HDP’li Beştaş: Süt Alamayana ‘Konut Al’ Diyorlar

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, ekonomik verilere ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Kabine toplantısının ardından açıkladığı konut paketlerine dair değerlendirmede bulundu.

TÜİK’in yeni işgücü istatistiklerine göre işsizlik rakamlarını yüzde 11,5 olarak açıkladığını, bu rakamların bir önceki ay 10,7 olduğunu anımsatan Beştaş, bunun Erdoğan’ın “Çalışmak isteyen herkese iş var” sözlerini tekzip ettiğini söyledi.

Beştaş, “Erdoğan’a göre hazırlanmış veriler bile çalışmak isteyen herkese işin olmadığını gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu. Meral Danış Beştaş, OECD raporuna göre 15-29 yaş aralığında okula ya da işe gitmeyen gençlerin yüzde 28,8’lik oranı ile Türkiye’nin liste başında yer aldığını, bu durumun bir felaket tablosu olduğunu söyledi.

“Halk, bir bayramı daha sefalet içinde geride bıraktı”

Gıda enflasyonunun yüzde 90’lara dayandığını söyleyen Beştaş, “Ulaşımdan barınmaya, yakıttan haberleşmeye, eğitimden sağlığa kadar bu korkunç rakamlar herkesin hayatını ağırlıklı olarak felç etmiş durumda. Son 20 yılın en yüksek rakamından söz ediyoruz. Bu korkunç tabloda halk, bir bayramı daha sefalet içinde geride bıraktı. Şeker almayanları bizzat evlerinde ziyaret ettik, gördük ve yoksulluğun açlığın hangi boyutlarda olduğuna bizzat tanıklık ettik” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşma metinlerinde yazılan Türkiye ile gerçek Türkiye’nin farklı olduğunu belirten Beştaş, şunları kaydetti:

“İki ayrı ülkeden söz ediyoruz. Market rafları adeta kuyumcu vitrinlerine dönmüş vaziyette. Şimdi TÜİK’in bu çarpıtılan ısmarlama verilerine göre bile, zengin yüzde 20’lik kesimdekiler, toplam gelirden yüzde 46,7 pay alıyor. En yoksul yüzde 20’lik kesimin aldığı pay ise yüzde 6. Toplam 8 kat fark var. Sonuç olarak 20 yılın sonunda suç ve savaş ekonomisi üzerine kurulan AKP düzeninde, bugün bir avuç zengin dışındaki herkes, derin bir yoksulluk içinde. Benzinin litre fiyatı yaklaşık olarak Ankara’da 21,22 TL’ye yükseldi. 20 Şubat ile 10 Mayıs tarihleri arasında Brent petrolün fiyatı, yaklaşık yüzde 10 artmışken, benzinin litre fiyatı yaklaşık 38,8 oranında arttı. Türkiye’de akaryakıt fiyatları acilen yüzde 30 oranında düşürülmelidir, bunun adı soygundur, vurgundur.”

“Evine bir kilo et, bir litre süt götüremeyen…”

Erdoğan’ın açıkladığı konut finansmanı paketlerine de değinen Meral Danış Beştaş, bir evin fiyatının 700 bin lira olduğu düşünüldüğünde, kredi kullanan kişinin aylık 9 bin 994 lira ödemek zorunda kalacağını belirtti. Beştaş, şöyle devam etti:

“İki asgari ücret bile evin kredisini ödemeye yetmeyecek. Erdoğan’a soruyoruz; bu faizler neden Nas’a takılmıyor acaba? Neden müteahhitler söz konusu olduğunda söylediğiniz bütün sözleri bir anda unutuyorsunuz? Tabii ki bu müjde vatandaşa değil yandaş müteahhitlere verilen bir müjdeydi. Bu müjdeden sonra konut fiyatları hızla yukarıya doğru tırmandı. Evine bir kilo et, bir litre süt götüremeyen ve açlık sınırının altında olan 30 milyon insana ‘gelin faizle konut alın’ demek, iktidarın gerçekle bağının ne kadar koptuğunu resmediyor.”

Paylaşın

Eylem Ve Festival Yasakları Meclis Gündeminde

Adana ve Eskişehir’deki eylem ve festivallere yönelik yasaklama kararları, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil tarafından Meclis gündemine taşındı ve konuya ilişkin iki soru önergesi verildi.

TİP’li Sera Kadıgil, Adana ve Eskişehir’de gerçekleştirilmesi planlanan etkinliklere yönelik yasak kararlarını Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine taşıdı. Kadıgil tarafından Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması talebiyle verilen iki ayrı soru önergesinde, kararlara ilişkin gerekçeler hakkında bilgi talep edildi.

Önergelerin gerekçesinde “Önceki gün Adana’da 15 gün süreyle 9 siyasi parti ve sendikaların yapacağı faaliyetler hariç, park, bahçe, kamu binaları da dahil olmak üzere basın açıklaması, yürüyüş, toplantıların yasaklanmasının ardından bir yasak kararı da Eskişehir Valiliği’nden geldi. Eskişehir Valiliği’nin internet sitesinden yapılan açıklamada, jandarma bölgesi dahil olmak üzere kentte, resmi kurumların yapacağı programlar dışındaki tüm etkinliklerin 15 gün süreyle yasaklandığı açıklandı. Eskişehir’de uygulanan yasağın AnadoluFest müzik festivalini kapsadığı da ortaya çıktı” ifadelerine yer verilirken, kamuoyundaki “hayat tarzına müdahale” değerlendirmeleri de hatırlatıldı ve kararların Anayasal hakları ihlal ettiği vurgulandı.

Bakan Ersoy’a sorular

TİP Sözcüsü Kadıgil’in Bakan Ersoy’un yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde yönelttiği sorular şöyle:

1-) Hiçbir makul gerekçe göstermeden 15 günlük yasaklarla aylar önce planlanan sanat faaliyetlerinin, atanmış valilerin keyfiyetiyle yasaklanması hakkında ne düşünüyorsunuz?

2-) Yasaklanan etkinlikler gerekçesiyle sanatçıların ve sanatseverlerin uğradığı mağduriyet ve oluşan zararlarını karşılamak için ne tür bir önlem alacaksınız?

3-) Müzik yasağını bir saat esneterek kalıcı hale getirmekle, hükümet olarak getirdiğiniz yasakların kamu sağlığı ve güvenliğiyle ilgili değil yaşam tarzına müdahale olduğu ve TCK madde 115’e göre suç oluşturduğuna yönelik değerlendirmeleriniz nedir?

Sera Kadıgil

Bakan Soylu’ya sorular

Kadıgil’in Bakan Soylu’nun yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde yönelttiği sorular ise şöyle:

1-) Adana’da verilen yasak kararının gerekçesinde Anayasa tarafından güvence altına alınan “toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı”nın vatandaşlarca kullanılmasının “kamu huzur ve esenliğinin tehlikeye düşürüldüğü” ifade edilmektedir. Atanmış bir memurun Anayasal bir hakka yasak getirmesinin izahı nedir?

2-) Kamu görevi yürüten Valilik ve güvenlik güçlerinin kamu güvenliğini sağlamak için bulduğu çözümün vatandaşların kamusal alanı kullanmasının yasaklanması olması, bulunduğunuz kurumun ve kurumunuza bağlı birimlerin görevini yapamadığını açıkça göstermektedir. Bu kararda sorumluluğu bulunan, görevini yapamayan atanmışlar olarak istifa etmeyi düşünür müsünüz?

3-) Alınan yasak kararları eğer bir istihbarat bilgisine dayanıyorsa ve güvenlik endişesine dayanıyorsa söz konusu risk neden siyasi parti, resmi kurum ve sendikalara ait sair etkinlikleri kapsamıyor? Neden yasak sadece vatandaşların Anayasal haklarını ve yaşam tarzına yönelik etkinlikleri (yürüyüş, oturma eylemi, stant/çadır kurma, afiş/pankart asma, konser, şenlik, festival vb.) kısıtlamak şeklinde uygulanıyor? Amaç güvenlikse diğer etkinliklerde sağlanan güvenlik, neden en temel protesto hakkında sağlanamıyor?

Ne olmuştu?

Furkan Vakfı kurucusu Alparslan Kuytul’un Adana’da gözaltına alınmasının ardından kent genelinde toplantı ve yürüyüşlere 15 gün süre ile yasak getirilmişti.

Eskişehir’de de 12-15 Mayıs tarihlerinde yapılması planlanan Anadolu Fest’e Valilik kararıyla yasak getirilmişti. Karar yurttaşların tepkisine neden olurken, hukuki süreç başlatılmıştı.

