HDP’li Günay: Yargı İktidarın Hedeflerine Göre Karar Veriyor

Partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendiren HDP Sözcüsü Günay, Gezi Parkı Davası’na ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Gezi bir demokrasi ve özgürlük talebidir. Bizler Gezi’yi savunduk ve savunmaya devam edeceğiz. İktidarın demokrasi ve özgürlüğe yönelik tahammülsüzlüğü ile yargıya açıkça talimat vermiş, hedef göstermiş ve herkesin gözü önünde müdahale etmiştir. Tarafsız ve bağımsız bir hakim düşünün ki iktidar partisinde aday adayı olsun. Tarafsız hakimin durduğu yer iktidarın durduğu yerdir, verdiği karar iktidarın verdiği karardır.” dedi.

Haber Merkezi / HDP’li Günay, konuşmasının devamında, “Adalet Bakanı Gezi Davasında çıkan karara ilişkin diyor ki “Türkiye bir hukuk devletidir, kimse yargının üstünde değildir. Türk yargısı bağımsızdır” diyor. Şaka gibi değil mi? Türkiye’de yargı hiçbir zaman bağımsız olmadı, Türkiye hiçbir zaman bir hukuk devleti olmadı. Ama hiç bu kadar içler acısı hale gelmedi, hiç bu kadar iktidarın sopasına dönüşmedi. AİHM kararını tanımayan bu iktidar, AYM kararı hoşuna gitmediğinde “saygı duymuyoruz” diyen bu iktidar, cemaat yöntemleriyle oluşturdukları kumpas dosyalarını istedikleri sonucu alıncaya kadar mahkeme mahkeme dolaştıran, mahkeme heyetlerini istedikleri sonucu verecek şekilde sürekli değiştiren de bu iktidar.” ifadelerini kullandı.

Günay, açıklamasını, “İstedikleri kararı vermeyen yargıçları ve mahkeme üyelerini en hafif yaptırımla sürgün eden, tehdit eden bu iktidar, Kobanî Kumpas Davasına çete üyesi hakimi, Gezi Davası heyetine kendi adayları olan hakimi atayan bu iktidar, Kaşıkçı davasını Arabistan’a satan, Rahip Branson’u rehin alarak ABD ile siyasi pazarlık konusu yapan bu iktidar, sonra da çıkıp utanmadan sıkılmadan “yargı bağımsızdır” diyor. Daha iki gün önce ceza yağdırdığınız davada “beraat kararı” veren yargı neydi, bağımlı mıydı, neden müdahale ettiniz bu karara. Bir hafta önce “Kobani davasında ikinci dalga” diye başlattığınız operasyonda konu ettiğiniz suçlamalar için verilen beraat kararlarını veren yargı bağımsız değil miydi?

Kürtlere, muhaliflere yönelik oluşturulan kumpas davalarında çıkan kararı belirleyen iktidarın intikam ajandasıdır. İktidar nereyi hedef alıyorsa yargı ona göre karar veriyor. Gezi Davası bir kez daha ortak mücadelenin önemini göstermiştir. Gezi Davası bir kez daha ortak mücadelenin önemini göstermiştir. Bugün tek adam rejiminin hedefi haline gelen tüm toplumsal kesimlerin bir araya gelmesi, ortak mücadeleyi büyütmesinin tam zamanıdır. Bugün Demokrasi İttifakıyla ortak mücadeleyi büyütme, HDP ile de başarma zamanıdır.” ifadeleriyle sürdürdü.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, HDP Genel Merkezi’nde haftalık olağan basın toplantısı düzenledi. Siyasal ve güncel gelişmeleri değerlendiren Günay, şunları söyledi;

“Her yerde bayram telaşı olsa da gerçek bir bayram havasıyla bayrama hazırlanamıyoruz. İçinde bulunduğumuz kriz, savaş ve açlık hali bayramı bayram tadında kutlamayı engelliyor. Derinleşen ekonomik, toplumsal, siyasal krizlerin gölgesinde karşılıyoruz bu bayramı. Aynı zamanda 1 Mayıs arifesinde işçinin, emekçinin haklarının gasp edildiği, iktidarın sömürüyü derinleştirirken bu düzene itirazı olanlar 1 Mayıs’ta alanlara çıkmak için hazırlık yapıyor.

AKP ve MHP’nin kutsal ramazan ayında, bayram arifesinde gündeminde savaş yıkım, ölüm ve Kürt düşmanlığı ve toplumsal muhalefete düşmanlık var. Kürdistan Bölgesel yönetim topraklarına yönelik savaş politikaları devam ediyor. İşin ironik tarafı da savaş politikalarına demokrasi ve huzur gibi kılıflar buluyorlar. Ortadoğu halkları ve Kürtler iyi biliyor ki savaş politikalarıyla, tankla, topla demokrasi ve huzur gelmez. Varlığını savaşa dayandıran bir iktidar halklara ölüm, yıkım ve yurtsuzluktan başka bir veremez. İktidarın savaş politikaları sonucu her gün insanlar ölüyor ve cenazeler geliyor iktidarın tek bir amacı var o da tükenen ömürlerini uzatmaktır.

“Ortadoğu halkları savaş politikalarına geçit vermeyecek”

AKP ve MHP iktidarı kural, ahlak, inanç ve vicdan tanımadan Kürt halkının kazanımlarına karşı düşmanlık yapıyor. Bu savaş Türkiye’nin değil AKP ve MHP iktidarının Kürt düşmanlığını ve milliyetçi hamaset üzerinden ömrünü uzatmaktır. Milyonlar Newroz’da bu savaş politikalarına karşı gereken cevabı vermiştir. İktidar bu savaşın yol açtığı krizler ve ekonomik krizle Türkiye halklarının geleceğini elinden alarak ipotek altına almaya çalışıyor. Türkiye halklarının geleceği için her yerde savaş ve saldırı politikalarına her yerde dur deme zamanıdır. AKP iktidarının tehdit ettiği demokratik geleceği korumak ve savunmak derdi, demokrasi Türkiye’nin geleceği olan barış olan herkesin sorumluluğundadır. Aksi bir tutum iktidarın politikalarına hizmet eder ki bu kabul edilemez. Savaş politikalarından vazgeçmenin yolu müzakere ve diyalogdur. Rusya ve Ukrayna savaşında sahte barış diplomasisi yapıp söz konusu Kürtler ve kazanımları olunca savaş naraları atanların, halklar için en büyük tehlike olduğunu herkes çok iyi biliyor. İktidarın savaş politikalarında huzur bulanlar, sadece savaştan nemalanan iktidar ortaklarıdır. Ortadoğu halkları elbette ki dün olduğu gibi bugün de bu savaş politikalarına geçit vermeyecek Türkiye halkları kendi demokratik geleceklerini mutlaka savunacaktır.

“HDP’yi savunmak faşizmin önündeki barajı büyütmektir”

İktidar ne zaman bir savaş ve saldırı konsepti başlatsa içeride de başta partimiz olmak üzere demokratik kamuoyuna ve muhaliflere barıştan yana olanlara karşı bir gözaltı ve saldırı dalgası başlatıyor. Baskı ve zorla muhalefet edenleri korkutup sindireceğini düşünüyor, oysa iktidarın baskı ve saldırı politikaları ne dün sonuç aldı ne de bugün sonuç alacak. Çöken Kobanî Kumpas Davası kapsamında geçen hafta 48 kişi gözaltına alındı. İlk 10 gün hiç bir işlem yapılmadan 12 gün boyunca hukuksuz bir şekilde ve işkenceye varan yöntemlerle gözaltına alındılar. Partimize yönelik her saldırının aynı zamanda tüm demokrasi güçlerine ve muhalefete yönelik bir saldırı olduğunu ifade edelim. HDP’yi savunmak Türkiye’nin demokratik geleceği savunmaktır, faşizm önündeki barajı büyütmektir. HDP ve temsil ettiği milyonlar umut ve güven yarattığı halklar bu ülkenin en kadim gerçeğidir. HDP bu ülkenin barış köprüsüdür, ortak geleceğin teminatıdır. Türkiye’nin demokratik muhalefetine yönelik önemli davalardan biri olan Gezi Davasında da Türkiye tarihine kara lekelerle yazılan bir karar açıklandı. Bu kararlar hukukun ve yargının iktidarın elinde nasıl bir oyuncağa ve sopaya dönüştüğünün kanıtıdır.

