Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Günlük Vaka Sayısı 100 Bin Sınırında

Kovid 19’da son 24 saatte 98 bin 715 yeni vaka tespit edilirken, 221 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Salgının etkisini en aza indirmek aşılarımızın tam olmasına bağlı.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 421 bin 435 test yapılırken, 98 bin 715 yeni vaka tespit edildi. 221 kişi hayatını kaybederken, 80 bin 402 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Tedbirler, Omicron varyantıyla mücadele ettiğimiz Covid-19’u aşmak için gerekli ama yeterli değil. Çünkü maske ve mesafe virüsün bulaşmasını önlese de gerçek hayat şartları bunları yüzde yüz uygulamaya elvermiyor. Salgının etkisini en aza indirmek aşılarımızın tam olmasına bağlı.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Paylaşın

“Süleyman Soylu’nun Yerine Efkan Ala Getirilecek” İddiası

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta kabinede revizyon devam edeceği yönündeki konuşması sonrası sıradaki bakanın kim olacağı merak konusu oldu. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sıradaki gönderilecek bakan olduğu kulislerde konuşulurken kendisinin yerine kimin getirileceği tartışma konusu olmuştu.

Korkusuz yazarı Ahmet Takan bugünkü yazısının bir bölümünde Süleyman Soylu’nun yerine getirilecek bakanla ilgili iddiasını yazdı. Takan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gönderilen bakanların yerine daha önce kabinede görev yapmış bakanların getirilmesi taraftarı olduğunu “Eski bakanlara nur yağdı” sözleriyle öne sürdü.

Bu doğrultuda Ahmet Takan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yerine 2013-2015 ve 2015-2016 yılları arasında İçişleri Bakanlığı görevi de yapmış olan Ekran Ala’nın getirileceğini öne sürdü. Takan AK Parti’de Soylu’nun yerine getirilmesi beklenen Efkan alayla ilgili tam mutabakat sağlandığını ve bu konudaki görüşlerini ve şu sözlerle ifade eti:

“AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, hafta başında, saray divanı toplantısından sonra yaptığı açıklamada ‘bakanlarda yeni değişiklikle olabilir’ sinyali vermesiyle partisinin kulislerini müthiş bir heyecan sardı. Adeta ‘gidenler’, ‘gelenler’ borsası kuruldu. Eski bakanlara nur yağdı!. Konuşulanlardan bir tanesini örnek vereyim; AKP kulislerinde Efkan Ala’nın tekrar İçişleri Bakanlığı’na getirileceği konusunda tam mutabakat var.”

Efkan Ala kimdir?

Efkan Ala, 21 Şubat 1965 tarihinde Gönül ve Temel Ala çiftinin çocuğu olarak Erzurum’un Oltu ilçesinde doğdu. İlköğrenimini Oltu ilçesine bağlı Çanakpınar köyünde tamamladı.

Orta ve lise öğrenimini Erzurum İmam hatip lisesi’nde tamamlamasının ardından 1987 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Yüksek Lisansını Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde İktisat alanında yaptı.1988 yılında kaymakamlık stajına başladı.

İki yıl Sakarya Valiliği maiyet memurluğu, bir yıl İngiltere’de hizmet içi eğitimden sonra, ikişer yıl Dernekpazarı, Kabataş ilçelerinde kaymakamlık, Tunceli’de vali yardımcılığı yaptı. İçişleri Bakanlığında Eğitim Şube Müdürlüğü, İller İdaresi Daire Başkanlığı, Turizm Bakanlığı’nda Eğitim Genel Müdürlüğü ve Müşavirlik görevlerinde bulundu.

13 Şubat 2003 tarihinde Batman valiliğine atandı. Batman valiliğinden sonra 14 Eylül 2004 tarihinde Diyarbakır Valiliği’ne atandı. 10 Eylül 2007 tarihinde Başbakanlık Müsteşarlığı görevine getirildi.

İçişleri Bakanı Muammer Güler’in yerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 61. ve 62. Türkiye Hükûmetlerinde dışarıdan atama yolu ile İçişleri Bakanlığı’na atandı. Haziran 2015 Türkiye genel seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Erzurum milletvekili olarak meclise girdi.

Kasım 2015 Türkiye genel seçimlerinde AK Parti Bursa milletvekili olarak tekrar meclise girdi. 24 Kasım 2015 tarihinde Ahmet Davutoğlu tarafından kurulan 64. Türkiye Hükûmeti’nde yeniden İçişleri Bakanlığı görevine atandı. Davutoğlu’nun istifa etmesinin ardından Binali Yıldırım tarafından kurulan 65. Türkiye Hükûmeti’nde İçişleri Bakanlığı görevine devam etti. 31 Ağustos 2016 tarihinde İçişleri Bakanlığı görevinden istifa etti.

