Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Günlük Can Kaybı 250 Sınırında

Kovid 19’da son 24 saatte 111 bin 157 yeni vaka tespit edilirken, 248 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Aşılarımızı yaptırmalı, kendimizi korumalıyız.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 468 bin 152 test yapılırken, 111 bin 157 yeni vaka tespit edildi. 248 kişi hayatını kaybederken, 83 bin 536 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Vefat sayılarımız yüksek. Omicron varyantının kolay yayılmasına bağlı olarak vaka sayılarının artışı, özellikle ağır kronik hastalarda ve kronik hastalığı olan yaşlılarda, direnç düzeylerinin düşük olması sebebiyle ölüme yol açıyor. Aşılarımızı yaptırmalı, kendimizi korumalıyız.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Paylaşın

RTÜK, Gündüz Kuşağı Programlarına Ceza Yağdırdı

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘sansür genelgesinin’ ardından ilk kez toplandı. Üst Kurul, ATV, FOX, SHOW TV, Beyaz TV, STAR, Halk TV ve TELE 1’e ceza kesti. 

ATV’de yayınlanan Esra Erol’un 18 yaşındaki bir genç kadını istememesine rağmen canlı yayında ifşa etmesi ve kamuoyu önünde azarlamasını görüşen Üst Kurul, yayın ilkelerini ihlal ettiği gerekçesiyle kanala yüzde 1 ceza uyguladı.

“Göstermelik para cezası”

RTÜK’ün CHP’li Üyesi İlhan Taşcı, cezanın “göstermelik” verdiğini savundu. Taşçı sosyal medyadan yaptığı açıklamada, “Eleştirel sesleri susturabilmek için en ağır para cezası, program hatta yayın durdurma kararlarına gözünü kırpmadan imza atan RTÜK, söz konusu şikâyet rekoru kıran ATV’deki ‘Esra Erol’da’ programı olunca en alt limitten göstermelik para cezasıyla olayı geçiştirdi” dedi.

ATV’ye yaptırımın, “milli ve manevi değerlere” aykırılığa dayanması gerektiğini, bunun cezasının yüksek olacağı için alt limitli “küçük düşürme” maddesine dayanılarak ceza verildiğini ifade eden Taşcı şöyle yazdı:

“Yayıncı ‘uyarı’ hakkını doldurmamış olsaydı sadece uyarılmakla yetinilecekti. Bu ceza kamuoyu baskısının sonucu. RTÜK, toplumun pek çok kesiminden günlerdir gelen tepkileri dindirebilmek için göstermelik bu cezayı istemeye istemeye vermek zorunda kaldı! Bu toplumun duyarlılığının sonucu. Peki bu ceza, sabah programlarındaki pespayeliği, rezaleti önlemeye yeter mi!? Takdir izleyicinin…”

Cezalar gündüz kuşağı programlarına

Toplantı sonrası bir açıklama yapan RTÜK’se, yaptırım gücünü kullandığını savundu. RTÜK’ten yapılan açıklamada kanallara ve programına verilen cezalar şu ifadelerle aktarıldı:

  • “FOX’un “Fulya İle Umudun Olsun” adlı yapımını inceleyen Üst Kurul, programda kullanılan küfür ve argo ifadelerin yayın ilkesi ihlali olduğuna kanaat getirdi.
  • SHOW TV’nin “Didem Arslan Yılmaz’la Vazgeçme” programı da masadaydı. Yapımdaki kaba ve ağza alınmayacak türden ifadeler RTÜK radarına takıldı.
  • Beyaz TV’de yayınlanan “Hayatta her şey Var” adlı program hakkında hazırlanan raporu müzakere eden Üst Kurul, cinsel içerikli konuşmaların geçtiği yapımdan ötürü Beyaz TV’nin Yasada yer alan “Yayın Hizmetleri…Toplumun millî ve manevî değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz.” ilkesini ihlal ettiğini kararlaştırdı. Beyaz TV’ye idari para cezası uygulandı.
  • STAR TV’nin “Serap Paköz İle Gerçeğin Peşinde” isimli gündüz kuşağı programı da rapora konu oldu. Yayında normal olmayan evlilik dışı ilişkilerin sıradan olaylar gibi konuşulması, 4 yaşındaki bir çocuğun isminin ifşa edilmesi ile fotoğrafının defalarca yayınlanması Yasa ihlali olarak görüldü. Üst Kurul, yayıncı kanala idari para cezası verdi.
  • ATV’de yayınlanan “Esra Erol’da” programını görüşen Üst Kurul, 6112 sayılı kanunda geçen yayın ilkelerinin ihlal edildiği belirleyerek, genel ahlaka, millî ve manevî değerlere aykırı hareket eden yayıncı kuruluş hakkında idari para cezası uygulanmasına karar verdi.

Halk TV ve TELE 1’e boş geçmedi

Halk TV’nin “İki Yorum” programında Levent Gültekin’in emniyet teşkilatı hakkında sarf ettiği sözleri de değerlendiren Üst Kurul, yayında bir polis memurunun hedef gösterildiği öne sürülerek “haddini bilmez, Şu tipe bak!, eşkıya, Bu, polislik değil. Bu, çeteliktir.” şeklinde konuşaya idari para cezası yaptırımı uyguladı.

TELE 1’de yayınlanan “18 dakika” programında ise Merdan Yanardağ’ın, “Türkiye’nin askerlerini diri diri yakanları, diri diri yakanları bile gizlediler. Aman bir İslamcı terör örgütünün adı geçmesin… Ya Müslümanlar da terör örgütleri kuruyorlar ve terör örgütlerinde Türk askerlerini öldürüyorlar. İslamcı terörü bakın, İslamcı terörü, İslamcı terörü, İslamcı terörü yıllarca gizlediler.” şeklindeki ifadeleri de para cezası kesti.

Dizi, Survivor ve radyo programlarına da ceza

Fox TV’de “Yasak Elma” dizisisinde evlilik dışı çarpık ilişkilerin olağanmış gibi gösterilmesi ile karakterler arası seviyesiz diyalogların aile kurumuna zarar verdiği savunuldu. RTÜK, genel ahlaka, milli ve manevi değerlere ters düşecek şekilde yayın yapan kuruluşa idari para cezası müeyyidesi uyguladı.

Kanal D’nin “Yargı” dizisinde bolca kullanılan silahlı şiddet görüntülerinin bireylerde duyarsızlaşmaya ve şiddetin kanıksanmasına yol açabileceğine karar veren Üst Kurul, Kanal D de idari para cezası verdi.

TV 8’in “Survivor Allstar” programını görüşen Üst Kurul, yarışmada yer alan gergin tartışma ortamlarında kişiler arasında geçen hakarete varan incitici ve yaralayıcı ithamların, saldırgan tutumların, çocuk ve gençler üzerinde olumsuz etki edebilecek türden davranışlar olduğunu iddia ederek karar verdi. Yayıncılık ilkelerinin ihlal edildiğini belirleyen RTÜK, yayıncı kuruluşa idari para cezası uygulanmasına hükmetti.