“Gezi hakiminin verdiği karar, iktidarın verdiği karardır”

Gezi bir demokrasi ve özgürlük talebidir. Bizler Gezi’yi savunduk ve savunmaya devam edeceğiz. İktidarın demokrasi ve özgürlüğe yönelik tahammülsüzlüğü ile yargıya açıkça talimat vermiş, hedef göstermiş ve herkesin gözü önünde müdahale etmiştir. Tarafsız ve bağımsız bir hakim düşünün ki iktidar partisinde aday adayı olsun. Tarafsız hakimin durduğu yer iktidarın durduğu yerdir, verdiği karar iktidarın verdiği karardır. Adalet Bakanı Gezi Davasında çıkan karara ilişkin diyor ki “Türkiye bir hukuk devletidir, kimse yargının üstünde değildir. Türk yargısı bağımsızdır” diyor. Şaka gibi değil mi? Türkiye’de yargı hiçbir zaman bağımsız olmadı, Türkiye hiçbir zaman bir hukuk devleti olmadı. Ama hiç bu kadar içler acısı hale gelmedi, hiç bu kadar iktidarın sopasına dönüşmedi.

“İktidar çıkıp utanmadan yargı bağımsız diyor”

AİHM kararını tanımayan bu iktidar, AYM kararı hoşuna gitmediğinde “saygı duymuyoruz” diyen bu iktidar, cemaat yöntemleriyle oluşturdukları kumpas dosyalarını istedikleri sonucu alıncaya kadar mahkeme mahkeme dolaştıran, mahkeme heyetlerini istedikleri sonucu verecek şekilde sürekli değiştiren de bu iktidar. İstedikleri kararı vermeyen yargıçları ve mahkeme üyelerini en hafif yaptırımla sürgün eden, tehdit eden bu iktidar, Kobanî Kumpas Davasına çete üyesi hakimi, Gezi Davası heyetine kendi adayları olan hakimi atayan bu iktidar, Kaşıkçı davasını Arabistan’a satan, Rahip Branson’u rehin alarak ABD ile siyasi pazarlık konusu yapan bu iktidar, sonra da çıkıp utanmadan sıkılmadan “yargı bağımsızdır” diyor. Daha iki gün önce ceza yağdırdığınız davada “beraat kararı” veren yargı neydi, bağımlı mıydı, neden müdahale ettiniz bu karara. Bir hafta önce “Kobani davasında ikinci dalga” diye başlattığınız operasyonda konu ettiğiniz suçlamalar için verilen beraat kararlarını veren yargı bağımsız değil miydi?

“Yargı iktidarın hedeflerine göre karar veriyor”

Kürtlere, muhaliflere yönelik oluşturulan kumpas davalarında çıkan kararı belirleyen iktidarın intikam ajandasıdır. İktidar nereyi hedef alıyorsa yargı ona göre karar veriyor. Gezi Davası bir kez daha ortak mücadelenin önemini göstermiştir. Gezi Davası bir kez daha ortak mücadelenin önemini göstermiştir. Bugün tek adam rejiminin hedefi haline gelen tüm toplumsal kesimlerin bir araya gelmesi, ortak mücadeleyi büyütmesinin tam zamanıdır. Bugün Demokrasi İttifakıyla ortak mücadeleyi büyütme, HDP ile de başarma zamanıdır.

“İstanbul Sözleşmesi’ni her yerde savunmaya devam edeceğiz”

Bir gece yarısı talimatla iptal edilen İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesine ilişkin iptal istemiyle açılan dava bugün Danıştay 10’uncu Dairesinde esastan görüşülecek. Kadın örgütleri Danıştay önünde açıklama gerçekleştirdi. Bini aşkın avukat duruşma salonunda, milyonlarca kadın ise sokaklarda ve alanlarda İstanbul Sözleşmesi’ni savunuyor ve dava sürecini takip ediyor. Bizler de HDP olarak bu süreci yakından takip edip müdahil olacağız. Kadın düşmanı politikaların sonucu olarak feshedilen İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddette ve cezasızlıkla bu şiddeti ve kadına yönelik saldırıları sistematik hale getiren erkek egemen anlayışın bir göstergesidir. Davadan hangi karar çıkarsa çıksın biz kadınlar bitti demeden bitmeyecek. İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere bütün kazanımlarımızı her yerde savunmaya ve onları korumaya devam edeceğiz. Biliyoruz ki kadın kazanımları büyütür, kadın mücadelesi güçlendirir.

“Saldırıların maliyeti çok büyük, ülkenin yüzde 99’u açlık ve sefaletin eşiğinde”

Değerli basın mensupları, bütün bu saldırıların maliyeti tahmin edilenden daha büyük, yarattığı felaket çok büyük. Türkiye derin bir ekonomik kriz yaşıyor. Bu kriz her geçen gün daha da derinleşiyor. Bu açıdan ülkenin yüzde 99’u büyük bir açlık ve sefaletin eşiğinde hayatta kalmaya çalışıyor. Türkiye’de her üç çocuktan biri yoksul. Üstelik bu rakam mütemadiyen gerçek rakamları manipüle eden TÜİK verileri. Yine, Türkiye’de 8 milyon emekli açlık sınırının altında maaş alıyor. 1100 TL olarak ödeneceği açıklanan bayram ikramiyelerine zam yapılmadı. Emekliler “geçinemiyoruz” diyerek isyanda. Emekliler bayramda bırakın şekeri, tatlıyı evine ekmek götüremeyecek durumdalar.

“İşte Türkiye’de derinleşen yoksulluğun resmi”

Biliyorsunuz şekerde karne dönemi başladı. Şekerleme ve meyve suyu üreten fabrikalar ‘fabrikalardan dilenci gibi şeker dileniyoruz’ diyerek isyan ediyor. Piyasada geçen yıl 50 kiloluk bir torba şekerin fiyatı 200 lirayken şimdi 800 lira. Emeklilerden yaşlılara, çocuklardan gençlere, esnaftan emekçiye ve işçiye kadar toplumun yüzde 90’ını derin bir yoksulluk içerisinde. Bir taraftan faturalarını ödeyemeyen halkın eylemleri, diğer taraftan geçinemeyen emekçilerin protestoları, barınamıyoruz diye meydanlara akan öğrenciler, “tencerede taş kaynatıyoruz” diyen emeklilerin isyanı… İşte derin yoksulluğun Türkiye’deki resmi..

“Çözüm sürecindeki refah seviyesi şimdiden 6 kat daha yüksekti”

Türkiye’nin içerisinde olduğu derin yoksulluğun temel sebebi elbette ki savaş ekonomisidir. Türkiye’de bugün her üç çocuktan biri derin yoksulluk içinde ise, çocuklar bu ülkede aç yatıyorsa bunun temel sebebi savaş ekonomisidir. Ekonomideki tüm göstergeler savaş ekonomisinin yıkım getirdiğini gösteriyor. Savaşa devasa bütçelerin ayrıldığı her dönem Türkiye yoksullaşmıştır. 2013 ile 2015 yılları arasında, herkesin barış umudunu taşıdığı, savaş bütçesinin azaldığı dönemde Türkiye’deki refah seviyesi şimdinin altı katıydı. Çünkü o günden bugüne savaş bütçesi altı kat arttırıldı. O dönem savaşa ayrılan bütçe 50 milyar lirayken bugün bu bütçe 290 milyar liraya kadar çıkmıştır.

