ÇAYKUR’dan Çaya Yüzde 43.7 Zam

2022 ürünü yaş çay alım fiyatının yüzde 76 artışla kiloda 6,70 lira ve kilogramda 30 kuruş destek pirminin açıklanmasının ardından Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR), çaya yüzde 43.7 zam yaptı.

BloombergHT’de İrfan Donat’ın haberine göre ÇAYKUR, çaya ortalama yüzde 43.71 oranında zam yaptı. Yeni liste toptan satış yapan şirketlere gönderildi.

Sektör paydaşları, ÇAYKUR’un haziran ayında çaya yüzde 10-15 oranında bir zam daha yapabileceğini iddia ediyor.

Hatırlanacağı üzere Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 Mayıs tarihinde yaş çay alım fiyatını açıklamıştı. Yaş çay fiyatı kilogram başına 30 kuruşluk destek primi ile 7 lira olmuştu.

TÜİK’in enflasyon sepetinde çayın ağırlığı yüzde 0,5464 olarak gözüküyor. Buna göre yüzde 43.7’lik zammın manşet enflasyona etkisi 1.25 puan olacak hesaplanıyor. Zammın ay ortasında gelmesinden dolayı bu etki mayıs ve haziran enflasyon rakamlarında görülecek.

Paylaşın

Ahmet Davutoğlu’nun Teklifi, Ali Babacan’ın Tavrı

Karar gazetesi yazarı Hakan Albayrak, Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’a “uzattığı elin ısrarla havada bırakıldığı” görüşünü dile getirdi.

Albayrak, bugünkü köşe yazısında “AK Parti’deki yozlaşmayı hazmedemeyen ve AK Parti’nin kuruluş ilkelerini ihya edecek yeni bir siyasi hareketin başlatılması umutla bekleyen geniş bir kitlenin, Ahmet Davutoğlu ile Ali Babacan’ın iki ayrı parti kuracağını anlayınca hayal kırıklığına uğradığını” söyledi.

Bu kişilerin o gün bugündür bu ayrışma yüzünden seçim barajına takılabilecekleri ve onlara verilen oyların boşa gidebileceği endişesiyle “Bari partileriniz mevcut ittifaklardan ayrı bir ittifak kursun” dediğini söyleyen Albayrak özetle şunları yazdı:

Madem altılı masaya oturduktan sonra DEVA Partisi artık tek başına DEVA Partisi değil ve DEVA Partisi’nin organları buna tek başına karar veremez, öyleyse seçimlerde nasıl bir yöntemin izleneceğine dair o masada henüz mutabakata varılmamışken ‘Demokrasi ve Atılım Partisi önümüzdeki seçimlere kendi adıyla, kendi şanıyla, kendi logosuyla girme kararını almıştır’ demek de olacak şey değildi; nasıl oldu bu?

Ve DEVA Partisi’nde ‘toplumun çok değişik kesimlerinden isimler varsa’ Gelecek Partisi’nde de var; buna ‘yepyeni bir siyasi kültür’ denecekse o kültür Gelecek Partisi’nin de kültürü değil mi?

Ve altılı masada güçlendirilmiş parlamenter sistem yahut siyasi şeffaflık yasası gibi konularda varılan mutabakat, ‘üçüncü ittifak’ın kurulmasına niye mâni teşkil etsin ki?

Millet İttifakı’nde yer alan ve belki de oradaki halinden memnun olup bu halin ötesine geçmeye heves etmeyen Saadet Partisi bir yana; Millet İttifakı’nda -henüz- yer almayan ve yer alacaklarına söz vermiş de olmayan Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nin oy potansiyelleri siyasette ve belki devlet yönetiminde yeni bir çığır açmaya yetebilecekken, Davutoğlu’nun uzattığı elin Babacan ve arkadaşları tarafından -altılı masanın hatırına ve o büyük oy potansiyellerinin hebası pahasına- ısrarla havada bırakılması anlaşılır şey değil.

