Kılıçdaroğlu: 84 Milyon Bir Avuç Kişiye Çalışıyor

Partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada ekonomik sorunlara ve yolsuzluğa değinen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Türkiye ilk kez bir ekonomik krizle karşılaşmıyor ama bu krizler atlatıldı, sürekli bir hal almadı. 2018’den bu yana başlangıçta var olan kriz, ekonomik buhrana dönüştü” dedi.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Ben Türkiye Cumhuriyeti tarihinde dar gelirli gruplardan kaynak alıp bir avuç üst gelir grubuna kaynak aktaran ekonomik politikaya ilk kez tanık oluyorum. 84 milyon bir avuç kişiye çalışıyor. Aşağıda insanlar perişan. Pazara çıkamıyor, alışveriş yapamıyorlar…” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, “Siyasallaşmış yargıyla, mafyayla, mafyayla fotoğraf çektirenlerle, uyuşturucu baronlarıyla, bütün paramiliter yapılarla, beşli çetelerle, trollerle, yandaş medya ve onların beslemeleriyle ancak ve ancak biz kavga edebiliriz…” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM’deki partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Konuşmada ekonomik sorunlara ve yolsuzluğa değinen Kılıçdaroğlu, özetle şunları söyledi;

“Bir ülke bilgi ile yönetilir, birikim ile yönetilir. Ama geldiğimizde olsa da Türkiye’nin iyi yönetilmediğini görüyoruz. O kadar havai bir yapı var ki, gerçeklerden o kadar topuk bir yapı var ki eleştiri geldiği zaman ‘gözlerime bakın’ diyorlar. Biz sizin gözlerinize de baktık, boyunuza da baktık, endamınıza da baktık, diplomanıza da baktık. Siz bu ülkeyi yönetemiyorsunuz.

Kriz, ekonomik buhrana dönüştü, bir sosyal buhranla karşı karşıyayız. Saray bunun ne kadar farkında emin olun bilmiyorum. Vatandaştan kopan, derdini dinlemeyen, sormayan bir yönetim Türkiye’de var olan sorunları çözemez, çözemiyor da zaten.

İlk kez Türkiye Cumhuriyeti tarihinde dar gelirli gruplardan kaynak alıp, bir avuç üst gelir grubuna kaynak aktaran ekonomik politikasına tanık oluyorum. 84 milyon bir avuç kişiye çalışıyor. Aşağıda insanlar perişan. Pazara çıkamıyor, alışveriş yapamıyor.

“Beşli çetelerden bu milleti kurtaracağız, sözümüz söz”

Üç yöntemle alt gelir gruplarından topladıkları kaynakları bir avuç kişiye aktarıyorlar. Birincisi Yap İşlet Devlet projeleri, dolar garantili. Aynı hastane devlet yaptığı zaman 3 milyara mal oluyor. Kamu-Özel İşbirliği olduğu zaman bu fiyat 6 milyara çıkıyor. Neredeyse bir hastane karşılığında bir başka hastanenin maliyetini de veriyoruz. Beşli çete bu işin kurmayı. Beşli çetelerden bu milleti kurtaracağız, sözümüz söz.

İkincisi, Kur Korumalı Mevduat. Türk Lirası eriyor, tutamıyorlar. Akılları sıra formül buldular. Beyler milyarları aldığı zaman hiç vergi ödemeyecekler. Bu ne demektir? Alt gelir gruplarından bir avuç kişiye kaynak aktarılıyor, üstelik vergisiz.

Üçüncüsü, Türk Lirası var ya, değeri kalmayan Türk Lirası. Acaba Bahçeli cebinde dolar mı taşıyor, Türk Lirası mı? Ben merak ediyorum. Türk Lirası erirken, üstünde de ‘Türk’ yazarken paranın bu kadar itibarsızlaştığı bir dönemde, Bahçeli kalkıp Türk Lirasını itibarsızlaştıran iktidara destek veriyorsa orada bir sorunumuz var demektir. Ciddi paraları faiz olarak ödüyorlar bir avuç kişiye.

Şimdi bir dördüncüsü çıktı. 2 milyon liralık bir daire alacaksınız diyelim. 10 yıl süreyle ayda 27 bin 200 lira faiz ödeyeceksiniz. Bunun yıllık faizi yüzde 11. 2 milyonluk krediyi kim alır? Ayda 27 bin lirayı kim öder? Kim alacak bu parayı? Bir villası olup ikinci villasını alacak. Vatandaştan alıyorsun, bir avuç kişiye aktarıyorsun. Yıllardır ifade ediyorum. Bunun adı tefeciliktir diye.

Öyle bir noktaya geldi ki Nisan 2022 merkezi yönetimin borç miktarı 1 trilyon 483 milyar lira. Bu borca karşılık ödeyeceği faiz 1 trilyon 743 milyar lira. Faiz anaparayı geçmiş vaziyette. Nas diyorlardı ya… Bunun adı tefeciliktir.

Mayıs 2022’de borç 1 trilyon 503 milyar liraya çıktı. Faiz 2 trilyon 52 milyar liraya çıktı. Bunlar bir ara Borçlanma Genel Müdürlüğü’nü kurmuşlardı. Osmanlı’nın son döneminde de Düyûn-ı Umûmiye kurulmuştu. Aynı mantık devam ediyor. Servetlerini yurt dışına götürüyorlar bunun farkındayız.

Milletin Sesi mitingimizi yaptık. Çok büyük bir kalabalık vardı. Yüzbinler aş, iş, eşitlik, her evde huzur olsun istiyordu. Yüzbinlerin ortak sesiydi. Yüzbinler aracılığıyla milyonlara seslendik. Söz verdik: Haramilerin saltanatını yıkacağız.

