Karamollaoğlu: Türkiye’de Adalet Olduğunu Düşünmüyorum

Gezi Parkı Davası’nda verilen kararı değerlendiren SP Lideri Karamollaoğlu, Bir yerde hukuk adalet olmadan huzur olmaz iktidar kendisini ve gerçeklerinin dışında karar veren hâkimleri değiştirip geçmişte kendisinden aday olan geçmişte kendisi ile menfaat ilişkisi içinde olanları mahkemelere atayıp sonra onların kararlarını adaletin tecellisi olarak görüyor.” dedi.

Haber Merkezi / SP Lideri Karamollaoğlu, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Kavala meselesine hiç girmedim, çarpıtıldığı için. Ama gidişat bizi korkutuyor.  Yeni tayin edilen hâkim, alınan karara itiraz eden başka bir hâkimden farklı düşünüyor ama kararı yeni tayin edilen bir hâkim vermiş oluyor biz buna itiraz ediyoruz bu yüzden yarın seçim kurulları yasasında yapılan değişiklik neticesinde iktidarın menfaatlerini kollayacak hakimlerden endişe ediyoruz, açıkça söylüyorum. Bu memlekette hukuku üstün tutan hâkimler olamaz bunlar, eğer mahkemeler iktidar partisinin menfaatlerine zıt kararlar alıp itham altında kalmazlarsa bu ülkede adalet vardır ama karar verirken yetkililerin ağzına bakarak karar verirlerse orada adalet olmaz. Hâkimleri bu şekilde değiştirdikleri için Türkiye’de adalet olduğunu düşünmüyorum adalet mülkün temelidir buna inanıyorum ama ülkemizde hâkimler özellikle seçilip belli makamlara getiriliyor iktidarın istemediği kararlar alınmasın diye.” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, partisinin Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi. Karamollaoğlu’nun açıklamaları şöyle:

“Liderler zirvesinde, Demokrat Parti’nin ev sahipliğinde, saygıdeğer genel başkanlarla üçüncü kez bir araya geldik. Hemen şunu ifade etmeliyim ki; ilk başladığımız günden bugüne kadar birçok kez gündeme getirilen şüpheli ifadelere rağmen bu toplantının bir istikrar oluşturduğunu ve bu istikrarın da ülke geleceği için umut doğurduğunu ifade ediyorum. Bu toplantı kararlılığımızın bir neticesi çok ciddi mesafe aldık. Her geçen gün daha da samimi bir ortamda gerçekleştirdiğimiz bu toplantılar, kararlılığımızı kavileştirmektedir. Bizler, her birimiz; sorumluluklarımızın, insanımızın talep ve beklentilerinin çok iyi farkındayız. Bu masanın vatandaşlarımıza umut olduğunu ve güven verdiğini görüyor; bunu boşa çıkarmamak adına adımlarımızı gayet ciddi atıyor, süreci hassasiyet ve titizlikle yürütüyoruz.

‘Fiyat artışlarına çözüm bulun’

Gönül isterdi ki Ramazan ayını geride bırakırken insanımızın hayatında gözle görülür iyileşmeler olsun, bir nebze yüzünü güldürecek güzel haberler verilsin. Ülkemizin problemlerine çözümler üretilsin, hiç olmazsa bu yolda bir gayret ortaya konulsun. Fakat iktidar cephesinde büyük büyük laflar var; fakat icraat yok! Gözlerinden ışık saçarak ekonomiyi düzeltemeyeceğini anlayan bakan, şimdi de gemileri karadan yürütmeyi denemeye karar vermiş. Sultan Fatih olabilmek öyle her kişinin harcı değildir, sizin hiç ama hiç değildir! Siz bırakın bu beylik lafları da kara yolunda gidip gelmesi gereken araçlar akaryakıt fiyatları nedeniyle kaldırımlarda, otoparklarda yatıyor; buna çözüm bulun. Fiyat artışlarına çözüm bulun. Aileler ve özellikle üniversite öğrencileri, bayram gelirken kara kara nasıl memleketine gideceğini düşünüyor; bilet fiyatları can yakıyor çünkü. Biletler almış başını gitmiş. Olağanüstü mucizelere gerek yok; iktidarın yapması gereken işinizi düzgün yapın, doğru yolda dosdoğru gidin; sizden beklenen budur.

Vatandaşımızın son günlerde en mustarip olduğu konuların başında zannederim ev-araba fiyatları ve kiralarda yaşanan artışlardır. Parti çevresinin çıkarlarını, milletin çıkarlarının önüne koymuş bir yönetim anlayışı nedeniyle; insanımızın hayat kalitesi her geçen düşüyor. Sağlıklı beslenme, nitelikli eğitim, ulaşım ve hatta barınma gibi en temel ihtiyaçlar orta sınıf ve dar gelirli kesim için büyük bir lüks oldu. Erdoğan iktidarının inat uğruna Türkiye’yi getirdiği noktada; insanlar bırakın ev sahibi olmayı, artık kiralık ev bile bulamıyorlar. Giderek daha büyük bir sorun haline gelen ve önümüzdeki süreçte daha da fazla gündemimizi işgal edecek konut sorununa değinmeyi bu nedenle bir vazife olarak görüyorum. İktidarın ‘Herkesin evi-arabası var’ iddiasının aksine; ülkemizde konut sahipliği oranı 2014 yılından beri düzenli olarak düşüyor.

Türkiye’de yıllık konut fiyatı artışı yüzde 134 iken, İstanbul’da yüzde 159 oranında gerçekleşiyor. Şu an kira fiyatları Türkiye genelinde 3-4 bin lira aralığında iken; İstanbul’da bu rakam 6 bine çıkmış durumda. ‘Kira öder gibi ev sahibi olmak’ deyimi yerini, şimdilerde ‘ev sahibi olur gibi kira ödeme’ye bıraktı. Eski kiracılara hukuken enflasyon ortalamasına göre artış yapıldığı dikkate alındığında ise; önümüzdeki bir yıl içerisinde kiraların daha çok ve hızla arttığına şahit olacağız. Geçtiğimiz hafta yayımlanan Resmi Gazete’de; yurt dışına konut satışı yapacaklara devlet desteği verileceği ilan edildi. Gayrimenkul satışı da ihracat kabul edilecekmiş bundan sonra. İktidarda bulunan parti AKP olunca, ihracat denilince gayrimenkul akla gelmesi de gayet normal kabul ediliyor tabi artık.

‘Gençlerin hayalleri yok oluyor’

Gençlerimiz, memurlarımız, asgari ücretle çalışan emekçilerimiz tüm hayatı boyunca çalışmanın karşılığında 1+1 ev alabilmenin hayalini kurmaktan bile vazgeçmişken, iktidar yurt dışına konut satışını teşvik ediyor. Bu da yetmezmiş gibi 400 bin dolarlık konut karşılığında Türk vatandaşlığı veriyor! Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır. Geleceğini bu ülkede kurmak isteyen, umutlarını bu ülkede yeşertmek isteyen insanların vergisiyle; yine bu insanların mülk edinme hakkı ellerinden alınıyor. Türk lirasını neredeyse pul haline getirerek, vatandaşların birikim yaparak ev sahibi olma imkanını yok eden Erdoğan iktidarı, başlarını sokabilecekleri evleri de ellerinden alıyor. Vatandaşlarını kendi ülkesinde göçebe hale getiren iktidar, derhal bu kararından vazgeçmelidir. Zira, ülkeye birkaç kuruş döviz girmesi için satılan her konut; vatandaşlarımızın barınma hakkını elinden alıyor. Satılan her konutla gençlerin hayalleri yok oluyor.

24 Nisan 1915’in yıl dönümünde, birtakım çevreler tarafından ifade edilen gerçeklikten uzak, tarihi hadiseleri günlük siyasetin mezesi yapmaya çalışan hadsiz ve yersiz açıklamalara da değinmek isterim. Öncelikle tarihi ve hatta bugünü soykırımlarla dolu ABD’nin, bu konuda cümle kurmak haddi de hakkı da değildir. Hakikatleri açıkça çarpıtan Joe Biden’ı şiddetle kınıyoruz. Önce bir dön, aynada kendine bak; elinden damlayan kanları temizleyebilirsen temizle de öyle konuş derler adama. ABD ve başta Batı ülkeleri olmak üzere, diğer tüm ülkeler bilmelidir ki; Türkiye’nin bu konuda veremeyeceği hesabı yoktur. Fakat bu konuda bizi hesaba çekmeye çalışanlar, önce kendi döktükleri kanların ve yerlerinden, yurtlarından ettikleri mazlumların hesabını vermelidir.