RTÜK, Virgin Radyo’ya ise, “Mesut Süre İle Rabarba” programında alkol kullanımını ve kumar oynamayı özendirici nitelikte yayın yapıldığı gerekçesiyle idari para cezası yaptırımı uyguladı.

Paylaşın

“Erdoğan, Türkiye’yi Kabile Devleti Yapmak İstiyor”

Türkiye’nin 1989’da AİHM’nin yargı yetkisini kabul ettiğini belirten CHP’li Alpay Antmen, “Erdoğan Anayasa’ya aykırı hareket ediyor. Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nden atılmasını, ülkeyi bir Ortadoğu bataklığı, kabile devleti yapmak istiyor” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Osman Kavala kararını tanımayacağı yönündeki açıklamasına CHP’den tepki geldi.

CHP Mersin Milletvekili Alpay Antmen, Erdoğan’ın AİHM’nin Osman Kavala kararını tanımayacağı yönündeki açıklasını “Türkiye’yi Avrupa’dan, Ortadoğu bataklığına götürmek” olarak tanımladı.

“1989’da AİHM’nin yargı yetkisini Türkiye kabul etti. Yani AİHM bir iç mahkeme. Şu anda Saray ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan Anayasa’ya aykırı hareket ediyor” dedi.

Antmen, açıklamasında 2004’te Anayasa’nın 90. maddesine bir hükmün eklendiğini söyleyerek “Burada kanunla, uluslararası kanun çeliştiğinde son kararın AİHM tarafından verileceği kesinleştirilmiştir. Bu artık bir iç hukuk kuralıdır” diye konuştu.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tamamının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına uymak zorunda olduğunu belirten CHP’li Vekil “AİHM’nin kararını tanımıyorum demek, ona ayar vermeye çalışmak demektir. Mahkemeden istediği kararı çıkmayınca onu tanımıyorum diyemezsin. AKP’nin ve Erdoğan’ın istediği şey Türkiye’nin Avrupa Konseyinden atılması ve ülkeyi bir Ortadoğu bataklığı, kabile devleti yapmak” ifadelerini kullandı.

Ne olmuştu?

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 2 Şubat’ta Gezi davasının tek tutuklusu olan Osman Kavala’nın AİHM kararına rağmen serbest bırakılmamasıyla ilgili ‘ihlal sürecini’ resmen başlatmıştı. Komite, dosyayı AİHM’e göndererek Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal edip etmediğine karar vermesini istemişti.

Dışişleri Bakanlığı da karara karşı iç hukukta devam eden dava sürecinin göz ardı edildiğini savunmuştu. Kararı siyasi saik olarak nitelendirmişti.

Erdoğan’sa “AİHM ne demiş, Avrupa Konseyi ne demiş, bu bizi ilgilendirmiyor. Biz kendi mahkemelerimize saygı duyulmasını bekliyoruz” açıklaması yapmıştı.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

Hekimler Meclis Önünde Eylem Yaptı: Bıçak Kemiği Deldi Geçti

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) sağlık çalışanlarının özlük haklarını içeren düzenlemenin Meclis’e getirilmesi için TBMM Çankaya Kapısı önünde eylem yaptı. 8 Şubat’taki ‘Beyaz G(ö)rev’ öncesinde Meclis önünde bir araya gelen hekimlere, CHP, HDP milletvekillerinin yanı sıra çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcileri ve sendikalar destek verdi.

TTB Genel Merkezi’nden “Çalışırken ölmek istemiyoruz”, “Yaşamak, yaşatmak istiyoruz” sloganlarıyla Meclis önüne gelen hekimler, burada açıklama yaptı. Açıklamayı yapan TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, Meclis’e getirilen yasa tasarısının neden geri çekildiğini sordu.

Korur Fincancı, “‘Daha iyisini getireceğiz’ dediniz ama iki ayı geçti neden hekimlere/sağlık çalışanlarına bir açıklama yapmıyorsunuz? Meclis’in önünde tüm vekillere emeğimize haklarımıza sahip çıkma çağrısı yapıyoruz. Artık halkın vekilleri için toplumun sağlığına, emeğimize sahip çıkma vaktidir. Artık bizlerin sesine ses verme vaktidir” dedi.

“Sondan altıncı sıradayız”

8 Şubat’ta ‘G(ö)rev’de olacaklarını bir kez daha ifade eden Korur Fincancı, şöyle devam etti: “Bugün, dünya ülkeleri arasında en az maaşlardan birini alıp en fazla şiddete uğrayan hekimleri temsilen, Türkiye’nin dört bir tarafından gelen tabip odalarımızla birlikte onların taleplerini dile getirmek için Meclis önündeyiz.

Bugün, BAĞ-KUR ve SSK emeklisi hekimlerin aylığı 2.300-4.000 TL arasındadır; pratisyen hekimin yalın maaşı yaklaşık 4.900 TL; 30 yıllık uzman hekimin yalın maaşı 5.800 TL’dir demek için buradayız. Türkiye, 2020 verilerine göre uzman hekim maaşları sıralamasında OECD üye ülkeleri içinde sondan altıncı sırada; pratisyen hekim maaşlarında ise 17 ülke arasında 14’üncü sırada (Türkiye’yi Letonya, Meksika ve Litvanya izliyor) demek için buradayız.

2021 Ekim ayı itibariyle son 20 ayda üç bin hekim emekli olmuştur ve bu durum emeklilik oranında önceki döneme göre yüzde 40 artış anlamına gelmektedir. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere emekli olan hekimlerin artık çalışmaması değil, çoğunun özel sağlık kuruluşlarında çalışmaya devam etmek zorunda kalması anlamına gelmektedir.

Bugün, özel hastanelerin çoğu kartelleşmiş ve özel hastaneler, hekimlerden kendi şirketlerini kurmalarını, kendi sigorta primlerini yatırmalarını, kendi hekim mesleki sorumluluk sigortalarını yapmalarını istemektedir. Bu yolla özel hastaneler kârlarını daha da artırıp özlük haklarımızı yok saymaktadır. ‘Özellerdeki emek sömürüsüne son’ demek için buradayız.

“Hastalar sıra bulamıyor”

Bugün işyeri hekimlerinin iş ve gelir güvencesi, mesleki bağımsızlığının güvence altına alınmalıdır demek için buradayız. Bugün, son 10 yılda yurtdışına göç eden hekim sayısı 24 kat arttı, yalnızca bir ayda 197 hekim Türk Tabipleri Birliği’ne yurtdışında çalışma belgesi için başvurdu ki bu sayı 2012 yılının toplamında yapılan başvurunun üç katından fazladır demek için buradayız.

