Otobüs Bilet Fiyatları Yüzde 150 Arttı

Online otobüs, uçak ve feribot bileti platformu Obilet.com CEO’su Yiğit Gürocak, akaryakıt fiyatlarının artmasının otobüs ve uçak bileti fiyatlarına yansıdığını, otobüs fiyatlarında yüzde 150’ye varan artış olduğunu açıkladı.

Bloomberg HT’den Hande Berktan’ın haberine göre, Obilet CEO’su Yiğit Gürocak, bayram tatilinde tekrar gündeme gelen otobüs seyahatleri fiyatları ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Gürocak “Geçen Ramazan Bayramı’nda şehirlerarası seyahat kısıtlamaları devam etmiş, satış miktarları düşük kalmıştı. Dolayısıyla bu ramazan dönemiyle bir önceki Kurban Bayramı’nı mukayese, çok daha gerçekçi olur. Bu yıl otobüste yüzde 105, uçakta ise yüzde 125 artış oldu. 2022 ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre seyahat sektörü önemli toparlanma gösterdi. Otobüs sektörü ilk çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50 civarında toparlanırken yurtiçi uçuşlarda yüzde 37 toparlanma oldu. DHMİ dış hatlarda seyahat kısıtlamasının kaldırılmış olmasıyla dış hat yolculuklarında yüzde 126 artış gözlemlendi” dedi.

Enflasyonda en yüksek artış ulaşım sektöründe

Gürocak’ın açıklamasına göre, akaryakıt fiyatlarının artması bir yandan otobüs ve uçak bileti fiyatlarına yansırken, bir yandan da özel araçla ve kiralık araçla yolculuğun maliyetini otobüs ve uçağa kıyasla daha çok artırıyor.

Enflasyonda en yüksek artış olan sektör ulaşım oldu. Ulaşım anlamında yüksek akaryakıt, otoyol geçiş maliyetleri, transfer ücretleri nedeniyle otobüs seyahatleri yeniden keşfedildi. Toplam bilet tarafının havayolu sektöründe yüzde 60’larda, diğer yanda otobüste ise bilet alım oranı yüzde 25’lerde. Otobüs fiyatlarında yıllık fiyat artışı yüzde 150 oldu.

Obilet.com’un verilerine göre, bu bayram döneminde bir önceki bayram dönemine göre, bilet satışları en çok artan şehirler otobüste Erzincan, Batman, Maraş, Diyarbakır ve Elazığ olurken, uçakta ise Kıbrıs (Lefkoşa), Hatay, Diyarbakır, Iğdır ve Mardin başı çekti.

Paylaşın

Dişi Yunusların Cinsel İlişkiden Zevk Aldıkları Keşfedildi

Güncel bir araştırma, dişi yunusların büyük ve gelişmiş klitorisleri sayesinde çiftleşmekten zevk aldıklarını ortaya koydu. Yunusların, diğer türdeki yunuslarla dahi hem heteroseksüel hem de homoseksüel ilişkiye girdikleri ve mastürbasyon yaptıkları biliniyordu.

Şimdi ise dişi yunusların cinsel ilişkiden zevk aldıkları keşfedildi. Mount Holyoke Üniversitesi’nden Patricia Brennan kontrolünde yürütülen yeni bir çalışma, yunusların sahip olduğu klitorisin işlevsel olduğunu öne sürdü.

Dişi yunusların diğer memeli hayvanlar gibi klitorise sahip olduğu bilinen bir gerçekti ancak bilim insanları yunusların çiftleşmekten zevk alıp almadığından emin değildi.

Current Biology dergisinde yayımlanan araştırma, yunusların çiftleşme esnasında bundan keyif aldığını doğruladı. Araştırmada, “Yunusların klitorisi, iyi gelişmiş erektil alanlara sahip, dokunsal uyarıya oldukça duyarlı ve muhtemelen işlevsel.” sonucuna varıldı.

Brennan ve ekibi, doğal nedenlerle ölen şişe burunlu yunusların vajinasını inceleyerek klitoral gövdenin altındaki erektil dokunun bir ‘S’ şeklini oluşturduğunu tespit etti. Erektil dokuda çok sayıda sinir ucu bulunduğu ve bu kıvrımların tıpkı insanlarda olduğu gibi haz alınmasına neden olduğu belirlendi.

New Scientist dergisine konuşan Brennan, “Yunusların çok fazla kıvrım içeren oldukça karmaşık vajinaları var. Mevcut tezler bu kıvrımların çiftleşme sırasında tuzlu suyu dışarıda bırakmak için var olduğu üzerineydi. Ancak şimdiye kadar kimse bu kıvrımları incelememişti.” ifadelerini kullandı.

Yunusların vajinasını incelediği esnada klitorisi gördüğünde hayretler içinde kaldığını belirten Brennan, “Bunlar çok büyük ve iyi gelişmiş klitorislerdi” şeklinde konuştu.

Diğer hayvanlar çiftleşmekten haz alıyor mu?

Çiftleşmenin öncelikli işlevinin üremek olduğu göz önüne alındığında, bunu teşvik için dişi hayvanların çiftleşme esnasında haz duygusu alması beklenir. Öte yandan hâlihazırda çok az sayıda hayvanın çiftleşmekten zevk aldığı düşünülüyor.