(Kaynak: İleri Haber)

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu: AK Parti Ülkeyi 27 Yıl Geriye Götürdü

Haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan SP Lideri Karamollaoğlu, iktidarı ekonomi üzerinden eleştirerek, “Vatandaşın gündemi geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı işsizlik oldu. TÜİK, eski güvenini kaybetti, verdiği rakamlar da insanların güven duymasına engel olacak rakamlar. TÜİK, TÜFE’yi 69,97 olarak açıkladı. Sağ olsunlar kuyumcu titizliği ile çalışmışlar yüzde 70 dememişler” dedi.

Haber Merkezi / Karamollaoğlu, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Gıdada yüzde 89,10, ulaşımda 105,86 olarak gerçekleşti. Bu kalemdeki artışlar dikkate alındığında hakiki enflasyonun yüzde 70’in üzerinde olduğu, üç haneli enflasyonun da artık kaçınılmaz olduğunu da herkes açıkça görebilmektedir. ÜFE, yüzde 121,82 olarak açıkladı. Mart 1995 yılından bu yana en yüksek rakam. Artık o dönemi geride bırakmış olduk. 27 sene öncesine döndük. ÜFE’deki yıllık artış daha da büyük endişelere sebebiyet veriyor. Yakında TÜFE’ye de yansıyacak demektir.” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. SP Lideri Karamollaoğlu’nun konuşmasından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“İktidar umuyoruz ki bu hafta engelliler konusunda bir farkındalık oluşturmak için gayrete girecektir. Engelli vatandaşlarımız bir hafta boyunca hatırlanıp sonra unutulmayı istemiyorlar. Engelliler konusunda bildiğiniz gibi, en ciddi adımların Milli Görüş iktidarları döneminde atıldığını biliyoruz. Erbakan Hocamızın 1996 yılında engelliler için ciddi adımlar atıldığını biliyoruz. O adımlar ondan sonra geliştirilememiştir.

Vatandaşın gündemi geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı işsizlik oldu. TÜİK, eski güvenini kaybetti, verdiği rakamlar da insanların güven duymasına engel olacak rakamlar. TÜİK, TÜFE’yi 69,97 olarak açıkladı. Sağ olsunlar kuyumcu titizliği ile çalışmışlar yüzde 70 dememişler. Gıdada yüzde 89,10, ulaşımda 105,86 olarak gerçekleşti. Bu kalemdeki artışlar dikkate alındığında hakiki enflasyonun yüzde 70’in üzerinde olduğu, üç haneli enflasyonun da artık kaçınılmaz olduğunu da herkes açıkça görebilmektedir.

ÜFE, yüzde 121,82 olarak açıkladı. Mart 1995 yılından bu yana en yüksek rakam. Artık o dönemi geride bırakmış olduk. 27 sene öncesine döndük. ÜFE’deki yıllık artış daha da büyük endişelere sebebiyet veriyor. Yakında TÜFE’ye de yansıyacak demektir.

İktidar rakamlarla oynasa da mızrak artık çuvala sığmıyor. Gerçeklerin üstü örtülemiyor. Kurumlar, çelişkili rakamları kullanmaktan kaçınamıyorlar. Dün açıkladıklarını bugün değiştirme ihtiyacı duyuyorlar. Adına da revize diyorlar. Vatandaşı korkutmamak için, ufak ufak büyütmeyi tercih ediyorlar.

Merkez Bankası, yüzde 23,2’lik Ocak ayı enflasyon tahminin revize etti, yüzde 42,8’e çıkardı. Yani 3 ay içinde bu kadar büyük bir değişiklik yaşandı. Burada büyük bir hata var. 23 nerede 42 nerede. Bu kadar büyük yanlışı, beceri gibi lanse ediyorlar. Bu ekonomiyi yönetemediklerini, sadece zaman kazanmaya çalıştıklarını gösteriyor.

AK Parti’nin en büyük başarısı, bu çarpıkları kural haline getirmesidir. Bundan da bir sıkıntı duymuyor. Böylece ‘öngörülemez’ bir ülke haline geldik. Ülkeyi yönetenler yarını görebilen insanlar olmalı, öngörülemezlik ülkenin karakteri haline geldi.

Kurda da durum aynı. Kur Korumalı Mevduat (KKM) aslında dövizi kontrol edebilmek için getirildi. 18 TL’ye çıkan dolar kurunu indirmek için getirdiler. Görünüşte başarılı da oldular… Çok uzak değil 2017’de dolar 3,80, 2018’de 5,30, 2019’da 5,90, 2020’de 7,45, 2021’de 13,40, bugün itibarıyla 15,30. Geçti gidiyor, durduramıyorlar. KKM diye ortaya attıkları uygulama fiili olarak bu artışın temel sebeplerinden biri. Fiili olarak doların fiyatı resmi rakamların çok üstünde, KKM ile açıktan para vererek üstü örtülmeye çalışılıyor. Fiilen aslında doları olana fazladan para ödeniyor.

Bundan kim istifade ediyor. Bir takım rant çevreleri, tuzu kurular, paradan para kazananlar… Gariban değil, garibanın böyle bir imkanı yok ki istifade etsin. Üzüldüğümüz nokta, alenen inançlarımızı değerlerimizi, politikalarıyla heba ediyorlar. Buna rağmen ne dövizi ne de enflasyonu kontrol altına alamadılar.

“Nas var, nasıl faiz artıralım” dediler faiz eskisinden daha beter hale geldi. Daha yüksek faiz ödemeye mecbur olduk. Görünürde faizi aşağı çekme çabasına giriyorlar, ama ekonomiyi düzeltmeyi bir türlü beceremiyorlar. Şu anda faizle geçimini sağlayanlar veya faiz lobisi diye adlandırdığımız kesim herhalde en rahat dönemlerini yaşıyorlar. Ama biz yüksek enflasyondan, hiperenflasyona hızla adım atıyoruz.

Sayın Erdoğan, çeşitli paketler açıklayarak, yine kendine göre konut sorununa çözümler sundu. İnsan hayret ediyor! “Ben ekonomistim, verin yetkiyi” dedi. İnsanlar da buna inandı. O güven bütünüyle ortadan kalktı. Çünkü yanlış politikaları doğruymuş gibi anlatıyor. Ama hata önünde sonunda ortaya çıkıyor. Allah aşkına bir sefer olsun, beklentilerimizi karşılayacak, doğru adımları atın. Ama her seferinde yanlış adım atınca, millete zarar veriyor. Bundan sonra Türkiye’nin düze çıkması hayal gibi gözüküyor. İnsanın aklına “Bilerek mi kaosa sürükleniyoruz” diye düşünceler geliyor. Yani, “insanlar sıkıntıya düşerse, yine bizde kurtuluşu arayacaktır” düşüncesi mi hakim.

Orta sınıfın, dar gelirlinin ev sahibi olma hayali artık tamamen tarihe karıştı. Yüzde 0.99 aylık faiz hiçbir dar gelirlinin konut edinmesine imkan sağlayan bir açıklama değil. Dar gelirli bu faizle ev almaya kalksa ayda 30 bin liraya yakın para ödemek durumunda. 2 milyonluk evi düşündüğünüz zaman dar gelirlinin böyle bir teşebbüsüne ihtimal vermiyorum.”

Paylaşın

Akşener: İktidardakiler Kendi Rahatları İçin Her Şeyleri Satarlar

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, ekonomik sorunlar üzerinden iktidarı eleştirerek, “Aziz milletim; iktidardakilerin tüm bu duyarsızlığı, umursamazlığı, pervasızlığı, gayet bilinçli. Bilerek ve isteyerek yapıyorlar.” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Neden biliyor musunuz? Çünkü kolay. Sizin sesinizi duymak istemiyorlar. Çünkü duyarlarsa, dertlerinizi de anlamak zorundalar. Sizin dertlerinizi anlamak istemiyorlar. Çünkü anladıkları zaman, çözmek zorundalar. Çözmek istemiyorlar. Çünkü çözmek için, kendi rahatlarını bozmak zorundalar. Ve hepinizin bildiği üzere, konfor meraklısı bu arkadaşlar; Mevzu bahis, kendi rahatları olduğu zaman; Her şeyleri yaparlar. Her şeyleri satarlar. Her şeyden vazgeçerler” ifadelerini kullandı.

Akşener, konuşmasında, iktidarın göç politikalarını da eleştirerek, “Sayın Erdoğan’ın bizzat kaleme aldığı 20 yıllık büyük trajedinin artık yavaş yavaş sonuna geliyoruz. 20 yıl önce ‘hak, hürriyet ve adalet yoluna çıkıyoruz’ diye başa gelenler 20 yılın sonunda zulüm ve istibdat yoluna acente oldular. 2002 yılının Kasım ayında ‘Milletimizi Avrupa’ya götüreceğiz’ diye yola çıkanlar, ‘Avrupa Birliği’nin parçası oluyoruz’ diyenler 20 yılın sonunda giderayak Ortadoğu’yu memleketimize getirdiler. Avrupa’ya giderken Ortadoğu ülkemize geldi. Bugün topraklarımız AK Parti sayesinde bir göçmen deposuna, kaçak hendeğine dönüştü” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Akşener’in konuşmasında öne çıkanlar şöyle:

“AK Parti’nin berbat göç politikalarının ortaya çıkardığı dış politika sorunlarının çözümü için İYİ Parti olarak 2019 yılı Haziran ayında Antalya’da İYİ Parti Genel Başkanı olarak sayın Erdoğan’a seslenmiştim. ‘Bu göç meselesi Türkiye’yi kötü bir yere doğru götürüyor. Senin ergen bir sinirin var, Türkiye iyi bir yere gitmiyor. Beni devlet adına görevlendir, yetkilendir. Beşar Esad ile görüşeyim’ demiştim. Yine 2019 yılı Aralık ayında o zaman İstanbul milletvekilimiz olan Ümit Özdağ’ın önerisi, Aytun Çıray’ın başkanlığında Ankara’da bir çalıştay düzenledi. O çalıştayın sonunda ortaya çıkan yol haritasını milletimizle paylaştım. O zamandan beri de iktidara geldiğimizde farklı sığınmacı tiplerine yönelik uygulayacağımız politikaları tanımlamaya devam ettik. Suriyeli sığınmacıların Türkiye’de kalması halinde bu doğum hızında 2053 yılında Türkiye’nin nüfusunun 35 milyonu Suriye kökenli insanlardan oluşacak.

“Sayın Erdoğan’ın sığ zihniyetiyle çözemeyiz”

Yapılması gerekenler konusunda iktidarı uyarmaktan geri durmadık, durmayacağız. İktidar sorunu görmezden gelmeye, yalpalamaya devam etti. Birbiriyle çelişen lakayt açıklamalarla insanlarımızı tedirgin etmekten çekinmedi. Bir yandan da muhalefetin bu konudaki gündemini çalma arayışına girerek beton ve briket üzerinden ürettiği sözde çözümlerle günü kurtarmaya gayret etti. 80 ülkeye vizeyi kaldırmakla övünüp 250 bin dolara vatandaşlık satarak cari açığı çözdüğünü düşünen Sayın Erdoğan’ın sığ zihniyetiyle çözemeyiz. İYİ Parti olarak bizim hedefimiz sığınmacıların gayri insani bir çerçevede ülkelerine sürülmesi değil dönüşlerinin kolaylaştırılmasıdır.

ABD, Avrupa Birliği dahil bol bol laf üretmek yerine sebep oldukları bu büyük problemin çözümünde rol almak mecburiyetindedir. Şam’da kim iktidarda olursa olsun Suriye ile ilişkilerimizin yapıcı olması gerekiyor. Türkiye artık Sayın Erdoğan’ın eliyle Avrupalılara ‘bak bunları senin yanına gönderirim’ gibi orayı tehdit etme üzerine kurgulanmış bir sistemi bırakmak zorundadır.

Dış politikayı ciddiye alıp ABD’nin de Rusya’nın da bu sorunun çözümünde üstüne düşen görevi yerine getirmesini sağlamalıdır. Bugün artık geçici koruma statüsünü belirleyen ‘Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’ üzerinde konuşmanın vaktidir. Bu meseleyi Meclis’te konuşabilmek, çözebilmek bizim görevimizdir. Özel bir oturumda bu meseleyi milletimizin gözü önünde tartışalım. TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un bu çağrımıza kayıtsız kalmayacağını umut etmek istiyorum.

“Türkiye hızla fakirleşirken…”

Ülkemiz uzun zamandır bir kişinin şahsi inatlarının ve kaprislerinin peşinde uçuruma sürükleniyor. Bay kriz sandığı getireceği yerde sebep olduğu krizleri derinleştirmeye, bozuk plak gibi konuşmaya devam ediyor. Bugün gelinen noktada TÜİK enflasyonu bile yüzde 70 oldu. Enflasyonda Arjantin’i sollamış olduk. Türkiye hızla fakirleşirken, pahalılık altında ezilen insanlarımızın sofralarından her gün lokma eksilirken barınma kriziyle de karşı karşıyayız. Dünyada konut fiyatlarının en fazla arttığı ülke konumuna geldik. Kamu bankalarının kaynakları yanlış dağıtması sonucunda binlerce konut satılmasına rağmen konut sahipliği oranı giderek düşüyor. Bugün İstanbul’da 4 kişilik orta gelirli bir hanenin oturduğu 105 metrekarelik bir evin kirası asgari ücretin 1.3 katına çıkmış durumda.

Bu millet şükretmeyi bilmiyormuş. Bay kriz ve avanesi ak kaşık, suçlu yine milletimizmiş. Millete hakaret ettiği repertuvarına şimdi de şükürsüzlüğü ekledi. Sayın Erdoğan’a sesleniyorum; şimdi de şükre mi sığınıyorsun? Allah ile kul arasına girmeye mi çalışıyorsun? Bizim milletimiz şükretmesini bilir. Saray hayatı seni bozduğu için unutmuşsun. Bayat tavsiyelerini kendine sakla.

“ATM memurlarına, pudra şekeri sevdalılarına şükretmeyi öğret”

Ama, “Yook ben illa akıl vermek istiyorum. Şükürsüzlere şükrü öğretmek istiyorum.” diyorsan da hay hay… O zaman, mesela git; doymak bilmeyen yandaşlarına, şükretmeyi öğret! Mesela git; 5-10 maaş alan danışmanlarına şükretmeyi öğret! Mesela git; 15 maaş alan genel müdürlerine şükretmeyi öğret! Mesela git; İhale arsızı müteahhitlerine şükretmeyi öğret! Mesela git; ATM memurlarına, pudra şekeri sevdalılarına şükretmeyi öğret.

Şaklabanlıktan sorumlu saray bakanı anlamsız esprilerine devam ediyor. Bu arkadaş sanayicilere kendince verdiği müjdesi alkışlanmayınca ‘akşam uyuşukluğu’ demişti. Daha sonra ‘enflasyon korumalı tahvil vereceğiz’ açıklaması yaptı. Madem enflasyon düşüyordu, bu nereden çıktı? ‘Emekliyi, memuru enflasyona ezdiririz, onlardan topladığımız vergiyi zengine veririz’, dedikleri bu. O sandık gelene kadar soracağız, ‘Yandaşını zenginini koruduğun kadar vatandaşını niye korumuyorsun’ diye soracağız. ‘Çiftçiyi, emekliyi, memuru neden korumuyorsun’ diye soracağız.

Aziz milletim; iktidardakilerin tüm bu duyarsızlığı, umursamazlığı, pervasızlığı, gayet bilinçli. Bilerek ve isteyerek yapıyorlar. Neden biliyor musunuz? Çünkü kolay. Sizin sesinizi duymak istemiyorlar. Çünkü duyarlarsa, dertlerinizi de anlamak zorundalar. Sizin dertlerinizi anlamak istemiyorlar. Çünkü anladıkları zaman, çözmek zorundalar. Çözmek istemiyorlar. Çünkü çözmek için, kendi rahatlarını bozmak zorundalar. Ve hepinizin bildiği üzere, konfor meraklısı bu arkadaşlar; Mevzu bahis, kendi rahatları olduğu zaman; Her şeyleri yaparlar. Her şeyleri satarlar. Her şeyden vazgeçerler.

Görünen o ki; artık rahatlarını bozmamak için; milletten de, memleketten de vazgeçmiş durumdalar. Özellikle de, gençlerden vazgeçmiş durumdalar. Yine onlar içini döktü, ben dinledim. Onlar anlattı, ben öğrendim. Onlar seslerini duyurmamı istedi; ben de o sesi, başta saraydaki rahat düşkünleri olmak üzere, bıkmadan, usanmadan, tüm Türkiye’ye duyuracağım. Mesela; “Arkadaşlarınızla dışarı çıkıp bir şeyler yapıyor musunuz?” diye sordum. Ne dediler biliyor musunuz? “En büyük aktivitemiz parka çıkıp; kola, çekirdek… Kafeye, sinemaya gitmek hayal oldu. Hayal kurmak, hayal oldu gerçekten. Bir ayakkabı, 200-300 liradan başlıyor. Bir kıyafet alsak, bir ay geriye atıyor şu zamanda, o derecedeyiz. Bay Kriz’in, aromalı kahve eşliğinde, devri alem tavsiye ettiği gençlerimizin, gerçekteki durumu aslında bu. AK Partili dayısı olanlara, İtalya’da kahve tadımı, sanayideki gençlerimize, parkta kola-çekirdek…

Varsın onlar; kendileri çalıp, kendileri söyledikleri, saray salonlarında, suni gündemlerle, kendilerini kandırmaya devam etsinler. Biz; derinleşen ekonomik krizi konuşmaya, devam edeceğiz! Varsın onlar; kendi beceriksizliklerini, milletimize fatura etmeye çalışsınlar. Biz; emeklilerimize, 2500 lirayı reva gören, adaletsizliği konuşmaya devam edeceğiz! Varsın onlar; Abuk sabuk tavsiyelerle, kendilerini gülünç duruma düşürsünler; Biz; gençlerimizin hapsoldukları, camdan duvarları, yıkmak için mücadele etmeye, devam edeceğiz! Varsın onlar; hadsizce hayatlarımızı dizayn etmeye kalksınlar. Biz; kadınları, hor ve aşağı gören bu kirli zihniyetle; mücadele etmeye devam edeceğiz! Varsın onlar; yalanla, korkuyla, baskıyla bizi yenebileceklerini sansınlar; Biz; alevlendirdiğimiz umutları, her daim canlı tutmaya, milletimizin teveccühüne layık olmak için, dimdik durmaya, hakkın, hakikatin yolunda, her gün daha da büyümeye devam edeceğiz.

“Allah’ın izni, milletimizin takdiriyle, emin olun başaracağız”

Ne yaparlarsa yapsınlar. Bizi durdurmayacaklar. Bizi yıldıramayacakları. Bizi yolumuzdan döndüremeyecekler. Hedef ufukta göründü. İYİ Parti iktidarı, hiç olmadığı kadar yakın. İyilerin şafağına, emin olun çok az kaldı. O kutlu gün gelene kadar; yılmayacağız, yorulmayacağız, yıkılmayacağız. Bırakın onlar, saraylarında yan gelip yatsınlar. Biz, durmadan, dinlenmeden, ilk günkü azmimizle çalışmaya devam edeceğiz. Ve Allah’ın izni, milletimizin takdiriyle, emin olun başaracağız.”

Paylaşın

CHP’den Seçim Startı: Görevlendirmeler Yapıldı

CHP’li 102 milletvekili 3-6 Haziran tarihleri arasında 51 ile giderek “Sorunu biliyoruz, çözeceğiz” mesajı verecek. Vekiller, kentten ayrılmadan önce bir de basın toplantısı ile yapılan ziyaretin değerlendirmesi yapılacak.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Merkez Yönetim Kurulu’nun (MYK) pazartesi günü Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında yaptığı toplantıda 30 Büyükşehir dışında 51 ile gidilmesi ve saha çalışması yapılması kararlaştırıldı.

CHP Meclis grup yönetimi 102 ismin saha çalışması için vekillere duyuru yaptı. Her ile iki vekil gidecek şekilde kura çekildi. İllere giden vekiller tüm ilçeleri gezecek. Ayni zamanda ticaret, sanayi odaları, ziraat odaları, barolar, meslek örgütleri odaları, sendikalar ve diğer sivil toplum örgütleri ziyaret edilecek.

“Sorunu biliyoruz çözeceğiz” mesajı

Yapılan ziyaretlerde önce o kentin ilçenin sorunları dinlenecek. Ardından CHP’li vekiller o sorunlara yönelik çözüm projelerini anlatacak.

Habertürk’ten Mahir Kılıç’ın haberine göre halka “sorunu biliyoruz çözeceğiz” mesajı verilecek. Kentten ayrılmadan önce bir de basın toplantısı ile yapılan ziyaretin değerlendirmesi yapılacak.

Ziyaretlerde halkın nabzı da tutulacak. Sorunları çözme mesajı ile birlikte düşük oy alınan yerlerde oran arttırılmaya çalışılacak.

Raporlar Kılıçdaroğlu’na sunulacak

CHP grup yönetimi 3-4-5-6 Haziran tarihlerinde ziyaretlerini gerçekleştirecek olan vekillere 10 Haziran saat 17:00’ye kadar da rapor hazırlamaları için süre tanıdı. Raporlar genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na sunulacak.

Paylaşın

Demirtaş’ın ‘Ortak Devletimiz’ Çıkışı Ne Anlama Geliyor?

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın yakın zamanda yaptığı “Ortak paydamız demokratik cumhuriyettir, ortak evimiz Türkiye’dir, ortak devletimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir” açıklaması ne anlama geliyor?

Demirtaş’ın açıklamasını değerlendiren gazeteci Murat Sabuncu’ya göre, Demirtaş “Ortak devletimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir” çıkışı ile, “Sevr Sendromu yaşayanlara: 1920’de imzalanan Sevr Anlaşması’nın (bölünme) endişesini yaşayanlara, taşıyanlara mesaj: “Farklı bir arayışımız yok” – Kürt siyasetinin bir bölümüne: Farklı bir arayışı olanlara… Muhalefete: Demokratik siyaset içinde konuşulabilir bir lider-siyaset aktörüyüm” diyerek mesaj verdi.

Murat Sabuncu’nun T24’te yayımlanan yazısının bir bölümü şöyle:

Selahattin Demirtaş’ın bu çıkışı önümüzdeki günlerde, özellikle seçim sürecinde çok konuşulacak

Selahattin Demirtaş T24’te yayınlanan son yazısında çok kritik-önemli bir cümle kullandı. Dedi ki:

“Büyük değişime hazır olun. Kimseyi dışlamayın. Herkesin el ele, yan yana durması için uğraşın. Ortak paydamız demokratik cumhuriyettir, ortak evimiz Türkiye’dir, ortak devletimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir”

Cümlenin başını-sonunu da kattım ama altını çizmek istediğim nokta “ortak devletimiz Türkiye Cumhuriyet Devleti’dir” kısmı.

Bu kısmın önemli ve tartışılması gerekli olduğunu düşündüğüm için bu yazıyı kaleme alıyorum. Önce yaptığı araştırmalarla Kürtlerin nabzını en iyi tutan kuruluşlardan Rawest’in, Kürt gençleri arasında yaptığı araştırmaya göre Demirtaş’ı nasıl tarif ettiklerini buraya kaydedeyim:

Kürt siyasetinde uzun zaman sonra öne çıkan önemli bir aktör olarak Demirtaş açık ara en beğenilen siyasi lider. Diğer partilere oy veren Kürt gençlerinin de başka bir siyasi partiye mensup siyasetçiler içinde en yüksek oy verdiği isim.

Araştırma gençler üzerine ama Demirtaş’a Kürtler arasında her yaştan grubun destek olduğu da biliniyor. Bu araştırmaya vurgumun başka önemli bir yanı daha var. Türkiye’de siyasetin ve barış çabalarının en önemli isimlerinden Ahmet Türk’ün yaklaşık on yıl önce yaptığı bir tespit. Şöyle demişti:

“Eğer bizim kuşakta giderse genç kuşakla oturup diyalog kuramazsınız. Biz diyalog kurulacak son kuşağız.”

Ahmet Türk’ün o dönemin koşullarında söylediği uyarı gerçekçi ve önemliydi. Ama Rawest’in Kürt gençleri araştırmasına göre farklı bir durum var. Aynen aktarıyorum:

– 2015-16 yılına kadar özellikle Rojava’da YPG’nin güçlenmesinin etkisiyle yükselen radikalleşme eğilimi hem geçtiğimiz on yıl içerisinde Kürt gençliğinin yaşadığı ekonomik ve sosyal dönüşüm hem de 2015 ve sonrasındaki büyük şiddet dalgasının ortaya çıkardığı yıkım sonrasında büyük ölçüde azalma eğiliminde görünüyor. Bu esnada özellikle Demirtaş’ın yükselen popülaritesi ve Demirtaş üzerinden sivil siyaset alanının genişlemesi de bu eğilimi besleyen faktörlerden biri. Politik Kürt gençlerinde daha önce var olan karizmatik lider anlayışının silahlı figürlerden ziyade şu an legal Kürt siyaset aktörlerinin üzerinde yoğunlaşması da bu miti bugün için yanlışlayan bir anlam taşıyor.

– Öte yandan radikalleşmenin azalmasının genç kuşağın çözüm süreci gibi süreçleri görmesi ve HDP’nin barajı aşma başarısı göstermesi gibi sebepler haricinde bugün Türkiye’de silahlı mücadelenin alanının daralması ve PKK eylemlerinin görünürlüğünün önceki yıllara oranla azalmasına da bağlanabilir.

– Buradaki radikalleşmenin daha çok legal olmayan/silahlı mücadele biçimleri olarak algılandığını, şiddetin bir araç olarak kullanılıp kullanılmayacağı çerçevesinde ele alındığını belirtmekte fayda var. Zira bahsedildiği üzere politik taleplerde düşüş pek görülmüyor. Politik taleplerin yükselmesi ve belirginleşmesi ile şiddet arasında doğrudan bir bağ kurulmadığı görülüyor.

Tekrar Demirtaş’ın ‘ortak devletimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir’ cümlesine döneyim. Bu cümleyle bana göre birkaç yere mesaj verdi:

– Sevr Sendromu yaşayanlara: 1920’de imzalanan Sevr Anlaşması’nın (bölünme) endişesini yaşayanlara, taşıyanlara mesaj: “Farklı bir arayışımız yok”

– Kürt siyasetinin bir bölümüne: Farklı bir arayışı olanlara…

– Muhalefete: Demokratik siyaset içinde konuşulabilir bir lider-siyaset aktörüyüm.

Pek muhtemel ‘devletin’ bir kesimine… Selahattin Demirtaş’ın bu çıkışı önümüzdeki günlerde, özellikle seçim sürecinde çok konuşulacak.

Yazının bütününde madde madde önerilerini sayarken her seferinde seçime işaret ediyor, aday konusu yerine somut-güçlü bir program ile uygulayacak ekibin öneminin altını çiziyor.

Paylaşın

Erdoğan, Sığınmacılar Konusunda U-Dönüşüne Hazırlanıyor

Suriyeli sığınmacılar siyasetinde U-dönüşüne hazırlanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçimlerde sırtını güvenle dayanacağına inandığı MÜSİAD çevresinin talebini kabul etmiş bunun için de bir fatura kesmiş görünüyor.

Gazeteci Murat Yetkin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yakın zamanda “Huzurlu ve güvenli bir ortam sağlandıktan sonra sığınmacılar zaten kendileri gönüllü olarak oraya dönecektir” ifadesiyle bahsettiği ‘briket ev’ projesinde yaşanan gelişmeleri yorumladı.

Yetkinreport.com’da yayımlanan yazısında Erdoğan’ın Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’nde (MÜSİAD) yaptığı konuşmada adeta “Madem işinize yarayanlar kalsın istiyorsunuz, o zaman işinize yaramayanların masrafını siz üstlenirsiniz” dediği görüşünü dile getiren Yetkin, şunları kaydetti:

“Bunun anlamı Suriye’de dönenler için yeni briket evlerin yapım maliyetinin iş dünyasından çıka(rıl)acağı, bu amaçla bir briket-ev havuzu kurulacağı idi.

Zaten Asmalı hemen orada Suriye’de ‘640 hanelik bir MÜSİAD Köy’ kurulmasını üstlendiklerini ilan etti.

O kadarla kurtaracaklarını pek sanmıyorum, Cumhurbaşkanına siyasetini değiştirtmenin bir maliyeti olacaktır. Ama denklem de ortada, seçmen baskısıyla Suriyeli sığınmacılar siyasetinde U-dönüşüne hazırlanan Erdoğan, seçimlerde sırtını güvenle dayanacağına inandığı MÜSİAD çevresinin talebini kabul etmiş bunun için de bir fatura kesmiş görünüyor.

Tabii bu faturayı sadece MÜSİAD ödemeyecek, başta kamudan iş alan müteahhitler olmak üzere Erdoğan’ın etki alanındaki pek çok yatırımcı ödeyecek. Onlar bu faturayı kime yansıtacak dersiniz?
Evet, bildiniz.”

Paylaşın

İnşaat Maliyetlerinde Enflasyon Yüzde 100’ü Aştı

Ekonomik kriz derinleşerek devam ediyor. İnşaat maliyet endeksi, Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 9,58 bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 101,57 arttı. Böylece yıllık enflasyonda rekor kaydedildi.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), İnşaat Maliyet Endeksi Mart 2022 verilerini açıkladı.

Açıklanan verilere göre, inşaat maliyet endeksi, Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 9,58 bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 101,57 arttı. Bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 12,19, işçilik endeksi yüzde 1,22 arttı. Ayrıca bir önceki yılın aynı ayına göre malzeme endeksi yüzde 128,11, işçilik endeksi yüzde 42,59 arttı.

Bina inşaatı maliyeti ikiye katladı

Bina inşaatı maliyet endeksi, bir önceki aya göre yüzde 8,80, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 98,14 arttı. Bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 11,28, işçilik endeksi yüzde 1,16 arttı. Ayrıca bir önceki yılın aynı ayına göre malzeme endeksi yüzde 123,87, işçilik endeksi yüzde 42,58 arttı.

Bina dışı maliyeti yüzde 113,28 arttı

Bina dışı yapılar için inşaat maliyet endeksi, bir önceki aya göre yüzde 12,13, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 113,28 arttı. Bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 15,04, işçilik endeksi yüzde 1,44 arttı. Ayrıca bir önceki yılın aynı ayına göre malzeme endeksi yüzde 142,04, işçilik endeksi yüzde 42,63 arttı.

Paylaşın

Suriye Geri Dönüş İçin Uygun Mu?

İktidar ile muhalefet arasındaki göçmen tartışması devam etmekte. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 3,7 milyon sığınmacıdan 1 milyonunu 13 ayrı bölgede inşa edilecek yerleşkelere döndürme planı, tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Plan, komşu ülkenin topraklarında, çatışmaların sürdüğü bir ortamda, o ülkenin Birleşmiş Milletler’de (BM) temsil edilen hükümetinin hilafına yeni şehirler kurmayı içeriyor.

Şam yönetimi Türk askeri varlığını “işgalci”, desteklenen milis güçlerini “terör örgütü”, bu tür tasarrufları da “uluslararası hukuk karşısında suç” olarak niteliyor.

Erdoğan 2019’da Fırat’ın doğusunda inşa edilecek kentlere 2 milyon sığınmacıyı döndürme planını BM Genel Kurulu’na sunmuştu.

Plana göre 32 kilometre derinliğindeki şeritte ilk etapta 1 milyon sığınmacı için 10 ilçe ve 140 köy inşa edilecekti.

İkinci aşamada M-4 yolunun altından Deyr ez-Zor’a kadar olan alana 1 milyon sığınmacı yerleştirilecekti.

Erdoğan bunun için uluslararası toplumdan mali, siyasi ve askeri destek talep ediyordu.

Muhatapları öneriyi gerçekçi bulmadı. Aradan geçen iki yılda koşullar değişmedi.

Konutlar nerede kim için yapıldı?

Düz bir mantıkla eğer Türkiye, Fırat Kalkanı Harekâtı’ndan bu yana kendi imkânlarıyla 500 bin sığınmacıyı Suriye’ye döndürdüyse uluslararası destekle 1 milyon kişiyi de bittabi gönderebilir.

Ne var ki “6 yıl içinde 500 bin kişi nereden nereye döndü, nereye nasıl yerleştirildi?” sorularının yanıtı yok.

Güvenliği sağlanan yerlerden kasıt Fırat Kalkanı Harekatı bölgesi ise bu alanın kendi orijinal nüfusu 500 binin çok altında.

Beri tarafta sığınmacıların Türkiye’ye geçişlerini önlemek için İdlib’de çadır kentler kuruldu ve daha sonra briket evlerin inşasına başlandı.

Erdoğan’ın sözünü ettiği 77 bin briket ev de İdlib kırsalında Türkiye sınırlarına yakın yerlerde inşa ediliyor.

Erdoğan’ın paylaştığı bilgilere göre evlerin 57 bin 306’sı tamamlandı. Buralara 50 bin aile yerleştirildi. Briket ev sayısı 100 bini bulacak.

Projeler Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) koordinatörlüğünde Kızılay dahil 11 insani yardım kuruluşu tarafından yürütülüyor.

Tabii bu açıklama, evlere Türkiye’den dönenlerin yerleştirildiği anlamına gelmiyor.

Konutlar kalıcı yaşamı inşadan ziyade sınırlar üzerinde göç baskısını azaltma ve nüfusu Suriye içinde tutma amacına hizmet ediyor.

Ancak Erdoğan 1 milyon sığınmacının yerleştireceği 13 yerden bahsederken Azez, Cerablus, El Bab, Tel Abyad (Grê Sipî) ve Ras’ul Ayn’ı (Serê Kaniyê) özellikle zikretti.

Buralar Türk askeri harekâtlarının kapsama alanlarındaki yerler.

Daha önemlisi 2016’dan beri bu alanda sığınmacılara dönebilecekleri şehirler inşa etme önerisi, güvenli bölge oluşturma planının bir parçası olarak gündeme geldi.

Muhaliflerin çekinceleri neler?

Erdoğan’ın planı sadece Kürtleri değil Türkiye’ye yakın muhalif grupları da tedirgin ediyor. Muhaliflerin çekinceleri birkaç temelde yükseliyor:

  • Sığınmacıların dönüşü için öngörülen yerler halihazırda Suriye’nin farklı bölgelerinden gelenlerle kaldırabileceğinden fazla nüfus barındırıyor.
  • İyi planlanmamış bir geri dönüş projesi güvenlik ve kontrol dahil olumsuz sonuçlara yol açabilir.
  • 1 milyon kişiyle birlikte problemler daha da ağırlaşabilir. Muhaliflerin kontrolündeki yerel yönetimler bunun üstesinden gelemez.

Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı hareketlerine eşlik eden örgütler ekonomik olarak da bulundukları bölgeleri kontrol ediyor. Her ne kadar Türk ordusu, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve sınır illerinin idari amirleri bölgeye vaziyet etse de Suriye Milli Ordusu (SMO) bileşenleri rant alanlarını paylaşırken sıklıkla kendi aralarında çatışıyor. Yeni nüfus transferi güç dengesini ve rant akışını etkileme potansiyeli taşıyor.

Asıl yerinden edilmiş insanların yığıldığı İdlib’de ise kontrol Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) ve ona bağlı Kurtuluş Hükümeti’nde. Yani briket evlerin planlandığı yerlerde etkili güç, BM Güvenlik Konseyi kararı gereği Türkiye’nin de terör örgütleri listesine eklediği HTŞ. Türk ordusu İdlib’in dış çemberinde kurduğu onlarca üs noktasıyla Suriye ordusunun önünde bariyer gibi duruyor.

Kürtler neden korkuyor?

Başta Demokratik Birlik Partisi (PYD) olmak üzere “Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’ndeki” aktörler, Türkiye’nin planladığı gibi bir geri döndürme ve yerleştirme planın özellikle Kürtler aleyhine demografik yapıya müdahale, yerleşim merkezlerinin etnik, dini ve mezhebi kimliğini bozma amacı taşıdığını düşünüyor.

Afrin’deki durum bu kanaati besliyor.

Ankara 2016’daki ilk müdahaleden itibaren “Kürt koridoru” olarak gördüğü özerklik oluşumuna karşı sınırdan 30 km. derinliğinde bir güvenlik kuşağı oluşturmayı hedeflerken yeni yerleşim birimleriyle sığınmacıları bölgeye taşıma planını da gündemine almıştı.

Erdoğan’ın 2019’da BM Genel Kurulu’na sunduğu plan da özü itibariyle Arap ve Türkmen transferiyle Kürt nüfusu seyreltme mantığı üzerine kuruluydu.

Ankara ise Halk Koruma Birlikleri’ni (YPG) “etnik temizlik” yapmakla suçlayıp kaçan insanların kendi evlerine döndürüleceğini savunuyor. Kürtler bu suçlamayı reddediyor.

Çatışma ve güvenlik haritası dönüşler için ne diyor?

Sığınmacıları, muhaliflerin “kurtarılmış bölge” olarak gördüğü alanlara göndermek kalıcı çözümün parçası gibi durmuyor. Bu, Suriye’deki sorunun bütününden bağımsız bir yaklaşım.

“Çatışma koşullarını ortadan kaldırmadan herhangi bir planı hayata geçirmek mümkün mü?” sorusu önem kazanıyor. Suriye genelindeki tablo da yeterince karmaşık:

– Suriye yönetiminin kontrolündeki Şam, Şam Kırsalı, Halep, Lazkiye, Tartus, Hama, Humus, Süveyde, Dera ve Kuneytra vilayetlerinde güvenlik sağlanmış durumda. Süveyde’de zaman zaman yaşanan gösteriler genel güvenliği bozacak nitelikte değil.

– Silahlı grupların Rusya’nın Himeymim merkezli Tarafları Uzlaştırma Merkezi ile Suriye Ulusal Uzlaşı Bakanlığı’nın girişimleriyle anlaşıp çatışma sürecini geride bıraktığı çok sayıda yer var. Kırılgan bir uzlaşının sürdüğü Dera’da durum biraz daha hassas. Burada silahlı gruplara yönelik takip bitmezken güvenlik güçlerini hedef alan saldırı ya da suikastlar tekrarlanıyor.

– Humus’un doğu kırsalı, Badiya çöl bölgesi ve Fırat’ın güneydoğu çeperlerinde Irak-Şam İslam Devleti’nden (IŞİD) gelen saldırılar söz konusu.

– Deyr ez-Zor ve çevresinde Suriye Demokratik Güçleri (SDG), hüküket güçleri ve İran bağlantılı milis güçlerinin yer aldığı karmaşık bir güvenlik denklemi var. Merkezi SDG’nin kontrolünde olan Rakka’nın kırsal alanlarında 2019’daki Barış Pınarı Harekatı’ndan sonra hükümet güçleri de bulunuyor.

– Rakka’dan itibaren Fırat boyunca nehrin kuzeyinde SDG, güneyinde hükümet güçleri kontrolü sağlıyor. Bunun istisnası Deyr ez-Zor. Burada kentin merkezini kontrol eden hükümet güçleri nehrin kuzeyinde kalan bazı yerleşim birimlerini de elinde tutuyor.

– Deyr ez-Zor’dan sonra Irak sınırlarına doğru özellikle Mayadin ve Ebu Kemal arasında İran bağlantılı milis güçleri de varlık gösteriyor. Bu alanlarda koşullar geri dönüşler için cesaret kırıcı.

– Haseke vilayeti ve buraya bağlı Kamışlı’da hükümet güçlerinin elinde kalan az miktardaki alanda yer yer bölgenin hakim gücü SDG ile gerilimler yaşanıyor. Ancak buralardaki güvenlik sorunlarının tek başına caydırıcı bir faktör olduğu söylenemez.

– Aktif cephe hatlarına gelince; Fırat’ın doğusunda Türk ordusu ve bağlı milis güçlerinin kontrolündeki Ras’ul Ayn ve Tel Ebyad ile SDG’nin elindeki bölgelerin kesiştiği noktalarda çatışmalar ya da karşılıklı saldırılar eksik olmuyor. M-4 otoyolu üzerindeki Ayn İsa ve Tel Temir Barış Pınarı Harekâtı’na bağlı güçler tarafından ateş altında tutuluyor. Kısacası M-4 hattı üzerindeki yerleşimlere güvenli geri dönüş mümkün değil.

– YPG’nin görünür olmaktan çıktığı ve güvenliğin Menbic Askeri Meclisi tarafından sağlandığı Menbic ve kırsalı da Fırat Kalkanı Güçleri’nin baskısı altında.

– Halep’in kuzey şeridinde YPG’nin Afrin’den çekilirken kullandığı güzergâh olan Tel Rıfat da yine Türk ordusu ve SMO’nun ateş menzilinde. Tel Rıfat, Menbic, Ayn İsa ve Tel Temir hatlarında Rusya’nın kolaylaştırıcı olduğu pazarlık süreçlerinde bir süreden beri Suriye ordusu da mevzilenmiş durumda. Buralar düşük yoğunluklu çatışmaların tekrarlandığı bölgeler olarak ele alınabilir.

– Türkiye’nin desteklediği gruplar, HTŞ, El Kaide çizgisindeki cihatçılar ve bağımsız İslamcı grupların bulunduğu hatlar ise aktif çatışma hatları özelliğini koruyor. İdlib, Lazkiye’in kuzeydoğu kırsalı, Hama’nın kuzeybatı kırsalı, Halep’in batı ve kuzey kırsalında Rusya destekli hükümet güçleriyle çatışmalar, hava bombardımanları ve havan-roket atışları eksik olmuyor. Halep kırsalında Fırat Kalkanı ile kontrol edilen El Bab, Cerablus ve Azez üçgeninde savaş hali sona erse de gruplar arası çatışmalar, bombalı araç saldırıları ve hükümet güçlerinin nokta atışları genel güvenlik durumunu etkiliyor. Muhalif güçlerin elindeki alanlardan Suriye hükümetinin kontrolündeki bölgelere de atışlar devam ediyor.

– Zeytin Dalı ile kontrol edilen Afrin yağma, adam kaçırma, infaz, bombalı araç saldırıları, gruplar arası rant kavgaları ile gündeme geliyor. 2018’de Afrin’den kaçan Kürtlerin yerine Suriye’nin farklı bölgelerinden silahlı milisler ve aileleri yerleştirildi. Mevcut koşullar yerel nüfusun dönüşüne izin vermiyor.

Güvenlik ve ekonomik koşullar ne kadar teşvik edici?

Savaştan etkilenen bölgelerin yeniden inşası, siyasi çözümün bulunamayışı ve yaptırımların sürmesi nedeniyle mümkün olamıyor. Rusya, İran ve Çin’in yeniden inşaya ilgisi durumu değiştirecek somut adımlara dönüşmedi.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) başta olmak üzere Araplarla normalleşme arayışı da yeniden inşa sürecini mümkün kılacak kaynaklara ulaşma amacı taşıyor. Bu girişimleri ABD frenliyor. Herhangi bir geri dönüş fikrini yeniden inşa sürecinden bağımsız ele almak mümkün değil.

Bunun yanı sıra bir diğer caydırıcı faktör güvenlik. Sığınmacılar döndüklerinde takip, kovuşturma, hapsedilme ve cezalandırılma korkusunu taşıyor.

Suriye lideri Beşar Esad’ın çıkardığı af yasalarının sayısı 18’i buldu. Ancak hapishaneler hâlâ dolu ve özellikle isyan sürecine katılanlar için herhangi bir şeyin garantisi yok.

Yeniden yaşam kurmak sürdürülebilir ekonomik kaynakları da gerektiriyor. Sadece Suriye Demotratik Güçleri’nin (SDG) bulunduğu Fırat’ın doğusu, Türkiye destekli muhalif güçlerin kontrol ettiği alanlar ve HTŞ’nin elindeki İdlib değil; Suriye yönetiminin kontrolü altındaki kentlerin ekonomik durumu da dönüşler için teşvik edici değil.

Yakıt ve buğday sıkıntısı en önemli kriz konusu. Çadır kentler gibi briket konut alanları da sürdürülebilir ekonomik dayanaklardan yoksun. Hayat dışardan gelen yardımlar üzerinde dönüyor.

Çatışmasızlık neden garanti değil?

Sığınmacıların yerleştirileceği potansiyel yerler olarak öne çıkan El Bab, Cerablus, Çobanbey, Tel Ebyad, Ras’ul Ayn ve Afrin’deki statükonun daha ne kadar korunacağı belirsiz.

Türkiye bu bölgeleri nereye kadar elinde tutacak? Buralar Şam-Ankara arasında bir uzlaşmayla mı Suriye yönetimine devredilecek? İnsanları yeniden yerlerinden edecek çatışmalar olmadan bir çözüm mümkün olacak mı? Silahlı muhalif mevcudiyete ne olacak?

Belirsizlikler geri dönüşü sabote eden ana faktör olarak duruyor. Sığınmacılara konut planları dahil Ankara’nın bu bölgedeki tasarrufları sanki Türkiye bu bölgelerden asla çekilmeyecekmiş gibi bir anlayışla sürdürülüyor. Haliyle çatışma potansiyeli korunuyor.

Barış sağlanırsa dönüşe rağbet olur mu?

Geri dönüşün koşulları oluşsa bile sığınmacıların büyük bir kısmının Türkiye’de kalacağı öngörülüyor. Dünyadaki örnekler barışa rağmen insanların eski çatışma bölgelerine dönmekte zorlandığını ve yeni yaşamlarından kopamadıklarını gösteriyor. Türkiye’deki araştırmalar da kalma eğiliminin yüksek olduğuna işaret ediyor.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin desteğiyle yürütülen bir araştırmaya göre 2017’de “Dönmeyi hiçbir şekilde düşünmüyorum” diyenlerin oranı yüzde 16,7 idi. Bu oran 2020’de yüzde 77,8’e yükseldi. Türkiye’de doğan, büyüyen, okuyan ve iş sahibi olan insanların dönüş fikrine daha da uzak olacakları söylenebilir.

Bunun yanı sıra Afrinlilerin evlerine dönüş yolu, Kürtlerin “Kürtsüzleştirme” olarak nitelediği politikalar nedeniyle kapalı. Tel Ebyad ve Ral’ul Ayn’ın kendi orijinal nüfusu da tam olarak dönebilmiş değil.

Ayrıca Göç İdaresi’nin verilerine bakılırsa kısmi dönüşe karşın sığınmacı sayısındaki artış sürüyor. Sınırdan serbest geçiş rejimine son verildiği 2015’te Türkiye’deki sığınmacı sayısı 2,2 milyondu. Fırat Kalkanı Harekatı’nın düzenlendiği 2016’da rakam 2,8 milyona çıktı. 28 Nisan 2022 itibariyle rakam 3,7 milyona ulaştı.

Ne yapılmalı?

Sonuç olarak sığınmacıları geldikleri yerler yerine bir nevi nüfus mühendisliğiyle başka bölgelere yerleştirmek sorunu daha çetrefilli hale getirebilir. Bu durum yeni düşmanlıklar ekmek anlamına da geliyor. Beri tarafta hiçbir silahlı grup kendi otoritesini zora sokacak bir nüfus transferi istemiyor. Gerçekçi ve insani dönüşün konuşulabilmesi siyasi çözümün sağlanmasını, çatışmaların bitirilmesini, örgütler ve milislerin silahlardan arındırılmasını, güvenlik garantilerinin sunulmasını, yeniden inşa sürecinin başlatılmasını, geçim kaynaklarının oluşturulmasını ve Şam ile Ankara arasında gerçek bir işbirliğinin başlamasını gerektiriyor.

Eğer Şam’la bir uzlaşı olmayacaksa inşa edilen yerleşimlerin iaşesi, idaresi ve güvenliğinden mecburen Türkiye sorumlu olmaya devam edecek.

Ankara’nın sürdürülebilir bir yaşam için ‘çatışmasızlığı’ garanti etmesi, bu amaçla yeterli sayıda asker bulundurması ve kaynak ayırması gerekecek.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Kaçaklar Ve Sığınmacılar Konusunda Netim, Gidecekler

Göçmenler konusunda hükümeti sert sözlerle eleştiren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, son olarak, sosyal medya hesabından eski açıklamalarının yer aldığı bir video paylaşarak, göçmenlerin geri gönderileceğini belirtti.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, açıklamasında, “Kaçaklar ve sığınmacılar konusunda netim. Gidecekler. Bu konunun suçluları Recep Tayyip Erdoğan ve Avrupa Ülkeleridir. Onların alavere dalavereleridir. Biz, muhalefete muhalefet olmayız. Bizim mücadelemizin muhatapları çok nettir” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında da Suriyelilerin geri gönderilmesi konusuna değinerek şunları söylemişti;

Suriye konusu ve sığınmacılar. Bu konuda iddialıyım. Partimiz çok iddialı. En ciddi çalışan, en tutarlı söylemde bulunan 2011 tarihinden bu yana en tutarlı söylemleri dillendiren tek partinin adı CHP’dir. Biz, komşumuzda olan bir savaşın bize yansımalarının tehlikeli boyutlarını her ortamda dile getirdik. Egemen güçlerin talebi üzerine bizi suçladılar. Bugün tarih ‘CHP doğruları söylemiş’ diyor. Şimdi kısa bir tarihsel süreç vereceğim. Hep unutuyoruz.

Suriye yönetimi ile savaştan hemen sonra Eylül 2011’de temasa geçtik. ‘Yanlış yapıyorsunuz. İç savaş tehlikeli’ dedik. Aralık 2011 ile muhalefet ile temasa geçtik ‘uzlaşın’ dedik. Bunları iktidar sahipleri yapmazken biz ülkemizi düşündük. Oradaki çocukları, kadınları düşündük. Savaşın acımasızlığını düşündük. Nisan 2012’de TBMM’ye bir genel görüşme önergesi verdik. Bunların tamamını reddettiler.

2011’den Mayıs 2022’ye kadar 91 Meclis araştırma önergesi verdi CHP. Beyler parlamentoya gelip bilgi dahi vermiyorlardı. Bu kadar kibirle devlet yönetilmez. 336 soru önergesi verildi. 432 soru önergesine bugüne kadar hala cevap verilmedi. Ne diyorlardı? ‘Tek adam rejimi olursa her şey çok hızlı olacak’ diyorlardı. 432 soru önergesine bugüne kadar cevap dahi verilmemiştir. Ne söyleyeceklerini bilmiyorlar. Böyle bir devlet yönetimi hiç olmadı Türkiye’de.

24 Ağustos 2012’de Erdoğan’a bir mektup yazdım. Mektupta, ‘Sayın başbakan, komşu Suriye’deki gelişmeler ülkemizin başta güvenliği olmak üzere ekonomisi, sosyal huzuru, turizm ve taşımacılık alanları dahil çok geniş kapsamda artarak olumsuz etki yapmaya devam etmektedir. Lütfen hükümet olarak uluslararası bir Suriye Konferansı toplayın’ diyorum. Olmadı. Olmadı ama Erdoğan 5 Eylül 2012’de ‘Emevi Camisinde namazımızı kılacağız’ dedi. Devlet yönetimindeki şahsileşmeyi görüyor musunuz? Bu anlayış Türkiye’yi bugünkü hale getirdi. Beyefendi Emevi Camisi’nde namaz kılacaktı 3 milyon 600 bin Suriyeli Türkiye’ye geldi. Şu yanlışa bakar mısınız? Utanır insan biraz.

2013’de ‘Kabahat Suriyeli de değil sınırı kontrol edemeyen hükümettedir’ dedim. Kabahat sınır kavramını yok edende. Onlar yönetiyor ülkeyi ben yönetmiyorum ki. Şubat 2013’de Sosyalist Enternasyonal üyesiyiz malum. Dedik ki mutlaka bir Suriye Çalışma Grubu oluşturun dedik. Bunların yapamadığını yapmaya çalıştık. Ana muhalefet olduğumuz halde yapmaya çalıştık. Biz ülkemizi seviyoruz. Yetmedi ben Mart 2013’de BM Genel Sekreteri’ne ayrıca bir mektup göndererek olaylara dikkatini çektim. Savaşın bitmesi gerektiğini söyledim. Erdoğan yapamıyor bakın ama biz söylüyoruz. Yeri gelince üfürüyorsun ‘Dünya beşten büyüktür’ diye. Bir mektup yazamadın mı sen? BM’ye gidemedin mi sen? Orada Suriye’yi masaya yatıramadın mı sen? Yatıramadı. Niçin? Patrondan izin alamadığı için. Emperyal güçten izin alamadığı için.

“Akdeniz sığınmacı mezarlığına döndü”

Eylül 2013’de ‘Sınırlar bir ülkenin namusudur’ diyorum. Sınırdan kimin girip çıktığı belli değil. 900 km sınır kontrolsüz vaziyette. İnsanlar geliyorlar ellerinde silahlarla, terör estiriyorlar Türkiye’de. Göç dalgası geldi. Akdeniz bir sığınmacı mezarlığına döndü. Bir çocuk bedeninin dalgalarla kıyıya vurduğu fotoğrafı hiçbirimiz unutmadık. O fotoğrafın sorumlusu Erdoğan’dır. Geri Kabul Anlaşmasını yapmayın, yanlış dedik.

16 Aralık 2013’den bir süre sonra bu anlaşmayı AB ile imzaladılar. Sığınmacılar için Türkiye artık Avrupa’nın hapishanesi olacak, o hale getirdiler. İçişleri Bakanı geçen gün açıklama yapıyor. ‘AB Türkiye’nin göçmen deposu olmasını istiyor’ diyor. Günaydın beyefendi günaydın. Geri Kabul Anlaşması başımıza bela oldu diye neden söyleyemiyorsun?

2016 Haziran’da Göç ve göçmen sorunlarını inceleme komisyonu ve mülteciler konusunda bir komisyon kurduk. Akademisyenler, sivil toplum örgütlerinin katılımıyla bu konuyu masaya yatırdık. Tutarlı bir rapor hazırladık ve kamuoyu ile paylaştık.

Bir süre sonra ABD desteğini Türkiye’den çekti. 5 Aralık 2017’de Erdoğan, ‘Ya biz Özgür Suriye Ordusu’nu ey Amerika seninle birlikte kurduk ya. Bunun adımını senden önceki Obama yönetimiyle beraber kurduk’ diyor. Emperyal güçler ateşi elleriyle tutmazlar maşa kullanırlar. Emperyal güçlerin Orta Doğu’daki maşası Recep Tayyip Erdoğan’dır.

“Son sırada bile lider olamazsın sen”

“15 Şubat 2018 dönemin başbakanı Binali Yıldırım tweet atıyor. ‘3.5 milyon Suriyeliyi ağırlıyor, ihtiyaçlarını karşılıyoruz ve onların Avrupa’ya gelmesinin önüne geçiyoruz. Bunu yaparken terör örgütlerinin Avrupa’ya yayılmasının da önüne geçiyoruz’ diyor. Bu ülkenin başbakanı biz sizin korumalığınıza soyunduk diyor. Akıl var mı? Aklın, vicdanın kabul edeceği bir olay mı bu? 11 Mayıs 2013 Reyhanlı’da bir patlama oldu. 53 vatandaşımız hayatını kaybetti. Sorumlusu kim? Günahı kimin boynuna? Suriye’yi bu hale getirenler kim? Anne babalara bu sivil şehitler nedeniyle ne kadar ödeniyor biliyor musunuz? 270 lira ödeniyor. ‘Ben dünya lideriyim’ diyor ya en son sırada bile lider olamazsın sen.

2019’da Suriyeliler ile ilgili 2 rapor hazırladık. Suriyeliler bugün emeği sömürülen insanlar olarak aramızda duruyor. Bunu da itiraf ediyorlar. Acı olanı bu zaten. Devleti yönetenler itiraf ediyorlar. İçişleri Bakanı işverenlere kızıyor. ‘Fabrikanda çalıştır, sömür, sigortasını yatırma. Sonra ne olacak bu Suriyeliler’ diyor. Vicdanlı iş sahibi ile vicdansızı ayırmak lazım. Sen açıkça diyorsun ki Suriyelileri kaçak çalıştırıyoruz, emeklerini sömürüyoruz diyorsun. Bunu İçişleri Bakanı olarak dünyaya ilan ediyorsun. Kaçak çalışmayı engellemesi gereken iktidar kaçak çalışıyorlar diyor.

16 Eylül 2021’de bir rapor daha paylaştık. 8 Ekim 2021 bunların yapamadığını yaptık. Ben ‘2 yıl içinde davulla zurnayla kendi ülkelerine gidecekler’ diyordum. Defalarca söyleyince nasıl göndereceksin gel bize anlat dediler. Hangi önlemleri alacağımızı, Suriye ile ilişkileri düzelteceğimizi, BM’yi de davet edeceğimizi, yollarınızı, kreşlerini, okullarını yapacağımızı anlattık. Bunlar olursa biz gideriz dediler. Biz ana muhalefet partisiyiz, iktidar değiliz. Hala uslanmış değiller, yalan söylüyorlar. ‘İstanbul’a sığınmacı almıyoruz’ diyorlar. 5 Mayıs’ta diyorlar. A Haber dahil medyada 1-6 Mayıs arası İstanbul’da 2 bin 117 kaçak göçmen yakalandı. E hani almıyordunuz?

‘Sınırlarımız Cumhuriyet tarihinin en güvenli dönemini yaşıyor’ diyorlar. Lafa bakın. 7 Mayıs 2022 Van Gölü’nde 61 kaçak göçmen boğularak öldü. Van Gölü de göçmen mezarlığına dönmüş durumda. E hani sınırlarımız güvenliydi? Temel sorun ne? Devleti şahsileştirmek demek Dışişleri Bakanlığını tamamen devre dışı bırakmak demektir. Eğer dış politikada siz devletin bürokratlarını tamamen devre dışı bırakıp sarayda oturup bir avuç kişiyle dış politikayı oluştursanız ve sadece emperyal güçlerin talimatlarla görev yaparsanız ülke bu hale gelir. Ülkeyi bu halden kurtaracak olan partinin adı CHP’dir”

Paylaşın