Akşener, Erdoğan’a Seslendi: Getir Sandığı

Partisinin grup toplantısında ekonomik sorunlara dikkat çeken İYİ Parti Lideri Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’de açlık olmadığına dair sözlerini eleştirerek, “Nasıl ki tok açın halinden anlamıyorsa sarayda yaşayanlar da milletin halinden anlamıyor” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, eleştirilerine “Pırıl pırıl gençlerimizi perişan eden işsizlik bu ülkede yaşanmıyor mu? Hiç mi yüzün kızarmıyor, hiç mi vicdanın sızlamıyor?” sözleriyle devam etti. TÜİK verilerine göre Nisan’daki gıda fiyatlarının bir yıl önceye kıyasla yüzde 80 arttığını söyleyen Akşener, OECD üyeleri arasında Türkiye’nin açık ara gıda enflasyonu birincisi olduğunu vurguladı.

Asgari ücretteki artışın, dört kişilik bir hanenin açlık sınırındaki artışın yarısına bile yaklaşamadığını belirten Akşener, “4 kişilik bir ailede herkes asgari ücretle bile çalışsa yoksulluk sınırının altında kalıyor” dedi ve ekledi:

“Asgari ücretli bir bekar çalışan yaşama maliyetini bile kazanamıyor. Söyle bakalım Bay Kriz, kim vicdansız? Böyle devlet yönetilmez.”

Meclis’te komisyona gönderilen sosyal medya kanun teklifine de değinen Akşener “Beğenmedikleri her şeyi yasaklamaya bayılan iktidar, yeni bir kanunla karşımıza çıktı” dedi ve ekledi:

“Memlekette, endişeyi, korkuyu ve paniği, sizce en çok kim tetikliyor? Mesela ‘Camide içki içtiler’ diye yalan söyleyip, milleti kışkırtan kimdi? Sayın Erdoğan. O zaman bu yasaya göre, önce kendisinin tutuklaması lazım.

Mesela Kabataş yalancılarını besleyip büyüten, onlara kol kanat geren kimdi? Yine kendisi. Bu durumda, en azından, Kabataş yalancılarını da tutuklaması lazım. Neymiş, internetteki yalan haberleri durduracaklarmış… Peki, sarayın yandaş medyasında, bir tane doğru haber var mı? Yok.

Sayın Erdoğan eğer yalan haber yasaksa önce sabahtan akşama iftira atan, yalan söyleyen, yandaş kanallarını kapatacaksın. Bakıp, beslediğin trol çiftliklerini dağıtacaksın.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in açıklamalarından satırbaşları şöyle;

“Ülkemizin uzun zamandır içinde bulunduğu kara komedi başroldeki bay krizin adeta oscarlık performansıyla geçtiğimiz haftada devam etti.

Saraydan çıkamayan, marketi, çarşıyı, pazarı unutan, vatandaşlar iki kelam edemeyen sayın Erdoğan, ‘Birileri aç kaldık diyor. Vicdansızlık yapma ne aç kalması. Aç kalan falan yok’ dedi.

Bu sözler bu ülkenin cumhurbaşkanına ait. En son geçinemeyen insanlarımıza şükürsüz demişti şimdi de vicdansız olunmuştu.

Gerçekten ibretlik. Yoksulluğu bitirmek için gel, beş, on, on beş maaşlı danışmanlarla hayat sürdür. Allah aşkına biz başka ülkede mi yaşıyoruz?

Sarayda oturan milletin halinden anlamıyor. Artık ülkesinde yaşananları bile bilmiyor. Sayın Erdoğan ayıptır, günahtır. Böyle bir kibir olabilir mi? Reddettiğin açlığı ben sana anlatayım.

TÜİK’in verilerine göre bile Nisan ayında gıda fiyatları bir önceki yıla göre yüzde 89 artı. Sen ve maaş manyağı yaptığın tapınak şövalyelerin hep bir ağızdan bütün dünyada enflasyon var diyeceksiniz.

Matematik, aynı tarih ve ekonomi gibi, senin pek kuvvetli olduğun bir alan değil. O nedenle, bu sayıları daha rahat anlaman için başka şekilde anlatayım.

Geçen sene Nisan ayında, 1000 liraya aldığımız gıda ürünlerini bu yıl nisan ayında alabilmemiz için, 1890 lira gerekiyor. Enflasyon canavarına esir düşen Almanya’da ise, 1000 Avro olan alışveriş, 1080 Avro’ya çıkmış. “Aç kaldık” diyene, vicdansız diyorsun ya…

TÜRK-İŞ’e göre 4 kişilik bir hanenin sağlıklı beslenmesi için yapması gereken gıda harcaması, geçen seneye göre yüzde 108 artmış. Yani geçen sene, 2897 lira olan açlık sınırı, bu sene 6018 lira olmuş.

Yani açlık sınırı toplamda 3121 lira yükselmiş. Peki övünmeye doyamadığın, asgari ücret artışı ne kadar? 1427 lira… Yani açlık sınırındaki artışın, yarısı bile değil. Şimdi söyle bakalım, bu durumda, kim vicdansızmış Sayın Erdoğan?

Söyle bakalım Bay Kriz, vicdansız kimmiş görüyor musun? Eserinle gurur duyuyor musun?

Memleketi sürüklediğin uçuruma bakıp, övünüyor musun? Milletimizi düşürdüğün hâle bakıp, eğleniyor musun?

Gördüğün rüyadan, artık uyan! Gerçeklerle, artık yüzleş! O saraydan artık çık Sayın Erdoğan! Böyle devlet yönetilmez. Ayıptır, günahtır.

Sosyal medya düzenlemesine tepki

AK Parti iktidarının beceriksiz ellerinde Türkiye artık bir sorunlar yumağı haline geldi. Barınma, hayat pahalılığı, sığınmacı, adalet sorun.

Bunların dışında onlarca farklı sorunumuz daha var. Nedense bu sorunların hiçbiri iktidarın gündemine giremiyor.

İktidara göre en önemli sorun internette yayın yapan haber siteleri. Hiç utanmadan, zerre sıkılmadan Meclis’e ‘sosyal medya kanun teklifi’ getirdiler.

Beğenmedikleri her şeyi suç haline getirmeye, ortadan kaldırmaya bayılan AK Parti iktidarı şimdiden sosyal medyanın ölüm fermanı sayılabilecek yeni bir kanun teklifiyle karşımıza çıktılar. Bu arkadaşlara artık yandaş medya kanalları yetmiyor.

İnternet sitelerine de sipariş haber yaptırmak istiyorlar. Endişe, korku ya da panik yaratanlar… Memlekette endişe, korku ya da paniği kim tetikliyor?

Camide içki içtiler diye yalan söyleyip milleti kışkırtan kimdi sayın Erdoğan? Bu yasaya göre önce kendini tutuklaman gerekiyor. Kabataş yalancılarını besleyip büyüten, onlara kol kanat geren kimdi?

Bu durumda en azında Kabataş yalancılarını da tutuklaması gerekiyor. Hazır eli değmişken mesela terörist başının mektubunu çarşaf çarşaf yayınlayanlarını, kardeşiyle Kandil’de röportaj yaptıran TRT yöneticilerini de tutuklaması gerekiyor.

Mesela İstanbul seçimlerinde hile var diyenleri de tutuklaması gerekiyor. Dizinin dibinde örgütçülük oynayan SADAT’çıları da tutuklaması gerekiyor.

Saray’ın yandaş medyasında bir tane doğru haber yok. Sayın Erdoğan, eğer yalan haber yasaksa sabahtan akşama yalan söyleyen, iftira atan yandaş kanalları kapatacaksın.

Eğer yalan haber yasaksa, enflasyon tahminlerinin tamamı yanlış çıkan emir erin Merkez Bankası Başkanı’nı görevden alacaksın.

Açıkladığı yalan yanlış enflasyon rakamlarıyla, milleti kandıran TÜİK Başkanı’nı hemen kapının önüne koyacaksın. Eğer yalan haber yasaksa, emeklilere ve asgari ücretlilere, 1 Mayıs’ı işaret ederek zam umudu dağıtan, Çalışma Bakanı’nın affını isteyeceksin.

Bak Sayın Erdoğan bu aziz millet, senin demokrasiye ayar verme sevdandan da özgürlükleri her fırsatta çiğnemenden de bıktı, usandı.

Sen önce, kendi diline hakim ol. Sen önce, kendi nefretini, kendi öfkeni dizginle. Sen önce, kendi kapının önünü temizle. İllaki bir ayar vermek istiyorsan, önce kendi çevreni hizaya getir.

Yıllardır milletimizi birbirine düşürerek, ‘Sen ocusun, sen bucusun’ diyerek kutuplaşmadan beslenen sen değil misin? Bu kanunu, geriye doğru işletsen, senin müebbet alman gerekiyor.

Çünkü bu ülkede vatandaşı birbirine düşürme konusunda hiç kimse, senin eline su dökemez Sayın Erdoğan. Bu kadar basit.

“Eyvah eyvah uzay yandı”

Bir de başımıza uzay macerası çıktı. Yeryüzündeki her şeyi hallettiler, bir de uzaya gideceklermiş. Eyvah. Uzayda maden ararlar mı? Acaba orman var mı? Ormanı yakarlar mı? Beşli çeteye arsa yaparlar mı? Eyvah, eyvah uzay yandı.

Aslında bu ülkemiz için hayırlı bir gelişme. AK Parti iktidarı gibi beceriksizliği adeta kurumsallaştırmış bir kadronun elinde uzay yolculuğunun nasıl olacağını varın siz düşünün. Mars’a gidelim derken Jüpiter’e inerlermiş. Ay’a gitmek yerine kara deliğe girerlermiş… Uzaya giden gitti zaten.

Mesela döviz kuru, mesela enflasyon uzaya çıktı. Mesela gıda fiyatları uzaya çıktı. Hatta Mars’ı geçti Jüpiter’e varmak üzere.