“Bilet alamıyorsak, sevdiklerimize şeker ve tatlı götüremiyorsak bunun savaşla bağını görmek zorundayız”

Diğer iktisadi rakama bakalım: Türkiye’nin milli gelir seviyesi ile savaş süreçleri birbirine bağlı. Savaşın büyüdüğü her dönem milli gelir düşmektedir. Türkiye milli gelirinin dünyadaki sıralaması 23’tür. Ancak barışın konuşulduğu 2012 ile 2016 yılları arası Türkiye milli gelirinin dünyadaki sıralaması 16’ydı. Bu iktisadi rakamlar bize açık bir biçimde suç ekonomisi ile savaş ekonomisinin bu ülkedeki her yurttaşın her geçen gün daha fazla yoksullaşmasına neden olduğunu açık bir biçimde gösteriyor. Bu bayramda sevdiklerimizin yanına gitmek için bilet alamıyorsak, eve şeker ve tatlı gibi temel ihtiyaçları götüremiyorsak bunun Kürtlerin yaşam alanlarının bombalanmasıyla bağını görmek zorundayız. Savaşa rıza göstermek her bir yurttaşın yoksullaşmasına neden olmaktadır.

“Bütün bu yıkımlara karşı 1 Mayıs’ta itirazımızı yükselteceğiz”

İşte bu tablo içerisinde iki gün sonra 1 Mayıs’ı kutlayacağız. 1 Mayıs yaratılan bu yıkım tablosuna itirazımızı dillendireceğimiz, mücadeleyi ortaklaştıracağımız alanlara dönüşecek. Çünkü biliyoruz ki savaşın derinleştirdiği ekonomik krizin faturasını emekçiler, yoksul halklar ödüyor. Bu fatura gün be gün ağırlaşıyor. İktidar emekçileri açlık ve işsizlik kıskacına alarak intiharlara, ölüme sürüklemektedir. Yandaş sermayenin bir dediğini iki etmeyen, onlara her gün yeni rant alanları sağlayan, borçlarını sıfırlayan iktidar, emekçilerin haklı taleplerini sermaye ile işbirliği yaparak yok saymaya, susturmaya çalışmaktadır. Sefalet ücretine, güvencesizliğe, sendikasızlaşmaya, esnek çalışmaya karşı emekçilerin itirazları, işten atma tehdidiyle bastırılmaya çalışılmaktadır.

“8 Mart, Newroz ve 1 Mayıs’taki talepler sömürünü düzenini durduracaktır”

Buna ne Türkiye halkları razı gösterecek ne de biz izin vereceğiz. Ülke tarihinin en büyük istihdam ve gelir kaybının yaşandığı krize karşı, emeği ile geçimini sağlayanlar, işsizler, güvencesizler başta olmak üzere emekçi halklarımız taleplerini 1 Mayıs alanlarında dile getirecektir. 8 Mart ve Newroz alanlarında yükselen özgürlük talepleri, 1 Mayıs meydanlarının direniş ve mücadele talepleriyle birleşerek iktidarın sömürü düzenine dur diyecektir. Bu adaletsiz düzene, bu sömürü sistemine, bu savaşa itirazımız var. İşimize, aşımıza göz koyanlara itirazımız var. 1 Mayıs 1977’de yitirdiğimiz canlarımızı unutmamak ve hesap sormak için, iş, aş, adalet ve özgürlük için Newroz ruhuyla 1 Mayıs’ta emek ve demokrasi güçleriyle birlikte 1 Mayıs alanlarında olacağız.”

Paylaşın

DEVA Partisi Neden ‘Kendi Logo Ve İsmiyle Seçime Girme’ Kararı Aldı?

DEVA Partisi’nin seçime kendi ismi ve logosuyla girme kararı geniş yankı uyandırdı. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın, partinin genel seçime “kendi adı ve logosuyla” girme kararının altında yatan nedenler, netleşmeye başladı.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin, bu açıklamanın nedenini, “iktidar medyasına yakın çevrelerde DEVA Partisi kadrolarının başka siyasi parti amblemi altında seçime gireceği yönündeki paylaşımlar” üzerine yaptığını söyledi. Şahin, “İster ittifak içinde, ister ittifak dışında DEVA Partisi kendi adıyla seçime girecek” sözleriyle de bir ittifak çatısı altında da seçime girebileceklerini de ifade etti.

DEVA Partisi kaynakları kararın altında, partiye yönelik bu tür eleştirilerin önünü kesmenin yanı sıra, “milletvekili listesi tartışmalarına son verilmesi, rahatsız AKP tabanından daha fazla oy alma hesabı ve yeni parti olarak kendilerinin oy potansiyelini görmenin” hedeflendiğini söylüyor.

DEVA Partisi’nin kendi isim ve amblemiyle seçime girme isteği biliniyor. Gerek Ali Babacan ve gerekse parti yöneticileri, sık sık yeni kurulmuş bir parti olarak, “tartıya çıkmak ve seçmen gözündeki ölçülerini görmek istediklerini” dile getiriyorlardı.

Ali Babacan’ın Pazar akşamı yapılan son 6’lı masa toplantısında da bu tercihini dile getirdiği ancak bu yönde bir açıklama yapacağı konusunda net bir mesaj vermediği belirtiliyor.

Babacan’ın kararında, iktidara yakın medyada DEVA Partisi’nin CHP listelerinden seçime gireceği yönündeki algıyı kırma amacının yanı sıra, CHP’yle işbirliğinden rahatsız olan kesimlerin eleştirilerinin de etkili olduğu ifade ediliyor.

DEVA Partisi kaynakları, sadece iktidar yanlısı değil, CHP’ye yakın medya kuruluşlarını da işaret ederek, “Sadece tabanımıza yakın kesimlerden değil, paydaşlarımızın tabanlarından da bize yönelik tacize varan yaklaşımlar oldu. O nedenle bir anlamda umumi istek üzerine bu kararı aldık” yorumunu yapıyorlar.

Babacan açıklamasında, seçime kendi logoları altında, ittifakın parçası olarak mı yoksa ittifak dışında mı gireceği konusunda bir değerlendirme yapmadı.

Bu da ilk başta genel seçim için “6’lı masadan kopuş” olarak yorumlandı. DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin, daha sonra “ister ittifak çatısı altında, ister ittifak dışında” vurgusu yaparak tutumlarına açıklık getirdi.

DEVA Partisi kaynakları, Babacan’ın özellikle böyle bir açıklama tercihinde bulunarak, “bir parti listesinden seçime girmeyeceklerini” duyurmayı tercih ettiğini belirtiyor:

“Biz burada sadece bir başka partinin listesinden seçime girme, başka parti listesinde erime seçeneğini ortadan kaldırmış olduk. Onun dışında ittifak çatısı olabilir veya tek başına kendi listemizle girebiliriz ama her şartta, başkasının listesinden seçime girme seçeneğini devre dışı bıraktık. Bir ittifak çatısı içinde olursa da kendi adımız ve logomuzla gireceğimizi deklare etmiş olduk.”

‘Parti tabanının eğilimi etkili oldu’

Edinilen bilgiye göre kararda, parti tabanının eğilimi de etkili oldu. Kamuoyu anketlerinde, parti tabanının yüzde 60’ı ve il başkanlarının büyük bölümü partinin “kendi isim ve logosuyla seçime girmesi” yönünde görüş bildirdi.

Yeni seçim sistemine göre yapılan simülasyonlarda, Millet İttifakı’nın en fazla “tek parti listesinden seçime girilmesi” halinde milletvekili çıkaracağı hesaplandı. Ancak bunun hem tabanda, hem de özellikle ittifakın taşıyıcısı olan CHP veya İYİ Parti açısından “liste krizine” yol açabileceği veya parti tabanlarında diğer partilerin “yük olarak görülebileceği” değerlendirildi.