Türk bürokrat, siyasetçi ve eski İçişleri Bakanı. İçişleri Bakanlığı görevini Aralık 2013 ve Mart 2015 tarihleri arasında sürdürmüş, 24 Kasım 2015 tarihinde tekrar başlamıştır. Bu görevinden önce 2007 ve 2013 yılları arasında Başbakanlık müsteşarlığı görevini sürdürmüştür. 2003 ve 2004 yılları arasında Batman, 2004 ve 2007 yılları arasında ise Diyarbakır valisi olarak görev yapmıştır.

Efkan Ala, 31 Ağustos 2016 tarihinde yaklaşık üç yıldır sürdürdüğü İçişleri Bakanlığı görevinden istifa etti. Ala’dan boşalan İçişleri Bakanlığına Süleyman Soylu atandı. Ala, AK Parti 27.dönem Bursa milletvekili adayı olarak gösterilmiştir. Gülseren Ala ile evli olan Efkan Ala iki çocuk babasıdır.

Paylaşın

Akaryakıta Büyük Zam Yolda!

Son dönemde hem dolar kuru hem vergiler hem de petrol fiyatları etkisiyle zam üstüne zam gelen akaryakıt fiyatları bu sefer Ekim 2014 sonrasındaki 7 yılın zirvesine yükselen petrol fiyatlarında artış nedeniyle daha da yukarı gidebilir.

Benzin ve mazot denilince akla ilk gelen şey zam oluyor. Son zamanlarda zam üstüne zam gelen akaryakıtta bir artış da 7 yılın zirvesine yükselen petrol fiyatları nedeniyle bekleniyor.

Brent petrol 93 dolar civarında ve fiyatı adım adım yükseliyor. Sektör kaynaklarından edinilen bilgiye göre, salı gününden itibaren geçerli olmak üzere benzine 70, motorine ise 90 kuruş zam gelecek. Böylelikle fiyatlar 16 liraya dayanacak.

Son dönemde hem dolar kuru hem vergiler hem de petrol fiyatları etkisiyle zam üstüne zam gelen akaryakıt fiyatları bu sefer Ekim 2014 sonrasındaki 7 yılın zirvesine yükselen petrol fiyatlarında artış nedeniyle daha da yukarı gidebilir.

Sektör kaynaklarından edinilen bilgiye göre benzin ve motorine yeni zam yolda. Salı gününden itibaren geçerli olmak üzere benzine 70, motorine ise 90 kuruş zam bekleniyor. Son zamla birlikte benzin 15 lirayı aşacak, motorin ise 16 liraya dayanacak.

“70-90 kuruş arası yeni zam”

Ekonomist Oğuz Demir, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda; “Çok üzülerek… Haftaya salı gününden geçerli olmak üzere benzin ve motorinde 70-90 kuruş arası yeni bir zam gelme olasılığı çok yüksek. Petrol fiyatlarındaki artış zammın nedeni 🙁 Pazartesi sert bir düşüş olmazsa gelecek zam bu…” dedi.

Brent petrolün fiyatı

Perşembe günü, günü 91.11 dolar seviyesinde tamamlayan Brent petrolün varili, dün itibarıyla önceki göre yüzde 2.27 artışla 93.18 dolara ulaştı. Batı Teksas türü (WTI) ham petrolün varili ise 93,17 dolara kadar yükseldi.

Doğu Avrupa ve Ortadoğu’da devam eden jeopolitik gerilimler ve petrol arzına ilişkin olumsuz haberlerle ABD’deki fırtınanın arz tedarikini sekteye uğratacağı endişeleri fiyatları yükseltti.

Paylaşın

Kovid 19 Salgını: Türkiye’de Tam Doz Aşılı Oranı Yüzde 30

Kovid 19’da vakalar katlanarak artarken aşılama oranı ise düşüyor ve yükselen salgına yönelik Sağlık Bakanlığının gündeminde tedbir almak ise yok. Türk Tabipleri Birliği (TTB) Pandemi Çalışma Grubu Üyesi Uzman Doktor Nasır Nesanır, salgının seyri ve Omikron varyantına ilişkin Evrensel’den Kübra Kırımlı’ya dikkat çeken açıklamalarda bulundu. 

Omikron varyantı nedeniyle son beş haftada enfekte olan insan sayısının pandeminin başından bu yana hastalanan insan sayısından daha fazla olduğuna vurgu yapan Nesanır “Omikron’da 2 doz aşıdan 25 hafta sonra koruyuculuk yüzde 9 iken, ek doz aşının yani 3, doz aşıdan 2 hafta sonra koruma yüzde 63’e yükseliyor. Bu durum 2 doz Kovid-19 aşısının Omikron’a karşı yalnızca orta düzeyde ve kısa süreli koruma sağladığını gösteriyor. Türkiye’de tam doz aşılı nüfus oranının yüzde 30’larda olması tehlikenin büyüklüğünü ortaya koymaktadır” dedi.

Hakim varyant Omicron ama…

Çok hızlı bulaşan Omikron’un hastalığa yakaların sayısını kat be kat artırdığını belirten Nesanır “Bu yüzden Omikron hafif seyretse de önemli sayıda hastaneye yatış ve ölüm gerçekleşecektir” dedi. Ocak 2022’de yaşanan ölümlerin önemli bir bölümünün ise Delta varyantı kaynaklı olduğuna belirten Nesanır, hakim varyantın Omikron olmasına rağmen yine de ölümlerin çoğunun Delta varyantı kaynaklı olduğunu söyledi.