Bugün, MHRS sistemlerinde hastalar aylarca sıra bulamıyor; acil başvuru sayılarımız olağandışı durumlar yaşayan bir ülkede görülebilecek oranlarda; hekimlere/hastalara dayatılan 5 dakikada bir muayene bu sorunu çözmez. Bu süre ne muayene ne hasta öyküsü alma ne de tedaviyi hastayla birlikte planlamaya yeter; ancak hastalıkları daha da artırır demek için buradayız. OECD ülkeleri arasında 2020 yılında Türkiye hasta başına düşen hekim sayısında 37 ülke içinde 34. sıradayken KHK, arşiv taraması gibi bahanelerle genç hekimler halen atanmıyor demek için buradayız.

“Hekim ölümlerinde en üst sıradayız”

Toplumun da bizlerin de hasta olmaması, ölmemesi için Covid-19 pandemisi sürecinde neredeyse hiçbir bilimsel tedbiri almayan iktidar ve Sağlık Bakanlığı bugün itibariyle de tüm önlemleri ortadan kaldırarak bilimsel bilgiyi ve tarihsel deneyimleri tamamen yok saymıştır.

Bugün, Covid-19’a bağlı hekim ölümlerinde ve hastalanmada Türkiye halen en üst sıralarda iken; iktidar çalışma koşullarımızda hiçbir gerekli önlemi almadığı gibi ölen mesai arkadaşlarımızın da Covid-19’a bağlı öldüğünün kanıtlanmasını bizlerden isteyecek kadar da duygusuzlaşmıştır demek için buradayız. Covid-19 aşısına kadar her 30 dakikada bir sağlık çalışanını bu enfeksiyondan kaybettik. İşte bu sebeplerden artık yeter Covid-19 Meslek Hastalığı amasız fakatsız hızla çıkarılmalıdır demek için buradayız.

Bugün, pandemiyle beraber daha da derinleşen yanlış sağlık politikaları ve şiddet, her geçen gün daha da can yakmakta, canımızı almaktadır. Sağlıkta Şiddet Yasa Taslağı sunduk, neden işletilmiyor, ne oldu demek için buradayız. Pandemiyle mücadele ancak birinci basamakta kazanılır, şu ana kadar mücadele ancak bizlerin fedakârlıklarıyla yürüdü ancak siz bize “Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği”, aile hekimleri arasındaki adıyla ‘ceza yönetmeliği’ ile teşekkür(!) ettiniz. Artık yeter yönet(e)miyorsunuz demek için buradayız.

Bugün, 36 saat nöbet sonrası bir hekim arkadaşımızı kaybettik artık böylesi acılar yaşamak istemiyoruz. Uzmanlık eğitimi almak bir haktır ve bu hak keyfiyete, yöneticilerin insafına bırakılamaz demek için buradayız. Tıp öğrencilerinin barınma, beslenme gibi temel hakları güvence altına alınmadığı için bir arkadaşımızı kaybettik artık yeter demek için; tip öğrencileri artık üniversitelerinde öğretim üyesi bulamıyor, liyakate, bilime dayalı akademi istiyoruz demek için buradayız.

“Bıçak kemiği deldi geçti”

Sayın Sağlık Bakanı, ekim ayından beri artık yeter, bıçak kemiği deldi geçti diyerek ‘Emek Bizim Söz Bizim’ eylem süreci başlattık. Bizlerin haklı talep ve tepkilerini görmezden gelemeyerek Meclis’e apar topar bir yasa taslağı geldi. Televizyonlardan da gördük ki bu yasa taslağı hakkında icazet almadan konuşamadığınız gibi; taslağın geldiği hızla çekildiğinde de konuşamadınız.

Ne oldu bu yasa tasarısına? Sağlık Bakanı olarak sağlık çalışanlarına sahip çıkamıyorsanız neden of mevkidesiniz? Neden hekimlerin, sağlık çalışanlarının temsilcilerini dinlemekten onların karşısına çıkmaktan bu kadar çekiniyorsunuz? Taleplerimizde ve dile getirdiklerimizde haksız olan bir şey varsa artık siz de konuşun, hekimler sizlerin de sesinizi duysun?

Yasanın geri çekilmesini sağlayan partilere, iktidara soruyoruz neden geri çektiniz yasa tasarısını? Daha iyisini getireceğiz dediniz ama iki ayı geçti neden hekimlere/sağlık çalışanlarına bir açıklama yapmıyorsunuz? Meclis’in önünde tüm vekillere emeğimize haklarımıza sahip çıkma çağrısı yapıyoruz. Artık halkın vekilleri için toplumun sağlığına, emeğimize sahip çıkma vaktidir. Artık bizlerin sesine ses verme vaktidir.

“8 Şubat’ta randevu almayın”

Emek Bizim Söz Bizim” sürecinde sesimizi bir kez daha duyurmak için 26 Ocak-4 Şubat arasında başlattığımız Beyaz Nöbet’te de nöbetimiz sürecinde Meclis’e herhangi düzenleme getirilmezse 8 Şubat’ta bizler için artık G(ö)REV zamanı olacağını belirtmiştik. Bugün buradan duyuruyoruz 8 Şubat’ta G(ö)REV zamanı!

Tüm hekimlere buradan bir kez daha sesleniyoruz: 8 Şubat için hiçbir randevu vermeyin. Mevcut randevuları hastaları mağdur etmeyecek şekilde sağlık hizmetlerini başka günlerde planlayın. Topluma da sesleniyoruz bu G(ö)REV yalnızca hekimler/sağlık çalışanları için değil, hepimiz için.

Artık tıkanan, işlemeyen; 5 dakikada muayenelere, aylarca randevu beklemelere zorlandığınız; özel hastanelere mahkûm bırakıldığınız bir sağlık sistemine birlikte artık yeter diyebilmemiz için: 8 Şubat’ta randevu almayın, hastanelere gelmeyin. Hastanelere G(ö)REV’de bizlerin yanında olmak için gelin.”

Paylaşın

2040’ta Kanser Nedeniyle Can Kaybı 3’te 1 Oranında Artabilir

Avrupa Birliği, 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nde hastalığa karşı ‘kararlı adımlar atılmadığı’ takdirde dünya genelinde yaklaşık 10 milyon olan ölüm sayısının 2040 yılında 3’te 1 oranında artacağını vurguladı. Türkiye’de ise her yıl yaklaşık 200 bin kişiye kanser teşhisi konuluyor.

Euronews’ta yer alan habere göre; Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bazı üye ülkelerde ölümlerin diğerlerine göre çok daha yüksek olduğu gerçeğini ele almak için ‘kanser eşitsizliği sicil kaydının’ başlatıldığını duyurdu. Leyen, program sayesinde üye ülkeler ve bölgeler arasındaki eğilim farklılıklarının belirlenerek yapılacak yardımın daha hedef odaklı olacağını vurguladı.

2018 verilerine göre Doğu Avrupa ülkeleri hastalıkta daha yüksek ölüm oranında sahip. Kanser hastalığında bin kişi başına 335,4 ölümün görüldüğü Macaristan hastalıktan en çok etkilenen ülkelerin başında geliyor. Bin kişi başına kansere bağlı ölümlerde 323.86 ile Hırvatistan ve 310.64 ile Slovakya sırasıyla en çok etkilenen ülkeler durumunda.

AB verilerinde kanser ölümleri için farklı tanımlama kullanan Türkiye dışarıda bırakılırken, bin kişi başına 172.12 ortalama ölümle Lichtenstein, 209.26 ile İsviçre ve 212.76 ile Finlandiya en düşük orana sahip ülkeler oldu.

Avrupa ve Orta Asya’da 53 ülkeyi kapsayan Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi’nde kansere bağlı can kayıpları toplam ölümlerin yüzde 20’den fazlasını oluşturdu.

Avrupa Birliği’nde 2020 yılında 2,7 milyon kişiye kanser teşhisi konulduğu ve bunlardan 1.3 milyonun yaşamını yitirdiği tahmin ediliyor. Bu dönemde Covid-19 salgını nedeniyle çok sayıda çok sayıda vakanın kayıt dışı kalmış olabileceği belirtiliyor.

AB Komisyonu, etkili adımlar atılmadığı takdirde AB’de 2040 yılına kadar yeni vakaların yüzde 21, kansere bağlı ölümlerin ise yüzde 31 artacağını tahmin ediyor.

Türkiye durum ne?

Türkiye’de ise Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün geçen yıl açıkladığı verilere göre bir yıl içerisinde yaklaşık 96.200 erkek ve 67.200 kadının kanser teşhisi aldığı tahmin ediliyor. Son 5 yıl verileri değerlendirildiğinde; kanser sıklığında herhangi bir artış ya da azalış olmadığını belirten müdürlük son veri değerlendirmelerine göre:

  • Erkeklerde en sık görülen kanserler akciğer ve prostat kanseri
  • Kadınlarda en sık görülen meme kanseri, her 4 kadın kanserinden biri
  • Hem erkeklerde hem de kadınlarda bağırsak (kolorektal) kanseri üçüncü en sık görülen kanser türü
  • Çocukluk çağı kanserlerinde ise lösemi en sık görülen kanser türü.

Türkiye’de Dünya Sağlık Örgütü tarafınca önerilen meme, kalın bağırsak ve rahim ağzı kanserleri için toplumun kaynaklarına ve hastalık yüküne uygun olarak tarama programları yürütüldüğünü belirten Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü bir tarama programının başarıya ulaşabilmesi için toplum tabanlı olması ve hedef nüfusun yüzde 70’ni kapsaması gerektiğine işaret ediyor.

Sağlık Bakanlığı bünyesinde toplum tabanlı kanser taramalarına için ülke genelinde 33′, gezici toplam 198 adet Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM) hizmet veriyor.

Kanserin önlenebilen bir hastalık olduğuna dikkat çeken sağlık yetkilileri, alkolden ve tütün mamullerinden uzak durmanın, yeterli miktarda meyve ve sebze ile lifli gıda tüketerek sağlıklı beslenmenin, ideal vücut ağırlığını korumanın ve düzenli olarak fiziksel aktivite yapmanın önemine vurgu yapıyor.

Yetkililer ayrıca şüpheli belirtiler olduğu takdirde doktora başvurulmasının erken teşhis olasılığını arttırdığına dikkat çekerek, bireylerin kendi vücutları hakkında bilgi sahibi olmaya, olağan dışı bir değişikliğin fark edilmesi adına teşvik edilmesini erken teşhis ve tedavi için önemli olduğunu vurguluyor.

Paylaşın

Bakan Özer’den ‘Yüz Yüze Eğitim’ Açıklaması: Ara Vermeyeceğiz

“Yüz yüze eğitim sürecinin başarılı bir şekilde devam ettiğini” ifade eden Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, “Yüz yüze eğitime aynı kararlılıkla devam edeceğiz” dedi. Bakan Özer, yüz yüze eğitimde kararlı olduklarını söyledi.

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, yarıyıl tatilinin ardından 7 Şubat Pazartesi günü okulların tüm sınıf seviyelerinde yüz yüze eğitime başlayacağını açıkladı.

Öğrenciler ve veliler son birkaç gündür sosyal medyada okulların uzaktan eğitime geçmesi için Bakan Özer’e çağrı yapıyor. Bakan Özer, uzaktan eğitim talebine “Omicron salgını ve vaka sayılarından dolayı yüz yüze eğitime ara vermeyeceğiz” dedi.

Pandemi nedeniyle 1,5 yıl eğitimin uzaktan sürdürüldüğünü ifade eden Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, ancak bundan sonra yüz yüze eğitimde kararlı olduklarını söyledi.

“Yüz yüze eğitim sürecinin başarılı bir şekilde devam ettiğini” belirten Bakan Özer, şöyle devam etti:

“İnşallah 7 Şubat’ta yani pazartesi günü 81 ilde, tüm ilçelerimizde okul öncesinden liseye kadar tüm sınıf seviyelerinde yüz yüze eğitime aynı kararlılıkla devam edeceğiz.  Biz son 5 ayda şunu gösterdik, tüm velilerimizle öğretmenlerimizle öğrencilerimizle bir toplum içerisindeki en korunaklı yerler eğitim kurumlarıdır.

“Okullar, sadece öğrenme yerleri değildir aynı zamanda gençlerimizin, geleceğimizi şekillendirecek olan nesillerin psikolojik, duygusal, kişisel gelişimlerinin de gerçekleştirdiği yerlerdir. Onun için inşallah 7 Şubat’ta tüm Türkiye’de ikinci döneme aynı kararlılıkla devam edeceğiz.”

Sağlık Bakanlığının verilerine göre; Türkiye’de 3 Şubat Perşembe günü vaka sayısı 107 bin 530’e ulaştı.  233 kişi de Kovid 19 nedeniyle yaşamını yitirdi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan ‘Erken Seçim’ Tahmini: Bu Sonbahar…

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, katıldığı bir televizyon programında erken seçime dair değerlendirmede bulunarak, “Ben sonbaharda seçim olacağını düşünüyorum. Kara kıştan çıkarken bir seçimi tercih etmez Erdoğan. Tercih kendisine ait sonuçta bu sandık gelecek milletin önüne. Vatandaşa duyurum; sağduyulu olun, sakağa çıkmak için tahrik edeceklerdir.” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, tv100 özel yayınında Kerem Kırçuval’ın sorularını yanıtladı.

Kılıçdaroğlu, Samsun’da Atatürk Anıtı’na yönelik saldırıya ilişkin, “Bunlar gündemi değiştirmeye yönelik olaylar. Vatandaşın gündemi perişan. Mutfağında yangın var. Bu ülkeyi kurtaran kişi, sadece bizim değil bütün mazlumların önderi olan bir kişi. Hangi gerekçeyle bunu yaparlar? Bir akıl tutulması var” dedi.

Kılıçdaroğlu ihalelerde yolsuzluk iddiasına ilişkin, “Yolsuzluk deyince toplum artık bunu yadırgamıyor. Herkes buna aşina. Yolsuzluğu çok fazla dile getirince bizim oylarımız artacak diye bir şey yok” ifadelerini kullandı.