ABD başkanları ile ‘dostum ve küstüm’ hitapları arasında sürekli zikzak çizen bir diploması yürüten iktidarın bu tutumu ve Erdoğan’ın sürekli değişen söylemleri ülkemize pahalıya mâl olmaktadır. Dostum dostça olur, dostum olmayana küstüm demek çözüm olmaz. İçerde birtakım kimselerin bizleri asla bağlamayacak açıklamaları üzerinden 6’lı masaya ve muhalefet partilerine iftirada bulunan iktidar ve ortağı; öncelikle dış politikada iktidarın yönsüz ve tutarsız politikalarını şahsiyetli bir dış politikayla değiştirmesi gerekir. Ne tarihi gerçeklerin başka ülkelerin siyasetçileri tarafından çarpıtılmasına; ne de bu konu üzerinden iktidar ve ortaklarının içerde oy devşirme çabasına göz yumamayız.

‘Türkiye’de adalet olduğunu düşünmüyorum’

Bir yerde hukuk adalet olmadan huzur olmaz iktidar kendisini ve gerçeklerinin dışında karar veren hâkimleri değiştirip geçmişte kendisinden aday olan geçmişte kendisi ile menfaat ilişkisi içinde olanları mahkemelere atayıp sonra onların kararlarını adaletin tecellisi olarak görüyor. Kavala meselesine hiç girmedim, çarpıtıldığı için. Ama gidişat bizi korkutuyor.  Yeni tayin edilen hâkim, alınan karara itiraz eden başka bir hâkimden farklı düşünüyor ama kararı yeni tayin edilen bir hâkim vermiş oluyor biz buna itiraz ediyoruz bu yüzden yarın seçim kurulları yasasında yapılan değişiklik neticesinde iktidarın menfaatlerini kollayacak hakimlerden endişe ediyoruz, açıkça söylüyorum. Bu memlekette hukuku üstün tutan hâkimler olamaz bunlar, eğer mahkemeler iktidar partisinin menfaatlerine zıt kararlar alıp itham altında kalmazlarsa bu ülkede adalet vardır ama karar verirken yetkililerin ağzına bakarak karar verirlerse orada adalet olmaz. Hâkimleri bu şekilde değiştirdikleri için Türkiye’de adalet olduğunu düşünmüyorum adalet mülkün temelidir buna inanıyorum ama ülkemizde hâkimler özellikle seçilip belli makamlara getiriliyor iktidarın istemediği kararlar alınmasın diye.

Ben Kavala’yı tanımam fikirlerini bilmem, merak edip araştırmadım da. Ama usule bakınca verilen kararların isabetli olamadığı gerçeği var. Bir hâkim ve yüzlerce hukukçu bunun yanlış olduğunu ifade ediyor. Nedendir bilinmez ama arada bir husumet olduğunu düşünüyorum ben. Dört yıllık tutukluluktan sonra casusluk suçu ile suçlanıyor. Ben bu yaklaşımda bir yanlışlık olduğu kanaatindeyim. Benim söylediğimi bir AKP’li söylüyor ve cezalandırılma yoluna gidiyorsa burada bir yanlışlık vardır, iktidar şaşırmış demektir. Ben olsam o partiden bugün istifa ederdim.

‘Herkes verdiği kararla ilgili hesap verecek’

Ben bugün Türkiye’de adalete güvenmiyorum. İktidarla ilgili karar verirken iktidarın gözünün içine bakarak karar veriyorlarsa ondan doğru karar çıkmaz güvenmem. Bugünler geçecek. Gerçeklerin tereddütsüz konuşulduğu günler gelecek. Hâkimler de hesaba çekilecek. Herkes verdiği kararla ilgili hesap verecek, her hâkim vereceği kararı vermeden önce düşünmek zorunda. Siz basit bir menfaat için fikrinizi kararınızı değiştirir yanlış karar verirseniz bunun hesabını verirsiniz, bunu hem hâkimlere hem onları tayin edenlere söylüyorum yetkililere rağmen bir hâkimin verdiği karar adalettir.”

Paylaşın

Kripto Para, 10 Yıl İçinde Geleneksel Yatırımları Geride Bırakacak

Kripto paraların geleceğine yönelik araştırmalar devam ediyor. Son olarak kamuoyu şirketi Bitstamp tarafından yapılan ankete göre, kripto para birimleri önümüzdeki 10 yıl içinde evrensel olarak kabul edilecek ve geleneksel yatırımları geride bırakacak.

Kuzey Amerika, Latin Amerika, Avrupa, Afrika, Orta Doğu ve Asya-Pasifik’teki 23 ülkeden 28 binden fazla yatırımcıyla yapılan ankette, kurumsal katılımcıların yüzde 88’i ve perakende yatırımcıların yüzde 75’i bu yönde görüş bildirdi.

Yine kurumsal yatırımcıların yüzde 80’i kriptoların geleneksel yatırım araçlarını geçeceğini söyledi. Yatırım profesyonellerinin yüzde 71’i ve günlük yatırımcıların yüzde 65’i kriptoya güvendiklerini kaydetti.

Anket, küresel düzeyde güvenin çoğunlukla gelişmekte olan ülkeler tarafından yönlendirildiğini ortaya koydu. Bitstamp, “Geleneksel finansal sisteme olan güvenin düşük olduğu yerlerde: örneğin, gelişmekte olan ekonomilerde, kriptoparaya güven yüzde 79’ken bu oran gelişmiş finansal piyasalarda yüzde 62” dedi.

“Dijital varlıklar benzeri görülmemiş oranda ilerliyor”

Bitstamp CEO’su Julian Sawyer, “Kripto ve diğer dijital varlıkların benimsenmesi benzeri görülmemiş bir oranda ilerliyor” dedi.

Pandemiden bu yana kripto paraya ilginin arttığını belirten Sawyer, “Anketimiz uzun zamandır savunduğumuz bir şeyi gösteriyor: Dijital varlıkların hayatta kalmasını sorgulamak kesin olarak bitti, şimdi soru evrimle ilgili” ifadelerini kullandı.

Bitcoin, geçen yıl Ekim ayında 61 bin dolar ile zirve seviyesini gördü ve sonrasında 39 bin dolara kadar geriledi. Anket ayrıca istikrarlı madeni paraların, NFT’lerin ve blok zincirinin perakende ve kurumsal yatırımcılar arasında güven kazandığını kaydetti.

“Düzenleme gerekli”

Ankette kripto yatırımının önündeki “önemli bir engelin” düzenlemeye olan güven olduğu belirtildi. Soruları cevaplayan perakende yatırımcıların neredeyse yarısı, kriptoyu ‘düzenlenmemiş’ olarak gördüklerini söyledi. Bitstamp, bu alanda güveni artırmak için daha güçlü düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.

Ülkeler son dönemle bu alanda yeni düzenlemeler kabul ederken, bu ayın başlarında, Avrupa Parlamentosu, kripto varlık sağlayıcıları için etkileşimde bulundukları sahipler hakkında bilgi toplamalarını gerektiren yeni izlenebilirlik kuralları lehinde oy kullandı. El Salvador geçen yıl Bitcoin’i resmi para birimi olarak kabul etmişti.

Paylaşın

DEVA Partisi, Seçime Kendi Adı Ve Logosuyla Girecek

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin seçimlere kendi adı ve logosuyla gireceğini açıkladı. Babacan duyuruyu önce sosyal medya hesabından “Demokrasi ve Atılım Partisi, önümüzdeki seçimlere kendi adıyla, kendi şanıyla, kendi logosuyla girme kararını almıştır” sözleriyle yaptı.

Ardından da partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında karara ilişkin konuştu. Babacan konuşmasında şunları söyledi:

“Belli ki Erdoğan seçim dönemini başlattı. Biz seçimlere hazırız. DEVA Partisi hazır. Ve biz kazanacağız. Kendisi gerilimi istediği kadar artırmaya çalışsın. Her seçim döneminde gererek, kutuplaştırarak seçim almaya çalışıyor. Biz bu seçim dönemini nefrete ve öfkeye teslim etmeyeceğiz. Huzur kazanacak. Aklına ne geliyorsa tek imzayla yapıversin. Bu otoriter rejimi değiştireceğiz. Ülkemiz derin bir nefes alacak.

Hükümetin kadrolu köşe yazarları, maaşa bağladıkları yorumcular koro halinde bağırmaya başladılar. Neymiş efendim, yeni kurulan partilerin işleri zorlaşmış. Kendi logolarıyla seçime giremeyeceklermiş. İttifak içinde olmak da anlamını yitirmiş. Siz bu rüyaları görmeye devam edin. Daha çok rüya göreceksiniz. Kardeşim, bizim kendimize güvenimiz tam. Milletimizin de bize güveni tam.

“Altılı masada verdiğimiz bütün sözlerin arkasındayız”

İlan ediyorum. Duymayan kalmasın. Demokrasi ve Atılım Partisi, önümüzdeki seçimlere kendi adıyla, kendi şanıyla, kendi logosuyla girme kararını almıştır. Daha önce söyledim, tekrar söylüyorum: Türkiye 1’den büyüktür. Türkiye kazanacaktır. Hodri meydan. Barajları yıkıp geçeceğiz.

Biz altılı masada bugüne kadar vermiş olduğumuz bütün sözlerin arkasındayız. Ortak çalıştığımız konularda, her türlü katkıyı vermeye de devam edeceğiz. O masada yer alan her partiyle iş birliği yaptığımız alanları genişletmek konusunda da güçlü bir iradeye sahibiz. Bunu herkesin bilmesini arzu ederim.

Ortak ‘cumhurbaşkanı’ adayı

Babacan gazetecilerin ortak cumhurbaşkanı adayıyla ilgili sorduğu soruya ise “Geçen pazar günü yaptığımız toplantının sonunda 6’lı partinin ortak cumhurbaşkanı adayının niteliklerini tarif ettik. Ortak aday çıkartılması seçimlerde başarı saplamak için çok önemli bir yöntem olacaktır. Birinci tercihimiz budur. Mutabakat sağlanamazsa diğer tercihlere bakılır. Bizim A planımız 6’lı masada bir ortak aday oluşturup, bir isim üzerinden mutabakatı sağlayıp ortak adayla, tek adayla seçimlere girmek. O sözümüzün arkasındayız.” cevabını verdi.

Paylaşın

Buğday Fiyatları Yüzde 40’tan Fazla Artacak

Dünya Bankası, Emtia Piyasaları Görünüm Raporu’nun Nisan 2022 sayısını dün (26 Nisan) yayınladı. “Ukrayna Savaşı’nın Emtia Piyasalarına Etkisi” alt başlığı ile yayınlanan rapor “savaş kaynaklı gıda ve enerji fiyat şoklarının yıllarca sürebileceği” uyarısında bulundu.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile başlayan savaşın emtia piyasalarında büyük bir şok yarattığını hatırlatan rapor, bu durumun küresel ticaret, üretim ve tüketim kalıplarını ve fiyatları 2024’ün sonuna kadar tarihsel olarak yüksek seviyelerde tutacak şekilde değiştirdiğini ifade etti.

Rapora ilişkin konuşan Dünya Bankası Adil Büyüme, Finans ve Kurumlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Indermit Gill de bunun “1970’lerden bu yana yaşanan en büyük emtia şoku” olduğunu söyledi:

“O zamanlarda da olduğu gibi, bu şok gıda, yakıt ve gübre ticaretinde kısıtlamaların artmasıyla daha da ağırlaşıyor.

“Bu gelişmeler, stagflasyon tehlikesini artırmaya başladı. Politika yapıcılar, ülke içinde ekonomik büyümeyi artırmak için her fırsatı değerlendirmeli ve küresel ekonomiye zarar verecek eylemlerden kaçınmalı.”

Savaşın da etkisiyle özellikle gıda ve enerji fiyatlarında beklenen artışların ele alındığı rapordan öne çıkanlar özetle şu şekilde…

Ham petrol fiyatları

Son 2 yılda enerji fiyatlarında yaşanan yükselişin “1973’teki petrol krizinden bu yana görülen en büyük artış” olduğunu vurgulayan rapora göre, petrol, doğalgaz ve kömürden oluşan enerji emtia fiyat endeksinin 2022 yılında bir önceki yıl ile kıyaslandığında yüzde 50,5 oranında artması, gelecek yıl ise yüzde 12,4’lük bir düşüş yaşaması bekleniyor.

Brent türü ham petrolün varil fiyatının bu yıl geçen yıla kıyasla yüzde 42 artış göstererek ortalama 100 dolar seviyesinde gerçekleşeceğini öngören Dünya Bankası raporu, bu rakamın 2013’ten bu yana Brent petrol fiyatının ulaştığı en yüksek seviyeyi teşkil edeceğinin altını çiziyor.

Aynı rapora göre, Brent petrolün varil fiyatının 2023 yılında yüzde 8 düşüşle ortalama 92 dolara gerilemesi bekleniyor.

Avrupa ve ABD özelinde de veriler paylaşan Dünya Bankası, bu yıl doğalgaz fiyatlarının Avrupa’da geçen yılın iki katı seviyesine çıkacağını, ABD’deki artışın ise yüzde 35 bandında seyredeceğini öngörüyor.

Buğday fiyatları

Birleşmiş Milletler’in (BM) 16 Nisan’da paylaştığı verilere göre, Ukrayna 24 Şubat’taki işgalden bu yana savaşta olduğu komşusu Rusya ile birlikte dünyanın buğday ve arpa ihtiyacının yüzde 30’unu, mısır ihtiyacının beşte birini, ayçiçek yağının ise yarısından fazlasını karşılıyordu.

Fakat işgalin pek çok şeyi olduğu gibi tarımsal üretimi de sekteye uğratması sebebiyle bu durumun gıda krizine yol açmasından korkuluyordu.

Dünya Bankası’nın bu bağlamda son yayınladığı raporda da, “buğday fiyatlarının yüzde 40’tan fazla artarak bu yıl nominal olarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşmasının beklendiği” ifade edildi.

Tarımsal ürünlerin fiyat endeksinin bu yıl yüzde 17,6 artmasının beklendiğine işaret eden Dünya Bankası, 2023’te yüzde 7,7’lik bir düşüş öngörüyor.

Rusya ve Ukrayna’nın büyük üreticilerinden olduğu gıda ürünleri ile üretim girdisi olarak doğalgaza bağlı gübre fiyatlarında da 2008’den bu yana en büyük artışın yaşandığını belirten Dünya Bankası raporu, çoğu emtia fiyatının 2022’de 2021’e kıyasla önemli ölçüde yüksek seyretmesinin ve orta vadede de yüksek kalmasının beklendiğini ifade ediyor.

Rapor ayrıca emtia fiyatlarının son 5 yıllık ortalamanın oldukça üzerinde kalacağının tahmin edildiğini, savaşın daha uzun sürmesi veya Rusya’ya ek yaptırımlar gelmesi halinde ise fiyatların öngörülenden daha yüksek seyredebileceğini ve daha değişken olabileceğini belirtiyor.

Afrika’daki fiyat artışları

Öte yandan, Afrika Kalkınma Bankası Başkanı Akinwumi Adesina da, Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Afrika kıtasındaki buğday fiyatlarının yüzde 60 oranında artış gösterdiğini açıkladı. Adesina, krizin gıda üretimini yüzde 20 azaltabileceğini ve 11 milyar dolar değerindeki gıda üretimi kaybının yaşanabileceğini dile getirdi.

Afrika kıtasındaki 25 ülke, ithal ettiği buğdayın üçte birinden fazlasını Rusya ve Ukrayna’dan karşılarken bazı ülkelerde bağımlılık oranı yüzde 90’ın üzerine çıkıyor. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansının (UNCTAD) yayınladığı rapora göre, kıtada Rusya ve Ukrayna buğdayına bağımlı olan çok sayıda ülke gıda kriziyle karşı karşıya.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu ‘Ya Bana Katılın Ya Yolumdan Çekilin’ Sözlerine Açıklık Getirdi

“‘Ya bana katılın ya yolumdan çekilin’ sözlerine açıklık getiren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Ben; bu ülkeyi seven, bu ülke için çaba harcayan, bayrağımızın dalgalanmasını isteyen, vatanına bağlı bütün kesimleri yol arkadaşım olarak kabul ettim ve onlara çağrı yaptım” dedi.

Haber Merkezi / CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Ankara’da basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Kılıçdaroğlu, grup toplantısında yaptığı “Ya bana katılın ya yolumdan çekilin” sözlerine ilişkin soruya, “Arkadaşlar, Türkiye’nin içinde bulunduğu şartları siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Adalet yok, hukuk yok demokrasi yok, Anayasa ayaklar altında… Bu ülkede herkes perişan vaziyette ama Saray’ın sesi bile çıkmıyor. Ülke neredeyse sahipsiz bir konumda. Dolayısıyla ben; bu ülkeyi seven, bu ülke için çaba harcayan, bayrağımızın dalgalanmasını isteyen, vatanına bağlı bütün kesimleri yol arkadaşım olarak kabul ettim ve onlara çağrı yaptım” şekline yanıt verdi.

“Vatanını satanlarla kavga etmemiz lazım dedim” diyen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Bu laf doğru mu? Evet, doğru. O zmana ben bunu seslendirmek, söylemek zorundayım. Bir davadan beraat ediyorsunuz, aynı dava tekrar açılıyor ve bu sefer müebbete mahkum ediliyorsunuz” ifadelerini kullandı. Kılıçdaroğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“Böyle bir Türkiye’yi siz ister misiniz? Ben istemem! Bunun için yurttaşlarımı uyarmak zorundayım. Ciddi bir sorunumuz var. Ekonomiye bakın, dış politikaya bakın, iç politikaya bakın, vatandaşa bakın… Milyonlarca çocuğun karanlığa mahkum edildiği Türkiye’de ben ne söyleyeyim! Acaba bu çocuklar okula nasıl gidiyorlar, bu çocuklar nasıl besleniyorlar, bu çocuklar nasıl banyo yapıyorlar? Bunu düşünen var mı? Efendim elektrikler kesildi…

Tek cümle ama bunun arkasında milyonlar var. Ben onların yaşadığı dramı yaşamak zorundayım o konuşmayı yapmak için. Ben o dramı yaşadım ve o konuşmayı yapmak benim hakkım. Ben bütün vatandaşlarımın sorunlarına sahip çıkmak zorundayım. Şunu da söylüyorum; Türkiye’nin çözülemeyecek sorunu yoktur ama var olan iktidar tek kişilik hükümet bu sorunu çözemez. Kapasitesi yok, birikimi yok ve çözemez! ”

Kılıçdaroğlu, açıklamalarını, “Bu sorunun çözülmesinin tek yolu var; demokratik yollarla sandığın gelmesi. O nedenle bütün arkadaşlarıma söyledim, eğer bunu istiyorsanız, yol arkadaşı olmak istiyorsanız buyurun gelin beraber yürüyeceğiz. Yok eğer biz mevcut düzenden memnunuz diyorsanız yolunuz açık olsun. Geniş kitleleri yanıma çekmeye, geniş kitlelerin sözcüsü olmaya, geniş kitlelerin dertlerini Mısır’daki sağır sultan duydu, Saray’dakinin de duymasını isterim. Bunun için yaptım.” sözleriyle sona erdirdi.

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi, Semra Güzel Başvurusunu Reddetti

Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasıyla ilgili yapılan iptal başvurusunu reddetti.

Haber Merkezi / AYM, HDP Milletvekili Semra Güzel’in yasama dokunulmazlığının kaldırılmasıyla ilgili HDP Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Saruhan Oluç tarafından yapılan başvuruya yanıt verdi.

Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasının Anayasa’ya ve TBMM İçtüzüğü’ne aykırı olduğunu öne süren Oluç’un başvurusu üzerine AYM tarafından yapılan değerlendirmede, “İleri sürülen gerekçeler ve ortaya konulan deliller ile kararların alınmasındaki usul ve süreç incelendiğinde dokunulmazlığın kaldırılmasının Anayasa’ya, kanuna ve TBMM İçtüzüğü’ne aykırı olmadığı anlaşılmıştır” denildi.

Anayasa Mahkemesi (AYM), bu gerekçelerle Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasının iptali talebinin oy birliği ile reddedilmesine karar verdi.

2017’de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin düzenlediği hava operasyonunda öldürülen PKK üyesi Volkan Bora’nın cep telefonunda yapılan incelemede Semra Güzel ile birlikte çektirdikleri fotoğraflar kamuoyuna yansımıştı.

Fotoğraf nedeniyle Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılması için fezleke hazırlandı ve TBMM Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyon’a gönderilmişti. Daha sonra Semra Güzel’in dokunulmazlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda yapılan oylamayla kaldırılmıştı.

Paylaşın

Akşener’den Dikkat Çeken Altılı Masa Açıklaması

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, 6 siyasi partinin farklı vaat ve tavırları olduğunu belirterek, “6 siyasi parti olarak buluşmamızın ortak noktası budur. Siyasette vaatlerimiz, tavırlarımız farklı ama tüm farklılıklarımıza rağmen Türkiye için ortak görüşlerimiz var” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Mesela güçlendirilmiş parlamenter sistemin esasları hakkında fikir birliğine sahibiz. Rantı, hırsızlıkları engellemek için siyasi ahlak yasası çıkarılması için fikir birliğine sahibiz.” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında, Gezi Davası kararlarına da tepki gösteren Meral Akşener, “Gezi direnişi, Türk Gençliği için, yalnızca bir protesto değildir. Aynı zamanda, millî şuurun da, ayağa kalkmasıdır. Atalarından aldıkları yetkiyle, derde düşen milletin, gözünü açma mücadelesidir” dedi.

Akşener, konuya ilişkin açıklamasını, “Kafa yapısı özgürlüğe, milli birliğe, hukuk devletine, gönlü de vatan sevgisine yabancı olan Sayın Erdoğan’ın, Gezi direnişine, iyi gözle bakmasına imkan yoktur. Bu sebeple, “Gezi” kelimesinden hep korkmuştur. Bu sebeple, rayından çıkartmak için, elinden geleni yapmış ve başarmıştır. Bu sebeple, bugün bile, âdeta yemin etmiş gibi, şahsi bir intikam kovalamaktadır” ifadeleriyle sürdürdü.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Akşener’in açıklamalarından öne çıkan kısımlar şöyle;

“Sınırları eleğe memleketi hendeğe çevirip milletimizin kendi vatanında yabancı hissetmesi isteniyor. Bütün bunlar bir tek adamın iktidarı sürebilsin diye gözümüzün içine baka baka yapılıyor. Bugün vatan topraklarımız türlü yağmanın ve peşkeşin içinde satılıyor. İktidar, iktidarda kalabileceği her bir gün adına Anadolu’yu rehin ediyor. Ürününü, mahsulünü, toprağını rehin ediyor. N

itekim dünün Duyun-i Umumiye memurları bugün artık Varlık Fonu’nda Toki’de Merkez Bankası’nda ve Hazine’de geziyor. Bugün milli egemenliğimiz varaklı koltuklarında oturabilsin diye parçalanıyor. Kime şirin görünmek istiyorlarsa ona yaranmak için devletin yetkilerini açıkça hiçbir ar duygusu göstermeksizin satıyorlar. Kimi zaman Meclis’imizden gasp ettikleri kanun yapma yetkisini, kimi zaman en son örneğini Kaşıkçı Davası’nda gördüğümüz hukuk yetkisini satıyorlar.

Bugün büyük ve kronikleşmiş derin bir devlet krizinin içerisindeyiz. Hukuk ve adaleti tek parola yapmak, demokrasiyi tam ve kamil olarak sağlamak için kullanmak mecburiyetindeyiz. Dün 1920’lerin tarihsel eşiğinde önümüzdeki imtihan buydu. Bugün de imtihanımız budur. 6 siyasi parti olarak buluşmamızın ortak noktası budur. Siyasette vaatlerimiz, tavırlarımız farklı ama tüm farklılıklarımıza rağmen Türkiye için ortak görüşlerimiz var. Mesela güçlendirilmiş parlamenter sistemin esasları hakkında fikir birliğine sahibiz. Rantı, hırsızlıkları engellemek için siyasi ahlak yasası çıkarılması için fikir birliğine sahibiz.

‘Son 10 yılda 700 kat artmış’

23 Nisan’ın Çocuk Bayramı olarak kutlanması Atatürk’ün çocuklara verdiği değerden kaynaklanır. Çocuk hep gülsün mutlu olsun istediğimizdir. Zorlandığında kolayı gösterdiğimiz, kendi ayakları üzerinde durabilmesi için cesaretlendirdiğimizdir. Atatürk daha o yıllarda çocuklarımızın ne kadar önemli ve değerli olduğunu gördüğünden yalnızca çocuklara özel bir günü Meclis’in kuruluş günüyle özdeşleştirerek bayram olarak kutlanmasını istemiştir.

TÜİK’in 5’inci Çocuk İş Gücü Araştırması sonuçlarına göre Türkiye’de ekonomik faaliyette çalışan 5-17 yaş grubundaki çocukların sayısı 720 bin. Okullarını terk etmek zorunda kalan çocukların sayısı da fazla. Kayıt dışı çalışan, adlarına çırak diyerek sorumluluktan kaçtığımız 2 milyona yakın çocuğumuz var. Makul bir gelecek kurmaktan yoksun bırakılan, gelişimi ihmal edilmiş çocuklarımız var. Peki çocuk gelinler?

TÜİK’e göre son 10 yılda 381 bin 418 kız çocuğumuz evlendirildi. Ne acıdır ki cinsel, fiziksel ve duygusal istismardan koruyamadığımız çocukların sayısı son 10 yılda 700 kat artmış. 1921 yılında Çocuk Esirgeme Kurumu’nu kurarak yetim çocuklarımıza kol kanat geren o kapsayıcı devlet anlayışının bu kadar uzağındayız. Atatürk’ün çocuklarımıza verdiği değerin bu kadar uzağındayız.

Bay kriz ve arkadaşlarının ülkemizi içine düşürdüğü ekonomik kriz milletimizi 100 liralık bakkal çekine muhtaç ediyor. Liyakatsiz kadroların elinde milletimiz her gün çile çekiyor. Geometri kitabı yazmış bir baş öğretmenin kurduğu ülkemiz 4 işlemi bile bilmeden ekonomi yöneten bir çapsızlığın vesayetinde perişan oluyor. Bu yönetim anlayışın artık ne milletimize ne de memleketimize verecek hiçbir şeyi kalmadı. Hal böyle olunca da bay kriz ve arkadaşları saçmalama konusunda birbirleriyle yarışır hale geldi.

“‘Yürütmeyeceğiz, yürüttürmeyeceğiz’ diyemiyor”

Mühendis ihraç edip, çoban ithal ediyorlar. Doktor ihraç edip, maraba ithal ediyorlar. Kendi gençlerini yoksulluğa mahkum edenler kendi ülkelerini mülteci kampına dönüştürüyorlar. Bugün her 10 evden birinin elektriği kesik. 1 milyon hanenin de doğal gazı kesik.

Enerji Bakanı çıkıp göğsünü gere gere nisan sonu itibariyle 278 bin abonenin elektriğinin kesik olduğunu söylüyor. Memleketin okumuş gençleri her fırsatta iteklenip akın akın yurt dışına gitmek zorunda bırakılırken Ulaştırma Bakanı çıkıp ‘bugün yurt dışına mühendis ihraç eder hale geldik’ diye övünüyor. Ulaştırma Bakanı’nın patronu da doktorlara ‘defolun gidin’ diyor. Niye bunu dediğini anlamamıştım ihracat rakamlarını çoğaltmak istiyormuş adam.

Görevi memlekette elektriksiz, doğal gazsız hane bırakmamak olan bakan yaklaşık 1 milyon vatandaşımızın elektrikten yoksun olduğunu söylüyor. En acısı da ülkemizdeki elektriği kesik tüm abonelerin faturalarının toplamı 2 holdingin silinen borcu kadar etmiyor. Asgari ücretliler, emekliler açlık sınırının altında hayatta kalmaya çalışıyor ama ışıltılı gözleri, bir türlü tutmayan plan ve programlarıyla Türk siyasi tarihine şimdiden kara bir leke olarak geçen Bakan Nebati ‘gerekirse gemileri karadan yürütür hedefimize ulaşırız’ diyor. Artık ‘yürütmeyeceğiz, yürüttürmeyeceğiz’ diyemiyor.

Neymiş gemileri karadan yürütecekmiş bu söz ne yaptığına dair en küçük bir fikri bile olmayan liyakatsiz bir bakanın Fatih Sultan Mehmet üzerinden hamaset yaparak acınası bir şekilde durumu idare etme çabasıdır. Kırşehir’de girdiğim birçok dükkanda ışıklar açık değildi. Artan elektrik faturaları esnafımızı böyle bir uygulamaya zorlamış.

Sandık ufukta belirdi. Türkiye’yi Cumhuriyet değerlerimizle yeniden buluşturmaya geliyoruz. Millet iradesinin önünde hiçbir güç duramaz. AK Parti’nin insanlarımızı ayrıştırıp düşman oluşturma siyasetinin bir parçası olarak 27 Mayıs 2013 tarihinde İstanbul’da ağaçların sökülmesiyle başlayan olaylardan bugüne 9 yıl geçti. Ağaçların sökülmesi bardağı taşıran son damlaydı. Bu yıla gelinceye kadar iktidarı yönetenlerin ağzından Atatürk’ün ailesine, Cumhuriyet’in değerlerine, Atatürk ve İsmet İnönü’ye ‘2 ayyaş’la o bardak doldu. Ağaçların sökülmesiyle de bardak taştı.

Bu 9 yıllık sürecin her bir anı müstemleke valisi ülke yöneten bir zihniyetin kararları ve bir rantiye oligarşisinin uygulamalarıyla geçti. Gezi, başlangıcından bay krizin türlü provokasyonlarıyla rayından çıkarmasına kadar geçen süreçte ülkücüsünden solcusuna dindarından sekülerine kadınından erkeğine gençlerimizin yaklaşık 10’uncu yılında olan müstemleke rejimine karşı bir duruş, bir direniştir.

Türk gençlerinin bu direnişi AK Parti’nin FETÖ ile el ele verip milli egemenliğimize kast etmesine karşı yapılmıştır. Cumhuriyetimizi tek bir adama mahkum etmek isteyenlere karşı adeta bir duvar olmuştur. Gençlerimiz uğruna ölecekleri vatanları Sayın Erdoğan’ın inşaat baronlarına peşkeş çekilmesin diye gurur duydukları devletleri bir grup meczubun elinde parçalanmasın diye çok sevdikleri Türk milletinin geleceği tehlikeye düşmesin diye bu direnişi gerçekleştirmiştir.

‘Kahrolsun istibdat yaşasın hürriyet’

Gezi, Türk gençliği için yalnızca bir protesto değildir milli şuurun da ayağa kalkmasıdır. Kafa yapısı özgürlüğe, milli birliğe, hukuk devletine gönlü de vatan sevgisine yabancı olan Sayın Erdoğan’ın Gezi Direnişi’ne iyi gözle bakmasına imkan yoktur. Bu sebeple Gezi kelimesinden hep korkmuştur. Bu sebeple rayından çıkartmak için elinden geleni yapmış ve başarmıştır.

Bugün bile adeta yemin etmiş gibi şahsi bir intikam kovalamaktadır. Bugün, milletimizin her bir ferdinin keyfi kararlarla düşman ve hain ilan edildiği, siyasetin, farklılıkların bir fare tuzağına hapsedildiği, garibanın kuru ekmeğe mahkum edildiği adına da ‘partili cumhurbaşkanı sistemi’ denilen bir istibdadın içindeyiz. Hiçbir gayrimeşruluktan yasallık üretilemez.

Şanlı tarihimizin her dönemi ‘Yaşasın hürriyet kahrolsun istibdad’ diye haykıran cesur vatan evlatlarıyla doludur. Saray tiyatroları ile galası yapılan Osman Kavala Davası, binlerce yargı trajedisinden yalnızca biridir. Yasama ve yürütmenin yanında yargı yetkisinin de Saray şımarıklarının nargile masalarına çerez edildiğinin bir başka kanıtıdır.

Erdoğan aklınca beylik laflar ettiği Rahip Brunson Davası ile neredeyse kendisini savcı ilan ettiği Kaşıkçı Davası’na milletin yargı egemenliğini satmasının sadakasını dün vermiştir. Meselemiz Osman Kavala değildir. Kavala, mevcut yasalarla zaten aklanmış mahkeme bunu kabul etmiştir. Meselemiz bugün her bir ferdin engellenemez temel haklarının elinden alınmasıdır. 1908’de istibdada karşı koyan ruh neyse Gezi de odur. Demokrasi için seferber olan o günün Türk gençleri neyse ağacına, parkına sahip çıkan Gezi’deki Türk gençleri de odur. Kahrolsun istibdat yaşasın hürriyet.”

Paylaşın

Yeni Kömür Santrali Projelerinin Yüzde 74’ü Türkiye’de

Dünya genelinde enerji projelerini izleyen sivil toplum kuruluşu Global Energy Monitor’ın (GEM) yeni raporuna göre kömürden uzaklaşmaya devam eden Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkeleri arasında kömürle işleyen yeni bir termik santral projesi planlamayanların oranı yüzde 86. Bu ülkelerden sadece altısı yeni kömür projesi planlıyor. Bunlar Türkiye, ABD, Avustralya, Polonya, Meksika ve Japonya.

Ancak projelerin gerçekleşmesi gittikçe zorlaşıyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) ve Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) gibi kurumların çalışmaları yeni kömürlü santrallere onay verilmemesi gerektiğini ve var olanların 2030 yılına kadar terk edilmesi gerektiğini söylüyor.

GEM, bu altı ülkeye ilişkin yeni projelerin kağıt üstünde varlığını sürdürmesine karşın gerçekleşmesinin zor olduğunu belirtiyor. Raporda Türkiye’nin OECD ülkelerinin tümünde planlanan yeni projelerin yüzde 74’üne ev sahipliği yaptığı belirtiliyor. Türkiye kömür santrali projeleriyle dünya çapında en fazla kapasite artışının planlandığı altıncı ülke konumunda.

Raporda “hükümetin kömür dostu politikalarına rağmen” kömür projelerinin kamuoyunda ciddi tepki alması, yasal mücadele ve finansmanında yaşanan sıkıntılar nedeniyle projelerin iptal edildiği not ediliyor.

Bunların sonucunda Türkiye’de 2021 yılında iptal edilen toplam kömürlü termik santrali kapasitesinin 10,6 gigawatt (GW) olduğu belirtiliyor. 2010’dan bu yana iptal edilen toplam kapasite 87 GW seviyesinde.

Raporda, Türkiye’de inşaat ve projelendirme konularında ilerleme kaydeden santrallerin uluslararası fonlamaya bağımlı olduğu ve projelerin gelecekte fon bulma sıkıntısının devam edebileceği paylaşılıyor.

Projelerin gerçekleşmesi gittikçe güçleşiyor

Çin, kömürlü termik santrallerin Türkiye dahil uluslararası finansmanında en aktif ülkelerden biriydi.

Çanakkale Lapseki’ye yapılması planlanan ve bölge halkının mücadelesiyle rafa kalkan Kirazlıdere Termik Santrali’nin mühendislik, satın alma ve inşaat işleri Çinli Energy China şirketine verilmişti.

Adana’da yapımı devam eden Hunutlu Termik Santralinin Çin’in finansmanıyla 2021 sonunda faaliyetlerine başlaması planlanıyordu.

Raporda kamuoyu baskısıyla iptal edilen projeler arasında Çayırhan B, Ayas Yumurtalık, Ağan ve HEMA Amasra termik santral projeleri sıralanıyor.

Enerji Bakanlığı’nın “kemiksiz yatırımın” ilk örneği olarak sunduğu Çayırhan B’nin yapımı ve ihalesi için tüm izinler alınmış olmasına rağmen iptalinin dikkate değer olduğu belirtiliyor.

Çin, Eylül ayında yurt dışındaki kömür projelerini fonlamayı durduracağını açıklamıştı.

Global Energy Monitor’ün kömür program yöneticisi Christine Shearer, Eylül ayı itibarıyla Çin’in 20 ülkede 44 yeni okyanus ötesi kömür santralini finanse etmeyi düşündüğünü belirtmişti.

Buna karşın Helsinki merkezli Enerji ve Temiz Hava Araştırmaları Merkezi (CREA) tarafından yayımlanan yeni bir rapora göre Eylül’den bu yana Çin’in fonladığı 15 adet (12,8 GW) kömür projesi iptal edildi.

Bakan Yardımcısı ve İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Mehmet Emin Birpınar, kömürün yenilenebilir enerjiye göre birim maliyetinin gittikçe arttığını ve bu projelere yatırımcı bulunamadığını anlatmıştı.

Birpınar, Türkiye’de yeni kömür santrali yapılmasının planlanmadığını söylemiş ve 2 yıldır hiç yeni müracaatın yapılmadığını belirtmişti.

Dünya genelinde durum ne?

Rapora göre dünya çapında bugün 79 ülkede 2,400’den fazla faal kömürlü termik santral bulunuyor ve bunların toplam kapasitesi 2,100 gigawatt (GW) civarında. Yapım aşamasındaki 189 santralle bu kapasiteye 176 GW daha ekleniyor. Planlanan 296 yeni kömürlü termik santral projesi de 280 GW’lik kapasite artışı sağlıyor.

Bununla birlikte Kasım 2021’de düzenlenen COP26 iklim zirvesinin de etkisiyle geçen yıl kömürden çıkışta bir ivme sağlandı. Zirvede kömürden tamamen çıkış yerine kömürün aşamalı olarak azaltılması kararı tartışma yaratsa da rapora göre, kapanış tarihi belirlenen kömür santrallerinin sayısı geçtiğimiz yıl iki katına çıkarak 750’ye; kapasitesi de 550 GW’a yükseldi.

Bugün herhangi bir çıkış tarihi belirlenmemiş ya da ‘net sıfır’ taahhütleri kapsamına alınmamış faal santrallerin sayısı 170. Toplam 89 GW kapasitedeki bu santraller, tüm kurulu kömür gücünün yüzde 5’ini oluşturuyor.

Buna karşın 2021’de pandemi sonrası toparlanmanın etkisiyle faal kömür santrallerinde 18,2 GW’lık bir kapasite artışı yaşandı. Yeni lisans verilen 45 GW’ın yarısından fazlası (yüzde 56) Çin’den kaynaklandı.

Rapor, 2021 sonunda 20 ülkede yapım aşamasında olan 176 GW kömür kapasitesi olduğunu belirtiyor ve bunun yüzde 52’sinin Çin’de olduğunu söylüyor.

Rapor, kömür kapasitesindeki artışın 2021’deki azalışı geride bıraktığını ve toplam kömürlü santral kapasitesinin yaklaşık yüzde 1 oranında arttığını belirtiyor.

Reuters’a konuşan GEM araştırma analisti Flora Champenois, bunun küçük bir oran olduğunu ancak dünyanın kömür kullanımında yükselişe değil ciddi bir azalışa ihtiyacı olduğunu söylüyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Cumhur İttifakı, Kürt Oylarını Nasıl Etkilemek İstiyor?

Millet İttifakı’nın Kürt oylarını yanına çekmeye, Cumhur İttifakı’nın ise Kürt oylarını etkisizleştirmeye çalışacağını söyleyen Mesut Yeğen, AKP iktidarının HDP’nin kapatılması ve buna eşlik edecek adımlarla bu oyların seçimler üzerindeki etkisini nötralize etmeye çalışacağını söyledi.

Almanya’nın saygın düşünce kuruluşlarından Bilim ve Siyaset Vakfı (SWP) tarafından yayımlanan analizde, yaklaşan 2023 seçimleri nedeniyle yeniden Türkiye siyasetinin gündemine taşınan Kürt meselesi ile ilgili çarpıcı tespitler yer aldı.

Uzun yıllardır Kürt meselesi üzerine yürüttüğü akademik çalışmalarla tanınan Mesut Yeğen tarafından kaleme alınan analizde, Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve seçmenlerinin, 2023 seçimlerinin sonuçlarını belirleyecek önemde olduklarına dikkat çekildi, bunun Türkiye siyasetinde yol açacağa değişim mercek altına alındı.

Değişim süreciyle ilgili olarak DW Türkçe’den Deger Akal’ın sorularını yanıtlayan Yeğen, iktidar ve muhalefet bloklarının seçimi kazanmak için yürüttükleri mücadelede HDP ve Kürt seçmenleri konusunda izleyecekleri stratejiler, atmaya hazırlandıkları muhtemel adımlar hakkında dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.

Muhalefetin oluşturduğu ittifakın Kürt oylarını yanına çekmeye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın MHP ile Cumhur İttifakı’nın ise Kürt oylarını etkisizleştirmeye çalışacağını söyleyen Yeğen, AKP iktidarının HDP’nin kapatılması ve buna eşlik edecek adımlarla bu oyların seçimler üzerindeki etkisini nötralize etmeye çalışacağını anlattı.

Çalışmalarını, SWP bünyesindeki Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Merkezi’nde (CATS) sürdüren Mesut Yeğen’e yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:

SWP için yazdığınız analizde, 2023 seçimleri yaklaştıkça Kürt sorununun yeniden Türkiye siyasetinin gündemine taşındığına, seçimlerde HDP’nin ve seçmenlerinin, sonuçları belirleyebilecek kilit bir konumda olacağına dikkat çekiyorsunuz. Seçimler öncesindeki siyasi tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz, HDP neden önemli?

Mesut Yeğen: HDP’yi belirleyici yapan işin matematiği. Hem 2019 yerel seçimlerinin işaret ettiği, hem de kamuoyu yoklamalarının gösterdiği, bir seçmen dağılımı aritmetiği var. Cumhur İttifakı dediğimiz AK Parti-MHP bloku, yüzde 40 ile 45 arasında değişen bir oy oranına sahip, bu oran yüzde 40’a doğru çekiliyor yavaş yavaş. Bunun karşısında, merkezinde CHP ve İyi Parti’nin olduğu Millet İttifakı var. Bu ittifakın da oy oranı yüzde 40 civarına sabitlenmiş durumda. Geride yüzde 20’lik bir kesim kalıyor, bunun bir çeyreğini Millet İttifakı ile hareket etmeye hazır görünen, AK Parti’den kopmuş muhafazakarlar oluştururken, yaklaşık yüzde 13 kadarını da HDP, Kürt oyları oluşturuyor. Millet İttifakı eğer AK Parti’den uzaklaşmış muhafazakarları ve HDP’li Kürtleri de yanına çekerse, o zaman neredeyse pürüzsüz bir şekilde seçimleri kazanacak gibi görünüyor. Ancak muhalefetin gördüğünü, gayet tabii ki iktidar da görüyor…

Peki bu durum Erdoğan’ın stratejisini nasıl etkiliyor?

Muhalefet bloku, bu aradaki yüzde 20’lik kesimi yanına çekmek için elinden geleni yaparken, iktidar da bu yüzde 20’nin muhalefete katılmaması için elinden geleni yapıyor… İşte bu aritmetik dağılım, seçimler öncesinde her iki blokun merkez aktörlerini Kürt meselesine, HDP’ye ilişkin tutumlarını gözden geçirmeye sevk etmiş durumda. Tarafların bu pozisyon değişikliğinin nihai amacı da Kürt meselesinde demokratikleşmenin önünü açmak değil, seçimleri kazanmak. Millet İttifakı Kürt oylarını yanına çekmeye, Cumhur İttifakı ise Kürt oylarını etkisizleştirmeye, bu oyların seçimler üzerindeki etkisini nötralize etmeye çalışıyor. Ana stratejiler bunlar.

İktidarın HDP’yi etkisizleştirme stratejisinden söz ettiniz. Size göre bu amaçla atabilecekleri adımlar neler olabilir?

AK Parti, hatırlarsanız 2019 öncesinde sadece HDP’lileri, PKK’lıları değil, bütün bir Kürt kimliğini kriminalize eden bir siyaset izledi… Şimdi ise Erdoğan, Kürt sorunundaki pozisyonunu revize ederken çok daha karmaşık bir siyaset izliyor. Asıl amacı, HDP oylarının seçim sonuçlarına etkide bulunmasını engellemek. Erdoğan’ın planı, farklı enstrümanları içeren daha karmaşık bir plan. Bu planın en başında HDP’nin kapatılması geliyor. Bu dava hızla ilerliyor ve büyük bir ihtimalle bu yazın sonunda karar çıkmış olacak. Yanılabilirim ama büyük bir ihtimalle HDP kapatılacak. Büyük bir ihtimalle de 500’e yakın HDP’li siyasetçi, siyaset yasağı alacak. Bu sonucun oluşmasını önlemenin tek yolu, HDP’nin kendisini feshetmesi ve başka bir partiye katılmasıdır. Ama HDP bunu yapar mı yapmak ister mi bilmiyorum…

Peki HDP’nin kapatılması durumunda, bu önümüzdeki seçimlerin sonuçlarını nasıl etkiler?

Parlamento seçimlerine çok önemli bir etkisi olur, AK Parti ve MHP’yi çok rahatlatır. Yapılan hesaplar, bugünkü oy oranıyla seçime girdiği takdirde HDP’nin 80 civarında belki de 100’e ulaşabilecek sayıda milletvekili çıkarabileceğini gösteriyor. Bu da Cumhur İttifakı için parlamentoda çoğunluğu imkansızlaştıran bir durum. Dolaysıyla HDP’nin kapatılması parlamento seçimleri bakımından Cumhur İttifakı açısından çok önemli bir netice doğurur. Ama HDP’nin kapatılması aynı zamanda HDP’lileri, Kürt seçmenlerini, neredeyse fire vermeden muhalefetin adayına oy vermeye sevk edebilir. O itibarla, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybetmesini daha da kolaylaştırabilir… Bu nedenle büyük bir ihtimalle HDP’nin kapatılmasına başka adımlar da eşlik edecektir. Bunların da işaretlerini almış bulunmaktayız…

Nedir bu işaretler? HDP’nin kapatılmasına ne tür adımlar eşlik edebilir?

Bunlar bir yandan manipülatif diğer yandan da Kürtlerin kendilerini iyi hissetmesini sağlamaya matuf, daha kapsayıcı adımlar olabilir… Manipülatif adımlar daha çok HDP kadroları arasında ikilikler oluşturmak şeklinde olur. Ki onun bir örneğini Erdoğan’ın Öcalan ile Demirtaş arasında gerilim olduğuna dair açıklamaları oluşturuyor. “Demirtaş Öcalan’a hesap vermek zorunda olacak” türünden söylemlerle bu süreci başlattılar ki, bunun arkasının da geleceğini düşünüyorum. Sadece Öcalan ile Demirtaş arasında değil, Demirtaş ile HDP, HDP ile Kandil arasında problemler olduğu yönünde kamuoyu oluşturularak manipülatif adımları atacaklardır. Sadece bunlar da değil, bölgede HDP kapatılırsa, HDP’nin oylarına bir şekilde talip olacak, HDP’yi ikame edecek ama AK Parti için büyük sorun teşkil etmeyecek  yeni inisiyatiflerin, siyasi oluşumların önünü açmak isteyeceklerdir. Bunların da işaretlerini yavaş yavaş vermeye başladılar. Son olarak da kapsayıcı adımlar atacaklardır, buna hazırlandıkları bilgisi var.

AKP’nin Kürt seçmenlerin oylarını kazanmaya dönük, daha kapsayıcı adımlar da atabileceğini söylediniz. Bununla kastettikleriniz neler? 

AK Parti, Kürtçe seçmeli ders hakkının kitlesel olarak kullanılmasının önünü açmış durumda. Bildiğim kadarıyla partinin bazı genel başkan yardımcıları son dönemde, 5-6 aydır sürekli bölgede, bölgedeki kanaat önderleri ile görüşmeler yapıyorlar. Bu görüşmelerin bir şey üretmesini beklemiyorum ama bu görüşmeler kulaktan kulağa şu fikrin yayılmasına yol açıyor: “AK Parti, Kürt meselesinde mevcuttakinden başka bir şey yapmaya çalışıyor. Bu işi CHP’nin İyi Parti’nin halledeceği yok hallederse yine Erdoğan halleder.” İşte AK Parti’nin ileri gelenleri bölgede bu yönde fikir oluşturmaya çalışıyorlar anladığım kadarıyla…

HDP’nin kapatılması, Erdoğan’ın söz ettiğiniz adımları atması, Cumhur İttifakı’nın yeniden seçimi kazanması için yeterli mi? İstediği sonucu alabilir mi?

Bu adımları atıyor, atmaya hazırlanıyor olması, bunlardan istediği sonucu alacağı, başarılı olacağı anlamına gelmiyor. Bunda HDP yönetiminin takınacağı tavır da önem taşıyor. Eğer parti kapatıldıktan sonra, HDP yönetimi bütünlüğünü korursa, Erdoğan sonuç alamayabilir. Eğer HDP yönetiminin, seçmenlerini bir yerden bir yere sevk etme yeteneği azalır, bunu yapamaz hale gelirse, HDP seçmeninin bir bölümünün sandığa gitmemesi söz konusu olabilir… Bu da Erdoğan’ın işine yarayabilir. Bence bu aşamada bu olası görünmüyor. Ama diğer yandan şunu aklımızda tutalım, seçimlere daha zaman var ve bunlar ancak şimdi görebildiğimiz adımlar, büyük ihtimalle buna benzer pek çok adım bir yerlerde planlanıyordur. Nitekim Irak’a yönelik son askeri operasyonun nasıl kullanılacağını bilmiyoruz…

Pençe-Kilit Operasyonu’ndan söz ediyorsunuz. Bunun iktidar tarafından ne şekilde kullanılabileceğini düşünüyorsunuz? 

Şu ana kadarki işaretlerden iki şekilde kullanılabileceğini görüyoruz. Birinci olasılık bundan Cumhur İttifakı’nın, devletin, bir başarı hikayesi çıkarması. “Nihayet artık PKK’yı Türkiye’ye giriş yapamayacak duruma getirdik” şeklinde… Ki buna yakın bir pozisyon oluşmuş durumda…

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, “Operasyonun başarıyla tamamlanmasıyla hudut hattını tamamen kilitleyeceğiz. Teröristlerin sınırlarımıza girmesi mümkün olmayacak” dedi…

Evet. Bu aslında tamamıyla yanlış da değil…. Türkiye ordusunun Kandil’e ulaşması zor ama Kandil ile diğer yerler arasındaki bağlantıyı koparmak istiyor belli ki. Bunun bir kısmını onlarca karakol ve üs kurarak zaten yapmış durumdaydı, şimdi onun devamı yapılmak isteniyor… Bunu bir başarı hikayesi olarak kamuoyuna anlatabilirler. Ama şunu da yapabilirler. Bu operasyonu yaz mevsimine kadar devam ettirip, seçimlere kadar asayiş eksikliği hissiyatı yaratabilirler… Ama daha ziyade ilkinin olacağını düşünüyorum…

Bu tür operasyonlar başladığında, PKK tarafından da açıklamalar yapılıyor. Basında çıkan haberlere göre  Murat Karayılan, “Bu Kürt halkı için ölüm-kalım savaşı derken”, Duran Kalkan, Irak’ta yaşananı “ölüm kalım savaşı” olarak nitelendirdi, operasyonların devam etmesi halinde de “savaşı” Türkiye’ye, metropollere yayma tehdidinde bulundu. Siz bunu olası görüyor musunuz ? 

Yapabileceklerini düşünmüyorum çünkü Türkiye Kürtlerinin PKK’nın silahlı faaliyetlerine itirazı var. Onay bulmadıkça da bunun olmasına ihtimal vermiyorum, onay da uzun zamandır yok. Kürtler 1999’da aslında ilk kez silahlı faaliyetlerin bitirilmesi gerektiğine kani oldular hem kitle hem kadro itibarıyla. Ondan beri bu işin uzatmaları oynanıyor, o nedenle yapma kabiliyetleri olsa da, siyaseten bunu yapmaya cüret edeceklerini zannetmiyorum. HDP daha önce olmayan bir kararlılıkla bütün bu faaliyetleri kınıyor artık, Türkiyeli Kürtler de buna itiraz ediyor. … Bir de şunu görmek de lazım, PKK bunu gerçekten yapacak olursa bu HDP’nin değil, Cumhur İttifakı’nın işine yarar, seçim bazlı düşünürsek…

Erdoğan’ın geçmişten bugüne siyasi söylemlerine baktığımızda, Kürt meselesiyle ilgili çok farklı, çelişen açıklamaları oldu. Son olarak, “Türkiye’de Kürt sorunu yoktur. Bu bu işi çoktan çözdük, aştık, bitirdik” dedi. Siz bu söylemi nasıl yorumluyorsunuz? 

Kürt sorununun çözülmediğinin en temel göstergesi HDP hakkındaki kapatma davası ve büyük bir ihtimalle de kapatılacak olması. HDP tarafından temsil edilen fikirler ve görüşlerin Anayasaya uygun bulunmaması, memleketin en az yüzde 15’inin Anayasa tarafından kapsanmıyor olduğu anlamına gelir. Zaten bu tür sorunlar öyle tereyağından kıl çeker gibi, askeri operasyonlarla da bitmez…. “Kürt sorunu bitti” diyenler, buna kendileri de inanmıyor. Aslında söyledikleri, “şiddet kısmını bastırdık, etkisizleştirdik” anlamına geliyor. Yanlış değil, orası doğru. Ama bu siyaseten sorunun bittiği anlamına gelmiyor, yüzde 15’lik HDP oyu var. Tüm kamuoyu yoklamaları, HDP’li Kürtlerin tamamının, AK Parti ve diğer partilere oy veren Kürtlerin de büyük bir kısmının, mevcut anayasal sisteminin olanak sağladığının dışında, anadilde eğitim, yerelleşme gibi talepleri olduğunu gösteriyor…

Seçimler öncesinde, CHP’nin ve Millet İttifakı’nın da Kürt seçmenlerin desteğini kazanmaya dönük çabaları var. Altı muhalefet partisinin üzerinde uzlaştıkları metinlerde, yaptıkları açıklamalarda, HDP seçmenine de mesajlar verdikleri görülüyor. Sizin gözlemleriniz neler? 

2016’da dokunulmazlıkların kaldırılması için oy kullanarak HDP milletvekillerinin cezaevine girmesinin önünü açan CHP, bugün Kürt meselesinde, müttefiki İYİ Parti’yi ittifaktan ve CHP’li ulusalcıları da CHP’den uzaklaştırmayacak kadar liberal, demokratik bir tutum alıp, HDP’li Kürtleri yanına çekmeye çalışıyor. Kılıçdaroğlu, Kürt sorununa çözüm için bildiğiniz gibi “muhatap HDP’dir” açıklamasını yaptı ve bütün kriminalizasyon çabalarına rağmen HDP’yi muhatap olarak gördüğünü söyledi… HDP’li seçmenleri yanına çekmeye çalıştıklarını ayrıca CHP’li milletvekillerinin Demirtaş’ı ziyaret etmesinden, Kılıçdaroğlu’nun hem Mithat Sancar hem Pervin Buldan ile görüşmesinden anlayabiliyoruz. Ayrıca zaman zaman, Kürtçe’nin eğitimde sınırlı da olsa kullanılmasına razı olunduğunun beyan edildiğini görüyoruz. Ben altılı ittifakın kabul ettikleri metinlerin önemsiz olmadığını düşünenlerdenim. Ama Kürt meselesinin çözümünü sağlayacak parametrelere muhalefet halen çok uzak görünüyor… Zaten mesele, seçimlerden önce Kürt meselesinin çözümü değil. Mesele seçimler sırasında muhalefet ve HDP’nin birlikte hareket etmesinin nasıl sağlanacağı…

Peki HDP’nin Millet İttifakı‘na destek verme konusunda en önemli beklentileri size göre neler?

Anladığım kadarıyla HDP’nin meşru bir aktör olarak tanınması, HDP’li belediye başkanlarının iktidar değiştiği takdirde görevlerine dönmesi ve seçilmişlerin cezaevlerinden salıverilmelerini sağlayacak hukuki düzenlemelere dair bir söz verilmesi. Muhalefet bunu yaparsa HDP’yi hem kurumsal olarak hem de seçmen bazında kendi yanına çekebilir. İYİ Parti’de buna yönelik bir direnç var ama eskisine göre bir değişme de var. Bu nedenle, bunu önlemek için iktidar da şapkasından daha çok tavşan çıkartacaktır diye düşünüyorum…

Kürt meselesinin yeniden siyasetin ana gündem konularından biri haline gelmesi, size göre seçimler sonrasında çözüm umutlarını da yeşertebilir mi? Bu meselenin çözümü gerçekten çok mu zor? 

Bu toplumun ve siyasi elitlerin Türkiye’nin nasıl bir yer olmasını istedikleri ile ilgili bir soru. Türkiye’nin demokratik bir dünyanın bir parçası, devletinin de vatandaşlarının temel haklarına hürmet gösteren bir devlet olması isteniyorsa meselenin çözümü zor değil, çözüm temelde eşit vatandaşlık prensibinin çalışmasıyla ilgili. Ama “bizim için asıl olan demokrasi değil” diyorsanız o zaman Kürt meselesini çözmeye niyet etmeseniz de olur. Çünkü, bu tür meseleleri çözmeden de varlığını sürdüren devletler var dünyada. İsrail’e bakın, Sri Lanka’ya bakın… Bu meselelerle yaşanmaz diye bir şey yok ama bunun ekonomik, siyasi ve askeri bir maliyeti var. Bu tür meselelerin çözümü devletleri ne zaman zorlar? Ayrılıkçılığa döndüğü zaman zorlar. Ama Kürt meselesinin buna yaklaşan bir tarafı yok. Türkiye’deki Kürt meselesinde ayrılıkçılık güçlü bir damar olsaydı, o zaman evet çözüm zor diyebilirdik. Ama değil…

Siz çok uzun yıllardır Kürt meselesi üzerine akademik çalışmalar yapıyorsunuz, AB-Türkiye ilişkilerini de yakından izliyorsunuz. SWP tarafından yayımlanan analizinizde ilginç bir noktaya dikkat çektiniz. Ukrayna savaşı nedeniyle AB ile Türkiye arasında bir yakınlaşma olduğunu, bunun demokratikleşmeye olumlu yansımaları olabileceğini, AB’nin Erdoğan’ı demokratik adımlar konusunda cesaretlendirebileceğini belirttiniz. Ancak bu hafta Gezi Davası’nda Osman Kavala müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Bazı uzmanlar da, Batı’nın artan jeostratejik önemi nedeniyle, Türkiye’deki anti-demokratik gelişmeleri görmezden geleceği endişesini dile getiriyor. Son gelişmeleri siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gezi kararı, iktidarın AB tarafından yapılacak baskılara böyle kolaylıkla cevap vermeyeceğini gösteriyor, gelmesi muhtemel  baskılara karşı ön almaya yönelik bir hamle yapılmış gibi görünüyor. Hükümet, Kavala ve Gezi aktivistlerini, büyük bir ihtimalle Kobani davasından sonra Demirtaş ve diğer birçok kişiyi daha uzun süre içeride tutmanın planlarını yapıyor belli ki… Belki çok kısa vadede bir şey beklenmeyebilir, Türkiye’nin Batı açısından jeopolitik öneminin artması, Batı’nın Türkiye’ye dönük müsamahasını biraz daha uzatabilir. Ama öte yandan Türkiye’nin Batı ile temasının artması sadece jeopolitik meselelerle ilgili değil, iktisadi olarak da Türkiye’nin Batılı kaynaklara ihtiyacı var. Onları rahatlıkla kullanabilmek için de demokrasi standartlarının esnetilmesi gündeme gelebilir. Daha uzun vadeli baktığınızda, “Türkiye jeopolitik önemi nedeniyle bir yandan Batı’nın yanında dursun ama demokrasi standartlarında kafasına göre takılsın” denemez… Bu sürdürülebilir olmaz. Kısa vadede belki biraz tolere edilebilir, ama orta ve uzun vadede başka bir pencere açılacaktır diye düşünüyorum.

Paylaşın

Uşak Valisi Funda Kocabıyık Merkeze Alındı

Uşak Valisi Funda Kocabıyık’ın geçici görevle İçişleri Bakanlığı emrinde görevlendirildiği bildirildi. Kararın, Funda Kocabıyık’ın eşi eski AK Partili vekil Hüseyin Kocabıyık’ın Gezi Davası kararları üzerinden AK Parti’yi eleştirmesinin ardından gelmesi dikkati çekti.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, “Uşak Valisi Funda Kocabıyık geçici görevle İçişleri Bakanlığı emrine görevlendirilmiştir” denildi ancak gerekçesine ilişkin detay verilmedi.

Funda Kocabıyık’ın eşi Hüseyin Kocabıyık, Gezi Davası kararını “Bu karar sahipleri mazide başardığımız her şeyi yıkıyorlar aslında. Bu yıkıma dur diyecek otorite bellidir ve ondan imdat istiyoruz.” ifadeleriyle eleştirmiş; sosyal medya hesabından “Tüm hayatımızda CHP’nin 1946’da yaptığı seçim hilesini tenkit ettik. 2019’da İstanbul’da bir benzerini biz yaptık. Hayatımız boyunca Menderes’i ipe çeken zalim hakim ve savcılara lanet okuduk; şimdi onların benzerleri vicdansız hükümler kuruyorlar.” paylaşımı yapmıştı.

Hüseyin Kocabıyık, 25. ve 26. dönem (23 Haziran 2015 – 16 Mayıs 2018 arası) AKP İzmir milletvekiliydi. 2018 seçimlerinde de İzmir milletvekilliği adaylığı için başvurarak aday adayı olan Kocabıyık; AKP tarafından aday listesine alınmamıştı.

Paylaşın