Siz onların peşinden astronot göndereceğinize seçim tarihini açıklayın da millet sizi uzaya mı, evinize mi nereye gönderiyor tüm gerçekliğiyle bir görün.

Türkiye elbette uzaya gidecektir ama bugün milletimiz ihtiyacı seçimdir. İYİ Parti’nin beklediği şey seçimdir. Getirin sandığı bu ucube sistem gitsin. Getirin sandığı İYİ’lerin şafağı artık söksün.”

Dijital dönüşüm ve yönetim sistemi

Ekonomide 4’üncü sanayi devrimiyle birlikte, sanayi ve toplumdaki değişimi anlatan Akşener, şu ifadeleri kullandı:

4’üncü sanayi devriminin, Teslism tartışıldığı dönüşüm dönemindeyiz. Eskiden üretimin odağı üründü, sonra tüketicinin ihtiyaçları görünür oldu.

Sonra markaların tüketicilerle konuşması geldi, marka aidiyeti geldi. Artık bu saydıklarımın yanında insan merkezli yeni bir anlayış iş dünyasına girdi. Markalar sürdürülebilirlik, karbon ayak izi, cinsiyet eşitliğini de benimseyerek müşterilerle insani alanda iletişime geçiyor” dedi.

Bu gelişmeler doğrultusunda hayatımızda dijitalleşmenin tetiklediği yönetim anlayışı var. Bir anlamda dijital meşveret. Biz bunu başaracağız. İYİ Parti dünyanın gerisinde kalan, 1920’lerin dünyasına giden bu anlayıştan Türkiye’yi kurtaracak.

Peki biz bu hâle nasıl geldik? KPSS’den 92 puan alanı, eleyen, yerine de, 58 puan alanın, Ak Partili dayısı olduğu için atandığı, mülakat sistemiyle geldik.

Bin bir emekle okuyan, okutulan gençlerimiz işsizken, Saraydaki danışmanlarına, 5-10-15 maaş birden bağlayan, vicdansız bir yönetimle geldik.

Milletimiz başını sokacak evi, yiyecek ekmeği, giyinecek kıyafeti zor bulurken; Milletin ödediği vergileri, yandaşına yediren,

Devletin kaynaklarını, peşkeş çeken, Sınırsız imkânlar sunduğu, 5’li çetesini beslemekle övünen, harami bir düzenle geldik.

Biz bu hâle; Dünyadaki gelişmeleri inatla ıskalayan, Dağıtık sistemden feyz alacağına, 2017 yılında ancak Fordizmi keşfedebilen, vizyonsuz bir zihniyet yüzünden geldik.

Cumhuriyetimizin değerlerini hiçe sayan, Devlet yönetimi anlayışını hakir gören, Kurumlarımızın içini boşaltan, Demokrasi kültürümüzü ayaklar altına alan, Adına da Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi denilen, Bu ucube sistem yüzünden geldik!

Hatırlayın, bu ucube sisteme geçiş için, bahaneleri neydi? Ayaktaki prangalardan kurtulmak.
Vesayeti sona erdirmek. Hızlı karar almak.

Türkiye’yi şaha kaldırmak ve uçurmak. Şimdi soruyorum size; 2017 yılından bugüne baktığınızda, Türkiye’nin daha özgür olduğunu düşünen var mı?

Kendisini daha hür hisseden var mı? Kendisini daha mutlu hisseden var mı? Kendisini daha huzurlu hisseden var mı? Milletten bihaber, saray talimatlarıyla yönetilen Türkiye’de; vesayetin sona erdiğine şahit olan var mı?

Ekonomiden sağlığa, dış politikadan eğitime kadar, Tek bir kişinin keyfine göre alınan kararların, en küçük faydasını gören var mı?

Kurumlarımızın, paramızın, hatta vatandaşlığımızın bile, değer kaybettiği bu sistemde, Her geçen gün, yeni bir krize uyanan Türkiye’nin, Hangi alanda şaha kalktığını,

Nereye doğru uçtuğunu bilen var mı? Maalesef yok. Olamaz da. Çünkü; Zamanın ruhunu yakalamak yerine, 18’inci yüzyılın normlarına hapsolan bir sistemin; 21’inci yüzyıl dünyasında, Türkiye’yi hiçbir yere götürmesi mümkün değildir.

Bu kadar basit. Şimdi ben böyle söyleyince; Bay Kriz yine alınacak. Kızacak, köpürecek, kürsülerden bağıracak. Varsın olsun. Elinden geleni ardına koymasın. Daha önce de defalarca söyledim, şimdi tekrar söylüyorum.

Bizim öznemiz; kişiler değil, sistemlerdir. Bizim meselemiz; şahıslarla değil, zihniyetlerledir. Bizim derdimiz; kavga çıkartmak değil, Milletimizin ve memleketimizin çıkarları için makulde buluşmaktır.

Bu yüzden; İlk günden beri, arkadaşlarımızla birlikte, bu ucube sistemin karşısında duruyoruz. Parlamenter sistemin eksikleri, hataları, engelleri yok muydu? Elbette vardı.

Ama çözüm, 150 yıllık bir birikimi hiçe saymak, çöpe atmak değildi. Çözüm; Parlamenter Sistemi, günümüz şartlarına göre ıslah etmekti. 21’inci yüzyılın yönetim anlayışlarına, ayak uydurarak güncellemekti.

Darbelerin, vesayetlerin, muhtıraların olmadığı bir parlamenter sistem inşa etmekti. Ancak onlar; Kurumsal hafızamızı yok etmeyi, Cumhuriyet değerlerimizi hiçe saymayı, Devlet geleneğimizi yıpratmayı seçtiler.

“Hürriyeti değil, istibdatı seçtiler”

Hürriyeti değil, istibdatı seçtiler. Koltuk sevdası uğruna, bilerek ve isteyerek, Türkiye’yi uçurumun kenarına getirdiler. İşte tam olarak bu sebeple, biz de 6 siyasi parti olarak; önce partilerimiz bünyesinde, sonrasında da, genel başkan yardımcılarımız aracılığıyla, birlikte çalıştık.

“Koltuk İttifakı” ortaklarının aksine; Farklılıklarımıza saygı duyarak, Milletimizin ve memleketimizin ihtiyaçlarına odaklanarak, Makulün kaybolduğu bir ortamda, ortak aklı ve istişare kültürünü çalıştırarak, 28 Şubat 2022’de, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem çalışmamızı tamamlayıp, Genel Başkanlar olarak imzaladık.

Geçtiğimiz Pazar günü de yeniden buluştuk. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’i, hayata geçirmek için, ilkelerimizi konuşup karara bağladık ve ülke gündemindeki gelişmeleri değerlendirdik.

Bu vesileyle buradan, başta, ev sahipliği yapan Sayın Ahmet Davutoğlu olmak üzere, toplantıya katılan Sayın Genel Başkanlara, huzurunuzda bir kez daha, teşekkür etmek istiyorum. Allah bizleri milletimize karşı utandırmasın.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem; “Ben yönetirim” yerine, “biz yöneteceğiz” diyen, “Ben bilirim” yerine, “makulde buluşacağız” diyen, “Ben başaracağım” yerine “el ele başaracağız” diyen, “Ben kazanacağım” yerine “milletimiz kazanacak” diyen bir sistemdir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem; Tek adam sistemini ortadan kaldırıp, zamanın ruhuna uygun bir bakış açısıyla; Cumhurbaşkanı’nı; Fark gözetmeksizin, tüm insanlarımızı temsil edecek şekilde; herkesin garantörü bir Cumhurbaşkanı olarak konumlandıran bir sistemdir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem; Cumhuriyet değerlerimizin üzerine inşa edilen, Demokrasiyi içselleştiren, Hukukun üstün, yargının adil, Meclisin de, hem yetkili, hem de yetkili olduğu bir sistemdir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem; Bugüne kadar, içi boşaltılan her kurumu onaracak, Kurumsal devlet hafızasını yeniden canlandıracak, Her alanda liyakati esas alacak bir sistemdir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem; Atanmışın, seçilmiş karşısındaki üstünlüğüne son verecek, Milletin Evi olan Gazi Meclisimizi, yeniden yüceltecek, Millet iradesinin üzerindeki, her türlü vesayeti, ortadan kaldıracak bir sistemdir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem; Hukukun üstünlüğünü esas alacak, Yargının bağımsızlığını koruyacak, Cübbelere dikilen düğmeleri kopartıp atacak bir sistemdir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem; Dış politikamızı, bir kişinin sevgisine, nefretine, ve egosuna indirgeyen, sığ bakış açısından kurtaracak,

Ülkemizi; 23 trilyon dolarlık, ekonomik coğrafyamızla buluşturacak, sığınmacı sorununu da, tarihin tozlu raflarına kaldıracak bir sistemdir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem; Yandaş üretmeyen, Kaynak tüketmeyen, Merkez Bankası’na karışmayan, İşinin ehli kişiler tarafından yönetilen, Ekonomimize ihtiyacı olan güveni veren bir sistemdir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem; Türkiye’ye yakışacak, Büyük Türk Milleti’ne yaraşacak, Milletçe hak ettiğimiz, güçlü, zengin ve mutlu Türkiye’nin, kapısını açacak yegâne sistemdir. Hiç merak etmeyin, çok az kaldı!

Tarih özgürleşme yönünde akar. Tarihin akışına ters gidenler, akıntıda boğulmaya mahkûmdur. Nitekim, Ak Parti ve liyakatsiz kadroları, yapılacak ilk seçimle birlikte gidiyor.

Bu artık bir tarih meselesi. Cümle alem biliyor ki; İYİ Parti her gün, güçlü adımlarla iktidara yürüyor. Allah’ın izni, milletimizin de teveccühüyle, bayrağı biz devralacağız. Ama rehavete kapılmak yok.

Alacağımız büyük sorumluluğun bilinciyle, durmadan çalışmaya devam edeceğiz. Ve evelallah, ülkemizi, Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi denilen, bu ucube sistemden, bu istibdat rejiminden, çekip kurtaracağız.

