yavaş seçim istemeye başladı. Erdoğan 5 yıllığına seçildi ama bence seçildikten 2.5 yıl sonra, bugünden 1.5 yıl sonra erken seçim olur. Ben erken seçimden kaçmam, bunun için koşarım.” dedi.

Paylaşın

Merkez Bankası’ndan Faizi Sabit Tutma Kararı

Merkez Bankası (TCMB), piyasaların beklediği gibi politika faizini yüzde 50’de sabit tuttu. Banka, politika faizini son olarak mart ayında yükseltmiş; Nisan ve Mayıs aylarında faizi yüzde 50’de sabit bırakmıştı.

Haber Merkezi / Anadolu Ajansı (AA) Finans’ın haziran ayı faiz oranıyla ilgili beklenti anketine katılan ekonomistlerin tamamı, Merkez Bankası’nın (TCMB), politika faizini bu ay yüzde 50’de sabit bırakmasını beklediğini söylemişti.

Bloomberg’in anketine katılan ekonomistlerin tamamı da bankanın faizi üçüncü kez yüzde 50’de sabit tutmasını beklediklerini ifade etmişlerdi.

Merkez Bankası (TCMB), 2023 yılı Haziran ayında 650, Temmuz’da 250, Ağustos’ta 750, Eylül’de 500, Ekim ve Kasım aylarında da 500’er, Aralık ve Ocak aylarında 250’şer olmak üzere son 8 toplantıda toplam 3 bin 650 baz puan faiz artırmıştı.

Şubat ayındaki yılın ikinci faiz kararında faizin sabit tutulması ile toplam 3 bin 650 baz puan faiz artış serisi devam etti. Mart ayında faiz 500 baz puan arttırılarak politika faizi yüzde 50’ye çıkarıldı. Nisan ve Mayıs ayında ise politika faizi sabit tutuldu. Merkez Bankası, son bir yılda 4 bin 150 baz puanlık faiz artışı yaptı.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) Fatih Karahan başkanlığında toplandı. Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 50 düzeyinde sabit tutma kararı aldı.

Merkez Bankası (TCMB) tarafından karara ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 50’de sabit tutulmasına karar vermiştir.

Aylık enflasyonun ana eğilimindeki zayıflama mayıs ayında geçici bir kesintiye uğramıştır. Yakın döneme ilişkin göstergeler yurt içi talebin, halen enflasyonist düzeyde olmakla birlikte, yavaşladığını teyit etmektedir. Hizmet enflasyonundaki yüksek seyir ve katılık, enflasyon beklentileri, jeopolitik riskler ve gıda fiyatları enflasyonist baskıları canlı tutmaktadır. Kurul, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının öngörüler ile uyumunu yakından takip etmektedir.

Parasal sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki etkileri yakından izlenmektedir. Kurul, parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini de göz önünde bulundurarak politika faizinin sabit tutulmasına karar vermekle birlikte, enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu yinelemiştir. Aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşu sürdürülecektir.

Enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Para politikasındaki kararlı duruş; yurt içi talepte dengelenme, Türk lirasında reel değerlenme ve enflasyon beklentilerinde düzelme vasıtası ile aylık enflasyonun ana eğilimini düşürecek ve dezenflasyon yılın ikinci yarısında tesis edilecektir.

Kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında gelişmeler olması durumunda parasal aktarım mekanizması ilave makroihtiyati adımlarla desteklenecektir. Likidite gelişmeleri yakından izlenmektedir. Sterilizasyon araçları, gerektiğinde çeşitlendirilerek etkin şekilde kullanılacaktır.

Kurul, politika kararlarını parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini de dikkate alarak, enflasyonun ana eğilimini geriletecek ve enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir.

Enflasyon ve enflasyonun ana eğilimine ilişkin göstergeler yakından takip edilecek ve Kurul, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanacaktır.”

Paylaşın

“6 Ay 6 Bin Kilometre” Kuralı 2025’e Kadar Uzatıldı

Ticaret Bakanlığı, otomotiv sektöründeki spekülatif fiyat artışları engellemek için yürürlüğe konulan “6 ay 6 bin kilometre” düzenlemesinin 1 Ocak 2025 tarihine kadar uzatılmasına karar verildiğini duyurdu.

