Söylemini Sertleştiren Erdoğan Neyi Hedefliyor?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Gezi olaylarına katılan vatandaşlarla ilgili “Sürtük” ifadesini kullanmasının yankıları sürüyor. Muhalefet partileri ve bazı sivil toplum kuruluşları bu açıklamaya yönelik tepkilerini ortaya koyarken, siyaset bilimcilere göre Erdoğan, söylemini sertleştirerek erimekte olan oylarını korumayı ve kendi seçmenini bir arada tutmayı hedefliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çarşamba günü TBMM’de partisinin grup konuşması sırasında 2013 yılında düzenlenen Gezi Parkı eylemleri ile ilgili konuşurken eylemcileri hedef almış, eylemlere katılanları “terörist” olarak niteleyerek, “Bu teröristler, eşkıyalar bira şişeleriyle caminin içini pislemişti. Bunlar böyle. Bunlar çürük, bunlar sürtük” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan, Gezi Parkı eylemlerinin yaşandığı dönemde polis müdahalesinden kaçarak Bezmi Alem Camii’ne sığınan eylemciler için “Camide içki içtiler. Üstü çıplak 70 adam başörtülü bacıma saldırdılar. Görüntüler elimizde” iddiasında bulunmuştu. Ancak, daha sonra kamuoyuyla herhangi bir görüntü paylaşmadı.

Erdoğan, söylemini neden sertleştirdi?

Erdoğan’ın eylemciler için “sürtük” ifadesini kullanması toplumun birçok kesiminde tepkiye neden oldu. Bazı partiler ve sivil toplum kuruluşları Erdoğan hakkında “hakaret” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlarını işlediği gerekçesiyle soruşturma ve kamu davası açılması talebinde bulundu. Peki, Erdoğan, üzerinden 9 yıl geçmesine karşın neden bir kez daha Gezi Parkı eylemcilerini hedef aldı ve söylemini daha da sertleştirdi. Siyaset bilimcilere göre Erdoğan, seçim yaklaşırken oyları düşme eğiliminde olduğu için toplumu kutuplaştırmak hedefinde.

“Baskı ve kriz artacak” iddiası

DW Türkçe’den Eray Görgülü’ye değerlendirmede bulunan İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü (İstanpol) Genel Direktörü Seren Selvin Korkmaz’a göre Erdoğan, erimekte olan oylarını korumak istiyor. İktidarın Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi altında sorunlara çözüm üretmekten uzak kaldığını öne süren Korkmaz, “AKP artık, topluma herhangi bir vaadi olmayan parti haline dönüştü” dedi. İktidarın algıyı yönetmek istediğini kaydeden Korkmaz, seçimlere yaklaştıkça baskı ve krizin artacağını öngördüğünü de ifade etti. AKP iktidarının bugüne kadar kutuplaşmadan beslendiğini de savunan Korkmaz, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na siyaset yasağı getiren yargı kararı ile Ekrem İmamoğlu’nun YSK Başkanı ve üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı davanın da kutuplaşma söylemi ile ilgili olduğunu kaydetti.

“İletişim kazası değil, stratejinin parçası”

Korkmaz, “Erdoğan’ın ‘sürtük’ ifadesi bir iletişim kazası mı? Yoksa prompterdan mı okudu?” tartışmalarıyla ilgili de “Bu bir iletişim kazası değil, bu bir stratejinin parçası” ifadesini kullandı. Korkmaz, “Erdoğan’ın bu stratejisi oy kazandırır mı?” sorusunu ise “Siyasetin, daha doğrusu toplumun gerçeği artık ekonomik kriz. Gelecek kaygısı, geçim sıkıntısı. Bu stratejiyle Adalet ve Kalkınma Partisi’nin mevcut oylarını artırabileceğini düşünmüyorum” sözleriyle yanıtladı. Ancak, Korkmaz burada muhalefetin tavrının ne olacağının da önem taşıdığını dile getirdi. Korkmaz, “Eğer muhalefet kutuplaşma alanlarına düşer ve iktidarın bu söylemlerine karşı negatif bir kampanya yürütürse ben bunun muhalefet açısından tehlikeli olacağını, bir parça da olsa iktidara yardımcı olacağını düşünüyorum” dedi.

“Sokak marjinalleştirilmek isteniyor”

Işık Üniversitesi Öğretim Görevlisi Onur Alp Yılmaz da, AKP için şu anda en büyük önceliğin kendi seçmen kitlesinden kopuşları önlemek olduğunu ifade etti. AKP’nin 20 yıldır toplumun her kesiminden oy aldığını ve bu sayede ayakta kalabildiğini kaydeden Yılmaz, “Ancak artık böyle bir durum söz konusu değil” diye konuştu. Yılmaz, İktidarın çeşitli hukuk dışı yollarla seçim sonuçlarına müdahale ihtimalinin de gündemde olduğunu ve sokağın marjinalleştirilerek muhalefetin toplumsal dinamikleri harekete geçirmesinin engellenmek istendiğini kaydetti. Yılmaz, Gezi Davası kararlarının da bu stratejinin bir parçası olduğunu savundu. Diğer yandan Erdoğan’a atfedilen güçlü lider imajını desteklemek üzere kurulu bir strateji yürütüldüğünü kaydeden Yılmaz, şöyle devam etti: “İktisaden bir krizde olabiliriz. İktisadi olarak bir kriz yaşıyor olabiliriz. Ama bu memleketin sahipleri biziz. Bak bu memleketin betini bereketini kaçıran, bu memlekette, tırnak içinde, ayaklandırma ortaya çıkartan insanlara karşı da mücadelemi sürdürüyorum gibi bir anlayışın uzantısı.”