“Hazır olun çok kaldı”

Haksızlık yapmamak için adaleti, Haksızlıkları engellemek için eşitliği, Haksızlıkları dile getirmek için hürriyeti, Haksızlıkları gidermek için de, hakkaniyeti getireceğiz!

Milliyetçi, Demokrat ve Kalkınmacı kimliğimizle; Türkiye’yi, hak ettiği gibi, 21’inci yüzyılın ruhuna taşıyacağız!

Milletimizle el ele, kol kola verip; Liyakatle eşitlenen, Adaletle özgürleşen, Sevgiyle güçlenen, Ve mutlulukla konuşan Türkiye’yi, hep beraber inşa edeceğiz! Hazır olun, çok az kaldı!”

Paylaşın

Elmada Üretici İle Market Arasındaki Fiyat Farkı Yüzde 522,5

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, mayıs ayında üretici ile market arasındaki fiyat farklılıklarını ve sebeplerini yaptığı basın açıklaması ile değerlendirdi.

Haber Merkezi / TZOB Başkanı Bayraktar, mayıs ayında üretici ile market arasındaki fiyat farkının en fazla yüzde 522,5 ile elmada görüldüğünü belirterek, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Elmadaki fiyat farkını yüzde 393,6 ile kabak,  yüzde 373,7 ile ıspanak, yüzde 330,8 ile salatalık, yüzde 325,1 ile marul, yüzde 292,1 ile sivri biber,  yüzde 268,8 ile kuru üzüm, yüzde 253,3 ile kuru fasulye, yüzde 245,4 ile yeşil mercimek takip etti.

Mayıs ayında elmada üretici market fiyat farkı yüzde 500’ün üzerindeyken, 4 üründe yüzde 300’ün, 9 üründe yüzde 200’ün üzerinde gerçekleşti.

Elma 6,2 kat, kabak 4,9 kat, maydanoz 4,8 kat, ıspanak 4,7 kat, salatalık ve marul 4,3 kat, sivri biber 3,9 kat, kuru üzüm 3,7 kat, kuru fasulye ve yeşil mercimek 3,5 kat, kırmızı mercimek, taze fasulye ve patlıcan 3,3 kat, nohut ve kuru incir 3,2 kat fazlaya tüketiciye satıldı.

Üreticide 2 lira olan elma 12 lira 45 kuruşa, 2 lira 34 kuruş olan kabak 11 lira 55 kuruşa, 3 lira olan ıspanak 14 lira 21 kuruşa, 1 lira 59 kuruş olan salatalık 6 lira 85 kuruşa, 1 lira 99 kuruş marul 8 lira 46 kuruşa, 3 lira 25 kuruş olan sivri biber 12 lira 74 kuruşa, 14 lira 50 kuruş olan kuru üzüm 53 lira 47 kuruşa markette satıldı.

Market Fiyatları

Mayıs ayında markette 38 ürünün 26’sında fiyat artışı, 12’sinde ise fiyat azalışı görüldü.

Mayıs ayında markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 58,4 ile limonda oldu. Limondaki fiyat artışını yüzde 47 ile kuru soğan, yüzde 42,2 ile havuç, yüzde 30,5 ile toz şeker, yüzde 29,2 ile ıspanak, yüzde 24,5 ile patates, yüzde 22,8 ile kuru kayısı, yüzde 22,6 ile fındık içi takip etti.

Markette fiyatı en çok azalan ürün ise yüzde 57,4 ile salatalık oldu. Salatalıktaki fiyat düşüşünü yüzde 47,7 ile sivri biber, yüzde 41,8 ile marul, yüzde 35,6 ile patlıcan, yüzde 28,2 ile çilek, yüzde 19,5 ile yeşil soğan, yüzde 18,6 ile kabak, yüzde 16,7 ile maydanoz, yüzde 13,5 ile yumurta izledi.

Üretici Fiyatları

Mayıs ayında üreticide fiyatı en çok düşen ürün yüzde 62,3 ile marulda görüldü. Maruldaki fiyat düşüşünü yüzde 59,4 ile sivri biber, yüzde 55 ile maydanoz, yüzde 50,2 ile salatalık, yüzde 37,6 ile kabak, yüzde 33,3 ile patlıcan, yüzde 31,2 ile yeşil soğan yüzde 31 ile ıspanak izledi.

Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 20 ile limonda görüldü. Limondaki fiyat artışını yüzde 14,3 ile havuç, yüzde 12,8 ile dana eti ve yüzde 10,2 ile domates takip etti.

Mayıs ayında üreticide 29 ürünün 8’inde fiyat artışı olurken, 13’ünde fiyat düşüşü görüldü, 8 üründe ise fiyat değişimi olmadı.

Üretici fiyatlarında elma, kuru fasulye, nohut, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, pirinç, kuru üzüm ve kuru incirde fiyat değişimi olmadı.

Fiyat Farklılıklarının Sebepleri

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, üretici ile market arasındaki fiyat farklılıklarının sebeplerini ise şöyle açıkladı;

“Mayıs ayında fiyatı en fazla artan ürün, markette ve üreticide limon, fiyatı en fazla düşen ürün ise markette salatalık olurken, üreticide fiyatı en fazla düşen ürün ise marul oldu.

Limonda piyasaya depolardan yatak limon arzının devam etmesi, depo masraflarının artması fiyatların yükselmesine yol açtı.

Havuç fiyatındaki fiyat artışı sezon sonuna gelinmesi sebebiyle ürün arzının azalması neden olmuştur.

Arz talep değişimi ve yem fiyatlarındaki artış et fiyatlarının yükselmesinde etkili olmuştur.

Domates fiyatlarında artışa sera ürünlerinden tarla ürünlerine geçiş dönemi olması sebebiyle azalan ürün arzı sebep olmuştur.

Marul, sivri biber, maydanoz, salatalık, kabak, patlıcan, yeşil soğan ve ıspanak fiyatlarındaki düşüş havaların ısınması sebebiyle artan arzdan kaynaklanmaktadır.

Adana bölgesinde patates ve soğan hasadının başlamasıyla artan arz fiyatlarda düşüşe neden olmuştur.

Havaların ısınmasıyla birlikte tarla ürünlerinin piyasaya arzının artması, önümüzdeki dönem tüketici fiyatlarına olumlu yönde yansıyacaktır.”

Paylaşın

İYİ Parti, Sığınmacılar İçin Yol Haritasını Belirledi

İYİ Parti, sığınmacılara hazırladığı “güvenli dönüş” için yol haritası çalışmasında “ülkenin göç tanımına sığmayan bir istilaya uğradığına” işaret edildi. Çalışmada dönüş için çözüm önerileri yer aldı.

Cumhuriyet’ten Gamze Kolcu’nun haberine göre, sığınmacı tartışması ülke gündeminde sıcaklığını korurken İYİ Parti, “güvenli dönüş” için yol haritasını belirledi. “İktidarın politikaları sonucunda milyonlarca yasadışı göçmenin sınırları delik deşik ettiğine” dikkat çekilen çalışmada, “ülkenin göç tanımına sığmayan bir istilaya uğradığına” işaret edildi.

Çalışmada, “Türkiye, hiçbir üçüncü ülkenin refahı uğruna kendi refahından mahrum edilemez, açık ya da gizli anlaşmalar sonucunda kimsenin hendeği olamaz” ifadelerine yer verildi. İYİ Parti’nin “sığınmacıların geri dönüşüne ilişkin oluşturduğu yol haritasında şu çözüm önerileri yer aldı:

Tam sınır güvenliği: “Açık Kapı-Açık Hudut” politikasına son verilecek, olası yeni geçişlerin önüne geçilecek. Sınır güvenliğini tam olarak sağlanacak, hudutlar namus kılınacak. “Geçici sığınmacı statüsü” kaldırılacak. Göç İdaresi Başkanlığı yeniden yapılandırılacak.

Suriye’yle işbirliği: “Geçici koruma kapsamındaki Suriyeli sığınmacıları”, Suriye Devleti ile işbirliği içinde gecikmeden ülkelerine geri gönderilecek.

Kota sistemi: Güvenle geri dönüş sürecinde Türkiye’de sığınmacıların yaşadığı il ve ilçelerde kota sistemine geçilecek. Yakalanan kaçaklara “tavizsiz işlem” uygulanacak. Çalışma izni olmadan çalıştığı tespit edilenler derhal sınır dışı edilecek. Konut alma yoluyla edinilmiş yurttaşlık işlemleri askıya alınacak, halihazırda edinilmiş statüler gözden geçirilecek.

Paylaşın

1700 Yıllık Oyma Taştan Penis Resmi Ve Küfür Çıktı

Ünlü Hadrian Duvarı’nın yakınında taşa oyulmuş antik Roma grafitilerini deşifre eden tarihçiler gördükleri karşısında şaşkınlığa uğradı. 1700 yıl önce oyulan bir taşta penis resmi ve bir Roma askerini hedef alan aşağılayıcı sözler tespit edildi.

Roma Duvarı diye de bilinen Hadrian Duvarı, İngiltere’yi doğu-batı doğrultusunda ikiye ayıran, Roma İmparatorluğu zamanında taştan yapılmış bir set.

Söz konusu oyma taş İngiltere’nin kuzeyindeki Northumberland bölgesinde biyokimyager Dylan Herbert tarafından keşfedildi. 40 cm genişliğinde ve 15 cm yüksekliğindeki taşa çizilen penis resmi ilk bakışta göze çarpıyor.

Uzmanlar Roma döneminde bu sembolün genellikle iyi şans veya doğurganlığın sembolü olarak kullanıldığını ifade ediyor. Hadrian Duvarı’nda penis resimlerine daha önce de rastlanmıştı. Arkeolojik alanda şimdiye dek bu türden 13 sembol gün yüzüne çıkarılmıştı.

Öte yandan yeni keşfedilen taştaki çizimin hemen yanında Secundinus adlı bir askere yönelik hakaret içerikli bir yazı yer alıyor. Tarihçiler yazıyı, “g*t Secundinus” diye deşifre etti.