3 doz mrna aşısı yüzde 95 koruma sağlıyor

Aşısız ya da eksik aşılıların hem Delta’ya hem de Omikron’a yakalanma riskini fazlasıyla arttırdığını ifade eden Nesanır, “Bu durumda hastaneye yatış ve ölüm oranı da artıyor” dedi. Nesanır, ayrıca 3 doz mRNA aşısının Omikron varyantından hastaneye yatış ve ölümü önlemede yaklaşık yüzde 95, iki doz aşının ise yüzde 80 ila 85 etkili olduğu bilgisini vererek “Herhangi bir iki doz Kovid-19 aşısı ikinci dozundan yaklaşık 6 ay sonra, 50 yaş ve üzerindekilerde ölümlere karşı yüzde 60 koruyor” diye konuştu.

Aşılama belirleyici olacak…

2 doz aşının tam koruma sağlamadığı uzmanların ve DSÖ’nün hatırlatma dozlarının mutlaka yapılması çağrılarına rağmen Türkiye’de aşılama istenilen durumda değil. 2 doz Kovid-19 aşısının semptomatik Omikron enfeksiyonuna karşı yalnızca orta düzeyde ve kısa süreli koruma sağladığını belirten Nesanır “Türkiye’de tam doz aşılı nüfus oranının yüzde 30’larda olması tehlikenin büyüklüğünü ortaya koymaktadır” dedi.

Omikron dalgasında ana belirleyicinin aşı olacağına vurgu yapan Nesanır, “Omikron varyantı nedeniyle ölenlerin çok büyük çoğunluğunun aşısız ve eksik doz aşılı olduğunu göz önüne aldığımızda başta risk grupları olmak üzere aşılamayla ilgili zorunlu düzenlemeler yapılmalı. Bu düzenlemeyi yapan ülkeler Omikron dalgasında daha az sorun yaşayacaklar” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Saadet Partisi’nden TÜİK’e Özel Video: Düşük Enflasyonunun Sırrı…

Saadet Partisi, TÜİK’i sosyal medya hesabından yayınladığı bir video ile eleştirdi: “Yıl boyunca tahriş olan ekonomi için TÜİK bakım serisi, gerçekleri kapatmada yüzde 48’e kadar etkili. Düşük enflasyonun sırrı TÜİK’in yeni formülünde saklı, böyle daha ışıltılı.”

Videoda, “Yıl boyunca tahriş olan ekonomi için TÜİK bakım serisi, gerçekleri kapatmada yüzde 48’e kadar etkili. Düşük enflasyonun sırrı TÜİK’in yeni formülünde saklı, böyle daha ışıltılı” denildi.

Saadet Partisi, kozmetik krem reklamına benzeterek hazırladığı video ile Türkiye İstatistik Kurumu’nu (TÜİK) eleştirdi. Videoda, “Yıl boyunca tahriş olan ekonomi için TÜİK bakım serisi, gerçekleri kapatmada yüzde 48’e kadar etkili. Düşük enflasyonun sırrı TÜİK’in yeni formülünde saklı, böyle daha ışıltılı” denildi.

Saadet Partisi tarafından “Gerçek rakamlara karşı geliştirilmiş yeni formülüyle; TÜİK” isimli bir video hazırlandı. Partinin sosyal medya hesabından yayınlanan videoda TÜİK eleştirilirken; el bakım kremleri ile TÜİK yayınladığı istatistikler birbirine benzetildi. Videoda şu ifadeler yer aldı:

“Yıl boyunca tahriş olan ekonomi için TÜİK bakım serisi, gerçekleri kapatmada yüzde 48’e kadar etkili. Düşük enflasyonun sırrı TÜİK’in yeni formülünde saklı, böyle daha ışıltılı.”

Paylaşın

TESK Başkanı Palandöken, Elektrik Zamlarına İsyan Etti

Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, elektrik kullanımında yüzde 127 zam uygulanacak sınırın konutlarda 150 değil en az 400-500 kw saat olması gerektiğini söyledi.

Haber Merkezi / Palandöken, “Bakkalın, kasabın buzdolabı, et çekme makinası, terzinin ütüsü gibi cihazlarla her gün kullanımı muhakkak olan lamba, ışıklı levhalar artık bu fiyatlardan dolayı yanmamaya başladı. Konutlarda ise sadece buzdolabı, fırın ve televizyon gibi cihazlarla kullanım kotası olan 150 kw saati geçiyorken, bu sınırı geçenlere daha yüksek zamlı tarifenin uygulanması herkesi mağdur etti. Ülkemizde 3’lü tarife sistemi var. Konutlar, sanayi ve ticaret. En düşük ücretle elektrik sanayii de ve en yüksek elektrik tarifesi ise esnafımız tarafından kullanılmaktadır. Bu da gösteriyor ki esnafımız konutlardan ve sanayiciden daha fazla elektrik faturası ödemektedir. Elektrikte konutlarda uygulamaya konulan 150 kw saat uygulamasında ise kullanım ortalamaları alınarak bu sınır yükseltilmeli ve iş yerlerinde kullanılan elektrikte yazlık kışlık olarak ayrı ayrı hesaplanarak faturalandırılmalı” dedi.