Nesli tükenme tehlikesi altında olan Bonobo maymunları cinsel ilişkiden zevk alan hayvan türlerinden biri. Bonoboların hamileyken ya da emzirirken çiftleştiği biliniyor.

“Doğanın insan dışında en çok rastgele cinsel ilişkide bulunan hayvanı” olarak bilinen Bonoboların, cinsel davranışlarının yüzde 75’inin zevk için olduğu düşünülüyor.

Kısa burunlu meyve yarasalarının ise cinsel ilişkiyi uzatmak için oral seks yaptığı sanılıyor. ‘Bu davranışın evrimsel başka açıklamaları da olabilir’ ancak bilim insanları bunu eğlenmek için yapıp yapmadıkları konusunda kararsız.

Dişi Macaca maymunları da üreme avantajı olmaksızın orgazm olduğu gözlenen ve çiftleşmeden zevk aldığı düşünülen bir diğer hayvan türü.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Prof. Dr. Ceyhan’dan Dikkat Çeken Kovid 19 Paylaşımı

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, maskenin kaldırılması kararına ilişkin tepki göstererek sık sık uyarılarda bulunmaya devam ediyor.

Koronavirüs salgını ile ilgili sosyal medya hesabından salgının henüz bitmediğini ve Mis-C hastalığını görmeye devam ettiklerini belirten Ceyhan, “Covid-19 aktivitesinin yüksek olduğunu görüyoruz” dedi.

Ceyhan, koronavirüs aşıları eksik olan yurttaşlara dikkat çekerek aşıların tamamlanması gerektiğini belirtti.

“Aktivitesi yüksek”

Ceyhan, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:

“Dikkat! Hala Mis-C hastalığı görmeye devam ediyoruz. Bu da toplumda COVID 19 aktivitesinin yüksek olduğunu gösteriyor. Lütfen dikkatli olalım. Aşılarımızı tamamlamak, sosyal mesafenin sağlanamadığı durumlarda maske takmakla birşey kaybetmeyiz”

Paylaşın

Türkiye’de Her 10 Kişiden 3’ü Maddi Yoksunluk İçinde

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), “Gelir ve Yaşam Koşulları 2021” araştırmasının sonuçları, Türkiye’de giderek derinleşen eşitsizliğin ulaştığı çarpıcı boyutu bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiye’de en zengin yüzde 20’lik kesimde bulunanların toplam gelirden aldığı pay yüzde 46,7 olurken en yoksul yüzde 20’lik kesimde bulunanların aldığı pay yüzde 6,1’de kaldı.

Veriler, iktidarın ekonomi politikası nedeniyle giderek azalan alım gücünün kalabalık ailelere etkisini de gözler önüne serdi. Tek kişilik hanehalklarında yoksulluk oranı 2020 yılına göre 2021 yılında yüzde 4,4 puan azalarak yüzde 6,5 olarak gerçekleşirken en az bir çekirdek aile ve diğer kişilerden oluşan hanehalklarının yoksulluk oranı yüzde 18,5 olarak gerçekleşti. Tek kişilik hanehalklarının yoksulluk oranı ise yüzde 14,2 olarak kayıtlara geçti.

Yoksulluk oranı sürekli arttı

Sürekli yoksulluk oranı da yıllar itibarıyla dramatik bir artış kaydetti. Buna göre, 2018 yılında yüzde 12,7 olan sürekli yoksulluk oranı 2021 yılında yüzde 13,8’e yükseldi.

Oturulan konuta sahip olanların oranı 2020 yılına göre 2021 yılında 0,3 puan azalarak yüzde 57,5 olarak hesaplandı. Kirada oturanların oranı yüzde 26,8, lojmanda oturanların oranı yüzde 1,2, kendi konutunda oturmayıp kira ödemeyenlerin oranı ise yüzde 14,6 oldu.

Yurttaşların barınma problemi de TÜİK verileri ile ortaya konuldu. Kurumsal olmayan nüfusun yüzde 34,3’ü konutunda izolasyondan dolayı ısınma sorunu, yüzde 33,9’u sızdıran çatı, nemli duvarlar, çürümüş pencere çerçeveleri vb. problemleri yaşadı.

Konut alımı ve konut masrafları dışında borç veya taksit ödemesi olanların oranı 2020 yılına göre 2021 yılında 5,4 puan artarak yüzde 63,7 oldu. Nüfusun yalnızca yüzde 6,6’sı bu ödemeleri “yük” kabul etmezken yüzde 23’üne borçları “çok yük” getirdi. Hanelerin yüzde 61’i evden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayamadığını beyan etti. Araştırmada öne çıkan en çarpıcı bulgular ise şöyle sıralandı:

  • Hanelerin yüzde 38’i, iki günde bir eti, tavuk ya da yemek masrafını,
  • Hanelerin yüzde 33’ü beklenmedik harcamaları,
  • Hanelerin yüzde 20’si evin ısınma ihtiyacını,
  • Hanelerin yüzde 63’ü eskimiş mobilyaların yenilenmesini ekonomik olarak karşılayamadığını beyan etti.