Bu durumun özellikle rahatsız AKP seçmeninden oy almak isteyen DEVA Partisi aleyhine bir propagandaya da yol açabileceği öngörüldü.

Dün yapılan Genel Merkez Yönetim Kurulu’nda da bunun uzun uzun değerlendirildiğine işaret eden DEVA Partisi yöneticileri, ittifak çatısının yüzde 7 ülke barajını aşmak için önemli olduğunu, onun dışında her partinin zaten kendi oyuyla milletvekili çıkaracağını hatırlatarak, “O nedenle ittifak çatısı altında ya da tek başına seçime girme seçeneklerini masada tutuyoruz” diyorlar.

Partideki eğilim, yüzde 7 ülke barajının aşılamayacağının görülmesi halinde ittifak çatısı altında seçime girilmesi yönünde.

DEVA Partisi’nin başka bir siyasi partinin listesinden seçime girmesi halinde milletvekili çıkarma şansının daha fazla olacağı ifade edilmekle birlikte, “götürüsünün, getirisinden fazla olabileceği” hesaplandı.

Parti kaynakları bu konuda şu yorumu yaptı: “DEVA Partililer, diyelim ki İYİ Parti listesinden seçime girdi. Bu durumda İYİ Partililer tepki gösterecektir, milletvekili pazarlığı tartışmaları yaşanacak. CHP için de aynı durum söz konusu. Ayrıca bu durum bizim tabana yakın, AKP’den rahatsız seçmen açısından sıkıntı yaratabilirdi.”

Parti kaynakları, erken seçime mevcut Seçim Yasası ile gidileceği için, ittifak ve seçim işbirliğine ilişkin formüllerin buna göre yeniden değerlendirilebileceğini de ifade ediyorlar.

CHP: 6’lı masayı etkilemez

Babacan’ın açıklamasına CHP’den “sorun yok” mesajıyla yanıt geldi. CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, DEVA Partisi’nin seçimlere kendi isim ve logosuyla girmesinin ortak çalışma planını etkilemeyeceğini ifade etti:

“Sayın Babacan masadaki partilerle bir sorun olmadığını ve azami iş birliğinin süreceğini söyledi. Biz geçmişte seçimlere Millet İttifakı olarak girdik: CHP ayrıydı, İYİ Parti ayrıydı, Saadet Partisi ayrıydı. Bunlar olacaktır, böyle olur, çatı partisi olur, formül çok.

“Sayın Babacan 6’lı masa ile ilgili sorun olmadığını; güç ve işbirliğinin süreceğini söylediği için masa, ittifak ve demokrasimiz bakımından sorun görünmüyor.”

Paylaşın

Merkez Bankası, Enflasyon Tahminini Yüzde 42,8’e Yükseltti

Merkez Bankası, 2022 yıl sonu enflasyonu tahminini 19,6 puanlık artışla yüzde 42,8’e çıkardı. TCMB 27 Ocak tarihinde açıkladığı yılın ilk enflasyon raporunda yıl sonu için tüketici fiyat tahminini yüzde 23,2 olarak açıklamıştı.

Haber Merkezi / MB Başkanı Kavcıoğlu enflasyon tahmininin yükseltilmesinde 24 Şubat tarihinde başlayan Ukrayna savaşının etkili olduğunu söyledi. Gerginliğin sıcak çatışma ortamına dönüşmesi nedeniyle uluslararası emtia fiyatlarında belirgin artışlar gözlendiğini söyleyen Kavcıoğlu, ayrıca Çin’de karantina önlemlerinin genişletilmesinin arz sıkıntısını derinleştirdiğini belirtti.

Şahap Kavcıoğlu, 500 TL’lik banknotların piyasaya sürüleceği yönündeki iddialara ilişkin de “Ciddiye alınacak bir tarafı olduğunu düşünmüyorum. Bizim böyle bir hazırlığımız yok” dedi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu, yılın ikinci enflasyon raporunu açıkladı. Kavcıoğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

“Şubat ayında çatışmaya dönüşen jeopolitik riskler tedarik zinciri sıkıntısı ve arz kısıtlarına neden olmaktadır. Çin’de karantina önlemlerinin genişletilmesi arz sıkıntısını derinleştiriyor. Rusya-Ukrayna çatışması emtia fiyatları ve ticaret kanallarıyla riskleri artırmaktadır. Ticaret ortaklarımızdaki büyüme beklentileri önceki rapora göre aşağı yönlü güncellenmektedir.

Manşet ve çekirdek enflasyon oranları dünya genelinde yüksek seyirlere ulaştı. Salgının etkilerinin zayıflamasıyla ortadan kalkması beklenen arz ve tedarik sorunları henüz düzelme eğilimine girmedi. Jeopolitik risklerde bahsedilen kanallar da enflasyonu olumsuz etkilemeye devam etti.

Birinci çeyrekte iyileşme devam ediyor. Bu nedenle iç talep bir miktar ivme kaybetmekle birlikte üretim, dış talebin katkısıyla gücünü korudu. Sanayi üretimi ocak-şubat ortalaması bir önceki çeyreğe kıyasla arındırılmış olarak yüzde 2 oranında arttı. Sanayi üretimi takvim etkisinden arındırılmış yüzde 13,3 ilk çeyrekte arttı.

Sanayi üretimi arz kısıtların rağmen esnek ve dayanıklı yapısıyla büyümeyi ve iş gücü piyasasını desteklemektedir. Yatırım harcamaları güçlü eğilimde, makina teçhizat yatırımları 2019 son çeyrekten bu yana artış kaydetti. Makina teçhizatta ortalama büyüme yüzde 20 seviyesinde gerçekleşti. Net ihracat gibi cari dengeyi destekleyen bileşenlerin katkısı yüksek seviyelerde gerçekleşti. Büyümenin kompozisyonunda sürdürülebilir bileşenlerin güçlendiğine işaret ediyor.

Anket verileri nisan itibarıyla firmaların gelecek dönem yatırım harcamalarını artırmayı planladıklarını gösteriyor. İhracatçı ve yatırım malı üretenlerden başlayıp yayılıyor. Sanayi üretiminde görülen artışlar sabit sermaye malları talebinin güçlü seyrettiğini gösteriyor. Kapasite kullanım oranı tarihsel ortalamaların üzerinde seyrediyor. İlave kapasite ihtiyacı yatırımları ihtiyacını artıracak. Artan ihtiyacın TL uzun vadeli kredilerle karşılanması önem kazanıyor.

Ekonominin istihdam oluşturma kapasitesi sürekli artıyor. İş gücüne katılım oranı artarken işsizlik oranı geriledi. Türkiye salgın sonrasında OECD ülkeleri arasında istihdamını en fazla artıran ülke oldu.

İhracatımız salgın döneminde yakaladığı artış eğilimini ilk çeyrekte bölgesel risklere rağmen sürdürdü. Rusya ve Ukrayna ihracatı azalırken AB’ye ihracat belirgin artış göstererek ihracattaki kayıpları önledi.

Ticari kredi büyümesi enflasyona kıyasla daha yavaş seyretti. Ticari krediler ivmelemenin uyumlu olmayan kısmıyla ilgili duyduğumuz rahatsızlığı PPK’da dile getirmiş, mikroihtiyati tedbirleri artıracğımızı söylemiştik. Kredilerin yatırım ve ihrcatta kullanılması için tedbirleri kararlılıkla uygulamaktayız.

Enflasyonda tüm alt gruplarda artış gözlendi. Küresel emtia fiyatlarındaki güçlü artışlar da belirleyici oldu. Emtia fiyatlarında martta en yüksek artışlar kaydedildi. İthalat fiyatlarındaki artışın yanı sıra tedarik zinciri aksaklıkları ve yüksek taşıma maliyetleri enflasyon görünümünde olumsuz etki yapıyor.

Analizler enflasyondaki yükselişin temel belirleyicilerinin küresel emtia fiyatları, döviz kuru ve arz yönlü aksaklıklar olduğuna işaret ediyor. İthalat birim değer endeksi belirgin artış gösterdi. Enerji endeksi yüzde 44 oranında yükseliş ile öne çıkarken, emtia artışı da alt endeksler geneline yayıldı.

Gıdada riskler belirginleşti. Çatışmayla uluslararası emtia fiyatlarında yüksek artışlar gözlendi. Uluslararası gıda fiyatları, tarihsel olarak en yüksek seviyesine ulaştı. Yılın ilk çeyreğinde küresel tedarik aksaklıkları sürdü. Çin salgın tedbirlerini sıkılaştırması tedarik zincirinde iyileşmeyi sınırlıyor.

Sıcak çatışma ortamına dönüşen gerginliğin etkisiyle uluslararası emtia fiyatları belirgin yükseldi. Yılın ilk çeyreğinde elektrik ve doğal gaz fiyatlarında yüksek artışlar görüldü. Vadeli fiyat ham petrol fiyatları, enflasyon varsayımlarının önemli oranda üzerinde kalacağına işaret ediyor.

Ham petrolde ortalama beklentimizi bu yıl için 102,2; 2023 için 93,9 dolar olarak güncelledik.

İthalat fiyatlarının genel seviyesine ilişkin varsayımlar da yukarı yönlü güncellendi. Tarımsal kuraklık gelişmelerinin etkisiyle gıda fiyatlarını 2022 ve 2023 için yukarı yönlü güncelledik. Dış talebe ilişkin varsayımları geçen rapor dönemine görü aşağı yönlü revize ettik.

Yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 42,8

Enflasyon yükseldikçe enflasyon beklentilerinde aralık açılmakta tahmin aralığı genişlemektedir. Bu çerçevede enflasyon tahmin aralığının orta noktası 2022 sonunda yüzde 42,8; 2023 yıl sonunda yüzde 12,9; 2024 yıl sonunda yüzde 8,3’tür.

10,6 puanlık güncelleme TL cinsinden ithalat enflasyon tahminini 5,5 puan, gıda fiyatları 2,8 puan etkiledi. Yönetilen yönlendirilen fiyatlar büyük ölçüde alkol tütün ve doğal gazdaki artışla 2,1 puan yukarı çekti.

2023 yıl sonu enflasyon tahmini de yüzde 8,2’den yüzde 12,9’a yükseldi. Başlangıç noktası eğilimleri 1,9 puan arttırdı. Gıda enflasyonu güncellemesi tahmini 0,7 puan yukarı çekmektedir. TL cinsinden ithalat fiyatları 2,2 puan yükseltirken çıktı açığı da 0,1 puan düşürücü yönde etkilemektedir.

Hane halkı, firma, banka bilançolarında mili paranın artması, tek ödeme amacının TL olması nihai hedefimizdir.

Önemli bir bileşen de uygun maliyetli vadeli kredilerin üretim yatırım ve ihracat artışlarıyla sürdürülebilir fiyat istikrarını desteklemesidir. Kredilerin doğru kompozisyonla tabana yayılması için mikroihtiyati tedbirleri güçlü şekilde kullanmaya devam edeceğiz.

Diğer taraftan MB olarak firmaların ödemelerini TL ile yapmasını önemsiyoruz. Bu konuda son dönemde atılan adımları değerli buluyoruz. Sağlıklı, güçlü istikrarlı TL altyapısını sağlamak, kalıcı fiyat istikrarı için en önemli eşiktir.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu Faturayı Ödedi, Elektriği Açıldı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu sabah itibariyle elektirk faturasını ödediği ve evinin elektriğinin açıldığı bildirildi. Kılıçdaroğlu’nun evinin elektriği 21 Nisan sabahı görevli ekiplerince kesilmişti.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, peş peşe gelen elektrik zamlarının ardından protesto amacıyla faturasını ödemeyeceğini açıklamıştı. Kılıçdaroğlu, evinin elektriğinin kesildiği gün eşi Selvi Kılıçdaroğlu ile kamera karşısına geçerek “lüks” adı verilen bir aydınlatmayla açıklama yapmıştı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Bir avuç holding ceplerini dolduracak diye memleketimizin onurlu insanları fakirliğe sürükleniyor. Söyleyeceklerim, halkın bu adaletsiz düzene karşı yükselttiği sestir” notuyla sosyal medyadan yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı;

‘Büyük bir toplumsal sarsıntının ortasındayız. Saraylı eşkıya holdinglerin cepleri dolacak diye halkın elektrik gibi gıda gibi temel hakları gasp edildi bu ülkede. Elektrik dağıtım şirketlerinin büyük bölümünü beşli çeteye verdiler.

Cengiz Holding, 8 yılda kamudan tam 2 milyar 295 milyon 311 bin lira değerinde 37 ayrı elektrik ihalesi almış. Cengiz gibiler paralarına para katarken; milyonlar faturalarını ödeyemeyecek hale geldi. Aç gözlü çetelere karşı halk çok öfkeli. Dünyada bu girdabın içinde. Tüm dünyada zengin azınlıklar halkların sosyal, siyasi refahını baltalıyor. Vatandaştan alıyorlar, alıyorlar, servetlerine servet katıyorlar.

Dünyanın en zengin 26 insanın serveti dünya nüfusunun yarısına eşit. Zenginler daha zengin, yoksullar daha yoksul hale getirildi.

Bu zenginler servetlerinin yüzde 1’ini paylaşsalar okula gidemeyen bütün çocukların eğitim masrafları karşılanır.

Zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan bu sistem artık miadını. Neoliberalizm artık can çekişiyor. Sıradan insanların öfkesine yenilmek üzere neoliberalizm. İmkansız görünen düşüncelerin zamanı gelmiştir. Devletler insanların temel ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür.

Neoliberalizmin sonu gelmiştir. İşte ben bu aç gözlü politikacıların yarattığı karanlığa karşı ayaktayım. Bu eylemim sivil itaatsizlik çağrısı değil bir direniştir. Bu sizin hakkınızı arama mücadelemdir.

Eşimle birlikte bir hafta boyunca karanlıkta kalacağız. Adalet için bu ülkede kilometrelerce yol yürüdüm, şimdi karanlıkta oturacağım. Bu dünyada tüm demokratlara sesleniyorum: Samimilerse onlarda halkları için harekete geçsinler. Erdoğan’a sesleniyorum enerjiye yaptığın zamları geri çek. KDV’yi sıfırla. Kimse merak etmesin karanlıkları aydınlığa çıkaracağız”

Paylaşın

Ekonomik Güven Endeksi 94,7’ye Geriledi

Mart ayında 95,7 olan ekonomik güven endeksi, Nisan ayında yüzde 1,1 oranında azalarak 94,7 değerine geriledi. Endeksinde gerileme, tüketici ve reel kesim (imalat sanayi) güven endekslerindeki düşüşlerden kaynaklandı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ekonomik Güven Endeksi Nisan 2022 verilerini açıkladı.

Açıklanan verilere göre, ekonomik güven endeksi Mart ayında 95,7 iken, Nisan ayında yüzde 1,1 oranında azalarak 94,7 değerine düştü. Ekonomik güven endeksindeki düşüş, tüketici ve reel kesim (imalat sanayi) güven endekslerindeki düşüşlerden kaynaklandı.

Bir önceki aya göre Nisan ayında tüketici güven endeksi yüzde 7,3 oranında azalarak 67,3 değerini, reel kesim güven endeksi yüzde 0,5 oranında azalarak 107,7 değerini aldı. Hizmet sektörü güven endeksi yüzde 3,0 oranında artarak 114,6 değerini, perakende ticaret sektörü güven endeksi yüzde 2,9 oranında artarak 119,4 değerini, inşaat sektörü güven endeksi yüzde 3,0 oranında artarak 83,5 değerini aldı.

Ekonomik güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Ekonomik güven endeksi, tüketici ve üreticilerin genel ekonomik duruma ilişkin değerlendirme, beklenti ve eğilimlerini özetleyen bir bileşik endekstir. Endeks, mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi, reel kesim, hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörleri güven endekslerinin alt endekslerinin ağırlıklandırılarak birleştirilmesinden oluşmaktadır.

Ekonomik güven endeksi hesaplamasında, her bir sektörün ağırlığı o sektörün normalleştirilmiş alt endekslerine eşit dağıtılarak uygulanmakta, güven endekslerine doğrudan uygulanmamaktadır. Bu kapsamda tüketici, reel kesim, hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörlerine ait toplam 20 alt endeks hesaplamada kullanılmaktadır.

Ekonomik güven endeksinin hesaplamasında kullanılan alt endeksler her ayın ilk iki haftasında derlenen veriler kullanılarak hesaplanmaktadır. Ekonomik güven endeksinin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği göstermektedir.

Paylaşın

Altılı Masada Kılıçdaroğlu’nun Adaylığına Sıcak Bakılıyor

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “adaylığı” konusundaki açıklamaların 6’lı masadaki diğer partilerde de karşılık bulduğu belirtildi. CHP liderinin “ittifakın ortak cumhurbaşkanı adayı olması” noktasında “bir itiraz” söz konusu olmadığı ifade edilirken, Kılıçdaroğlu’nun bürokrasiden gelmesi de artı olarak değerlendiriliyor.

İyi Parti kanadında, Kılıçdaroğlu’nun “ittifakın ortak cumhurbaşkanı adayı olması” noktasında “bir itiraz” bulunmuyor.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre; 24 Nisan’daki Balgat zirvesinin ardından yapılan ortak açıklamada, muhalefetin adayına yönelik yapılan “uzlaşmacı, özgürlükçü, demokratik değerleri içselleştirmiş, milletin tamamını kucaklayan, siyasi ahlak ilkelerini benimseyen, liyakat sahibi” tanımlamasını anımsatan İyi Parti kanadı, “bu kriterlere en uygun isimlerden birinin Kılıçdaroğlu olduğunu” kaydediyor.

Kılıçdaroğlu’nun “son dönemdeki toplumsal ayrışmaya karşı birleştirici rol üstlenebileceği” ifade ediliyor.

Öte yandan İyi Partililer, “2023 seçimlerinin mutlaka kazanılması gerektiğinin” altını çizerek adayın belirlenmesi sürecinde “seçim gelene dek yapılan kamuoyu araştırmalarının yakından takip edileceğini” vurguluyor.

6’lı masada yer alan DEVA, Demokrat, Gelecek ve Saadet partilerinin de “Kılıçdaroğlu’nun muhalefetin ortak adayı olmasına sıcak baktığına” dikkat çekiliyor.

Altı liderin yeniden bir araya geleceği tarih belli oldu

Öte yandan Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın ev sahipliğinde üçüncü kez buluşan altı muhalefet liderinin dördüncü toplantısının tarihi belli olmuştu. GP Lideri Davutoğlu, dördüncü toplantının tarihini sosyal medya hesabından duyurmuştu.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, sosyal medya hesabından konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bizlere bugün verimli bir toplantıda ev sahipliği yapan Demokrat Parti Genel Başkanı Sn. Gültekin Uysal’a ve değerli liderlere teşekkür ediyorum. Biz de 29 Mayıs tarihinde Gelecek Partisi Genel Merkezimizde liderleri ağırlamaktan onur duyacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Altı siyasi partinin genel başkanları DP Lideri Uysal’ın ev sahipliğinde yapılan üçünü toplantının ardından ortak bir açıklama yayınlamıştı. 6 liderin imzasıyla yapılan ortak yazılı açıklamada şu ifadeler yer almıştı;

“Milli Egemenliğimizin kaynağı Gazi Meclisimizin, Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından 23 Nisan 1920’de açılışının 102. yıldönümünden bir gün sonra bir araya gelen altı siyasi partinin liderleri olarak, TBMM’ye yeniden itibar kazandıracak ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ konusundaki kararlılığımızı bir kez daha teyit ediyoruz.

Bu bağlamda, iktidarın yeni seçim yasası ile yapmak istediği siyaset mühendisliğine karşı iş birliğimizi derinleştirerek sürdürme yönündeki çalışmalarımızı gözden geçirdik. Yoksullaşmayı derinleştiren hayat pahalılığı ve yaşanan ekonomik yıkım sürecinden çıkış yolları konusunda da görüş alışverişinde bulunduk.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş sürecinin anayasal ve yasal çerçevesi, seçim güvenliği ve işbirliğimizin temel ilke ve hedefleri konularında oluşturmaya karar verdiğimiz çalışma gruplarının görev alanları ve çalışma yöntemlerini ele aldık.

Bu çerçevede anayasal ve yasal mevzuatla ilgili çalışma grubu;

  1. Siyasi ahlak yasası,
  2. Ekonomik ve Sosyal Konseye işlerlik kazandırılması ile ilgili düzenlemeler,
  3. Merkez Bankası bağımsızlığının teminat altına alınması,
  4. Uzun vadeli strateji ve planlamadan sorumlu bir kurumsal yapının oluşturulması, konularında yasal hazırlık yapılması için görevlendirilmiştir.

Cumhurbaşkanı adaylığı konusunda liderler olarak birçok kez vurguladığımız gibi uzlaşmacı, özgürlükçü, demokratik değerleri içselleştirmiş, milletimizin tamamını kucaklayan, siyasi ahlak ilkelerini benimseyen, liyakat sahibi bir aday belirleyeceğiz.

Ayrıca, bugün ABD Başkanı Joe Biden’ın tarihi gerçekleri siyasi istismar aracı yapan açıklamasını kınıyor, geçen sene ‘soykırım’ ifadesinin ABD Başkanı tarafından ilk kez kullanılmasına güncel kaygılarla sessiz kalan iktidarın bu ağır vebalin ortak sorumluluğunu taşıdığını vurguluyoruz.”

Paylaşın

Çarpıcı ‘Erken Seçim’ İddiası: İktidar Kasım Ayında…

DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı İdris Şahin, seçim tartışmaları devam ederken bir iddia ortaya attı. Şahin, iktidarın topluma ‘yalancı bir bahar yaşatarak’ Kasım ayında seçime girme planı olduğunu öne sürdü.

KRT TV’deki Olağan İşler programında erken seçim tartışmasına dair kritik açıklamalarda bulunan Şahin, “Şu an itibariyle CHP, her ne kadar seçim yasasında dört maddeyi Anayasa Mahkemesi’ne götürmüş olsa da, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) bir karar alarak bir an önce adalet komisyonları aracılığıyla il ve ilçe seçim kurullarının oluşturulmasına dair kararını illere gönderdi. Ve hemen ardından bayram sonu, çok hızlı bir şekilde, 3 ay içerisinde bu kurulları oluşturacak. Ve olası bir seçimi Kasım ayında yapabilirler. Kasımda bir seçim bizim beklentimiz dahilinde, çünkü iktidarın bu kışı çıkartabilecek bir performansı yok. İktidar şu anda yoğun bakımda” ifadelerini kullandı.

İktidarın, seçime giderken ekonomik temelli bir plan yaptığını belirten Şahin, “Sadece ölüm öncesinde ‘acaba güzel bir hayat verebilir miyiz’ düşüncesiyle sağdan soldan bir kısım ekonomik destekler bulmaya çalışıyor. Bugün itibariyle, İsrail’le, Suudi Arabistan’la, Birleşik Arap Emirlikleri’yle yapılan görüşmelerin temelinde bir yalancı bahar yaşatmak; yani sonbaharda topuma bir yalancı bahar yaşatarak emekliye, dar gelirliye, sosyal yardıma ihtiyacı olan kesime 12.5 milyar gibi bir bütçe ayırarak ‘acaba sonbaharda böyle bir seçime gidebilir miyiz’ düşüncesi var” şeklinde konuştu.

Partisinin alternatif çalışmalarını da değindi

Şahin ardından, erken seçim sürecine dair DEVA Partisi’nin yol haritasını da şu sözlerle anlattı:

“Dolayısıyla burada hangi kanunla gireceğini, hangi yapıyla gireceğiniz belli olmadan bir değerlendirme yapmak son derece anlamsız olur. Lakin, biz İstanbul’da İl başkanlığımızın haricinde hiçbir kamuoyu anketini kendimiz yaptırmadık. Bayramdan sonra Seçim İşleri Başkanı olmam sebebiyle kendi birimimizde kurumsal iletişim başkanlımızla birlikte bir çalışma yürütüyoruz. Bayram sonunda 2-3 ayrı firmayla bu çalışmayı gerçekleştireceğiz.

‘Biz nerede güçlüyüz’, ‘ne yaparsak vatandaşa daha rahat ulaşabiliriz’ ve bu yapının içerisinde Millet İttifakı’nın bir bileşeni olarak ‘bu ittifak yapısı içerisinde kaldığımız zaman mı, parlamentoya temsil açısından Anayasa değişikliğine katkı sağlamak açısından daha büyük bir güç verebiliriz, yoksa ayrıca seçime girmek suretiyle mi bunu yapabiliriz’, bunlara ilişkin alternatif çalışmaları yapacağız. Bunlar, bayramdan sonra Mayıs ayının ortasında gerçekleştireceğimiz hususlar.”

Paylaşın

DEVA Partisi’nin Seçim Kararı Saadet ve Gelecek Partisi’ni Nasıl Etkiler?

Ali Babacan liderliğindeki Demokrasi ve Atılım Partisi’nin (DEVA) seçime kendi ismi ve logosuyla girme kararı geniş yankı uyandırdı. Partinin kurmaylarınca yapılan açıklamalarda altılı masadan kalkılmadığı, cumhurbaşkanı adaylığındaki ortaklığın sürdüğü vurgulandı.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre DEVA’nın bu kararının ardından gözler, kısa bir süre önce Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun yaptığı, “Üçüncü ittifak olabilir”, “İttifak içinde ittifaklar olabilir” açıklamasına çevrildi. DEVA’nın seçim kararının ardından Saadet ve Gelecek Partisi’yle birlikte yer alabileceği üçüncü ittifakın rafa kalkıp kalkmadığı merak konusu oldu.

“Ortak sorunlarımız var ve ortak sorumluluk yüklenmemiz gerekiyor”

CHP, İYİ Parti, Saadet, DEVA, Demokrat Parti ve Gelecek Partisi’nin oluşturduğu masanın altılı şekilde devam edeceğini hatırlatan Saadet Partisi Sözcüsü Birol Aydın’a göre bu masa çevresinde bütün seçenekler, hem Millet İttifakı’nın en yüksek sayıda milletvekiline ulaşması hem de masada bulunan partilerin kendi tüzel kişiliklerini en yüksek şekilde temsil edecek milletvekili sayısına ulaşması doğrultusunda gözetilecek.

DEVA lideri Babacan ile SAADET lideri Temel Karamollaoğlu’nun açıklamalarının birbirine tezat olmadığını söyleyen Aydın, seçime giden süreçte önlerine birçok verinin geleceğini belirterek, “Üç ya da beş seçenek var. Yerine göre altı seçenek de oluyor. Bu seçeneklerden hangisi uygun olursa, onun etrafında aklın yolu birdir denilerek mutabakata varılacak” dedi.

Seçim hattına girildikçe köprünün altından daha çok su akacağını belirten Aydın, “Babacan’ın seçim açıklaması ittifak içinde ittifakın önünü kesiyor mu?” sorumuza ise şöyle yanıt verdi:

“Kesmez. Bu masa etrafında bulunanlar, bu masanın ortak kazanımı ve kendi kazanımlarının bileşkesi üzerinde bir arayış içerisindeler. Hiçbir siyasi parti bugünden, ‘ben şunun içindeyim ya da dışındayım’ diyemez. Çünkü süreç, veriler üzerine bina edilecek. Fotoğrafın bütünü önemli, ortak sorunlarımız var ve ortak sorumluluk yüklenmemiz gerekiyor.”

“‘Biz’ diye konuşma zamanıdır”

Gelecek Partisi Sözcüsü Serkan Özcan da başta Genel Başkan Ahmet Davutoğlu olmak üzere parti yetkililerinin bir süredir “Bir siyasi partinin seçime girmek için kurulduğu vurgusu” yaptığını hatırlattı. “Gelecek Partisi de logoyla seçime girecek mi” sorusuna ihtiyaç olmadığını söyleyen Özcan, “Çünkü partiler herhangi bir ittifak içerisinde bulunduğunda da logoları oy pusulasında yer alabiliyor” dedi.

Türkiye’nin içine düştüğü durumun vahametini anlamadan seçim üzerinden yapılacak “spekülasyonların” kimseye faydasının olmadığını söyleyen Özcan, “İki gün önce Türkiye’de hukuk sisteminin olmadığı, Türkiye’nin Avrupa hukuk sisteminden kopmayı göze alarak anayasayı, hukuku, kararları ayağının altına aldığı bir Osman Kavala ve Gezi yargılama sonucu gördük” dedi. Gelecek Partisi Sözcüsü Özcan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Utanmamız gereken şey Türkiye’nin hukukta düştüğü durumdur. Utanmamız gereken şey demokraside Türkiye’nin düştüğü durumdur, Türkiye’nin içine girdiği yoksulluk ve yolsuzluk girdabıdır. Bunu aşmak için Meclis’te sayısal olarak en iyi sonucu ne verecekse en doğru strateji odur. Şu anda partileri yarıştırmanın, ‘ben şunu söylerim’, ‘Ben bunu yaparım’ diyerek ‘ben’ diye konuşmanın hiç kimseye faydası yok. ‘Biz’ diye konuşma zamanıdır.”

“Hiçbir öneri rafa kalkmaz”

Saadet Partisi lideri Karamollaoğlu’nun üçüncü seçenek, ittifak içinde ittifak önerisinin DEVA’nın kararıyla rafa kalkıp kalkmadığını sorduğumuz Serkan Özcan, “’Rafa kalktı’ demiyoruz. Hiçbir öneri rafa kalkmaz. Burası Türkiye, mücadele ettiğiniz insan da Tayyip Erdoğan. Hiçbir strateji, hiçbir ihtimal ortadan kalkmaz. Bunu bugünden kaldırmak, çok peşin şeyler söylemenin de hiç kimseye faydası olmaz” diye konuştu.

Paylaşın

Osman Kavala: Ellerinde İp Olsa Beni Asacaklardı

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Gezi Parkı Davası sonucunda haklarında mahkumiyet kararı verilen Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Hakan Altınay’ı Silivri Cezaevi’nde ziyaret ettikten sonra açıklamalarda bulundu.

Cezaevinde, hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Osman Kavala ile yaptığı görüşmeden bahseden Özel, Kavala’nın “Elbette bekliyordum. Beni bu kadar içeride tuttuktan sonra beraat ettireceklerini beklemiyordum, ama bu kadarını da beklemiyordum… Bir zaman birbirlerine ip atanlar ellerinde ip olsa beni asacaklardı” dediğini aktardı.

Özel’in aktardığına göre Kavala, “Çünkü verilen ağırlaştırılmış müebbet cezası idam hükmünde, idam cezasının yerine gelmişti. Bu delillerin hepsi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yargıçları tarafından ve tarafsızlıklarına hiç şüphe olmayan yargıçlar tarafından incelendi, çürütüldü ve bu delillerle verilen tutukluluğa devam kararının hak ihlali olduğuna karar vermişti AİHM. Bırakın tutukluluğa devamı, bu delillerle bana ağırlaştırılmış müebbet verdiler” tepkisinde bulundu.

Kavala: Türkiye’ye büyük itibar kaybettirecek

Türkiye’nin AİHM yargı sürecinde, kendisinin darbe suçlamasından beraat ettiği, tutukluluğunun casusluk suçuyla ilgili olduğu tezini savunduğunu hatırlatan Kavala, “Casuslukla ilgili bir kanıt yok, iki yıldır tutukluluk boşuna ve verilen karar Türkiye’nin AİHM nezdindeki savunmasını boşa düşüren bir karardır ve Türkiye’yi sıkıntıya sokacak, kendi tezini boşa düşürecek bir karardır. Birileri vakit kazanıp Osman Kavala’yı içeride tutalım diye tutuklamaya gerekçe uydururken bu kararla birlikte zaman kazandılar, beni iki yıl içeride tuttular ama Türkiye’ye büyük itibar kaybettirmiş olacaklar. Sıkıntı buradadır” dedi.

Sezer’den “Gözyaşlarımı katledilen hukuk sistemi için akıtıyorum” mesajı

Türkiye Cumhuriyeti’nin 10’uncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in kendisini aradığını söyleyen Özel, Ahmet Necdet Sezer’in, “Tutulan; evlatlarından, çocuklarından ayrılan, beraat ettikleri bir davadan, delili durumu değişmeden kararı etkileyecek yeniden yargılama gibi bir durum ortaya çıkmadan, bir daha bir daha yargılanıp cezalandırılmalarından üzüntü duyuyorum. Aileleri için üzülüyorum. Onlar için gözyaşı dökebilirim ama gözyaşlarımı katledilen hukuk sistemi için akıtıyorum” sözleriyle kararlardan rahatsızlığını dile getirdiğini aktardı.

“Gezi’yi anlamayan birini Cumhurbaşkanı seçmeyecekler”

Özel, Silivri Cezaevi önünde yaptığı açıklamada, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün mahkeme kararına verdiği tepkiyi de hatırlatarak Sezer ve Gül’ün desteğinin cezaevindekiler açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Özel, “İçeride vardığımız bir mutabakatı, bütün Türkiye’ye söyleyelim… Gezi’yi, Z kuşağını anlamayan, çevre duyarlılığı olmayan, doğa katliamlarına direnmeyen, kent suçlarına itiraz etmeyen birini bu ülkenin insanları 13’üncü Cumhurbaşkanı seçmeyecekler. Yaşayan üç Cumhurbaşkanı’ndan birisi ve gelecekte görev bekleyeni Gezi’nin arkasında. Gerisini siz düşünün Recep Tayyip Erdoğan” söyleminde bulundu.

Paylaşın

Açlık Sınırı, Asgari Ücretin 1070 Lira Üzerine Çıktı

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), nisan ayına ilişkin açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırı verileri, hayat pahalılığındaki ciddi artışı gözler önüne serdi. Buna göre, dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 5 bin 323,64 TL’ye çıktı.

Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı (yoksulluk sınırı) 17 bin 340,47 TL’ye yükseldi. Bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 6 bin 965,47 TL’ye ulaştı.

Yılın ikinci ayında asgari ücretin 300 TL üzerine çıkarak 4 bin 552 TL’ye yükselen açlık sınırı, mart ayında 4 bin 928 TL’yi aşmıştı. Yoksulluk sınırı ise mart ayında 16 bin 52 TL idi. Buna göre, yılın dördüncü ayında açlık sınırı, 2022 asgari ücretinin 1070 TL üzerine çıktı.

Türk-İş’ten yapılan yazılı açıklamada, mutfak enflasyonundaki artışın nisanda aylık yüzde 8,02 olduğu, son 12 aylık artışın ise yüzde 85,02 olduğu belirtildi.

Açıklamada, bir ayda ortalama olarak süt fiyatlarının yüzde 21, peynirin yüzde 18, yoğurdun yüzde 23 zamlandığı belirtildi. Buna göre: Maliyet artışlarıyla birlikte süt ve süt ürünleri fiyatlarının yaz aylarında artmaya devam edeceğine işaret edildi.

Nisan ayında dana, kuzu, tavuk ve balıketinin hepsinde fiyat artışları olduğu vurgulandı. “Balık sezonu kapanırken en ucuz balık hamsi 45 TL oldu. Tavuğun kg fiyatı 40 TL’yi buldu” denilen açıklamada, “Kuru fasulye ve kırmızı mercimek fiyatı artarken nohut ve yeşil mercimeğin fiyatı değişmedi. Yağlı tohumlar zamlanırken en çok artış ortalama yüzde 23’le yer fıstığında oldu” denildi.

‘Yurttaş sebze ve meyveyi taneyle alıyor’

Ekmek ve tahıllar grubunda ise, il ve ilçe belediyelerinden bazılarının alım gücü düşen yurttaş için ekmekte indirim sağlayan kupon dağıtmaya başladıkları belirtildi. Açıklamada, “Görece uygun maliyetle karın doyurmak için tercih edilen karbonhidrat kaynağı makarna, pirinç, bulgur ile un ve irmik fiyatlarının tamamı yükseldi” denildi.

Taze sebze-meyve grubunda ise, sabit gelirli tüketicilerin artık taneyle meyve-sebze almaya başladığı belirtildi. Açıklamada, “Pazarcı esnafı da müşteriyi markete kaybetmemek için banka komisyonuna rağmen POS cihazına geçti” ifadelerine yer verildi.

Türk-İş’ten yapılan açıklamada şu değerlendirme dikkat çekti: “İçinde bulunduğumuz enflasyonist dönem tüketici alışkanlıklarında önemli değişikliklere yol açıyor. Marketlerde ve semt pazarlarında toplu alışveriş azalıyor, az ve sık alışveriş artıyor. Daha küçük paketler, daha ekonomik markalar tercih ediliyor. Tüketicinin özel markalı (private label) ucuz ürünlere yönelmesi indirim marketi sayısını ülke genelinde 34 bine yükseltti.”

Martın son haftası Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO), sanayicilere sattığı buğdaya yüzde 22 oranında zam yaptığının da anımsatıldığı açıklamada, “Bu nedenle buğday içeren gıda ürünlerine de, tüketiciye yansıyacak şekilde ramazan bayramı sonrasında bir zam yapılması durumu ortaya çıktı” denildi.

Açıklamada ayrıca “Dişi sığır sayısının azalması ve yüksek maliyetlerin üzerine bir de turizm sezonundaki talep artışı eklendiğinde, çözümleri bulunmazsa dana kuşbaşının yaz aylarında 175 TL’yi geçmesi öngörülüyor” değerlendirmesi de yer aldı.

Değerlendirmeye şöyle devam edildi: “Elektrik fiyatlarına yapılan yüksek zamlardan dolayı daha az sulama yapılan yerlerde sınırlı gübre kullanımının da ilave olumsuz etkisiyle verim kaybı olacak. Zamlar öncesindeki gibi gübreleme ve sulamaya devam edilen yerlerde ise maliyetler artacak. Bu çıkmazın doğal sonucu olarak, yaz aylarında gıda fiyatlarında eğer olursa önceki yıllara kıyasla çok sınırlı bir gerileme olacağı şimdiden öne sürülebilir.”

Paylaşın