Esnafın buzdolabının fişini çekip tabelasını söndürme noktasına geldiğine dikkati çeken TESK Başkanı Palandöken, “Yeni yılın ilk günlerinde elektrik faturalandırma sisteminde kademeli sisteme geçildi ve yüzde 50 ile yüzde 127 değişen oranlarda aylık 150 kilovatsaatlik tüketim sınırına göre zam yansıtılmaya başlandı. Aylık belirlenen bu sınırı geçmemek için evlerde buzdolabı, televizyon, çamaşır makinesi, ütü gibi zorunlu cihazların hiç çalışmaması gerekiyor. Bununla birlikte işyerlerinde zorunlu olarak çalıştırılması gereken buzdolapları, yanması gereken ışıklar ile tabelalar bundan sonra yanmayacak demektir. Bakkal dolaplarını iade etmeye başladı, kasaplar dolaplarını çalıştıramaz hale geldi, terzi makinesini ve ütüsünü açmaya korkuyor, esnaf tabelalarını söndürürse sokaklar da ışıksız kalır” diye konuştu.

“Yazlık ve kışlık elektrik tarifede ısrarlıyız”

Alt sınırın en az konutlarda 400-500, iş yerlerinde ise 800-1200 kilovatsaat olması gerektiğinin altını çizen Palandöken, “Elektriğin yazdan daha çok kışın kullanıldığını, ısınmada, aydınlanmada, mutfakta, temizlikte, işyerlerinde her alanda olmazsa olmaz olduğunu belirtmiş ve zam yapılmaması için talep de bulunmuştuk. Esnaf ve sanatkâr camiası olarak yazlık ve kışlık elektrik tarifede ısrarlıyız. Bununla birlikte doğalgazda da kademeli sisteme geçiş kararı Resmi Gazete ’de yayınlandı. Kışın çetin geçtiği bu dönemlerde vatandaş, esnaf ve sanayici düşünülerek kademe üst sınırdan belirlenmeli. En önemli harcama kalemlerinde faturaların yüksek gelmesi üretimi de tüketimi de olumsuz etkiliyor. Bu yüksek fiyatlar hem enflasyonu hem de maliyetleri yükseltiyor” şeklinde vurguladı.

Paylaşın

CHP’den Troller Raporu: 12 Bin Hesap, Ayda 300 Bin Tweet

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na ve CHP’ye yönelik hakaretler içeren sosyal medya içeriklerini üreten trol hesaplara ilişkin hazırlanan araştırma raporunda çarpıcı tespitler yer aldı.

Organize trol faaliyetlerini mercek altına alan çalışmada, trol hesaplardan CHP ve Kılıçdaroğlu hakkında aylık 400 gönderiye ulaşan sıklıkta içerik üretildiği ve altı ayda 300 binin üzerinde gönderinin yaygınlaştırıldığı belirlendi.

Birgün’den Nurcan Gökdemir’in haberine göre; Bir araştırma grubu tarafından hazırlanan ve trol faaliyetlerinin incelendiği rapora temel oluşturan veri seti, yüksek oranda Kılıçdaroğlu’nu ve düşük oranda CHP’yi etiketleyen 754 bin 975 gönderiden oluştu. Nisan 2021-Eylül 2021 tarihleri arasındaki altı aylık dönemi kapsayan incelemede özetle şu bulgulara ulaşıldı:

Küfür, hakaret: CHP ve Kılıçdaroğlu aleyhinde aylık bazda düzenli faaliyet gösteren ortalama 10-12 bin hesabın olduğu ve bu hesapların aylık bazda ortalama 250-300 arasında hashtag ürettikleri belirlendi. Bu hesapların ürettikleri paylaşımlar ağırlıklı olarak küfür, hakaret, küçük düşürücü ve aşağılayıcı-alaycı içeriklerden oluşmaktadır.

Ayda 400 içerik: Bu hesaplar aylık 400 gönderiye ulaşan sıklıkta içerik üretebilmektedir. Rapora konu olan zaman diliminde içerik sayısı 300 bini geçmiş durumdadır.

Piramit yapılanma: Lider trol ekibinde @sencer_2023_, @avicenna_Razi, @themarginale ve @TheLaikYobaz gibi yüklenici trol hesaplar yer almaktadır. Bunların altında ise @KANLINEVZAT35, @_trakyali, @SERVETK73804671, @Sabrikontek, @3461_kmn , @Abdulla72476125 ve @JAWARECEP8 gibi taşeron trol hesaplar yer almaktadır.