Yıllık ortalama esas iş gelirleri sırasıyla yükseköğretim mezunlarında 68 bin 229 TL, lise ve dengi okul mezunlarında 47 bin 326 TL, lise altı eğitimlilerde 35 bin 344 TL, bir okul bitirmeyenlerde 25 bin 911 TL ve okur-yazar olmayan fertlerde 19 bin 835 TL olarak hesaplandı.

Toplam gelir içerisinde en yüksek payı, yüzde 47,1 ile bir önceki yıla göre aynı kalan maaş ve ücret geliri aldı. İkinci sırayı yüzde 23,9 ile önceki yıla göre 2,1 puanlık artış gösteren sosyal transfer geliri alırken üçüncü sırayı yüzde 17,5 ile önceki yıla göre 0,2 puan azalan müteşebbis geliri oluşturdu. Tarım gelirinin müteşebbis geliri içindeki payı bir önceki yıla göre 2,5 puan artarak yüzde 23,4 olurken emekli ve dul-yetim aylıklarının sosyal transferler içindeki payı 1,7 puan azalarak yüzde 90,0 olarak gerçekleşti.

Gelir dağılımında büyük eşitsizlik

Gelir dağılımındaki eşitsizliği ortaya koyan bir diğer veri ise Gini katsayısı verisi oldu. Gelir dağılımı eşitsizliğinin en yaygın ölçütlerinden olan ve 1’e yaklaştıkça gelir dağılımındaki bozulmayı ifade eden Gini katsayısı Türkiye’de 0,401 olarak tahmin edildi. Gini katsayısında 2017 itibarıyla yıllara göre yaşanan değişim ise şöyle kaydedildi:

TÜİK’in verilerine göre, Türkiye’deki göreli yoksulluk oranı yüzde 14,4 ile ifade edildi. Ülkedeki toplam gelirin nüfusa bölünmesi yoluyla hesaplanan ve “Medyan Gelir” olarak ifade edilen gelir türü dikkate alındığında ortaya çıkan yoksulluk oranları şöyle paylaşıldı:

“Finansal sıkıntıda olma durumu”nu ifade eden maddi yoksunluk oranı da çarpıcı boyuta ulaştı. Kişilerin, çamaşır makinesi, telefon ve otomobil sahipliği ile “Beklenmedik harcamaları yapabilme” durumunu da yansıtan maddi yoksunluk oranı 2021 yılı itibarıyla yüzde 27,2 oldu. Maddi yoksunluk oranları yıllara göre şöyle gerçekleşti:

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu, Tepki Çeken Sözleri İçin Özür Diledi

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Karadeniz gezisi sırasında aralarında Nagehan Alçı, Ertuğrul Özkök, Akif Beki’nin de bulunduğu isimlerle olan fotoğrafına gelen eleştirilere yönelik kullandığı, “Bu kardeşiniz için vız gelir tırıs gider. Hiç umurumda değil” ifadeleri nedeniyle özür diledi.

İmamoğlu, katıldığı bir programda, Karadeniz gezisine davet ettiği gazeteci tercihine yönelik eleştirelere verdiği ‘Vız gelir tırıs gider’ ifadelerine ilişkin konuştu. “Ben çiftçi çocuğuyum, benden kibir doğmaz” diye konuşan İmamoğlu, “Bu açıklamaları yapan arkadaşlardan, sadece ve sadece dün bir konuşmada kullandığım ‘vız gelir tırıs gider’ sözlerimden dolayı özür diliyorum” diye konuştu.

İBB Başkanı İmamoğlu sözlerinin devamında şunları kaydetti:

“Bir fotoğrafla linç edilen yok sayılan tabiri caizse kaptanlığını yaptığım gemiden inilen artık yok sayılan oy vermem denilen bir kişi durumuna düşürülürse insanın kalbi kırılıyor canı yanıyor birkaç cümle de yanlış laf kurabiliyorum. o yanlış kurduğum laflar için özür diliyorum altını çizeyim. Ben dostluklarımı, yıllardır beraber olduğum arkadaşlarımı bir fotoğrafla terk edilsin diye edinmedim. Bu dostlukları bir fotoğrafla düşmanlığa çevirmek gibi bir niyetle yola çıkmadığım gibi hayatımda kimseyi de düşman niyetine koymadım koymayacağım.

‘Herkezi davet edip dinleyeceğim’

Anne vicdanının Twitter’da falan da eksik olmamasını diliyorum. Orda da o duyguya ihtiyacımız var hepimizin. Benimle dertleşmek, eleştirisini bana söylemek duygularını bana aktarmak ve dostça yol arkadaşı olarak prensipleri doğrultusunda uygarca duygularını bana aktarmak isteyen herkesi 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı; günü veya bir gün veya bir gün sonrası tespit edeceğim bir salona davet edeceğim, hepsini tek tek dinleyeceğim.

Uygar bir biçimde dinleyeceğim uygar bir biçimde de cevaplarını vereceğim. Biz bu süreci büyük bir seferberlik süreci olarak kabul ettik ve bu sürecin bu tür kazalara uğramaması için hassas olmamız gerektiğini hatırlatıyoruz. Akıllı olalım, akıllı olun dediğim kavram da gerçek akıldır, ayar veren bir laf değildir. Ben bir toplumun temsilcisiyim, 16 milyon kişinin temsilcisiyim.