Araştırmacılara göre bu durum, taşı oyan kişinin penis sembolünü “kendi amaçları doğrultusunda” kullandığını gösteriyor.

19 Mayıs’ta başlayan kazılara gönüllü katılan Herbert , “Bütün hafta boyunca çok fazla moloz kaldırıyordum ve doğrusu bu taş hep yoluma çıkıyordu” diye konuştu.

“Taşın arka yüzü, tıpkı diğerleri gibi görünüyordu. Çok sıradan bir taş sandım. Ama ters çevirdiğimde bazı harfler görünce irkildim” diyen Herbert, sözlerine şöyle devam etti: Çamurları temizledikten sonra, ortaya çıkardığım şeyin değerini anladım ve kesinlikle çok memnun oldum.

Saha çalışmasını yürüten Vindolanda Trust’ın kazı müdürü ve CEO’su Dr. Andrew Birley de, “Yazarın Secundinus’la büyük bir sorunu olduğu açıktı ve düşüncelerini bir taş üzerinde herkese açıklayacak kadar kendinden emindi” yorumunda bulundu: Hiç şüphem yok, 1700 yıl önce Secundinus bölgede dolaşırken bunu görünce bu kadar eğlenmemiştir.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

ABD, Suriye’ye Olası Harekattan Endişesini Yineledi

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin olası bir yeni harekatının bölgesel istikrarı baltalayacağı ve IŞİD’e karşı mücadelede zorlukla elde edilen kazanımları riske atacağı yönündeki endişelerini yineledi.

Price günlük basın brifinginde bir gazetecinin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye’de askeri harekatın her an başlayabileceği şeklindeki sözlerini hatırlatarak, “Türkiye’nin olası bir harekatının yakın olduğu yönünde ABD’nin elinde işaretler var mı? Kürt ortaklarınıza, eğer yapıyorsanız, ne gibi güvenceler sağlıyorsunuz?” sorusunu yanıtladı.

Geçen hafta bu konuyla ilgili yine bir soruya cevaben yaptığı açıklamaları hatırlatarak söze başlayan Price, “Suriye’nin kuzeyinde askeri hareketliliğin artması potansiyeline ilişkin tartışmalar ve özellikle de bölgedeki sivil nüfus üzerindeki etkileri hakkında derin kaygı duymaya devam ediyoruz. Mevcut ateşkes hatlarının muhafaza edilmesini desteklemeyi sürdürüyoruz. Bunu tehlikeye atma potansiyeline sahip, gerilimi tırmandıracak her türlü eylemi kınarız” diye konuştu.

Price, tüm tarafların ateşkes bölgelerini koruması ve bu bölgelere saygı göstermesi, Suriye’de istikrarı ilerletmesi ve ihtilafa siyasi çözüm bulmak için çalışmasının kritik önem taşıdığını vurgulayarak, “Bunun tersi yöndeki her türlü çabanın, Suriye’deki daha geniş boyutlu ihtilafı sona erdirme hedeflerimize ve Kürt ortaklarımızla da dahil olmak üzere birlikte IŞİD’e karşı son yıllarda imza attığımız muazzam ilerlemelere zarar verebileceğine inanıyoruz” ifadesini kullandı.

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki operasyonlara son verilmesini içeren 2019 yılı Ekim ayı tarihli ortak bildiriye bağlı kalmasını beklediklerini kaydeden Price, “Türkiye’nin sınırlarındaki meşru güvenlik kaygılarının farkındayız ama herhangi bir yeni harekatın bölgesel istikrara baltalayacağından ve IŞİD’e karşı zorlukla elde edilen kazanımları riske atacağından endişe ediyoruz” dedi.

Price, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Türkiye’ye planladığı ziyaretle ilgili bir soru üzerine de, Ankara’nın Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi ve Ukrayna’dan gıda ve tahıl ürünleri ihracı konusunda yürüttüğü diplomatik çabalara destek verdiklerini söyledi

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price ayrıca bir başka soru üzerine, Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine karşı çıkmasından kaynaklanan sorunun ABD ile Türkiye arasında ikili bir mesele değil, Türkiye, Finlandiya ve İsveç arasında bir mesele olduğu yönündeki Washington’un duruşunu yineledi. Üst düzey NATO yetkilileri ve NATO Genel Sekreteri’nin de bu süreçte oynayabileceği rolün olduğuna işaret eden Price, “Türk ortaklarımızla ve elbette İsveç ve Finlandiyalı ortaklarımızla. müttefiklerimizle temaslar yürütmeye devam edeceğiz” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Doğalgaza Yüzde 30, Elektriğe Yüzde 15 Zam

Konutlarda kullanılan doğalgaza yüzde 30, elektrik üretimi için kullanılan doğalgaza yüzde 16, elektrik üretimi dışında kullanılan doğalgaza yüzde 10, elektriğe, meskenlerde yüzde 15, sanayi ve ticarethanelerde yüzde 25 zam geldi. Zamlar 1 Haziran 2022 itibarıyla geçerli olacak.

Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ (BOTAŞ) web sitesinde, Haziran ayına ilişkin doğal gaz toptan satış tarifesini yayımladı.

Tarifeye göre BOTAŞ’ın konut tüketicileri için gaz dağıtım şirketlerine Haziran’da uygulayacağı satış fiyatı bin metreküp doğal gaz için 3 bin 264 lira oldu. Mayıs ayına göre bu rakam yüzde 30’luk bir artışa işaret ediyor.

BOTAŞ açıklamasında dünya genelinde artan enerji fiyatlarına işaret edilerek bazı Avrupa başkentlerinde konut doğal gaz birim fiyatlarının Türkiye’ye göre daha yüksek olduğu belirtildi.

Elektrik üretim amaçlı tarifede bin metreküp doğal gazın fiyatı ise 12 bin 500 lira olarak belirlendi. Bu rakam Mayıs ayına göre yüzde 16 artışa işaret ediyor.

Sanayi abonelerinin tarifesi bin metreküp doğal gaz için 10 bin 416 lira olurken önceki aya göre yüzde 10’luk bir artış gerçekleşti.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) faaliyet bazlı, nihai ve yeşil tarife tabloları Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.

Buna göre, ilk kademede bulunan mesken abonelerinin tarifesinde kilovatsaat başı fiyat 129,0639 kuruş, yüksek kademede yer alanların tarifesinde ise kilovatsaat başı fiyat, 192,7977 kuruş oldu.

İlk kademede yer alan ticarethane abonelerinin tarifesinde elektriğin kilovatsaat fiyatı, 208,9154 kuruş, yüksek kademedeki kilovatsaat fiyat da 278,0099 kuruş olarak belirlendi.

Alçak gerilim sanayi abonelerinin elektrik tarifesinde kilovatsaat fiyatının 287,5739 kuruş olması kararlaştırıldı.

Öte yandan, yeşil tarifede kilovatsaat fiyatı 268,2821 kuruş olarak belirlendi.

Paylaşın

Kur’an Kursu’ndaki Cinsel İstismara 119 Yıl Hapis Cezası

Erzurum’da Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı yatılı kuran kursunda sekiz çocuğa cinsel istismarda bulunmakla suçlanan belletmen, ilk duruşmada 119 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, Diyanet’in davaya katılma talebini de reddetti.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre, Erzurum’un Palandöken ilçesinde Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Hacı Bahattin Evgi Diyanet Erkek Yatılı Kuran Kursu’nda 2021 Mayıs-Ekim ayları arasında yaşları 12’den küçük sekiz çocuğa cinsel istismarda bulunmakla suçlanan belletmen Hakan Aslankafa, beş ay sonra bugün hakim karşısına çıktı.

Tutuklu sanığın hazır bulundurulduğu Erzurum 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşma, suçun mağdurlarının çocuk olması nedeniyle kapalı yapıldı. Mağdur çocukların aileleri de duruşmada yer aldı.

Duruşmaya Türkiye Barolar Birliği Başkanı (TBB) Erinç Sağkan ile Erzurum Baro Başkanı Talat Göğebakan, Ardahan Baro Başkanı Murat Yolcu ile İstanbul, Ankara ve İzmir’in arasında bulunduğu bazı baroların kadın ve çocuk hakları merkezi üyesi avukatlar da katıldı.

Çocukların avukatlığını üstlenen Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Genel Başkanı Avukat Müjde Tozbey Erden, duruşmada çocukların aynı tramvayı yaşamamaları için tekrar mahkemeye çağrılmamasını ve daha önce alınan ifade kayıtlarının izlenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi yerinde gördü. Duruşmada, çocukların soruşturma aşamasında alınan ifadelerinin görüntüleri izletildi.

Diyanet’in ve baroların davaya katılma talebi kabul edilmedi

Diğer yandan Diyanet İşleri Başkanlığı avukatı da davaya katılma talebinde bulundu. Ancak mahkeme, suçtan zarar görmediği gerekçesiyle talebi reddetti. Avukat kararın ardından salondan çıkarıldı. TBB ve diğer baro başkanlarının davaya taraf olma talepleri de yine mahkeme tarafından reddedildi.

Tutuklu Hakan Aslankafa, savunmasında çocuklara yönelik cinsel istismarda bulunduğunu itiraf etti. Çocuklara cinsel istismarın yanı sıra şiddet uyguladığını ifade eden sanık, çocukların olayı ailelerine anlatmaları halinde öldüreceğini söyleyerek tehdit ettiğini söyledi.

Mahkeme heyeti, 9 saat süren duruşma sonucunda sanığı nitelikli cinsel istismar ve çocukları hürriyetinden yoksun kılma suçlarından 119 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı.

Ali Erbaş’a tepki

Kararın ardından avukatlar ve müşteki aileler adliye önünde açıklama yaptı. Avukat Müjde Tozbey Erden, bu kararın ilk olduğunu, diğer davaları takip edeceklerini söyledi. Mağdur bir çocuğun annesi ise Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’a tepki gösterirken, “Ben aslında çok şey söylemek istiyorum. Sayın demeyeceğim, Ali Erbaş, bu senin onuruna yakışacak şeylerdir. Bravo sana, seni alkışlıyorum. Senin kurumun mu senin onurun mu incinmiş? Allah seni kurumunla beraber kahrı perişan etsin. Dine esas zarar veren sensin” söyleminde bulundu.

Yurt yöneticileri ve belletmenler de yargılanacak

Öte yandan Erzurum’daki sekiz çocuğa yönelik cinsel istismar davasının yanında iki ayrı dava daha açılmış durumda. Cinsel istismara ve şiddete göz yummakla suçlanan yurt yöneticileri bu nedenle sanık olarak yargılanacak. Olaya ilişkin üçüncü dava ise aynı yurtta 14 çocuğa şiddet uyguladığı iddia edilen diğer belletmenlere yönelik açıldı.

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı, Avukat Müjde Tozbey Erden, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, şunları dile getirdi:

“Aylarca uygulanan cinsel istismar sırasında belletmen tarafından kameralar duvara döndürülmüştü. Yurt yöneticilerinin hiçbiri, bu kameraların neden çalışmadığını ya da neden duvara dönük olduğu sorgulamamış. Ve hem cinsel istismara devam edilmiş hem diğer öğretmenlerin çocuklara yönelik fiziksel şiddetlerinin sürdürülmesine de göz yumulmuş. Yani çocuklara başlarında oklavalar kırmaları, ellerinde ateşler yakmaları, vücutlarını morartacak düzeyde dövmeleri, kanatmaları da dava konusu olacak.”

“Bu dernekler denetlenmeli”

Avukat Tozbey Erden, Karaman’da Ensar Vakfı ve KAİMDER’e bağlı yurtlarda yaşları 8 ila 10 arasında değişen on çocuğa cinsel istismarda bulunulması olayına dikkat çekerek, şunları söyledi:

“Ensar Vakfı, hepimiz için bir örnekti. Bunun gibi dini duyguların suistimal edilerek, dini eğitim verileceği söylenerek çocuklarımız maalesef cinsel istismara maruz kalıyor. Oysa bu dernekler, hiçbir denetime tabi değiller ve eğitim uzmanı değiller. İşte bizler buna karşı çıkıp çocuklarımızın çağdaş, laik ve bilimsel eğitiminde ısrarcı olmalıyız.”

Paylaşın

Canan Kaftancıoğlu Tahliye Edildi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Silivri Ceza İnfaz Kurumu’ndaki infaz işlemlerinin tamamlanmasının ardından tahliye edildi. Tahliyesi sonrasında cezaevi önünde kendini bekleyenlere “Nerede kalmıştık?” diye hitap eden Kaftancıoğlu, “Çalışmaya devam” vurgusu yaptı.

Kaftancıoğlu, “Hesap vermesi gerekenlerin adalet karşısında hesap vermesi için hep beraber ama hep beraber… Kendimiz için değil, yanımızdaki birkaç kişi için değil, zenginleştirmek istediklerimiz için hiç değil. Kötü sistemin bütün iyi insanları için; fikri, inancı, kimliği, mesleği ne olursa olsun kötü sisteme mahkum edilen bütün iyi insanlar için hep beraber çalışmaya, çalışmaya ve çalışmaya devam” diye konuştu.

Yargıtay 3. Dairesi’nin, hakkında beş ayrı suçlamadan verilen mahkumiyet kararının üçünü onamasıyla Kaftancıoğlu hakkında 4 yıl 11 ay 20 günlük hapis cezası kesinleşmiş, Kaftancıoğlu’na siyasi yasak getirilmişti. Kaftancıoğlu’nun hüküm giydiği “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret”, “Türkiye Cumhuriyeti Devletini alenen aşağılamak” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” suçları, 2013 ve 2014 yıllarında sosyal medyadan yaptığı paylaşımlara dayandırılmıştı. Kaftancıoğlu bugün adliye ve Silivri Cezaevindeki işlemlerinin tamamlanması sonrasında denetimli serbestlik kapsamında serbest bırakıldı.

Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu davalarına gönderme

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik 2019’daki linç girişimi ile ilgili davada bugün çıkan karara ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik yarın görülecek davaya işaret eden Kaftancıoğlu, “Bugün genel başkanımızın da mahkemesi görüldü. Yarın 16 milyon İstanbullunun iradesini yargılamaya kalkacaklar. Biz CHP’de genel başkanımızın öncülüğünde Türkiye’ye nefes aldıracağız. Uzun lafın kısası yorulacağız ama bildiğim bir şey var ki inanan insanların yorgunluğunu tek bir şey giderebilir. O da çalışarak bu ülkeye nefes aldırmak” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’na 2019’da Ankara’daki bir cenaze töreni sırasında yumruk atan tutuksuz sanık Osman Sarıgün’e bugünkü duruşmada “kamu görevlisine karşı basit yaralama” suçundan 1 yıl 15 gün, “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” suçundan ise 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezası verilmiş, ceza sürelerinin yanı sıra mahkemenin hükmün açıklanmasını geriye bırakması da tepkilere yol açmıştı. Sarıgün’e, “suç işlemeye alenen tahrik” suçundan ise 2 yıl 6 ay hapis cezası verilmişti. İBB Başkanı İmamoğlu hakkında Yüksek Seçim Kurulu (YSK) başkan ve üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle açılan davada da yarın karar çıkması bekleniyor.

Paylaşın

HDP’li Buldan: Yokluk İçinde Yaşayan Milyonlar Var

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, iktidara seslenerek, “Sarayınızdan çıkıp sokağa indiniz mi? Çöp konteynerlerinden ve pazar yerlerinden yiyecek toplayan insanları gördünüz mü? Bayat ekmek kuyruklarına tanıklık ettiniz mi? Market raflarındaki kelepçeli mamaları, sütleri gördünüz mü hiç?” dedi.

Haber Merkezi / Buldan, konuşmasında, “6-7 Haziran’da Büyük Konferansımızı, 3 Temmuz’da da Büyük Kongremizi gerçekleştireceğiz. Gelecek bu iradeyle kurulacaktır” ifadelerini kullandı. Pervin Buldan ayrıca, Gezi direnişinin yıl dönümünde “Berkin, Ali İsmail ve Ethem Sarısülük şahsında Gezi’de kaybettiğimiz tüm canları bir kez daha saygıyla, özlemle ve minnetle anıyorum. Gezi tutuklularına selam ve sevgilerimi yolluyorum” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partinin haftalık olağan grup toplantısında gündemi değerlendirdi. Buldan’ın konuşması şöyle;

“Konuşmama başlarken, toplumsal belleğimizde yer edinen birkaç günü anarak başlamak istiyorum. 29 Mayıs karanlık bir tarihin, Çorum Katliamı’nın yıl dönümüydü. 1938’de Dersim’de başlayan, Maraş,  Çorum, Sivas ve Gazi’yle devam eden Alevi katliamlarını unutmadık, unutturmayacağız! Yüzleşme ve adalet mücadelemizden vazgeçmedik, asla vazgeçmeyeceğiz. Alevi toplumunun eşit yurttaşlık hakları kabul edilinceye, halklar ve inançlar üzerindeki baskıcı, ayrımcı uygulamalar son bulana kadar adalet, eşitlik, barış ve demokrasi mücadelemizi yılmadan sürdüreceğiz. Bir kez daha, Çorum başta olmak üzere katledilen tüm Alevi canları saygıyla, minnetle, şükranla anıyorum.

2 Haziran, hasretin, sevdanın ve umudun şairi Sevgili Ahmet Arif’in, 3 Haziran güzel günlerin yolcusu Sevgili Nazım Hikmet’in ölüm yıldönümleri. Saygıyla, minnetle, şükranla ve özlemle anıyorum. 3 Haziran aynı zamanda Kürt iş insanları; Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın ölüm yıl dönümleri. Buradan onları da sevgiyle, minnetle, şükranla anıyorum.

Bu kürsüden hep söyledik; kaybetmeye yüz tutmuş ve siyasi hikâyesi tükenmiş bir iktidarın son çaresi baskıyı, zulmü ve hukuksuzlukları büyütmektir. Bugün yaşananlar tam da budur, varlık-yokluk mücadelesindeki iktidarın alacakaranlık iklimidir. Bakın! Karşımızdaki düzenin ayaklarını tek tek sıralayalım. 5’li çete bunların ekonomik rant ayağıdır. TÜRGEV’leri para transferi ve kamu arazisini yağmalama ayağıdır. TÜGVA’ları kadrolaşma ayağıdır. Yerli ve milli IŞİD projeleri olan SADAT paramiliter ayaklarıdır. ÖSO ve IŞİD Suriye’deki çete ayaklarıdır. Troll orduları ve tetikçi basınları, medya ayaklarıdır. Yargıdaki “Ak” savcı ve hâkimleri kumpas ayağını yürütmektedir. Güvenlik bürokrasisi siyasi kumpas operasyonlarının ayağı olarak rol oynamaktadır. Mülki idarecileri ve kayyımları yerel darbe ayağının yürütücüleridir. Tam organize işler! Bu yapının kendi bekası için sürekli yaydığı iklim de var. Bu iklim yasaklardır, hukuksuzluklardır, yargı kumpaslarıdır, tecrit ve işkencedir, nefret siyasetidir, savaş politikalarıdır, basına sansürdür, istikrasızlık ve huzursuzluktur. Bütün bunlar AKP-MHP ittifakının iktidarda kalmak için yürüttüğü son çırpınışlar olarak karşımızda durmaktadır.

İşte görüyoruz, her gün bir konser, tiyatro, şenlik, festival, piknik demokratik etkinlik, keyfi ve hukuksuz bir biçimde engellenmekte ve yasaklanmaktadır. Sazın telinden, kemanın yayından, piyanonun notalarından, sanatçının sesinden korkuyorlar. İnsanların bir araya gelmesinden korkuyorlar. Evet, bir araya gelişlerden, umudun büyümesinden korkuyorlar. Gerekçelerine bakıyorsunuz, hep aynı terane; “kamu güvenliği.” Hayır, asıl sakladıkları gerçek; suç ve rant düzenlerinin güvenliğidir. Az önce sıraladığım yapının güvenliğidir.

“Yasak duvarlarınız değil, özgürlük meydanları kazanacak”

Yasaklarla gözdağı veriyorlar, umudu kırmaya çalışıyorlar. Ne yaparsanız yapın bu topraklarda müziği de; sanatı da türküleri de asla susturamayacaksınız! Halayları durduramayacaksınız. Bir araya gelişleri asla engelleyemeyeceksiniz. Yasak duvarlarınız değil, özgürlük meydanları kazanacak bu ülkede. Sizin yasakçı diliniz değil, barış türkülerinin dili bu topluma umut olmaya devam edecek. Bunların yasakçı ikliminin bir diğer ayağı da sosyal medya sansürüdür. Yasasını Meclis’e getirdiler. Bu yasa, aynen Abdülhamit yasası ve yasaklarıdır. O da, basına sansür uygulamıştı, piyesleri, hatta “Burun” kelimesini dahi o dönem yasaklamıştı. Bu iktidar da aynı zihniyettedir. Ekonomik kriz, yoksulluk, açlık, işsizlik ve yolsuzluk haberlerini sansürlemeyi planladıklarını bu yasayı geçirerek bunu hayata geçirmek istediklerinin hepimiz farkındayız. Gerçekleri halktan gizleyebileceklerini sanıyorlar. Adını da yalan haberleri engelleme yasası koymuşlar. Ya en büyük yalan bu ülkede sizsiniz! Bu ülkenin en büyük yalanı AKP hükümetidir ya. Her söylediğiniz yalan! Her ifade ettiğiniz yalandır. Sizden daha büyük dezenformasyon kaynağı olabilir mi?

Amacınız eğer yalan haberlerin önüne geçmekse, kendi yalanlarınızı, gazetelerinizdeki yalan manşetlerinizi durdurmanız yeterlidir. “Almanya bizi kıskanıyor” yalanlarını yaymazsanız, yalan haber diye de bir şey kalmaz zaten! Prompteri kaldırırsanız dezenformasyon da sona erer! Ama dertleri başka. Amaç, hakikati yok ederek toplumu kendi yalanlarıyla baş başa bırakmaktır. Ne basını, ne de sosyal medyayı susturamayacaksınız! Gerçekleri halktan saklayamayacaksınız. Güneşi balçıkla sıvayamayacaksınız. Bir video, bir twit, bir paylaşım iktidarınızı sallamaya devam edecektir, sizleri tir tir titretmeye devam edecek.

Yasaklarla toplumun nefesini kesmeye çalışırken, kumpas davalarıyla da demokratik siyasetin halka nefes olma gücünü kırmak istediklerini biliyor ve görüyoruz. İşte Kobanî Kumpas Davası ortadadır. Mevzu sadece HDP değildir. Tüm siyasettir, tüm toplumsal kesimlerdir. Bu kumpas, demokrasiye kurulan bir kumpastır. Mahkeme son olarak bir günlük savunma süresi verilmesi kararını aldı. Baktılar; arkadaşlarımız kumpas gerçeğini bir bir ifşa ediyor, çökertiyor, hemen alelacele karar aldılar. Belli ki aceleleri var. İktidardan düşmeden intikamlarını almak istiyorlar. Kobanî içlerine dert oldu! Kumpasları da onlara ders olacak bunu da buraya yazıyorum!

“Seçim kampanyasını tanklarla yürütmeye hazırlanıyorlar”

Başaramayacaksınız! Hakikatler savunmasız kalmayacak! HDP, susmadı ve HDP susmayacak. Kumpas davanızda HDP değil, hakikatler karşısında sizin komplolarınız yargılanacaktır ve bu kumpaslar iktidarınızın sonu olacaktır. Evet, bu iktidarın korku iklimiyle asıl kendi korkularını bastırmaya çalıştıklarını görmüyor değiliz. Irak Kürdistan Bölgesi’nin ardından şimdi de Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik yeni bir savaş ve ilhak planı peşindeler. Seçim kampanyasını tanklarla yürütmeye hazırlanıyorlar! Miting konuşmalarını da tankların üzerinden yaparlarsa kimse şaşırmasın! Evet, ekonomi yangın yeri, halk geçim ve yaşam savaşı veriyor. Bunlar Suriye’de savaş peşindeler.

Enflasyon ve dolar fırlayınca hadi Suriye’ye saldıralım belki paçayı kurtarırız diyorlar. Hesap bu! Rojava’da halklar arasında oluşan demokratik, sosyal, kültürel bütünleşmeyi, demokratik yönetimin inşasını bozabilir miyiz, Bölgeyi Kürtlerden arındırarak acaba IŞİD’e koridor oluşturabilir miyiz diye uğraşıyorlar. Buradan savaş ittifakına sesleniyorum: Boşuna uğraşmayın! Rojava’dan size Ukrayna hikâyesi çıkmaz, çıkmayacaktır. İktidarınızın yolunu Rojava’dan geçiremezsiniz! Geçiremeyeceksiniz! Bu heveslerinizden bir an önce vazgeçin!

Şimdi kendilerine siyasal ve toplumsal destek yaratabilmek için de operasyonlarla birlikte mültecilerin geri gönderileceği propagandasını yaymaya başladılar. Toplu göçler, tarihte hiçbir zaman askeri yöntemlerle çözülmemiştir! Aksine askeri yöntemler büyük göçlerin yaşanmasında temel etkendir. Olası Suriye savaşı daha fazla göçmen demektir. Bu tuzağa kimse düşmemelidir. Tabi bir de işin parasal rantı da var. Dikkat edilirse, yurt dışında milyon dolarları istiflemeleri tam da bu savaş halini canlı tuttuğu süreçlere denk gelmektedir. Beka ve sınır güvenliği söylemini sıkça ortaya attıklarında bilin ki yurt dışında balya balya para istifliyorlar. Tezkerelere kalkan ellerin de özellikle bu hakikatle mutlaka yüzleşmesi gerekir.

“İktidarın Kürt düşmanlığı politikasının bedelini tüm Türkiye halkı ödemektedir”

Sınır güvenliği dedikleri, TÜRGEV-TÜGVA-TÜRKEN ve SADAT düzenlerinin, yolsuzluk ve rant zincirlerinin güvenliğidir. Bu nedenle herkesin, tüm toplumun, demokratik kamuoyunun savaş politikasının karşısında güçlü ve ortak bir tutum alması gerekir. İktidarın savaş planlarının esas amacının kendi siyasi ömürlerini uzatmak olduğunu herkesin artık net olarak görmesi gerekir. Emekçi yoksul halkın sırf iktidar ayakta kalsın diye savaşa sürecek tek bir evladı ve kaybedecek tek bir canı yoktur. İktidarın Kürt düşmanlığı politikasının bedelini tüm Türkiye halkı ödemektedir. Bu gerçeği artık herkesin görmesi ve savaşa hayır demesi gereken yeni bir dönemdeyiz.   

Özellikle parlamentodaki muhalefete seslenmek istiyorum. Savaş politikalarına sessizlik onaylamak demektir. İktidarın tuzağına düşmeyin, iktidarın belirlediği sınırların dışına çıkmaktan korkmayın ve savaş politikalarına karşı çıkın diyoruz. Ve şu uyarıyı da buradan yapıyorum: Olası bir savaşın yol açacağı tüm yıkımlardan en az iktidar kadar, bu savaşın karşısında durma basireti göstermez ise muhalefet de sorumlu olur. Bunu hiç kimse unutmasın!

“Zamanın ruhuna uymayanlar, aşılmaya mahkûmdur”

İçinden geçtiğimiz zaman, iktidarın savaş ve talan düzenine hep birlikte karşı çıkma zamanıdır. Zaman, Kürt sorunu başta olmak üzere bu ülkenin temel sorunlarını çözümsüzlük sarmalına sürükleyen ve iktidarın varlık gerekçesi olan tecrit politikasına hep birlikte karşı çıkma zamanıdır. Zaman, hem bu topraklarda hem de Suriye başta olmak üzere tüm komşu ülkelerde demokratik çözüm ve kalıcı barış politikalarına, halkların iradesine sahip çıkma zamanıdır. Zamanın ruhuna uymayanlar, aşılmaya mahkûmdur!

Yarın 1 Haziran, Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen Dünya Açlıkla Mücadele Haftası’nın ilk günüdür. Her gün, her saat, her dakika açlığa, yoksullluğa doğru sürüklenen bir Türkiye yarattılar. Açlık ve yoksulluk sınırı rakamları korkunç seviyededir. Türk-İş’in raporuna göre; Açlık Sınırı 6 bin 17 TL, Yoksulluk Sınırı 19 Bin 602 TL olarak hesaplandı. İnsanlar açlıkla mücadele ederken, AKP Genel Başkanı çıktı “Birileri aç kaldık diyor, vicdansızlık yapma, aç kalan yok” diyerek, açız diyen milyonları azarlamayı kendine görev olarak görüyor. Vakti zamanında da şunu söylemişti: “Meydanlar açız diye bağırıyorsa, insanlar kirasını, faturasını ödeyemiyorsa, insanlar pazardan artık topluyorsa ülkeyi bu hale mevcut hükümet getirmiştir.” Nereden nereye değil mi? En büyük vicdansızlığı yapan sizsiniz. Gelmiş geçmiş en vicdansız iktidar olarak tarihe geçtiniz. Zalimsiniz! Zulümde üstünüze yok.

