CHP’li Selin Sayek Böke: Yeni Bir Düzen Şart

Kemal Kılıçdaroğlu’nun neoliberalizmin miadını doldurduğuna ilişkin sözlerini değerlendiren CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, “Neoliberalizm Türkiye’ye kriz değil, buhran yaşatıyor. Yeni bir düzen ihtiyacı aşikâr” ifadelerini kullandı.

CHP’li Böke, CHP’nin neoliberalizme alternatif olarak ortaya koyduğu programa ilişkin BirGün’den Hüseyin Şimşek’in sorularına şu değerlendirmeyi yaptı:

Neoliberal düzen

Genel Başkanımızın sadece 2021 yılında üç buçuk milyona yakın abonenin faturalarını ödeyemediği için elektriklerinin kesilmesine işaret ederken ifade ettiği çok önemli bir gerçeklik var. Elektrik faturalarımıza da yansıyan ama yalnızca elektrik faturalarımızla sınırlı kalmayan, halk açısından eşitsizliklerin ve yoksulluğun son derece derinleştiği bir buhranın içerisindeyiz ve aslında bu buhranı ortaya çıkaran, eşitsizlikleri derinleştiren kurulu neoliberal düzen.

AKP neoliberalizmin üzerinde yükseldiği esnekleştirme, güvencesizleştirme, kuralsızlaştırma, temel hakların yerine bir avuç yandaşın karlarını gözeten özelleştirme gibi ilkeleri sıkı sıkıya benimsedi ve her alanda uyguladı. Uygulamaya devam ediyor.

Neoliberalizm Türkiye açısından sanayisizleşme anlamına geldi. Neoliberalizm vatandaşın borç batağına gömülmesi anlamına geldi. Neoliberalizm sanayiden tarıma, enerjiden finansa her alanda dışa bağımlılık, stratejik sektörlerde özelleştirmelerle kamusal hakların kaybı anlamına geldi.

Neoliberalizm emeğin güvencesizleştirilmesi ve esnekleştirilmesi; emekçilerin örgütlenme, sendika, grev gibi haklarının siyasal zor yoluyla kullanılamaz hale getirilmesi anlamına geldi. Neoliberalizm temel insan haklarının yok sayılarak sosyal devlet güvencelerinin ortadan kaldırılması ve yoksulluğu yöneten, süreklileştiren sadaka usulü sosyal yardım anlayışı anlamına geldi. Sonuç ise açık: Tek adam rejimi tarafından ülkemizin içine sokulduğu buhranın zemini işte bu düzen oldu.

Yeni düzen ihtiyacı

Bu yıkım karşısında yeni bir düzen ihtiyacı aşikâr. Bizim de siyasi irademiz işte bu yeni düzeni kurmak yönünde. Üretici güçleri destekleyen, kamunun rolünü yeniden tanımlayan, sosyal devleti güçlendiren, hakları güvence altına alarak sürdürülebilirliği sağlayan bir düzen iddiasıdır ortaya koyduğumuz.

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında hak temelli bir kalkınma hamlesiyle yeniden sosyal devleti inşa edecek olan CHP’nin aslında kökten bir düzen değişikliği içeren programı da tarif ettiğim bu siyasal, sosyal ve ekonomik gerçeklikten yola çıkıyor.

Tek adam rejimi

Tek adam rejiminin yarattığı ekonomik buhran, neoliberalizmin dünyada girdiği krizin bir parçasıdır. Dolayısıyla bugün halk için derin yoksulluk anlamına gelen ekonomik buhrana son vermenin yolu düzeni değiştirmekten ve yerine Güçlü Sosyal Devleti kurmaktan geçiyor.

Türkiye’nin yoksulluğu ortadan kaldıracak, eşitsizliklere son verecek kaynakları olduğunu, kaynakların nereye kullanıldığınınsa bir siyasi tercih olduğunu hatırlatarak, bizim siyasi tercihlerimizi halktan yana kullanacağımızı başta söylemek isterim.

Kamulaştırma

Biz Güçlü Sosyal Devleti kurarken, bir grup imtiyazlı rantçı sermayedara teslim edilen temel kamusal hak ve hizmet alanlarının tümünde öncelikle kamu zararı yaratan bütün rant projelerini kamulaştıracağız. Halkın sırtından bir avuç imtiyazlının zenginleşmesine izin vermeyeceğiz. Sosyal devletin güvencesinin tüm yurttaşları kapsadığı bir düzen kuracağız.

Kamunun bugüne kadar tek adam rejimi ve yandaşları tarafından yağmalanan kaynaklarıyla finanse edeceğimiz Aile Destekleri Sigortası ile her bir aileye temel gelir güvencesi ve güvenceli istihdam alanlarını açan bütüncül bir sosyal politikayı sağlayacağız. Neoliberalizmin aksine güçlü sosyal devlet borç değil destek veren düzendir.

Enflasyon ve hayat pahalılığına liyakatli kadroların görev aldığı bağımsız TCMB, para politikasıyla uyumlu ve eşitsizlik yaratmayan maliye politikası ve Türkiye’nin üretim yapısındaki enflasyonist unsurlara son vererek dönüştüreceğiz.

Hak temelli kalkınma

İstihdam yaratmayan, tüketim ve borçla şişirilmiş, sürekli cari açık ve enflasyon yaratan kalitesiz büyüme anlayışı yerine sanayinin ve tarımın merkeze alındığı hak temelli bir kalkınma anlayışını hayata geçireceğiz.

Sanayide yeşil ve dijital dönüşüm programlarımızla Türkiye’nin dış ticaretini küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillenişinde ülkemizin rekabetçi avantajlarını koruyacak, bu sırada yoksullaştıran büyüme riskine karşı emekçilerin haklarını sosyal devletin güvencesi altına alacağız.

Emek sömürüsünün derinleşmesine izin vermeyeceğiz. Emeğin başta örgütlenme, sendikalaşma, toplu sözleşme olmak üzere tüm temel haklarını anayasal güvence altına alacağız. Tarımda ithalata ve ithal girdiye dayalı, küresel gıda tekellerini besleyen değil küçük üreticiyi ve çiftçiyi destekleyen, gıda güvenliğini sağlayacak, üretimde stratejik planlamaya dayalı programımızı hayata geçireceğiz.

Neoliberalizmin panzehiri olacak hak temelli güçlü bir sosyal devleti inşa etmek için öncelikle demokratik hukuk devletini tesis edecek güçlendirilmiş parlamenter sistemi kuracağız.

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında kuracağımız demokratik ve eşit yeni düzenle ömrünü çoktan tüketen neoliberalizme alternatif bir pusula arayan dünyamıza da örnek olacak bir deneyimi çok geniş bir toplumsal uzlaşıyla ortaya koyacağımıza inanıyorum çünkü bunun siyasi iradesi ve reçetesi bizde var.

Paylaşın

En Ölümcül Macera Sporları; Yoksa Yaptın Mı?

Hepimiz maceracı olduğumuzu düşünmeyi severiz. Çünkü dünya uçsuz bucaksız bir yer ve içinde ‘mağara dalışı, serbest solo tırmanış, boğa koşuları, yelken kanatla uçmak, büyük dalga sörfü’ gibi yapılacak bir sürü çılgınca şey var.

Haber Merkezi / İşte, denenmemesi gereken, en ölümcül macera sporlarından bazıları.

Mağara dalışı

Bu, ekstrem bir spordur ve su altı aktiviteleri konusunda deneyimli kişiler içindir. Aşırıdır çünkü sizi suyun rahmine götürür ve bilinmeyen korkulara maruz bırakır. Altında ne olduğunun farkında olmadığımız zaman, başa çıkmak biraz zor olabilir.

Serbest solo tırmanış

Serbest solo tırmanma, halatlar ve koşum takımı gibi herhangi bir güvenlik tertibatı olmadan tırmanma eylemini ifade eder. Tabii ki, ölüm olasılığı yüksek, bu yüzden bunu yapmanın tek yolu çok çalışmak ve çok fazla deneyime sahip olmak. Oscar ödüllü Free Solo filmi size ne hakkında olduğu konusunda iyi bir fikir verecektir. Unutmayın, bu herkes için değil, sadece profesyoneller yapmalı.

Boğa koşuları

Bir sporun hem eğlenceli hem de tehlikeli olması kafa karıştırıcı olabilir. Bu da böyle bir spor gibidir. Boğaların koşması, bir grup boğanın sokaklara salıverilmesi ve kargaşanın baş göstermesi olayıdır. Boğa koşularının en ünlüsü İspanya’nın Pamplona kentinde yapılmaktadır.

Yelken kanatla uçmak

Bir hava sporudur ve çu çok eğlenceli görünse de, yükseklik korkusu olanlar için değil. Her şey, pilotun uçuş hızını ve yönünü kontrol etmek için vücut ağırlığını kullanmasına bağlıdır.

Buzda tırmanma

Aşırı hava koşullarında ekstrem bir spordan bahsetmişken akla buz tırmanışı gelir. Bir dağın buzlu kısmına tırmanmanız dışında kaya tırmanışı gibidir. Özellikle soğuk iklimlere alışık olmayanlar için kolay bir iş değil.

Highlining (Vurgulama)

Vurgulama, bir ip üzerinde bir uçurumdan diğerine yürüme sanatıdır. Yüzlerce metre havada asılı kalıyorsunuz, bu da onu çok tehlikeli bir faaliyet haline getiriyor. Kolayca yaşayabileceğiniz en tehlikeli sporlardan biridir. Dengeniz kötüyse veya fiziksel olarak formda değilseniz bunu denememelisiniz bile.