Paylaşın

AYM Başkanı Arslan’dan Dikkat Çeken ‘KHK’ Açıklaması

AYM Başkanı Arslan, “Modern anayasalarda temel hak ve özgürlüklerin mutlak olmadığı hüküm altına alınmıştır. Kamu düzeni, kamu yararı ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması adına temel hak ve özgürlükler sınırlandırılabilir. Anayasa’nın 15. maddesinde belirtilen haklar dışındaki tüm haklar sınırlandırılabilir” dedi.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan, Ankara’daki Hacı Bayram Veli Üniversitesi 100. Yıl Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında Hak ve Özgürlüklerin Sınırlandırılması Rejimi Sempozyumu”nda konuştu.

“Tüm haklar sınırlandırılabilir”

Temel hak ve özgürlüklerin, kamu gücünü kullanan makamlara karşı, kamu gücü tarafından korunması gerektiğini söyleyen Arslan’ın konuşmasından öne çıkan satırbaşları şöyle:

Modern anayasalarda temel hak ve özgürlüklerin mutlak olmadığı hüküm altına alınmıştır. Kamu düzeni, kamu yararı ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması adına temel hak ve özgürlükler sınırlandırılabilir. Anayasa’nın 15. maddesinde belirtilen haklar dışındaki tüm haklar sınırlandırılabilir.

Anayasa Madde 15; Savaş, seferberlik (…) 10 veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler (…) 11 dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.

OHAL dönemi KHK’ları

Modern ve demokratik anayasalar, olağanüstü dönemde dahi işlemlerin hukuka uygun olması gerektiğini ifade eder.

Mahkemeye [AYM], ‘Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerin norm denetiminin yapılamadığı’ yönünde eleştiriler geliyor, bunlar haklı değil.

Anayasa Mahkemesi sınırsız güç kullanan bir organ değil, kendisine çizilen sınırlar çerçevesinde yetkilerini kullanıyor. OHAL’de çıkarılan KHK’lar şekil ve esas bakımından Anayasa Mahkemesine taşınamaz.

“Romantik ve sınırsız bir özgürlükçülük değil”

Anayasa Mahkemesi, bazılarının zannettiği gibi, toplumsal gerçeklikten kopuk, fildişi kulede kararlar vermemektedir. Mahkeme, temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaları yorumlarken, kamu düzeni ve özgürlükler arasındaki hassas ilişkiyi gözetmektedir.

Bu anlamda mahkemenin benimsediği hak eksenli yaklaşım, romantik ve sınırsız bir özgürlükçülük değildir.

Anayasa Mahkemesinin hak eksenli paradigması, anayasal sınırlarını aşan bir yargısal aktivizmden de yetkilerini kullanmaktan çekinen bir yargısal kendini sınırlamadan da aynı ölçüde uzak durmayı gerektirmektedir.

Mahkememiz hürriyetin, ötekilerin hürriyetiyle bir arada korunması gerektiği düşüncesiyle kararlarını vermektedir.”

Paylaşın

Ahtapotların Çiftleştikten Sonra Kendilerini Neden Yok Ettiği Ortaya Çıktı

Deniz biyologları, ahtapotların çiftleşmeden sonra neden kendi kendilerini yok ettiğini ortaya çıkardı. Yeni araştırmanın bulgularına göre çiftleşme ve yavrulama, ahtapotlarda moleküler düzeyde değişime yol açıyor. Bu değişim de hayvanların ölümüyle sonuçlanıyor.

Ahtapotlar çok küçük yaşlardan itibaren yetim kalmaya mahkum. Zira dişi ahtapotlar yumurtalarını bıraktıktan sonra yemek yemeyi bırakıp kendi kendini yaralamaya, derilerini koparmaya ve dokunaçlarının uçlarını ısırmaya başlıyor.

Yavru ahtapot yumurtasından çıktığında annesi çoktan ölmüş oluyor. Dahası birkaç ay sonra babası da ölüyor.

Çoğu ahtapotun yaklaşık bir yıllık kısa ve çile dolu bir ömür sürmesi, bilim insanlarının uzun süredir dikkatini çekiyordu.

1944’ten beri uzmanlar, çiftleşmenin bu deniz canlılarında bir şekilde “kendi kendini yok etme düğmesine” bastığını varsayıyordu.

Sonraki araştırmalar, ahtapotta ölümü de içeren bu üreme davranışının, hormonları ve çeşitli bedensel süreçlerden sorumlu salgıları üreten iki optik bez tarafından kontrol edildiğini göstermişti.

Bu bezler, görme yetisiyle ilgisi olmamasına rağmen, hayvanın gözleri arasında yer aldıkları için “optik” diye nitelenmişti.

