8 Garantili Projede ‘37,5 Milyar Dolar’ Zarar

Yap-İşlet-Devret (YİD) modeli ile yapılan 4 otoyol, bir tünel ve 3 köprünün toplam maliyeti 22 milyar 215 milyon 713 bin dolar oldu. Aynı projelere kamuya devredilinceye kadar, 59 milyar 747 milyon 817 bin dolarlık geçiş garantisi verildi. Böylelikle devlet kaynaklarıyla 22,2 milyar dolara mal olacak 8 proje için Hazine’den 37,5 milyar dolar daha fazla para çıkacak.

Sözcü’den Emin Özgönül’ün haberine göre; CHP Zonguldak Milletvekili ve TBMM KİT Komisyonu üyesi Deniz Yavuzyılmaz, “Sayıştay raporlarındaki saptamalar, 8 projenin yüzde 169 ve 2,69 kat daha pahalı olduğunu gösterdi. Bu para ile 8 yerine toplam 24 otoyol, köprü ve tünel inşa edilirdi. Üstelik bu projelerde müteahhidin yurt dışından temin ettiği krediye de devlet kefil oluyor” dedi.

Farkı hazine ödüyor

YİD modeli ile yaptırılan geçiş garantili projelerde garanti kapsamındaki araç sayısı tutmazsa, aradaki farkı Hazine ödüyor. Geçen araç sürücüleri ise doğrudan işletmeci şirket kasasına ödeme yapıyor.

45 bin araç geçiş garantisi

1915 Çanakkale Köprüsü da­hil Çanakkale-Malkara Otoyo­lu’nun maliyeti 3 milyar 159 milyon 721 bin 36 avroyu buluyor. 2034’te işletmesi devlete geçecek olan projede köprüden günlük 45 bin araç geçiş garantisi verildi.

Gelir garantisi çok yüksek

2030 yılında kamuya geç­mesi planlanan 445 milyon 521 bin 627 avro maliyetli Menemen-Aliağa-Çandarlı Otoyolu’na günlük 35 bin araç geçiş, toplamda da 541 milyon 301 bin avroluk gelir garantisi verildi.

Eksikler tamaamlanmadı

Bağlantı yolları ile bir­likte toplam 351 kilometre uzunluğundaki Ankara-Niğ­de Otoyolu, 2035 yılında kamuya devredilecek. 1 mil­yar 462 milyon 628 bin 902 avro  maliyeti olan projede halen eksiklikler bulunuyor.

Hedefe ulaşılamıyor

İstanbul’daki Avrasya Tüneli, 2042 yılında kamuya geçecek. 1 milyar 239 milyon 863 bin dolar maliyete sahip projeye verilen günlük araç geçiş garantisi 68 bin ve bu tutmamasına rağmen her yıl bu rakam artıyor.

Milyarlarca dolarlık sapma

Osmangazi Köprüsü ve Gebze-Orhangazi-İzmir Oto­yolu, 2036 yılında kamuya devredilecek. 6 milyar 312 milyon 392 bin 47 dolar maliyete sahip projede hem köprüden hem de otoyoldan geçiş garanti sayısı tutmuyor.

Hedefin yarısına dahi ulaşılamıyor

Yavuz Sultan Selim Köp­rüsü ve Odayeri-Paşaköy Otoyolu projesi 3 milyar 456 milyon 244 bin 239 do­larlık maliyete sahip. Köp­rüden geçiş garantisi yıllık 49 milyon adet ama bunun yarısına dahi ulaşılamıyor.

İşletme süresi uzatıldı

Kuzey Marmara Otoyolu Kınalı-Odayeri kesiminin mali­yeti 2 milyar 72 milyon 257 bin 9 dolar. 2030 yılında kamuya devri planlanan projenin uzunluğu bağlantı yolları dahil 80 kilomet­reyi buluyor. İşletme süresi 4 yıl 9 aydan 12 yıl 4 aya çıkarılan projede garantiler de tutmuyor.

Geçiş garantisi sayısı artırıldı

Kuzey Marmara Otoyolu Kurtköy-Akyazı kesiminin işletmesi 2029 yılında devlete geçecek. 3 milyar 661 milyon 656 bin 404 dolar maliyeti olan projenin araç geçiş garanti sayıları işletmeci şirket lehine artırıldı.

Paylaşın

Konut Fiyatları Uçuşa Geçti

Tüm Girişimci Emlak Müşavirleri Derneği (TÜGEM) ve Yeni Nesil Gayrimenkul Değerleme ve Lokasyon Analizi Platformu Endeksa.com iş birliği ile hazırlanan “İkinci El Konut Piyasası Raporu” verileri, 2022 yılı 1. çeyrek sonu itibarı ile Türkiye genelinde konut fiyatlarında yıllık  yüzde 127 artış yaşandığına işaret etti.

Foreks’te yer alan habere göre; ilk çeyrek itibarıyla Türkiye’de ortalama konut metrekare satış fiyatı 7.395 TL, ortalama amortisman süresi 19 yıl, ortalama pazarlama süresi 63 gün olurken, değer artışının en yüksek olan iller Mersin, Aydın ve Antalya oldu.

Konut satışında artış

Birinci çeyrekte, konut satış adedi geçen sene aynı döneme göre %22 arttı. 2022 yılının 1. çeyreğinde 320 bin 63 adet konut satışı gerçekleşti. Konut satışları 2021 yılının 4. çeyreğine göre %41 azalırken; geçen senenin aynı dönemine göre ise %22 artış göstermiş oldu.

İkinci el satış toplam satışın yüzde 70′

İkinci el konut satışı toplam satışların %70’ini, kredili konut satışları ise %21’ini oluşturdu. Birinci çeyrekte 225 bin 626 adet ikinci el konut satışı gerçekleşti. Bu rakam ile ikinci el konut satışları bir önceki çeyreğe göre %39 azalırken, geçen sene aynı döneme göre ise %24 artış göstermiş oldu. İkinci el konut satışı toplam konut satışlarının %70’ini oluşturdu.

Birinci çeyrekte kredili konut satışları ise toplam konut satışlarının %21’ini oluşturarak 68 bin 342 adet olarak gerçekleşti. Kredili konut satışları bir önceki çeyreğe göre %39 azalırken; geçen senenin aynı dönemine göre ise %45 artış göstermiş oldu.

Yabancıya konut satışında artış

Birinci çeyrekte yabancı uyruklu kişilere toplam 14 bin 344 adet konut satışı gerçekleşti. Bu adet ile yabancıya konut satışı bir önceki çeyreğe göre %32 azalırken; geçen senenin aynı dönemine göre %45 artış göstermiş oldu.

Birinci çeyrek konut satış adetleri karşılaştırma. İstanbul’da konut fiyatları yüzde 147, Ankara’da 116, İzmir’de yüzde 119 arttı.

57 bin 836 adet ile 1. çeyrekteki konut satışlarının %18‘inin gerçekleştiği İstanbul’da konut fiyatları 1 yılda %147 artış gösterdi ve ortalama metrekare satış fiyatı 12.102 TL oldu. Ankara’da 29 bin 328 adet ile 1. çeyrekteki konut satışlarının %9’unu gerçekleşti ve konut fiyatları son 1 yılda %116 oranında artış gösterdi, ortalama metrekare satış fiyatı 5.352 TL oldu. Konut satışlarının %6’sının gerçekleştiği İzmir’de 19 bin 112 adet satış oldu ve konut fiyatları son 1 yılda %119 artış gösterdi, ortalama metrekare satış fiyatı 9.448 TL oldu.

En fazla stok İstanbul’da

En fazla konut satışı olan 50 il içerisinde en fazla stok adedi İstanbul’da olurken, 1. çeyrek sonu itibarıyla İstanbul’da 308.402 adet konut stoku bulunuyor. Stok adedi, Ankara’da 156.927 adet, İzmir’de ise 91.127 adet.

En fazla değer artışı Mersin, Aydın ve Antalya’da. En fazla konut satışı olan 50 il içerisinde en fazla değer artışı olan illerin sırasıyla Mersin, Aydın ve Antalya olduğu görülüyor.

Mersin’de konut fiyatlarında yıllık değer atışı %158, ortalama metrekare satış fiyatı 6.172 TL. Aydın’da konut fiyatları son bir yılda %153 artış gösterdi, ortalama metrekare satış fiyatı 11.204 TL. Antalya’da ise konut fiyatlarında yıllık değer artışı %148 ve ortalama konut metrekare satış fiyatı 9.861 TL.

Paylaşın

Demirtaş: Ortak Paydamız Demokratik Cumhuriyet

Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, siyasetin gündeminde yer alan konulara dair değerlendirmelerde bulundu.

Demirtaş, T24 için ‘ortam bulanık ama aklınız bulanmasın’ başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazısında eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifa ederken kullandığı “At izi, it izine karıştı” ifadesinden alıntı yapan Demirtaş, “Daha doğrusu karışmış gibi görünsün istiyorlar. Kim istiyor? Elbette AKP-MHP iktidarı. Küçük de olsa bazı muhalif görünümlü çevreler de ortamın bulanıklaşmasına katkı veriyor. Olup biten hiçbir şeyde, yaşanan bunca krizde Erdoğan ve iktidarın rolü yokmuş gibi puslu bir ortam yaratılmak isteniyor. O nedenle, bazı noktaları asla unutmamak için tane tane vurgulamakta yarar var” dedi. Ardından şunları sıraladı:

“Sığınmacılara saldırıp onları hedef göstermek yerine seçime hazırlanın”

Suriye’de iç savaşın büyümesine yol açan en önemli faktörlerden biri AKP hükümetinin politikalarıdır. Asıl hedefleri Suriye’de Kürtlerin hak elde etmelerini önlemekti. Bunun için radikal grupları eğitip silahlandırarak Suriye’ye saldılar. İç savaş büyüdü, hesap tutmadı. Beş milyon Suriyeli Türkiye’ye sığındı. Bunun sorumlusu Suriyeliler değil, Erdoğan ve AKP’dir. Bu nedenle, yabancı düşmanlığı ve sığınmacı karşıtlığı yapmanın anlamı yok. İktidarı değiştirirseniz sığınmacı krizi en insani koşullarda çözülür. Sığınmacılara saldırıp onları hedef göstermek yerine seçime hazırlanın, iktidarı değiştirin. Başka yolu yok.

“İktidarı değiştirin. Başka yolu yok”

Yoksulluğun, işsizliğin, sefaletin, ekonomik krizin temel nedeni pandemi ve Rusya-Ukrayna savaşı değildir. Temel neden tek adam sistemidir, Erdoğan’dır. Türkiye yoksul bir ülke değildir. Ekonomi kısa sürede toparlanır, merak etmeyin. Seçime hazırlanın, meydanları şimdiden doldurun, iktidarı değiştirin. Başka yolu yok.

“Barış talebinizi her yerde korkusuzca haykırın”

Kürt sorununun barış içinde, birlik ve beraberlik güçlendirilerek çözülmesi mümkündür, kolaydır. Silahı ve şiddeti nihai olarak bitirecek adımları atmak, barışı sağlamak tahminlerden çok daha kolaydır. Çözüm, barış ve huzur halen sağlanmamışsa bunun sorumlusu Erdoğan’dır, AKP-MHP’dir. Barış talebinizi her yerde korkusuzca haykırın. Susmayın, savaş politikalarının kuyruğuna takılmayın. Seçime hazırlanın, iktidarı değiştirin. Başka yolu yok.

“Asla korkmayın, geri adım atmayın”

HDP kapatılabilir, binlerce kişiye siyaset yasağı getirilebilir, binlerce kişi tutuklanabilir. Gezi davası kararından sonra çok daha kapsamlı Gezi operasyonları yapılabilir, yeni davalar açılabilir. Basına ve sosyal medyaya yeni kısıtlamalar getirilebilir. Aklınıza gelmeyecek her türlü baskı ve korku yayma uygulamalarıyla karşılaşabilirsiniz. Hepsinin tek sorumlusu Erdoğan ile AKP-MHP’dir. Asla korkmayın, geri adım atmayın, canla başla direnin, seçime hazırlanın, iktidarı değiştirin. Başka yolu yok.

“Size büyük yalanlar söyleniyor, daha da büyükleri söylenecek”

Ekonomik göstergelerde, enflasyon oranında manipülasyon artırılabilir. Seçimlere giderken sağdan soldan toplanacak borç paralar piyasaya sürülüp geçici bir bahar havası yaratılabilir. İşçi, memur, emekli maaşlarına ve asgari ücrete yüzde 50’den fazla zam yapılabilir. Erdoğan seçimleri kazanırsa zamlarla, vergilerle tüm o zamları üç ayda geri alır. Tıpkı şu günlerde olduğu gibi. Size büyük yalanlar söyleniyor, daha da büyükleri söylenecek. Hepsi koltuk içindir, tek sorumlusu Erdoğan ile AKP-MHP’dir. Yalanlara asla kanmayın, gece gündüz seçime hazırlanın. Kendinize güvenin, iktidarı değiştirin. Başka yolu yok.

“Şimdiden meydan meydan, alan alan milyonlarca ses olun, tek yürek olun”

Büyük değişime hazır olun. Kimseyi dışlamayın. Herkesin el ele, yan yana durması için uğraşın. Ortak paydamız demokratik cumhuriyettir, ortak evimiz Türkiye’dir, ortak devletimiz Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. Bütün bunları en çok tahrip eden, toplumu paramparça edip kutuplaştıran Erdoğan ile AKP-MHP iktidarıdır. Bunların tek derdi koltuktur, makamdır, mevkidir, şatafatlı lüks hayattır. Birlik olun, demokrasi ilkeleri etrafında buluşun. Aday kim olacak tartışmasını bırakın. O bir kişiyi değil, ülkeyi düze çıkaracak o güçlü program ile o dev kadroyu oluşturun ve şimdiden meydan meydan, alan alan milyonlarca ses olun, tek yürek olun, “hemen seçim, derhal seçim” diye haykırın. Coşkuyla, moralle, cesaretle harıl harıl seçime hazırlanın, iktidarı değiştirin.

Ortam bulanık ama aklınız bulanık olmasın. Başka yolu yok.”

Paylaşın

Vatandaşın Borcu 1 Trilyon 154 Milyar Liraya Yükseldi

Ekonomik kriz her geçen gün daha da ağırlaşarak artıyor. Vatandaşın, bankalara, finansman ve varlık yönetim şirketlerine ve TOKİ’ye olan (tahsili gecikmiş borçlar da dahil) toplam borcunun 1 trilyon 154 milyar liraya ulaştığı belirtildi.

Geliri ve tasarrufları enflasyon karşısında eriyen vatandaş, geçinemediği için hızla borçlanıyor. CHP Meclis grubu ekonomi raporu hazırladı. Raporda, vatandaşların bu borcunun 854 milyar lirası bireysel (konut, otomobil, ihtiyaç) kredilerinden, 242 milyar lirası da kredi kartlarından kaynaklandığına dikkat çekildi. İcra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısı son bir yılda 1 milyon 482 bin adet artarak 6 Mayıs itibarıyla 23 milyon 449 bine çıktı.

Raporda şu tespitlere yer verildi: “Son hafta tüketici kredilerinde 9.8 milyar liralık, kredi kartı borçlarında ise 3.3 milyon liralık artış yaşandı. Vatandaşların vadesinde ödeyemediği için bankalar tarafından icraya verilen takipteki borçları ise 28.3 milyar lira düzeyine çıktı. Bankaların takipteki bu borçlarını düşük bir bedel karşılığında varlık yönetim şirketlerine devrediyor olmaları bu rakamı olduğundan daha düşük gösteriyor.”

23.4 milyon dosya icrada bekliyor

Artı Gerçek’te yer alan habere göre, CHP’nin raporunda, vatandaşların varlık yönetim şirketlerine 30.7 milyar TL, TOKİ’ye ise 27 milyar lira borcu bulunduğu; bankalara, finansman şirketlerine, varlık yönetim şirketlerine ve TOKİ’ye olan (tahsili gecikmiş borçlar da dahil) toplam borcun ise 1 trilyon 154 milyar liraya ulaştığı belirtildi.

Ulusal Yargı Ağı (UYAP) verilerine göre bu yıl 1 Ocak–6 Mayıs günleri arasında icra ve iflas dairelerine toplam 3 milyon 400 bin yeni dosya geldi. 2 milyon 522 bin dosya ise sonuçlandırılırken yeni gelen dosya sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 25.6 oranında arttı. İcra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısı son bir yılda 1 milyon 482 bin adet artarak 6 Mayıs itibarıyla 23 milyon 449 bine çıktı.

Paylaşın

Erdoğan Zor Kararı Alabilecek Mi?

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin taklidinin yapıldığı skeç, Güldür Güldür’ün tanıtımında yer almasına rağmen programda yayınlanmadı. Gelişme, iktidara yakınlığıyla bilinen Show TV’nin odağında bulunduğu yeni bir ‘sansür’ tartışması başlattı.

Gazeteci Murat Yetkin, yetkinreport’ta yayımlanan yazısında söz konusu ekibin daha önce çok kez Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı da hicvettiğini, ancak herhangi bir tepki gelmediğini, yayından kaldırılmadığını söyledi.

“Nebati’nin gururu kurtuldu mu şimdi?”

“Türkiye Erdoğan’ın AK Parti iktidarına kadar, Cumhuriyet öncesinde de tek parti döneminde de siyasilerin hicvedilebildiği bir ülkeydi. Erdoğan iktidarını güçlendirdikçe hiciv ruhunu, espri zenginliğimizi de kaybettik” ifadesini kullanan Yetkin, ardından “Kimileri, Koca gibi hicvi de siyasi kültürün bir parçası sayacak anlayışa sahip. Kimileri de Nebati’nin devamcısı olduğu anlayışa. Güldür Güldür’e sansür uygulayınca Nebati’nin gururu kurtuldu mu şimdi?” diye sordu.

“Erdoğan zor kararı alabilecek mi?”

Yetkin, yazısının ilerleyen bölümlerinde şunları kaydetti:

“(…) Nebati’yi ışıldayan gözleri ve beşuş çehresiyle bir yana bırakalım ama Erdoğan’ın ne yapacağına bakalım o zaman.

Ne yapması gerektiği belli: Merkez Bankasının elini biraz olsun serbest bırakacak, enflasyonla mücadeleyi esas alacak, buna uygun para politikası belirleyecek, böylece dar gelirlilerin elindeki paranın her dakika buharlaşmasını en azından yavaşlatacak.

Aslında Erdoğan, efsanevi u-dönüşlerinden birisini, şimdiye dek tersi kanıtlanan ‘faiz sebep – enflasyon sonuç’ tezinden dönerek de yapabilir. Örneğin, ‘Benim tezlerim doğru ama görüyorsunuz Rusya-Ukrayna savaşı var. O nedenle şimdilik programı askıya alıyoruz, Zor zamanlar zor önlemler gerektirir, vs’ gibi bir şey söyleyebilir. Ne de olsa seçimin yolu taşlarla dolu.

Yapabilir de yapar mı?

Hicvi yasaklayarak gururlarını kurtardıklarını düşünenler aynı hassasiyeti ülke ekonomisi konusunda da gösterirler mi? Ne dersiniz?”

Bu yazı, Yetkinreport’tan alınmıştır. Yazının tamamını okumak için TIKLAYIN

Paylaşın

Açlık Sınırı 5 Bin 323 TL’ye Yükseldi

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) Nisan ayı açlık-yoksulluk sınırı raporunu yayımladı. Buna göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 5 bin 323 TL olarak belirlendi. Bu sınır mart ayında 4 bin 928 TL idi.

Bekar bir çalışanın ise aylık yaşam maliyeti 6 bin 965 TL olarak öne çıkarken, yoksulluk sınırı ise 17 bin 340 TL oldu.

Söz konusu raporu her ay güncelleyen Türk-İş, Nisan ayı raporunda “Mutfak enflasyonundaki artış aylık yüzde 8,02, son 12 aylık enflasyon ise yüzde 85,02” ifadelerine yer verdi.

Raporda, market ve semt pazarlarında toplu alışverişin azaldığı, alışverişlerin de artık daha az ve sık bir biçimde yapıldığı belirtildi.

Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) martın son haftasında sanayicilere sattığı buğdayda yüzde 22 oranında zam yaptığı hatırlatılırken, bunun önümüzdeki günlerde tüketici fiyatlarına da yansıyabileceği uyarısında bulunuldu.

Dişi sığır sayısının azalması ve yüksek maliyetlerin üzerine bir de turizm sezonundaki talep artışı eklendiğinde, çözümleri bulunmazsa dana kuşbaşının yaz aylarında 175 TL’yi geçmesi öngörülüyor.

Maliyetler artacak

Elektrik fiyatlarına yapılan yüksek zamlardan dolayı daha az sulama yapılan yerlerde sınırlı gübre kullanımının da ilave olumsuz etkisiyle verim kaybı olacak.

Zamlar öncesindeki gibi gübreleme ve sulamaya devam edilen yerlerde ise maliyetler artacak. Bu çıkmazın doğal sonucu olarak, yaz aylarında gıda fiyatlarında eğer olursa önceki yıllara kıyasla çok sınırlı bir gerileme olacağı şimdiden öne sürülebilir.

Paylaşın

Dünya Ekonomisi Resesyona Mı Sürükleniyor?

Dünya ekonomisinde, 2021’in son aylarından bu yana özellikle, ABD ve euro bölgesinde, büyüme hız kesiyor, enflasyon (fiyat artışı) hızlanıyor, 1970’lerden bu yana ilk kez bir stagflasyon (enflasyon + durgunluk) gündeme geliyor. Ekonomide bir resesyon (daralma), mali piyasalarda kriz ve toplumda siyasi istikrarsızlık olasılıkları güçleniyor.

Stagflasyon kavramı, birbirine ters ekonomik önlemler gerektiren iki olgunun eş zamanlı olarak gelişmesini betimler.

Enflasyonu dizginlemek için faizleri arttırmak, para arzını, tüketici talebini daraltmak, ücret artışlarını baskılamak gerekiyor. Bu önlemler ekonomik durgunluğu hızla daralma (resesyona) içine itme riskini getiriyor. Bütün gözler, bu önlemleri gündeme getirecek olan Merkez Bankaları üzerine odaklanıyor. MB yöneticilerinin her açıklaması anında piyasa hareketlerine yansıyor, kısacası “volatilite” kaynağı oluyor.

Durgunluk eğilimine karşı ekonomik büyümeyi teşvik edici, düşük faiz, parasal genişleme, yüksek ücret politikaları, hükümetlerin sermaye üzerindeki vergileri azaltarak ekonomik faaliyeti canlandırma çabaları, bu kez enflasyonu dayanılmaz noktalara doğru itmeye başlıyor.

Birincisinde, ekonomi daralırken işsizlik, yoksulluk, piyasalarda volatilite (ve “kaza” çıkma olasılığı) artıyor. İkincisinde enflasyon ücretleri hızla aşındırıyor, geçim sıkıntısını arttırıyor. Her iki durumda da “toplumsal barış”, siyasi istikrar hızla bozulmaya başlıyor.

Resesyon riski artarken piyasalar sarsıldı

ABD ve Avrupa’da Merkez Bankaları enflasyonla mücadeleye öncelik vermeyi seçti. Geçen hafta faiz artışı ve para arzını daraltmaya yönelik uygulamalar hızlandı. ABD Merkez Bankası (FED) politika faizini yarım puan, İngiltere Merkez Bankası çeyrek puan arttırdı. İngiltere Merkez Bankası Başkanı bir sonraki aşamada, faizleri yarım puan arttırma eğiliminde olduğunu ima etti.

FED ve Avrupa Merkez bankası (AMB) bilançolarını (mali piyasaları destekleme harcamalarını) daraltmaya başladılar. AMB’nin haziran ayında faizleri artırma olasılığı iyice güçlendi.

Bu ortamda, yıl başından bu yana genel bir gerileme eğilimi sergileyen borsalardaki volatilite giderek sertleşmeye başladı.

ABD’de Standard & Poor, Dow Jones ve Nasdaq indeksleri yıl başından geçen hafta sonuna kadar sırasıyla yüzde olarak, 13, 10, 23 değer kaybettiler. FT 100, yıl başından Mart ortasına kadar % 9.4 geriledikten sonra toparlandı ve söz konusu dönemi toplam %2.5 gerileme ile kapadı. Aynı dönemde Eurofirst 300 indeksi %12, Şangay Bileşik indeksi %17, Tokyo Nikkei %8 geriledi.

Bu genel gerileme eğilimi içinde en sert dalgalanmaların Ukrayna savaşının başladığı Şubat ortası günlerinden sonra geçen hafta, salt ekonomik nedenlerden tekrarlandığı görülüyordu: Geçen hafta, FED faizleri arttırdıktan sonra Dow Jones ve S&P haftayı % 3 ve %3.6 kayıplarla kapattılar, Nasdaq %5 geriledi, FT 100 son 3 günde % 2 değer kaybetti. Gelişmiş ülkelerde en dinamik şirketleri izleyen MSCI indeksi, Kasım 2021’den bu yana %50’den fazla gerilemiş.

Faizlerin artamaya başlaması, borsalardaki dalgalanmalar, tahvil piyasalarını da etkisi altına alma ve sert yön değiştirme, bir krizi tetikleme riskini güçlendiriyor.

Çin’de olan Çin’de kalmıyor

Merkez banklarının enflasyonla mücadele pratikleri nadiren bir yumuşak inişle sonuçlanıyor. Buna karşılık merkez bankalarının, stagflasyon içinde enflasyonla mücadele ederken ekonomiyi resesyona (fiziki daralma) itme olasılığı çok yüksek. ABD ekonomisi bu yılın ilk dört aylık döneminde %1.4 gerilemiş görünüyor. Aynı dönemde sanayide prodüktivitenin yıllık bazda %7.5 (Bloomberg’e göre, 1947’den bu yana en hızlı düşüş) gerilemiş olması da resesyon riskine işaret ediyor.

Avrupa’ya gelince, euro bölgesinin en büyük ekonomisi Almanya’da büyüme hızının ilk dört aylık dönemde, Ukrayna savaşının, Haziranda başlayacak faiz artışlarının, Çin ekonomisindeki yavaşlamanın etkileri henüz tam olarak kendilerini göstermemiş olsa da, % 0,2 de kaldığı görülüyor. Alman hükümeti 2022 için büyüme hızı beklentisini % 3,6’dan % 2.2’ye çekti.

Euro bölgesi verileri, enflasyon hızlanırken, perakende piyasalarında satışların özellikle İspanya, Almanya ve Fransa ‘da hızla düşmekte olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki aylarda, gelmesi beklenen bir faiz artışının bu eğilimi ve genelde resesyon riskini güçlendirmesi beklenebilir.

Asya’da ekonomik manzara ağırlıklı olarak Çin’in performansına bağlı. Çin ekonomisinin büyüme hızının negatif alana geçme olasılığı şimdilik, en azından resmi verilere göre yok. Ancak “Sıfır Covid” politikası nedeniyle rejim, sık sık ülkenin ekonomik olarak kritik bölgelerini karantinaya alınca, hem üretim, hem de tedarik zincirleri aksıyor. Çin ekonomisi söz konusu olunca genelde iyimser olan ekonomist Stephen Roach (Yale Üniversitesi, Morgan Stanley eski Asya büro şefi) bu kez resmen açıklanan %5.5 büyüme hızının yakalanabileceğine inanmıyor.

Gerçekten de son veriler tüketici harcamalarının zayıflığını, ekonomik hasılanın %40’ını oluşturan servis sektöründe satın alma müdürleri indeksinin Mart ayında 42’den Nisan ayında 39 düzeyinde (50’nin altı daralma anlamına geliyor) gerilediğini gösteriyor. Örneğin, Cep telefonu ve taşıt araçlarında satışlar Nisan ayında yıllık bazda sırasıyla %14 ve %39 oranında gerilemiş.

Wall Street Journal’ın aktardığı gibi, “Çin’de olan Çin’de kalmıyor”. Dünyanın ikinci büyük ekonomisinde bir yavaşlama bölge ülkelerinden başlayarak, dünya ekonomisini etkilemeye başlıyor. Güney Kore, Tayvan ve Japonya’nın Çin’e ihracatlarında Nisan ayında belirgin düşüşler görülüyor.

Merkezde enflasyonla mücadele, çevrede borç krizi…

Geçen yüz yılda, gelişmekte olan ülkelerin en büyük borç krizi, ABD merkez Bankası 1970’lerin sonunda, stagflasyona karşı enflasyonla mücadeleye öncelik verdiğinde, patlamıştı.

Bugün de benzer bir tehlike var. Institute of International Finance (IFF) hesaplamalarına göre, gelişmekte olan ülkelerin bu yıl sonuna kadar ödemesi gereken borçların ABD faizlerinden doğrudan etkilenecek olan kısmı bir trilyon dolara ulaşıyor.

Finansal krizden bu yana adeta ikiye katlanan gelişmekte olan ülkelerin borçları, bugüne kadar neredeyse “sıfır faizden” borçlanılabildiği için kolaylıkla servis edilebiliyordu.

Şimdi, Merkez Bankaları, özellikle ABD’de FED, enflasyonla mücadele bağlamında faizleri arttırarak, parasal sıkılaştırma politikalarına geçmeye başlayınca, borçlanma maliyetleri artıyor, dolar değerlenmeye başlıyor. Bu durumda dolarla borçlanan ve finansal dengeleri kırılgan ülkelerin hem borçlanarak hem de ülke içindeki gelirlerine dayanarak borçlarını servis etmesi hızla zorlaşıyor. Dahası merkez ülkelerin piyasalarındaki daralmalar, çevre ülkelerin ihracat gelirlerini de olumsuz yönde etkilemeye, borç ödemek için gereken dövizi yaratma kapasitelerini düşürmeye başlıyor. Tüm bu dinamikler, uluslararası yatırımcının gelişmekte olan ülkelere olan güvenini daha da zayıflatıyor. Eliot Fon yönetimi şirketinden Jay Newman’ın deyimiyle bu ülkeler, bugün “hangi fiyattan olursa olsun güvenilemez” konumdalar.

Bir borç krizi tehlikesi yalnızca gelişmekte olan ülkeler için değil, Avrupa periferisindeki ülkeler için de geçerli. Euro bölgesi ekonomilerinin borç durumlarını, on yıl öncesiyle karşılaştıran Deutsche Bank stratejisti Maximilian Uleer’e göre faizler artmaya devam ederse (ki edecek) İspanya ve İtalya’nın faiz maliyetinin milli gelire oranı 2011 düzeyini yakalayabilir. Uleer’in karşılaştırması, Yunanistan ve Portekiz’in de kritik bir noktada oluğunu gösteriyor.

Borç krizi beraberinde hemen derin bir resesyon getirdiğinden, bu açıdan bakınca da genelleşmiş, küresel bir resesyon riskinden söz etmek olanaklı.

1970’lerdeki stagflasyona karşı gelişmiş ülkelerin merkez bankaları, Başta FED olmak üzere faizleri hızla arttırarak mücadele ettiler. Ani faiz artışlarının resesyon yaratıcı etkileri, 1980’ler boyunca çevre ülkelerin ekonomileri açılarak, yeniden şekillendirilerek yaratılan yeni mal ve sermaye ihracatı olanaklarıyla, küreselleşmeyle, dengeleniyordu.

Bugün de benzer bir seçeneğin olabileceğini söylemek, küresel resesyonun ve yeni bir finansal kriz riskinin hangi karşıt eğilimlerle dengelenebileceğini bilmek hiç kolay değil.

(BBC Türkçe: Ergin Yıldızoğlu)

Paylaşın

Furkan Vakfı Başkanı Alparslan Kuytul Gözaltında

Furkan Vakfı’nın kurucu başkanı Alparslan Kuytul, Adana Emniyet Müdürlüğüne bağlı polislerce bu sabah gözaltına alındı. Furkan Vakfı, sosyal medya hesabından, “Alparslan Kuytul Hocaefendi, ifadesi alınmak üzere sabahın erken saatlerinde polis ekipleri tarafından gözaltına alındı” paylaşımını yaptı.

Kuytul’un avukatı Bilal İpek, gözaltına dair yaptığı açıklamada, “Adliyedeyiz, savcı, Koray Sarısaçlı’nın şikayeti üzerine Alparslan hocayı mevcutlu bir şekilde ifadesinin alınmasını istemiş. Şu an savcılıkta ifadesi alınıyor” dedi.

AA’nın aktardığına göre, vakfın bir dönem yöneticiliğini de yapan iş insanı Koray Sarısaçlı, Adana Cumhuriyet Başsavcılığındaki ifadesinde kaçırıldığını, 13 gün rehin tutulduğunu, işkence gördüğünü, zorla 7 milyon dolarlık senet imzalatıldığını ileri sürmüştü. Soruşturma kapsamında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı üzerine Kuytul, sabah saatlerinde Adana Emniyet Müdürlüğü ekiplerince “kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, gasp, yaralamaya azmettirme” suçlamasıyla gözaltına alındı.

Vakfa operasyon düzenlenmişti

Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında, 30 Ocak 2018’de Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı’na operasyon düzenlemişti.

Adana Valiliği, operasyondan bir gün sonra Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı’nın geçici olarak faaliyetten men edildiğini açıkladı. Adana Asliye Hukuk Mahkemesi de Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı’na kayyum atandığı duyurdu.

“Vakıf faaliyeti adı altında kuruluş amacı dışında anayasal düzene karşı fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek kamu güvenliğine karşı faaliyet yürütme ve suç örgütü kurma” suçlamasıyla Adana merkezli üç ilde gerçekleştirilen operasyonda, kurucu başkan Alparslan Kuytul ile vakıf yöneticileri ve “hocalar” olarak nitelenen kişilerin de aralarında bulunduğu 28 kişi gözaltına alındı. Kuytul ile birlikte iki kişi tutuklanmış bir süre hapishanede kalmıştı.

Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianame ile Kuytul’un da aralarında yer aldığı üçü tutuklu 45 sanık hakkında, “Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek”, “özel belgede sahtecilik”, “dini inanç ve duyguların istismarı suretiyle dolandırıcılık”, “kamu kurum ve kuruluşları ve benzeri tüzel kişiliklerin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık”, “mal varlığı değerlerinin gayrimeşru kaynağını gizlemek” suçlarından 3 yıldan 21 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu’ndan ‘Göçmen’ Uyarısı

Son günlerde tartışma konusu olan göçmenlerle ile ilgili açıklamalarda bulunan SP Lideri Karamollaoğlu, “Bilinmelidir ki, karşı karşıya kaldığımız tüm problemlerin birinci derecede sorumlusu olduğu gibi, göç konusunda da asıl sorumlu; kontrolsüzlüğü benimseyen iktidardır!” dedi.

Haber Merkezi / Karamollaoğlu, açıklamasının devamında, “AK Parti iktidarı, kapsamlı ve toplumsal yapıyı zedelemeyecek bir göç politikası ortaya koyamamıştır. Hükûmet, her alanda olduğu gibi bu konuda da sınıfta kalmıştır! Ne sınır güvenliğini sağlayabilmiş ne de bir göç politikası oluşturabilmiştir”  ifadelerini kullandı.

SP Lideri, açıklamasını, “Buna rağmen; bazı siyasilerin, tüm yabancıları kriminalize etme çabalarını ise üzülerek izliyor ve asla doğru bulmuyoruz. Bu siyasilerin sığınmacılara yönelik söylemlerinin yol açtığı tepkisellik, hükûmetin seçim sürecine girerken aradığı güvensizlik ortamına hizmet etmekte ve siyasi mühendisliğe zemin hazırlamaktadır.” ifadeleriyle devam ettirdi.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, son günlerde tartışma konusu olan göçmenlerle ile ilgili sosyal medya üzerinden açıklamalarda bulundu. Karamollaoğlu, “Sığınmacılara yönelik nefret söylemlerini üzülerek takip ediyoruz” diyerek şunları ifade etti:

“Derinleşen ekonomik krizle birlikte sığınmacılara yönelik müsamahanın azaldığını, bazı kesimlerin de nefret söylemleriyle tepkileri daha da yoğunlaştırdığını görüyoruz. Fakat bilinmelidir ki, karşı karşıya kaldığımız tüm problemlerin birinci derecede sorumlusu olduğu gibi, göç konusunda da asıl sorumlu; kontrolsüzlüğü benimseyen iktidardır!

AK Parti iktidarı, kapsamlı ve toplumsal yapıyı zedelemeyecek bir göç politikası ortaya koyamamıştır. Hükûmet, her alanda olduğu gibi bu konuda da sınıfta kalmıştır! Ne sınır güvenliğini sağlayabilmiş ne de bir göç politikası oluşturabilmiştir. Buna rağmen; bazı siyasilerin, tüm yabancıları kriminalize etme çabalarını ise üzülerek izliyor ve asla doğru bulmuyoruz. Bu siyasilerin sığınmacılara yönelik söylemlerinin yol açtığı tepkisellik, hükûmetin seçim sürecine girerken aradığı güvensizlik ortamına hizmet etmekte ve siyasi mühendisliğe zemin hazırlamaktadır.”

Geldiğimiz noktada, hükûmetin göç konusundaki politikasızlığı ve artan ekonomik krizle birlikte bu durum sürdürülemez bir noktaya gelmiştir. Hükûmetin kontrolsüz göç politikası, yasal yollarla ülkemizde bulunan sığınmacıları da zor durumda bırakmaktadır.

Ekonomik ve sosyal sıkıntıların faturası mültecilere değil, hükûmete kesilmeli ve bizzat hükûmetten hesap sorulmalıdır. İktidar, bir an evvel sınır güvenliğini sağlamalı ve toplumun geleceğe yönelik endişelerini giderecek kapsamlı bir göç politikası ortaya koymalıdır. Hükûmete yönelik eleştirileri bir kenara bırakıp, mültecileri hedef gösteren siyasiler ise ırkçı ve nefret dolu söylemlerinden vazgeçmelidir.

Unutulmasın ki, tarihe kara leke olarak geçen üzücü olaylar, genel de sonucu hesap edilmeyen sorumsuzca sözlerden kaynaklanmıştır. Bu nedenle başta siyasiler olmak üzere herkes yaşadığımız zor günleri de dikkate alarak, toplumun dinamiklerine kastedecek sözlerden ve eylemlerden kaçınmalıdır. Özellikle de birbirlerini ucuz kahramanlıklarla parlatmaya çalışan siyasiler akıllarını başlarına devşirmelidir! Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı olma sıfatını taşıyan birisi ise, bu tarz süreçlerde herkesten çok daha hassas ve duyarlı davranmalıdır.

“Erdoğan sorumluluk almalı ve olayların büyümesine engel olmalıdır”

Cumhurbaşkanı Erdoğan da olayları önce sadece seyredip, ardından kamuoyunun nabzına göre şerbet vermek yerine; ivedilikle sorumluluk almalı ve olayların büyümesine engel olmalıdır. Bölgemizdeki ülkelerle normalleşmeden ve iç çatışmalar durmadan bu sorunların çözümü mümkün değildir; bu husus da iyi idrak edilmelidir. Son olarak, herkesi aklıselime ve sağduyuya davet ediyorum.”

Paylaşın

Bankaların 3 Aylık Karı 63 Milyar TL’yi Aştı

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’ndan (TCMB) yüzde 14, halktan yüzde 17 faizle para toplayan bankalar, 2022 yılının ilk 3 ayında karlarını yüzde 285 artırdı ve 63,2 milyar TL elde etti.

Bankacılık sektörü 2022 yılının ilk 3 aylık sonuçlarına göre yüzde 285 artışla net kar rekoru kırdı. Bankaların rekor karı AK Parti’nin kurları sabit tutmak için başlattığı kur korumalı mevduat (KKM) modeli ile düşük faizle toplanan paraların yüzde 23’le Hazine’ye satılmasından kaynaklandı.

Toplam varlıklarını 9,2 trilyon TL’den 10,1 trilyon TL’ye çıkaran bankalar net karlılıkta ise patlama yaptı. 2021’in ilk çeyreğinde 16,4 milyar TL net kar açıklayan sektör, 2022’nin ilk çeyreğinde yüzde 285 büyüme ile 63,2 milyar TL kar elde etti. Bankaların 2021’de yıllık bazda 92,9 milyar TL kâr açıkladığı düşünüldüğünde bir yılda ettiği karın yüzde 68’ini 3 ayda yapması dikkat çekti.

Cumhuriyet’ten Şehriban Kıraç’ın haberine göre banka karlarının artmasında net faiz geliri etkili oldu. 2021’in ilk çeyreğinde 126,7 milyar TL toplam faiz geliri elde ederken bu yılın ilk çeyreğinde bunu yüzde 82,3 artışla 231 milyar TL’ye çıkardılar. Net faiz geliri ise 2021 ilk çeyreğinde 44,2 milyar TL iken 2022 ilk çeyreğinde yüzde 162,4 artışla 116 milyar TL oldu.

Hazineye satışlar etkili oldu

Ekonomist Erol Taşdelen’e göre bankalar ikinci gelir artışını menkul değerlerden elde etti. Bankaların yüzde 14 faizle Merkez Bankası’ndan para alıp yüzde 23 faizle Hazine’ye satması kar patlamasının önemli nedenleri arasında yer aldı.

KKM etkisi

Taşdelen, yükü yurttaşlara yüklenen kur korumalı mevduat için de konuşurken, “800 milyar TL seviyesine gelen kur korumalı hesaplar (KKH) toplam vadeli hesapların yüzde 20’sine ulaştı. Bu da bankaların faiz giderlerini iyice düşürdü. Bu mevduatlar yüzde 17’de sabitlenmemiş olsa bankalar en az yüzde 5 daha fazla faiz ödeyeceklerdi.

Bu durum aylık ortalama 2,5 milyar TL faiz gideri avantajı sağlıyor” dedi. Taşdelen, “Mevduat faiz maliyeti kur korumalı mevduat sayesinde düşürülürken kredi faiz oranları üzerinde bir yaptırım olmadığı için faiz makası açıldı ve bu durum da banka karlılıklarının artmasına önemli katkı sağladı” ifadelerini kullandı.

Paylaşın