Balkon isimli destek grubu: Piramidin en altında ise destek grubu olarak nitelendirilebilecek daha az sıklıkta içerik üreten, @2023TRKY, @Reis_Rte_Reis, @Vatann_Millett, @ak_balkon, @esma43188066, @KARA_DAVUT_OF61 ve @emirbrkt gibi kullanıcılar bulunmaktadır. Bu hesaplar, üretilen içerikleri dolaşıma sokmaktadır.

Sahte kimlikler: Organize trol hesaplar çoğunlukla gerçek bir kimliğe sahip bulunmamaktadırlar. Bazı trol hesapların adlarında dört ve daha fazla rakam bulunması rastgele oluşturulduklarına işaret etmektedir.

Siyasi parti çağrışımlı: Kullanıcı adları belirli bir siyasal partiye, ideolojiye ya da kişiye atıfta bulunmakta ya da bunlarla özdeşleşmektedir. Bu hesapların profilleri ya bir siyasal partinin genel başkanının fotoğrafı ya dini veya milli bir sembol ya da güzel veya yakışıklı olarak tanımlanacak kadın-erkek görsellerini içermektedir.

Organize retweet: Bu hesaplar, etkileşimi artırmak için çoğunlukla organize retweet trafiğine başvurmaktadırlar.

Tek kaynak: Trol hesaplar tek bir kaynaktan çıkmışçasına büyük oranda benzer içerikleri paylaşmaktadır.

Hepsi kayıt altında: Trol hesapların kullanıcı hesapları sıklıkla kapanabilmekte, kapanan hesap adları değiştirilerek farklı adlar adı altında yeniden aktive edilebilmektedir. Bu durumda olan hesaplardaki tüm bilgiler kayıt altına alınmıştır. Ayrıca isim değişikliği ya da farklı nedenlerle aktivitelerine devam edilen kullanıcılar da bilinmektedir.

Fake takipçiler: Trol hesaplar kısa zaman önce açılmış olsa bile binlerce takipçiye sahip olabilmektedir. Bu durum, hesapların fake olarak adlandırılan sahte takipçilere sahip olmalarından kaynaklanmaktadır.

Karşı propaganda yöntemleri yapılıyor

Trol hesapların hashtag ve içerik üretirken kullandıkları üç temel yöntem de raporda yer aldı. Bunlardan ilkinin belirli bir trol kullanıcı grubunun CHP ya da Kılıçdaroğlu hakkında gösterdikleri refleksle ortaya çıktığı belirtildi. Buna göre, CHP ya da Kılıçdaroğlu, “128 milyar dolar nerede?” gibi bir açıklama ile gündem olduğunda, trol hesaplar hemen, “128 milyar dolar yalanı” gibi hashtagler ile gündemi sabote edici tweetler üretiyor.

Belirli bir hedefe odaklanan troller, yine “Hemen seçim” gibi belirli bir hashtag altında devam eden tartışmaya dahil olup manipülasyon amaçlı içerikleri dolaşıma sokuyor. Bu faaliyet sırasında ayrıca alay, aşağılama, küfür ya da hakaret içeren içerikler üreterek tartışmalar bozguna uğratılmaya çalışılıyor.

Bir diğer yöntemde de trol kullanıcı grubu, CHP’yi ya da Kılıçdaroğlu’nu doğrudan hedef alarak itibarsızlaştırmaya çalışıyor. CHP’nin ya da Kılıçdaroğlu’nun hesaplarından yapılan paylaşımların altına küçük düşürücü hashtagler üretilerek bu paylaşımların yurttaş nezdinde kabul görmediği algısı yaratılıyor.

Rekor kanlınevzat adlı hesaba ait

754 bin 975 gönderinin incelendiği çalışmada, trollerin içerik üretim sıklığı da incelendi. İncelenen dönemde en fazla paylaşım yapılan hesabın Kılıçdaroğlu’nun, “Sapığım” dediği Nevzat Kanlı’ya ait olduğu ileri sürülen @KANLINEVZAT35 isimli hesaptan yapıldığı tespit edildi. Buna göre, bu hesap adı altında 4 bin 752, @_trakyali hesabından 4 bin 635, @SERVETK73804671 isimli hesaptan 3 bin 672, @Murat19781848 hesabından 3 bin 315 adet paylaşım yapıldı.

Aylık ortalama 250-300 arasında değişen sayıda üretildiği belirlenen hashtaglerde de ilk sırayı “#yalancıkemal” hashtagi aldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yaygın kullanılan, “Yalancı” nitelemesini içeren bu hashtagler 26 bin 450 kez dolaşıma sokuldu. “#OZURDİLEKILIÇDAROĞLU” hashtagi 10 bin 460 “#YalancıBayKemal” hashtagi 8 bin 30, “#YALANCICHP” hashtagi ise 5 bin 380 kere kullanıldı.

Paylaşın

Davutoğlu, Karamollaoğlu’nu Ziyaret Etti: Üzerimize Düşen Sorumlulukların Bilincindeyiz

Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nu Saadet Partisi Genel Merkezi’nde ziyaret etti. İki saatten fazla süren görüşmenin ardından Davutoğlu ile Karamollaoğlu kameraların karşısına geçerek ortak açıklama yaptı. 

SP Lideri Karamollaoğlu Davutoğlu’na ziyareti için teşekkür ederken GP Lideri Davutoğlu, Türkiye’nin çok kritik bir eşikten geçtiğini ve tarihi bir dönemeç noktasında olduğunu belirtti.

Davutoğlu, ekonomik krize dair yaptığı değerlendirmesinde “Son açıklanan enflasyon rakamları dahi, dünyanın en yüksek enflasyon rakamlarına sahip Türkiye’yi ekonomik krizlerle karşı karşıya kalması bağlamında nereye getirdiğini ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı ve görüşmeye dair şunları söyledi:

“2001’den bu yana ulaşılan en yüksek rakamlar. Bir anlamda iktidar Türkiye’yi, AK Parti iktidara giden yolda en önemli şiar olan yoksullukla mücadele konusunda Türkiye’yi 2001-2002 tarihine geri götürdü. Yolsuzluklar konusunda neredeyse o dönemdeki yolsuzlukları aşan bir sisteme bizi getirdi. Yasaklar herkesçe malum. Medya üzerinde, basın, düşünce özgürlüğü üzerindeki yasaklar var. Böyle bir tablo ile Türkiye’nin kendisini gelecek yıllara, nesillere hazırlaması, herkesin huzur içinde yaşaması, insan onuruna yakışır bir hayat standardına ulaşması çok zor görünüyor. Burada sorumluluk, iktidar partilerinin omuzlarındadır. Sayın Erdoğan’ın, Sayın Bahçeli’nin, AK Parti’nin ve MHP’nin omuzlarındadır. Desteklemekte olan Vatan Partisi ve destekleyen birçok bileşenle iktidar mensuplarının üzerindedir sorumluluk. Tarihin vebali de onların üzerinde.”

Yoksullukla ilgili çok sayıda mesaj geldiğini aktaran Davutoğlu, “Kış günü her yerden mesajlar geliyor. Bebeğini ısıtamayan annenin, yaşlıların vebali onların omuzlarında. Elektriğe ve doğal gaza gelen zamla birlikte esnafımız ve vatandaşımız ikinci bir kira ödüyor. Bu yükün altında eziliyor. Böyle bir tablo karşısında siyasi partilerin varoluş güvencesi olan milletin huzuru ve refahı için çaba sarf etme prensibi, muhalefete de bir sorumluluk yüklüyor” dedi.

‘Üzerimize düşen sorumlulukların bilincindeyiz’

“İktidar yaptıklarıyla sorumludur. Muhalefet de yapmadıkları ve yapamadıklarıyla sorumludur” diyen Davutoğlu, “Hepimiz sorumlulukla karşı karşıyayız. Sayın Karamollaoğlu ve çok değerli ekibiyle çok güzel bir istişare gerçekleştirdik. Kendisinin sağlık sorunları nedeniyle birkaç haftadır telefonda görüşmelerimiz oldu ama bizzat görüşme şansımız olmamıştı. Gelişmelerden birbirimiz haberdar ettik. Üzerimize düşen sorumlulukların bilincindeyiz. Özellikle söylemek isterim ki Saadet Partisi ve Gelecek Partisi arasında, iki parti arasında olabilecek en yakın ilişki bu dönemlerde sürdü” şeklinde konuştu.

“Ben adalete güvenmiyorum”

İki lider gazetecilerin sorularına da yanıt verdi. Avrupa Konseyi’nin Osman Kavala’ya ilişkin kararı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AİHM’e yönelik sözleri hatırlatılan SAADET lideri Karamollaoğlu, “Bundan yirmi sene önce Sayın Cumhurbaşkanının uluslararası kurumlarla ilgili söylediklerini dinlemeye okumaya ihtiyaç var” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişte farklı bugün farklı açıklamalar yaptığına dikkat çeken Karamollaoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mahkemelerin kararlarını yorumlama noktasına gitmeyeceğim. Çünkü onların da yeri geldiği zaman çok yanlış tavır sergilediklerini biliyorum. Ama ikilikçi olmaz. Bir yerde onlara sığınacaksınız, işinize gelmediği zaman da onları bir kenara iteleyeceksiniz. Bu doğru bir yaklaşım değil. Biz aynı konuyu özellikle İsrail’le olan münasebetlerde de görüyorum. Başlangıçta bambaşkaydı, arkasından ‘One minute’ ile tavır koyduk güya. Şimdi de tek kurtuluş yolu neredeyse onlarla bir araya gelmek gibi gözüküyor. Eğer uluslararası mahkemelerin verdiği kararlar tekrar özden geçirebilirse, somut deliler varsa somut delilere itibar etek icap etmek gerekir. Üzülüyorum. Uluslararası mahkemelere biz milli görüşçüler olarak pek itibar etmeyebiliriz, gerekçelerimiz var. Amma AK Parti’nin, Türkiye’de adalete güven bütünüyle ortadan kalkmışken, ben adalete güvenmiyorum. Allah muhafaza etsin. Herhangi bir şey benim veya yakınımın başına gelir de mahkemeye giderse oradan adil bir karar çıkacağına itimadım yok. Bunu hakimleri tenzih ederim ama verilen kararlara uymamak AK Parti’nin şiarı haline geldi. Kavalayı tanımam bilmem ama bir mahkeme insanı beraat ettiriyor, arkasından da ‘ben ille içeride tutacağım’ diye yeniden içeriye alıyorsanız orada çok ciddi sorunlar var manasına gelir.”

Avrupa Konseyi’nin Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu bir yapı olduğunu belirten Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nde ev sahibi olduğunu söyledi.

Davutoğlu, “Türkiye bu duruma düşürülemez. AİHM’de bir Türk hâkime var orada. Onu çekiyor musunuz? Kavala dosyasından bağımsız söylüyorum, bu bir utanç. Türkiye kendi üyesi olduğu, bakanlar komitesinde temsil edildiği, başkanlık yaptığı bir yapıda yargılanır bir duruma düşmüştür. Sebep ne? Gezi olaylarından suçlanan Kavala 2013’ten 2017’ye kadar herhangi bir tahkikat yapılmıyor. AİHM de şu vardıysa neden bu kadar bekledin diyor. Teknik bir hukuki süreç olarak başlıyor. Oradan bırakılıp başka bir yerden tutuklanıyor. Bütün bunlara değer mi Allah aşkına? Davadan bağımsız olarak söylüyorum. Ona mahkemeler karar verir. Ama Türkiye’nin dünyada böylesine yalnız bırakıldığı ikinci bir dönem yoktur” dedi.

AK Partili vekiller Vahit Kiler ve Ekrem Çelebi’nin, Van İl Müftülüğü’nden mülakatlarda bazı kişiler için torpil istediği iddia edilen belgeler de iki lidere yöneltilen sorular arasında yer aldı.

“Torpil belgesi diye bir belgeyi de ilk defa duyuyorum” diyen Karamollaoğlu, “İlk defa torpil belgesi ortaya çıkıyor gibi. Ben şimdiye kadar torpil olmayan atamanın yapılmadığı kanaatindeyim. Belgesi var mı yok mu bilmiyorum. Ama bu dediğiniz geçmişten beri Türkiye’de uygulanan ifadeler herhalde. Onun burada bir kere gündeme getirilmiş olmasını sanki çok mühim bir hadise gibi takdim etmeyi de abartılı buluyorum çünkü maalesef bugün tayinlerde yandaşlık gözetilmeden kimseye paye verildiğini düşünmüyorum. Çok abartılı bulmuyorum bunu” ifadelerini kullandı.

“Bütün kurumlarda görülen bir hastalıktır”

Objektif olmayan kamu istihdamının bir yolsuzluk türü olduğunu belirten Davutoğlu ise “Geçmişte bunlar münferit olarak referans gibi olurdu. O da yanlış. Şimdi mülakat sistemiyle bu kurumsallaştı. Sistemleşti. Eskiden tek tek olan olaylar sistemin kendisi halini aldı. Sadece Diyanet’le sınırlı değil, bütün kurumlarda geçerli olan uygulama haline geldi. Diyanet’in istihdamda mümkün olduğu ölçüde kendi özerk yapısını kazanması ve tek kriterinin İslam dininin yüce değerlerini temsil dışında herhangi bir kriterin olmaması itizar eder. Bu bütün kurumlarda görülen bir hastalıktır. Mülakat bugün bu sistemin ana unsuru olması bağlamında bir hastalığa dönüşmüştür. Gelecek Partisi iktidarında mülakata son verecek, liyakati esas alacak kamu alımını hayata geçireceğiz” diye konuştu.

(Kaynak: Gazeteduvar)

Paylaşın

ABD’deki Halkbank Davasında Kritik Gelişme

ABD’nin New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde devam eden Rıza Sarraf davasında sanık olarak yargılanan Halkbank’ın, davanın düşürülmesiyle ilgili ABD Anayasa Mahkemesi’ne yapacağı başvuru süresi uzatıldı.

Uzatma kararı ABD’nin en yüksek mahkemesi olan Anayasa Mahkemesi Katipliği’nden, İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi’ne, Halkbank’ın ABD’deki avukatlarına ve Anayasa Mahkemesi’nin ilgili bölümüne gönderildi.

ABD Anayasa Mahkemesi’nin uzatma kararında, Halkbank’ın bir alt mahkeme aracılığıyla dosyalarının incelenmesi konusunda yapacağı başvuru süresinin Anayasa Mahkemesi Üyesi Hakim Sonia Sotomayor tarafından incelendiğini, Halkbank’ın itirazıyla ilgili dosyasını en geç 13 Mayıs tarihine kadar verebileceği belirtildi. Kararda bu sürenin daha önce 31 Ocak tarihi olduğu da belirtildi.

Halkbank’ın ABD Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yolu, 14 Aralık tarihinde temyiz talebini reddeden İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi tarafından açılmıştı.