Bu saatten itibaren benim gündemim buradaki milyonlarca fidedir. Benim nezdimde bu konu kapanmıştır. Bu konu benim nezdimde kapanmıştır, yol arkadaşlarım, kurumumu temsil eden hiç kimse bu konuyla ilgili tek bir cümle etmeyecek, edemez, tek muhatabı benim. 19 Mayıs’ta bana yapılan eleştirileri uygarca dinleyeceğim. Bu toplantı da basına kapalı olacak.”

Ekrem İmamoğlu ne demişti?

İmamoğlu, Karadeniz turuna davet ettiği gazeteciler üzerinden gelen eleştirilere yanıt vermiş; “Bir fotoğraf üzerinden kurban etmeye çalışan insanlar olabilir, benimle aynı şeyi düşündüğünü, aynı şeyleri inandığını söyleyen ne yazık ki anlık hırslarına yenilmiş insanlar olabilir ya da bir takımın renkleri üzerinden ayrıştırma gayreti içinde olanlar olabilir. Başkalarının değirmenine su taşıdıklarının farkında olmayanlar da olabilir bunun içerisinde, farkında olup yapanlar da olabilir. Ama bu kardeşiniz için vız gelir tırıs gider. Hiç umurumda değil” ifadelerini kullanmıştı. İmamoğlu’nun “Vız gelir tırıs gider” ifadesi, büyük tepki çekmişti.

Paylaşın

Enflasyonla İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar!

Nisan sonu itibariyle enflasyon yüzde 70’e dayandı. Bu şekilde, enflasyonda en son 1999’da gördüğümüz seviyelere geri döndük. 2001 krizi sonrası Merkez Bankası bağımsızlığı ve kredibilitesi yolunda büyük bedel ödeyerek elde ettiğimiz kazanımları da maalesef geride bıraktık.

Fiyat istikrarının birincil sorumlusu Merkez Bankası’dır. O nedenle enflasyonun böylesine hızlı yükselmesinin sebeplerini de politika hatalarında aramak lazım. Peki nedir o hatalar?

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, enflasyonla ilgili doğru bilinen yanlışları BBC Türkçe için kaleme aldı.

1) Enflasyonun sebebi global arz şoklarından kaynaklanıyor

Önce pandemi, arkasından da Rusya’nın Ukrayna’yı işgali nedeniyle küresel çapta iki önemli arz şoku ile karşı karşıya kaldık. Arz şoku, talebin artmasından değil üretim maliyetlerinin artmasından kaynaklanan enflasyonist baskıya verilen teknik isimdir.

Doğal olarak bu problemler tüm dünyada enflasyonist baskıları artırdı. Ancak buradan yola çıkıp Türkiye’de yaşanan enflasyon, tamamen dünyada yaşanan küresel problemlerin bir yansımasıdır sonucu çıkarılamaz.

Şekilde Mart 2022 itibariyle gelişmiş ve gelişmekte olan bir grup ülke için yıllık enflasyon rakamlarını görüyoruz. Bize en yakın enflasyon, yüzde 16 ile savaşın bizzat yaşandığı ve yaptırımlara tabi olan Rusya’da görülüyor. Onlarla bile aramızda (Mart itibari ile) manşet rakamlar üzerinden 40 puan üzerinde bir fark var. Elbette küresel bir enflasyon var. Ancak salt küresel faktörlerden kaynaklanan etkiler, yaşadığımız enflasyonun oldukça sınırlı bir miktarına tekabül ediyor.

2) Arz enflasyonuna karşı Merkez Bankası bir şey yapamaz

Para politikası talebi yavaşlatmak sureti ile enflasyonu düşürür. Merkez Bankası faiz artırdığında borçlanma maliyeti arttığı için harcamalar yavaşlar. Zayıflayan talep fiyatlar üzerindeki baskıları da azaltır. Ancak faizi artırmak tedarik zinciri sorunlarını çözmez. Rusya savaşının daralttığı petrol arzına çare olmaz. Bu nedenle, eğer arz faktörlerinin geçici olduğuna inanılıyorsa Merkez Bankası’nın bunu piyasalara iyi anlatıp hiç müdahale etmemesi uygundur. TCMB de artan enflasyona karşı tepkisiz kalmasını büyük ölçüde bu mantıkla açıklamaya çalışıyor.

Ancak, arz kaynaklı enflasyonun uzaması halinde beklentiler bozulmaya başlar. İşte o noktada Merkez Bankası’nın müdahalesi arz enflasyonunu düzeltemese de bunun genele yayılmasını engeller. Batılı ülkelerin bir ağızdan faiz artışlarına geçmelerinin en önemli sebeplerinden biri bu.

İlave olarak, Türkiye’de yaşanan arz enflasyonun en önemli sebeplerinden bir tanesi TL’deki değer kaybının getirdiği geçişkenlik etkisi. Yani söz konusu olan arz şoku dışarıdan gelen ve para politikasının kontrolü dışında olan bir etmen değil. Bilakis, TCMB’nin faizleri enflasyonun altında seviyelere çekmesinden kaynaklanan bir politika hatasının sonucu. İşte bu sebeple söz konusu hatayı düzeltmek de bizzat Merkez Bankası’nın görev alanına giriyor.