Haber Merkezi / Bakanlığın konuya ilişkin yaptığı açıklamada, düzenleme kapsamında, otomobil yetkili bayisi ile oto galerilere yaklaşık 52 milyon lira, ilan kısıtlamasına aykırı hareket edenlere ise yaklaşık 90 milyon lira idari para cezası uygulandığı belirtildi.

Motorlu kara taşıtı ticaretinde hayata geçirilen düzenlemeler ile hem tüketiciler lehine fiyat istikrarını sağlamak hem de sektör yetkilileri için adil ve dengeli bir piyasa yapısını tesis etmek amacıyla çalışmaların titizlikle sürdürüleceği, gerek görülmesi halinde ilave tedbirlerin alınacağı ifade edilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Ticaret Bakanlığımız, otomotiv piyasasında önceki yıl ve geçen yıl yaşanan spekülatif fiyat oluşumları ile stokçuluk faaliyetlerini ortadan kaldırmak ve sektörde adil, rekabetçi ve istikrarlı bir piyasa yapısını yeniden tesis etmek üzere çalışmalarını kararlılıkla sürdürmektedir.

Bu kapsamda, ‘pazarlama ve satış kısıtlaması’ ile ikinci el motorlu kara taşıtı ticaretiyle iştigal eden yetkili satıcılar ve bireyseller tarafından motosiklet, otomobil ve arazi taşıtlarının ilk tescil tarihinden itibaren 6 ay ve 6 bin kilometre geçmedikçe, doğrudan veya dolaylı olarak pazarlanması veya satışının 1 Temmuz 2024 tarihine kadar yapılamayacağına ilişkin yeni düzenlemeler hayata geçirilmişti.

Aynı şekilde, ‘ilan kısıtlaması’ ile güncel satış fiyatının üzerinde bir fiyattan ilan yoluyla ikinci el satışta pazarlanmasının da 1 Temmuz 2024 tarihine kadar yapılamayacağı belirlenmişti. Ticaret Bakanlığımızca bugüne kadar 6 ay 6 bin km düzenlemesi kapsamında, otomobil yetkili bayisi ile oto galerilere yaklaşık 52 milyon TL, ilan kısıtlamasına aykırı hareket edenlere ise yaklaşık 90 milyon TL idari para cezası uygulanmıştır.

Ticaret Bakanlığımızca yapılan düzenleme ve denetimler neticesinde; sıfır taşıtların ikinci ele düşürülerek satışa sunulması yoluyla haksız kazanç sağlanmasının önüne geçilmiş, sıfır taşıt arzının artmasına katkı sağlanarak gerçek ihtiyaç sahiplerinin taşıta ulaşmalarına imkân sağlanmış ve otomotiv sektöründeki spekülatif fiyat artışları engellenerek tüketici mağduriyetleri ortadan kaldırılmıştır. Bu doğrultuda, söz konusu kazanımlar göz önünde bulundurularak, ilgili iki düzenlemenin de 6 ay süreyle, 1 Ocak 2025 tarihine kadar yeniden uzatılmasına Ticaret Bakanlığımızca karar verilmiştir.

Bu çerçevede, ikinci el motorlu kara taşıtı ticareti yetki belgesiyle ikinci el motorlu kara taşıtı ticaretiyle iştigal edenlerin yanı sıra, bir takvim yılı içinde yetki belgesiz üç ve üzerinde ikinci el motorlu kara taşıtı satışı yapan tüm gerçek veya tüzel kişilerin 6 ay – 6 bin km. düzenlemesine aykırı satışlarının Noterlikler tarafından engellenmesine devam edilecektir.

Ticaret Bakanlığı olarak motorlu kara taşıtı ticaretinde hayata geçirdiğimiz bu düzenlemeler ile hem tüketiciler lehine fiyat istikrarını sağlamak, hem de sektör yetkilileri için adil ve dengeli bir piyasa yapısını tesis etmek amacıyla çalışmalar titizlikle sürdürülecek ve gerek görülmesi halinde ilave tedbirler alınacaktır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

Paylaşın

Konut “Yatırım Aracı” Olmaktan Çıktı

Son iki yıldır getirilen yeni düzenlemeler sebebiyle yatırımcıların bir kısmının yurt dışına yöneldiğini ifade eden KONUTDER Başkanı Ramadan Kumova, konutun yatırım aracı olmaktan çıktığını söyledi.