Temyiz başvurusu iki kez İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi’nde reddedilen Halkbank, ABD’deki avukatları aracılığıyla 10 Ocak’ta İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi’ne verdiği 20 sayfalık dilekçede, “Bağımsız Yabancı Devlet Dokunulmazlığı Yasası” kapsamında olmasına rağmen temyiz başvurusu iki kez reddedilen davanın, Anayasa Mahkemesi’ne sevkini istemişti. Mahkeme ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin kararına kadar bir alt mahkemedeki yargı sürecini de durdurma kararı almıştı.

Halkbank, mahkemeye sunduğu 20 sayfalık dilekçede, daha önce “Bağımsız Yabancı Devlet Dokunulmazlığı Yasası” kapsamında benzer davalardan örnekler sunmuş, Anayasa Mahkemesi’nde haklarını arayabileceklerini belirtmişti.

Anayasa Mahkemesi’nin Halkbank’ın başvurusunu duruşma takvimine alıp almayacağı ise henüz belli değil. Anayasa Mahkemesi, Halkbank’ın 13 Mayıs tarihine kadar kendilerine iletecekleri dilekçeyi inceledikten sonra başvuruyu değerlendirip değerlendirmeyeceği konusundaki kararını verecek.

Sarraf soruşturmasını yürüten New York Güney Bölgesi Başsavcılığı, İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi’ne daha önce yaptığı başvuruda, Halkbank’ın dosyasının Anayasa Mahkemesine sevk edilemeyeceği iddia etmişti.

Halkbank ise İran, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki para hizmeti sağlayıcıları ve paravan şirketler kullandığı’ iddiasıyla kendisine yöneltilen ‘banka dolandırıcılığı’, ‘kara para aklama’ ve ‘komplo’ başlıklı suçlamaları reddediyor.

Halkbank daha önce “Yabancı Devlet Dokunulmazlık Yasası” kapsamında “ABD’de yargılanamayacağı'” gerekçesiyle temyiz mahkemesine yaptığı başvuru sonuçlanana kadar, federal mahkemedeki yargı sürecinin askıya alınmasını istemişti. Federal Mahkeme bu talebi kabul etmeyince, Halk Bankası Temyiz Mahkemesine başvurmuştu.

Paylaşın

Kabine Değişikliği İddiası; Yeni Bakanlar Partili Olacak

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün istifasının ardından Ankara’da kabine değişikliği yeniden konuşulmaya başlandı. Bugüne kadar 8 bakanın görevden ayrıldığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminde yeni kabinede artık özel sektörden isimlerin tercih edilmeyeceği söyleniyor. 

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in haberine göre, zamanı net olarak belli olmasa da önümüzdeki dönemde bakanlarla ilgili yeni değişiklikler yapılmasına kesin gözüyle bakılıyor.

Erdoğan, son kabine toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında, “Bilindiği gibi Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde kabine üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından belirleniyor. Değişen şartlara göre kabinede revizyona gitmemiz doğal bir durum. Bundan sonra da gerektiğinde yeni değişiklikler yapabiliriz” demişti.

DW Türkçe’nin parti kulislerinden edindiği bilgilere göre, bundan sonra bakan seçiminde özel sektörden gelen “teknokrat isimlere” yer verilmemesine dikkat edilecek. Ankara’da siyasi aktörler arasındaki genel izlenim, özel sektörden gelen isimlerin devlet yapısına iyi uyum sağlayamadığı, hâlâ özel sektör düşüncesiyle hareket ettikleri ve gerek bürokrasi gerekse milletvekilleri arasında bunun rahatsızlık yarattığı yönünde.

Partili isimler tercih edilecek

Bu nedenle önümüzdeki dönemde Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un kabinede yer almayabileceği belirtiliyor. Geçtiğimiz aylarda yine özel sektörden gelen bir isim olan Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk istifa etmişti.

Kabineye atanacak yeni bakanlar için bundan sonra devleti bilen, özel sektörden gelmeyen ve partili isimler arasından tercih yapılacağı ifade ediliyor. Bu nedenle Adalet Bakanı olarak Bekir Bozdağ’ın atanmasının parti çevrelerinde memnuniyet yarattığı da gelen bilgiler arasında.

Bu arada yeni Tarım Bakanı olarak Mehdi Eker’in ismi ön plana çıkmış durumda. Böyle bir atama, sadece bir bakan değişimi olarak değil, Kürt seçmenler arasında oyları düşen AKP’nin siyasi bir hamlesi olarak da değerlendiriliyor.

Eskiden beri konuşulan Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ikiye bölünmesi senaryosunun da yine masada olduğu ve halen Ticaret Bakanı olan Mehmet Muş’un Maliye Bakanlığı’na geçebileceği belirtiliyor. Aynı şekilde Kültür ve Turizm Bakanlığı da ikiye ayrılabilir. Kabine revizyonu ile ilgili kulislerde ve yetkililerdeki ortak kanaat ise son tasarrufun Erdoğan’da olduğu.

Paylaşın