Açlık nasıl yok? Sarayınızdan çıkıp da hiç sokağa indiniz mi? Çarşıyı pazarı hiç gezdiniz mi? Çöp konteynerlerinden ve pazar yerlerinden yiyecek toplayan insanları gördünüz mü?  Bayat ekmek kuyruklarına tanıklık ettiniz mi? Market raflarındaki kelepçeli mamaları, sütleri gördünüz mü hiç? Sizin bildiğiniz tek kelepçe insanların eline vurduğunuz kelepçedir! Günlük masrafı 20 milyon olan Toksaray’dan bakınca tabi ki sokağın gerçeklerini görmezsiniz, göremezsiniz!

“AKP Genel Başkanının kendisini halktan korumanın günlük maliyeti 1.3 milyon lira”

Evine bir gram et alamayan insanların halini bilmezsiniz. Ekmek için çalışmak zorunda kalan 70-80 yaşındaki insanların halini bilmez, görmezsiniz. Okula aç giden, akşam süt içemeden yatan, çileği, kirazı sadece hayal eden boynu bükük çocukların halini görmez bilmezsiniz. Çünkü zalimsiniz! Çünkü vicdanlarınız kurumuş! “Tok açın halinden anlamaz” sözü tam da bugünler için söylenmiş! Basına da yansıdı. AKP Genel Başkanının kendisini halktan korumanın, bakın altını çiziyorum, kendisini halktan korumanın günlük maliyeti 1.3 milyon lira. Bu rakamı aya vurduğunuzda 9 bin çalışanın asgari ücret maaşına karşılık gelmektedir. Yani 9 bin gencin işsiz kalması demektir. İşte açlığın sebeplerinden biri budur!

Saray korumalı sistem tabi bitmiyor, devam ediyor: Kur korumalı mevduatla zengini korumanın bedeli 90 milyar TL’dir. 5’li çete ve yandaşlarını korumanın bedeli 220 milyar TL vergi affı. Yandaş dernek ve vakıfları korumanın bedeli 10 milyar TL’yi aşmış durumda.. Peki, yurttaş cephesinde durum nedir? Yurttaşı korumamanın bedeli ise 1.1 trilyon TL’nin üzerinde bireysel borçtur. Çiftçiyi korumamanın bedeli 200 milyar TL’nin üzerinde borçtur. Öğrenciyi korumamanın bedeli 6 milyar TL borçtur. İşte açlığın, yoksulluğun tablosu ortadadır.

Asgari ücrete yüzde 50 zam yapıldı ama temel gıdaya, kiraya, eğitime, faturalara, akaryakıta, her şeye de yüzde 200 ile 350 oranında zam geldi. Açlık ve yoksulluk değil, doğrudan “yokluk” içinde yaşayan milyonlarca insan var. Asgari ücret 4 bin 253 TL. Kalem kalem harcamaya bakarsak, 2000 TL ev kirası. 1000 TL elektrik, su, doğalgaz, internet ve telefon faturaları. Ulaşım 1000 TL. Mutfak Harcamaları 1000 TL. Asgari ücret yaşamak için değil, nefes almak için harcandığında tükendi. Daha eğitim ve sağlık harcaması yapmadık, dışarı çıkıp yemek yemedik, çay içmedik. Konsere gitmedik. Pardon, konserler yasaktı. Misafir ağırlamadık. Bugün asgari geçim ücretinin adı, yetersiz beslenme ve yokluk ücretidir.

“Bu iktidar düzeniyle, faşizmle baş etme gücümüz fazlasıyla vardır”

Evet, insan onuruna yaraşır bir ücret ve yaşam isteyen işçiye, emekçiye nankör diyen zihniyeti göndermenin zamanı çoktan gelmiştir. Bu ülkeyi soyguncuların, vicdansızların, zalimlerin insafına asla bırakmayacağız. Ülkeyi tümden çökertmenize asla izin vermeyeceğiz. Tüm bu anlattıklarım tabi ki iktidarın yarattığı karanlığın bir tablosudur. Ama bir de aydınlık günlerin, umudun tablosu vardır. Geleceği tayin edecek olan esas güç de budur. Hiç kimse iktidarın güçlü görünmek için yaptığı hukuk dışılıklara ve tehditlere veya yaydığı “bunlar gitmez” propagandasına bakarak asla umutsuzluğa kapılmasın! Asıl güç, değişim isteyen milyonların iradesidir. Yani bizleriz, emek ve demokrasi güçleridir. Direnişimizdir. Birlikte mücadelemizdir. Korkusuzca yan yana gelişimizdir. İktidarın halkla ve demokrasi güçlerinin örgütlü mücadelesiyle baş etme gücü yoktur. Ama bizim bu iktidar düzeniyle, faşizmle baş etme gücümüz fazlasıyla vardır.

İşte HDP tüm baskı ve engellemelere rağmen mücadelesini her geçen gün daha da büyütmektedir. Kadınların mücadelesi her yerde günden güne yükselmekte ve umudu da cesareti de daha da artırmaktadır. Ama bu iktidarın kadınlardan büyük bir korkusu var. O kadar çok korkuyorlar ki, özellikle HDP’li kadınlardan ve HDP’li kadınların yanında duran kadınlardan da oldukça korktuklarının farkındayız. Bu sabah Batman’da aralarında belediye eş başkanlarımızın da bulunduğu 11 kadın arkadaşımızı haksız ve hukuksuz bir şekilde gözaltına aldılar. Bunu buradan şiddetle kınıyorum. Ne yaparsanız yapın! Kadınların gücü karşısında kaybetmeye mahkûmsunuz! Kaybedeceksiniz! Kadınların mücadelesi sizin o koltuklarınızı sallamaya yeter de artar bile! Kadın arkadaşlarımıza selamlarımı ve sevgilerimi gönderiyorum.

“Mücadele eden milyonların sesi ve itirazı yükseliyor”

Evet, gençler özgürlüğü için biz geliyoruz demektedir. Emekçilerin, ezilenlerin, geçinemiyoruz diyenlerin mücadelesi sokaklardan, meydanlara, çarşıdan pazara, tarladan fabrikalara hayatın her alanında yükselmektedir.

İktidarın doğa talanına karşı İkizdere’den Kazdağları’na her yerde ağaca, ormana, derelere, ırmaklara sahip çıkma mücadelesi dalga dalga büyümektedir. Yasaklar karşısında sanatın, tiyatronun, müziğin, sazın, sözün sesi daha gür çıkmaktadır. Korkutmak isteyen iktidara karşı korkusuzların sayısı milyonlar olmaktadır. Sansür tehditlerine karşı hakikatin peşindeki özgür basının ve sokak muhalefetinin merkezi olan sosyal medyanın gücü günden güne artmaktadır.

Gezi direnişinin yıl dönümündeyiz. Buradan Berkin, Ali İsmail ve Ethem Sarısülük şahsında Gezi’de kaybettiğimiz tüm canları bir kez daha saygıyla, özlemle ve minnetle anıyorum. Gezi tutuklularına selam ve sevgilerimi yolluyorum. 9 yıl önce Taksim’de başlayan dayanışma bugün tüm ülkenin ortak dayanışmasına dönüşmüştür. İktidarın korkuyla, sindirmeyle, cezalarla yok etmek istediği umut Gezi dayanışmasının ve ortak mücadelesinin ruhuyla daha fazla büyümektedir, büyüyecektir.

“Demokrasi ittifakı bugünün, yarının ve seçim sonrasının güvencesidir”

8 Mart, Newroz, 1 Mayıs ülkenin faşizme asla teslim edilmeyeceğinin meydanlardaki teminatı ve sözü oldu. Buradan çıkan mücadele ve kararlılık büyük değişimin kapısını açacaktır. Şimdi büyük değişim için büyük buluşmayı gerçekleştirme ve en güçlü demokrasi ittifakını oluşturma zamanıdır. Demokrasi ittifakı, bugünün, yarının ve seçim sonrasının temel sigortası ve güvencesidir.

Bu büyük değişimde HDP olarak en önde yer alacağımızdan hiç kimsenin kuşkusu ve kaygısı olmasın. Yapmak için, değiştirmek için geleceğiz. Bu topraklarda demokrasi ve barış umudunun kurutulmasına asla izin vermeyeceğiz.

Türkiye halklarının çıkarı ve ortak geleceği; NATO koridorlarındaki kirli savaş pazarlıklarında değildir. Savaş kararlarının alındığı iktidar kurullarının toplantılarında hiç değildir.

Türkiye halklarının çıkarı ve ortak geleceği çürümüş siyasette değil, demokratik siyasettedir. Demokrasi, barış, adalet ve eşitlik mücadelesindedir. HDP’nin yürüttüğü mücadele ve halklara sunduğu üçüncü yol seçeneğindedir.

Bakın! İktidarın uluslar arası alanda ve içeride yürüttüğü politikalarda ülkenin geleceğini aydınlatan değil, daha da karartacak kararlar alınmaktadır. Bunun karşısında HDP’nin ve demokrasi güçlerinin ortak toplantılarında yine yaptığımız konferanslarda yeni, eşit, ortak yaşamın, barışın, demokratik Türkiye’nin inşası tartışılmakta ve mücadele kararı alınmaktadır. 6-7 Haziran’da Büyük Konferansımızı 3 Temmuz’da da Büyük  Kongremizi gerçekleştireceğiz. İşte gelecek bu iradeyle kurulacaktır.

Halkı her gün azarlayan, taleplerini yok sayan iktidarın karşısında, her gün halkı dinleyen, halkla birlikte karar alan, halkla birlikte yürüyen bir HDP var. HDP bu yüzden siyasetin güvenilecek sözüdür, dönülecek yüzüdür! Çıkışın en güçlü yoludur!

“Herkes yüzünü HDP’ye dönsün, ülkenin geleceği HDP’nin mücadelesiyle kurtulacaktır”

Hiç kimse başka adres ve kurtarıcı aramamalıdır. Direnerek, mücadele ederek, ağır bedeller ödeyerek korkmadan, yılmadan bugünlere gelen ve dimdik ayakta olan HDP’nin onurlu mücadelesiyle bu ülkenin geleceği kurtulacaktır. Bunun için herkesin yüzü ve yönü kesinlikle HDP’ye dönük olmalıdır.