Ramadan Kumova, “2022’de 790 milyon dolar olan yurt dışı gayrimenkul yatırımı 2023’te 2,5 kattan fazla artarak 2 milyar 86 milyon dolara çıktı. Yıl sonunda ise yurt dışından alımlar 3 milyar doları aşacak gibi görünüyor. Yaşanan süreç önümüzdeki dönemde kiralık konut arzında sıkıntının büyüyerek kiralarda ekstra artışları gündeme getirecek” dedi.

Türkiye’de enflasyona paralel yükselen faizler, konut kredisi kullanımını dip seviyelere indirdi. Bir dönem yüzde 50’lerin üzerinde olan ‘kredi kullanarak konut edinme’ oranı son dönemde yüzde 10’lara kadar indi. Bu da ev sahipliği-kiracı dengesini derinden sarstı, kiralar katlandı. Bunun üzerine devlet geçtiğimiz iki yıl boyunca kira artışına yüzde 25 sınırını getirdi ancak bu da kavgaların, kira davalarının patlama yaşamasına sebep oldu.

1 Temmuz 2024 tarihinden itibaren kira artış oranında yüzde 25 sınırı kalkıyor. Artış oranı önceki uygulamada olduğu gibi, tüketici fiyat endeksinin (TÜFE) son 12 aylık ortalaması kadar olabilecek. Ancak ev sahipliği oranının düşük olması, kiralık konuta talebin artmasını ve dolayısıyla kira bedellerinin hızlı artışını gündeme getiriyor.

Türkiye gazetesinde yer alan habere göre; İnsay Yapı Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Çulhalık, problemin çözümü için ev sahipliği oranını artırmanın önemine işaret etti. Çulhalık “İnşaat maliyetlerine bağlı olarak konut fiyatları son birkaç yılda 10 kat arttı ve ev sahibi olma hayalleri ortadan kalktı. Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında kiracı oranı en yüksek 4’üncü ülke konumuna yerleşti” dedi.

Veriler, ev sahipliği oranının yüzde 55’lere kadar gerilediğini, kiralık konut ihtiyacının ise yüzde 27’ye ulaştığını gösteriyor. OECD verilerine göre Avrupa’da en fazla ev sahipliği, Rusya ve eski Sovyet ülkelerinde bulunuyor. En çok kiracı ise Almanya’da. Almanya’da ev sahipliği oranı 2022 yılında yüzde 49’dan yüzde 47’ye geriledi.

Almanya bu rakamla, ev sahibi oranının yüzde 50’nin altından olduğu tek AB üyesi ülke konumunda. Türkiye’de ise 2019’da ev sahipliği yüzde 61,1 seviyesindeydi. TÜİK’in 2023 verileri bu oranın yüzde 56,2’ye gerilediğini gösteriyor. 2024 rakamlarında ise oran yüzde 55’e gerilemiş görünüyor.

Avrupa’da ev sahipliği oranları

– Almanya’da ev sahipliği oranı yüzde 47.
– Bu ülkeyi yüzde 51’lik oranla Avusturya izliyor.
– Danimarka’da yüzde 60, Fransa’da yüzde 63 ev sahipliği oranı bulunuyor.
– Eurostat verilerine göre 2022’de AB nüfusunun yüzde 69’u kendi evinde yaşıyor. Yüzde 31’i ise kirada oturuyor.

– Eski Sovyetler Birliği üyesi olanlarda ev sahipliği yüksek. Romanya’da yüzde 95, Slovakya’da yüzde 93, Hırvatistan’da yüzde 91 ve
– Macaristan’da ise yüzde 90 olarak belirlenmiş durumda.

Türkiye’de ev sahipliği oranı yüzde 55’lerde. Nüfusun yüzde 27’si kirada, yüzde 1,6’sı lojman ve benzeri sosyal konutlarda oturuyor. Geriye kalan nüfus da aile ile beraber ya da aile konutunda ikamet ediyor. İstanbul’da kiracı oranı ise yüzde 37’lerde.

KONUTDER Başkanı Ramadan Kumova ise Türkiye’de kiralık konut arzının, bireysel yatırımcıların yaptıkları yatırımlar aracılığı ile sağlandığını, fakat son iki yıldır getirilen yeni düzenlemeler sebebiyle yatırımcıların bir kısmının yurt dışına yöneldiğini ifade etti.