“Kaçmanın hazırlıklarını hızlandırdılar”

Kirlenmiş bürokratlara seslenmek istiyorum. Bu Kemal Kılıçdaroğlu’nun onlara son iyiliği olsun. Suça bulaşmış bürokrat beni iyi dinle kardeşim. Sen bunların suç çarkını döndürürken Kendilerini kurtarmak istiyorlar ama kurtarma planlarını içine seni bürokrat olarak asla dahil etmiyorlar. Evet, toplu bir kaçış planı yürürlükte. Bu işlenen suçlardan sana rol biçtiler, değişim geldiğinde halinin nice olacağını ise inan hiç umursamıyorlar.

Kaçmanın hazırlıklarını hızlandırdılar. Erdoğan, vakıf süsü verdiği Türkiye merkezli paralel yapılarla yurt dışına devasa paralar aktarıyor. Bu yurt dışındaki yapıların başında da Erdoğan’ın aile bireyleri geliyor. Taşınan kara paralarla yurt dışında kurdukları paravan kurum üzerinden o yabancı ülkede oturma ve çalışma izni çıkartmak istiyorlar.

Bu paravan yapılar üzerinden bu birkaç yüz kişi ile sınırlı izin çıkarma peşindeler. Yani Pensilvanya diye bağıranlar şimdi kendi Pensilvanya’larını oluşturma telaşındalar. Şunu çok iyi bilmen gerekiyor suça bulaşmış bürokrat bu birkaç 100 kişilik kurtarma operasyonunda sen asla yoksun. O uçaklarda yeri ayrılanlar arasında da sen olmayacaksın, o uçağın kapısı sana hiç açılmayacak.

Ben en iyisi bu akşam saat 22.00’de bu skandalı açıklayayım, sen de beni dinle. Bir kaçış planının anatomisini ifşa edeceğim. Milletimizi de bekliyorum bu akşam onlar da Türkiye’de paralel öğrenci vakıflarının niçin kurulduğunu daha iyi öğrenecek ve anlayacaklar. Erdoğan sakın reddetmeye kalkma, bütün gerçekleri biliyoruz. Bütün belgeler elimizde, akşam görüşürüz.”

Paylaşın

AİHM, Türkiye’de Gösteriye Katılımı Engellemeyi ‘İhlal’ Nedeni Saydı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’de bir gösteriye katılmak isteyenlerin, kimlik kontrolü gerekçesiyle durdurulup, daha sonra gözaltına alınmasının “insan hakları ihlali” teşkil ettiğine hükmetti.

AİHM, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’nın (Eğitim-Sen) 22 üyesinin 2012 yılında yaptığı başvuruyu bugün karara bağladı.

Strasbourg Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5. maddesinin 1. fıkrası ve gösteri ile toplantı hakkıyla ilgili 11. maddenin Türkiye’nin ihlal ettiği görüşüne vardı.

Zamanında maddi tazminat talebinde bulunulmadığı için ayrıca başvuruda bulunanlara Türkiye’nin para cezası ödemesine gerek görülmedi.

Polis, Ankara’daki gösteriye katılım için otobüsle Adana’dan yola çıkanları gözaltına almıştı

Eğitim-Sen’in Adana bölgesindeki üyesi 22 üyesi, 27 Mart’ta 2012 yılında TBMM’de tartışılan eğitim alanındaki bir tasarıyı (eğitim sürelerinin ilkokul için 4, ortaokul için 4 ve lise için 4 yıl olmasını öngören düzenleme) protesto etmek için Ankara’dan düzenlenecek protestoya katılmak üzere otobüsle yol çıkmıştı.

Polis, Adana çıkışında başkente giden otobüsü durdurarak, gösterinin “kamu güvenliği” gerekçesiyle Ankara valiliği tarafından iptal edildiği bahanesiyle göstericilerin evlerine dönmelerini istemişti.

Evlerine geri dönmeyi ve kimliklerini göstermeyi reddeden göstericiler, polis tarafından bir gün süreyle gözaltına alınmıştı.

Göstericiler, daha sonra kimliklerini polise göstermeme suçundan idari para cezası (kişi başına 28 euro) kesilmişti.

AİHM gerekçeli kararında, başvuruda bulunanları gösteriye katılım yüzünden gözaltına alınmalarının “insan hakları ihlali” teşkil ettiğine hükmetti.

Kararda, kimlik tespitinin karakolda yapıldıktan sonra da yine göstericilerin bir gün sonra serbest bırakılması ihlal nedeni sayıldı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a SADAT Tepkisi: Kaçamaz

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “SADAT’la uzaktan yakından ilişkisi olmadığına” dair yaptığı açıklama dolayısıyla tepki gösterdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın SADAT’ın yaptıklarının sorumluluğunu almak istemediğinin altını çizen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Kaçamaz” dedi.

Cumhuriyet gazetesinden Mustafa Balbay, bugünkü köşe yazısında CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmeye yer verdi.

Balbay, geçmişte SADAT’ın kurucusunu başdanışmanı olarak atayan Erdoğan’ın “Alakam yok” şeklindeki ifadesine tepki gösteren Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşme hakkında özetle şunları yazdı:

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile İstanbul mitingi öncesinde, öncelikli konu SADAT olmak üzere güncel gelişmeler üzerine sohbet ettik.

2012 yılında, 28 Şubat gibi çok anlamlı bir günde kurulan SADAT, on yıldır değişik nedenlerle gündem konusu oluyordu. Kılıçdaroğlu’nun kapısına dayanmasıyla tartışma daha da derinleşti. SADAT yöneticileri kendilerini ifade etmeye çalışıyorlar,  Erdoğan da işin içinden sıyrılmaya çalışıyor. “Benim ilgim yok” deyip tartışmanın dışına çıkmak istediğini ortaya koydu. Kılıçdaroğlu’nun buna yanıtı şu:

“SADAT’ın yaptıklarını göğüsleyemeyeceğini görüyor ve sorumluluğu üzerinden atmak istiyor. Bu tartışmadan kaçmak istiyor. Ancak ortada gerçekler var. Kaçamaz. SADAT gibi bir örgütten haberi yoksa, o da suç! Ben savcıları göreve çağırıyorum. Eğer bu ülkenin cumhuriyet savcısı iseler bir soruşturma başlatsınlar. Olağanüstü askeri eğitim kime, niçin veriliyor? Türkiye’nin bilmediğimiz bir ordusu daha mı var?”