İçinden geçtiğimiz bu tarihi süreçte savaşın, ölümün, açlığın siyasetine, halk iradesini rehin siyasetine ve bunun karşısında inşallah bile demekten bile imtina edenlerin korkak siyasetine karşı barışı, demokrasiyi ve refahı hedefleyen HDP’nin onurlu siyasetinde hep birlikte buluşalım diyorum. Kimse sizin inşallahınıza kalmadı, maşallah bizim halkımızın da bizim de sizin önünüze geçecek gücümüz de, sözümüz de var.  Bu bize yeter de artar diyorum hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum ve teşekkür ediyorum.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Demokrasiye İnanmayanları Sandık Yoluyla Göndereceğiz

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Demokrasiye inanmayanları sandık yoluyla göndereceğiz. Demokrasinin bize sağladığı bütün imkanları kullanacağız. Baskı mı kuruyorlar göğsümüzü açacağız, yasak mı getiriyorlar yasağa karşı yürüyeceğiz. Sanattan kültürden mi korkuyorlar sanatı ve kültürü yücelteceğiz.” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu konuşmasında, “AK Parti’ye oy veren bütün kardeşlerimin kendi vicdanlarına sormak istiyorum; AK Parti hangi fabrikayı kurdu? Satmanın dışında ne yaptılar?” sözlerinin ardından “Samani, et, mercimek, buğday ne varsa ithal ediyorduk en son şeker de ithal etmek zorunda kaldık. Devlet iyi yönetiliyor diyebilir misiniz?” diye sordu.

Kılıçdaroğlu sınır ötesi operasyon konusunda ise, “Operasyon yapacağım diyor, sınır ötesi operasyon. E senin oğlun var, milyon dolarları var. Ok atmakta da başarılı, gönder. Garibanın çocuğunu gönderiyorsun, şehitler geliyor. Senin çocukların milyon dolarlarla oynuyor. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını sormak boynumuzun borcudur” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“İstanbul İl Başkanımız adaletsiz, hukuksuz kararlarla mahkum edildi. Bugün savcılığa gitti. Silivri’de şu anda. Sabah evden ayrılmadan önce beni aradı kendisiyle konuştuk morali gayet iyi. Çünkü biliyor ki bir suç işlediği için değil onurlu ve dik durduğu için cezalandırılıyor.

Biz onların hiçbir siyasi hükmünü tanımıyoruz. Ne derlerse desinler. Duruşumuz, onurumuz, insanlığımız, hedefimiz bellidir. Hapse atarlar, tutuklarlar, gözaltına alırlar. Ne yaparlarsa yapsınlar asla ve asla onurumuzdan ödün vermeyeceğiz. Vermeyenlerden birisi de CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu.

İBB Başkanımız içinde yarın duruşma var. İstanbullulara hizmet ediyor, hala İstanbul’u kaybettiklerine inanamıyorlar. Hala ‘Acaba Ekrem Başkanı oradan nasıl alırız’ arayışı içindeler. ‘İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder’ demişti. Zaten kaybedecekler. Bıçak kemiğe dayandı. Beyler Türkiye-ABD arası paraları transfer ediyorlar. Hiç kimse unutmasın, hiçbir CHP’li yönetici sahipsiz değildir. Arkasında milyonlar vardır. Arkadaşlarımızın arkasındayız.”

Bu arada birisi de beni hapse göndermekle tehdit etmiş. Yahu sizin feriştahınız gelse bize diz çöktüremez. Kimsiniz siz? Eğer biz hapislerden korksaydık bu kadar cesur olmazdık, biz hapislerden korksaydık sizin gibi olurduk. Biz sizin gibi değiliz. Dün söylediklerimizi, dün tükürdüğümüzü bugün yalamayız biz. Ne söylediysek sözümün arkasındayız. Çünkü bizim sözümüz erkek sözüdür, insan sözüdür.”

“Biz bölen değil, beraber olmayı düşleyen insanlarız”

Hiçbir gücün karşısında hiçbir arkadaşımız, genel başkandan başlayarak en aşağıdaki üyeye kadar hiçbir gücün, adaletsizliğin karşısında asla diz çökmedik ve çökmeyeceğiz. skı şiddet kimden gelirse gelsin asla boyun eğmeyeceğiz. Çünkü biz Kuvayı Milliye ruhunu taşıyan, ülkesini seven, bizim gibi düşünmeyen insanların da özgürlüğüne kapı aralayan insanlarız. Çünkü biz herkesin inancına, kimliğine, yaşam tarzına saygı duran insanlarız. Biz bölen değil, beraber olmayı düşleyen insanlarız.

Biz ülkemizi, bayrağımızı, vatanımızı seviyoruz. Bölmek istiyorlar, ayrıştırmak istiyorlar, kavga istiyorlar inadına barış diyeceğiz. İnadına demokrasiye inanmayanları sandık yoluyla göndereceğiz. Asla onlar gibi yapmayacağız. Demokrasinin bize sağladığı bütün imkanları kullanacağız. Baskı mı kuruyorlar göğsümüzü açacağız, yasak mı getiriyorlar yasağa karşı yürüyeceğiz. Sanattan kültürden mi korkuyorlar sanatı ve kültürü yücelteceğiz. O açıdan hiç ama hiç çekinmiyoruz her baskıya karşı dik ve onurlu duruşumuzu her zaman her yerde sergileyeceğiz.

Devlet yönetimi sorumluluk gerektirir. Devleti adalet üzerine inşa etmişseniz, adaleti savunuyorsanız, adaletten yana tavır alıyorsanız o ülkede yaşayan herkes huzur içinde yaşar. Devlet yönetiminde güç bir kişiye teslim edilemez. Bir kişiye teslim ederseniz sonu felakettir. Tarihte hangi devlet olursa olsun güç bir kişiye teslim edilmişse o devletin sonunda hüsran vardır. O nedenle devlette güçler ayrılığı ilkesi diyoruz.

Devletin özünü oluşturan liyakati ve adaleti büyütmek, sağlamak zorundasınız. Devlet halk egemenliğine dayanmak zorundadır. Devleti yönetenler şeffaf, erdemli, ahlaklı olmak zorundadırlar. Devleti yönetenler baskı kurmaz, vatandaşın özgürlük alanını genişletir. O zaman o devlette adalet var demektir. Eğer devleti yönetenler şeffaf değilse, açıklık politikasını izlemiyorsa o devlette yolsuzluk var, siyasetçiler zengin oluyor demektir.

Aileleri ile beraber köşeyi dönüyorlar demektir. Devleti yönetirken katılımcı bir anlayışı yönetim içinde egemen kılmanız lazım. Yeri geldiğinde referandum, seçim yapacaksınız. Devlet yönetiminde asıl olan halkın çıkarlarıdır. Vatandaşın cebi para görecek, huzur ve refah içinde yaşayacak. Devleti yönetenler kaynakları en verimli şekilde kullanmak zorundalar. Devleti yönetmek ciddi ve ahlaklı bir iştir. Şeker fabrikaları kurduk. İlk yaptıkları iş geçmişte yapılanların tamamını satmak oldu. Şu soruyu geçmişte AK Parti’ye oy veren bütün kardeşlerimin kendi vicdanlarına sormasını istiyorum. AK Parti Hükümetleri hangi fabrikayı kurdu? Bana bir fabrika örneği versinler.

Satmanın dışında ne yaptılar? Biz her fabrika bir kaledir diyoruz. Her fabrika bir istihdamdır diyoruz. Şeker fabrikalarını sattılar ve 24 yıl sonra yurt dışından şeker ithalat etmek zorunda kaldı. Saman, et, buğday ithal ediyordu en sonunda şeker de ithal etmek durumuna geldi. Her vatandaşımın kendi vicdanına sormasını istiyorum ne oldu da koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti dışardan şeker ithal etmek zorunda kaldı? Buna devletin sağlıklı yönetimi diyebilir misiniz?

“Dışarıya gidiyoruz el avuç açıyoruz”

Sadece Nisan ayında bir aylık faiz 19 milyar lira. 10 şeker fabrikasını 11 milyar liraya satıyorsun ama bir ayda 19 milyar lira faiz ödüyorsun. Bu mu devlet yönetimi, ahlak, erdem? Üreticiye destek vermediler, gübre fiyatları ilaç fiyatları bunların hepsi arttı. Sonunda fabrikaları sattılar, dışarıya gidiyoruz el avuç açıyoruz şeker istiyoruz.

Düzelteceğiz. Hiç kimse endişe etmesin. Halkın iktidarında çiftçinin, esnafın, sanayicinin yüzü gülecek. Evde kadınların yüzü gülecek. Gençler bu ülkenin fabrikalarında caddelerinde, sokaklarında parklarında gülerek özgürlüğü teneffüs edecekler. Göreceksiniz, Türkiye’yi ayağa kaldıracağız, göreceksiniz.

27-28’inde Van’daydık. Selahattin beyin çok sevildiğini gördüm. Haksız, adaletsiz uygulamalardan şikayet ediliyor. Ben de bu kürsüden defalarca şikayet ettim. Bir kişi adaletsizlikle karşı karşıyaysa ona sahip çıkmak insani görevimizdir, politik değil. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Mahkeme kararlarını uygulamıyorlar, AİHM kararlarını uygulamıyorlar.

Yine Vanlı kardeşlerime söyledim Osman Kavala’dan da Selahattin Demirtaş’tan da Harp okulu öğrencilerinin de hakkını, hukukunu savunmak istiyorsanız bize katılacaksınız. Beşli çetelerden şikayet ediyorsanız, uyuşturucu baronlarından şikayet ediyorsanız adres belli, bize katılacaksınız. Bütün Mardinli kardeşlerime sözümdür. İktidarımızda 6 ilde, Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Şırnak, Siirt ve Batman’da çiftçiye elektriği ücretsiz vereceğiz. Yatırım yapacağız.”

 

Paylaşın