Büyük dalga sörfü

Bir sörf yapmak var, bir de büyük dalga sörfü yapmak var. Adından da anlaşılacağı gibi bu, en az 30 metre yüksekliğindeki büyük dalgalarla başa çıkabilen deneyimli sörfçüler içindir. Büyük dalga sörfünün doğduğu Waimea Körfezi, Oahu’nun Kuzey Kıyısı gibi büyük dalgalarıyla ünlü birkaç nokta vardır; Jaws, Maui’nin Kuzey Kıyısı; ve Teahupoo, Tahiti, diğerleri arasında.

Paylaşın

‘Gezi Parkı Davası’ Kararlarına Hukukçular Ne Diyor?

Gezi Parkı davası Pazartesi görülen duruşmayla hükme bağlandı. İş insanı Osman Kavala ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına; diğer sanıklardan Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Yiğit Ali Ekmekçi de 18’er yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Kararı BBC Türkçe’den Esra Yalçınalp’a değerlendiren sanık avukatları, kararların hukuki değil, siyasi olduğu konusunda hemfikir.

Osman Kavala’nın avukatlarından Tolga Deniz Aytöre’ye göre, mahkeme heyeti için “hangi suçtan ceza verildiği değil, sonuca ulaşmak” önemli.

Aytöre, Gezi Parkı eylemlerinin “Avrupa bağlantılarıyla” yapıldığı yönünde bir algı yaratılmaya çalışıldığını söylüyor. Bu iç siyaset malzemesinin ileride oluşabilecek demokratik hareketlerin önünü kesmek amacıyla da kullanılabileceğini düşünüyor.

Son kararla birlikte Kavala’nın iki yıl tutuklu kaldığı casusluk suçundan hiçbir delil olmadığı için beraat ettiğini ama daha önce 2020’de beraat ettiği “cebir ve şiddet kullanarak hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldığını belirten Aytöre, “Bu çelişkilerin hesabını kim verecek?” diye soruyor.

Kavala’nın avukatlarından İlkan Koyuncu’ya göre iktidarın hedefi, “Osman Kavala’yı tutuklu tutmak ve Gezi’yi mahkum etmek.”

Koyuncu, kararın AKP’nin “saflarını sıklaştırmak” şeklindeki seçim stratejisiyle bağlantılı olduğunu düşünüyor:

“Toplumda karşılığı olan Çarşı gibi bir kitleyi hedef almak yerine, seçmece sekiz kültür-sanat insanını mahkum etmek daha kolay olduğu için dosyaları hızlıca ayırıp mahkumiyete gittiler.”

Bunun siyaseten anlaşılır olduğunu belirten Koyuncu, ancak hukuki bir karşılığının da olmadığını söylüyor:

“Yeniden açılan Gezi davasının yargılama süreci çok uzun sürdü ama yargılama yapılmadı.

“Dava, esasa aykırı uygulamalarla çok yavaş ilerlerken, muhtemelen siyasi bir takvime göre bir talimat geldi. Birdenbire Çarşı dosyası ayrıldı, savcının mütalaası istendi ve karar çıktı.”

‘İntikam alma amacı mutlak’

Anadolu Kültür’ün yönetim kurulu üyelerinden Hakan Altınay’ın avukatı Tora Pekin ise kararı “Gezi’den intikam alma amacı olduğu mutlaktır” diye değerlendiriyor ve ekliyor: “Gezi iktidarın gündeminden hiç düşmedi ve bir hesaplaşma istendi.”

Pekin, davanın tamamen göstermelik yürütüldüğünü savunuyor:

“Son 15 yılda, siyasetin emriyle yürüyen çok dava oldu ama bu kadar vahimini görmedim. Mahkeme aldığı talimata uyarak, hiçbir yargıçlık görevi üstlenmeyerek sadece cezaları yüzümüze okudu.”

Taksim Dayanışması temsilcileri Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman ve Can Atalay’ın avukatlarından Akçay Taşçı’ya göre de karar “Gezi’nin toplumsallığını ortadan kaldırmaya çalışıyor ve hukuk tarihimizdeki en yanlış, en rezil kararlardan biri.”

Neden yargı süreci bitmeden tutuklandılar?

Davada tutuklu yargılanan tek sanık Kavala idi. Ancak diğer 7 sanık de Yargıtay kararına dek tutuklu kalmak üzere cezaevine gönderildi.

Pekin’e göre AKP-MHP ittifakı, seçim öncesinde “hukuk ve demokrasiyi daha da boğacak ve Gezi Davası’ndaki tutuklama kararı da bunun işaret fişeği”.

Yedi kişiye atfedilen ‘Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmeye yardım etmek’ suçunun Türk Ceza Kanunu’ndaki üst haddi 20 yıl.

Taşçı, mahkemenin 18 yılla neredeyse üst sınırdan ceza verdiğini vurguluyor.

Koyuncu ise sanıkların hiçbirine iyi hal indirimi uygulanmamasına dikkat çekiyor:

“Sanıklar en ağır cezaları aldı. Mahkeme heyeti ‘En ağır şekilde mahkum edin, iyi hal indirimi uygulamayın’ talimatı almasının dışında böyle bir karar veremez.

“Kavala, benim hayatımda gördüğüm en sakin müvekkil. 4,5 senedir sudan, siyasi sebeplerle içerde ve ses tonunda dahi hiçbir agresiflik olmayan Kavala’ya iyi hal indirimi uygulamamak bir mesajdır.

“Çiğdem Mater gibi yurtdışından gelip savunma veren insana neden iyi hal indirimi uygulamazsınız?”

‘Karar, hükümetin AİHM’e verdiği cevabı boşa düşürdü’

Aytöre, mahkemenin yargılama yapmadan karara gitmesini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yeni değerlendirmesinden önceki telaşın sonucu olarak yorumluyor:

“AİHM’e ‘artık hüküm verildiğine göre konu tutuklama değil, sizin de yetkiniz yok’ denecek.”

Ancak Aytöre, AİHM dosyayı esastan da incelediği için Türkiye’ye verdiği ihlal kararının hükümle ortadan kalkmadığını vurguluyor:

“Hak ihlali durumu, ihlalden önceki hale dönülene kadar devam edecektir. Hüküm verilmiş olması bunun önüne geçemez.”

Koyuncu’ya göre “amaç Kavala’yı içerde tutmak olunca, hukuk sadece bir araç”:

“Kavala 2020’de beraat edip tahliye edilecekken, hemen casusluk diye bir suç yaratılmıştı.

“Şimdi de, AİHM kararına rağmen, Gezi’ye ilişkin yargılandığı 312. maddeden tekrar tutuklama kararı verildi.

“AİHM ‘Kavala’ya derhal tahliye’ dediğinde, hükümet, Osman Kavala Gezi’den tutuklu değil ki, başka bir dosyadan tutuklu cevabını vermişti. Ancak şimdi bu cevabı boşa düşürdü.”

Muhalefet şerhi: ‘En azından bir kişi hukuka uygun davranıyor’

Mahkeme heyetinden bir üyenin, dinleme kayıtlarının “yasak delil” olması sebebiyle verilen cezalara muhalefet şerhi koyması dikkat çekmişti.

Ancak oyçokluğu esas olduğu için iki oya karşı tek oyun kararda bir etkisi olmadı.

Avukat Pekin, üyenin Kavala’nın tutuklanmasına karşı da kararlı davrandığını hatırlatıyor:

“Dava boyunca istikrarla şehrini koyuyordu. Hakimin samimi görüşü olabilir. İki oy zaten garanti diye de tahammül etmiş olabilirler.”

Taşçı ise konuyu, “En azından bir kişi hukuka uygun davranıyor” diyerek yorumluyor.

Bundan sonra ne olacak?

Hukuki süreç henüz bitmedi.

Avukatlar, ilk aşamada tutuklama kararına itiraz edecek ancak bu adımdan bir beklentileri yok.

Koyuncu, “Türkiye’nin kuşatılmış yargısında, itiraz müessesesi içi boş bir müessese. Bu kadar siyasi bir kararın 14. Ağır Ceza’nın kaldırmasını beklemiyoruz” diyor.

Sonrasında ise istinafa gidilecek.

Pekin, istinaf mahkemesinin daha önce iktidar lehine verdiği kararlardan yola çıkarak farklı bir sonuç çıkmayacağı görüşünde.

İstinaftan da istenen sonuç çıkmazsa, bir sonraki aşamalar Yargıtay ve AYM olacak.

Koyuncu, sürecin siyasi konjonktüre bağlı olduğunu vurguluyor:

“Kavala’yı hayatının sonuna kadar cezaevinde tutmayacaklar. Şu an siyaseten bu gerektiği için bu kararı verdiler.

“İlerde de, siyaseten zamanlaması hangisi daha kullanışlıysa, belki istinafta, belki de Yargıtay’da kararı bozarlar.”

İç hukuk sürecine ek olarak, haklarında hüküm verilen kişilerin AİHM’ye başvuru yolları açık.

Ayrıca Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM kararının uygulanmamasını bir kere daha ele alabilir.

‘Gerekçeli karar Ankara’da yazılacaksa vakit alabilir’

Avukatlar, sürecin takvimini öngörmenin pek mümkün olmadığını söylüyor.

Öncelikle gerekçeli karar bekleniyor.

Taşçı gerekçeli kararı bir ay gibi bir süre içinde beklerken, Aytöre ise durumu “İstanbul’da yazılacaksa nispeten daha hızlı gelecektir, Ankara’da yazılacaksa vakit alabilir” şeklinde değerlendirdi.

Avukatlar, dosyanın istinafta ele alınmasının ise aylar sürebileceğini öngörüyor. Ne kadar süreceğine dair hukuki bir düzenleme yok.

Yapılacak itirazlar hangi çerçeveye oturtulacak?

İtirazların hangi çerçevede yapılacağı da zincirin son halkalarından birini oluşturacak.

Avukat Taşçı, savcının en zayıf iddiasının Gezi Parkı eylemlerinin “merkezi bir yerden, üst akılla, dış manipülasyon yoluyla” tertip edildiği söylemesi olduğunu düşünüyor.