Bunun yanı sıra konutun yatırım aracı olmaktan çıktığını söyleyen Kumova “2022’de 790 milyon dolar olan yurt dışı gayrimenkul yatırımı 2023’te 2,5 kattan fazla artarak 2 milyar 86 milyon dolara çıktı. Yıl sonunda ise yurt dışından alımlar 3 milyar doları aşacak gibi görünüyor. Yaşanan süreç önümüzdeki dönemde kiralık konut arzında sıkıntının büyüyerek kiralarda ekstra artışları gündeme getirecek” dedi.

Paylaşın

İsrail’den Lübnan’a Tehdit: Taş Devri’ne Göndeririz

Hizbullah’ın, savaş çıkarsa Lübnan’a ağır hasar vereceklerini bildiğini söyleyen İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, “Lübnan’ı Taş Devri’ne gönderebiliriz ama bunu yapmak istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 60 artarak 37 bin 718’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 140 artarak 86 bin 377’ye yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

İsrail bir savaş halinde komşusu Lübnan’ı “Taş Devri’ne geri göndermekle” tehdit etti. İki ülke sınırında Gazze savaşının başından beri aralıksız çatışmalar yaşanıyor.

Washington ziyareti sırasında konuşan İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, “Savaş istemiyoruz, ama her senaryoya hazırlanıyoruz” dedi. Hizbullah’ın, savaş çıkarsa Lübnan’a ağır hasar vereceklerini bildiğini söyleyen Gallant, “Lübnan’ı Taş Devri’ne gönderebiliriz ama bunu yapmak istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

İsrail ve Hizbullah arasında tehdit dozu giderek artan açıklamaları Gazze savaşının bölgesel bir çatışmaya döneceği endişesine yol açarken, ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’den İsrail’e uyarı geldi. Hizbullah ile yeni bir savaşın Ortadoğu’da “korkunç” sonuçlara yol açacağını söyleyen Austin, tarafları diplomatik çözüm bulmaya çağırdı.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, İsrail ve Lübnan’daki Hizbullah arasında tırmanan gerilimin gölgesinde İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant ile biraraya geldi. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik İletişim Danışmanı John Kirby, “Ortadoğu’da ikinci bir cephenin açıldığını görmek istemiyoruz” dedi.

İsrail ve Lübnan sınırında artan gerilimle ilgili sorularını yanıtlayan ABD Dışişleri Bakanı Antony Kirby, Ortadoğu’da ikinci bir cephenin açılmasını engellemek amacıyla diplomatik bir yol bulmaya çalıştıklarını vurguladı; “Bunun herhangi birinin çıkarına olacağını düşünmüyoruz” dedi.

Dışişleri Bakanı John Kirby, İsrail’e kendisini savunması için yardım etmeye devam edeceklerini ve bunun değişmeyeceğini vurguladı.

Paylaşın

Beşar Esad’dan Dikkat Çeken Açıklama: Türkiye İle Görüşmelere Açığız

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Türkiye’nin, Suriye devletinin kendi toprakları üzerindeki egemenliğini tanıdığı sürece Türkiye-Suriye ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik görüşmelere açık olduğunu söyledi.

10 Mayıs 2023’te Rusya, İran, Türkiye ve Suriye dışişleri bakanları arasında, Ankara-Şam ilişkilerinin iyileştirilmesine yönelik bir yol haritasının hazırlanması amacıyla Moskova’da bir toplantı yapılmıştı.

Bu, Suriye iç savaşının başlangıcından bu yana üst düzey diplomatların ilk resmi toplantısıydı. Tarafların arasındaki ilk en üst düzey resmi temas ise Rusya’nın girişimiyle 28 Aralık 2022’de gerçekleştirilmişti.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Alexander Lavrentiev ile bir araya geldi.

Gazete Duvar‘ın aktardığı Suriye Devlet Başkanlığı Ofisi’nden yapılan açıklamaya göre; Esad, Suriye-Türkiye ilişkilerini iyileştirmeye yönelik her türlü çabanın temelinin ‘Suriye’nin egemenliğine saygı duyulması’ olduğunu dile getirdi.

Esad, ‘Türkiye’nin, Suriye devletinin kendi toprakları üzerindeki egemenliğini tanıdığı sürece Türkiye-Suriye ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik görüşmelere açık olduğunu’ belirtti.

Lavrentiev ise, Rusya’nın Suriye ve Türkiye’yi kapsayan girişimlere desteğini ifade ederek, arabuluculuk için uygun koşullara dikkat çekti.

Ne olmuştu?

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Paylaşın

CHP’den “Asgari Ücret” Çağrısı: En Az 21 Bin 422 Lira Olmalı

Enflasyonun sebebinin asgari ücretli olmadığını belirten CHP Milletvekili Veli Ağbaba, TÜİK’in 6 aylık resmi enflasyonuna göre hesaplandığında dahi, Temmuz ayı net asgari ücretinin “en az” 21 bin 422 TL olması gerektiğini belirtti.

Veli Ağbaba, açıklamasının devamında, “Türkiye, hem yüksek enflasyonda hem de gıda enflasyonunda tüm Avrupa ülkeleri arasında birinciliği kimseye kaptırmazken, hükümet sanki enflasyonun sebebini ücretlerdeki artış yaratıyormuş gibi bir algı yaratmaya çalışmaktadır. Asgari ücrete Temmuz ayında artış yapılmamasına gerekçe de bunu göstermektedirler” dedi ve ekledi:

“Oysaki Dünya ülkelerine baktığımızda asgari ücretleri bizden çok yüksek olmasına rağmen, enflasyonları bizle kıyaslanmayacak kadar düşüktür. Öyle ki neredeyse tüm Dünya’da ülkelerin yıllık enflasyonları bizim aylık enflasyonumuzdan daha düşük çıkmaktadır.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, Türkiye’deki asgari ücreti Dünya ülkeleriyle kıyaslayarak, hem Avrupa hem Dünya’da asgari ücretlinin alım gücünü karşılaştırdı.

Birgün’ün aktardığına göre; Asgari ücrete Temmuz ayında zam yapılmayacağının duyurulması üzerine, TÜİK’in 6 aylık resmi enflasyonuna göre hesaplandığında dahi, Temmuz ayı net asgari ücretinin  “en az” 21 bin 422 TL olması gerektiğini belirten Ağbaba’nın açıklaması şu şekilde:

“Bakan Vedat Işıkhan Temmuz’da zam yapmayacağız dedi. Asgari ücret 1998 yılında 3 kez, 2000 yılında 3 kez, 2008 yılında 2 kez, 2011 yılında 2 kez, 2013 yılında 2 kez, 2015 yılında 2 kez, 2022 yılında 2 kez ve 2023 yılında 2 kez asgari ücret belirlenirken, 2024’te hele de böyle enflasyonist bir ortamda 1 kez asgari ücret açıklamak vicdansızlıktır. Avrupa’nın 1.  Dünyanın en yüksek 3. enflasyonuna sahip bir ülkede asgari ücreti 1 kez değerlendirmek milyonlarca emekçiye ‘ölün’ demektir.

Eğer AKP bu inadından vazgeçmezse, CHP olarak çok net tepki vereceğiz. Hem insanları açlığa mahrum et, hem enflasyon altında ezilmesini izle hem de haklı taleplerine kulaklarını tıka. Kusura bakmasınlar, ara zam yoksa sokak var.”

Ocak-Mayıs döneminde TÜİK tarafından açıklanan 5 aylık resmi enflasyon artışı yüzde 22,72 olarak açıklanmıştır. Haziran enflasyonunun yine yüzde 3 civarında açıklanacağı beklenmektedir. Ocak-Haziran 2024 döneminde 6 aylık enflasyon yüzde 26 seviyelerinde gerçekleşecektir.

Asgari ücrete sadece 6 aylık resmi enflasyon kaybı eklendiğinde, net asgari ücretin en az 21.422 TL olması gerekmektedir.

ENAG’ın açıkladığı Ocak- Mayıs enflasyon verilerine göre ise yüzde 27,59 enflasyon gerçekleşmiştir. Haziran sonunda ise yüzde 5’lik bir artışla yılın ilk 6 aylık enflasyonun en az yüzde 33 civarında olacağı düşünülmektedir.

ENAG verilerine göre yüzde 33 artış hesaplandığında ise net asgari ücretin en az 22.612 TL olması gerekmektedir.

AB ülkelerinde ortalama enflasyon oranı yüzde 2,6 oldu.

Türkiye yüzde 75,45’lik enflasyonla Avrupa’nın en yükseği!

Dünyada birçok ülkede enflasyon düşerken, en yüksek enflasyona sahip ülkelerin başında Arjantin ve Türkiye gelmektedir. Arjantin’de enflasyon oranı Nisan 2024’te yüzde 289,40 iken, Türkiye’de Mayıs 2024 verilerine göre yüzde 75,45 oldu. Arjantin ve Suriye’den sonra yüksek enflasyonda Dünya 3’üncüsüyüz!

OECD ülkelerinin ortalamasında ise yıllık enflasyon Mayıs 2024’te yüzde 5,74 seviyesinde genel olarak sabit kalırken, Türkiye OECD ülkeleri içinde de en yüksek enflasyona sahip ülke!

“Enflasyonun sebebi asgari ücret değil”

Türkiye, hem yüksek enflasyonda hem de gıda enflasyonunda tüm Avrupa ülkeleri arasında birinciliği kimseye kaptırmazken, hükümet sanki enflasyonun sebebini ücretlerdeki artış yaratıyormuş gibi bir algı yaratmaya çalışmaktadır.

Asgari ücrete Temmuz ayında artış yapılmamasına gerekçe de bunu göstermektedirler.

Oysaki Dünya ülkelerine baktığımızda asgari ücretleri bizden çok yüksek olmasına rağmen, enflasyonları bizle kıyaslanmayacak kadar düşüktür. Öyle ki neredeyse tüm Dünya’da ülkelerin yıllık enflasyonları bizim aylık enflasyonumuzdan daha düşük çıkmaktadır.

Türkiye’de bir işçi asgari ücreti ile sadece 24 kg et alabiliyor! Fransa’daki bir asgari ücretli 147 kg. Bizden %600 daha fazla!

Türkiye’de bir işçi, asgari ücreti ile sadece 24 kg et alabiliyor. Buna karşılık, Fransa’da bir asgari ücretli en az 147 kg, Almanya’da bir asgari ücretli en az 82,5 kg, Belçika’da bir asgari ücretli en az 129 kg et alabiliyor. Bize benzer ekonomik yapıya sahip Yunanistan’da bir asgari ücretli en az 68 kg ve Arjantin’de ise 60 kg et alabiliyor.

Yağdaki alım gücü farkımız ise daha da çarpıcıdır. Fransa’da bir asgari ücretli, Türkiye’deki asgari ücrete göre 589 litre, Almanya’da 513 litre, Hollanda’da ise 1218 litre daha fazla yağ alabiliyor. Türkiye’de ise bir asgari ücretli sadece 234 litre yağ alabiliyor. Bu durum, Türkiye’deki yüksek gıda enflasyonunun vatandaşların yağ gibi temel gıda maddelerine erişimini nasıl kısıtladığını göstermektedir.

Yumurtada, Sütte, Şekerde ve Yağda fark yedik.

Almanya’da 2054 Euro asgari ücretle 8500 adet yumurta, 822 kg pirinç ve 1834 kg patates alınabilirken, Türkiye’de asgari ücretle sadece 2843 adet yumurta, 350 kg pirinç ve 1080 kg patates alınabiliyor. Bu, Türkiye’deki asgari ücretlinin temel gıda maddelerine erişiminin Almanya’ya kıyasla ne kadar sınırlı olduğunu göstermektedir.

Et, süt, şeker ve yağ gibi temel gıda ürünlerinde de benzer bir tablo görülmektedir. Fransa’da bir asgari ücretli 1329 litre daha fazla süt alabilirken, komşu Yunanistan’da bir asgari ücretli 511 litre daha fazla süt alabiliyor.Enflasyonun en yüksek olduğu ülke olan Arjantin’de bile asgari ücret ile 947 litre süt alınabilirken, Türkiye’de sadece 377 litre süt alınabiliyor.

Bu veriler, Türkiye’deki gıda enflasyonunun vatandaşların temel gıda ihtiyaçlarını karşılamasını nasıl zorlaştırdığını açıkça göstermektedir.”

Paylaşın