Her iki bez de cerrahi işlemle çıkarıldığında dişinin yavrusunu terk ettiği, tekrar yemeye başladığı ve ömrünün uzadığı görülmüştü.

Yaklaşık 80 yılın ardından belirsiz hipotez daha da şekillendi. Hakemli bilimsel dergi Current Biology’de yayımlanan araştırmada bu üreme davranışını yöneten optik bezlerin ürettiği spesifik kimyasal süreçler açıklandı.

Kaliforniya’ya özgü iki noktalı ahtapotlar üzerinde yapılan incelemeler, anne ahtapotlardaki optik bezlerin, kolesterol metabolizmasında ve üretilen steroid hormonlarında çarpıcı değişikliklere neden olduğunu ortaya koydu.

İnsanlar da dahil olmak üzere birçok hayvanda kolesterol metabolizmasındaki değişikliklerin, yaşam süresi üzerinde ciddi sonuçları olabilir.

Çalışmanın yazarlarına göre yeni bulgular, hayvanlar aleminde, yumuşak gövdeli kafadanbacaklılarda ve omurgalılarda bu steroidlerin işlevlerinin önemli ölçüde benzediğini gösteriyor.

Washington Üniversitesi’nde görev alan, çalışmanın başyazarı Z. Yan Wang, “Kolesterolün beslenme açısından ve vücuttaki farklı sinyal sistemleri içinde önemli olduğunu biliyoruz” dedi:

Hücre zarlarının esnekliğinden stres hormonlarının üretimine kadar her şeye dahil oluyor. Ancak bu yaşam döngüsü sürecinde de rol oynadığını görmek büyük bir sürprizdi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: SADAT, Suriye Konusunda Erdoğan’ın Talimatıyla Farklı Roller Üstlendi

SADAT’ın Suriye konusunda “farklı roller üstlendiğini” söyleyen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Buna ilişkin açıklamalar, duyumlar, görseller hepsi var. Yasadışı bir işlem yasal görünümlü bir dernek aracılığıyla yapılıyor” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “uluslararası savunma danışmanlığı” yaptığını söyleyen SADAT’a gerçekleştirdiği ziyaret hakkında Cumhuriyet gazetesinden Orhan Bursalı’ya açıklamalarda bulundu.

CHP liderinin ifadeleri şöyle:

Sayın Kılıçdaroğlu, aniden SADAT örgütünün kapısına dayandınız milletvekillerinizle beraber, gündemde yokken.. Ciddi bir duyum almadan hareket etmezsiniz. Size gelen mesajda ne deniyordu?

“SADAT gibi bir kuruluş demokratik bir ülkede dernek adı altında örgütlenemez. Gayri nizami harp, sabotaj, terör gibi konularda insanları alıp eğitmek bir derneğin işi değil. Eğer bunu bir dernek üstlenmişse ve bu bağlamda iktidardan da destek alıyorsa, Türkiye sağlıklı bir demokratik sistem oluşturamaz. Bu durumu eleştirmek lazım ama insanlar korkuyor, çünkü bu kuruluşun ne yapacağı belli değil. Ayrıca, daha garip olan, bu derneğin başkanının daha düne kadar Erdoğan’ın başdanışmanlığını üstlenmiş olması. TSK var, Emniyet, MİT var, bunları bir tarafa bırakıyorsunuz, gayri nizami harp konusunda, sabotaj, suikast nasıl düzenlenir gibi konularda insanları eğiten bir derneğin başkanlığını yapan eski askeri, başdanışmanlığınıza getiriyorsunuz. Özellikle Suriye konusunda bu derneğin Erdoğan’ın talimatıyla farklı roller üstlendiği kanısındayım. Buna ilişkin açıklamalar, duyumlar, görseller hepsi var. Yasadışı bir işlem yasal görünümlü bir dernek aracılığıyla yapılıyor.”

Bu örgütün iç siyasete de benzer müdahaleleri olabileceğini mi söylüyorsunuz?..

“Evet, Saray’ın talimatıyla yasadışı bir işleme girenler, aynı talimatla yurtiçinde de bu işleri yapabilir. Aslında iki taraf da yasadışı işlem yapıyor. Geçmişte biz suikastlarla ortalığın karıştırılacağı duyumları aldık, bunları ben de başka liderler de dillendirdi. Bu konuya toplumun dikkatini çekmek istiyoruz, seçimler var, seçim güvenliği söz konusu. Demokratik bir ülkede seçim güvenliği elbette ki Emniyet güçleri, valisi, kaymakamı, sandık kurulu yöneticileri, siyasi partilerin temsilcileri görevlerini yasal çerçevede yaptıkları bir ortamda alınır.Eğer siz bu yasal ortamı yok etmek ve daha farklı bir ortamda seçime gitmek istiyorsanız, o zaman ciddi sorunlar var demektir. Buna toplumun dikkatini çekmek istedim.”

Size ulaştırılan belge-duyumda ne söyleniyordu?

“Bu konuya girmek istemem… Kamuoyunun dikkatini bunların üzerine çekmemiz lazım; bunlar, toplumu sarsacak olaylar yapmasınlar.

Anketler iktidarın kaybedeceğini gösteriyor. Ama toplumda şöyle bir inanç da var: Cumhurbaşkanı iktidarı öyle kolay kolay teslim etmez. Buna katılıyor musunuz?

Seçimler olacak ve biz demokratik yollardan Erdoğan’ı göndereceğiz buna inanıyorum. Elbette ki Erdoğan gitmemek için toplumu tahrik edebilir, ama bu tahriklerden toplum özenle kaçınmalı, demokratik yollardan onu göndermek gibi bir güzellik var…”

SADAT örgütünün toplumu sarsacak eylemlere girişmesi konusunda endişeniz ne ölçüde?

“SADAT ve benzer kuruluşların hepsine meydan okuyoruz, herkes korkusuzca gitmeli ve oyunu kullanmalı, bu süreç bu tür olayları düşünenleri planlayanları hayal kırıklığına uğratacak… İnsanlarda “Yahu sandığa gitsem de bir şey değişmeyecek, nasıl olsa bunlar gitmeyecek” algısını beslemek istiyorlar. Bu algıdan toplumun kesinlikle kurtulması lazım… Evet biz sandığa gideceğiz ve bu ülkeye demokrasiyi demokratik yollarla getireceğiz, bu inançla sandığa gitmeli.”

Paylaşın

AK Parti, Seçim İçin Kendine İki Rakip Belirledi

AK Partili siyasetçilere göre ülkenin temel sorunlarına somut çözüm önerileri sunamayan muhalefetin şansı yok. Kulislerde “AK Parti’nin iki rakibi var. AK Parti’nin rakibi AK Parti’dir. AK Parti’nin rakibi ekonomidir” deniliyor. Bu söylemin anlamı ise AK Parti’ye rakip olacak unsur, AK Parti tarafından hayata geçirilemeyenler.

Son seçim anketlerinde AK Parti’deki oy kaybı göze çarpıyordu. Daha önceki anketlerde 40-45 bandında çıkan AK Parti, yüzde 35’lere kadar geriledi. Ancak AK Parti MYK üyesi Mustafa Şen, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada oy kayıplarını telafi ettiklerini ve şu anda partilerinin oy oranının yeniden yüzde 40’lara ulaştığını belirtti. Şen ayrıca, yüzde 45 ve 46’ya da hızla çıkacaklarını dile getirdi.

Oy kaybı var ama kayma yok

Gazete Duvar’da yer alan habere göre parti kulislerinde konuyla ilgili dikkat çeken bir görüş hakim. Partililer oy kaybı olduğunu görüyor ancak bu oyların başka yere gittiğini düşünmüyorlar.

Ak Parti’nin iki rakibi var

Hala birinci parti olduklarını belirten AK Partili siyasetçilere göre ülkenin temel sorunlarına somut çözüm önerileri sunamayan muhalefetin şansı yok. Kulislerde “AK Parti’nin iki rakibi var. AK Parti’nin rakibi AK Parti’dir. AK Parti’nin rakibi ekonomidir” deniliyor. Bu söylemin anlamı ise AK Parti’ye rakip olacak unsur, AK Parti tarafından hayata geçirilemeyenler.

“Erdoğan bitti demeden bitmez”

Ekonominin düzelmesi ve parti teşkilatının canlanması, yeniden organizasyonuyla sorunların üstesinden gelinip seçimlerin kazanılacağına inanılıyor. AK Partili bir siyasetçinin bir de dikkat çeken sloganı var. “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başarılı liderliğine güveni ifade ettiğini” söylediği slogan şöyle: “Tayyip Erdoğan bitti demeden bitmez.”

Paylaşın

İşsizlik Oranı Yılın İlk Çeyreğinde Arttı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2022 ilk çeyrek işsizlik oranlarını açıkladı. Buna göre işsizlik ilk çeyrekte bir önceki çeyreğe göre 50 bin kişi artarak 3 milyon 845 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,1 puanlık artış ile yüzde 11,4 seviyesinde gerçekleşti.

Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı 2022 yılı I. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre değişim göstermeyerek yüzde 22,6 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 15,6 iken potansiyel işgücü ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 18,8 olarak tahmin edildi.

“Hanehalkı İşgücü Araştırması” sonuçlarına göre; 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2022 yılı I. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 50 bin kişi artarak 3 milyon 845 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,1 puanlık artış ile yüzde 11,4 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 10,2 iken kadınlarda yüzde 13,7 olarak tahmin edildi.

İstihdam edilenlerin sayısı 2022 yılı I. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 188 bin kişi artarak 29 milyon 964 bin kişi, istihdam oranı ise 0,1 puanlık artış ile yüzde 46,6 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 64,0 iken kadınlarda yüzde 29,5 olarak gerçekleşti.

İşgücü 2022 yılı I. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 238 bin kişi artarak 33 milyon 809 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,2 puanlık artış ile yüzde 52,6 olarak gerçekleşti. İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 71,3, kadınlarda ise yüzde 34,2 oldu.

Genç işsizlik oranı yüzde 21,1 oldu

15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki çeyreğe göre 0,3 puanlık azalış ile yüzde 21,1 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 18,5, kadınlarda ise yüzde 26,0 olarak tahmin edildi.

Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam edilenlerin sayısı 2022 yılı I. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre tarım sektöründe 139 bin kişi, inşaat sektöründe 36 bin kişi azalırken sanayi sektöründe 70 bin kişi, hizmet sektöründe 292 bin kişi arttı. İstihdam edilenlerin yüzde 16,1’i tarım, yüzde 21,8’i sanayi, yüzde 5,8’i inşaat, yüzde 56,3’ü ise hizmet sektöründe yer aldı.

İstihdam edilenlerden referans döneminde işbaşında olanların, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi 2022 yılı I. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 0,6 saat artarak 45,2 saat olarak gerçekleşti.

Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı 2022 yılı I. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre değişim göstermeyerek yüzde 22,6 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 15,6 iken potansiyel işgücü ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 18,8 olarak tahmin edildi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu, SADAT Hamlesiyle İktidara Bir Mesaj Verdi

“Seçime doğru, suikast-provokasyon-terör duyumu alan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, SADAT hamlesiyle, iktidara bir mesaj verdi. Testi kırılmadan ‘Aklınıza bile getirmeyin’ dedi. Geçmişten öğrenen insan, geleceğe de yön verir. Yeter ki izleyici olmak yerine müdahaleyi seçsin.”

Cumhuriyet yazarı Barış Terkoğlu, seçime doğru gidilirken, suikast-provokasyon-terör duyumu aldığını belirttiği CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun SADAT “hamlesi” ile iktidara bir mesaj verdiğini söyledi.

“SADAT bir günde doğmadı. Kumpas davalarıyla eşzamanlı büyüdü” diyen Terkoğlu, “Adnan Tanrıverdi’nin anlattığına göre, kumpas davalarının propagandasını yapan ASDER de şeriat anayasasıyla gündeme gelen ASSAM da SADAT’ın öncülüydü. Bunun ötesinde 28 Şubat davasının hazırlayıcısı onlardı. Davadaki 387 asker müştekiden 128’i, ASDER’in hazırladığı basmakalıp dilekçeleri verdi. Siviller arasında da sekiz kişi SADAT danışmanıydı” hatırlatması yaptı. Terkoğlu, devamında şunları kaydetti:

“TSK’de, Atatürkçüleri tasfiye eden kumpasları destekleyen SADAT’ın öncülü ASDER. Şeriat anayasası yazan SADAT’ın ağabeyi ASSAM. TSK’ye personel seçen mülakatlara giren, TSK’den ayrılan genç personeli bünyesine alıp gayri nizami harp eğitimi verdiren SADAT. Suikast, sabotaj, tedhiş-terör kabiliyeti kazandıran kurslar…

Öyle anlaşılıyor ki seçime doğru, suikast-provokasyon-terör duyumu alan Kılıçdaroğlu, SADAT hamlesiyle, iktidara bir mesaj verdi. Testi kırılmadan ‘Aklınıza bile getirmeyin’ dedi. Geçmişten öğrenen insan, geleceğe de yön verir. Yeter ki izleyici olmak yerine müdahaleyi seçsin.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Cari Açık Bir Yılda Yüzde 67 Arttı

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), mart ayına ilişkin ödemeler dengesi istatistiklerini açıkladı. Buna göre mart ayında cari açık geçen yılın aynı ayına göre 2 milyar 229 milyon dolar artarak (yüzde 67) 5 milyar 554 milyon dolara ulaştı. Bunun sonucunda 12 aylık cari açık 24,2 milyar dolara yükseldi.

TCMB değerlendirmesine göre, bu gelişmede, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığının 3,36 milyar dolar artarak 6,34 milyar dolara yükselmesi etkili oldu.

Geçen yılın mart ayında 314 milyon dolarlık açık oluşan altın ve enerji hariç cari işlemler hesabında, bu yılın aynı döneminde 2 milyar 480 milyon dolar fazla verildi. Bu dönemde, hizmetler dengesi kaynaklı net girişler 1 milyar 472 milyon dolar artarak 2 milyar 329 milyon dolara yükseldi.

Hizmetler dengesi altında seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler, martta geçen yılın aynı dönemine göre 708 milyon dolar artışla 1 milyar 450 milyon dolara ulaştı. Aynı dönemde, birincil gelir dengesinden kaynaklanan net çıkışlar 174 milyon dolar artarak 1 milyar 397 milyon dolar oldu. Geçen yılın mart ayında 27 milyon dolar giriş kaydeden ikincil gelir dengesi kaleminde ise 2022’nin aynı ayında 144 milyon dolar çıkış yaşandı.

Martta 3 milyar 51 milyon dolarlık net çıkış kaydedildi

Öte yandan, şubat ayına ilişkin cari işlemler açığı 5 milyar 154 milyon dolardan 5 milyar 441 milyon dolara revize edildi. Martta doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net girişler 296 milyon dolar oldu. Bu dönemde, portföy yatırımları 3 milyar 51 milyon dolarlık net çıkış kaydetti.

Alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, martta yurt dışı yerleşikler, hisse senedi piyasasında 744 milyon dolarlık ve devlet iç borçlanma senetleri piyasasında 201 milyon dolarlık net satış yaptı. Yurt dışındaki tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak, bankalar 758 milyon dolar geri ödeme, genel hükümet ise 219 milyon dolar net kullanım gerçekleştirdi.

Yurt içi bankaların yurt dışı muhabirlerindeki efektif ve mevduat varlıkları martta 2 milyar 271 milyon dolar net artış kaydetti. Yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatları, yabancı para cinsinden 1 milyar 493 milyon dolar artış ve Türk lirası cinsinden 178 milyon dolar azalış olmak üzere toplam net 1 milyar 315 milyon dolar arttı.

Yurt dışından sağlanan kredilerle ilgili bankalar 54 milyon dolar net geri ödeme, genel hükümet ve diğer sektörler sırasıyla 718 milyon dolar ve 943 milyon dolar net kullanım gerçekleştirdi. Resmi rezervler mart ayında net 4 milyar 506 milyon dolar azaldı.

Paylaşın

Avrupa Konseyi’nden Osman Kavala Hamlesi: Raportör Gönderiyor

Avrupa Konseyi’nin yasama organı Parlamenter Meclisi (AKPM), 18-20 Mayıs günlerinde İstanbul ve Ankara’da temas ve incelemelerde bulunmak üzere iki raportörünü gönderiyor. Raportörlerin, AKPM’nin Türkiye hakkında yürüttüğü denetim süreci ve Osman Kavala davasına ilişkin görüşmeler yapması öngörülüyor.

Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet cezası verilmesinin ardından gerçekleşecek temaslar, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nce başlatılan ihlal süreci açısından da önem taşıyor. İngiliz parlamenter John Howell ve Letonyalı parlamenter Boris Cilevis, 18-20 Mayıs günlerinde İstanbul ve Ankara’da olacak.

AKPM’nin Türkiye’nin denetim sürecini yürütmek için atadığı iki raportör, 25 Nisan’da sonuçlanan Gezi Davası kapsamında iş insanı Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet ve diğer yedi sanığa 18’er yıl hapis cezasının verilmesinin ardından ilk kez Türkiye’de temaslarda bulunacak.

AKPM tarafından araştırma ve bilgi toplama amaçlı (fact-finding mission) kapsamında Türkiye’ye gönderilen raportörlerin, Adalet Bakanlığı temsilcileri, adli merciler ve cezaevleri ile ilgili birimler, baro ve avukatlar, sivil toplum temsilcileri ile bir araya gelmesi öngörülüyor. Bu incelemelere ilişkin ilk gözlemlerini 24 Mayıs’ta ilgili komisyona aktaracak olan gözlemciler, daha sonraki dönemde AKPM’ye raporlarını sunacak.

Raportörlerin ziyareti, Ankara ile Strasburg merkezli Avrupa Konseyi arasındaki ilişkilerin çok zorlu bir süreçten geçtiği bir dönemde olması açısından önemli.

Strasbourg’la iki ayrı süreç

Türkiye, kurucu üyeleri arasında olduğu Avrupa Konseyi ile iki ayrı sıkıntılı süreçten geçiyor. Birincisi AKPM tarafından 2017’den bu yana sürdürülen siyasi denetim süreci.

Diğeri de Türkiye’nin iş insanı Osman Kavala ile ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını uygulamaması nedeniyle konseyin siyasi organı Bakanlar Komitesi tarafından Şubat 2022’de başlatılan “ihlal prosedürü.”

Her iki süreci birbirine bağlayan temel unsur, Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi ile ilgili olarak Avrupa Konseyi üyeliğinden kaynaklanan zorunluluk ve taahhütleri onurlandırmaması olarak görülüyor.

AKPM, Nisan 2017’de yaptığı bir oylama sonucunda Türkiye’ye karşı denetim prosedürünü başlatmıştı. Avrupalı milletvekillerinin büyük çoğunluğunun oyuyla başlatılan prosedürün nedeni olarak Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları konusunda ciddi gerileme içinde olması ve özellikle uygulanan olağanüstü hal kapsamında ciddi insan hakları ihlallerini saptanması olarak gösterilmişti.

Türkiye’nin siyasi denetimden çıkması için yerine getirmesi gereken sekiz koşul bulunuyor. Koşullar arasında OHAL’in kaldırılması, Meclis iradesini by-pass edecek OHAL kararnamelerinin yayımlanmaması, kamu görevlilerin kitlesel işten çıkarılmalarının sona erdirilmesi, tutuklu siyasetçi ve belediye başkanları ile gazetecilerin serbest bırakılması, medyanın ifade özgürlüğünün güvence altına alınması ve anayasal değişikliklerle ilgili olarak Venedik Komisyonu’nun tavsiyelerinin uygulanması yer alıyordu.

OHAL’in sona erdirilmesiyle bu koşullardan bazıları ortadan kalktı ancak geri kalan taleplerle ilgili somut ve anlamlı adım atılamaması, Türkiye’nin siyasi denetim sürecindeki süresini uzatan bir unsur olarak görülüyor.

Resmi ziyaret iptal edilmişti

AKPM’nin atadığı iki raportör, düzenli aralıklarla Ankara’ya yaptıkları temaslarla denetim sürecine ilişkin atılan ve atılacak adımları ele alıyor. Aslında Howell ve Cilevis, aynı görev kapsamında 24-25 Mayıs günlerinde Ankara’da resmi temaslarda bulunacaktı ancak Kavala kararının açıklanması üzerine bu ziyaret iptal edildi. Böylece AKPM, Türkiye’nin siyasi denetimden çıkmasına ilişkin diyalog sürecini devam ettirmeyeceği mesajını vermiş oldu.

Bunun yerine raportörleri daha çok Kavala davasını incelemek üzere Türkiye’ye gönderen AKPM Başkanı Tiny Cox, iş insanına verilen cezayı “şok edici” olarak nitelerken Bakanlar Komitesi’nin ihlal prosedürünün işlediği uyarısında bulunmuştu.

En son CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na verilen yaklaşık 5 yıl hapis cezasına en çok tepki veren kurumlardan biri de AKPM oldu. Türkiye raportörleri Howell ve Cilevis, Kaftancıoğlu ile ilgili kararın açıklanmasından sonra yaptıkları ortak açıklamada, “Canan Kaftancıoğlu’nun yeri siyasi arenadır, cezaevi değil. Türk yetkilileri anti-demokratik uygulamalara son vermeleri için uyarıyoruz,” ifadelerini kullandı.

Raportörler, yargıyı kötüye kullanarak muhalif seslerin kesilmeye çalışıldığını kaydederken bu durumun Türk demokrasisi için ciddi bir tehlike oluşturduğunu da kaydetti. Bu gelişmeleri gelecek rapora yansıtacak olan raportörlerin görüşlerinin, hem denetim süreci hem de Kavala davası ile ilgili başlatılan ihlal prosedürünü yakından ilgilendireceği öngörülüyor.

Bakanlar Komitesi AİHM kararını bekliyor

Türkiye ile Avrupa Konseyi arasındaki en ciddi konu ise Bakanlar Komitesi tarafından başlatılan “ihlal prosedürü.” Konseyin siyasi organı konumundaki Bakanlar Komitesi, 2 Şubat 2022’de oy çokluğuyla aldığı karar sonrası Osman Kavala davasında AİHM’in aldığı kararı uygulamayan Türkiye’ye yaptırım yolunu açacak olan ihlal prosedürünü başlattı.

AİHM, Ekim 2017’de anayasal düzeni ve hükümeti ortadan kaldırmak suçlarından dolayı hapse atılan Kavala’nın başvurusunu kabul etmiş ve Kavala’nın tutukluğunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5.1, 5.4 ve 18. Maddelerine aykırı olduğunu saptamıştı. Mahkeme, Mayıs 2020’de kesinleştirdiği karar kapsamında Türkiye’den Osman Kavala’yı derhal serbest bırakma çağrısında bulunmuş ancak bu çağrılar karşılık bulmamıştı.

Bakanlar Komitesi, ihlal prosedürü uyarınca Türkiye’nin söz konusu davayla ilgili kararları uygulayıp uygulamadığını AİHM’e sorma kararı almıştı. Diplomatik kaynaklar, AİHM’in son gelişmeler kapsamında değerlendirmesini 6 aylık bir süre içinde tamamlaması ve kararı Bakanlar Komitesi’ne iletmesini beklediklerini kaydediyor.

Bakanlar Komitesi, AİHM’in “ihlal” olduğuna ilişkin değerlendirmesi ışığında Türkiye’ye uygulanacak yaptırımı kararlaştıracak. Daha önce ihlal prosedürü Azerbaycan aleyhine işletilmiş ancak Bakü yönetimi, yaptırım aşamasına gelmeden AİHM kararını uygulamıştı. Türkiye, Kavala’yı serbest bırakıp AİHM kararını uygulamazsa ihlal prosedürü kapsamında yaptırıma uygulayacak ilk üye olacak.

Gelişmeler Türkiye’nin aleyhine

Avrupalı diplomatik kaynaklara göre, Türkiye’nin Kavala davasındaki tutumu Batı ile son dönemdeki normalleşme çabalarına ve özellikle Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi kapsamında oluşturduğu imaja ters bir adım. Kaynaklar, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi oylamalarında ihlal prosedürü için gerekli üçte iki çoğunluğun sağlandığı; aynı çoğunluğun yaptırım kararında da görülmesinin sürpriz olmayacağı değerlendirmesini yapıyor.

Ukrayna’nın işgal girişimi nedeniyle Avrupa Konseyi’nden gelen tepkiler üzerine kendisi birlikten ayrılan Rusya’nın ardından Türkiye’nin de ihlal prosedürü sonucunda üyeliğinin askıya alınması gibi durumun ortaya çıkmasının Ankara’nın imajı açısından büyük bir olumsuzluk yaratacağı da diplomatik kaynaklarca yapılan değerlendirmeler arasında.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın