Türkiye, Faroe Adaları’nı Farklı Geçti

A Milli Futbol Takımı, UEFA Uluslar C Ligi 1. Grup ilk maçında Faroe Adaları’nı 4-0 mağlup etti ve lige galibiyetle başladı. Milliler bu sonuçla 1. Grup’ta liderlik koltuğuna oturdu. 

Haber Merkezi / Grupta günün diğer maçında Lüksemburg, deplasmanda Litvanya’yı 2-0 mağlup etti. Başakşehir Fatih Terim Stadyumu’nda maçta Türkiye’ye galibiyeti getiren golleri 37. dakikada Cengiz Ünder, 47. dakikada Halil Dervişoğlu, 82. dakikada Serdar Dursun ve 85. dakikada Merih Demiral attı.

Karşılaşmadan dakikalar:

33. dakikada Kerem Aktürkoğlu’nun soldan ortasında savunmanın arkasına sarkan Enes Ünal, topu kontrol edip vurmak istedi, kaleci Nielsen meşin yuvarlağı kornere çeldi. 34. dakikada soldan kullanılan kornerde Enes Ünal ön direkte kafayla vurdu, top auta gitti.

37. dakikada Enes Ünal’ın kendi yarı alanından attığı ara pasa hareketlenen Kerem Aktürkoğlu’nun vuruşunda kalesini terk eden kaleci Nielsen topun önüne yatarak meşin yuvarlağın kaleye gitmesini engelledi. Nielsen’den seken topu ceza sahası dışı sağ çaprazında karşılayan Cengiz Ünder düzgün bir vuruşla uzak mesafeden topu boş kaleye göndererek skoru 1-0 yaptı.

47. dakikada Enes Ünal’ın pasıyla orta sahada topla buluşan Halil Dervişoğlu, rakip ceza sahasına kadar meşin yuvarlağı sürerek düzgün bir vuruşla topu ağlara gönderdi: 2-0

64. dakikada rakibinden önce topu kaparak hızla ceza sahasına yönelen Dorukhan Toköz’ün ceza yayı üzerinden vuruşunda top kalecide kaldı. 82. dakikada Hakan Çalhanoğlu’nun sağdan kullandığı kornerde Serdar Dursun’un altı pas üzerinden yaptığı kafa vuruşunda top kalecinin müdahalesine rağmen ağlarla buluştu: 3-0

85. dakikada sağ taraftan başlayan atakta peş peşe paslarla ceza sahasına giren ay-yıldızlı ekipte Yunus Akgün’ün topuk pasıyla Merih Demiral sağda topla buluştuktan sonra çaprazdan düzgün bir vuruşla meşin yuvarlağı ağlara gönderdi: 4-0

Stat: Başakşehir Fatih Terim

Hakemler: Trustin Farrugia Cann, Luke Portelli, Edward Spiteri (Malta)

Türkiye: Uğurcan Çakır, Mert Müldür, Merih Demiral, Çağlar Söyüncü (Dk. 46 Doğukan Sinik), Ferdi Kadıoğlu, Dorukhan Toköz (Dk. 66 Salih Özcan), Cengiz Ünder (Dk. 80 Yunus Akgün), Hakan Çalhanoğlu, Kerem Aktürkoğlu (Dk. 46 Kaan Ayhan), Halil Dervişoğlu (Dk. 65 Serdar Dursun), Enes Ünal

Faroe Adaları: Nielsen, Davidsen, Askhham, Faero, Joensen, Jonsson (Dk. 53 Andreasen), Hansson (Dk. 86 Mikkelsen), Gunnar Vatnhamar, Solvi Vatnhamar (Dk. 86 Edmundsson), Rolantsson (Dk. 53 Agnarsson), Johannesen (Dk. 53 Olsen)

Goller: Dk. 37 Cengiz Ünder, Dk. 47 Halil Dervişoğlu, Dk. 82 Serdar Dursun, Dk. 85 Merih Demiral (Türkiye)

Paylaşın

Babacan: İşsizin İş Bulamadığı Ülkede Büyümeden Bahsedemezsiniz

Partisinin İskenderun İlçe Kongresi’nde konuşan DEVA Lideri Babacan, iktidarı ekonomi üzerinden eleştirerek, “Cumhurbaşkanı’na bakıyoruz, ayrı bir alemde. Beştepe Harikalar Diyarından millete masal anlatıyor. Ekonomi, bu çeyrekte yüzde 7,3 büyümüş falan filan. Bu nasıl büyümeyse anlamadık. İşsizin iş bulamadığı, çocukların yatağa aç girdiği, esnafın elektriğini yakamadığı ülkede büyümeden bahsedemezsiniz.” dedi.

Haber Merkezi / Babacan konuşmasının devamında, “Vatandaşımız dertli. Bir hanımefendi bağırdı: ‘Enflasyon, enflasyon, enflasyon’ diye. ‘Enflasyon yüzde 300’ diyen bir babanın feryadına şahit oldum. Bu acı tabloyu çözmenin sorumluluğunu iliklerimize kadar hissediyoruz. Biz, heyecanımızı hiçbir zaman kaybetmeyeceğiz. Türkiye’yi hukukla biz buluşturacağız. Türkiye’ye güveni yine biz getireceğiz. Zenginliği yükselten kadrolar yine bizler olacağız. Ülkemizi krizlerin pençesinden yine bizler kurtaracağız. Özgür ve zengin bir Türkiye olacağız.” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin İskenderun İlçe Kongresi’nde konuştu. Ekonomiden sağlığa önemli başlıklara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Babacan, “84 milyonluk ülkede, sokaktaki fiyatlardan haberi olmayan iki kişi var: Biri Sayın Erdoğan, diğeri Bahçeli” dedi.Babacan özetle şunları söyledi:

“Sağlık sistemi çöküyor. Randevular alınamıyor. Teşhisler konulamıyor. Ameliyatlar yapılamıyor. İlaçlar bulunamıyor. Ülke resmen hekimler göçü veriyor. Devlet hastanelerindeki hekimler sürekli istifa ediyor. Hekim olmayınca, randevu da kuyrukları uzuyor. Sebebi iş bilmezlik. Böyle giderse birkaç yıla kadar ameliyat yapacak cerrah bulamayacağız.

Bir iktidar, kendi elimizle yetiştirdiğimiz insan gücümüzü Amerika’ya, Avrupa’ya bedavadan vermez, veremez. İnsanlara kaliteli bir yaşam ve insanca çalışma imkânı tanınmazsa, o ülkenin hastanelerinde randevu kuyruğu olur. Muayene süreleri 5 dakikaya indirilirse insanlar doğru düzgün tedavi edilemez. Kur oynaklığı devam ettiği sürece ilaç sanayine güven verilemez, ilaç bulunmaz. Sağlıktaki krizi çok iyi görüyoruz. Hekimiyle eczacısıyla, hemşiresiyle teknisyeniyle tüm sağlık çalışanlarımızın yanındayız.

Kur korumalı mevduat hesabı dediler. Yoksuldan alıp zengine vermenin adı. Kur artınca mevduat sahipleri mağdur oluyor da mazota 26 lira ödeyen şoför arkadaşım mağdur olmuyor mu? Tam bir devleti batırma operasyonu. Hükûmetin enflasyonu düşüremeyeceğini biliyoruz.  Niye dört yıldır yapamıyor? Elini tutan mı var?

“Fiyatlardan haberi olmayan iki kişi var”

Türkiye, insanların hayallerinden uzaklaştığı bir ülkeye dönüşüyor. Koskoca ülkeyi Survivor setine döndürdüler. Millet hayatta kalmak için çalışıyor. Rakamları Ayarlama Enstitüsü, geçen ayın enflasyonun rakamını açıkladı. Neymiş? Yüzde 73 buçukmuş. İnandırıcılığını artırmak için bir de buçuk eklemişler. ‘Enflasyonu o kadar hassas, kuyumcu terazisiyle ölçüyoruz ki 73,5’ diye açıklıyorlar. Öyle anlaşılıyor ki, 84 milyonluk ülkede, sokaktaki fiyatlardan haberi olmayan iki kişi var: Bir, Sayın Erdoğan. Diğeri Bahçeli. TÜİK onlara yaranmak için birileriyle yarışa girdiyse bilelim.

Yayınladıkları aylık raporlarda ürünlerin fiyatını listelemeyi durdurmuşlar. Yahu siz kimi aldatıyorsunuz? Fiyatları yayınlamayınca, markette vatandaş fiyatları görmeyecek zannediyorlar. Ha tabii Sayın Erdoğan ve Bahçeli alışverişe, markete çıkmadığı için fiyatları görmeyecek doğru. Ancak, 84 milyonun geri kalan, 83 milyon 999 bin 998 kişi fiyatları görüyor.

Ülkemizde artık kronik yüksek enflasyon devri başlamış durumda. Ancak yanlışta ısrar, yanlışta inat bu ülkeyi daha da kötüye götürür. Bu kafayla bunlar ülkeyi, Allah korusun, hiper enflasyona bile götürür. Bu enflasyonun sonucu açlıktır, yoksulluktur.

“İşsizin iş bulamadığı ülkede büyümeden bahsedemezsiniz”

Cumhurbaşkanı’na bakıyoruz, ayrı bir alemde. Beştepe Harikalar Diyarından millete masal anlatıyor. Ekonomi, bu çeyrekte yüzde 7,3 büyümüş falan filan. Bu nasıl büyümeyse anlamadık. İşsizin iş bulamadığı, çocukların yatağa aç girdiği, esnafın elektriğini yakamadığı ülkede büyümeden bahsedemezsiniz.

Vatandaşımız dertli. Bir hanımefendi bağırdı: ‘Enflasyon, enflasyon, enflasyon’ diye. ‘Enflasyon yüzde 300’ diyen bir babanın feryadına şahit oldum. Bu acı tabloyu çözmenin sorumluluğunu iliklerimize kadar hissediyoruz.

Biz, heyecanımızı hiçbir zaman kaybetmeyeceğiz. Türkiye’yi hukukla biz buluşturacağız. Türkiye’ye güveni yine biz getireceğiz. Zenginliği yükselten kadrolar yine bizler olacağız. Ülkemizi krizlerin pençesinden yine bizler kurtaracağız. Özgür ve zengin bir Türkiye olacağız.”

Paylaşın

Die Welt: Erdoğan, Türkiye’yi 19 Yıl Öncesine Döndürdü

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de mayıs ayında yıllık enflasyon son 24 yılın en yüksek seviyesine ulaşarak yüzde 73,5 oldu. Die Welt gazetesindeki analizde, Türkiye’de enflasyonun rekor derecede artış göstermesinden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘heterodoks ekonomi politikaları’ sorumlu tutuldu.

’19 yıl önce yükselişi getiren Erdoğan’ın şimdi de düşüşten sorumlu olduğunun’ belirtildiği analizde şu ifadeler dikkat çekti: “Türkiye yeniden Türklerin bir daha görmeyi istemediği bir noktada; 90’ların enflasyon kaosu geri döndü. O dönemde gelişmekte olan ekonomiler arasında yer alan Türkiye, ekonomik olarak istikrarlı olmayan ve her tür krize açık bir ülke olarak görülüyordu. Resmi verilere göre mayıs ayında enflasyon 1998 yılından bu yana en yüksek seviye olan yüzde 73,5’e ulaştı. Bunun Erdoğan’ı ilgilendirmemesi mümkün değil. Gelecek yıl yapılacak meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir terslikle karşılaşabilir. Muhalefet ise yirmi yılın ardından iktidarı otokratın elinden alma konusunda ellerine bir fırsat geçtiğine inanıyor. Erdoğan ise yeni heterodoks ekonomi politikasından geri adım atacağa benzemiyor. Geçen ay şöyle demişti: ‘Gösterge faiz enflasyon dayatmasını tek kurtuluş reçetesi gibi önümüze getirenlerin bir kısmı zır cahil, bir kısmı ise alenen vatan hainidir.'”

“Merkez Bankası enflasyonla kararlı şekilde mücadelede etmiyor”

Süddeutsche Zeitung gazetesinin internet sitesinde yer alan dpa kaynaklı haber-analizde ise Türkiye’deki yüksek enflasyonun birçok nedeni olduğu belirtildi: “Türkiye’deki yüksek enflasyonun nedenlerinden en önemlisi ülke parasının değer kaybetmiş olması. Bu durum, ithal ürünlerin ve hizmetlerin pahalanmasına ve enflasyonu körüklemesine neden oluyor. Korona pandemisi, Ukrayna savaşı ve Çin’in sıkı korona politikasının neden olduğu küresel ticaretteki gerginlikler de bunun üzerine geliyor. Birçok ekonomiste göre Merkez Bankası enflasyonla kararlı şekilde mücadelede etmiyor; uzmanlar bunun arkasında siyasi baskının olduğuna inanıyor.”

Tagesschau haber portalındaki haberde ise Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerindeki baskının arttığına işret edildi: “Türkiye’de hayat pahalılığı giderek artıyor. Enerji ve benzin fiyatları ay başına göre ciddi biçimde arttı; örneğin doğal gaza yüzde 30 zam geldi. Bunun nedenlerinden biri Türk Lirası’ndaki değer kaybı. Diğer yandan korona pandemisi ve Ukrayna Savaşı’nın da etkileri hissediliyor. Ekonomik sorunlar nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerindeki baskı giderek artıyor. Yeni yapılan bir ankete göre AKP’nin oy oranı yüzde 30’un altına düştü. Gelecek yıl yapılması planlanan meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin öne çekilebileceği konusundaki spekülasyonlar artıyor.”

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu ‘İnsanca Yaşam Manifestosu’nu Açıkladı

Partisinin il başkanları ve il müfettişleri toplantısında konuşan SP Lideri Karamollaoğlu, devletin adaleti ve insani değerleri hakim kılma mekanizması olduğunu vurgulayarak, “Adalet, insanı yaşatan, onuru koruyan, hakkı ve hukuku gözeten iradenin, kararın ve kuralın geçerli ve esas olmasıdır. Her şeyin yerli yerinde, olması gerektiği gibi olmasıdır. Özgürlük, insanı yaşatmayı hedefliyor, insanca yaşamayı sağlıyorsa sahicidir. Yasaklar ve sınırlamalar, ancak insanı ve insanlığı koruduğunda mazur görülebilir” dedi.

Haber Merkezi / Demokrasi, siyaset, hukuk, devlet ve adaleti insanca yaşamayı kolaylaştıran mekanizmalar ve kurumlar olarak gördüklerini vurgulayan Karamollaoğlu, “Hak ve özgürlüklerin anayasada ya da yasalarda yer almasını değil, hayatın içinde var olmasını ve insan tarafından bizatihi kullanılmasını önemsiyoruz.” ifadelerini vurguladı. Hükümet ve devletin yardım ya da merhamet etmekten değil, hakkı ve adaleti tesis etmekten sorumlu olduğunu kaydeden Karamollaoğlu, “Kanunun içinde eşit, hakimin önünde eşit değilseniz adil yargılanma hakkından, hak arama hürriyetinden, kanun önünde eşitlikten bahsetmek ne mümkündür.” dedi.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, partisinin AFİTAB Kültür Merkezi’nde düzenlenen il başkanları ve il müfettişleri toplantısında açıklamalarda bulundu. Karamollaoğlu’nun konuşması şöyle:

“Bizler suni gündemlere takılıp kalmadan yolumuza devam ediyor; ülkemizin problemlerinin çözümüne ve insanımızın sıkıntılarını gidermenin yollarına odaklanıyoruz. Sözün güzelini söylemekten ve işin de doğrusunu yapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.

Bugün burada sadece bir İl Başkanları Toplantısı gerçekleştirmiyoruz. Bugün aynı zamanda İnsanca Yaşam Manifestomuzu da kamuoyuna deklare ediyoruz. Saadet Partisi olarak 85 milyon insanımıza bir teklifimiz var. Peki nedir o. İnsanca Yaşam. Evet insan… Eşref-i mahlûkat olan insan… İnsan; dünyanın var oluş gerekçesidir. Yaratılmışların en şereflisi, hakların ve onurun emsalsiz öznesidir. İnancımıza göre insan Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Evet. Zaman, mekan ve imkan tartışmasız insan içindir. Ve elbette inanç, erdem, adalet, fikir, irfan, siyaset ve devlet insana dairdir. Saadet Partisi olarak, insanı yaşatmak da insanca yaşatmak da bizim vazgeçilmez önceliğimiz ve hedefimizdir.

Peki bugün bu topraklar üzerinde insanımız insanca yaşam sürebiliyor mu? Maalesef, hayır. Bugün Türkiye’de milyonlarca insan açlık ve yoksulluk sınırının altında bir hayata mahkum edilmiştir. Her 3 gencimizden 1’i işsizdir. Yıllarca alın teri dökmüş emeklilerimiz; 2-3 bin lira ile geçinmeye çalışmaktadır. Kadınlar hiçe sayılmakta, şiddet görmekte ve cinayetlere kurban gitmektedir. Memurlarımız, mobbinge uğramakta ve maaşları yoksulluk sınırının altında kalmaktadır. İşçilerimiz, emekçilerimiz zor koşullarda çalıştırılmakta ve emeklerinin karşılığını alamamaktadır. Çiftçimiz, üreticilerimiz, toprağa küstürülmüştür. Engellilerimiz, EYT ve KHK mağdurları gibi toplumsal gruplar feryadını yetkililere duyuramamakta, yaşadıkları mağduriyetler giderilmemektedir.

“Karşılaştığımız manzara hakikaten üzüntü verici”

Hangi alanı ele alırsak alalım, hangi meslek grubunu irdelersek irdeleyelim karşılaştığımız manzara hakikaten üzüntü vericidir. Ataması yapılmayan öğretmenler, saatlerce nöbet tutup, şiddete uğrayıp, bir de ülkenin Cumhurbaşkanı tarafından sözlü şiddete maruz kalan sağlık çalışanlarımız, üniversite mezunu olduğu halde iş bulamayıp, diplomalı işsizler kervanına katılan yüz binlerce gencimiz. Bankaların vicdanına terk edilen ve kepenk kapatmak zorunda kalan esnafımız. Polislerimiz, askerlerimiz, eğitimcilerimiz, mühendislerimiz ve hemen hemen tüm meslek grubundan insanımız ve mesleklerine hiç başlama fırsatı bulamayan insanlarımız…

Aynı şekilde kan ağlayan sektörlerimiz ve her gün gözyaşı dökerek adalet arayan mağdurlar… Biz İnsanımızı insanca yaşatmak istiyoruz. Biz, bu düzene razı değiliz, insanımızın mahkum edildiği bu koşullara razı değiliz! İnsanımızı insanca yaşatmayan bu anlayışı kabul etmiyor, reddediyoruz. Biz, insanımızı insanca yaşatmak istiyor ve insanımıza bu koşulları reva gören düzene karşı insanımızın yanında saf tutuyoruz. Biz, çocuğunu pamuk tarlasında doğurmak, fındık bahçesinde büyütmek, ayçiçek tarlalarında çalıştırmak zorunda kalan mevsimlik tarım işçisinin yanındayız.

KPSS’de, yazılı sınavda birinci olup mülakatta 50 puan verilerek elenen öğretmen adayının yanındayız. Biz sipariş verilen pizzayı, bir ambulansın kaza mahaline ulaşmasından daha kısa sürede yetiştirmeye çalışan kuryenin yanındayız. Kuru ekmek ve soğanını inşaatta yiyen, duşunu inşaatta alan, yastığını çimento torbasından, yorganını çimento kağıdından yapmak zorunda kalan inşaat işçisinin yanındayız.

Saadet Partisi olarak biz; eşi ve çocukları günyüzü görsün diye gün ışığı görmeden yer altında çalışan maden işçisinin yanındayız. Biz çocukları okula aç gitmesinler diye başkalarının evinde cam silen, yer ovan gündelikçi annelerin yanındayız. Mazota, gübreye, ilaca, elektriğe para yetiştiremeyen üreticinin yanındayız. Boyundan yüksek çekçeği zıplayarak tutan, okul masraflarını çöpten çıkaran kömür gözlü kağıt toplayıcısı çocuğun yanındayız. Biz Rabia Naz’ın, Nadira Kadirova’nın, Özgecan Aslan’ın, Şule Çet’in, Başak Cengiz’in ve Ceren Özdemir’in yanındayız.

İnsanların kendi kültürlerini yaşatma ve kendi anadillerini kullanma haklarının yanındayız. Biz adil yargılanma talebi duyulmayan, beraat ettiği, takipsizlik kararı aldığı halde işine dönemeyen, pasaportu verilmeyip Meriç’te boğulmaya, kanserden ölüme, açlıktan ağaç kabuğu yemeye mahkum edilen KHK’lının yanındayız.

Lambasını yakmaya, kombisini açmaya korkan emeklinin yanındayız. Biz zor şartlarda fedakarca görev yapan sağlık çalışanlarının yanındayız. Hakaretlere, tehditlere, saldırılara rağmen hakikatin peşinden koşmaktan vazgeçmeyen, köşesini, sayfasını, kanalını doğrulara açan ilkeli basın emekçisinden yanayız. Biz belediye meclislerinin buharlaştırılmasından değil yerel yönetimlerin güçlendirilmesinden yanayız. Üniversitelerin, akademisyenlerin ve öğrencilerin baskı ve tahakküm altında tutulmasından değil, bilim ve düşünce üretmesinden yanayız. Biz Kazdağları’nın, Salda Gölü’nün, Munzur Suyu’nun, Kelkit Vadisi’nin, Gediz Ovası’nın, Ergene Çayı’nın, İkizdere’nin, Cerattepe’nin yanındayız. Özetle, yağma ve talandan değil toplum ve doğadan yanayız.

“İnsanca yaşamak ve insanımızı da insanca yaşatmak istiyoruz”

Biz özgür ve hak sahibi olarak doğan insanların özgür ve hak sahibi olarak yaşamalarının yanındayız. Emeğin, alın terinin, bereketin, üretmenin, paylaşmanın, dayanışmanın, kardeşliğin yanındayız. Biz bu coğrafyanın vicdanıyız. Bu kapıdan içeriye kin giremez, nefret giremez, ırkçılık, mezhepçilik, yabancı düşmanlığı giremez. Biz kendimiz için isteğimizi kardeşimiz için de isteriz. Biz kendimize yapılmasını istemediğimiz başkasına da yapılmasın isteriz. Bizim ahlakımız bunu gerektirir, bizim maneviyatımız bunu gerektirir. Biz barışın, uzlaşının, eşitliğin, adaletin, iş birliğinin, hak ve özgürlüklerin yanındayız. Biz ezilenlerin, hor görülenlerin, hak ayarayanların, adalet peşinde olanların yanındayız. Biz insanımızın yanındayız, insanımızdan yanayız ve insanımızın yanında saf tutuyoruz. Saadet Partisi olarak biz insanca yaşamak ve insanımızı da insanca yaşatmak istiyoruz.

Bizim anlayışımızda devlet insanı insanca yaşatmanın aracı, adaleti ve insani değerleri hakim kılma mekanizmasıdır. Bizim bakışımızda adalet; insanı yaşatan, onuru koruyan, hakkı ve hukuku gözeten iradenin, kararın ve kuralın geçerli ve esas olmasıdır. Her şeyin yerli yerinde olması gerektiği gibi olmasıdır. Özgürlük insanı yaşatmayı hedefliyor, insanca yaşamayı sağlıyorsa sahicidir. Yasaklar ve sınırlamalar ancak insanı ve insanlığı koruduğunda mazur görülebilir.

Bir siyasal sistem, bir hukuk düzeni, bir devlet teorisi ve pratiği ancak ve ancak insani değerleri, insani kalkınmayı, adil paylaşımı mümkün kıldığında, insanı yaşatmayı başardığında; hakkı, insafı ve merhameti kendisine dayanak yaptığında, insanı, onuru ve haklarıyla birlikte koruduğunda, kolladığında, yaşattığında, her insana, istisnasız, ayırımsız ve ayrıcalıksız şekilde insanca yaşama imkanı sağladığında demokratiktir, hukukidir, adildir ve insanidir.

İnsan onuru, ihlale de ihmale de konu edilemez. İnsan hakları, devlet için tehdit, adalet için yük görülemez. Özgürlükler, iktidar tarafından korku gerekçesi, yasak ve baskı dayanağı yapılamaz. Özgür birey, kamu düzeni açısından zafiyet potansiyeli olarak tanımlanamaz. Demokratik toplum, devlet açısından egemenlik riski ve beka tehlikesi olarak sayılamaz. Adil paylaşım, gereksiz, anlamsız ve yersiz talep olarak görülemez ve gösterilemez.

Biz, demokrasiyi de siyaseti de, hukuku, devleti ve adaleti de insanca yaşamayı kolaylaştıran ve mümkün kılan mekanizmalar ve kurumlar olarak görüyoruz. Partisinin iktidar olması ya da iktidarda kalması dışında hiçbir şeyi önemsemeyen duyarsızlığa ve bencilliğe hiç meyletmedik, hiçbir zaman da meyletmeyeceğiz.

Biz, hak ve özgürlüklerin Anayasa’da ya da yasalarda yer almasını değil, hayatın içinde var olmasını ve insan tarafından bizatihi kullanılmasını önemsiyoruz. Hayatta yer almıyor ve kullanılamıyorsa kitaptaki haklar, sadece temenni mektubu vasfını haizdir. Hiçbir vatandaşımız hayatı eksiklerle ve eksilerek yaşamak zorunda kalmamalıdır. Yaşama hakkına sahip olmayı, nefes alıp verebilmek olarak gören bir iktidar adil olamaz. Vatandaşının ihtiyaçlarını karşılayacak kadar gelir elde etmesini sağlayamayan bir iktidar, önce yardıma muhtaç vatandaş kitlesini büyütür ve sonra da kendisine fütursuzca sosyal devlet unvanı üretir. Sosyal devlet vatandaşına hayatta kalacak kadar yardım eden devlet değil, vatandaşını yardıma muhtaç etmeyen ve yardıma muhtaç olmaktan kurtaran devlettir.

“Adil olanı, hakkımız olanı istiyoruz”

Hükümet ve devlet, yardım ya da merhamet etmekten değil, hakkı ve adaleti tesis etmekten sorumludur. Kanunun içinde eşit, hakimin önünde eşit değilseniz; adil yargılanma hakkından, hak arama hürriyetinden, kanun önünde eşitlikten bahsetmek ne mümkündür. Sözün özü, bugün kağıtta yazan haklar, hayatta yaşanan haksızlıklara dönüşüyor.

İnsanlığımızdan, haklarımızdan, özgürlüğümüzden vazgeçmeyeceğiz ve inanın, bu bozuk düzeni; bozulduğundan daha kısa sürede düzeltebiliriz. Çok çalışıp az kazanmak yerine emeklerin karşılığını almak… Kaygıları bitirip umudu çoğaltmak… Hukukta adaleti, kanun önünde eşitliği sağlamak. Yandaşa aktarma düzeneğinden kurtulmak vatandaşlarla paylaşma sistematiğini kurmak… Biz, ücretin de yaşamın da asgarisini reddediyoruz. Adil olanı, hakkımız olanı istiyoruz.

Hepimiz için mümkünken mutluluğun ve huzurun azınlığa ait olmasına rıza göstermeyeceğiz. Mutlu azınlığa tahammül değil itiraz edeceğiz. Hepimizin ortak talebi insanca yaşam.

Asgari ücret, açlık sınırı, geçim sıkıntısı…  Bize dayatılan bu yaşam şartlarına alışmayacağız. Zorbaca kaybettirilenleri, yeniden ve birlikte kazanmalıyız. Rızamız olmadan bizden alınanları, geri almalıyız. İnsanı yaşatan devleti, insanca yaşamayı mümkün kılacak adaleti birlikte tesis etmeliyiz. İnanıyoruz ki, birlikte, kararlı ve ısrarcı olursak uzun sürmeyecek.

İnsanca yaşam her birimizin, hepimizin ortak talebi ve ortak iradesidir. Devletin varlık sebebi ve adaletin gerekçesidir.

İnsanca Yaşam Manifestosu

İşte bugün burada İnsanca Yaşam Manifestomuzu ilan ediyoruz. İktidara geldiğimizde, vatandaşlarımız tarafından yetkiyi aldığımızda;

  • Gardiyan değil garson devlet” anlayışıyla, devleti asli vazifesine uygun bir şekilde yöneteceğiz.
  • Vatandaşını korkutan ve ezen devlet anlayışı yerine; güven veren ve kalkındıran bir devlet anlayışını hâkim kılacağız.
  • Adil bir düzen inşa edeceğiz. Gelir dağılımında adaleti sağlayarak, refahı yaygınlaştıracağız.
  • Kamu ihaleleri başta olmak üzere, rant düzenini ortadan kaldıracağız.
  • Hiç kimsenin kursağında, bir başkasının ekmeği olmasına müsaade etmeyeceğiz.
  • Hiçbir vatandaşın kalbinde, haksızlığa uğradığı duygusunun yeşermesine izin vermeyeceğiz.
  • Yoksulluk ve yoksunluk düzenini ortadan kaldıracağız.
  • En temel ihtiyaçların dahi karşılanamadığı, yalnızca hayatta kalmaya yeten bu yoksunluk düzenini değiştireceğiz.
  • İnsanımızın yarınından endişe etmediği, çocukları için mutlu ve müreffeh bir yaşam sürebilme imkânına sahip olduğu bir ekonomi kuracağız.
  • İnsanımızın mülksüzleşmesine sebep olarak, kendi ülkesine duyduğu aidiyet duygusunu zedeleyen ekonomi modelini değiştireceğiz.
  • Eğlenmenin, sosyalleşmenin, kendini geliştirmenin, teknolojik imkânlara sahip olmanın lüks olmadığı bir Türkiye inşa edeceğiz.
  • Yolsuzluk düzenini de ortadan kaldıracağız.
  • Sadece milletimiz için çalışacak; devleti, ganimet gibi gören anlayışlara müsaade etmeyecek bir anayasal zemin hazırlayacağız.
  • Türkiye’yi yasaklar ülkesi olmaktan kurtaracağız.
  • Düşüncenin ve fikirlerin yasaklandığı güvenlikçi politikalara tevessül etmeyeceğiz.
  • Toplantı, yürüyüş ve gösteri yapma hakkını antidemokratik bir suç olarak gören anlayışın tersine, demokrasinin temel parametreleri olarak yeniden normalleştireceğiz.
  • Basın ve medya başta olmak üzere, her alandaki yasakçı anlayışa son vereceğiz.
  • Sadakati değil, yalnızca liyakat ve ehliyeti esas alacağız.
  • Normalleştirilen ve herkesin kabullendiği torpil düzenini ve mülakat sistemini kaldıracağız.
  • Başarılı, çalışkan ve liyakat sahibi gençlerimizi kendi ülkesine küstüren “tanıdığın varsa” anlayışını ortadan kaldıracağız.
  • Gençlerimizi yurt dışında bir hayat kurmaya mecbur bırakan bu adaletsizliğe son verecek, kırılan bütün kalpleri onaracağız.
  • Herkes için nitelikli eğitimi yaygınlaştıracağız.
  • Devlet kurumlarında verilen eğitimin niteliğini çağın gerekliliklerine uygun, teknolojiyle uyumlu ve geleceğe dönük olarak arttıracağız.
  • Yoksul çocuklar ile maddi yeterliliğe sahip olanların eğitim farkını ortadan kaldırmanın mücadelesini vereceğiz.
  • Türkiye’nin tüm bölgelerini kapsayacak şekilde fırsat eşitliğini mutlaka sağlayacağız.
  • Hukukun üstünlüğünü sağlayacağız.
  • Üstünlerin hukukunun normalleştiği, insanların güvenini zedeleyen adalet ve yargı düzenini değiştireceğiz.
  • Suçluların; meşrebine, kimliğine, banka hesaplarına, siyasi bağlantılarına göre hareket eden yargının, yalnızca adalete uygun bir şekilde karar vermesini sağlayacağız.
  • Siyasetin adalet üzerindeki sivil vesayetine son vereceğiz.
  • Vergi politikalarında adaleti sağlayacağız.
  • Devletin vergi alacaklarını kişi ve kurumların kazancına uygun olarak yeniden düzenleyeceğiz.
  • Temel tüketim maddelerinden ve temel ihtiyaçlardan alınan vergileri en aza indireceğiz.
  • Vatandaşın ödediği vergilerin, lüks ve israfa değil; yine vatandaşa dönmesini sağlayacağız.
  • Büyük sermaye sahiplerinin milyon dolarlık vergi borçlarını silip, küçük esnafa vergi faizi uygulayan haksız düzeni değiştireceğiz.
  • Sokak ve caddeleri güvenli hale getireceğiz.
  • Kadına karşı şiddeti bitirecek hukuki düzenlemelerle caydırıcı cezaları çoğaltacak, sokakların insanlar ve çocuklar için güvenli ve yürünebilir yerler olmasını sağlayacağız.
  • Ucuz ve kaliteli gıdaya ulaşımı kolaylaştıracağız.
  • Türkiye’nin gıda üretimini artıracak tarım politikalarına ağırlık vereceğiz.
  • Nüfus büyüklüğünü ve ihtiyaçlarını dikkate alarak kısa, orta ve uzun vadeli plan ve projelerle tarımsal üretim kapasitemizi arttıracağız.
  • Tarım alanlarımızın imar rantına kurban edilmesine müsaade etmeyeceğiz.
  • Ekilebilir arazilerimizin atıl kalmamasını sağlayacağız.
  • Herkesin ucuz, sağlıklı ve kaliteli gıdaya ulaşabilmesini sağlayacağız.
  • Demokratik katılımı yaygınlaştıracağız.
  • Yerel, bölgesel ve ulusal bazda alınacak önemli kararlarda doğrudan demokrasinin uygulanmasına önem vereceğiz.
  • Vatandaşlarımızın karar alma süreçlerinde yer almalarını sağlayarak, alınacak kararlarda vatandaşlarımızın memnuniyetini esas alacağız.

“Biz herkesi davet ediyoruz”

Kim olduğuna, kime yakın veya uzak durduğuna, hangi fikre ve dine mensup olduğuna, varlık veya yokluk konumuna, yaşlı-genç, erkek-kadın olup olmadığına bakmaksızın herkesi, İnsanca Yaşam hedefimize katkı yapmaya ve insanca yaşama noktasındaki gayretlerimize katılıma davet ediyoruz.

Biz inanıyoruz ve her vatandaşımıza şöyle sesleniyoruz. İnsanı yaşatan devlet, insanca yaşatan siyaset, adil paylaştıran adalet seninle olur… İnsanı yaşatan ve insanca yaşatan Türkiye için Saadet Vakti diyor.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, 9 Maddelik Yol Haritasını Açıkladı

Avrupa Birliği üyeliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “CHP olarak bizler, Avrupa Birliği’ne tam üyeliği, hedeflerimiz arasında görüyoruz. Biz, Türkiye’nin Avrupa’nın bu yeniden inşa sürecinde rol alması, katkı sağlaması gerektiğine inanıyoruz. İçinden geçtiğimiz bu süreçte, Avrupa Birliği’nin yol haritasının kısaca şöyle olması gerektiğine inanıyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, ”Bu üyeliğin, aile bireylerini rahatsız etmeyecek başka bir boyutu daha var. Onu da şöyle tanımlıyor; ‘Üye ülkeler bağımsız, egemen milletler olarak kalırlar. Fakat egemenliklerini dünyada tek tek sahip olamayacakları gücü ve etkiyi kazanmak için bir araya gelirler.’ Biz de bağımsızlığımızı ve egemenliğimizi koruyarak uygar dünyanın bir parçası olmak istiyoruz” ifadelerine yer verdi.

”Bu toplantı, Avrupa’da birçok dengenin değiştiği bir dönemde gerçekleşiyor” diyen Kılıçdaroğlu, ”Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş, bu savaşın Avrupa Birliği üzerinde yarattığı mülteci sorunu; bir öncesine gidersek Suriyeli sığınmacılar ve bunlara karşı takınılan tavır… Türkiye’nin imzaladığı geri kabul anlaşması ile ortaya çıkan dramatik sonuç. Yani Türkiye’nin 6 milyar avroluk bir mali yardım karşılığında bir sığınmacı hapishanesine dönüştürülmesi… Tüm bunlar Avrupa güvenliğini olumsuz yönde etki ediyor” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, ”İnsanların yurtlarından ayrılmaları, hele bir savaş sonucu buna zorlanmaları her zaman kalıcı travmalara yol açar, bunu biliyoruz. Bu bakımdan öncelikle bu savaşın en kısa sürede bitmesini diliyoruz. 21. yüzyılın ilk çeyreğini bitirirken Avrupa’da böyle bir trajedinin yaşanması son derece üzücü. Bir başka pencereden baktığımızda Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş, Avrupa güvenliğinin yeniden bir inşa sürecine doğru evirildiğini gösteriyor” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Maltepe Forum “Yeni Dönemde AB ve Türkiye” Toplantısının açılışı’nda konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:”

“Avrupa Birliği, kendi kuruluş felsefesini şöyle açıklar; ‘Avrupa Birliği, demokratik Avrupa ülkelerinden oluşan, vatandaşlarının hayatını iyileştirmek ve daha iyi bir dünya yaratmak için çalışan bir ailedir.’ Böyle tanımlar. Türkiye olarak biz de vatandaşlarımızın hayatını iyileştirmek ve daha iyi bir dünya yaratmak için çalışan bu ailenin yeni bir üyesi olmak istiyoruz.

Bu üyeliğin, aile bireylerini rahatsız etmeyecek başka bir boyutu daha var. Onu da şöyle tanımlıyor; ‘Üye ülkeler bağımsız, egemen milletler olarak kalırlar. Fakat egemenliklerini dünyada tek tek sahip olamayacakları gücü ve etkiyi kazanmak için bir araya gelirler.’ Biz de bağımsızlığımızı ve egemenliğimizi koruyarak uygar dünyanın bir parçası olmak istiyoruz.

Bu toplantı, Avrupa’da birçok dengenin değiştiği bir dönemde gerçekleşiyor. Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş, bu savaşın Avrupa Birliği üzerinde yarattığı mülteci sorunu; bir öncesine gidersek Suriyeli sığınmacılar ve bunlara karşı takınılan tavır… Türkiye’nin imzaladığı geri kabul anlaşması ile ortaya çıkan dramatik sonuç. Yani Türkiye’nin 6 milyar avroluk bir mali yardım karşılığında bir sığınmacı hapishanesine dönüştürülmesi… Tüm bunlar Avrupa güvenliğini olumsuz yönde etki ediyor.

İnsanların yurtlarından ayrılmaları, hele bir savaş sonucu buna zorlanmaları her zaman kalıcı travmalara yol açar, bunu biliyoruz. Bu bakımdan öncelikle bu savaşın en kısa sürede bitmesini diliyoruz. 21. yüzyılın ilk çeyreğini bitirirken Avrupa’da böyle bir trajedinin yaşanması son derece üzücü. Bir başka pencereden baktığımızda Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş, Avrupa güvenliğinin yeniden bir inşa sürecine doğru evirildiğini gösteriyor.

“Avrupa Birliği’ne tam üyeliği hedeflerimiz arasında görüyoruz”

Biz CHP olarak kurulduğumuz tarihten bu yana yüzümüzü çağdaş uygarlığa dönmüş bir partiyiz. Biz laik, demokratik, sosyal hukuk devletini koşulsuz savunan bir partiyiz. CHP olarak bizler, Avrupa Birliği’ne tam üyeliği hedeflerimiz arasında görüyoruz. Biz, Türkiye’nin Avrupa’nın bu yeniden inşa sürecinde rol alması, katkı sağlaması gerektiğine inanıyoruz. İçinden geçtiğimiz bu süreçte, Avrupa Birliği’nin yol haritasının kısaca şöyle olması gerektiğine inanıyoruz:

BİR; vize serbestisi sürecinin hız kazanması gerekmektedir.

İKİ; Türkiye; Yeşil Mutabakatı, öncelikli hedef olarak belirlemelidir.

ÜÇ; 23. yargı ve temel haklar ve 24. adalet, özgürlük ve güvenlik… Bu fasıllara konulan blokaj kaldırılmalıdır. Bu konuda Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi muhalefetine karşı Türkiye’nin yalnız bir ülke olarak bırakılmaması gerekmektedir. Kuşkusuz bunun için Türkiye’nin yani bizim bu fasılların gereklerini yerine getirmemiz gerekir. Bunun da bilincindeyiz.

DÖRT; terörle mücadele yasası, uluslararası hukuk normlarına göre yeniden şekillendirilmelidir.

BEŞ; kamuda şeffaflık öncelenmeli; bunun için de gerekli alt yapı oluşturulmalıdır.

ALTI; kişisel verilen korunması ve kişisel veriler ile ilgili kurulan kurulun tam yetkin ve bağımsız olması sağlanmalıdır.

YEDİ; gümrük birliğinin modernizasyonu için Türkiye ve Avrupa Birliği karşılıklı olarak kendilerine düşen yükümlülükleri yerine getirmelidir.

SEKİZ; enerji güvenliği konusunda Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yalnızlaştırılmasının önüne geçecek dış politika hamleleri yapılması gerekmektedir. Avrupa Birliği ülkeleri, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın güdümünde hareket etmemelidir. Haklı olarak sormamız gerekiyor, Doğu Akdeniz Doğalgaz Forumu’nda neden Türkiye yer almıyor? Türkiye, bu sorunun yanıtını almak zorundadır.

DOKUZ; mülteci ya da sığınmacı konularında Türkiye, sığınmacıları tutmak zorunda olan bir ülke konumuna sokulmamalıdır. Biz Türkiye ile Avrupa Birliği’nin sığınmacılar sorununa ortak sorumluluk ve külfet paylaşımı üstlenerek yaklaşmalarını beklerdik.

Buradan; Avrupa Birliği’ne, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonu’na seslenmek istiyorum: Bizler kendi ülkemizde demokratik sistemin yeniden inşası için mücadelemizi veriyoruz. Önümüzdeki seçimlerden sonra demokrasisi gelişmiş, Avrupa Birliği normlarını uygulayan, insan haklarına saygılı, yurtta ve dünyada barışı savunan bir Türkiye göreceksiniz. Bundan hiç kimsenin endişesi olmasın. Bunu Millet İttifakı olarak hayata geçireceğiz.”

Paylaşın

Et Ve Süt Kurumu İflasın Eşiğinde!

Kötü yönetim ve liyakati göz ardı eden kadrolaşma, Et ve Süt Kurumu’nu iflasın eşiğine getirdi. Görevinden alınan eski Genel Müdür Osman Uzun’un, “Uzun kuyrukları bitirmek için ete zam yaptık” açıklaması ile gündeme gelen idare 2021 yılında özkaynaklarının tamamını yitirdi.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, 2017 yılında 279 milyon 337 bin 270 TL kâr açıklayan Et ve Süt Kurumu, 2018 yılı itibarıyla düzenli olarak zarar etti. İdarenin 2019 ve 2020 yılındaki zararı sırasıyla 34 milyon 664 bin 593 TL ve 222 milyon 991 bin 213 TL oldu.

Zararı giderek derinleşen idarenin, 2021 yılında da açığı giderek büyüdü. Mali verilere göre Et ve Süt Kurumu, 429 milyon 510 bin 757 TL özkaynak ile girdiği 2021 yılında 520 milyon TL açığa imza attı. 2021 yılında kurumun özkaynağı eksiye düşerek eksi 91 milyon 479 bin 728 TL olarak gerçekleşti.

Milyonlar kiraya

Et ve Süt Kurumu’ndaki batağı gözler önüne seren raporda, dikkati çeken değerlendirmeler de yer aldı. Kurum mağazalarının devam ettirilmesinde, “Karlılıktan ziyade kamu yararı ve piyasa fiyatlarına olumlu etkinin” göz önünde bulundurulduğu savunulurken kurumun 14 kentte faaliyet gösteren toplam 18 satış mağazası olduğu bildirildi. Kendisine ait bir genel müdürlük binası bulunmayan ve 10 yıldır aynı binada kiracı olan kurumun 2020 yılı itibarıyla KDV dahil aylık kirası 292 bin 640 TL olarak hesaplandı.

Sayıştay mali duruma dikkat çekti

2020 yılı mali denetimleri kapsamında kurumun mali hesaplarını denetleyen Sayıştay da dikkat çeken bulgulara ulaştı. Sayıştay’ın Et ve Süt Kurumu’na yönelik adeta bugüne ışık tutan raporunda, kurumun mali tablosundaki bozulmaya dikkat çekilerek, “Tablonun negatife dönme riski var” değerlendirmesinde bulunuldu.

Paylaşın

HDP’de Bağımsız Adaylık Gündemde Yok

Kapatma ve siyasi yasak davası ile karşı karşıya kalan HDP’de olası sonuçlara karşı çalışmalar sürüyor. 6-7 Haziran’da bileşenleri ile Ankara’da “Büyük Direniş Büyük Yürüyüş” adı altında konferans düzenleyecek parti, temmuz ayında da Olağan Kongresi’ni gerçekleştirerek kapatma davasının sonucunu bekleyecek.

Birgün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre; HDP hakkında açılan kapatma davasında, partinin faaliyetlerine son verilmesinin yanı sıra yüzlerce kadrosu için de siyasi yasak talep ediliyor. Bu davaya karşı savunmasını Anayasa Mahkemesi’ne gönderen parti yönetimi, olası sonuçlara karşı atacağı adımlar konusunda da önemli bir aşama kaydetti. Edinilen bilgiye göre, kapanmaya karşı ilk olarak Demokratik Bölgeler Partisi’ni “yedek parti” yapmak isteyen partililer, daha sonra gerçekleştirilen görüşmelerde, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’ni de seçenekler arasına aldı.

HDP yönetimi diğer yandan da siyasi yasak kararlarına karşı yeni isimlerin belirlenmesi çalışmalarını yürütüyor. Bölge illeri başta olmak üzere çok sayıda merkezde gerçekleştirilen çalışmalarda, yasak talep edilen 400’e yakın isme karşılık bine yakın kişinin yer aldığı alternatif liste oluşturuldu. Listede, HDP kapatma iddianamesinde adı geçmeyen DBP yöneticilerinin ağırlıkta olduğu ifade edildi.

Seçimlere yönelik düzenlemenin ardından barajın yüzde 7’ye düşürülmüş olması, erken seçim ihtimalinde bile partinin yüzde 10’luk barajı geride bırakacağına yönelik tespitler nedeniyle HDP’nin kapatılması durumunda bağımsız olarak seçimlere girilmesi olasılığının gündemde olmadığı bildirildi.

Kapatma davası, Kobane yargılaması ve siyasi baskılar gerekçesiyle daha önce Olağan Kongresi’ni erteleme kararı alan HDP yönetimi, kapatma davası sonuçlanmadan güçlü bir mesaj verebilme hedefiyle kongresini temmuz ayında toplama kararı aldı. Daha fazla beklemek istemeyen ve konferansların ardından kongre sürecini de noktalamak isteyen HDP, bu kapsamda 3 Temmuz Pazar günü Ankara’da kongresini toplayacak. Kongre hazırlıklarını yürütüecek mutabakat komisyonunun önümüzdeki günlerde Eş Genel Başkanlar Mithat Sancar ile Pervin Buldan’ın yeniden aday olup olmayacağını değerlendirmek üzere toplanması bekleniyor.

HDP ve HDK’ye operasyon düzenlendi

Bu arada, Tekirdağ merkezli 11 ilde gerçekleştirilen operasyonlar sonucunda, 41 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Bu kişiler arasında HDP’nin Tekirdağ, Edirne, Kırklareli ve Bingöl il eşbaşkanlarının da yer aldığı kaydedildi. İstanbul’da bulunan Halkların Demokratik Kongresi genel merkezi de operasyon kapsamında arandı. Gözaltına alınan isimler arasında, HDP Genel Merkez yöneticisi ve Parti Meclisi üyesi de yer aldı.

HDP Merkez Yürütme Kurulu da operasyonlara karşı bir açıklama yayımladı. İktidarın operasyonlarının hukuk dışı olduğu kaydedilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“HDP’yi önündeki en büyük tehlike ve engel olarak gören ve yıllardır bitmeyen bir kin ve öfkeyle partimizi tasfiye etmeye çalışan bu anlayış, şimdi de Türkiye toplumunun bütün renklerini barındıran ve bu ülkenin en demokratik, en çoğulcu, en renkli öz örgütlenmesi olan HDK’yi hedef almıştır. AKP bu ülkede demokratik ve çoğulcu olan, farklılıkları ve renkliliği barındıran her şeye düşmandır. İşçileri, emekçileri, göçmenleri, kadınları, köylüleri, gençleri, emeklileri, engellileri, dışlanan ve yok sayılan bütün halkları, tüm inanç gruplarını, yaşam alanları tahrip edilenleri bünyesinde barındıran HDK’ye yönelik bu saldırı iktidarın topluma dayattığı tekçiliğin ve karanlık zihniyetin bir tezahürüdür. HDK ve HDP bu ülkenin geleceğini çoğulcu yapısıyla, çok renkliliğiyle ve demokratik zihniyetiyle yeniden inşa etmeyi başaracaktır.”

Paylaşın

IFM: Uluslararası Yatırımcı İçin Öncelik Hukukun Üstünlüğü

İnşaatı hala devam eden ve bu yıl içerisinde açılması planlanan İstanbul Finans Merkezi (İFM) için bir yandan da yasal hazırlıklar yapılıyor. Bu kapsamda Çarşamba günü Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na AKP milletvekilleri imzası ile sunulan İstanbul Finans Merkezi Kanun Teklifi ile İFM’nin yönetilmesi, işletilmesi ve burada gerçekleştirilecek faaliyetlere dair teşviki indirim ve muafiyetler de düzenleniyor.

İlgili kanun teklifine göre İstanbul Finans Merkezi’nde katılımcı belgesi alarak finansal faaliyette bulunan kuruluşlar tarafından gerçekleştirilecek finansal hizmet ihracatında kurumlar vergisi indirimi 2031’e kadar yüzde yüz indirim oranı ile uygulanacak. İFM’de finansal faaliyet harçları 5 yıl süreyle alınmayacak.

Burada istihdam edilen personele ödenen aylık ücretin, yurt dışında en az 5 yıllık mesleki tecrübeye sahip kişilerde yüzde 60’ı, yurt dışında en az 10 yıllık mesleki tecrübeye sahip kişilerde ise yüzde 80’i gelir vergisinden istisna edilebilecek. Bu istisna, İFM’de çalışmaya başlamadan önceki son 3 yılda Türkiye’de çalışmamış olan personelin ücret gelirlerine uygulanacak.

Katılımcıların tutmak zorunda oldukları defterler ile düzenleyecekleri belgelerin yabancı para birimiyle tutulabilmesi ve düzenlenebilmesine de imkân tanınacak. İstanbul Finans Merkezi’nde aşınmazların kiralanması ile ilgili işlemler tüm harçlardan ve bu işlemlere ilişkin düzenlenen kağıtlar damga vergisinden istisna tutulacak.

DW Türkçe’den Emre Eser’e bu kanun teklifi ile değerlendirmelerde bulunan vergi uzmanı Dr. Ozan Bingöl’e göre öngörülen teşvikler İstanbul’un bir finans merkezi olma hedefi doğrultusunda oldukça önem taşıyor.

Yapısal unsurlar teşviklerden önemli

Ancak Ozan Bingöl’e göre bu kapsamda verilen vergi teşvikleri İstanbul Finans Merkezi’ne çekilmesi planlanan uluslararası finans kuruluşları için ilk öncelik değil. Bingöl, teşviklerin diğer ülkelerdeki finans merkezleri ile rekabet edilebilmesi için oldukça önemli olduğunu ancak uluslararası finans kuruluşlarının bu teşviklerden önce gelecekleri ülkelerde hukukun üstünlüğüne, ifade özgürlüğüne, bağımsız yargıya, ekonomideki öngörülebilirliğe, teknolojik altyapıya, finansal ve siyasal istikrara daha fazla dikkat ettiklerini söylüyor.

Bingöl, bu noktada temel ve belirleyici unsurlarda problem olmadığı zaman bu teşviklerin bir rekabet gücü katacağına vurgu yapıyor.

İFM’de istenilen cazibe yaratılabilir mi?

Uluslararası bir finans kuruluşunun ya da yatırımcının Tokyo, New York ya da Londra yerine İstanbul’u tercih etmesi için bu teşviklerin verilmesinin oldukça doğal olduğunu anlatan Ozan Bingöl, “İstanbul Finans Merkezi (İFM) projesi mevcut iktidarın 15 yıllık bir istediği. Burada İstanbul’u finansal bir merkez haline getirme hedefi ile yola çıkıldı. Yani yeni bir durum değil. İnşaatta sona yaklaşılırken kanun teklifi ile cazibeli bir ortam yaratılmak isteniyor. Ancak bu şehirlerde faaliyet gösteren uluslararası kurumlar için teşviklerin önem açısından son sırada geliyor. Bunları sağlamadan cazibeli bir ortam yaratabilir miyiz? Umarım yaratabiliriz” diyor.

“Bazı teşvikler olumlu olabilir”

Kanunla sağlanması planlanan teşviklere ve muafiyetlere de değinen Ozan Bingöl, “Burada bazı şeyleri doğru anlamak lazım. İFM’de finansal hizmet ihracatı kapsamında yapılacak finansal ihracatlarda kurumlar vergisinde yüzde 75 istisna var. Ama bu belli bir dönem yüzde 100 olarak uygulanacak şekilde kurgulanıyor. Burada tüm gelirlerden bahsedilmiyor. Sadece finansal ihracattan bahsediliyor. Bu önemli ve olumlu. Teklifin genelinde sağlanan istisnalar yabancı kuruluşlar için. Yine bu şirketler için kuruluş aşamasındaki finansal faaliyet harçları da 5 yıl süreyle muaf tutuluyor. Bu da doğru bir teşvik aslında. Siz uluslararası finans kuruluşlarını çekmek istiyorsanız bu tarz teşvikleri vermek zorundasınız. Böylece diğer finans merkezleri ile rekabet sağlamayı amaçlıyorsunuz. Bu açıdan önemli ama yeterli değil. Daha öncesinde yapmanız gereken pek çok yapısal düzenleme, politika ve uygulama söz konusu” ifadelerini kullanıyor.

Bu noktada bir parantez açan Bingöl, şunları ekliyor: İstanbul Finans Merkezi’nde alt ve üstyapı işlerinin ve işletmenin 20 yıl boyunca Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) bir şirkete devredildiğini görüyoruz. Burası da gerçekten önemli, buradaki yatırımı, İFM’nin çevresinin oluşturma sürecini bu şirket işletecek. Bu şirket nasıl bir şirket olacak? Yönetiminde kimler olacak? Bunların da bilinmesi gerekir.”

Teklifte ayrıca İFM’nin 15 yılda GSYH’ye 129 milyar lira katkı sunacağı ve 15 yılda istihdama 102 bine yakın ek bir istihdam sağlayacağı öngörüsü de yer alıyor.

“Şeffaf bir süreç yönetilmeli”

Bingöl, tüm bu hedeflerin gerçekleşmesi için önce şeffaflığın sağlanması gerektiğini vurguluyor. Buradaki vergi teşviklerinin aynı zamanda bir vergi harcaması anlamına geldiğini aktaran Ozan Bingöl, “Tüm bunlar yapılırken çok şeffaf bir sürecin yönetilmesi gerekiyor. Ne kadar vergi harcaması yapılacağının etki analizlerinin yapılıp bunun doğru şekilde kamuoyu ile paylaşılması lazım. Çünkü bu bir vergi harcamasıdır. Vazgeçilen verginin de bu anlamda kamuoyu ile paylaşılması şarttır” şeklide konuşuyor.

Türkiye’de vatandaşın doğumdan ölüme iğneden ipliğe kadar her alanda vergi ödemek zorunda olduğunu hatırlatan Ozan Bingöl, vatandaşın vergi yükünün sürekli arttığını ama bu teşviklerden sadece belli sektörlerin ve grupların yararlanabildiğini söylüyor.

“Vergiyi toplamak kadar adil paylaşmak da önemli”

Vergiyi toplamak kadar verginin adil bölüşülmesinin de çok önemli olduğunu ifade eden Bingöl, “Vergi harcaması kısmından belirli bir grup daha fazla yararlanıyor. Yani siz geliri adil dağıtmak istiyorsanız vergiyi de adil toplamak zorundasınız. Biz verginin varlığına itiraz etmiyoruz. Verginin kimlerden, nasıl ve hangi ölçüde toplanıp yine kimlere hangi kriter ver ölçülere göre dağıtıldığına itiraz ediyoruz. İşte meselenin özü budur. Bütçede sadece belirli kalemlere yer açılıp vatandaşın talepleri görmezden geliniyor” diye konuşuyor.

Ozan Bingöl, yaptığı değerlendirmeyi şu sözlerle noktalıyor: “Bu vergi sistemi gerçekten bütçe hakkının yok sayıldığı, temsilsiz vergileme olmaz ilkesinin rafa kaldırıldığı, vergilemede optimal sınırların aşıldığı, iki yılda bir gelen vergi afları ile mükellefin etik dışılığa sevk edildiği bir vergi sistemi. Aslında meşruiyetini bu anlamda yitirmiştir.”

İstanbul Finans Merkezi’nde kimler olacak?

İstanbul Finans Merkezi’nin (İFM) paylaştığı bilgilere göre şu ana kadar burada olması kesinleşen kurumlar arasında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Borsa İstanbul, Ziraat Bankası, Halkbank, Vakıfbank, Türkiye Sigorta ve İŞ GYO bulunuyor. Zamanla uluslararası finans kuruluşlarının da burada faaliyet göstermesi amaçlanıyor.

İFM’nin kendi internet sitesinde yer alan bilgilere göre İstanbul Finans Merkezi bünyesinde 1,4 milyon metrekare büyüklüğe sahip ofis alanları, 100 bin metrekarelik alışveriş merkezi, 2 bin 100 kişilik konferans merkezi ve 30 bin metrekarelik 5 yıldızlı otel bulunuyor.

Paylaşılan hedeflere göre İFM’nin kısa vadede bölgesel orta vadede ise küresel bir merkez olma planı var. Bu doğrultuda kamu ve özel sektör bankaları, portföy yönetim şirketleri, aracı kurumlar, sigorta şirketleri ve farklı kategorilerden finansal kuruluşların merkeze çekilmesi öngörülüyor.

Paylaşın

Bankacılık Sektörünün Karı Nisan Ayında Yüzde 707,8 Arttı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) bankacılık sektörünün nisan ayına ilişkin kârlılık oranlarını açıkladı. Buna göre sektörün kârı nisanda bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 707,8 artışla 34,9 milyar TL’ye yükseldi.

Bankacılık sektörünün geçen yılın ilk dört ayında 20,7 milyar lira olan toplam net kârı bu yılın ocak-nisan döneminde 98,2 milyar liraya ulaştı.

BDDK verilerine göre bankacılık sektöründe tahsili gecikmiş alacakların toplam kredilere oranı nisan itibarıyla yüzde 2,75 oldu. Bu oran 2021’in aynı döneminde yüzde 3,74 seviyesindeydi. Çekirdek sermaye yeterlilik oranı Ocak-Nisan döneminde yüzde 16 oldu. Bir önceki yılın aynı döneminde yüzde 14 olarak kaydedilmişti.

Sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 18’den yüzde 20’ye çıktı.

581 milyon liralık ihtiyaç kredisi

Bankacılık sektörünün kredi hacmi, geçen hafta 139 milyar 150 milyon lira artarak 6 trilyon 35 milyar 266 milyon liraya çıktı.

Verilere göre, tüketici kredileri tutarı da 27 Mayıs itibarıyla 13 milyar 696 milyon lira artışla 867 milyar 349 milyon liraya çıktı. Söz konusu kredilerin 330 milyar 182 milyon lirası konut, 20 milyar 587 milyon lirası taşıt ve 516 milyar 581 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.

Söz konusu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 13 milyar 816 milyon lira artarak 817 milyar 380 milyon liraya çıktı. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları da yüzde 4 artışla 258 milyar 985 milyon liraya yükseldi. Bireysel kredi kartı alacaklarının 104 milyar 172 milyon lirası taksitli, 154 milyar 813 milyon lirası taksitsiz oldu.

(Kaynak: Birgün)

Paylaşın

Ali Babacan: Hiperenflasyon Dönemine Koşuyoruz

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı enflasyon rakamlarını değerlendirdi.

Haber Merkezi / Açıklamasında ”Bu ülke bunların hiçbirini hak etmiyor” diyen Babacan, şu ifadeleri kullandı;

“Rakamları Ayarlama Enstitüsünün açıkladığı enflasyon %73. Artık kronik yüksek enflasyon dönemini yaşıyor, hiperenflasyon dönemine koşuyoruz. Bu ülke bunların hiçbirini hak etmiyor. Biz, kontrolden çıkan bu enflasyonu yeniden tek haneye düşüreceğiz.”

Enflasyon yüzde 73,50

Öte yandan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Mayıs 2022 verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, enflasyon mayısta yüzde 2,98 arttı, yıllık bazda ise yüzde 73,50 oldu.

Bağımsız akademisyen ve ekonomistlerden oluşan Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre, Mayıs 2022’de enflasyon yüzde 5,46 olurken yıllık enflasyon yüzde 160,76’ya yükseldi. ENAG nisan ayı enflasyon rakamlarının yıllık yüzde 156,86 oranında olduğunu duyurdu.

İstanbul’da ise perakende fiyatlar Mayıs ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 87,35 artış kaydedildi.

İstanbul Ticaret Odası (İTO) verilerine göre bu artış 1998’den bu yana görülen en yüksek artış oldu. Aylık bazda artış ise yüzde 5,84 olarak kaydedildi. İTO verilerine göre Mayıs’ta toptan fiyatlarda yıllık yüzde 79,12; aylık olarak ise 5,76 artış oldu.

 

Paylaşın