Paylaşın

Kira Artışına ‘Bölgesel Limit Gelecek’ İddiası

Kira artışına ilişkin hükümetin ‘formül arayışında’ olduğu ileri sürüldü. Türkiye gazetesine konuşan AK Parti kaynakları, ‘Hollanda modeline’ benzer bir uygulamanın gündemde olduğunu belirtti. 

AK Parti kaynakları, “Türkiye’nin tamamı için değil bu. Örneğin daha çok İstanbul gündemde ve İstanbul’un belli bölgelerinde bu yüksek artışlar söz konusu. Bu bölgeler belirlenebilir ve buna göre oransal sınırlamalar getirilir. Hollanda bunu yaptı. Türkiye’de benzer bir uygulama tartışılıyor” diye konuştu.

Haberde, şu ifadelere yer verildi:

“Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile AK Parti’nin ekonomi kurmaylarının başlattığı çalışmalarda gündeme gelen çözüm önerilerinden biri geçtiğimiz günlerde Hollanda’da uygulamaya giren yöntem. Hollanda, yüksek kira artışlarının önüne geçmek için kira bedellerine sınırlama getirme kararı aldı. Buna göre, ev sahipleri, evlerini hükümetin belirlediği değerin üzerinde fahiş fiyatlara kiraya veremeyecek. Türkiye’de de buna benzer bir yöntem tartışılıyor. Ancak Hollanda’dan farklı olarak kira artışlarına getirilecek limitler bölgesel olacak. Bu kapsamda, Türkiye’de başta büyükşehirler olmak üzere belli bölgelerdeki kira artışlarına bir sınırlama getirilebileceği belirtiliyor.”

Türkiye gazetesinden Yücel Kayaoğlu’nun haberine göre ‘AK Parti kurmayları’, “Türkiye’de iş çığırından çıkmış durumda. Normalde Borçlar Kanununa göre 5 yıla kadar olan kira artışları TÜFE’ye göre yapılıyor. Bunun üzerine çıkamıyorsun. Ancak 5 yıldan sonra ev sahipleri isterse ‘Kiram düşük’ diyerek yeni bir kira tespiti yapabiliyor. Bunun için dava açabiliyor. Ev sahipleri 5 yıldan sonra rayiç bedel üzerinden yeni bir artış isteyebiliyor. Ama bugün ev sahipleri 2 yıl geçtikten sonra kiracısına zorlayıcı artış yapmak istiyor. Vatandaş mağdur ediliyor. Bu mağduriyetlerin giderilmesi yönünde de bir adım atılacak sanırım” dedi.

Gündeme gelen bir başka öneri ise belediyeler ve TOKİ aracılığıyla artan fiyatlara çözüm olarak ‘sadece kiralama amacıyla’ konut üretilmesi. Haberde bu formüle ilişkin “Bu alanda konut üretecek inşaat şirketlerine bazı destekler verilmesi, mülk sahiplerinin mağdur olmaması için de kira gelirlerinden alınan vergilerde indirime gidilmesi gibi öneriler tartışılıyor. Hükûmet bu formülleri devreye alarak, konut arzının karşılanmasını ve kira artışlarının dizginlenmesini hedefliyor” denildi.

Hollanda modeli nedir?

Hollanda hükümeti, konut sıkıntısı nedeniyle hızla artan ev kiralarına karşı orta gelir gruplarını korumak için serbest piyasadaki kiralık ev fiyatlarına müdahale edecek. Ev sahipleri, evlerini hükümetin belirlediği değerin üzerinde fahiş fiyatlara kiraya veremeyecek. Toplu Konut ve Mekansal Planlama Bakanı Hugo de Jonge’un yaptığı açıklamaya göre, yeni düzenleme ile aylık 1250 euroya kadar kiralar, “arz-talep oyunundan” korunacak.

Yeni plana göre, kirası 763 euroya kadar olan ve belediyeler tarafından alt gelir gruplarına kiralanan sosyal konutlar gibi, serbest piyasadaki evler için de puanlama sistemi getirilecek.

Evlerin büyüklüğü, oda sayısı gibi belirli özelliklere göre puanlama yapılacak ve sosyal konutlar haricinde serbest piyasada kiralanan evler için en puanına göre en fazla 1000 ile 1250 euro arasında bir kira bedeli saptanacak. Bakan de Jonge’a göre, bu sistemler kiralık mülklerin yaklaşık yüzde 90’ı korunacak ve ev sahiplerinin artık kendi istediği doğrultuda kira miktarını belirlemesine izin verilmeyecek.

Paylaşın

Moody’s Ekonomisti: Türkiye’de Tasarruf Etmek Mantıklı Değil

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s Analytics ekonomisti Lina Barokas, Türkiye’de tasarruf etmenin ‘mantıklı bir seçenek olmadığını’ söyledi. Barokas, “Tüketici fiyatları sürekli olarak artıyor ve bu durum vatandaşları tüketimlerini öne çekmeye teşvik ediyor. Reel faiz oranı negatif olduğundan, tasarruf etmek mantıklı bir seçenek değil” dedi. 

Dünya gazetesinden Elif Karaca’ya konuşan Barokas, enerji ve emtia fiyatlarının küresel olarak artması nedeniyle Türkiye’deki yüksek enflasyonun ‘şaşırtıcı olmadığını’ belirtti. Barokas, “TCMB artan fiyatlara karşı tepkisiz kalıyor ve yüzde 14’lük politika faizi mevcut enflasyon seviyesinin çok altında. Türkiye’de enflasyon kontrol altına alınamazsa satın alma gücü bozulmaya devam edecek. Reel faiz oranı, olası şoklara karşı tampon sağlamıyor” ifadelerini kullandı.