3) Enflasyon kendi kendine düşer

Enflasyonun kendi kendine düşmesi ancak geçici ve istisnai arz şoku durumunda olur. Yarın Rusya savaşı son bulsa emtia fiyatlarında bir düşme görebiliriz. Benzer şekilde geçen sene son çeyrekte kurda yaşanan ani sıçramayı bu sene beklemediğimiz için bir önceki seneye göre “baz etkisi ile” bir düşüş bekleyebiliriz.

Ancak bu senaryolarda arz şokunun hiçbir yayılma etkisi yapmaması ve beklentileri bozmaması varsayımı var ki; bu varsayım Türkiye koşullarına hiç uymuyor. ABD Merkez Bankası Fed bile, pandemi öncesinde yaşadığı sorun “düşük enflasyon” sorunu olduğu halde, pandemi sırasında yaşanan arz baskısının enflasyon beklentilerini yukarı taşımasına engel olamadı. Aralık 2021 itibariyle de müdahale etmeye karar verdi. Buna rağmen geç kaldı ve geç kalmasının bedeli daha sıkı bir para politikası olacağı için eleştiriliyor.

Bizde ise zaten yüksek enflasyon ortamında iken bunun üzerine gelen global arz şoklarının beklentileri etkilemeyeceğini varsaymak başlı başına bir hata. Kaldı ki kendi kendine düşmesi beklenen seviye bile son enflasyon raporu tahminlerine göre yüzde 43. Peki Merkez Bankası kendi tahmini bile hedefin yaklaşık 9 katı üzerindeyken enflasyona müdahale etmeyi düşünmüyorsa ne zaman müdahale eder?

Yaşadığımız enflasyon bir yandan arz, bir yandan talep faktörleri ile besleniyor. Küresel arz enflasyonu, TL’deki değer kaybı ile daha da güçlü bir arz enflasyonuna dönüşüyor. Bunların üzerine bir de beklenti etkisi ekleniyor. Merkez Bankası’nın beklentileri çıpalayamadığı bir ortamda enflasyon beklentisi gerçekleşen enflasyonla şekilleniyor. Bu da kendi kendine düşmek şöyle dursun kendi kendini besleyen bir enflasyon yaratıyor.

Bu tartışmadan çıkan sonuç şu: Enflasyon kendi kendine düşmez. Kararlı, başarılı ve güven veren para politikası ile düşer.

4) Enflasyon faiz indirerek düşer

Bu konuda çok yazıp çizdik. Ancak listeyi tamamlamak adına bir kez daha hatırlatalım. Faiz indirimleri hem talebi artırarak hem de TL’yi zayıflatıp üretim maliyetlerini artırarak enflasyonu besliyor. İktisat bilimi için bunlar yeni değil. Ancak atılan hatalı adımlar o kadar keskin sonuçlar doğurdu ki bu bilimsel çıkarımı artık çıplak gözle de net bir şekilde görebiliyoruz. Eylül 2021 sonrası faizlerdeki 500 puan düşüşe karşılık enflasyonun 50 puan yükselmesi önemli bir bilimsel sonucu en çarpıcı şekilde gözler önüne seriyor.

Paylaşın

Fed Ekonomistinden Türkiye İçin Kritik Uyarı

Ekonomist Levent Altınoğlu, “Enflasyonun yüksek seyirde olmasına rağmen Türkiye’de gevşek para politikasının sürdürülmesi Türkiye ekonomisi için önemli riskler doğuruyor” ifadelerini kullandı.

Fed Finansal İstikrar Bölümü Ekonomisti Levent Altınoğlu, Bloomberg HT yayınında Türkiye’nin para politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Stagflasyon ortamında merkez bankalarının atması gereken adımlara değinen Altınoğlu, şunları söyledi:

“Enflasyonun yüksek seyirde olmasına rağmen Türkiye’de gevşek para politikasının sürdürülmesi Türkiye ekonomisi için önemli riskler doğuruyor. Türkiye’de birçok firma Döviz cinsinden çok borçlanmış durumda ve borçların büyük kısmının kısa vadede ödenmesi gerekiyor. Dolayısıyla gevşek para politikası enflasyonu körüklüyor, enflasyon da kurun artmasına sebep oluyor.

Döviz artınca firmaların reel yükü artıyor. Buradaki risk bu firmaların borçlarını ödeyemeyecek duruma gelmesi endişesiyle ani bir sermaye çıkışının yaşanmasıdır. Reel sektörde durgunluk olursa banka sektörüne de sirayet edebilir. Geçmişteki krizlerde olayların böyle geliştiğini gördük. İhtiyatlı para politikası riskler ortaya çıkmadan faiz artışını gerektirir.

‘MB döviz rezervlerini büyük ölçüde sattı’

Böyle bir ortamda enflasyonun azalmasını beklemek çok zor. Son zamanlarda TL büyük ölçüde değer kaybetti, bunun sebebi gevşek para politikası ve yüksek enflasyon ortamı. Yüksek enflasyon ortamında faiz artırımına gitmeden TL’yi desteklemek zorlaştı çünkü Merkez Bankası kura müdahale etmek için döviz rezervlerini büyük ölçüde sattı. Son yıllarda rezervleri artırmak için Merkez Bankası bankalardan döviz ödünç aldı. Dış yatırım ve ihracatla ülkeye giren döviz miktarı yetersiz kalırsa, Merkez Bankası o zaman ödünç alınan dövizleri ödemekte zorlanır.

O zaman iki seçenekle karşı karşıya kalınır. Birincisi ödünç alınan dövizleri TL cinsiden ödemeye gidebilir ki bu enflasyonu daha da körükler. İkinci seçenek ödünç alınan dövizleri kısmen ödemeyerek olur ki bu bankalara zarar verir ve banka kredisini olumsuz etkiler. Kur korumalı mevduat uygulaması kura geçici destek sağlayabilir. Orta vadede ise enflasyonist baskı oluşturarak kura ters etki yaptığını da görmemiz mümkün.”

Paylaşın

Erkan Baş: İktidar Kaybettiğinde Gitmeyecek Biz Göndereceğiz

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, Halk TV’de Perdenin Önü Arkası programında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. TİP Başkanı Baş, “Tezkereye ‘evet’ diyenler, Türkiye’deki Amerikan istilasına, Rus oligarklarının bu ülkeyi sömürmesine ses çıkarmayanlar bu sorunu çözemezler” dedi.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu arasındaki gerilim üzerine de değerlendirmelerde bulunan Baş, “Sorunu yaratanlar da yangına benzinle konuşanlar da sorunu çözemez” ifadelerini kullandı.

Erkan Baş’ın konuşmasından satır başları şu şekilde:

Mesele son derece seviyesiz ciddiyetten uzak bir eksende yürüyor. Memleketin gerçek sorunlarına ilişkin herhangi bir tartışma sürdürebildiklerini düşünmüyorum. Oysa memleketin sorunların eğer gerçekten çözüm üretmek istiyorsak sağduyulu soğukkanlı gerçekçi çözüm önerilerini ortaya koyan, varsa farklı görüşleri açık ve net biçimde ortaya koyan bir yaklaşım sergilememiz lazım. Liseli çocukların ‘çıkışta görüşelim’ diyaloglarına benzer şekilde konuşanlar memleketin sorunlarına dair sağlıklı çözümler üretemez. Birtakım sözde liderlerin iki dudağı arasından çıkan cümleler siyaset olarak algılanıyor.

Biz şunu öneriyoruz: Meseleyi öyle basit siyasi bir kavga konusu olmaktan çıkarıp, “Ben buradan nasıl oy devşiririm? Nasıl koltuğumu korurum?” tartışmasından çıkarıp akılla, bilimle, soğukkanlı biçimde yaklaşmak gerekiyor.

Bu belki de dünya tarihinin gördüğü en yoğun göç dalgalarından bir tanesi. Sadece Türkiye’de değil dünya ölçeğinde çok ciddi bir tartışma yürüyor.

‘Sorunun yaratıcısı Erdoğan’dır’

AKP dünyadaki pek çok sorunu nasıl büyük bir şekilde Türkiye’ye taşıyorsa, bu sorunu da böyle Türkiye’ye taşınmış durumda. Dolayısıyla biz Türkiye’de meselenin ciddi bir sorun olduğunu kabul ediyoruz. Bunu tartışmamız gerekiyor. Ancak bunu karşılıklı düşmanlaştırmalardan kaçınarak yapmamız lazım. Bu konuyla ilgili rahatsızlıklarını dile getiren herkesin ırkçı olarak tanımlandığı bir yaklaşımı doğru bulmuyoruz. Ama şunu ekliyoruz: Evet Türkiye’de ırkçılar var. Türkiye’de siyaseten bu meseleden nemalanmak isteyenler de var. Bunları birbirinden ayırmak gerekiyor. Vatandaşın derdini kendisine siyasi olarak devşirmeye çalışan iki taraftan yaklaşımlara karşı da net bir pozisyon almak gerekiyor.

Ümit Özdağ, yaklaşık bir saatlik programda Tayyip Erdoğan’a ilişkin bir çift laf etmedi. Oysa Türkiye’nin yaşadığı bu sorunun baş sorumlusu, yaratıcısı, Tayyip Erdoğan’dır.

‘Yangına benzinle koşanlar sorunu çözemez’

Sosyalistler bugün bu memleketin yaşayacağı bu sorunları 10-15 yıl öncesinden söylüyordu. Eğer bir sorunu çözeceksek sorunun önce nedenlerini tartışmamız lazım. Sorunu yaratanların çözemeyeceğini söylememiz lazım. Bu sorunun arkasında AKP’nin ülke içerisinde dinci milliyetçi politikalarının uzantısı olan dış politika anlayışının olduğunu en başa yazarak konuşmamız lazım.

Türkiye’de bugün yaşadığımız sorunun kaynağı, AKP’nin emperyalizmle iş birliği içerisinde, koltuğunu korumak için geliştirdiği dış politika hamleleridir. Bunu sorgulamadan bir tartışma yürütmek mümkün değil.

Sorunu yaratanlar da yangına benzinle konuşanlar da sorunu çözemez. Popülerleşmeye çalışanlar kendilerine yer bulmaya çalışanlar bu sorunu çözemezler. Bu sorunu esas olarak sosyalistler çözer.

‘Tezkereye evet diyenler bu sorunu çözemez’

10 yıl önce bir tartışma yapıyordu sosyalistler. Meselenin uzmanı olduğunu söyleyenler 10 yıl önce hiç uyarmıyorlardı. Bugün Suriyeli ve Afgan göçmenler tartışılıyor. Ben şunu sormak istiyorum:

1 Mart Tezkeresi oylanırken sokaklarda kim vardı?

Suriye’ye AKP’nin müdahalesine kim karşı durdu?

Afganistan müdahalesine Türkiye’nin bir NATO gücü olarak katılmasına karşı kim durdu?

Libya’ya müdahaleye kim karşı durdu?

Tezkerelere evet diyenler göçmen, mülteci, sığınmacı sorununu çözemezler. Sokaktaki garibanı düşman olarak görmek kolay. İstila tartışması yapılıyor. Türkiye’deki Amerikan istilasına karşı çıkmayanlar bu sorunu çözemezler. Rus oligarklarına karşı çıkmayanlar, bu ülkeyi sömürmesine ses çıkarmayanlar hiç konuşulmuyor.

Avrupa Birliği ile geri kabul anlaşması AKP tarafından Davutoğlu başbakanken imzalandı. TİP iktidara geldiği ilk gün bu geri kabul anlaşmasını iptal edecek.  Ülkemizde ve bölgemizde barışçı politikalar uygulayarak bu sorunu çözmemiz gerekiyor. Bu memlekette TC vatandaşlığı satılıyor! Zengin Arap şeyhlerine vatandaşlık satıyorlar.

Patronlar sendikasız, sigortasız, insanlık dışı koşullarda çalıştırabilsinler diye ben buna göz yumuyorum diyen bir çalışma bakanı var.

Bu memlekette buraya göçmek zorunda kalan insanların hayatlarının patronlar tarafından nasıl hiçleştirildiğini tartışmadığımız zaman iş çok kolay… AKP bir taşla 4-5 kuş vuruyor.

Göçmenleri AB’ye karşı koz olarak kullanıyor, emekçilerin haklarını gasp etmek için yine göçmenleri kullanıyor. Suriye’ye dönük bir müdahalede bulunuyor. Ondan sonra böyle muhalefet unsurları çıkıp geri göndereceğiz diyor.

Seçime giderken AKP şov yapacak. Bu yaklaşımla ne olur? Bugün 1 milyon kişi gönderirsin. Yarın aynı politikalara devam edersen yarın 5 milyon insan gelmek zorunda kalır.

AKP’nin başımıza bela ettiği büyük bir problemle karşı karşıyayız. Bu işin sorumlusu hesap vermeli. Bu işin sorumlusu AKP’dir, Saray Rejimi’dir.

Memlekette bir Arap düşmanlığı yayılıyor bir taraftan ama zengin Arap şeyhlerinin elini eteğini öpmeye oraya gidiyorlar. Zengin Arap Şeyhlerine vatandaşlığı pul gibi dağıtıyorlar. Yetmedi mahkeme sattılar. Bunlarla kavga etmemiz gerekiyor. Kavga edeceğimiz unsuru doğru belirlemek son derece önemli.

Şu söylemek kolay: “Zafer Turizm otobüs kaldırır gönderir”. Sen MİT tırlarını gönderdikten sonra Zafer Turizm otobüs kaldıramaz oraya. Önce MİT tırlarının hesabını soracaksın ondan sonra otobüsler nasıl çalışacak bunu konuşuruz. Suriye’de Irak’ta Afganistan’da barış sağlanmadan sadece Türkiye’nin değil dünyanın bu sorunu çözmesi mümkün değil.

‘İktidar kaybettiğinde gitmeyecek biz göndereceğiz’

Bu iktidar çok büyük suçlar işlemiş bir iktidar, dolayısıyla koltuğu kaybettiğinde her şeyi yapabilecek durumdalar ve yaptılar da. İktidarlarını korumak için bu ülkenin başkentinde bombalar patlattılar.

İktidar seçime kadar olan süreci kendine göre dizayn ederse, oyunun kurallarını kendisi belirlerse bizim bir şansımız kalmaz. Tüm muhalefete sesleniyorum: Bu ülkeyi Saray Rejimi’nden kurtaracak adımları atmamız gerekiyor.

Bu iktidar kaybetse de gitmez duygusu var. Kaybettiklerinde onlar gitmeyecek, biz göndereceğiz. Buna göre hareket etmemiz lazım, provokasyonları boşa çıkartacak örgütlü halk kitlelerine ihtiyacımız var.

Bu öfkeyi garibanlara ve birbirimize yönlendirmeyelim. İktidar bizi birbirimize kırdırmaya çalışıyor oysa bizim bu öfkeyi servetlerine servet katanlara yönlendirmemiz gerekiyor.

Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanı olduğu bir ülkede seçim güvenliği nasıl sağlanabilir? Adam geçen seçimlerde memleketin bütün muhalefetini terörist ilan etti.

Bu ülkede kadın düşmanı, tacizci kim varsa ister Türk ister yabancı olsun kulağından tutup hapse atmak bizim görevimizdir. Biz bu sorunları, İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkanlarla mı konuşacağız. Mahkemede kadın katillerine kravat taktı diye iyi hal indirimi verenlerle mi konuşacağız bu sorunları?

Halkımızı uyanık olmaya, provokasyonlara geçit vermemek üzere örgütlenmeye, akılcı, gerçekçi ülkenin tümünün çıkarlarını düşünen yaklaşımlarla politika belirlemeye çağırıyoruz.