Devletten en çok ihale alan beş şirketle ilgili Kılıçdaroğlu, ‘Beşli çete’ olarak adlandırdığı şirketlerle görüşme yapmadığını dile getirdi. Dolaylı yoldan gelen görüşme teklifini reddettiğini söyledi.

Kılıçdaroğlu, Diyarbakır’a gittiğinde HDP İl Binası önünde nöbet tutan çocukları PKK’ye katılan  ailelerle de görüşeceğini ifade etti.

Kemal Kılıçdaroğlu, yoksulluğun büyük ölçüde arttığını ve milyonlarca kişinin yoksullaştığını vurgulayarak, bu kışı en azından maddi zorluk yaşayan vatandaşların kışı rahat geçirmeleri hedefiyle doğal gaz ve elektrik paralarının ödemeleri çağrısında bulunduğu kaydetti.

Kılıçdaroğlu, Millet İttifakı’nda çatlak olduğu iddialarına “Milletvekilleri elbette kendi görüşlerini söylerler. Biz saygı duyarız. İkinci önemli nokta: Kimse kimseye mahkum, mecbur değil. İttifakı oluşturan bileşenler kendi özgür iradeleriyle hareket ederler” sözleriyle yanıt verdi.

İşte Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından satır başları…

Ekrem İmamoğlu tartışması

Erdoğan, İstanbul’u kaybettiğini bir türlü içine sindiremedi.

Ekrem İmamoğlu kazanmanın ötesinde başarılı bir belediye başkanlığı performansı da sergiledi. Duran bütün metro yatırımlarının kaynağını bularak sözleşmelerini imzaladı. 10 ayrı yerde 10 ayrı metro inşaatını birden başlattı. Yolsuzlukların da üzerine gitti. Yolsuzlukların üzerine gitti. AK Parti’nin yönetiminde ya da kadın kollarında görev alan kişilerin dolar bazında burs alarak nasıl yurt dışına gittiklerini ortaya çıkardı.

Her kar yağışından sonra kentte olağanüstü bir durum vardır. İmamoğlu Büyükelçi’ye söz vermişti. Katıldığı yemekten haberim vardı.  Ekrem İmamoğlu gidip dozerin başında mı duracaktı? Hayır, yönetecekti orayı.

Binlerce kişi havaalanında sloganlar attılar. Binlerce kişi Türkiye’nin itibarını sorguladı. Binlerce kişi THY’nin ne kadar yetersiz olduğunu gördü. Binlerce kişi o havaalanının ne kadar kötü bir havaalanı olduğunu gördü. Karayollarına ait olan aks tıkanınca açmak için sayın Vali Ekrem İmamoğlu’na telefon edip “Burayı da açar mısın” dedi. Bunlar hiç konuşulmadı.

Ben zaten “Telefonlarımız dinleniyor” diye söylüyordum ama izlendiğimizi de düşünemiyordum. Bu kadar da olmaz diye. Mobese de gösterdi ki izleniyoruz diye. Bu da devletin parti devleti olduğunu gösteriyor. Halkın devleti olmaktan, liyakatli ve adaletli bir devletten olmaktan çıkmış, bir kişinin ve ailesinin şahsi egolarına teslim olmuş bir devlet yapısına dönüşmüş olduğunu görüyoruz. Bunun için bürokratlara çağrı yaptım. Bu suçun üstüne giden yok. Hakimler savcılar kurulunu Saray teslim almış durumda. Bürokrasiye yaptığım çağrı sonrası belgeler, raporlar yağıyor. Ulaştırma Bakanı TV’ye çıkıp açıklama yaptıktan 15 dk sonra bürokratlar gerçek bilgileri bize ulaştırdılar. Çünkü bu ülkede hala dürüst ve ahlaklı çalışan bürokratlar var.

Cumhurbaşkanı adayı mı?

Cumhurbaşkanı uzlaşmayı sağlar, demokrasinin erdemlerini anlatan erdemli konuşmalar yapar, devletin adaletli yönetilmesini sağlar. Cumhurbaşkanının kişisel egolardan arınması lazım, gücün esiri olmaması lazım.

Adalet Bakanı’nın değişimi

“Erdoğan çok iyi bir adam, mükemmel biri ama etrafı kötü” ne derlerse desinler bütün bunların sorumlusu Erdoğan. Devlet ona teslim edilmiş vaziyette. Adalet Bakanları çok fazla konuşmaz. Yeri zamanı geldiğinde haksızlıklara karşı bu doğru değil diye söylerdi. Adalet reformu nasıl olacak diye açıkladılar ve bunların hepsi de doğruydu. Ama bunların hiç biri hayata geçirilmedi. Adalet Bakanı’nın gidişten rahatsız olup çekildiği söylendi.

Millet İttifakı seçimleri kazanırsa…

Devr-i Sabık diye bir ifadeyi doğru bulmuyorum. Devletin adaletle yönetilmesi gerekiyor. İktidar olduğunuz için intikam duygusuyla yola çıkarsanız bunlardan bir farkınız kalmaz. Varsa bir yolsuzluk elbette saptayacaksınız. Belgelerini dökümanlarını koyarsınız, bağımsız yargıya gönderirsiniz. Bir intikam duygusundan yola çıkarak hırsla kinle öfkeyle yola çıkarsanız önce kendiniz kaybedersiniz.

‘Erdoğan karşıma çıksa reyting yüksek olur’

(Erdoğan) O bana istediği soruyu sorsun. Ben ona 5-6 soru soracam. Yeter ki karşıma çıkma cesareti göstersin ama gösteremez. Arzu ederse soruları önceden de verebilirim. İsterse cevaplarını prompterle hazırlasın.

Liderler ne zaman bir araya gelecek?

Millet İttifakı kendi içinde tutarlılığı olan görüş birliği sağlamış bir ittifak. Çok yakında altı lider bir araya geleceğiz.

HDP’nin Millet İttifakı’nda olma talebi yok. Bu sürecin böyle olması lazım.

Parlamenter sistem açıklaması

Devlette denetlenmeyen hiç bir kurum yoktur. Her kurum mutlaka denetlenir. Çağdaş demorkrasilerde bu böyledir. Şu anda denetim dediğimiz mekanizme yok. Sayın Erdoğan dedi ki “Biz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne uymayacağız” Anayasayı çiğniyorsunuz.

Erdoğan bütün dünyaya, “Bizim ülkemizde anayasa var ama benim kararımdan sonra” demek istiyor.

Güçlendirilmiş parlamenter sistem metni

Güçlendirilmiş parlamenter sistem metninde Cumhurbaşkanı’nın görevleri de var. Henüz ortada ittifak oluşturacak bir süreç de yok. Seçim kararı alındıktan sonra ortaya çıkacak bir tablo. Bütün bu çalışmalardan sonra Millet İttifakına evrilebilir.

Korunma

Bana ihbar gelmiyor. Zaten bana gelmez. Ama ben koruma var, görevli polis arkadaşlar var. Bunlar ellerinden gelen çabayı gösteriyor. Büyük ihtimalle ihbar gelirse polis arkadaşlara duyuruluyordu. Korunma derseniz iyi korunduğumu düşünüyorum.

Enflasyon rakamları

Zaten Hazine ve Maliye Bakanı zaten yüzde 50’nin altında olacağını söyledi. TÜİK de ‘Enflasyon yüzde 50 olmasın, altında olsun’ diye bir açıklama yaptı.

Rakamı küçük gösteriyorlar ama olağanüstü bir problem başladı. Önceden gıdada görüyorlardı, şimdi ev oturup doğal gaz elektrik parası öderken zammı görüyorlar. Kaç kişinin elektriğinin doğal gazının ve elektriklerinin kesildiğini açıklamalarını isterim.

Bu tablo Türkiye’nin kaldırabileceği bir tablo değil. Geçmişte bol miktarda borç aldılar, özelleştirme yaptılar, satacak fabrika kalmadı kimse de para vermiyor.

Faiz açıklaması ve yeni mevduat sistemi

(Kur korumalı TL vadeli mevduat hesabı) Özel bankaya ben para vereceğim diyebilir misin’ diyemezsin.

Dolar yükselmesin diye iki model denediler. Türk lirasını eriteceğiz, ihracat patlayacak. Cari açık azalacak. Cari açık patladı.

Merkez Bankası’nın politika faizini düşürdüler. Hangi faiz düştü. Kredi faizi mi, ticari kredi mi? Hiç biri düşmedi. “Politika faizi inince bütün faizler inecek, enflasyon düşecek” dediler. Hem faizler yükseldi hem enflasyon yükseldi.

Dış politika eleştirisi

Libya ile ilişkiler yanlış kuruldu. Taraf olduk, iki tarafı barıştırmalıydık. Suriye ile barışacağız. Suriye ile bütün sorunları çözeceğiz. Suriyeliler ülkelerine dönecek.

Erdoğan’ın Kaftancıoğlu’na açtığı tazminat davası reddedildi

Rusya 33 askerimizi şehit etti. Hesap sormak yerine hesap vermeye gidildi.

Türkiye’yi kimse ciddiye almıyor artık. Erdoğan’ı kimse ciddiye almıyor artık. Dış politika milli olmak zorundadır. İktidarın muhalefeti olmaz dış politikada. Senin Suriye’de ne işin vardı? Egemen güçlerin talimatıyla oraya girdiniz. 3 milyon 600 bin Suriyeli bizde şimdi. “Biz verdiğimiz sözü tutamadık, çekiliyoruz buradan” demeleri gerekiyordu. “Biz hala burada kalacağız” diyorlar.

Toplum büyük bedeller ödedikten sonra farkında oluyorsunuz. Tarihin derinliklerini bilmiyorsunuz. Olayları kavrayamıyorsunuz. Bilgiden yoksunsunuz. Şunu bir deneyeyim diyorsunuz duvara çarpıp dönüyorsunuz. Bundan Türkiye’nin çıkması lazım.

Ukrayna-Rusya meselesinde Türkiye tarafsız bulunmalı, tarafları sağduyuya davet etmeli. Onlar isterse arabulucu olursunuz. Biz arabulucu olalım dediğinde Rusya’da televizyonlar dalga geçiyorsa bu iş olmaz. Bugüne kadar hangi işi çözdün ki bu kadar temel bir sorunu çözeceksin.

Biz zaten her halükarda NATO üyesiyiz. Coğrafi konum itibarıyla önemli bir parçasıyız.

Yunanistan sorunu: Beylik laflarla bu iş olmaz

Yunanistan’la oturup konuşmamız lazım. Türkiye yüzde 100 kazanır, hiç bir tereddütüm yok. Yunan adalarının mülkiyetinin yine uluslararası hukuk çerçevesinde konuşulması lazım. 21. yüzyıldayız. Uluslararası hukuk sadece bizi değil İngiltere’yi de etkileyecektir. Peki ne olacak? Bizimle ilgili karar verirken bütün bunları düşüneceklerdir. Hukuktan korkmamamız gerekiyor. Beylik laflarla bu iş olmaz.

Erken seçim olur mu?

Ben sonbaharda seçim olacağını düşünüyorum. Kara kıştan çıkarken bir seçimi tercih etmez Erdoğan. Tercih kendisine ait sonuçta bu sandık gelecek milletin önüne. Vatandaşa duyurum; sağduyulu olun, sakağa çıkmak için tahrik edeceklerdir.

Başkaları aday olmak istiyorsa buyursun gelsin. Millet herkese boyunun ölçüsünü versin. Bu tartışmalar artık geride kalmalı. Bir karabasandan Türkiye’nin kurtulması lazım. Bütün alanlar tahrip edildi. Duygular, adalet kurumu tahrip edildi.

(Kaynak: TV100)

Paylaşın

Türkiye’nin Nüfusu Belli Oldu: 84 Milyon 680 Bin Kişi

Türkiye’nin nüfusu, 2021’de bir önceki yıla göre 1 milyon 65 bin 911 kişi artarak 84 milyon 680 bin 273 kişiye ulaştı. Erkek nüfus 42 milyon 428 bin 101 kişi olurken, kadın nüfus 42 milyon 252 bin 172 kişi oldu. Toplam nüfusun yüzde 50,1’ini erkekler, yüzde 49,9’unu ise kadınlar oluşturdu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2021 yılı adrese dayalı nüfus kayıt sistemi sonuçlarını duyurdu.

Buna göre, Türkiye’de ikamet eden nüfus, 31 Aralık 2021 tarihi itibarıyla bir önceki yıla göre 1 milyon 65 bin 911 kişi artarak 84 milyon 680 bin 273 kişiye ulaştı. Erkek nüfus 42 milyon 428 bin 101 kişi olurken, kadın nüfus 42 milyon 252 bin 172 kişi oldu. Diğer bir ifadeyle toplam nüfusun yüzde 50,1’ini erkekler, yüzde 49,9’unu ise kadınlar oluşturdu.

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre, ülkemizde ikamet eden yabancı nüfus(1) bir önceki yıla göre 458 bin 626 kişi artarak 1 milyon 792 bin 36 kişi oldu. Bu nüfusun yüzde 49,7’sini erkekler, yüzde 50,3’ünü kadınlar oluşturdu.

Nüfus artış hızı binde 12,7 oldu

Yıllık nüfus artış hızı 2020 yılında binde 5,5 iken, 2021 yılında binde 12,7 oldu. Türkiye’de 2020 yılında yüzde 93 olan il ve ilçe merkezlerinde yaşayanların oranı, 2021 yılında yüzde 93,2 oldu. Diğer yandan belde ve köylerde yaşayanların oranı yüzde 7’den yüzde 6,8’e düştü.

İstanbul’un nüfusu 15 milyon 840 bin 900 kişi oldu

İstanbul’un nüfusu, bir önceki yıla göre 378 bin 448 kişi artarak 15 milyon 840 bin 900 kişi oldu. Türkiye nüfusunun %18,71’inin ikamet ettiği İstanbul’u, 5 milyon 747 bin 325 kişi ile Ankara, 4 milyon 425 bin 789 kişi ile İzmir, 3 milyon 147 bin 818 kişi ile Bursa ve 2 milyon 619 bin 832 kişi ile Antalya izledi.

Nüfusu en az olan il 83 bin 645 kişi ile Tunceli oldu

Tunceli, 83 bin 645 kişi ile en az nüfusa sahip olan il oldu. Tunceli’yi, 85 bin 42 kişi ile Bayburt, 94 bin 932 kişi ile Ardahan, 145 bin 826 kişi ile Kilis ve 150 bin 119 kişi ile Gümüşhane takip etti.

Nüfus piramitleri, nüfusun yaş ve cinsiyet yapısında meydana gelen değişimi gösteren grafikler olarak tanımlanmaktadır. Türkiye’nin 2007 ve 2021 yılı nüfus piramitleri karşılaştırıldığında, doğurganlık ve ölümlülük hızlarındaki azalmaya bağlı olarak, yaşlı nüfusun arttığı ve ortanca yaşın yükseldiği görülmektedir.

Türkiye nüfusunun ortanca yaşı 33,1’e yükseldi

Ortanca yaş, yeni doğan bebekten en yaşlıya kadar nüfusu oluşturan kişilerin yaşları küçükten büyüğe doğru sıralandığında ortada kalan kişinin yaşıdır. Ortanca yaş aynı zamanda nüfusun yaş yapısının yorumlanmasında kullanılan önemli göstergelerden biridir.

Türkiye’de 2020 yılında 32,7 olan ortanca yaş, 2021 yılında 33,1’e yükseldi. Cinsiyete göre incelendiğinde, ortanca yaşın erkeklerde 32,1’den 32,4’e, kadınlarda ise 33,4’ten 33,8’e yükseldiği görüldü.

Ortanca yaşın illere göre dağılımına bakıldığında, Sinop’un 41,8 ile en yüksek ortanca yaş değerine sahip olduğu görüldü. Sinop’u, 41,2 ile Kastamonu, 41 ile Balıkesir ve Giresun izledi. Diğer yandan 20,6 ile Şanlıurfa en düşük ortanca yaşa sahip il oldu. Şanlıurfa’yı, 21,6 ile Şırnak ve 22,7 ile Siirt takip etti.

Kadınlarda ve erkeklerde en yüksek ortanca yaşa sahip il Sinop oldu

Ortanca yaşın illere ve cinsiyete göre dağılımı incelendiğinde, erkeklerde 40,7 ile Sinop en yüksek ortanca yaşa sahip olan il olurken, 20,1 ile Şanlıurfa en düşük ortanca yaşa sahip olan il oldu. Kadınlarda 42,9 ile Sinop yine en yüksek ortanca yaş değerine sahip olan il olurken, Şanlıurfa 21,1 ile en düşük ortanca yaş değerine sahip olan il oldu.

Çalışma çağı olarak tanımlanan 15-64 yaş grubundaki nüfusun oranı, 2007 yılında yüzde 66,5 iken 2021 yılında yüzde 67,9 oldu. Diğer yandan çocuk yaş grubu olarak tanımlanan 0-14 yaş grubundaki nüfusun oranı yüzde 26,4’ten yüzde 22,4’e gerilerken, 65 ve daha yukarı yaştaki nüfusun oranı ise yüzde 7,1’den yüzde 9,7’ye yükseldi.

Toplam yaş bağımlılık oranı azaldı

Çalışma çağındaki birey başına düşen çocuk ve yaşlı birey sayısını gösteren toplam yaş bağımlılık oranı, 2020 yılında yüzde 47,7 iken 2021 yılında yüzde 47,4’e düştü.

Ekonomik olarak aktif olan birey başına düşen çocuk sayısını ifade eden çocuk bağımlılık oranı, yüzde 33,7’den, yüzde 33’e gerilerken, çalışan birey başına düşen yaşlı birey sayısını ölçen yaşlı bağımlılık oranı ise yüzde 14,1’den yüzde 14,3’e yükseldi. Diğer bir ifadeyle, Türkiye’de 2021 yılında, çalışma çağındaki her 100 kişi, 33 çocuğa ve 14,3 yaşlıya bakmaktadır.

Nüfus yoğunluğu olarak tanımlanan “bir kilometrekareye düşen kişi sayısı”, Türkiye genelinde 2020 yılına göre 1 kişi artarak 110 kişiye yükseldi. İstanbul, kilometrekareye düşen 3 bin 49 kişi ile nüfus yoğunluğu en yüksek olan ilimiz oldu. İstanbul’dan sonra 563 kişi ile Kocaeli ve 368 kişi ile İzmir nüfus yoğunluğu en yüksek olan iller oldu.

Diğer yandan nüfus yoğunluğu en az olan il ise bir önceki yılda olduğu gibi, kilometrekareye düşen 11 kişi ile Tunceli oldu. Tunceli’yi, 20 kişi ile Ardahan ve Erzincan illeri izledi. Yüz ölçümü büyüklüğünde ilk sırada yer alan Konya’nın nüfus yoğunluğu 59, en küçük yüz ölçümüne sahip Yalova’nın nüfus yoğunluğu ise 344 olarak gerçekleşti.

Paylaşın

‘Öğretmenlik Meslek Kanunu’ Meclis’te Kabul Edildi

Eğitimcilerin geri çekilmesi için günlerdir mücadele ettiği “Öğretmenlik Meslek Kanunu”, TBMM Genel Kurul’unda kabul edildi. Kanun ile öğretmenler, “öğretmen”, “uzman öğretmen” ve “başöğretmen” olarak bölünüyor.

Uzman öğretmenlere ödenen eğitim öğretim tazminatı yüzde 20’den yüzde 60’a, başöğretmenlere ödenecek tazminat ise yüzde 40’tan yüzde 120’ye çıkarılıyor. AK Parti Konya Milletvekili Orhan Erdem ve 57 milletvekilinin imzasıyla gelen Meclis’e gelen ve yasalaşan teklifle ilgili ayrıntılar şöyle:

Üç basamaklı “kariyer planı”

Kanunla öğretmenlik mesleği üç “kariyer basamağına” ayrılacak:

Aday öğretmenler

Aday öğretmen olabilmek için 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, yükseköğretim kurumunda mezun olma, Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmış olma ve Milli Eğitim Bakanlığınca yapılan sınavlarda başarılı olma şartı aranacak.

Aday öğretmenlik süresi bir yıldan az iki yıldan çok olamayacak. Aday öğretmenler adaylık süreci sonunda Adaylık Değerlendirme Komisyonu tarafından yapılan değerlendirme sonucu yani mülakatla öğretmenliğe atanacak.

Uzman öğretmenler

Aday öğretmenlik dahil olmak üzere en az on yılını dolduran, mesleki gelişime yönelik 180 saatten az olmamak üzere düzenlenen Uzman Öğretmenlik Eğitim Programını tamamlayanlar, uzman öğretmenlik için öngörülen asgari çalışmaları tamamlayanlar, kademe ilerlemesinin durdurulması cezası bulunmayan öğretmenler, yazılı sınava başvuru yapacaklar. Bu sınavdan 70 ve üzerinde puan alan öğretmenler başarılı sayılacak ve uzman öğretmen sertifikası alacaklar.

Başöğretmenler

Uzman öğretmenlikte en az on yıl hizmeti bulunan, kademe ilerlemesinin durdurulması cezası olmayan, uzman öğretmenlerden mesleki gelişime yönelik 240 saatten az olmamak üzere düzenlenen Başöğretmenlik Eğitim Programını tamamlamış olan ve mesleki gelişime yönelik alanlarda başöğretmenlik için öngörülen çalışmayı tamamlayanlar, başöğretmen sınavına başvurabilecekler. Bu sınavda 70 ve üzerinde puan alanlar başarılı sayılacaklar.

Yüksek Lisans eğitimini tamamlayan, uzman öğretmen unvanı için öngörülen doktora eğitimini tamamlayanlar, başöğretmen unvanı için yazılı sınavdan muaf tutulacaklar.

Ödemelerde değişiklik

Uzman öğretmen ve başöğretmen unvanına sahip olanların, eğitim ve öğretim tazminatlarında iyileştirmeler yapılacak.

Uzman öğretmenlere ödenen eğitim öğretim tazminatı yüzde 20’den yüzde 60’a, başöğretmenlere ödenecek tazminat ise yüzde 40’tan yüzde 120’ye çıkarılıyor.

Birinci derece kadroda görev yapan öğretmenlerin ek göstergesi 3600’e çıkartılacak. Bu hüküm 15 Ocak 2023 tarihinde yürürlüğe girecek.

Sendikalar ne demişti?

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), düzenlemenin eşit eşit işe eşit ücret ilkesini ihlal ettiğini söyledi. Sendika, “Teklifte uzman öğretmen ve başöğretmenlerin görev, yetki ve sorumlulukları, diğer öğretmenlerden ayırt edilemediği için eşit işe eşit ücret ilkesinin ihlal edildiği açıkça görülmektedir” dedi.

Adaylık sınavının kaldırılarak sorumluluğun Adaylık Değerlendirme Komisyonu’na devredilmesini eleştiren Eğitim Sen, bu durumun “atamalarda mülakat-torpil uygulamalarının” gündeme getireceğini ifade etti. Ayrıca, arşiv taraması ve güvenlik soruşturması gibi uygulamalarla yeni mağduriyetlerin ortaya çıkacağı belirtti.

Eğitim İş ise; kanun ile mesleğin doğasına uygun olmayan bir şekilde ayrıştırıldığını vurguladı:

“Öğretmen sıfatını elde etmek öğretmenlik mesleğinin tüm gereklerini yerine getirmek için yeterlidir. Öğretmenlik mesleğinin kendi içinde kademelendirilmesi, bu hizmetten faydalanmayı farklılaştıracağı için öğrenciler arasındaki eşitliği de ortadan kaldıracaktır. Bu durum eğitimin kamusal bir hizmet olması özelliğine tamamen aykırıdır.”

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü’nden ‘Osman Kavala’ Çağrısı: Serbest Bırakın

Osman Kavala’nın serbest bırakılması çağrısında bulunan Uluslararası Af Örgütü, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Cezaevinde geçen dört yıldan uzun bir sürenin ardından yetkililerin artık doğru olanı yapıp Osman Kavala’yı serbest bırakmasını umuyoruz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi dün yapılan oylamada, Türkiye’nin AİHM kararına rağmen insan hakları savunucusu Osman Kavala’yı serbest bırakmaması nedeniyle Türkiye aleyhine Aralık ayında başlattığı ihlal prosedürünü oy çokluğuyla kabul etti.

Konu hakkında bir açıklama yayımlayan Uluslararası Af Örgütü, Kavala’nın serbest bırakılması çağrısında bulundu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi;

“Alınan bu önemli karar neticesinde Türkiye artık yalnızca önde gelen bir insan hakları savunucusunun keyfi tutukluluğuna son vermeyi reddettiği için değil, adalet sisteminin Kavala davasıyla simgeleşen ciddi işlevsizliği nedeniyle de topun ağzında. Cezaevinde geçen dört yıldan uzun bir sürenin ardından yetkililerin artık doğru olanı yapıp Osman Kavala’yı serbest bırakmasını umuyoruz.

Oylama, Türkiye’nin adalet sisteminin Osman Kavala’ya kanıt olmaksızın saçma sapan suçlamalar yüklemeye devam ederek her ne pahasına olursa olsun onu kilit altında tutmaya çalıştığını ve Türkiye’nin kurucu üyelerinden olduğu Avrupa Konseyi’nin bu duruma kayıtsız kalmayacağını açıkça göstermiş oldu. Avrupa Konseyi’nin bu mesajı nettir: Türkiye Osman Kavala’yı serbest bırakmalı ve Kavala’ya yönelik siyasi saiklere dayalı zulme son vermelidir.”

Avrupa Birliği’nden sert tepki

Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Türkiye’ye yönelik başlattığı ihlal süreciyle ilgili sert mesajlar içeren bir açıklama yayımladı.

Borrell’in sözcüsü Peter Stano’nun yayımladığı metinde, ihlal sürecinin, Bakanlar Komitesi’nin ender kullandığı araçlardan olduğuna ve Kavala davasıyla ilgili ciddi endişeleri yansıttığına vurgu yapıldı. Kavala’nın hakkında bir hüküm bulunmadan yıllardır cezaevinde tutulduğuna da işaret edildi.

“Kaygı verici bir emsal”

Türk makamlarının ilgili AİHM kararlarını uygulamayı reddetmesinin üzücü olduğu belirtilen açıklamada “Bu tutum kaygı verici bir emsal oluşturmakta ve AB’nin Türk yargısının uluslararası standartlar ile Avrupa standartlarına bağlılığı konusundaki endişelerini güçlendirmektedir. Bu tutum aynı zamanda Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyesi ve AB üye adayı olarak üstlendiği yükümlülüklerle de tezat oluşturmaktadır” ifadelerine yer verildi.

Erdoğan’dan açıklama

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Ukrayna ziyareti öncesinde düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’ye karşı başlatılan ihlal süreciyle ilgili bir soruyu, “Bizim mahkemelerimizi tanımayanları biz tanımayız. Çok net söylüyorum. Bizim mahkemelerimizin bu konuda vermiş olduğu bir karar var. AİHM ne demiş, Avrupa Konseyi ne demiş bizi çok ilgilendirmiyor. Biz kendi mahkemelerimize saygı duyulmasını bekliyoruz. Bu saygıyı duymayanlara da kusura bakmasınlar bizim saygımız olmayacaktır” diye yanıtlamıştı.

Paylaşın