“Tazminat davası açılabilir ama cezalandırma çıkmaz”

Öte yandan Erdoğan’a dava açılıp açılamayacağı ve ceza alıp almayacağı da tartışma konusu oldu. Erdoğan hakkında suç duyurusunda bulunulmuş olsa da hukukçulara göre cumhurbaşkanının dokunulmazlığı olduğu için Erdoğan’a ceza davası açılamaz. Eski Ankara Cumhuriyet Savcısı, Avukat Bülent Yücetürk’e göre Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu bulunmuyor ve işlendiği iddia edilen suç nedeniyle soruşturma yapılması mümkün değil. Tazminat davası açılabilme ihtimalini de değerlendiren Yücetürk, bununla ilgili de şartlara dikkat çekti. Yücetürk, Gezi olaylarına katılmış ve haklarında bu nedenle soruşturma açılmış kişilerin muhatap kabul edilebileceğini ve tazminat davası haklarının bulunduğunu söyledi. Ancak Yücetürk’ün verdiği bilgiye göre Türk Ceza Kanunu’nun 125’inci maddesine göre kişinin şeref ve saygınlığını rencide edecek söz ve eylemler hakaret kapsamında değerlendiriliyor. Hakaret suçunun oluşması için şahsa yönelik söylenmiş olması gerektiğini kaydeden Yücetürk, “Dava açılabilir, ama bunun Türk yargı pratiğindeki karşılığı bundan bir tazminat, bir cezalandırma çıkması bir mahkumiyet kararı çıkması mümkün değil” dedi.

Paylaşın

OECD Enflasyonu: Türkiye Ve Estonya Zirvede

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) bugün (2 Haziran) paylaştığı Nisan 2022 tüketici fiyat endeksine göre, OECD bölgesindeki yıllık enflasyon gıda ve hizmetler sektöründeki fiyat artışlarının da etkisiyle yüzde 9,2 olarak ölçüldü. Bu oran, Mart ayında yüzde 8,8’ti.

OECD bölgesinde, gıda ve enerji fiyatları hariç tutulduğunda Nisan ayı yıllık enflasyonu yüzde 6,3’tü. Mart’ta bu oran yüzde 5,9 olarak ölçülmüştü.

Rusya-Ukrayna savaşının ikinci ayına ilişkin OECD tüketici fiyat endeksi, Mart ayında yüzde 10 olan gıda enflasyonunun Nisan’da yüzde 11,5’e yükseldiğini ortaya koydu. Aynı veriler, Mart’ta yüzde 3,9 artan hizmetler sektöründeki tüketici fiyatlarının Nisan’da yüzde 4,4 arttığını gösterdi.

“Fiyat gelişmelerinin ülkeler arasında değiştiğini” ifade eden OECD, bölgedeki 33 ülkeden dokuzunun tüketici enflasyonunun Nisan’da çift haneleri gördüğünü kaydetti. Buna göre, en yüksek oranlar Türkiye ve Estonya’da görüldü. Açıklanan resmi rakamlara göre, Estonya’nın Nisan enflasyonu yüzde 18,9 iken Türkiye’nin resmi enflasyonu yüzde 70’ti.

Öte yandan, aralarında İtalya, İspanya ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) de aralarında olduğu beş ülkede enflasyon düştü.

ABD Hazine Bakanı Janet Yellen, dün (1 Haziran) CNN’e verdiği röportajda, ülkedeki enflasyonun seyrine ilişkin geçen yıl yaptığı yorumlarda yanıldığını ifade etmişti.

Enerji ile gıda fiyatlarını artıran beklenmedik ve büyük şoklar olduğunu, ekonomiyi kötü etkileyen arz dar boğazlarının yaşandığını anlatan Yellen, ayrıca enflasyonun çok yüksek olduğunu ve düşürülmesi gerektiğini berlirtmiş, çekirdek enflasyonun düştüğünü ancak petrol fiyatlarının yüksek seyretmeye devam ettiğini kaydetmişti.

Euro bölgesi, G7 ve G20 ülkeleri

OECD’nin Nisan 2022 verilerine göre, G7 ülkelerinin yıllık tüketici enflasyonu yüzde 7,1’de sabit kaldı. Enerji fiyatları Fransa, Almanya ve İtalya’da enflasyonun temel sebebi olarak kalırken gıda ve enerji dışındaki enflasyon Kanada, ABD ve İngiltere’de fiyatları yükseltmeye devam etti.

Euro bölgesine bakıldığında, Uyumlaştırılmış Tüketici Fiyatları Endeksi (HICP) tarafından ölçülen genel enflasyon oranının Nisan’da yüzde 7,4’te sabit kaldığı görüldü. G20 bölgesindeki enflasyon ise Çin ve Hindistan’daki artışlar ile birlikte yüzde 7,9’dan yüzde 8,5’e yükseldi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Suriye Rejimi, Erdoğan’ın İşaret Ettiği Bölgelere Yığınak Yapıyor

Suriye rejimi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olası bir harekatta hükümetinin hedef alacağını duyurduğu Halep’in kuzeyindeki Tel Rıfat kenti ve çevresine takviye güçler aktarıyor. Yerel kaynaklar, rejim ve SDG’nin kontrolündeki bölgelere dört askeri birliğin girdiğini söyledi.

Londra merkezli, Suriye İslami muhalefetine yakın Middle East Monitor medya gözlem servisinin haberine göre, Suriye birlikleri ağır makineli tüfekler ve tanklarla donatılıyor. Suriye televizyonu, takviye güçlerin rejim kontrolündeki kasaba ve köylerin yanı sıra Menagh ordu üssünün yakınında konuşlandırıldığını söyledi.

Erdoğan, dün partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada “İşte buradan bir kez daha tekrar ediyorum; güney sınırlarımız boyunca 30 kilometre derinliğinde güvenli bölge oluşturma kararımızın yeni bir safhasına geçiyoruz. Tel Rıfat ve Münbiç’i teröristlerden temizliyoruz. Ardından da aşama aşama diğer bölgelerde aynısını yapacağız.” demişti.

Halen bu bölgelerde yeni TSK birliklerinin konuşlandığına ilişkin bir işaret yok, ancak Şam yönetimi, Erdoğan’ın konuşmalarında işaret ettiği alanlara kuvvet yığmayı sürdürüyor.

ABD’nin BM Büyükelçisi Greenfield: “Her türlü askeri müdahaleye karşıyız”   

Bugün Hatay’ı ziyaret eden ABD’nin Birleşmiş Milletler büyükelçisi Linda Thomas Greenfield, Washington’ın herhangi bir askeri harekata karşı olduğunu yineledi.

Linda Thomas Greenfield, “Türk hükümetiyle temasa geçtik” dedi. “Sınırın Suriye tarafında herhangi bir askeri müdahale kararına karşı olduğumuzu belirttik. Halihazırda kurulmuş  ateşkes hatlarını bozacak hiçbir şey yapılmaması gerektiğini düşünüyoruz.”

Greenfield, böyle bir eylemin yalnızca acıları artırmakla kalmayıp, aynı zamanda Türkiye’ye akın edecek olanlar dahil olmak üzere yerinden edilmiş insanların sayısını da artıracağını söyledi.

Paylaşın

Merkez Bankası Rezervleri Swap Hariç Eksi 52,4 Milyar Dolar

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Haftalık Para ve Banka İstatistikleri’ni açıkladı. Buna göre, TCMB’nin swap dahil net rezervi, 2,6 milyar dolar artışla 12,2 milyar dolara yükseldi. TCMB’nin brüt rezervi de geçen hafta 2,6 milyar dolar artışla 103 milyar dolara ulaştı.

Haber Merkezi / TCMB’nin swap hariç net rezervi geçen hafta eksi 52,4 milyar dolar oldu. Önceki hafta bu rakam eksi 55,1 milyar dolardı. Söz konusu dönemde altın rezervleri, 1 milyar 361 milyon dolar yükselerek 40 milyar 250 milyon dolardan 41 milyar 611 milyon dolara ulaştı.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın

Akşener: Allah Bunların Bütün Hortumlarını Kesmeyi Bana Nasip Etsin

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Burdur’un Yeşilova ilçesinde yaptığı konuşmada, “Hırsızlık, israf ve yolsuzluktur. Allah bunların bütün hortumlarını bana kesmeyi nasip etsin” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Türkiye’nin farklı kentlerine yaptığı ziyaretlerini sürdürüyor. Burdur’un Yeşilova ilçesine giden Akşener, geçim sıkıntısının günden güne ağırlaştığını belirterek, hükümetin, halkı kutuplaştırarak iktidarını devam ettirmeye çalıştığını söyledi.

İki buçuk yıldır il il, ilçe ilçe, sokak sokak, esnaf esnaf gezdiğini söyleyen İYİ Parti lideri Akşener, “Esnafların dükkanlarının içinde bugüne kadar herhangi bir siyasi partiyi yermedim, kendi partimi övmedim. Propaganda yapmadım. Sadece o dükkanların içindeki insanların dertlerini dinledim. O dertleri kamuoyu ile paylaştım” dedi.

Dertler karşısında çözüm üreterek yarışan bir siyasi sistemin uzun zamandır olmadığını savunan Akşener, “Dolayısıyla çırak çıkan sizsiniz. Seçim zamanı oculuk-buculuk üzerinden bizi birbirimizle düşman edip, sizi komşunuzla karşı karşıya getirip oylarınızı alıyorlar ve arkalarına bakmadan gidiyorlar” dedi. Turgut Özel döneminde ‘fakir fukara fonu’ kurulduğunu hatırlatan Akşener sözlerini şöyle sürdürdü:

Bugüne kadar bütün siyasi partiler ‘fak fuk fon’un içine elini uzatmadı. Sonra bu arkadaşlar işbaşına geldiler ve ‘fak fuk fon’, AK Parti’nin özel bir vakfı haline geldi. AK Parti içerisinde yakını olmayan hiç kimse oradan faydalanamadı. Faydalanmaya kalkanın da yüzüne yüzüne yardım atıldı. Halbuki gıda dağıtmaktan ziyade nakit yardımı yapmaktı amaç. Şimdi bu örnekten yola çıkarak; 650 lira maaş alan 65 yaş sonrası değerli kardeşim, 650 lira ile geçinebilir misiniz? Mümkünatı yok. 2 bin 500 lira maaş alan emekli kardeşim torununa 1 lira verebilir misin, hediye alabilir misin, mutfağı geçindirebilir misin, ısıtmayı, elektriği ödeyebilir misin? Böyle bir düzende buna karşılık sadece 24 milyar lirayı Türk Telekom üzerinden Sayın Erdoğan’ın yakın dostu Haririler’in cebine koydular.

“Allah bunların bütün hortumlarını bana kesmeyi nasip etsin”

Allah bu ülkenin kaynaklarını sizlere kullanmaya nasip etsin. Bu ülkenin kaynakları var kardeşim. Bu ülke refah seviyesinin en üstte olduğu bir yönetimi hak ediyor. Bu fakirliği, bu yoksulluğu ortaya koyan şey; birincisi iş bilmezlik, ikincisi kayırma, üçüncüsü Türkiye’nin içinde bulunduğu bu şartları unutma, sizi unutma. Saraya girince sizin gözlerinizin içine bakmayı, sizi dinlemeyi unuttular. Hırsızlık, israf ve yolsuzluktur. Allah bunların bütün hortumlarını bana kesmeyi nasip etsin.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

HDP’li Günay: AKP Halkın Üzerine Zam Olarak Yağıyor

Partisinin genel merkezinde yaptığı haftalık basın toplantısında ekonomik krize değinen HDP Sözcüsü Ebru Günay, “Her gün, her saat her şeye zam yapılıyor. Dün elektriğe yüzde 25, doğalgaza yüzde 30 zam yapıldı. Gece yarısı akaryakıta yine zam yapıldı. AKP iktidarı vatandaşın cebini yakıyor, yüreğini yakıyor, geleceğini ateşe veriyor, halkın üzerine zam olarak yağıyor.” dedi.

Haber Merkezi / HDP’li Günay, konuşmasını “Türkiye’yi batırdılar. Türkiye’nin hazinesi ve maliyesinin tek bir işlevi kaldı. O da halka emeklerinin karşılığı olarak verdikleri maaşı zamla, vergiyle, cezayla geri alma işlevi” ifadeleriyle devam ettirdi.

Ebru Günay, konuşmasının devamında, “Dünya Açlıkla Mücadele Haftası’ndayız ve maalesef bugün dünyada 1 milyara yakın insan açlıkla mücadele ediyor. Türkiye’de de açlık ve yoksulluk hiç olmadığı kadar AKP ile arttı… Tüketici Hakları Derneği’nin yaptığı araştırmaya göre, Türkiye’de 25.5 milyon kişi açlık sınırının, 51 milyon yurttaş da yoksulluk sınırının altında yaşıyor” ifadelerini kullandı.

Günay, “Açlık ve yoksulluk üreten iktidarın yanlış ekonomi politikaları, en çok da tarım alanında hissediliyor. Dışa bağımlı hale getirilen tarımda, çiftçilere verilmeyen desteklerin yanı sıra, verimli topraklar betonlaştırıldı. Elbette Türkiye halkları iktidarın ülkeyi içine soktuğu durumun farkında ve buna gerekli cevabı sandıkta mutlaka verecektir” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay,  partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Günay’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle;

“AKP iktidarı, Türkiye halklarına tek adam rejimini dayattığı günden bu yana aralıksız savaş politikasını da dayatmaktadır. İktidar, içeride yaşanan yolsuzluk, hukuksuzluk, ekonomik kriz, hayat pahalılığının hesabını vermek yerine Türkiye halklarının geleceğini yıkmakla meşgul. Erdoğan’ın Irak Kürdistan Bölgesi ve Kuzey Doğu Suriye’ye yönelik askeri operasyonları ve ilhak planları sadece Türkiye halklarının değil, Suriye ve Irak halklarının da geleceğini tehdit etmektedir.

“İktidar Suriye’de çözüm ihtimalini baltalıyor”

Başta Erdoğan olmak üzere AKP’li yetkililerin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik operasyon açıklamaları iktidarın Suriye ve Türkiye halklarının belki de yüz yıllık geleceğini ipotek altına almakta ısrar ettiklerinin göstergesidir. Suriye’de bütün dünya kalıcı istikrar ve barışı, çatışma çözümünü, kitlesel zorunlu göçün durmasını beklerken AKP iktidarının bu olası operasyonu daha fazla göçü beraberinde getireceği gibi Suriye’de kalıcı çözümün önünü yıllarca baltalayacak potansiyeller taşımaktadır.

Halihazırda Ukrayna’da büyük bir savaşın devam etmesi, Irak’ta hem iç hem de dış müdahalelerle hükümetin kurulmasının engellenmesi Orta Doğu ve dünya için büyük risk teşkil ederken Suriye’ye yönelik böylesi bir askeri operasyon başta Suriye ve Türkiye halklarını doğrudan etkileyecektir. Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik operasyon AKP iktidarının iddia ettiği gibi sığınmacıların geri dönüşünü sağlaması için değildir. Esas amaçları Kürtlerin diğer halklar ile gerçekleştirdiği birliği ve kazanımlarını ortadan kaldırmak içindir. Böylesi bir saldırı, çatışma koşullarını hem iç hem de dış göçü kaçınılmaz bir şekilde tetikleyecektir. Bu sebeple, Suriye’de yaşanan dış göçün sebebi rejim, İŞİD ve El Nusra olduğu kadar AKP hükümeti olmaya devam edecektir.

“Kobanî Kumpas Davasında mahkeme heyeti iyice çığırından çıktı”

Tamamen bir intikam ve iftira davasına dönüşen Kobanî Kumpas Davası bildiğiniz üzere bir yıldır devam ediyor. Bu dava çöktü, bu kumpas çürüdü ama iktidar ve onun temsilcileri gibi hareket eden mahkeme heyeti işi iyice çığırından çıkardı. Kumpas içinde kumpas kuruyorlar ve bunu da o kadar açık, aleni, utanmadan sıkılmadan yapıyorlar ki insan hayret ediyor. Şimdi de yargılanan arkadaşlarımızın savunmalarını bir günle sınırlama kararı aldılar. Rehin her bir arkadaşımız hakkında temelsiz binlerce iftira ve suçlamada bulunanlar adeta arkadaşlarımıza savunma yapmayın dayatmasında bulunuyorlar. Savunma hakkının gasp edilmesini tüm kamuoyunun önünde alenen yapıyorlar.

Tuzak ve hilelerle aldıkları tanık beyanlarını mahkemede doğrulatamayınca tanıklar açıkça tehdit ediliyor. Yetmiyor, avukatların mikrofonları kapatılıyor, savunma yapanlara müdahale ediliyor. Heyetin derdi adil bir yargılama yapmak değil, iktidarın talimatlarını yerine getirmek. Bunun içinde her türlü hukuksuzluğu mübah görüyor. Ama ne yaparlarsa yapsınlar duruşma salonlarında esas yargılamayı arkadaşlarımız yapıyor. Arkadaşlarımız bu kumpas davasının İŞİD’in yapamadığını yapma ve İŞİD’i koruma davası olduğunu her gün yeniden belgeliyorlar.

“Van herhangi bir kent değil, iradesi gasp edilmiş bir Kürt ili”

Geçtiğimiz hafta ana muhalefet partisi Van’da 3 gün süren bir toplantı düzenledi. Toplantı sanki dünyanın herhangi normal bir kentinde yapılmış bir havada gerçekleştirildi. Van, 20 Temmuz OHAL ilanından bu yana en uzun eylem ve etkinlik yasağının yaşandığı, kayyımlarla iradesinin gasp edilerek, seçilmiş Belediye Eşbaşkanı Bekir Kaya’nın tutuklandığı, yine seçilmiş Belediye Eşbaşkanı Bedia Özgökçe’nin sürgünde yaşamak zorunda bırakıldığı bir kent. Yaşayanların dilinin kültürünün yok sayıldığı, yolsuzlukla halkın mallarının talan edildiği bir Kürt ili.

Üç gün süren toplantıda Kürt meselesine, Kürt meselesinin çözümüne, Kürt halkının iradesinin gasp edilmesine dair somut bir öneri, bir çözüm projesi ortaya koyulmadığı gibi, ana muhalefet partisi Kürt halkına yönelik saldırıları dillendirerek kendilerine oy verilmediği takdirde bu saldırıdan kurtulamayacaklarını söyledi. “Bütün bu baskılardan kurtulmak istiyorsanız bize katılın” çağrısı maalesef muhalefetin de Kürt sorunundan ve bölge dinamiklerinden hiçbir şey anlamadığını gösteriyor. Daha önemlisi iktidarla benzerliklerini de gözler önüne serdi.

Bu söylem Erdoğan’ın “400 vekil verin bu iş huzur içinde çözülsün” söyleminin bir başka hali. Şunu hatırlatmak isterim ki, bugün yaşanan pek çok hukuksuzlukta, Kürt halkının yaşadığı mağduriyette, “bize katılın” diyenlerin payı küçümsenmeyecek kadar fazladır ve Kürt halkı bunu bilecek siyasi deneyime ve birikime sahiptir. Bize katılın çağrısı yapanlar öncelikle Kürt halkının gerçeğini ve bölge dinamiklerini anlamalıdır. Bize katılın diyenler Kürt halkının özgürlük talebi, anadili talebi, kendisini yönetme talebi konusunda ne düşünüyor?

Türkiye’deki tüm kesimlere açıkça sesleniyoruz Kürt halkı hiç kimseden kurtarılma talebinde bulunmuyor, Kürt halkı zaten faşizme karşı soluksuz bir mücadelenin içindedir. Geçmişte nasıl ki birçok kirli iktidar Kürt halkının karşısında çöküp tarihe karıştıysa, bu tekçi iktidar da küçülmüş ve kaybetme sürecine girmiştir. Bizim talebimiz bütün demokratik toplum kesimleriyle birlikte güçlü mücadeledir. Biz tekçi bir iktidarı yıkarken daha az tekçi bir iktidar yönetimini talep etmiyoruz, bizim mücadelemiz bütün tekçi güçlerin tasfiyesi, bunun yerine doğrudan yönetime katılan bir halk gerçekliğidir.

“Bizler kimseye mecbur ve muhtaç değiliz”

Dolayısıyla Kürt halkını, demokratik güçleri “siz bana mecbursunuz” diye tehdit etmek mevcut iktidarın benzer bir tezahürüdür. Bizler mücadele içinde bir değişimin öncülüğünü yapıyoruz, kimseye mecbur ve muhtaç değiliz. Dün olduğu gibi bugün de milyonlarca mücadele yoldaşımızla beraber kararlı bir şekilde yürüyoruz, yürüyeceğiz. Yoksullaşmayla oluşan öfkeyi halklara, mültecilere yönelterek sonuç alacağını düşünen iktidar ve muhalif görünen Saray’ın etkisi altındakiler şunu iyi bilmelidir ki; oluşturulan faşist çemberi kıracak güç, başka bir faşist çember örmek değildir, bu tekçi kuşatmayı yaracak olan yegane yöntem ezilen, yoksullaştırılan bütün toplum kesimlerini içerecek bir demokratik mücadeledir. HDP bu mücadelenin zemini, öncüsüdür. Çare Saray’ı taklit etmek değil, çare alternatif yeni yaşamı birlikte kurmakta ve inşa etmektedir.

“Konferanslarımızda sorunlar tartışıldı önemli çözüm kararları alındı”

Partimize yönelik saldırılar ve baskılar AKP-MHP iktidarı yönetiminde devam ederken, HDP olarak halklarımızın gelecek umudunu yaşamsallaştıracak ve yeni yaşamı inşa edecek çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Kongre ve konferans çalışmalarımızı bütün saldırılara rağmen büyük bir kararlılıkla sürdürüyoruz. Mayıs ayında Bölge Konferanslarımızı gerçekleştirdik. Yine 21-22 Mayıs tarihlerinde bu coğrafyanın tüm renklerini temsil eden kadınlar olarak, “Özgürlükte Israrlı Mücadelede Kararlıyız” diyerek Kadın Konferansımızı gerçekleştirdik.  4. Büyük Konferansımızı ise 6-7 Haziran tarihinde Ankara’da , “Büyük Direniş Büyük Yürüyüş” sloganıyla gerçekleştireceğiz.

Bölge Konferanslarımızda Türkiye’nin yaşadığı temel sorunlar ve çözüm yollarını tartıştık, önemli kararlar ortaya çıktı ve bunları Büyük Konferansımızda ele alarak kararlara dönüştüreceğiz. Aynı zamanda bu süreç bizim için örgütlenmeyi ve mücadeleyi büyütmenin de zamanı. Büyük Kongremizi ise 3 Temmuz tarihinde Ankara Spor Salonu’nda on binlerin katılımıyla gerçekleştireceğiz. Kongremiz için Mutabakat Komisyonlarımız çalışmalarına başladı. Partimizin yönetiminde yer almak isteyenler Parti Meclisi üyeliği için 10 Haziran’a kadar mutabakat komisyonlarımıza başvurularını yapabilirler. Gelin hep birlikte, “Özgürlükte ısrarlı, mücadelede kararlıyız” diyerek, halklarımızın ortak ve eşit yaşamı için “Büyük Direniş, Büyük Yürüyüş” içerisindeki yerimizi alalım.

“AKP halkın cebini, geleceğini yakıyor, halkın üzerine zam olarak yağıyor”

Ekonomide tek gündem var o da zamlar. Bitmiyor, gerçekten bitmiyor, her gün, her saat her şeye zam yapılıyor. Dün elektriğe yüzde 25, doğalgaza yüzde 30 zam yapıldı. Gece yarısı akaryakıta yine zam yapıldı. AKP iktidarı vatandaşın cebini yakıyor, yüreğini yakıyor, geleceğini ateşe veriyor, halkın üzerine zam olarak yağıyor.

Türkiye’yi batırdılar. Türkiye’nin hazinesi ve maliyesinin tek bir işlevi kaldı. O da halka emeklerinin karşılığı olarak verdikleri maaşı zamla, vergiyle, cezayla geri alma işlevi. Türkiye tarihinin en yüksek ithalat rakamlarına ulaşmış durumdadır. Türkiye hiç olmadığı kadar ithalata bağımlı hale gelmiş bir ülkedir. Bu tabloyu yaratan da AKP iktidarıdır. Bu yalan, yanıltıcı, içi boş açıklamalarla halkı kandırabileceklerini zannediyorlar. Yarattıkları pembe tabloların içerisinde boğulup gitmişler. Sokaktan, pazardan, tarladan, çarşıdan haberleri yok, hamasetle iktidarlarına bir nefes daha vermek için çabalıyorlar.

Aynı zamanda Dünya Açlıkla Mücadele Haftası’ndayız ve maalesef bugün dünyada 1 milyara yakın insan açlıkla mücadele ediyor. Türkiye’de de açlık ve yoksulluk hiç olmadığı kadar AKP ile arttı. Tüketici Hakları Derneği’nin yaptığı araştırmaya göre, Türkiye’de 25.5 milyon kişi açlık sınırının, 51 milyon yurttaş da yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Açlık ve yoksulluk üreten iktidarın yanlış ekonomi politikaları, en çok da tarım alanında hissediliyor. Dışa bağımlı hale getirilen tarımda, çiftçilere verilmeyen desteklerin yanı sıra, verimli topraklar betonlaştırıldı. Elbette Türkiye halkları iktidarın ülkeyi içine soktuğu durumun farkında ve buna gerekli cevabı sandıkta mutlaka verecektir.

Gemlik Yürüyüşüne yönelik yaptığımız çağrı derdi demokrasi ve barış olan herkesedir

SORU: Belirtiğiniz gibi 12 Haziran’da bir yürüyüş gerçekleştireceksiniz, bu yürüyüş kapsamında siyasi partilere ve demokratik kitle örgütlerine özel bir çağrıda bulundunuz, mu bunun için bir çalışma yürüttünüz mü? PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde yıllardır süren tecridin ülkeyi kaosa sürüklediğini savaş siyasetini derinleştirdiğini vurguluyorsunuz. İçinde bulunduğumuz savaş sürecini nasıl etkiler bu yürüyüş?

Dün zaten çağrıcı kurumlar ortak açıklama yaptılar. Bu çağrı bütün demokratik kurumlaraydı. Çünkü bir hakikat var, İmralı tecrit sistemi, Türkiye’deki savaş politikalarını, krizi derinleştiriyor. Tekçi ve faşist iktidarın beslenme noktasına dönüşüyor. Derdi ülkenin kurtuluşu ve geleceği olan, derdi Türkiye halklarının bir arada özgür ve demokratik bir şekilde yaşaması olan herkesi bu yürüyüşe davet ediyoruz. Çağrımız herkese, bütün barışseverlere ve demokratlaradır. Bütün tecrit karşıtı güçleredir. Bu yürüyüşte yer almak isteyen bütün siyasi partilere STK’lara ve Türkiye demokratik kamuoyuna bu çağrıyı yapıyoruz. Şunun farkındayız. İmralı tecrit sistemin kaldırılması Türkiye’nin demokratikleşmesi için olmazsa olmazdır. Orta Doğu’daki barış ancak İmralı tecrit sisteminin dağılmasıyla mümkün olur. Dolayısıyla savaş politikalarından rahatsız olan herkes bu yürüyüşte yerini almalı, halklarla birlikte Gemlik’e doğru yola çıkmalıdır. Bu adım bizler için önemli, belki hemen sonuçlar yaratmayabilir ama Türkiye halklarının ve özellikle Kürtlerin barıştan ve demokrasiden yana tavrını ortaya koyar. Bunun çözüm adresinin de İmralı ve sayın Öcalan olduğunu gösterecektir.”

Paylaşın

Kaftancıoğlu, ‘SaBıKa Holding’ Broşürü Davasında Beraat Etti

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, SBK Holding hakkında sosyal medyada paylaştığı “SaBıKa Holding Broşürü” ile ilgili “Cumhurbaşkanı’na Hakaret” ve “Kamu Görevlilerine Hakaret” suçlamasıyla yargılandığı davada beraat etti.

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, bir kez daha hakim karşısına çıktı. Kaftancıoğlu hakkında Sezgin Baran Korkmaz’ın holdingiyle ilgili bilgilerin yer aldığı “SaBıKa Holding” broşürünü paylaştığı gerekçesiyle “Cumhurbaşkanın hakaret ettiği” iddiasıyla 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası isteniyordu.

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker, YouTube üzerinden yayınladığı ifşaatlarda Sezgin Baran Korkmaz’ın bürokrasi ve yargıya rüşvet verdiğini ileri sürmüş, CHP de Türkiye gündemine oturan iddialara ilişkin “SaBıKa Holding” broşürü hazırlamıştı.

Broşürü sosyal medya hesabından paylaşan Canan Kaftancıoğlu, şu ifadeleri kullanmıştı: “Kara para, siyaset ve yargı hikayesinin anlatıldığı SaBıKa Holding broşürlerimizi vatandaşlarımızla buluşturacak ve bir daha yaşanmasın diye hep birlikte çalışacağız… Gençler akıttığınız tere sağlık…”

Canan Kaftancıoğlu, bugün “Cumhurbaşkanına hakaret” ettiği iddiasıyla, 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası istemiyle hakim karşısına çıktı. Kaftancıoğlu, İstanbul 35. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada beraat etti.

CHP’li Kaftancıoğlu, 3 davada verilen 4 yıl 11 ay 20 gün hapis cezasının Yargıtay tarafından onanmasının ardından 31 Mayıs’ta Silivri Cezaevi’ne gönderilmiş, işlemlerinin tamamlanmasının ardından serbest bırakılmıştı.

Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması yapan Kaftancıoğlu, “Bu memlekettre sabah akşam, yatıp kalkıp halka hakaret edenler yine sabah akşam bizlerin hakaret ettiğine dair davalar açıyorlar.” dedi.

Kaftancıoğlu SBK Holding broşürüyle igili şunları söyledi: “CHP olarak bizler, İstanbul İl Başkanı olarak ben, hakaret etmeyiz; hakaret bizim hem insnai hem parti kültürmüzde yoktur ancak CHP olarak bizler doğruyu, gerçeği söylemek zorundayız.

“Bugün de yargı,siyaset,rüşvet ilişkisinin anlatıldığı; bu halkın paralarının nasıl peşkeş çekildiğini halka anlatmak için yaptığımız parti çalışmasından dolayı, ne bir hakaret var , ne bir ağır söz var. Sabah akşam halka hakaret edenler tarafından dava açıldı ve bugünkü dava da beraat ile sonuçlandı.”

Paylaşın

Dış Ticaret Açığı Yeni Rekor Kırdı

Ticaret Bakanlığı’nın öncü verilerine göre Mayıs ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 157 artışla 10,7 milyar oldu. Mayıs ayında öncü göstergeler dış ticaret açığının rekor tazelediğini gösterdi.

Ticaret Bakanlığı’nın öncü verilerine göre Mayıs’ta ihracat yüzde 15,2’lik artışla 19 milyar dolara çıkarken, ithalat ise yüzde 43,8 artışla 29,7 milyar dolar oldu.

Böylelikle dış ticaret açığı yüzde 157 artışla 10,7 milyar dolar oldu ve yeni rekor seviyeye yükseldi.

İhracatın ithalatı karşılama oranı 15,9 puan azalarak yüzde 64 olarak gerçekleşti. Enerji verileri hariç tutulduğunda, ihracatın ithalatı karşılama oranı 12,3 puan azalarak yüzde 77,4 oldu.

Tüketim ithalatı artışı, yatırım ithalatını aştı

Mayıs ayında ekonomik gruplara göre en çok ithalat 24,1 milyar dolarla hammadde grubunda yaşandı. Bu grupta yıllık ithalat artışı yüzde 52,4 oldu.

Hammadde grubunu 3,2 milyar dolarla yatırım malları izledi. Yatırım mallarında yıllık ithalat artışı ise yüzde 10,8 olarak kaydedildi. Tüketim malları ithalatı ise yüzde 22,3 artışla 2,4 milyar dolar oldu.

Ocak-Mayıs döneminde dış ticaret açığı yüzde 136 arttı

Ocak-Mayıs döneminde geçen yılın aynı dönemine göre ihracat, yüzde 20,4 oranında artarak 102,5 milyar dolar, ithalat ise, yüzde 40,9 oranında artarak 145,7 milyar dolar oldu.

Bu rakamların ardından aynı dönem için dış ticaret açığı yüzde 136 artışla 43,2 milyar dolar olarak kaydedildi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a 5 Kuruşluk Tazminat Davası Açtı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dün grup toplantısında kendisine yönelik sözleri nedeniyle 5 kuruşluk tazminat davası açtı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik tarafından Ankara’da mahkemeye sunulan dava dilekçesinde şu ifadeler yer aldı:

“Tamamıyla siyasileştiği, davalı Recep Tayyip Erdoğan’ın güdümüne girdiği, siyasi baskıların altında ezildiği eleştirisine muhatap olan Türk yargısının bile bu söz ve yakıştırmaları eleştiri kapsamında görebilme şansı bulunmamaktadır. Hakaret kapsamlı görülmemesi olasılığında bu söz ve yakıştırmaların başkaca siyasiler tarafından iktidar temsilcilerine yöneltilmesi sonucunu doğuracağı da gözden ırak tutulmamalıdır.”

Kılıçdaroğlu’nun Avukatı Celal Çelik, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada:

“Hakaret etmeyi alışkanlık haline getiren, seviyesizce ve haddini aşarak; ‘Yalancı, omurgasız, sefil, terör sevici..’ hakaret sözlerini yöneltme cüretini gösteren Erdoğan hakkında bugün yine 5 Paralık dava açtık! Kemal Kılıçdaroğlu’nun talimatı ve muhataba biçtiği değer gereğince!” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, tirajı en yüksek ulusal beş gazetenin mahkeme kararını yayımlamasına karar verilmesini de talep etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün TBMM’de; partisinin grup toplantısında, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na yönelik olarak şunları söylemişti:

“Çünkü bu zat yalancı. Çünkü bu zat omurgasız, çünkü bu zat bir proje. Çünkü bu zat bir aparat. Bu zatın partisinin başına kaset komplosu ile geçirildiği günden beri Türkiye’nin milli çıkarlarına karşı sinsi bir savaş vermekten başka iş yaptığını gördünüz mü?

Yine bu zatın ülkede yapılan tüm eserleri ve hizmetleri engellemeye çalışmaktan başka bir gayretine şahit oldunuz mu? Bu zatın Demirtaş’ından Kavala’sına, FETÖ’cülerinden PKK’lılarına kadar ülke ve millet düşmanı teröristleri savunmaktan, hatta bunun için Ankara’dan İstanbul’a yürümekten başka bir çabası var mı?

Bay Kemal orada mıydı, oradaydı. Niye? Çünkü başı çeken oydu. Bunlardan millete, vatana hayır gelmez. Bunlar ancak terör sevicilerle beraber çünkü kendileri de terör sevici. Siz bakmayın birilerinin Gezi olaylarının arkasındaki karanlık tiplere, ‘demokrasi kahramanı’ muamelesi yaptığına, bunların hepsi de yaptıkları ihanetin bilincinde olan beşinci kol elemanıydı.”

Paylaşın

Otomobilde Zam Dalgası

Mayıs ayında yaşanan kur artışının da etkisiyle otomobil fiyatlarına zam geldi. Ocak ayında yenilenen Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) matrahlarında da en alttaki dilimde model kalmadığı belirtildi.

Bloomberg HT’nin derlediği bilgilere göre, sıfır otomobillere yüzde 4 ile yüzde 10 arasında değişen oranlarda zam yapıldı. Bazı markalar zammı geçen hafta fiyatlarına yansıtırken, bazı markalar da 31 Mayıs -1 Haziran tarihlerinde fiyatlarında artış yaptı.

Ocak ayında yayımlanan Cumhurbaşkanı kararı ile binek otomobillerde motor silindir hacmi 1600 cc’yi geçmeyen binek otomobiller için uygulanmakta olan ÖTV tarifesi yeni matrah grupları açılmak ve yeni oranlar belirlenmek suretiyle yeniden oluşturulmuştu.

Böylece, yüzde 45 ÖTV oranı için esas alınan matrah eşiği 92 bin liradan 120 bin liraya çıkarılırken, yüzde 50 ile yüzde 80 ÖTV oranı arasına iki matrah grubu daha açılmıştı.

Matrahı 150 bin lirayı aşıp, 175 bin lirayı aşmayanların ÖTV oranı yüzde 80 yerine yüzde 60 oranında, matrahı 175 bin lirayı aşıp, 200 bin lirayı aşmayanların ÖTV oranı yüzde 80 yerine yüzde 70 oranında vergilendiriliyordu.

Otomobillerde yüzde 80 ÖTV oranı için esas alınan matrah eşiği de 150 bin liradan 200 bin liraya çıkarılmıştı.

Diğer taraftan, 1800 cc’yi geçmeyen hibrit motorlu araçlarda da yüzde 45 ÖTV oranı için esas alınan ÖTV matrah eşiği 114 bin liradan 130 bin liraya, 50 ÖTV oranı için esas alınan matrah eşiği 170 bin liradan 210 bin liraya yükseltilmişti.

İkinci el otomobilde yüzde 25 artış bekleniyor

Otomobil fiyatlarına ilişkin Milliyet’e değerlendirmelerde bulunan Motorlu Araç Satıcıları Federasyonu (MASFED) Genel Başkanı Aydın Erkoç da “İkinci el araç almak isteyen vatandaşlarımıza, fiyat artışının devam edeceğini öngördüğümüz için bir an önce araç almalarını tavsiye ediyoruz. Fiyatlar yüzde 25 artacak” dedi.

Erkoç, “Şu an piyasada araç bulmakta zorlanıyoruz. Tedarik sıkıntısının baş göstermesi ve talebin ikinci ele kaymasıyla fiyatlarda suni bir artış meydana gelmişti. Çip krizi ve Rusya’dan tedarik edilen bazı gaz ve madenlerin savaş nedeniyle temin edilemeyişiyle fiyatlar tırmanırken, beklenen toparlanma ve normale dönüş de henüz olmadı” diye konuştu.

Paylaşın