Paylaşın

Türkiye’nin İç Borç Faizi Anaparayı İlk Defa Geçti

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre  borç stoklarına ait ödeme projeksiyonlarında, borcun faiz ödemelerinin, anapara ödemelerini aşarken, 3 trilyon 109 milyar TL tutarındaki merkezi yönetim brüt borç stokunda, döviz cinsinden borçlar TL cinsinden borçları ikiye katladı.

Nisan ayı itibarıyla iç borç anapara ödemesi 1 trilyon 483 TL’ye ulaşırken, faiz ödemesi ise 1 trilyon 743 TL olarak kaydedildi. Aralık 2021’de anapara ödemeleri 1 trilyon 316 milyar TL, faiz ödemeleri ise 794.7 milyar TL tutarında oldu. Böylelikle cumhuriyet tarihinde ilk defa AKP döneminde iç borç faizi anaparayı geçmiş oldu.

Sözcü’den Erdoğan Süzer’in haberine göre; İzmir, Antalya, Muğla, Aydın ile Ankara’daki 10 ayrı taşınmaz özelleştirme yoluyla acil satılıyor.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından ‘Yatırımcılara Duyuru’ başlığıyla yayımlanan ihale ilanına göre, arsa ve araziler Özelleştirme Kanunu kapsamında doğrudan ‘satış’ yöntemiyle özelleştirilecek. ÖİB, birbirinden değerli taşınmazlara teklif verme süresini ise 22 ile 23 günle sınırladı.

Taşınmazları almak isteyenlerden en geç 31 Mayıs ve 1 Haziran tarihine kadar tekliflerini ÖİB’e sunmaları istendi.

Pazarlıkla satılacak

Arsaların satış ihaleleri, kapalı zarfla teklif alındıktan sonra görüşmeler yapılarak pazarlık usulüyle gerçekleştirilecek, teklif sahipleri arasında açık artırma düzenlenecek. ÖİB Devlet İhale Kanununa tabi olmadığı için isterse ihaleleri iptal edebileceği gibi teklif verme süresini ileri bir tarihe de uzatabilecek.

Satışa sunulan 10 taşınmazın ikisi 26 bin ve 5 bin 356 metrekarelik iki ayrı arsa halinde İzmir Çeşme’de bulunuyor. Ankara Yenimahalle’de yaklaşık 22 dönüm, Gölbaşı ilçesinde de 1.200 metrekarelik iki arsa ile Antalya Döşemealtı Yeşilbayır’da 23.5 dönümlük değerli arsa, Muğla’nın Bodrum ilçesinde biri 28 dönüm diğeri 8 dönüm iki taşınmaz da satılacak. Aydın’ın Didim ilçesinde de toplamda 29 dönümü bulan 3 ayrı taşınmaz da satışa çıkarıldı.

Paylaşın

Davutoğlu’nun ‘Üçüncü İttifak’ Önerisine DEVA Partisi’nden Yanıt

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, daha önce partisinin kendi logosuyla seçime gireceğini açıklamıştı. Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da Saadet, DEVA ve Gelecek Partisinin aynı siyasi gelenekten geldiğini belirterek, üçüncü bir ittifaktan bahsetmişti.

DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun üçüncü ittifak önerisini değerlendirdi.

Halk TV’de İpek Özbey’in sorularını yanıtlayan Şahin, “Burada aynı düşünce, aynı dünya görüşü, aynı gelenekten gelmek doğrudur. Eş zamanlı olarak bazı siyasi partiler içerisinde birlikte hareket ettik. Ama yepyeni bir siyasi kültür inşa ettik biz DEVA Partisi’nde. Partimizde toplumun çok değişik kesimlerinden isimler var. Ve parti yönetimimizle, başkanlık divanımızla farklı düşünceleri yansıtan bir yapıya sahibiz” şeklinde konuştu.

“Altılı masayı tercih ettik”

Saadet Partisi ve Gelecek Partisi’yle ittifak önerisini altı parti bir araya gelmeden önce yapıldığını aktaran Şahin, “Bu düşünce altılı masaya oturmadan önce de DEVA Partisi’ne iletilmiş bir düşünceydi. Ancak biz altılı masada yarınların Türkiye’sini inşa etmenin daha kolay olabileceğini daha doğru bir yöntem olabileceğini düşünerek altılı masada tercih bulunduk” dedi.

Şahin, şöyle devam etti: Bu masaya oturduktan sonra tek başımıza DEVA Partisi değiliz. DEVA Partisi’nin organları da tek başına buna karar veremez. Çünkü o masaya otururken güçlendirilmiş parlamenter sistemi bu ülkeye kazandırmak için oturduk. Ve hep birlikte o masanın etrafında belirlenecek Cumhurbaşkanı adayıyla, 13’üncü Cumhurbaşkanını seçme iradesiyle oturduk. Dolayısıyla parlamentoya yansıyacak güçlü bir aritmetiğin ne şekilde olacağına, bu masanın ortaklaşa yapmış olduğu çalışma sonrasında verilecek kararla karar verilmeli. Bizim ferdi DEVA Partisi olarak görüş beyan etmiş olmamız, o masanın ruhuna biraz aykırılık teşkil eder.

Paylaşın