Taşçı için bu iddia “tek başına bir tarih tezinden ibaret” ve hiçbir delil, görüşme ve para transferiyle desteklenmiyor:

“Ancak savcılık bunu mahkemeye kabul ettirmeyi başardı. Bizim de en temel itirazımız Gezi’nin bir halk hareketi olduğu üzerine kurulu.”

Avukat Aytöre’ye göre, itirazın çerçevesi nasıl çizilirse çizilsin, sonuç doğurmayacak:

“Ortada hiçbir suç veya eylem yok; hukuk kırpıntıları arıyoruz.”

İddianameyi savcının “ideolojik körlükle yarattığı malul bir komplo teorisi” olarak nitelendiren Pekin, bu görüşünü şu sözlerle açıklıyor:

“312. maddedeki hükümeti devirmeye teşebbüs suçu sadece cebir ve şiddet yoluyla işlenebilir. Dosyada, Gezi sanıklarının cebir veya şiddetle ilişkisini gösterecek hiçbir delil kırıntısı yok, çünkü gerçek hayatta da böyle bir şey yok.”

Avukat Pekin, Gezi Parkı ve 17-25 Aralık iddianamelerini aynı kişilerin hazırladığını hatırlatıyor:

“Dinlemeler hukuka aykırı bulunduğu için o davaya takipsizlik verilmişti, ama Gezi Parkı davasında aynı kişilerin yaptığı aynı türdeki dinleme kararları delil kabul edildi.

“Ya o karardaki gerekçelere uyarak Gezi’ye beraat verilmeli ya da o dosyaya da ceza davası açılmalı.”

Reddi hakim tartışması

Avukatların, mahkeme heyetinden bir hakimin daha önce AKP listelerinden milletvekili aday adayı olmasının da arasında olduğu çeşitli sebeplerle yapılan reddi hakim talebi de reddedilmişti.

Avukat Aytöre, “Hükümette yer almak için milletvekili aday adayı olan bir hakimin, hükümete karşı işlendiği iddia edilen bir suçun yargılamasında oy vermesi bir demokratik hukuk devletinde olmaması gereken bir durum” diyor ve ekliyor:

“Yargı mercileri görevini yaparlarsa, reddi hakim talebimizin kabul edilmemiş olması etkili olmalı.”

Aytöre, bu görüşünü ise şu sözlerle savunuyor:

“Karar objektifliği olmayan bir hakimin heyette bulunmasından dolayı verilen karar da objektif değildir. Usul ve esas olarak açıkça hukuka aykırıdır. Bu karar atıldır, yok hükmündedir.

‘Yargının araçsallaşmasının süreklileşme ihtimalinden endişeliyim’

Avukat Aytöre, yargının siyasallaşıp araçsallaşması konusunda duyduğu kaygıları dillendiriyor. Türkiye tarihinde siyasetin her zaman yargıya müdahale etme isteğinin olduğunu ancak “yargının ilk kez bu denli izin verdiğini” söylüyor.

Aytöre, endişelerini şu sözlerle ifade ediyor:

“Yargının araçsallaşmasının süreklileşme ihtimalinden endişeliyim. Türkiye’de insanların karşı karşıya getirilebilme ve gelebilme ihtimalinden çok endişeliyim.”

Hukuksuzluğun bedelinin her zaman olacağını söyleyen Aytöre, sözlerini şöyle sonlandırıyor:

“Bunun en belirgin örneğini de yakın tarihe bakınca görülür. Bir dönemin hakim ve savcılarının ne durumlarda olduğunu incelersek, hukuktan uzaklaşanların çok da uzağa gidemediğini görmüş oluruz.”

Paylaşın

Et Ve Süt Kurumu Genel Müdürü Osman Uzun Görevden Alındı

Et ve Süt Kurumu Genel Müdürü Osman Uzun, Yönetim Kurulu Üyeleri Zekeriyya Erdurmuş, Hasan Hüseyin Aydemir ve Sezai Aydın görevden alındı. Et ve Süt Kurumu Yönetim Kurulu Üyeliğine ise Mehmet Ali Köse’nin atandı.

Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan atama kararına göre, Et ve Süt Kurumu Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Osman Uzun, Yönetim Kurulu Üyeleri Zekeriyya Erdurmuş, Hasan Hüseyin Aydemir ve Sezai Aydın görevden alındı.

Kararda, Et ve Süt Kurumu Yönetim Kurulu Üyeliğine ise Mehmet Ali Köse’nin atandığı belirtildi.

Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında, bazı bakanlıklarda da görev değişikliği yapıldığı görüldü.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Faik Yıldırım görevden alındı.

Hazine ve Maliye Bakanlığı Hazine Başkontrolörlüklerine Harun Gürer, İsmail Halıcı, Semih Şahin ve Turgut Sayılır, Hazine Kontrolörlüğüne ise Fatih Yetişen getirildi.

Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdürlüğü’ne Mehmet Ali Kılıçkaya, İthalat Genel Müdürlüğü’ne Mehmet Azgın getirildi.

Sanayii ve Teknoloji Bakanlığı Milli Teknoloji Genel Müdür Yardımcılığı’na İrfan Keskin getirildi.

Eti Maden İşletmeleri Yönetim Kurulu Üyesi Soner Korkmaz görevden alındı, yerine Hasan Kaymak atandı.

Milli Eğitim Bakanlığı’nda da Ankara ve Diyarbakır dahil birçok il milli eğitim müdürü görevden alındı.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 14 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 2 bin 511 yeni vaka tespit edilirken, 14 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,43 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,14 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 132 bin 633 test yapılırken, 2 bin 511 yeni vaka tespit edildi. 14 kişi hayatını kaybederken, 14 bin 425 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,43 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,14 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 147 milyon 455 bin 844’e yükseldi.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Manisa ve Zonguldak takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 25 Nisan verilerine göre, 134 bin 346 test yapılmıştı. 2 bin 604 vaka tespit edilirken, 15 kişi hayatını kaybetmiş ve 18 bin 573 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Saniyenin Tanımı Değişiyor: Daha Kesin Ve Çok Daha Güçlü Olacak

Bilim insanları temel zaman ölçüm birimini yeniden tanımlamaya hazırlanıyor. Süresi daha uzun ya da daha kısa olmayacak birim daha kesin ve çok daha güçlü olacak. Ölçümleme olmadan anladığımız manada modern medeniyetin olamayacağı savunulur. Standart bir birim olmadan ölçümleme de anlamsız olurdu.

Yaklaşık 150 yıldır dünyadaki ölçüm bilimciler Paris merkezli Uluslararası Ağırlıklar ve Ölçümler Bürosu (BIPM) çatısı altında son derece katı kurallarla belirlenen standart ölçüm birimlerinin kullanılması konusunda fikir birliğine varmış durumda.

Günümüzde büro zaman, uzunluk, kütle, elektrik akımı, sıcaklık, ışık yoğunluğu ve madde miktarı olmak üzer yedi temel birimi düzenliyor. Bu birimler bilim, teknoloji ve ticaretin vazgeçilmez ögeleri haline gelmiş durumda.

Bilim insanları çalışmalarında sürekli olarak bu birimleri kullanmakta. 2018 yılında kütle ölçümü olan kilogram, elektrik akımı birimi amper, sıcaklık birimi kelvin ve madde miktarı birimi molün tanımı değiştirildi. Şu anda mol dışında tüm birimler tek bir ölçüme yani zamana endekslenmiş durumda.

Örneğin metrenin tanımı ışığın saniyenin 299 milyon 792 bin 458’de biri kadar sürede kat ettiği mesafe olarak tanımlanıyor. Kilogram da biraz daha karmaşık bir hesaplama ile saniyeye endeksli bir şekilde tanımlanıyor.

BIPM danışma komitesi başkanı fizikçi Noel C. Dimarcq, “Şu anda birimlerin tamamı otonom değil, hepsi saniyeye endeksli durumda. Yani manava gittiğinizde 1 kilo patates lütfen derken aslında belirli bir miktar saniye patates istemiş oluyorsunuz” ifadelerini kullanıyor.

Fakat yarım yüz yıldan daha uzun bir süredir bilim insanları ilk defa saniyenin tanımını değiştirmeye hazırlanıyor. Çünkü yeni nesil saatler artık onu çok daha net bir biçimde ölçebiliyor.

Haziran ayında BIPM’deki ölçüm bilimciler yeni tanım için başvurulacak kriter listesinin son halini hazırlayacak. New York Times’a konuşan Dimarcq, bu kriterlerin tamamının 2026’ya kadar karşılanmasını, 2030 yılına kadar da yeni tanımın onaylanmasını beklediğini belirtti.

Küresel ölçüm sistemi saniye üzerine inşa edildiği için onun tanımlanmasının büyük bir dikkatle yapılması gerekiyor. Yani tanım değişirken sürenin kesinlikle aynı kalması gerekiyor.

Zaman ilk başlarda dünyanın bir günde kendi etrafında yaptığı dönüşe göre tanımlanıyordu. 12’lik sayı dizisini kullanan antik Mısır astronomları gece ve gündüzün her birini 12 saatlik birime ayırarak bir günü 24 saat olarak tanımladı.

Fakat bu saatler Dünya’nın Güneş etrafındaki konumuna göre uzayıp kısalabiliyordu. İki bin yıl önce Yunan astronomlar ise Ay’ın hareketlerini hesaplayabilmek için saatleri sabitlemeye ihtiyaç duydu ve bir günün sabit uzunluktaki 24 birime bölünmesine karar verdi. Aynı astronomlar saatleri de eski Babil metodu olan 60’a bölmeye karar verdi. Ardından dakikalar da tekrar 60’a bölünerek saniyeye ulaşıldı.

24 saatin ilk bölümü yani ortalama bir günün 1440’da biri dakika, 86 bin 400’de biri de saniye olarak kabul edildi. Bu tanımlama 1967 yılına kadar geçerliliğini korudu.

Ama bu tanımlamanın sorunları vardı. Dünyanın dönüş hızı kademeli olarak azalıyor bu nedenle günler yavaş yavaş uzuyordu. Elbette bir saniyenin süresi de. Bu küçük değişimler zamanla önemli bir büyüklüğe ulaştı. Dünya saati 2 bin yıllık süreçte yaklaşık 3 saat kaybetti.

Bu nedenle saniyenin tanımının sabit olmayan astronomik hareketlere dayandırılması bilim insanlarını düşünceye sevk etti. 1960’ların sonuna doğru anlık değişimlerin bile önemli olduğu radyo dalgalarının yaygınlaşması zamanın da dakik olmasını gerektiriyordu.

Bu nedenle ölçüm bilimciler asla yavaşlamayan atom içindeki parçacıkların hareketlerine yöneldi. Bilim insanları oda sıcaklığında sıvı halde bulunan bir metal olan Sezyum 133 atomuna yöneldi.

Bilim insanları sezyum atomlarını vakumlu bir ortama koyarak mikrodalga enerjisine maruz bıraktı. Bu yöntemle hangi dalga boyunun sezyum atomlarının foton salmasını tespit edildi ve fotonların sayılması ile bir veri elde edildi.

Buna göre 1967 yılında saniyenin tanımı oda sıcaklığındaki uyarılmamış Sezyum-133 atomunun temel durumdaki iki enerji seviyesi arasındaki geçişe karşılık gelen, 9.192.631.770 döngülük radyasyon olarak belirlendi.

Fakat bu tanımlama bile yeterince kesin olarak bulunmadığı için bilim insanları yeni bir tanımlama üzerinde çalışmaya başladı. Bunun için de optik atom saatleri geliştirildi. Bu saatler sezyum saatlerine benzer bir prensiple çalışmasına rağmen manyetik rezonansı çok daha hızlı atomlarla çalışıyor.

Halihazırda çok sayıda optik atom saati bulunuyor. Öne çıkanlar ytterbiyum, strontiyum, cıva ve aluminyum. Fakat şu ana kadar herhangi biri seçilmiş değil.

Amerikan Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü’nden (NIST) Judah Levine optik saatlerin henüz referans olarak kullanıma hazır olmadığını vurguladı. Bu saatler çok küçük atomları ölçse de bir çoğu bir yemek masasından daha büyük bir hacme sahip olmasının yanı sıra çalıştırılması da çok zor. Fakat bu saatlerden elde edilen frekans sezyum saatlerindeki mikrodalga enerjisinde 100 bin kat daha hızlı. Bu nedenle çok daha hassaslar.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

‘Gezi Parkı Davası’ Kararlarının Siyasetteki Yansıması Ne Olur?

Gezi davasıyla ilgili mahkumiyet kararlarının yankıları sürerken, siyasi analistler Cumhur İttifakı’nın seçime kadar geçecek sürede kutuplaştırıcı söylemlerini artırabileceğini ancak ekonomik krizle bunalan seçmenlerde bu söylemlerin etkisinin eskisi gibi olup olmayacağının belirsiz olduğuna dikkat çekiyor.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti dünkü kararında iş insanı Osman Kavala’nın “casusluk” suçlamasından beraat ve tahliyesine, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme” suçundan ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasına hükmetti.

İçlerinde Mücella Yapıcı gibi isimlerin de bulunduğu yedi sanık da 18’er yıl hapis cezasına çarptırıldı. Kararlara mahkeme heyetinden hakim Kürşad Bektaş karşı çıktı ve muhalefet şerhinde “Dosyada yeterli delil yok. Beraat verilmeli” dedi.

İktidar ne yapmaya çalışıyor?

Gezi davasının tartışmalı görülen bu kararları hukuki açıdan olduğu kadar siyasete yansımaları açısından da konuşulmaya başlandı.

Son zamanlarda dış politikada ılımlı bir döneme giren ve ardı ardına sorunlu olduğu bazı ülkelerle ilişkilerini iyileştirmeye çalışan Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyeliğini tehlikeye atabilecek olan bu kararla ne yapmak istediği ve iktidarın nasıl bir strateji takip edeceği merak ediliyor.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e konuşan kamuoyu araştırma şirketi Türkiye Raporu Direktörü Can Selçuki, Cumhur İttifakı’nın izleyeceği stratejiyi tam olarak henüz anlamlandıramadığını belirterek, şu çelişkiye dikkat çekiyor:

“İki açıdan anlamlandıramıyorum; birincisi artık kazanmanın kuralı değişti, 50 artı 1’e ihtiyacınız var. Dolayısıyla paydanızı mümkün olduğunca geniş tutmanız lazım. Yani ortadaki seçmene daha çok hitap edebilecek, daha ılımlı birtakım söylemler içinde olmanız lazım.”

Selçuki’ye göre ikinci husus da ekonomik şartlar. Bu tip söylem ve kararların ekonomi iyiyken, seçmeni bulunduğu tarafın yaptığı ne olursa olsun ekonomik açıdan mutlu olduğu için haklı görmeye iteceğini belirten Selçuki, “Bugünkü iktisadi koşullar altında bu tarz gerginlik yaratıcı, toplumsal fay hatlarına dokunan söylemlerin ben iktidara yaramayacağı kanaatindeyim” diyor.

Siyaset Bilimci Doç. Dr. Can Kakışım iktidarın Kavala üzerinden tüm sivil topluma “eğer yeni bir Gezi’ye kalkışırsanız ya da en azından bu ruhu yaşatırsanız ben bununla mücadele ederim” mesajı verdiğini de belirtiyor.

Kutuplaştırıcı söylemler devam eder mi?

Uzmanlara göre bundan sonra iktidarın ayrıştırıcı söylemler ve kararlar, eğer erken seçim olmayacaksa Haziran’da 2023’te yapılması öngörülen seçime kadar artarak devam edebilir.

HDP hakkında açılan kapatma davasına işaret eden Siyaset Bilimci Kakışım, bundan sonra Gezi’ye benzer yargı kararlarının beklenebileceğini, bunların “beka ve dış güçler” söylemleriyle desteklenebileceğini belirterek, şunları söylüyor:

“Bu, AKP-MHP cenahının seçim sürecine kadar giden süreçteki stratejisi olabilir. Yani ‘biz ve onlar’ şeklinde, sürekli bir toplumda ötekileştirme, ikilik yaratma ve bunun üzerinden siyaset üretme tarzı. Çünkü sizin eğer umutlar üzerinden siyaset yapma olanağınız kalmamışsa ve halk nezdinde umut yaratamıyorsanız bunu korkular üzerinden yaparsınız.”

Cumhur İttifak’ından da Gezi kararlarını savunan açıklamalar geldi. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, kararı “Türkiye hukuk devletidir, kimse yargının üstünde değildir” sözleriyle değerlendirdi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Gezi Davası’ndan çıkan hapis cezaları ile ilgili soru üzerine, “Yargıya saygı duyulmalıdır. Konu üzerinde uzun yıllar tartışmalarla bunu önlemeye çalışanlar da yargının bu kararıyla saygılı olarak her şeyi artık kabullenmek durumunda olmalıdır” dedi.

Muhalefet için test alanı mı?

Gezi kararlarının şu anda birleştirici olmaya çalışan muhalefet açısından da kritik olacağı belirtiliyor.

Pazar günü bir araya gelen muhalefet partilerinin üst düzeyde Gezi davasına katılımda bulunmaması ve çoğu liderin tepkisini geç vermesi eleştiri konusu.

Kakışım, muhalefetin bazen böyle konularda biraz “çekingen” davrandığına işaret ederek, şöyle konuşuyor:

“Muhalefetin burada takınacağı tavır önemli çünkü bu altılı masa için bir test alanı gibi olacak. Siz en baştan beri toplumun genel hassasiyetlerine saygı duyacağınızı söylüyorsunuz, bu noktada evet ortaya koyduğunuz bir irade de var ama muhalif kitlenin hassasiyetleri de sizin için önemli olmalı.”

Kararın açıklanmasının ardından akşam saatlerinde Tweet atan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Gezi direnişi; dayanışmaya, barışa, kardeşliğe ve demokrasiye adanmış bir millet hareketiydi” derken, bugünkü grup konuşmasında da konuya değindi. “Kurgulanmış mahkemelerden adalet çıkmaz” diyen Kılıçdaroğlu, davada karar veren hakimlere ilişkin olarak “Verdikleri kararlar kendi özgür iradeleriyle verdikleri kararlar değil, talimatla aldıkları kararlar” ifadelerini kullandı.

Gezi olayları sırasında iktidarın üyesi olan Gelecek Partisi Başkanı Ahmet Davutoğlu ise bugün sosyal medyadaki paylaşımında Gezi’nin ismini anmadan adalet çağrısı yaparken, DEVA Partisi Başkanı Ali Babacan attığı Tweet’te hukuki açıklaması olmayan bu mahkumiyet kararlarının vicdanları yaraladığını belirtti.

Siyaset Bilimci Kakışım, Babacan ve Davutoğlu için aslında bu kararın bir fırsat olabileceğini çünkü davacılar arasında onların da isimlerinin bulunduğunu hatırlatarak, eskiden AKP içinde yer alan iki ismin özeleştiri yaparak daha net bir tutum almasının altılı masayı güçlendirebileceğini söylüyor.

Can Selçuki ise muhalefetin pasif kaldığına yönelik eleştirilere hem katıldığını hem de katılmadığını belirterek, katıldığı hususu muhalefet partilerinin duruşma salonunda daha yüksek mevcudiyet gösterebileceği olarak açıklıyor. Selçuki, “Muhalefetin sokağa çağrı yapması gerektiğine yönelik eleştirilere ise katılmıyorum. Çünkü muhalefet şu anda bütün zorluklara rağmen ortak bir paydada buluşulabilecek zemini oluşturmaya çalışıyor” yorumu yapıyor.

İYİ Parti Genel Sekreteri Uğur Poyraz ise Gezi kararına dair yaptığı açıklamada hakimin şerhini hatırlatarak, “Adalet duygusuna, vicdana, hukuka ve ülkemizin düşürüldüğü duruma ilişkin endişelerimiz derinleşmiştir” ifadelerini kullandı.

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal da sosyal medyadan “Gezi davası ile alakalı karar da gösterdi ki iktidar, korku kol gezinsin, muhalefet için Türkiye tekinsiz bir yer olsun istiyor” yorumu yaparken, Saadet Partisi Sözcüsü Birol Aydın da Twitter hesabından “Adalet kurumunu siyasallaştıran ve adaletsizliği kurumsallaştıran hiçbir iktidar payidar olamaz” dedi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Vatanı Satanlarla Kavga Edeceğiz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “İçinde bu halk için biriktirdiğim büyük bir kavga var. Bu kavgayı hep birlikte yol arkadaşlarımla birlikte yapacağız. Beş paraya vatandaşlığı satanlarla kavga edeceğiz, yabancılara daire satılsın diye emlak desteği çıkanlarla kavga edeceğiz, ülkede milyonların elektriğini kesen çetelerle kavga edeceğiz” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Çocukları etten sütten mahrum bırakanlarla kavga edeceğiz. Bu kiralarla bu enflasyonla kavga edeceğiz. Uyuşturucu baronları ile iş tutanlarla kavga edeceğiz. Ülkenin onurunu konsolosluk bahçelerine gömenlerle kavga edeceğiz. Yargıyı siyasetin emrine verip Brunson’ları özel uçakla gönderip kendi insanımızı hapishanelerde rehin tutanlarla kavga edeceğiz. Yani özetle vatanı satanlarla kavga edeceğiz. Biz birbirimize emanetiz. Kol kola gireceğiz ve yürüyeceğiz. Bu memleket bize emanet.” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin TBMM’deki grup toplantısında Gezi davasından çıkan kararı gündemine aldı. 12 dakika kadar kürsüde kalan Kılıçdaroğlu “”Yazdığım konuşmayı bir kenara bırakıyorum, çok öfkeliyim” diyerek kürsüden indi.

Kürsüye çıktığında ise “Farklı bir konuşma yapacağım” diyerek sözlerine başlayan Kılıçdaroğlu, Gezi’de 18 yıl hapse mahkum edilen Tayfun Kahraman’ın kızı Vera’ya veda ettiği görüntüler için “Bizim Vera’ya bir sözümüz var, biz Vera’yı tekrar babasıyla kucaklaştıracağız” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satır başları şöyle:

“Dünyada böyle bir garabet yok”

“…Dün bir karar açıklandı. Gezi. Değerli arkadaşlarım kurgulanmış mahkemelerden adalet çıkmaz. Buradaki hakimlerin kendi özgür iradeleriyle verdikleri kararlar değil. Talimatla bu kararları alıyorlar. Demokrasi tarihimize baktığımızda bu tür mahkemeleri çok gördük. Bu ülkenin Genel Kurmay Başkanının bile kurgulanmış mahkemelerle hapse atıldığını gördük.

Gezi nedir? Bizim demokrasi tarihimizde özgürlüğü haykıran gençlerin sesidir. Baskıya isyandır Gezi. Kendi ülkemizde özgürce yaşamak istiyoruz diyor gençler. Bu kurgulanmış mahkemede Osman Kavala beraat ettiği bir davadan müebbet hapse mahkum oldu. Dünyada böyle bir garabet yok. Ama bizim ülkemizde olur! Çünkü yargı bağımsız değil. Bizim Vera’ya bir sözümüz var, biz Vera’yı tekrar babasıyla kucaklaştıracağız. Bunu iktidar beşli çetelerin iktidarıdır. Hiç kimse unutmasın halkın değil milletin değil beşli çetelerin iktidarıdır. Ben devletin nasıl soyulduğunu şöyle iade edeyim; bugün farklı bir konuşma ile karşınızda olacağım.

“Evlatların karanlığa mahkum edildiği bir Türkiye”

Karanlığa mahkum edilen milyonların sesini dile getirmek istiyorum. Onların sorunlarını size anlatmak istiyorum. Gerçekten çok öfkeliyim. Evlatların karanlığa mahkum edildiği bir Türkiye’yi asla istemiyorum. Seslenmek istiyorum ey saray sesimi duyuyor musun; hiç kimse olarak gördüklerin yani görmezden gördüklerinin karanlık ışıksız evlerinden sesleniyorum sana. Yoksulların biriken öfkesini görüyor musun?

Evsiz, yurtsuz, elektriksiz, aç bıraktığın bebeklerin ağladığını duyuyor musun! Ben o bebeklerin ağlamalarından gece uyuyamıyorum. Karanlıkta onları düşünüyorum. Sonra o karanlıkta senin beşli, çetelerini de düşünüyorum ve yumruklarımı sıkıyorum. Bunlar engerekler ve çiyanlardır bunlar aşımıza ekmeğimize göz koyanlardır diye Ahmed Arif. Dünya kötülük yapanların yüzünden değil buna seyirci kalanların yüzünden bu hale geldi! Cesaret yoksa zafer yoktur değerli arkadaşlarım.

“Biz birbirimize emanetiz”

Yol arkadaşlarım bütün yol arkadaşlarımıza sesleniyorum size de bir çift lafım var bu engerekler ve çiyanlarla çatışma ne kadar sert olursa zafer de o kadar yakın ve görkemli olacaktır. Ne pahasına olursa olsun yürüyeceğiz. Bu millete çetelere boyun eğdirmeyeceğiz. Ben o yoksulluğa mahkum edilen çocuklar için mücadele edeceğim. Ya bana katılın ya da şimdi şu anda yolumdan çekilin. Açık ve net söylüyorum.

Bir insanın uğurunda öleceği bir şey yoksa hayatında zaten o hiç yaşamamıştır. Pes etmeyeceğim. Durmayacağım. Söz veriyorum, milletimin huzurunda söz veriyorum durmayacağım. İçinde bu halk için biriktirdiğim büyük bir kavga var. Bu kavgayı hep birlikte yol arkadaşlarımla birlikte yapacağız. Beş paraya vatandaşlığı satanlarla kavga edeceğiz, yabancılara daire satılsın diye emlak desteği çıkanlarla kavga edeceğiz, ülkede milyonların elektriğini kesen çetelerle kavga edeceğiz.

Çocukları etten sütten mahrum bırakanlarla kavga edeceğiz. Bu kiralarla bu enflasyonla kavga edeceğiz. Uyuşturucu baronları ile iş tutanlarla kavga edeceğiz. Ülkenin onurunu konsolosluk bahçelerine gömenlerle kavga edeceğiz. Yargıyı siyasetin emrine verip Brunson’ları özel uçakla gönderip kendi insanımızı hapishanelerde rehin tutanlarla kavga edeceğiz. Yani özetle vatanı satanlarla kavga edeceğiz. Biz birbirimize emanetiz. Kol kola gireceğiz ve yürüyeceğiz. Bu memleket bize emanet.

Hadi eyvallah arkadaşlar”

Paylaşın

HDP’li Buldan’dan ‘Gezi Davası’ Kararlarına Sert Tepki

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, Gezi Parkı davasında verilen cezalara tepki göstererek, “Gezi Davası, Kobanê Davası, HDP’yi kapatma davası, demokratik siyaseti engelleme davaları, siyaseti biten, ancak emrindeki yargı gücüyle ayakta durmaya çalışan AKP-MHP iktidarının yarattığı hukuksuzluk karanlığıdır” dedi.

Haber Merkezi / Pervin Buldan, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Gezi Davasının hâkimi biliyorsunuz, AKP’nin bir milletvekili aday adayı çıktı. Kobani kumpas davasının mahkeme başkanı da bir çete üyesi çıkmıştı. Yargının kimlere teslim edildiğinin karanlık bir resmidir bu tablo. Ortada bağımsız bir yargı yok. Ortada hukuk hiç yok. Artık bir ortada bir düşman hukuku bile kalmamış durumdadır. AKP’nin ele geçirip yönettiği mahkemelerin kendileri de, yargılamaları da, kararları da asla hukuki değildir, tam anlamıyla siyasi kararlardır, duruşmalardır” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Meclis iradesinin vesayet altında olduğu, yoksulluğun, yolsuzluğun, sömürü ve eşitsizliğin büyüdüğü bir süreçte Meclis’in 102’nci kuruluş yıl dönümünü karşıladıklarını dile getiren Buldan’ın açıklamaları şöyle;

“Keşke gerçek bir halk egemenliğinden ve demokratik bir sistemden söz edebilseydik. Çoğulculuğu, kimlik ve inançları, dilleri, âdemi merkeziyetçiliği reddeden, sürekli çatışma üreten, cumhuriyetin demokrasiyle buluşmasını engelleyen bir asırlık darbeci, vesayetçi, retçi, tekçi ve inkârcı sistemin çoklu krizlerini yaşadığımız bir süreçten geçiyoruz. Bu krizlerden çıkmanın yolu elbette ki var. Eşitliği, özgür yurttaşlığı, âdemi merkeziyetçiliği esas alan güçlü bir demokrasidir, toplumsal sözleşmeye dayanan çoğulcu, özgürlükçü, eşitlikçi demokratik yeni bir anayasadır.

İhtiyaç olunanın herkesin hakkını hukukunu koruyan bir adalet ve hukuk sistemi olduğudur. Kadınların özgürlüğüdür ve bu coğrafyanın en acil ihtiyacı olan onurlu adil bir barıştır. Tüm bunlar cumhuriyeti demokrasiyle, Türkiye halklarını demokratik bir yaşamla buluşturacak temel adımlardır. Bu anlamda Türkiye tam bir yol ayrımındadır. Ekonomik, sosyal, hukuksal hiçbir soruna çözüm üretemeyen bu kriz sisteminden kurtulmaya yönelik değişim ve dönüşüm talepleri bütün toplumsal kesimlerde giderek güçlenmektedir.

“Artık yeter” sesleri her yerde gün geçtikçe yükselmektedir. Bu sesten korkan iktidar ise, kaybetmemek, rant ve yolsuzluk düzenini sürdürmek için saldırganlığını her gün arttırmaktadır. Yargı kumpaslarından siyasi darbe operasyonlarına, kutuplaştırma siyasetinden komşu ülke topraklarında savaş çıkarmaya varıncaya kadar iktidarını ayakta tutacak tüm çatışma ve kriz mekanizmalarını devreye sokan bir iktidarla karşı karşıya olduğumuzu özellikle belirtmek istiyorum.

Gezi davası

Kobanê’de insani dayanışma ve yardımlaşmayla, Gezi’de kolektif toplumsal itirazla, sokakta kadınlarla, gençlerle, emekçilerle, siyasette HDP’yle, demokrasi güçleriyle, doğayla savaş tam halinde olduklarını söylemekte bir beis görmüyoruz. Gezi Davası, Kobanê Davası, HDP’yi kapatma davası, demokratik siyaseti engelleme davaları, siyaseti biten, ancak emrindeki yargı gücüyle ayakta durmaya çalışan AKP-MHP iktidarının yarattığı hukuksuzluk karanlığıdır. Dün Gezi Davası’nda karar çıktı.

Beraatla sonuçlanan Gezi Davası’nı kumpaslarla yeniden bir yargılamaya dönüştürdüler, Sevgili Osman Kavala’ya müebbet, Sevgili Mücella Yapıcı başta olmak üzere 7 arkadaşımıza da 18’er yıl ceza verdiler. Buradan hepsine ayrı ayrı selamlarımı ve dayanışma duygularımı gönderiyorum. Hukuk ve adalet mücadelesinde asla yalnız değilsiniz, Türkiye’nin demokratik vicdanı sizinle diyorum. Buradan Meclis kürsüsünden bir kez daha selamlarımı gönderiyorum.

Gezi Davasının hâkimi biliyorsunuz, AKP’nin bir milletvekili aday adayı çıktı. Kobani kumpas davasının mahkeme başkanı da bir çete üyesi çıkmıştı. Yargının kimlere teslim edildiğinin karanlık bir resmidir bu tablo. Ortada bağımsız bir yargı yok. Ortada hukuk hiç yok. Artık bir ortada bir düşman hukuku bile kalmamış durumdadır. AKP’nin ele geçirip yönettiği mahkemelerin kendileri de, yargılamaları da, kararları da asla hukuki değildir, tam anlamıyla siyasi kararlardır, duruşmalardır.

“Gezi davasında verilen cezalar; tüm topluma yönelik bir gözdağıdır”

Mahkeme üyesinin karara düştüğü şerh zaten her şeyi izah ediyor, bizlere açıklıyor. Şerhteki ‘Her türlü kuşkudan uzak, somut, kesin ve inandırıcı başkaca delil yoktur’ tespiti, hukuksuz, delilsiz yargılamanın bir kumpas olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Aynı kumpası biz delilsiz Kobanê davasında da gördük. En son, Kobanê’ye yapılan insani yardımla ilgili 20 arkadaşımızı hukuksuzca tutukladılar. Burada da ortada da tek bir delil yok! Gezi davasında verilen cezalar; tüm topluma yönelik bir gözdağıdır.

Karar, demokratik hak, eşitlik ve özgürlük taleplerini, toplumsal muhalefeti yargı kumpaslarıyla, hukuksuz cezalarla engelleme girişimidir. Gezi dayanışmasında verilen cezanın üzerinden bir saat geçmeden AKP Genel Başkanı yargı mensuplarıyla iftar yemeğinde çıkıp bir de halkın aklıyla alay edercesine adalet dersi verdi. ‘Adaletin olmadığı yerde huzur olmaz. Adalet duygusunun zedelendiği yerde sosyal barış olmaz’ dedi. Bunları söyleyen aynı zamanda ‘AİHM kararlarını tanımıyorum’ diyen zihniyettir. Bu ülkede adalet duygusunu zedeleyen de, barışı yok eden de, toplumda huzur bırakmayan da sizin iktidarınızdır. Sorumluyu başka yerde aramayın.

“Mücadele sürecektir…”

Buradan bir kez daha vurguluyorum: Taksim’deki toplumsal dayanışma, bu ülkedeki adalet için, eşitlik için, özgürlük için asla sönmeyecek bir umuttur. Bu umudu, cezalarınızla, baskılarınızla, başkanı çete üyesi, hâkimi milletvekili aday adayınız olan iktidar mekanizmalarınızla asla kıramayacaksınız, asla kıramayacaksınız, asla kıramayacaksınız.  Şimdi adalet, hukuk ve eşitlik mücadelesini, Gezi’nin umuduyla birlikte daha da büyütmek için daha fazla ortak mücadele zamanıdır. HDP adalet mücadelesinin sözüdür, gücüdür, yoludur. Sözümüzdür; Berkinlerin, Ali İsmail Korkmazların, Ethem Sarısülüklerin hayalleri yaşam bulana kadar bu mücadele sürecektir.

İktidarın, ayakta kalmak için sürdürdüğü savaşın bir diğer ayağı da biliyorsunuz komşu ülke topraklarında hala sürmektedir. Ukrayna savaşı için ‘Savaşın kazananı olmaz’ diyen iktidar, bir takım emperyal hedeflerle sınırın diğer tarafında, Federal Kürdistan Bölgesi’nde yeni bir çatışma dalgasını başlattı. Uluslararası hukuku yok sayarak, komşu ülkenin topraklarına girerek, o ülkenin iradesini ve egemenlik haklarını yok saymak, yayılmacılıktır, bir savaş politikasıdır.

Sürekli krizden ve çatışmadan beslenen iktidarın, Irak’a, Suriye’ye, Ortadoğu’ya savaş ihraç ederek, hem bu bölgeyi daha da istikrarsızlaştırmayı, hem de Kürt halkı başta olmak üzere tüm bölge halklarının barış içinde ortak geleceğini hedef aldığını biliyor ve görüyoruz. Ne yazık ki bu politikanın bedelini her zamanki gibi yine canıyla ve ekmeğiyle halka ödetecekler. Çatışmacı siyaset Kürt sorununu daha da derinleştirecek ve çıkmaza sürükleyecektir.

AKP Genel Başkanı geçen haftaki grup konuşmasında ‘Bu yapılan operasyondan tek rahatsız olan parti HDP’dir’ dedi. Bu sözler aynı zamanda savaş politikalarına karşı çıkmayan siyasal muhalefetin içine düştüğü durumu da ortaya çıkarmaktadır. Buradan şunu özellikle vurgulamak istiyorum: İktidar olarak siz gayet rahat olabilirsiniz, ama biz, evet savaş politikalarınızdan kesinlikle rahatsızlık duyuyoruz. Sadece biz değil, halk da, bölge halkları da huzursuzluk ve rahatsızlık duyuyor. Siz rahat olabilirsiniz, ama biz gençlerin cenazesinin gelecek olmasından kesinlikle rahatsızlık ve üzüntü duyuyoruz. Bölge halklarının huzurunu kaçırmanızdan evet rahatsızlık duyuyoruz. Toplumun yoksullaşarak ağır bedel ödeyecek olmasından evet kesinlikle rahatsızlık duyuyoruz. Siz bizim barış politikamızdan rahatsızlık duyuyorsunuz. Bunu görüyor ve biliyoruz. Ama vazgeçmeyeceğiz. Savaşa her zaman karşı çıkarak, barışı güçlü bir biçimde savunmaya devam ederek sizi rahatsız etmeye devam edeceğiz. Bunu da böyle bilin.

Dur diyelim

Savaş, sizin varlık nedeniniz olabilir ama halklar adına barışı savunmak da bizim varlık gerekçemizdir. Ve bundan asla geri adım atmayacağız. Sizin çatışmacı siyasetine karşı biz diyalog ve müzakereyi, demokratik çözümü her zaman ve her zeminde savunarak iktidarınızı rahatsız etmeye devam edeceğiz. Buradan tüm topluma, demokratik kamuoyuna, demokrasi güçlerine, sivil toplum örgütlerine, tüm vicdanlı insanlara seslenmek istiyorum.

Bu ülkeyi yoksullaştıran, soframızdaki ekmeğe göz diken, kamuyu yolsuzluk çukuruna sokan bu adaletsiz ve vicdansız iktidar düzeninden kurtulmanın yolu, kendi iktidarları için başlattıkları savaşa karşı en güçlü şekilde karşı çıkmaktan geçer. Gelin hep birlikte savaş politikalarına da, talan düzenine de birlikte karşı çıkalım. Dur diyelim! Savaşsız, sömürüsüz, ortak ve eşit geleceğimiz için, demokrasi için, adalet için, ekmeğimiz ve alın terimiz için savaş karşıtı ittifakı hep birlikte büyütelim. Şimdi tam da bunun zamanıdır.

İktidarın çatışmacı-yayılmacı politikalarına karşı ses çıkarmayan siyasal muhalefetin de bu tutumunu gözden geçirmesi ve iktidarın ömrünü uzatacak politikalara hizmet etmekten kaçınması gerekir. Halkın beklentisi budur. Eğer ortak geleceği konuşmak istiyorsanız, savaş politikalarına karşı durmanız, barışın yanında yer almanız gerekir. Büyük bir ekonomik yıkım yaşayan bu halk, ne yeni bir savaşın ağır maliyetini, ne de bu iktidarın talan ve hukuksuzluklarını daha fazla kaldırabilecek durumdadır. Bu gerçeği herkesin iyi görmesi, net, ilkeli ve cesur olması gerekir.

Türkiye halkı yoksullaştı

Çatışmalı sürecin tırmandığı her dönem Türkiye halkları daha fazla yoksullaştı. Bakın rakamlar açık ortadadır! Bu yıl toplanacak toplam vergi tutarı tam 1 trilyon 450 milyar TL’dir. Bu vergilerin çatışmalara, faize ve ranta harcanacağı da gün gibi ortadadır. Geçmiş deneyimler bunu göstermektedir. 2015’ten bu yana savaş bütçesi tam olarak 6 kat artmış durumdadır. 2013-2015 çözüm süreci döneminde savunmaya ayrılan tutar; 40 ile 50 milyar lira arasındayken, 2022 yılında bu rakam 280 ila 290 milyar TL’dir.

Bugüne değin savaşın tırmandığı her dönem milli gelir de sürekli düşmüş durumdadır. Türkiye bugün dünya milli gelir sıralamasında 23’üncüdür. Dikkatinizi çekerim Türkiye’nin 16. sırada yer aldığı tek dönem ise barış ve müzakere süreçlerinin yürütüldüğü 2013-2015 yıllarıdır. Bu rakamların bize söylediği şudur: Atılan her mermi, atılan her bomba, milli gelirin, soframızdaki ekmeğin, cebimizdeki paranın daha da küçülmesi demektir. İşsizliğin, açlığın, sefaletin daha fazla büyümesi demektir.

Kürtler kazanmasın diye yürütülen düşmanlık politikasının Türkiye toplumuna işte maliyeti budur! Bakın İpsos’un yaptığı son bir araştırma var: Her 100 kişiden 83’ünün alım gücü düşmüştür. Her 10 kişiden 4’ü ailesinin maddi desteğine muhtaç hale gelmiştir. Bu iktidar tarafından getirilmiştir! Yine TÜİK’in çarpıttığı rakamlara göre bile, her 3 çocuktan 1’i yoksuldur. Milyonlarca çocuk beslenme, sağlık, eğitim gibi temel haklardan mahrumdur.

Öğrenciler barınamıyor, beslenemiyor, hastalar ilaç alamıyor, çiftçiler tarlasını ekemiyor, işçiler evine ekmek götüremiyor, memurlar ayın ortasını dahi getiremiyor, Çocuklar aç yatıyor, bebekler mama yiyemiyor, Borç batağında ve işsiz olan gençlerin hepsi yurtdışına gitmek istiyor. Türkiye halkının şu gerçeği net olarak görmesi gerekir. Sizin tercihiniz olmayan bir savaşı, bu iktidar kendi bekası için yine sizin vergilerinizle sürdürmektedir.

Halk aş-iş istiyor

Elbette ki bir gerçeklik daha var. Bakın! Halk aş-iş istiyor, iktidar sınır ötesi operasyon başlattık diye cevap veriyor. Gençler bugün işsiz, umutsuz, iktidar 2053 vizyonunu bekleyin diyor. Emekliler insanca yaşam istiyor, iktidar ülkeyi kimse bölemez diyor. Üretici, çiftçi perişan, gıda krizi kapıda, iktidar Irak’ı Suriye’yi kurtaracağız diyor. Enflasyon dozer gibi herkesi eziyor, iktidar, ekonomide en güçlü dönemdeyiz diyor. Ekonomiyi yolsuzluk ve rant kuşatmasına alan iktidarın Maliye Bakanı da ‘Gerekirse gemileri karadan yürütürüz’ dedi, bunu dün şaşırarak izledik.

Bunlar yürütme konusunda gayet ustalar. Neleri yürüttüklerini de hepimiz çok iyi biliyoruz. Bunlar halkın vergilerini yürütüyorlar. Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin yolsuzluk araştırması raporuna göre toplumun yüzde 74’ü yolsuzlukların arttığını söylemektedir. Her 3 kişiden 2’si önümüzdeki 2 yılda yolsuzluğun daha da artacağı kanaatindedir. İşte, toplumdaki bu yolsuzluk algısını, beka ve savaş algısıyla yıkmak istiyorlar. Bütün çabaları bunun içindir.

Medyada her gün “milyonluk ihaleler AKP’linin yakınına gitti” başlıklı bir haberi görmek mümkündür. İşte yürüttükleri gemi tam da budur, ihale gemileridir. Çifter maaşlardır, örtülü ödenek vurgunlarıdır. Halk ise ucuz, bayat ekmek kuyruğuna mahkûm edilmektedir. Ekmek kuyruklarının sebebi; halkın cebinden çalınan paraların ranta ve savaş aktarılmasıdır. Sınır ötesinde tankları yürütürken, sınır içinde de rant gemisini yürütmeye devam ediyorlar. Yapılan son araştırmalarda 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 6 bin 170 liraya yükselmiştir.

Sınırların ötesindeki savaş, sınırın içindeki açlık sınırını ve halkın açlıkla olan savaşını büyütmektedir. Tüm bu tablonun mimarı suç ekonomisi inşa eden, yandaş ekonomisini finanse eden ve savaş ekonomisiyle servet kazanan AKP-MHP iktidarıdır! Bakın emekliler günlerdir bayram ikramiyelerine insan onuruna yaraşır bir zam bekliyordu. İktidar, milyonlarca emeklinin bu insani talebini bir kez daha görmezden geldi, yok saydı. Çünkü emekliye gitmesi gereken kaynakları başka yerlere, 5’li çetelerine aktarıyorlar.

Sefalet Türkiye’si yaratılar

Evlere şekerin, lokumun, çocuklara bayramlığın alınamadığı, emeklilerin torunlarına bayram harçlığı veremediği, ulaşım zamları nedeniyle insanların bir birini ziyarete dahi gidemediği bir sefalet Türkiye’si yarattılar. Halkın bayramını zehir ettiler. Yazıklar olsun size diyoruz! Bir de dün kabine toplantısında çıkmış, AKP Genel Başkanı, ‘2023, emeklerin karşılığını alma, hasadı yapma vaktidir’ diyor.

Evet, ektiğinizi biçeceksiniz! Yaptığınız zulmün, hukuksuzlukların hasadını bir bir toplağınızı çok iyi biliyoruz! Halk sandıkta iki yakanıza yapışacak ve tarihin en büyük hesabını soracaktır! Bu tablo tabi ki kaderimiz değildir. Türkiye halklarının mahkum olduğu bir kader asla değildir. Ne yoksulluğa, ne de yoksulluğun temel sebebi olan savaş ve rant politikalarına mecbur da değiliz. Bu ülkede onurlu ve insanca bir yaşam sürmek elbette mümkündür. Bunun yolu da sömürüye ve adaletsizliğe karşı ortak mücadeleden geçer.

Newroz’daki büyük halk iradesiyle, 1 Mayıs’ın direniş ruhunu birleştirerek, adalet mücadelesiyle, ekmek mücadelesini buluşturarak bu savaşı ve ekonomik yıkımı durdurabiliriz. O yüzden alanlarda, fabrikalarda, yaşamın her alanında emek, demokrasi ve adalet mücadelesini büyütmek hepimizin öncelikli gündemi olmak zorundadır. Birleşerek büyürüz, birleşecek kazanırız! Bunu hiç kimse aklından çıkarmasın. Değerli emekçi halkımız, hepinizi bildiği gibi önümüzdeki Pazar 1 Mayıs’tır.

İşçiler, emekçiler, bu 1 Mayıs’ta sömürüye, eşitsizliğe ve adaletsizliğe, hayat pahalılığına, işsizliğe, güvencesiz çalışmaya, yoksullaştıran savaş politikalarına karşı ‘bu düzen böyle gitmez birlikte değiştireceğiz’ diyerek alanları doldurmaya hazırlanmaktadır. Biz de HDP olarak her yıl olduğu gibi bu yıl da yine 1 Mayıs meydanlarında olacağız. Tıpkı 8 Mart mitingleri gibi, tıpkı halen konuşulan ve ülkenin dört bir yanında milyonların katıldığı Newroz’lar gibi, 1 Mayıs’ın da kitlesel geçmesi için alanlarda olacağız. Bu 1 Mayıs aynı zamanda demokrasi güçlerinin bir araya geleceği ve AKP-MHP iktidarına karşı omuz omuza mücadeleyi en fazla büyüteceği bir gün olacaktır. Bu ülkenin yoksulları, ezilenleri, emekçileri dayanışarak, birleşerek cesaret ve umut biriktiriyorlar. İşte bu cesaret ve umut karşısında duramayacaklarını bir kez daha belirtmek istiyorum.

Bizler bir araya gelerek, ortak mücadelede buluşarak değiştireceğimize inanıyoruz. Buna tüm halklarımızın da inanmasını istiyoruz. Demokrasi ittifakı derken tam da bunu kastediyoruz. Meydanların kardeşliğinden, sokakların özgürlüğünden söz ediyoruz. İktidarı değiştirmenin bir yolu seçim sandığı ise bir yolu da 8 Mart, Newroz ve 1 Mayıs meydanlarından geçmektedir. Tüm emekçileri, yoksulları ezilenleri kısacası hakkını arayan herkesi, 1 Mayıs meydanlarını doldurmaya bir kez daha davet ediyoruz. Orada herkes olmalıdır çünkü orada herkese yer vardır. Yaşasın 1 Mayıs, Biji Yek Gulan! diyoruz.

HDP’nin savunması

Son olarak, bildiğiniz üzere partimize açılan kapatma davasında esasa ilişkin savunmamızı geçen hafta hukukçu arkadaşlarımız Anayasa Mahkemesi’ne sundu. Demokrasinin güçlendirilmesi, tarihsel ve güncel sorunların şiddet dışı yöntemlerle, diyalog ve müzakere yoluyla, demokratik siyaset eliyle çözülebilmesi için HDP’nin önemi, rolü ve çabasını detaylı olarak anlattık. Savunmamız; sadece HDP’nin savunması olarak algılanmamalıdır. Savunmamız aynı zamanda demokrasinin, kadın özgürlük mücadelesinin, ötekileştirilen tüm kesimlerin, ekolojinin, toplumsal barışın, açlığa ve sefalete sürüklenen halkın, gençlerin, çocukların kısaca tüm Türkiye halklarının savunmasıdır.

HDP’yi savunmak kendimizi savunmaktır, kendi hikâyemizi, kendi sözümüzü, emeğimizi ve geleceğimizi savunmaktır. Bizim durduğumuz yer; halkımızın yıllardır başını eğmeden cesurca verdiği mücadelenin yanıdır. Farklı seslerle, renklerle ve kimliklerle bir arada oluşumuzdur. Bizim durduğumuz yer kadınların yanıdır, gençlerin yanıdır, Newroz alanlarından barış ve özgürlük diyen milyonlarla omuz omuza olmaktır.

Bizler, faşizmin saldırılarına karşı bu ülkenin demokratik geleceğini inşa etmek için ilerlemeye kesintisiz olarak devam edeceğimizi bir kez daha ifade etmek isterim. HDP’yi savunmak derken tam da kastettiğimiz budur, adaleti ve hukuku savunmaktır, ortak dayanışmayı büyütmektir. Emek için, özgürlük için, eşitlik için, adalet için, demokrasi için, onurlu bir yaşam için bu yolu birlikte yürütmek zorunluluğuna hepimiz sahibiz.

Adıyaman’ın Kömür ilçesinde mermer ocağına karşı direnen bir anne var. 70 yaşındaki İsê Arslan der ki; ‘Sonunda başımız gitse de, onlar doğamızdan gidene kadar direneceğim.’ İşte kılavuzumuz budur. İsê anneye de buradan kucak dolusu sevgilerimi gönderiyor, direnişini selamlıyorum. Ve bir kez daha ve hiç tereddüt etmeden söylüyoruz ki, HDP bu topraklarda kök salmış halklarımızın partisidir. Halklaşan bir partiyi engelleyemezsiniz, bu coğrafya halklarının demokrasi, adalet ve eşitlik yürüyüşünü durduramazsınız.

Halklar tarihle olan randevularını kaçırmaz! Halklar bahçesi olan partimiz HDP de yaşanan bu tarihi süreçte, tarihe ve ezilen, sömürülen, direnen, barış talebi görmezlikten gelinen, hayatı kıskaca alınan tüm halklar ile beraber bu randevusuna geç kalmayacaktır. Türkiye halkları ve toplumu bunu iyi bilmelidir. Rolünü en güçlü şekilde oynayamaya devam edecektir. Bir su misali, mutlaka mecrasında akacak ve kaynağa ulaşacaktır. Hepimizin yolu açık olsun. Aynı zamanda önümüzdeki haftaki Mübarek Ramazan Bayramınızı da kutluyor, barış, huzur ve adalete vesile olmasını yürekten temenni ediyorum.”

Paylaşın

Altılı Masanın Üçüncü Toplantısı: Somut Adımlar Atılıyor

Altı muhalefet liderinin son toplantısında 3 komisyonun görev alanları ve çalışma yöntemi belirlendi. Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçiş Mutabakat Metni’ne imza atan 6 muhalefet liderinin son buluşmasında, kurulması kararlaştırılan 3 komisyonun görev alanları ve çalışma yöntemleri belirlendi, cumhurbaşkanı adayı tarifi yapıldı.

Seçime kadar çalışacak, önümüzdeki aylarda sayısı ve kapsamı genişleyebilecek komisyonlar için “İttifaka giden süreçte somut adımlar atıldığının göstergesi” yorumu yapıldı. Liderlerin cumhurbaşkanı adayı tarifi “6’lı masanın devamlılığı için tutum alma, ortak yaklaşım gösterme” sözleriyle değerlendirilirken, bu tarifin konunun ele alınma zamanının geldiği sinyali olarak da görülebileceği ifade edildi.

Nergiz Demirkaya’nın Gazete Duvar’da yer alan haberine göre, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın ev sahipliğinde bir araya gelen 6 liderin, yaklaşık 6 saati bulan toplantısından çıkan sonuca göre seçime kadar çalışacak 3 çalışma grubu oluşturuldu.

Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe ilişkin yasal ve anayasal değişiklik için çalışma yapacak komisyon ilk etapta belirlenen “Siyasi Ahlak Yasası”, “Ekonomik ve Sosyal Konsey’e işlerlik kazandırılması”, “Merkez Bankası’nın bağımsızlığı”, “uzun vadeli strateji ve planlamadan sorumlu kurumsal yapı”nın oluşturulması için yasal hazırlık görevini üstlenecek.

Parlamenter sistem çalışmasını yürüten parti temsilcilerinin yer alması beklenen bu komisyon teknik bir komisyon olacak, süreç içinde liderlerin belirlediği diğer konularla ilgili de çalışma yürütecek. Bu komisyonun çalışması seçimin kazanılması durumunda ilk hayata geçecek kararname, yasa çalışmalarına hazırlık olacak.

Liderlerin kararıyla oluşan en önemli çalışma guplarından bir diğeri katılımcı partilerin “siyasi işler komisyonu” olarak nitelediği çalışma grubu olacak. Olası ittifakın ilke ve esasları, seçim işbirliğine dönük formülleri çalışacak bu komisyonun zamanla liderlerin sekretaryasını da yapması bekleniyor. Kurulacak komisyon siyasi partiler arasında eşgüdümü sağlayacak, işbirliği, ittifaka giden süreçte yaşanabilecek olası krizlere müdahale edecek, çalışmaları kolaylaştırıcı rol üstlenecek.

Seçim güvenliği

Toplantıda üzerinde değerlendirme yapılan bir diğer komisyon ise önceki toplantıda kurulması kararı alınan seçim güvenliği komisyonu oldu. Bu komisyonda 6 siyasi partinin seçim işleri ve bilişimden sorumlu yöneticileri yer alacak. Komisyon seçim güvenliği kapsamında seçim öncesi hazırlıklar, seçim günü sandıkların korunması ve sandıkların kapanmasının ardından başta itiraz süreçlerinde hukuki dayanışma ve iş birliği olmak üzere tüm süreçle ilgili çalışma yapacak. Parti temsilcileri kurulan 3 komisyonu “Bu bir maraton; adım adım ilerliyoruz”, “İttifak, iş birliğine giden süreçte somut adımlar atıldığının göstergesi” sözleriyle değerlendirdi.

6 muhalefet partisi lideri alfabetik sıraya göre her ay bir partinin ev sahipliğinde bir araya geliyor. CHP, DEVA Partisi ve Demokrat Parti ev sahipliğinde yapılan toplantıların dördüncüsü 29 Mayıs’ta Gelecek Partisi’nde olacak. Yapılan planlamaya göre oluşturulan komisyonların toplantı adresi o ay liderler zirvesine ev sahipliği yapacak parti olacak. Bu kapsamda kurulan 3 çalışma grubunun toplantılarının da Gelecek Partisi Genel Merkezi’nde yapılması planlanıyor.

Cumhurbaşkanı tarifi

Edinilen bilgiye göre üçüncü kez gerçekleşen liderler buluşmasında derinleşen ekonomik kriz, göçmen sorunu, dış politikadaki gelişmeler gibi gündemdeki birçok konu ele alındı. Toplantıda Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın Cumhurbaşkanı adayı kriterleri için ifade ettiği “20 yıllık AKP döneminde sorumluluğa ortak olmamış olmak” sözleri de konuşuldu.

Özellikle Gelecek ve DEVA Partisi’nde rahatsızlık yaratan bu sözler için, “Bu kişisel bir mesele değil, 6’lı masanın devamlılığı açısından önemli bir konu. Sürece zarar vermemek için bu konuda ortak tutum, yaklaşım, söylem birliği olmalı” denildi. Liderler açıklamasında yer alan Cumhurbaşkanı tarifinin de bu kapsamda metne yazıldığı öğrenildi. Ayrıca her gün Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı tartışmalarına gönderme yapan bir parti temsilcisi de “Aday önemli ama daha da önemlisi ilkeler. Partili cumhurbaşkanı memleketi felakete sürükledi, onun yerine biz nitelikleri öne çıkararak sistem eleştirisi getirmiş oluyoruz” değerlendirmesi yaptı.

İttifak önerileri

Liderler Zirvesi’nde yeni seçim yasası sonrası gündeme gelen yeni ittifak senaryoları da konuşuldu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bu senaryolarla ilgili “8 seçenek” açıklamasını, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da “ittifak içinde ittifak” sözleriyle ilgili liderleri bilgilendirdi. Bu konudaki değerlendirmeler somut bir karara dönüşmedi. Parti kurmayları ittifak konusunda her partide değerlendirmeler yapıldığını, birçok seçeneğin ele alındığını belirtirken, henüz hangi kanunla seçime gidileceği belli değilken bir karar almanın da doğru olmayacağını söyledi.

Dördüncü toplantı

Liderlerin yapacağı dördüncü toplantı Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ev sahipliğinde gerçekleşecek. Toplantı için belirlenen tarih İstanbul’un fethedildiği gün olan 29 Mayıs. Bu tarih parti kulislerinde, “İstanbul’u fethettik şimdi Türkiye’yi fethedeceğiz” esprilerine de neden oldu.

Paylaşın