Barokas’ın açıklamaları şöyle:

“ABD ve AB resesyona girerse Türkiye ekonomisi bundan nasıl etkilenir?

ABD ve AB’de yaşanacak bir resesyon, özellikle uluslararası ticaret ve finansal bağlantıları olan birçok gelişmekte olan ülke için olumsuz sonuçlar doğurabilir. Şu anda yüksek emtia fiyatlarından avantaj sağlayan emtia ihracatçısı ülkeler için de olumsuz olacaktır. Türkiye’nin dış ticareti de olumsuz etkilenecektir.

Türkiye’de enflasyon yüzde 70’e ulaştı. TCMB’nin adımları enflasyonu düşürmeye yeterli mi?

Enerji ve emtia fiyatlarının küresel olarak artması nedeniyle Türkiye’deki yüksek enflasyon şaşırtıcı değil. Ancak Türkiye’deki enflasyonun yükseliş eğilimi işgalden çok önce başladı. TCMB artan fiyatlara karşı tepkisiz kalıyor ve %14’lük politika faizi mevcut enflasyon seviyesinin çok altında. Türkiye’de enflasyon kontrol altına alınamazsa satın alma gücü bozulmaya devam edecek. Reel faiz oranı, olası şoklara karşı tampon sağlamıyor.

Türkiye’de enflasyona ilişkin yukarı yönlü riskler hangileri?

Tüketici fiyatları sürekli olarak artıyor ve bu durum vatandaşları tüketimlerini öne çekmeye teşvik ediyor. Reel faiz oranı negatif olduğundan, tasarruf etmek mantıklı bir seçenek değil. Bu, vatandaşların daha fazla tükettiği ve fiyatlar üzerinde daha fazla yukarı yönlü baskının oluştuğu bir kısır döngüye neden oluyor. Ulusal tasarrufların olmaması ise, ülkenin döviz girişi yaratabilecek alanlarda yatırım yapma kabiliyetini kısıtlıyor.

Türkiye’nin bu yıl çok turist çekerek döviz rezervlerini güçlendirebileceğini düşünüyor musunuz?

Türkiye, Avrupalılar için en çekici turizm destinasyonlarından biri olmaya devam ediyor. Ancak, hem Avrupalıların satın alma gücünün azalması hem de Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi nedeniyle gelirler daha düşük olabilir. Rus turistler Türkiye için turizm gelirlerinin büyük bir kısmını oluşturmaktadır.”

Paylaşın

Sosyal Medya Düzenlemesi: İktidarın ‘Susturma’ Çabası

Toplumun geniş kesimlerinin iktidara ve yönetimine tepkisini dile getirdiği sosyal medyaya yeni sınırlamalar getirecek kanun teklifinde sona gelen AKP ve MHP, teklifi TBMM Başkanlığı’na sunmaya hazırlanıyor. Her alanda uygulanan “başkanlık” sistemini sosyal medyaya da getirmeye hazırlanan ve bu kapsamda Sosyal Medya Başkanlığı’nı kurarak sansüre yol açacak denetimlerini sıklaştırmak isteyen AKP ve MHP’ye muhalefet temsilcileri tepki gösterdi.

İktidarın yaklaşık bir buçuk yıldır üzerinde çalıştığı sosyal medya düzenlemesi hakkında konuşan MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, teklifin, “Kişinin haber alma hürriyeti ve yalan haberle mücadele öncelenerek” hazırlandığını öne sürdü. AKP ve MHP’nin bugüne kadar TBMM’ye sunduğu düzenlemelerin tamamına yakınının hak ihlalleri içerdiğini bildiren TBMM Adalet Komisyonu’nun CHP’li Üyesi Alpay Antmen ise sosyal medya düzenlemesinin amacının sansürü artırmak olduğunu söyledi.

BirGün’ün haberine göre; Antmen, “Bir kanunsuzluğu, haksızlığı ya da ihaledeki usulsüzlüğü yazan gazeteci iktidarın işine gelmezse bu düzenleme ile susturulmaya çalışılacak. Bugüne kadar belgeleri ile açığa çıkarılan birçok soyguna ‘Yalan’ dediler ancak sonradan anlaşıldı ki hepsi gerçekti. Seçime giderken ülkedeki yoksulluğun, soygunun, hukuksuzluğun, işsizlik intiharlarının, ilaç ve gıda krizinin yazılmasını istemiyorlar” dedi.

Amaç sansür ve manipülasyon

Orman yangınlarının ardından da AKP’nin dezenformasyona başvurduğunu anımsatan Antmen, şunları söyledi:

“Orman söndürme kullanılmıyor, diye yazılıp çizilmişti. O zaman da AKP ve bakanları, ‘Bu yalan haber, uçaklar çalışacak halde değil’ demişti. Ama asıl yalanı iktidar söylüyordu. Çalışır durumdaki THK uçaklarını kullanmadıkları ortaya çıkmıştı. ‘128 milyar dolar eritilmiş, satılmış’ dedik. Gazeteler de yazdı çizdi. O zaman iktidar buna da ‘yalan’ demişti ancak sonradan anlaşıldı ki asıl yalanı yine iktidar söylüyordu, çünkü göstergeler de 128 milyar doların yok edildiğini doğruluyordu. Şimdi de güncel olarak Tayyip Erdoğan ‘SADAT’la alakam yok’ diyor. Gayet net bir yalan bu. SADAT’ın kurucusunu kendine danışman yapmıştı. SADAT, orduda, devlette istediklerini yaptığını itiraf etmişti. Şimdi bunu yazınca, bu gerçekleri yazınca iktidar işine gelmeyince ‘yalan’ diyecek ve internet sitelerini kapatacak. Burada asıl amaç sansür, otosansür, baskı ve manipülasyondur.”

Yasaklarla başarılı olamayacaklar

TBMM Adalet Komisyonu Üyesi, HDP Batman Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki de sosyal medyaya sansür niteliğinde olması beklenen kanun teklifine tepki gösterdi.

AKP’nin yazılı ve görsel medyayı kontrol altına almakla yetinmediği için bu tür bir düzenleme yaptığını kaydeden Tiryaki, şunları söyledi:

“AKP uzun bir süredir medyayı kontrol altına aldığını düşünüyordu. Bir havuz medyası var ve bu medyanın içinde yer almayan çok az kuruluş kaldı. Özgür basın zor şartlarda ayakta kalmaya çalışıyor. Ancak tüm bunlarla yetinmiyorlar. Çünkü kendi yayın organlarının herhangi bir değeri kalmadı. Sosyal medya, bu düzene karşı tepkilerin dile getirildiği yer haline geldi. AKP, kontrol edemediği tek alan olarak gördüğü sosyal medyayı da MHP ile bir olarak sindirmek için yeni bir düzenleme yapıyor. Kesinlikle amaç kişilik haklarını korumak, özgürlükleri sağlamak olmayacak. Her türden sansürün, eleştiriyi yasaklamanın var olduğunu göreceğiz. İktidar, düşünceyi sınırlayarak başarıya ulaşacağını düşünüyorsa yanılıyor.”

Trollerle bile başaramadılar

“AKP ve MHP’nin mevcut ülke koşullarında hayata geçireceği herhangi bir düzenlemenin özgürlük getireceğini söylemek saflık olur” diyen Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (UMAG) Genel Yayın Yönetmeni, Doç. Dr. Tezcan Durna da yeni sosyal medya düzenlemesinin sadece sansüre neden olacağını söyledi.

Doç. Dr. Durna, “AKP, sosyal medya ve internete karşı etkin kontrol ve denetim mekanizmalarını bir türlü hayata geçiremedi. Bir anlamda yapısı itibarıyla da ele avuca sığmayan bir yapı internet. Oraya doldurdukları trollerle bile başarıya ulaşamadılar. Şimdi kanun yoluyla bunu başarmak istiyorlar. Üstelik bunu yaparken de Bekir Bozdağ’ın dediği gibi, alay edercesine ‘Tweet attı diye yargılanan yok’ diyorlar. Bu kadar da rahatça gerçekleri saptırabiliyorlar” dedi.

Aç insanları hapisle korkutamasın

AKP’nin elindeki tüm imkanlara rağmen planladığı manipülasyon ve baskıyı sosyal ağlar üzerinde kuramadığının altını çizen Doç. Dr. Tezcan Durna, şunları söyledi: “İktidar, meşruiyet sorununu ve diğer sorunları ört bas edebilmek için yeni bir düzenlemeye daha ihtiyaç duydu. Sosyal medya komiserliğine benzer bir yapı kurmalarının elbette sonucu olacaktır ama başarısı tartışılır. Birlerce insan, attığı tweet yüzünden zaten yargılanıyordu. Var olan sert denetleme mekanizmaları yetmiyor. Düzenlemenin başarıya ulaşması mümkün değil. Gerçekler bilinmesin, sosyal medyada tartışılması istiyorlar. Bunu yapabilmeleri için, sosyal medyaya hakim olabilmeleri için tamamen yasaklamaları gerekiyor. Buna cesaret edemeyecekleri için şimdilik etrafında dolaşıyorlar. Seçimlerden önce en azından muhalif seçmene bir gözdağı vermeye çalışıyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar insanlar artık açlık sorunu yaşıyor. Aç insanı hapisle de korkutamazsın.”

Kaç kişiye soruşturma açıldı?

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun yıllar önce attığı tweetler nedeniyle ceza alması hakkında konuşan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Türkiye’de tweet attı diye hakkında soruşturma başlatılan bir kişi yok. Tweetin içinde yazandan dolayı soruşturma açılıyor” diye konuştu. Bozdağ’ın açıklamaları sosyal medyada dalga konusu oldu. HDP Milletvekili Kemal Peköz, Adalet Bakanı Bozdağ’a tek soruluk önerge verdi. Peköz, önergede Bakan Bozdağ’a “Türkiye’de attığı tweet’in içinde yazandan dolayı hakkında soruşturma açılan kaç kişi vardır” sorusunu yöneltti.

Paylaşın

Dünyada İnfaz Edilen İdam Cezaları Bir Yılda Yüzde 20 Arttı

Uluslararası Af Örgütü, 2021’de Ölüm Cezaları ve İnfazlar raporunu yayınladı. Rapora göre, 2021’de 18 ülkede en az 579 infaz gerçekleştirildi. Bu, 2020 ile karşılaştırıldığında yüzde 20 artış demek.

Af Örgütü’nün raporu, İran’da 2017 yılında bu yana en yüksek infaz sayısının 2021’de kaydedildiğini; 2020’de en az 246 olan infaz sayısının 2021’de en az 314’e yükseldiğini ortaya koydu:

Bunun yanında, Suudi Arabistan da infaz sayısını iki katından fazla artırdı. Mart ayında tek bir günde 81 kişinin ölüm cezası infaz edildi.

Öte yandan, Uluslararası Af Örgütü, tüm dünyada kaydedilen infaz sayısının 2010’dan beri kaydedilen en düşük ikinci sayı olduğunu belirtti. En düşük rakam pandemi süreci olan 2020 yılına aitti.

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard konu hakkındaki açıklamasında “Hâlâ ölüm cezası uygulamayı sürdüren az sayıda ülkeyi uyarıyoruz: Devlet eliyle öldürmenin olmadığı bir dünya mümkün, erişilebilir ve bizler bunun için mücadele etmeyi sürdüreceğiz” dedi:

Hiç kimse ölüm cezasının gölgesinde bırakılmayıncaya kadar bu cezanın doğası gereği keyfi, ayrımcı ve zalimane niteliğini ifşa etmeye devam edeceğiz. En zalimane, insanlık dışı ve alçaltıcı cezanın tarih kitaplarında kalmasının zamanı çoktan geldi.

Rapordan öne çıkan diğer noktalar şu şekilde:

Bir yılda en az 2 bin 52 ölüm cezası

  • Önceki yıl yargı süreçlerini geciktiren COVID-19 kısıtlamalarının adım adım kaldırılması sonucunda 56 ülkede hakimler en az 2 bin 52 ölüm cezası verdi. Bu, 2020’ye kıyasla yaklaşık yüzde 40’lık bir artışa tekabül ediyor.
  • Bangladeş (en az 113’ten en az 181’e), Hindistan (en az 77’den 144’e) ve Pakistan (en az 49’dan en az 129’a) dahil bazı ülkelerde ölüm cezası sayısında sert artışlar kaydedildi.
  • İran, belirli türde ve miktarda uyuşturucu bulundurma suçu için zorunlu ölüm cezası vermeyi sürdürdü. Uyuşturucuyla bağlantılı suçlar için uygulanan kayıtlı infaz sayısı 2021’de beş kattan fazla artarak 132’ye ulaştı. Bu sayı bir önceki yıl 23’tü. İnfaz edildiği bilinen kadınların sayısı dokuzdan 14’e yükselirken, İran yetkilileri, uluslararası hukuk yükümlülüklerine aykırı olarak, suç tarihinde 18 yaşından küçük olan üç kişinin ölüm cezasını uygulayarak çocuk haklarına yönelik korkunç saldırılarını da devam ettirdi.
  • Suudi Arabistan’da infazlarda görülen artışın yanı sıra (2020’de 27’den 65’e), Somali’de (en az 11’den en az 21’e), Güney Sudan’da (en az 2’den en az 9’a) ve Yemen’de de (en az 5’ten en az 14’e) 2020 sayılarına kıyasla belirgin artışlar yaşandı. 2020’de infaz uygulamayan Belarus (en az 1), Japonya (3) ve Birleşik Arap Emirlikleri (en az 1) 2021’de uyguladı.
  • Şu ülkelerde 2020’ye kıyasla ölüm cezalarında belirgin artışlar kaydedildi: Kongo Demokratik Cumhuriyeti (en az 20’den en az 81’e), Mısır (en az 264’ten en az 356’ya), Irak (en az 27’den en az 91’e), Myanmar (en az 1’den en az 86’ya), Vietnam (en az 54’ten en az 119’a) ve Yemen (en az 269’dan en az 298’e).

Bazı ülkelerdeki “sır perdesi”

Önceki yıllarda olduğu gibi, tüm dünyada kaydedilen toplam ölüm cezası ve infaz sayısı, Uluslararası Af Örgütü’nün, Çin’de ölüme mahkum edildiğini veya infaz edildiğini düşündüğü binlerce kişiyi ve Kuzey Kore ve Vietnam’da uygulandığı düşünülen yüksek sayıda infazı kapsamıyor. Bu üç ülkedeki gizliliğe dayalı resmi uygulamalar ve bilgiye sınırlı erişim, infazları doğru bir şekilde gözlemlemeyi imkansız kılıyor. Diğer çok sayıda ülkede de kayıtlı toplam sayılar, asgari olarak değerlendirilmelidir.

Agnès Callamard, “Çin, Kuzey Kore ve Vietnam ölüm cezası kullanımlarını sır perdesi ardında tutmayı sürdürdü ancak her zamanki gibi, elimizdeki sınırlı bilgi de büyük bir endişe kaynağıdır” ifadelerine yer verdi.

Devletin baskı aracı olarak ölüm cezası

“2021’de çok sayıda ülkede, ölüm cezası, azınlıklara ve protestoculara karşı devletin baskı aracı olarak kullanıldı. Bu ülkeler, ölüm cezasıyla ilgili olarak uluslararası insan hakları hukuku ve standartları çerçevesinde oluşturulan güvenceleri ve kısıtlamaları tamamen hiçe saydı.

“Ordunun sivillerin davalarını yargılama yetkisini ivedi yargılama yoluyla ve temyiz hakkı olmaksızın askeri mahkemelere devrettiği Myanmar’da, sıkıyönetim kapsamında ölüm cezasına başvurulması konusunda endişe verici bir artış kaydedildi. 90’a yakın kişi keyfi olarak ölüm cezasına mahkum edildi. Geniş kesimlerce, siyasi muhalifleri ve protestocuları hedef alan planlı bir politikanın parçası olduğu düşünülen bu yargılamaların birçoğu yargılanan kişilerin gıyabında gerçekleşti.

“Mısır yetkilileri, genellikle Olağanüstü Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde adil olmayan yargılamaların ardından işkence ve toplu infazlar uygulamaya devam etti. İran’da ise ölüm cezası, ‘Allah’a düşmanlık’ gibi muğlak suçlamalarla etnik azınlıklara karşı orantısız şekilde kullanıldı. Kayıtlı infazların (61) en az yüzde 19’u, İran nüfusunun yaklaşık yüzde 5’ini oluşturan Beluci etnik azınlığa mensup kişilere uygulandı.

“Suudi Arabistan’ın oldukça kusurlu yargı sisteminin mağdurları arasında, şiddet içeren hükümet karşıtı protestolara katılmakla suçlanan Şii azınlığa mensup Suudi Arabistanlı genç Mustafa El Derviş de vardı. Derviş, işkence altında elde edilen ‘itiraflara’ dayanan ve hiçbir şekilde adil olmayan bir yargılamanın ardından 15 Haziran’da infaz edildi.

Olumlu işaretler

  • Uluslararası Af Örgütü’nün kayıt tutmaya başladığı tarihten bu yana, ölüm cezası uyguladığı bilinen ülke sayısı art arda ikinci yılda en düşük seviyedeydi.
  • Temmuz ayında, Sierra Leone’de tüm suçlar için ölüm cezasını kaldırmayı öngören yasa tasarısı parlamentoda oybirliğiyle kabul edildi, ancak henüz yürürlüğe girmedi.
  • Aralık ayında, Kazakistan, tüm suçlar için ölüm cezasını kaldıran mevzuatı kabul etti. Yasa, Ocak 2022’de yürürlüğe girdi.
  • Papua Yeni Gine hükümeti ölüm cezası konusunda ulusal bir müzakere süreci başlattı ve süreç, ölüm cezasını kaldıran yasa tasarısının Ocak 2022’de kabul edilmesiyle sonuçlandı. Yasa henüz yürürlüğe girmedi.
  • Yıl sonunda, Malezya hükümeti, 2022’nin üçüncü çeyreğinde ölüm cezasına ilişkin yasal reformlar hazırlayacağını duyurdu.
  • Orta Afrika Cumhuriyeti ve Gana’da milletvekilleri ölüm cezasını kaldırmak için hukuki süreci başlattı. Bu girişimler henüz sonuçlanmadı.
  • ABD’de Virginia, ölüm cezasını kaldıran 23. eyalet ve ilk güney eyaleti oldu. Ohio, art arda üçüncü yılda tüm infazları erteledi veya durdurdu. Yeni ABD yönetimi Temmuz ayında federal infazlara ilişkin geçici bir erteleme getirdi. 2021, ABD’de 1988’den beri en düşük sayıda infazın kaydedildiği yıl oldu (11 infaz, 18 ölüm cezası).
  • Gambiya, Kazakistan, Malezya, Rusya Federasyonu ve Tacikistan infazlara ilişkin resmi ertelemelere devam etti.
Paylaşın

BDDK’dan Donuk Kredi Düzenlemesi

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK), Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanan, kredilerin sınıflandırılması ve bunlar için ayrılacak karşılıklara ilişkin esasları belirleyen yönetmeliğinde değişiklikler yapıldı.

Buna göre, bir borçludan olan 2 bin 500 TL ve altındaki toplam alacak tutarının donuk alacak olarak sınıflandırılması bankanın ihtiyarında olacak. Bu eşik daha önce 100 TL olarak uygulanıyordu. Tüketici kredileri bakımından bu eşik tutar 500 TL olarak uygulanacak.

Ancak, bu tutarın borçlu müşterinin söz konusu banka ve bankanın konsolide edilen finansal kuruluş niteliğindeki bağlı ortaklıkları nezdindeki, ortaklık payları hariç, bilanço içi borçları toplamının yüzde 1’ini geçmemesi gerekiyor.

Söz konusu tutarlar, her yıl Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan yıllık üretici fiyat endeksindeki artış oranı kadar ocak ayında artırılacak.

Donuk alacak nedir?

2017 yılında yapılan düzenlemeyle tüketici kredilerinin donuk alacak olarak sınıflandırılmasına imkan tanındı.

Donuk alacak, bankalar tarafından verilen kredinin geri ödemesinde 3 aylık yaşanan gecikme durumunun söz konusu olması, bu kredinin donuk olarak sınıflandırılmasına neden olur. Özetle, banka açısından ödenme ihtimali düşük olan alacaklar ya da ödenemeyecek olan alacaklar için ‘donuk’ tabiri kullanılır.

Ödemenin takip edildiği aşamalardan üçüncüsüne gelindiğinde kredi donuk olarak nitelendirilir. Bu aşamadan sonra bankanın söz konusu kredinin yüzde 20’si kadar olan tutarı ayırması gerekir. Sonraki aşamada yüzde 50’sini, beşinci ve son aşamada ise yüzde 100’ünü ayırması gerekmekte. Böylece banka batma olan krediye karşı tedbir almış olur.

Paylaşın

Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşü Yönetmeliğinde Değişiklik

İçişleri Bakanlığı, ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’te değişikliğe gitti. Değişiklik, Danıştay 10. Dairesi’nin 2020’de bu yönde verdiği karar doğrultusunda yapıldı.

Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) yönetmeliğin 3, 4, 5, 8, 9 ve 10’uncu maddelerin iptali istemiyle Danıştay 10. Dairesinde dava açmıştı. Ancak Danıştay, “vatandaşların günlük yaşamını zorlaştırmayacak” ibaresini oy birliğiyle iptal etmişti.

Danıştay’ın iptaline konu olan hüküm, “il ve ilçelerde toplantı ve gösteri yürüyüşü yer ve güzergahının kamu düzenini ve genel asayişi bozmayacak ve vatandaşların günlük yaşamını zorlaştırmayacak şekilde” belirlenmesini öngörüyordu.

Yönetmeliğin ‘toplantı yeri ve gösteri yürüyüşü güzergahının belirlenmesini’ içeren üçüncü maddesinin birinci fıkrasının ‘a bendinde’ yer alan “vatandaşın günlük yaşamını zorlaştırmayacak” ifadesini, “vatandaşların günlük yaşamını aşırı ve katlanılamaz derecede zorlaştırmayacak” olacak şekilde değiştirdi. ‘Ç bendinde’ yer alan “ve vatandaşların günlük yaşamını zorlaştırmayacak” ibaresini de yürürlükten kaldırdı.

Söz konusu değişiklik sonrasında madde şöyle oldu:

Madde 3: Toplantı Yeri ve Gösteri Yürüyüşü Güzergahının Belirlenmesi

Toplantı ve gösteri yürüyüşleri, tüm il ve ilçe sınırları içerisinde aşağıdaki hükümlere uyulmak şartıyla her yerde yapılabilir.

a) İl ve ilçelerde toplantı ve gösteri yürüyüşü yer ve güzergâhı, kamu düzenini ve genel asayişi bozmayacak, vatandaşların günlük yaşamını aşırı ve katlanılamaz derecede zorlaştırmayacak şekilde ve Kanunun 22’nci maddesinin birinci fıkrasında sayılan sınırlamalara uyulması kaydıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan siyasi partilerin il ve ilçe temsilcileri ile güzergâhın geçeceği ilçe ve il belediye başkanlarının, en çok üyeye sahip üç sendikanın ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının il ve ilçe temsilcilerinin yazılı görüşleri alınarak her yıl Ocak ayında mahallin en büyük mülki amiri tarafından belirlenir. Kamu düzeni ve genel asayişin temini bakımından zorunluluk olan hallerde toplantı ve gösteri yürüyüşü yer ve güzergâhı yıl içerisinde aynı usulle değiştirilebilir. İl ve ilçenin büyüklüğü, gelişmişliği ve yerleşim özellikleri dikkate alınarak birden fazla toplantı ve gösteri yürüyüşü yer ve güzergâhı belirlenebilir.

b) Belirlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü yer ve güzergâhı yerel gazeteler ile valilik ve kaymakamlık internet sitelerinden ilan edilerek halka duyurulur. Ayrıca, kuvvet talep edilecek askeri birlik komutanlığına da bildirilir.

c) Toplantı ve gösteri yürüyüşleri yer ve güzergâhı hakkında sonradan yapılacak değişiklikler de aynı yöntemle yapılır. Bu değişiklikler duyurudan on beş gün sonra geçerli olur.

ç) Birden fazla toplantı ve gösteri yürüyüşü yer ve güzergâhının belirlendiği il ve ilçelerde düzenleme kurulu, kamu düzenini ve genel asayişi bozmayacak şekilde belirlenen yer ve güzergâhlardan birisini tercih edebilir.

Paylaşın

İnsanlık 200 Yıl İçinde Çok Gezegenli Olabilir

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) Jet İtki Laboratuvarı’nda görev alan Jonathan Jiang liderliğindeki bir araştırma ekibi, insanların kısa sürede çok gezegenli hale gelebileceğini öne sürdü.

Henüz hakem onayından geçmeden internet sitesi ArXiv’de yayımlanan araştırma makalesine göre insanlık 200 yıl içinde Dünya dışında başka gezegenlere de yayılabilir.

Livescience’a konuşan Jiang, “Dünya karanlıklarla çevrili küçük bir nokta” ifadelerini kullandı:

Şu anki fizik anlayışımız bize sınırlı kaynaklarla bu küçücük kayaya hapsolduğumuzu söylüyor.

Araştırma ekibine göre insanların Dünya’dan ayrılabilmesi için nükleer ve yenilenebilir enerji kullanımını büyük ölçüde artırması, aynı zamanda bu enerji kaynaklarının kötü amaçlar için kullanılmasını önlemesi gerekiyor.

Ekip, önümüzdeki birkaç 10 yılın bu anlamda çok kritik olacağını ifade ediyor. Zira insanlık güvenli bir şekilde fosil yakıtlardan uzaklaşabilirse bir şansı olabilir.

Kardaşev Ölçeği’nde neredeyiz?

Araştırmacılar insanların çok gezegenli olması için gereken süreyi hesaplarken Kardaşev Ölçeği’nden yararlandı.

Sovyetler Birliği’nin önde gelen gökbilimcilerinden Nikolay Kardaşev, bir galakside var olabilecek ileri düzeydeki uygarlıkların gelişmişlik seviyesini enerji üretimiyle ölçmeyi uygun bulmuştu.

Kardeşev’e göre Tip I seviyesindeki bir medeniyet, gezegenine yıldızından düşen enerjinin tamamını kullanabilmeli. Tip II medeniyetler, yıldızlarının sadece bir gezegene düşen enerjisini değil ürettiği enerjinin tamamından yararlanabilmeli. Tip III seviyesindeki uygarlıklar ise sadece gezegenlere ve yıldızlarına değil, tüm galaksiye hükmedebilmeli.

Tip II uygarlıkların, 10 kat fazla enerji tükettiği varsayılıyor. Öte yandan, insanların henüz Tip I seviyesine bile ulaşamadığı biliniyor.

Ancak araştırmacılara göre insanlığın enerji tüketimi de her geçen yıl artıyor. Diğer yandan bu gücün bir bedeli var: Karbon ve kirleticilerin salımı iklimi değiştiriyor ve nükleer enerji savaş gibi yıkıcı olaylar için de kullanılıyor.

“Kendimizden korunmalıyız”

Araştırma ekibi, insanın bir tür olarak kendi kendini yok etme yeteneğine sahip olduğunu vurguluyor.

Jiang’a göre işin püf noktası, enerji kullanımını aynı anda birden fazla gezegende var olabilecek kadar artırırken kendi kendimizi yok etmekten kaçınmak.

Bu nedenle makalede Tip I statüsüne ulaşmanın en iyi yolu irdelendi. Araştırmacılar, fosil yakıtların kesintisiz kullanımının devam etmesinin net sonuçlarını gösteren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin tavsiyelerini takip etti.

Çalışmada yenilenebilir ve nükleer enerji kullanımında yıllık yüzde 2,5’lik bir büyüme olduğu varsayıldı. Bu, 20 ila 30 yıl içinde söz konusu enerji kaynaklarının fosil yakıtların yerini alacağı anlamına geliyordu.

Ekip, nükleer ve yenilenebilir enerji kaynaklarının canlılar üzerinde daha fazla baskı oluşturmadan üretimi artırmaya devam edebileceğini belirtiyor.

Bulgular, insanlığın mevcut tüketim hızını sürdürdüğü durumda 2371’de Tip I statüsüne ulaşacağını gösteriyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın