Türkiye’yi Terk Eden Doktor Sayısı Son 6 Ayda Bine Yaklaştı

Türkiye’de TÜİK verilerine göre yıllık enflasyonun yüzde 70’i geçmesi ve ekonomik dengenin bozulması birçok iş alanında yurt dışına göçü artırdı. Son dönemde daha iyi yaşam şartları için özellikle Avrupa ülkelerine yönelenler arasında sağlık çalışanları da bulunuyor. 

Türk Tabipleri Derneği’ne (TTB) göre bu yılın ilk yarısında 938 doktor ülkeden ayrıldı. Bu sayı geçen yıl bin 400 olarak rapor eldi.

Erdoğan, Mart ayında yaptığı bir konuşmada, “Açık konuşuyorum, gidiyorlarsa gitsinler” demiş “Bizler de üniversiteyi yeni bitiren doktorlarımızı istihdam ederiz. Biz asistan doktorlarımız ile buralarda devam ederiz. Daha da ileri gidiyorum; yurt dışından dönmek isteyenlerin dönüşünü sağlar, buralarda görevlendiririz” demişti.

“Sorun eriyen maaşlar ve zorlu çalışma koşulları”

Gelir meselesi en büyük endişelerden biri. Enflasyon nedeni ile gelirleri eriyen doktorlar hem maaşlarını hem de zorlu çalışma koşullarını protesto ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise maaşların düşük olmadığını “En az alan doktor ne alıyor dedim, ‘8-9 bin’ dediler. En fazla alan ne alıyor dedim, ’25-30 bin’ dediler. Özel sektör çok veriyormuş, oraya gidiyorlar. Varsın gitsinler” cümleleri ile bu protestolara yanıt veriyor.

Benzer sorunlardan yakınan ve ismini vermek istemeyen başka doktorlar, ekonomik sebeplerden ötürü çalışanların özel hastanelere yöneldiğini belirtiyor. Kamu hastanelerinde maaşlar düşük olması ve hasta sayısının fazla olması, yurt dışına gidemeyen bu doktorları özel hastanelere itiyor.

Ülkede resmi kurumların açıkladığı ve son 20 yılın en yüksek seviyesini işaret eden enflasyon oranları ise kamuoyu yoklamalarına göre inandırıcı bulunmuyor. Halkta bu oranın çok daha yüksek olduğu kanısı hakim.

Bu yönde açıklamalarda bulunan bir grup bağımsız iktisatçı da asıl enflasyon oranının yüzde 160’ları bulduğunu ileri sürüyor. Bu uzmanların kurduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) hakkında TÜİK savcılığa şikayette bulunmuş ve soruşturma başlatılmıştı.

euronews muhabiri Kristina Jovanovski’ye konuşan ENAGrup kurucularından Veysel Ulusoy, enflasyon oranlarının siyaset üzerinde de etki oluşturduğunu ve iktidar partisinin oy oranlarında azalmaya neden olduğunu belirtti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

AİHM, Suriyelinin Açtığı Davada Türkiye’yi Mahkum Etti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Suriye vatandaşı Muhammed Fevzi Akad’ın, Türkiye’de geçerli oturum izni olmasına rağmen Türk makamları tarafından “zorla ülkesine sınır dışı edilmesi” konusunda Ankara’nın hak ihlalinde bulunduğuna hükmetti.

2004 yılından beri Türkiye’de yaşayan ve “geçici koruma” statüsüne sahip olan 1997 doğumlu Muhammed Fevzi Akad isimli Suriyeli, 2018 yılında Yunanistan’a geçmeye çalışırken Meriç Irmağı yakınında jandarma tarafından yakalanmış ve iki gün sonra Suriye’ye sınır dışı edilmişti. Davacı, hukuka aykırı bir şekilde zorla Suriye’ye gönderildiğini, ayrıca Edirne’den Hatay’a kadar yaklaşık 20 saatlik otobüs yolculuğunu, sınır dışı edilecek başka bir kişiye kelepçeyle bağlı şekilde geçirdiğini belirtmişti.

AİHM, iki konuda da Türk makamlarının hem Türk hukukunu hem de AB hukukunu ihlal ettiğine oy birliğiyle karar verdi. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) üç ayrı maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle davacıya 9 bin 750 euro manevi tazminat ve 2 bin 500 euroluk masraf ve giderleri ödemeye mahkum edildi.

Mahkeme, kararında davacının zorla ve hukuk dışı bir şekilde Suriye’ye gönderilmesinin ve Edirne ile Hatay arasındaki otobüs yolculuğunda kelepçe uygulamasının “insanlık dışı ya da küçük düşürücü muameleyi” yasaklayan 3’üncü maddeye aykırı olduğuna hükmetti. Davacıya Suriye’ye gönderilme kararına karşı hukuken itiraz hakkı tanınmaması, AİHS’nin “etkili başvuru” hakkını düzenleyen 13’üncü maddesine, Meriç’te yakalanmasından Suriye’ye gönderilmesine kadar geçen iki günlük sürede özgürlük haklarının kısıtlanması da “kişi özgürlük ve güvenliği”ni düzenleyen 5’inci maddeye aykırı bulundu.

Türkiye savunmasında davacının gönüllü dönüşler çerçevesinde Suriye’ye gönderildiğini bildirmişti. Söz konusu kişinin Suriye’ye gönderildikten sonra yeniden Türkiye’ye giriş yaparak Türkiye üzerinden Almanya’ya gitmeyi başardığı ve daha önce Almanya’ya kaçarak iltica hakkı kazanan ailesiyle birlikte Almanya’da yaşadığı belirtildi.

Paylaşın

Samanyolu’nun Merkezinde Dönen Tuhaf Bir Nesne Bulundu

Gökbilimciler, Samanyolu’nun merkezini izlediler ve tek bir devasa yıldızın çevresinde zarif bir şekilde dönen, minyatür bir sarmal galaksiyi andıran bir şey keşfettiler. Yoğun ve tozla dolu galaktik merkezin yakınlarında, Dünya’dan yaklaşık 26 bin ışık yılı mesafede keşfedilen yıldız, Güneş’ten yaklaşık 32 kat büyük ve “gezegen oluşum diski” diye bilinen devasa bir dönen gaz diski içinde yer alıyor. (Diskin kendisi yaklaşık 4 bin astronomik birim genişliğinde; yani, Dünya ile Güneş arasındaki mesafenin 4 bin katı genişliğe sahip).

Genç yıldızların milyonlarca yıl boyunca büyük ve parlak yıldızlara dönüşmesine yardım eden yıldız yakıtı işlevi gören bu tür diskler, evrende yaygın biçimde bulunurlar. Ne var ki, gökbilimciler şimdiye kadar hiç böyle bir şey görmemişlerdi: o, içinde bulunduğumuz galaksinin merkezine tehlikeli şekilde yakın bir yörüngede dönen minyatür bir galaksi. Peki bu küçük spiral nasıl meydana geldi ve orada bunun gibi daha fazlası mevcut mu? Nature Astronomy dergisinde 30 Mayıs günü yayınlanan yeni bir araştırmanın aktardığı kadarıyla, bu soruların yanıtları, Güneşimizden yaklaşık üç kat daha büyük olan ve spiral diskin yörüngesinin hemen dışında saklanan esrarengiz bir gök cisminde yatıyor olabilir.

İkinci bir yıldız diskin şeklini bozuyor

Araştırmacılar, Şili’de bulunan Atacama Büyük Milimetre/milimetre altı Dizisi (ALMA) teleskopu ile gerçekleştirilen yüksek çözünürlüklü gözlemleri kullanarak, diskin, kendisine doğal bir spiral şekil verecek biçimde hareket etmediğini keşfettiler. Bilim insanları, bundan ziyade, diskin tam olarak başka bir cisimle -büyük ihtimalle yakınında bulunan ve hâlâ görülebilen, esrarengiz ve Güneş’in üç katı büyüklüğündeki bir nesneyle- yaşadığı yakın bir çarpışma sebebiyle böyle karmaşık bir hale geldiğini belirtiyorlar.

Ekip, bu hipotezi kontrol etmek için, esrarengiz nesneyi içine alan bir düzine muhtemel yörünge hesapladı; sonrasında bu yörüngelerden herhangi birinin nesneyi gezegen oluşum diskine yeterince yaklaştırarak bir spiral haline getirip getiremeyeceğini görmek amacıyla bir simülasyon yarattı. Gök cisminin belirli bir yolu izlemesi durumunda, yaklaşık 12 bin yıl önce diskin içinden geçip, şu anda tanık olduğumuz canlı spiral şekle neden olacak kadar tozu dağıtabileceğini gördüler.

Merkezde bunun gibi binlercesi olabilir

Çin Bilimler Akademisi’ne bağlı Şangay Astronomi Gözlemevi’nde yardımcı araştırmacı ve araştırmanın yazarı olan Lu Xing verdiği demeçte, “Analitik hesaplamalar, sayısal simülasyon ve ALMA gözlemleri arasındaki kusursuz eşleşme, diskteki spiral kolların, istilacı nesnenin geçişinin kalıntıları olduğuna ilişkin sağlam kanıtlar sunuyor” diyor. Bu araştırma, galaktik merkezdeki bir gezegen oluşum diskinin ilk doğrudan görüntülerini sunmasının yanı sıra, dış gök cisimlerinin yıldız disklerini tipik biçimde yalnızca galaktik ölçekte görülen spiral şekillere dönüştürebileceğini ortaya koyuyor.

Araştırmacılar, Samanyolu’nun merkezinin, galaksinin bizim bulunduğumuz yakasından milyonlarca kat daha yoğun biçimde yıldızlarla dolu olması nedeniyle, galaktik merkezde buna benzer olayların fazlasıyla düzenli biçimde yaşanmasının muhtemel olduğunu ifade ediyorlar. Bu durum, galaksimizin merkezinin sadece keşfedilmeyi bekleyen minyatür spirallerle aşırı dolu olabileceği anlamına geliyor. Bilim insanları bu kozmik matruşkanın merkezine çok uzun bir süre ulaşamayabilirler.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Gazeteciler ‘Dezenformasyon Yasası’nı Protesto Etti

Aralarında Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği, DİSK Basın-İş ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’nda bulunduğu basın meslek örgütleri, “dezenformasyon yasası” olarak bilinen ve Basın Kanunu’nda değişiklik öngören kanun teklifini İstanbul-Şişhane’de protesto etti.

Haber Merkezi / Gazetecilik meslek örgütleri, AK Parti ve MHP’nin hazırladığı “dezenformasyon yasası” olarak bilinen ve geçtiğimiz hafta TBMM Adalet Komisyonu’nda bazı değişikliklerle kabul edilen Basın Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Teklifi’ni protesto etmek amacıyla Taksim’de toplandı.

Bugün saat 18.00’de Taksim’de Şişhane Barış Anıtı önünde bir araya gelen meslek örgütlerinin basın açıklamasında bu yasayla “medyada mevcut iktidarı ve iktidar partisini desteklemeyen herkesin” ve sosyal medya kullanıcılarının hedef alındığına inanıldığı belirtildi.

Meclis’te oylanacak yasa tasarısının “Cumhuriyet tarihinin en karanlık yasalarından biri” olduğu ifade edildi.

Bir araya gelen grupta Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği, DİSK Basın-İş, Ekonomi Muhabirleri Derneği, Gazeteciler Cemiyeti, KESK Haber-Sen, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu, Parlamento Muhabirleri Derneği, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği ve Türkiye Gazeteciler Sendikası da bulunuyordu.

Protestolar diğer şehirlerde de devam ediyor. Gazetecilerin yarın saat 13.00’te Ankara’da bir araya gelmesi bekleniyor.

Paylaşın

Kutup Ayıları, İklim Krizi Yüzünden Avlanma Yöntemlerini Değiştirdi

Kutup ayıları, iklim krizi tartışmalarında en çok bahsi geçen canlılardan ve aynı zamanda krizin potansiyel ilk kurbanlarından. Türlerinin hayatta kalması büyük ölçüde buzullara bağlı olduğu için iklim krizinin de en eski sembollerinden.

Science dergisinde yayımlanan bir araştırma, Grönland’daki izole bir kutup ayısı popülasyonunun (birkaç yüz kutup ayısı), avlanma pratiklerini iklim krizinin etkilerine uyarlayarak değiştirdiğini ortaya koydu.

Küresel sıcaklık artmaya devam ettikçe, güneydoğu Grönland kutup ayılarının hayatta kalmasını mümkün kılan buzullar, Kuzey Kutbu’nun çoğu bölgesinde hızla azalıyor.

Akıllıca bir hat

Tablonun vehametine rağmen “iyi” hissettiren bir detay var: Grönland’ın güneydoğu kıyılarında yaşayan ve sayıları görece az olan bu kutup ayıları, büyük Grönland buz tabakasından kopan tatlı su buzlarına güvenmek yerine, donmuş deniz suyundan oluşan deniz buzunu platform olarak kullanıyorlar. Ve böylelikle fokları avlamak için akıllıca bir hat izlemiş oluyorlar.

Washington Üniversitesi Uygulamalı Fizik Laboratuvarı’ndan Kutup Bilimcisi Kristin Laidre öncülüğünde yapılan araştırmaya göre ayılar, eriyen buzullara tutunabilmek için daha uzun mesafeler kat etmek zorunda kalıyor.

Daha küçükler

Laidre, araştırma bulgularına dair “Ne yazık ki güneydoğu Grönland ayılarının hayatta kalmasını mümkün kılan buzullar, Kuzey Kutbu’nun çoğunda mevcut değil,” diyor.

Araştırma, bu kutup ayısı grubunun dünya genelinde genetik olarak en izole edilmiş ayı grubu olduğunu ve türün bilinen diğer 19 popülasyonundan farklı olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmada yer alan bilgilere göre bu ayılar, diğer türdeşlerine göre daha küçükler ve daha yavaş çoğalıyorlar. Açlık eşikleri daha yüksek. Her şeyden önemlisi ise hayatta kalabiliyorlar.

Bu farklılıkların genetik adaptasyonlardan mı yoksa sadece kutup ayılarının farklı bir iklim ve habitata verdiği tepkiden mi kaynaklandığı ise henüz bilinmiyor.

Kutup ayıları hakkındaki 10 gerçek

Kutup ayıları aslında beyaz değil; Bu doğru. Kutup ayılarının aslında derileri siyah (burunlarına bakın) ve tüyleri renk pigmentine sahip değil, yani şeffaf. Bu tüyler ışığı yansıtarak beyaz görünmelerini sağlıyor.

Büyük beyaz köpek balığından daha güçlü ısırabilir; 1235 birim olarak ölçülen ısırma kuvvetleriyle kutup ayıları, büyük beyaz köpekbalığı, Bengal kaplanı ve Afrika aslanından daha güçlü bir ısırığa sahiptir.

Atlar kadar hızlı koşabilir; Kutup ayıları saatte 40 kilometre hızla koşabilir. Bu da bir yarış atıyla yarışabilecekleri anlamına geliyor.

Gece görüş gözlükleriyle görülemez; Kalın yağ katmanları ve meşhur kürkleri, kutup ayılarının karlarla kaplı Kuzey Kutbu’nda sıcak ve rahat olmalarını sağlar. Ama aynı zamanda onları gece görüş gözlüklerinden de saklar.

Üç göz kapağı vardır; Evet, bu doğru, tam 3 tane! Üçüncü göz kapağı gözlerine ulaşan UV miktarını azaltır ve böylece onları kar körlüğünden korur.

Su içmezler; Kuzey Kutbu’nda bulunan içilebilir suların çoğunluğu, tahmin edebileceğiniz gibi donmuş durumdadır. Bu bizim için sorun oluşturabilir ama kutup ayıları için asla! Çünkü onların su içmelerine gerek yok, ihtiyaçları olan H2O’yu yağ yakımı sırasında gerçekleşen kimyasal tepkime ile elde edebilirler.

Islanmazlar; Kutup ayılarının kürkleri iki katmanlıdır. Kutup ayıları okyanusta yüzerken, dış katmandaki kürk, iç katmandaki kürkü ıslanmaktan korur.

Dilleri mavidir

Rekortmen bir kutup ayısı 9 gün boyunca yüzdü; Bir kutup ayısı, 9 gün boyunca hiç durmadan 687 km yüzerek, bugüne kadar en uzun süre yüzen kutup ayısı oldu (Bu hiç durmadan 232 saat ediyor)

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Selman’ı Ağırlayacak Erdoğan’a Tepki: Katille Kucaklaşacak

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı ağırlayacak olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a tepki göstererek, “Devletin başındaki kişi, cinayet emrini veren katille kucaklaşacak” dedi.

Haber Merkezi / Kemal Kılıçdaroğlu, Pınar Gültekin’in öldürülmesine ilişkin davada katiline ceza indirimi uygulanmasına da değinerek, “Önce yakılan, sonra parçalanarak öldürülen bir kadın. Yargıç karar verdi, haksız tahrik indirimi sağladı. Müebbeti 23 yıla döndürdü. Hangi vicdan, hangi ahlak kabul eder?” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, basın, sosyal medya ve internet haberciliğine ilişkin düzenlemenin yasalaşmaması için parlamentoda sonuna kadar mücadele edeceklerini, yasalaşması halinde Anayasa Mahkemesi’ne götüreceklerini bildirdi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, basın mensuplarının özgürce yazmasını ve eleştirebilmesini, İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükte olmasını, parlamentonun toplumun sorunlarına çözüm üretmesini istediklerini söyledi.

Türkiye’nin büyük sorunları bulunduğunu ve herkesin bunun farkında olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, “Yargıya bakıyorsunuz adaleti dağıtmaktan uzak. Yönetime bakıyorsunuz, ne yaptığı belli değil. Saraya bakıyorsunuz, ayrı havalarda. İniyorsunuz alana, halka gidiyorsunuz, dünya kadar şikayet dinliyorsunuz.” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Güzel bir ülkede, huzur içinde, beraber yaşamak istiyoruz. Her evde huzur olsun, herkesin işi gücü olsun, gazeteciler özgürce yazsın, eleştirsinler istiyoruz. Demokrasi olsun istiyoruz, kadın erkek eşitliği olsun istiyoruz, İstanbul Sözleşmesi yürürlükte olsun istiyoruz. Her alın terinin değerli olduğunun kabul edilmesini istiyoruz, çatısı altında olduğumuz parlamento toplumun sorunlarına çözüm üretsin istiyoruz. Bir yerlerden, Saray’dan talimat alan bir parlamento istemiyoruz. Milli Kurtuluş Savaşı’nda dik duran parlamento yine aynı şekilde durabilmeli.

Bunları söylüyorum ama büyük sorunlarımız var bunun farkındayım zaten. Herkes de bunun farkında. Yargıya bakıyorsunuz adaleti dağıtmaktan uzak, yönetime bakıyorsunuz ne yaptığı belli değil, Saray’a bakıyorsunuz ayrı havalarda, iniyorsunuz alana halka gidiyorsunuz dünya kadar şikayet dinliyorsunuz. Yönetim ve halk arasında büyük bir uçurum var şu anda. Saray ne yaptığını bilmiyor, halksa perişan vaziyette. Çıkış noktasının tek adresi var. Adresin adı belli, Cumhuriyet Halk Partisi. Halkın partisi. Söz veriyorum halkıma her kuruşun hesabını veren bir yönetim gelecek. Herkesin iş güç sahibi olduğu bir Türkiye’yi inşa etmek için bir yönetim gelecek.

“Beraber, birlikte yaşadığımız bir Türkiye’yi inşa etmek zorundayız” 

İkinci yüzyıla giderken güzel, itibarlı bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Bütün kurumlarıyla saygı duyulan bir Türkiye. Yargıçları adalet dağıtacak, kamu görevlileri liyakat içinde halkına hizmet edecek, verilen her kuruşun hesabı halka verilecek. Temiz bir Türkiye, güzel bir Türkiye, aydınlık bir Türkiye. Beraber, birlikte yaşadığımız bir Türkiye’yi inşa etmek zorundayız. Karanlıkları aydınlığa çevirmek gibi temel bir görevimiz var bu görevi yapacağız. Söz veriyorum bu görevi ya yapacağız ya yapacağız. Aydınlığa çıkaracağız.

Pınar Hanım konuştu, yasama, yargı, yürütme. Kuvvetler ayrılığı. Şimdi bitti kuvvetler ayrılığı, kuvvetler birliği var. Bir kişiye bağlı her şey. Hakimi, savcısı, parlamentosu her şey ona bağlı. Bir sansür teklifi getirmişler. Vermişler milletvekillerinin eline Saray’da hazırlanmış ‘bunun altına atın imzaları.’ Atıyorlar imzaları. Ne olduğunu da bilmiyorlar, nasıl bir felaket olduğunun da farkında değiller. Efendim kimse Saray’ı eleştirmesin, kimse AK Parti’yi eleştirmesin, kimse MHP’yi eleştirmesin herkesin ağzına bant çekelim, hiç kimse konuşmasın dünyayı güllük gülistanlık gösterelim millete. Sanıyorlar ki bu millet bunu yutacak, yutmayız efendim yutmayız. Bu millet bunu yutmaz. Her şey meydanda her şey görünüyor.

Yasa teklifi getiriyorlar, komisyonda görüşülecek. Yargıtay’dan da bir üye istiyorlar, Yargıtay’dan da bir hakim geliyor. Komisyonda konuşuyor ‘ya bu doğru değil, bu uygulanması ciddi sorunlar yaratır bu yasanın’ diyor. Hemen AK Parti ve MHP milletvekilleri hakimi susturmaya çalışıyorlar. İşin içinden gelen adam bu yanlış diyor ama susturuyorlar. Büyük bir ihtimalle de pişman olmuşlardır.

Onlar tabii şöyle bekliyorlardı; Yargıtay’dan birisini istedik, hakim diye birisi gelecek, biz ne dersek altına mührü basacak ve diyecekler ki çok mükemmel bir tekliftir. Böyle birisini bekliyorlar. E namuslu bir yargıç gelmiş, ahlaklı bir adam gelmiş ‘yanlıştır bu’ diyor. Pınar Hanım dedi ki ‘Biz Silivri’de yatmaya alışığız.’ Silivri gerçekten de bu ülkenin tarihinde önemli bir isim olarak kalacaktır. Romanları olacaktır, adaletsizliğin tarihini yazmak isteyenler önce Silivri’ye bakacaklardır. Nazilerin toplama kampı gibiydi orası. Kimi buldularsa atıyorlardı içeriye. Sanıyorlar ki biz bunları söylemeyeceğiz. Siz bizi hala öğrenemediniz mi?

“Ülkenin itibarını birilerine satan adama Allah aşkına ne denir bu ülkede?”

Eğer İstanbul’da Suudi Konsolosluğu’nda bir cinayet işleniyorsa, o cinayetin bütün ayrıntılarını sorgulamak ve gerçeği halkla paylaşmak artı gerekli cezayı vermek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin görevidir. Eğer siz para uğruna, Türkiye’yi kötü yönettiniz, dilencilik yapıyorsunuz gidiyorsunuz birilerinden para istemeye ve tutuyorsunuz Türkiye’de görünmekte olan bir davayı ve işlenen bir cinayeti birilerinin talebi üzerine ve para uğruna Suudi Arabistan’a veriyorsunuz. ‘Al sen bak’ diyorsunuz.

Bunu yazan Yargıç, ‘Söz konusu davanın devri sanıklar açısından kendi davalarının yargıcı olmak sonucunu doğuracaktır’ diyor. Katille hakim aynı adam. Türkçesi bu. ‘Davalar bozulan ikili ilişkilerin düzeltilmesine diyet olarak verilmiştir’ diyor. Bu kadar açık bu kadar net konuyor ortaya. Şimdi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde vicdan sahibi olan herkese sormak isterim, devletin itibarını bu kadar ayaklar altına alan, para uğruna bu ülkenin itibarını birilerine satan adama Allah aşkına ne denir bu ülkede?

Cinayet öncesi geliyorlar zaten üç tane tuğgeneral, 2 tane yarbay iki teğmen 8 istihbarat elemanı geliyor. Katlediyorlar konsoloslukta devletinin itibarını İstanbul’daki Suudi Konsolosluğu’nun bahçesine gömüyorlar. Bunlar ülkeye asla ve asla itibar kazandıracak olaylar değildir itibar kaybettiren olaylardır. Sandığa gideceğiz demokratik yollarla ben bunların tamamını emekli edeceğim.

Bir de daha önceden beyefendi o kadar yüksekten atıyor ki, ‘Suudi Arabistan belgeleri dinlemek istedi ama bir de almak istedi. Dinletiriz, gösteririz ama vermeyiz. Verelim de ondan sonra bunları yok mu edeceksiniz?’ Verdiler. Ya adam bari sözünde durur ya. ‘Kaşıkçı başkonsoloslukta ne yazık ki alçakça bir operasyonla şehit edildi’ böyle diyor Erdoğan. Veliaht Prens dedi ki, gelecek olan beyefendi, ‘Cemal Kaşıkçı başkonsolosluktan çıktı’ diyor. ‘Ya Cemal Kaşıkçı çocuk mu? Dışarıda nişanlısı var onu alıp ayrılamaz mıydı? Bunlar dünyayı enayi zannediyor, bu millet enayi değil hesabını sormasını bilir’ diyor.

Kim enayi oldu? Bu millet değil doğru. Ama birileri kendisini enayi yerine koydu. Para için üç kuruş için üç kuruş üç tane Cent beş tane dolar için Türkiye’nin itibarı satıldı. Şimdi geliyor, gelecek yine kucaklaşacaklar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başındaki kişi cinayet emrini veren katille kucaklaşacak. Türkiye’nin itibarı, şerefi, onuru. Yerde bırakılan bir Türkiye değil ayağa kalkan onurlu güçlü bir Türkiye istiyoruz. Yapmadılar, onurumuzu ayaklar altına aldılar. Zaten başlangıç belliydi.

Bakın İsrail Mavi Marmara’da bizim 10 kardeşimizi şehit ettiler değil mi? Dosyayı verdiler mi Türkiye’ye? Vermediler. Hem de açık sularda. Bizimki yine esti gürledi. ‘Sana 20 milyon dolar vereyim dosyayı kapat’ dediler. Kapattılar. Onlar unuttu ama biz unutmadık. Rüşvet alandan büyükelçi yaparsanız baştan itibaren kokmaya başlar. Kokmaya başladı da zaten. Şimdi kucaklaşacak, ‘bana biraz para ver zor durumdayım’ diyecek. Ya onurunla dersinki kardeşim ben bu devleti yönetemiyorum, onurumla ben bu görevi bırakıyorum. Yönetecek kişi gelsin buraya yeni başkan da seçilsin ve Türkiye de bu rezaletten kurtulsun dersin kardeşim.”

Paylaşın

Ali Koç, Kulüpler Birliği’nin Yeni Başkanı

Kulüpler Birliği Vakfı’nın olağan genel kurul toplantısı, vakfın Maslak’ta bulunan ofisinde gerçekleştirildi. Toplantıda başkanlık için tek aday olan Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, vakfın yeni başkanı olarak seçildi.

Haber Merkezi / Toplantının ardından Kulüpler Birliği’nin eski başkanı Ahmet Ağaoğlu ve yeni başkan Ali Koç, basın mensuplarının karşısına çıktı. Ali Koç, basın mensuplarına yaptığı açıklamalarda şu ifadeleri kullandı;

“Şahsım, kulübüm, diğer tüm kulüpler adına, Türk futbolu adına içeride de yaptığımız teşekkürü sizlerin huzurunuzda da Sayın Ağaoğlu’na yapmak istiyorum. Zira zaten hepimizin işleri ve stresi yoğun, hem kendi işlerimiz hem takımımızın günlük işleri bir de bunun üzerine skorlar eklenince çok dinamik bir hayatta yaşıyoruz. Dolayısıyla tüm bunların üzerine kulüplerin başkanı olmak, kulüplerin ihtiyaçlarını karşılayacak, sorunlarını giderecek bir pozisyona gelmek bayağı bir yük teşkil ediyor.

Ama Sayın Ağaoğlu az önce de ifade ettiği gibi bana göre tarihin en garip sezonunda Kulüpler Birliği başkanlığı yaptı ama şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki her zaman bizim adımıza bütün kulüplerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde pozisyon aldı. Ben de içeride dedim, ‘Herhangi bir üyemiz, başkanınızın kendi kulübünün çıkarları adına çalıştığı konusunda zerre kadar şüpheniz olursa lütfen en ağır eleştiriyi, ikazı yapın.’ diye.

Burada da hiç böyle bir durum olmadı, sağ olsun hepimizin adına pek çok kez gitti, geldi. Ağır bir yük taşıdı. Dediğim gibi bu garip ortam içinde çıtayı çok çok yükseltti. O yüzden hepimiz canıgönülden kendisine içeride tebriklerimizi sunduk. Bir sene uzun bir süre değil ama çok büyük bir yük. O yüzden bir kez daha teşekkür ediyorum. İnşallah yeni Yönetim Kurulumuz ki Yönetim Kurulumuzda Sayın Ağaoğlu da olmayı kabul etti. Sağ olsun. İnşallah yeni Yönetim Kurulumuz en üst seviyeye konan çıtayı yeni federasyonumuzla beraber daha da yükseklere çıkartır. En azından bu seviyede tutabilir. O yüzden Allah yardımcımız olsun, diyorum.

Türk futbolunun sorunları hepinizin bildiği gibi her geçen gün daha da kronikleşiyor. Bununla beraber ben şahsen toplantıya katılmadım. Ama yeni federasyonumuza Sayın Ağaoğlu bizi temsilen gitti. Dediği gibi ilk iki üç günde sergilenen performans gelecek için umut vadediyor. Ve bu yeni federasyonun kulüpleri sanki biraz daha dinleyecekmiş gibi, kulüplerin ihtiyaçları için kendini pozisyonlandırmış gibi bir yaklaşımı var, bir irade var. Bu bizim için çok çok önemli. Çünkü geçmiş federasyonla ne kadar temaslarımız olsa da önemli konularda arpa boyu kadar yol alamıyorduk. Kulüplerin ihtiyaçları, arzuları, talepleri hep dinleniyordu, sağ olsunlar ama bir şekilde mesafe kat edemiyorduk. Şu iki üç günde kat edilen mesafe bile kendi içinde çok çok önemli.   Dolayısıyla Türk futbolu açısından hepimizin yolu açık, şansı bol olsun. Teşekkür ediyoruz, sağ olun, var olun.

Yayın ihalesi

Şu ortamda en iyisini alsa bile bizim hak ettiğimizin çok gerisinde.  Bu da bu mevcut federasyonun yarattığı bir sorun değil. Yeni Spor Yasası var. Bize büyük sorumluluklar yükleniyor. Bütçeyi tutturamadığımız takdirde vesaire vesaire hepsini biliyorsunuz.  Bazı konular var ki tamamen bizim dışımızda olan; covid gibi, kurlar gibi, enflasyon gibi… Ve en önemlisi de yayıncı gelirleri. Büyük kulüplerin nispeten başka gelirleri de var ama Anadolu kulüplerinin gelirlerinin %80’i, 90’ı yayıncıdan geliyor. Ve orada son 2 senedir 100’er milyon Euro indirimlere onay verildi. Kulüpler de bu işe alet edildi. Dolayısıyla Sayın Büyükekşi ve ekibinin aldığı nokta zaten en düşük nokta. İnşallah düşünceleri gerçekleşir.

Yayıncıyla anlaşılacak rakam mevcut şartlarda en iyi olur, onun üstüne de başka sponsorluklar, reklam gelirleri kendilerinin de ifade ettiği gibi gelebilir. Geçen senenin rakamıyla aynı noktadayız ve Türk Lirası’nın enflasyon sebebiyle nereden nereye geldiği ortada. Yani döviz bazında baktığınız zaman çok büyük gerilemeyle karşı karşıyayız. Bizim bundan sonraki vazifemiz bugünden itibaren bir sonraki ihalenin hazırlıklarını tez zamanda yapmak, çok daha hazırlıklı olmak ve marka değerini hep beraber yükseğe çıkarmak. Yoksa bu rakamlarla Avrupa’da rekabetçi olabilmemiz pek mümkün gözükmüyor.” ifadelerini kullandı.

Kulüpler Birliği Başkanı olmak için nasıl karar verdiği yönündeki soruya Koç, “Benim dönemimde Sayın Fikret Orman başkan oldu, Sayın Sepil oldu, Sayın Çebi oldu, Sayın Ağaoğlu oldu. Hepsinin de ne zorluklar çektiğini bizzat yaşadık. Sorumluluk alma zamanı gelmişti, onu ifade etmiştim. Sağ olsunlar kulüplerimiz de teveccüh gösterdiler, tercih yaptılar. Tek adayla girdik. Ama kimin başkan olduğu değil, bizim birlik olarak ne iş çıkarttığımız önemli.” şeklinde yanıt verdi.

Paylaşın

HDP’li Buldan’dan Dikkat Çeken ‘Yeni Çözüm Süreci’ Açıklaması

HDP Eş Genel Başkanı Buldan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, kulislerde konuşulan “yeni çözüm süreci” tartışmalarına değinerek, “Bugünlerde yeni bir şey konuşuluyor. Yeni bir çözüm süreci var mı yok mu diye herkes kulislerde bir laf attı ortaya… Lafı atanların da ortada ne çözüm süreci olduğuna dair belge var ne de izlenim var… Bu lafların içi boş. Bizim görebildiğimiz kadarıyla bir çözüm, iktidar içerisinde bir çözülme var.” dedi.

Haber Merkezi / Buldan, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Fiyaskoya dönüşen inkar ve imha siyasetinin çözülme süreci var bu iktidarda. Sadece iktidar değil, bu meseleye ciddiyetle yaklaşmayan diğer siyasetler de çözülme aşamasına gelmiştir. Artık yolun sonuna gelindiğinin herkes farkında. Bu siyasetleri halk kesinlikle açacak ve denklem dışı bırakacak. Bu çok açık ve nettir. Büyük barış özlemi ve kalıcı çözüm iradesi bu topraklarda mutlaka kazanacaktır.” ifadelerini kullandı.

Pervin Buldan, Pınar Gültekin davasındaki cezasızlığı eleştirerek, “Kadın düşmanı erkek yargı, Pınar Gültekin’i işkenceyle katleden erkeğe verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını “haksız tahrik”le 23 yıla indirdi. Babanın isyanını, çığlığını gördünüz. Kadınların ortak çığlığını da isyanını da gördünüz, görmeye devam edeceksiniz. Elbette şaşırmadık, kadını katleden ile hukuku ve adaleti katledenin işbirliği yaptığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu kadın düşmanı kararı, tüm kadınlar adına en güçlü sesle lanetliyorum ve kınıyorum. Pınar Gültekin’in katiline böyle bir indirim yapılmasını asla kabul etmiyoruz ve etmeyeceğiz.” dedi.

Buldan konuşmasında, Diyarbakır’da gazetecilerin tutuklanmasında değinerek, “Diyarbakır’da gazetecileri tutukladılar. Hakikatin sesinden korktukları için, o insanları gazetecilik yaptıkları için cezaevine attılar. Buradan hepsine özel selam ve sevgilerimi yolluyorum. İktidar bilsin ki hakikatin kalemini susturabilecek bir güç bu yerkürede henüz icat edilmedi, siz de başaramayacaksınız!” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Meclis grup toplantısında konuştu. Buldan’ın açıklamaları şöyle;

“3 Temmuz’da gerçekleştireceğimiz büyük kongre öncesi önemli bir grup toplantımızı gerçekleştiriyoruz. Evet, HDP’nin en çok konuşulduğu, tartışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Kriz siyaseti ile restore siyaseti arasına sıkıştırılmak istenen ülkeyi bu dar alandan çıkartıp, çözüm için toplumun hakikatleriyle buluşturan ve bunu umuda dönüştüren bir yerdeyiz. Özü de sözü de duruşu da olan onurlu bir siyaseti dimdik ayakta tutuyoruz. Siyasetin, hukukun, toplumsal değerlerin dibe çekildiği bir dönemde insanlık onurunu, hakça ve eşitçe bir yaşam hayalini zirvede tutmayı başaran bir siyasi mücadeleyi yürütüyoruz. HDP düşmediği ve düşürülemediği için umut da düşmüyor, düşürülemiyor. O yüzden tüm dertleri HDP’dir, HDP’yi denklem dışında tutmaktır. Çok uğraştılar uğraşmaya devam ediyorlar. Dünya diktatörlük tarihine geçecek eşi benzeri görülmemiş baskı ve hukuksuzlukları yaptılar, yapmaya devam ediyorlar. Darbe yaptılar, tutukladılar, yasakladılar, öldürdüler, işkence yaptılar, gözaltına aldılar, kumpas davaları açtılar; tehditlerle bizleri susturmaya çalıştılar. Şimdi son olarak Saliha Aydeniz başta olmak üzere milletvekillerimiz için jet hızıyla Meclis’e fezlekeleri gönderdiler. Bu da bir kumpas dava olarak önümüzde durmaya devam ediyor.

“Kendi toplantılarında bile HDP konuşuluyor”

Daha 4 gün önce Sevgili Deniz Poyraz’ın ölüm yıl dönümüydü. Kendisini bir kez daha sevgiyle ve saygıyla anıyorum. Denizlerin bir iken milyonlar olduğunu herkes görüyor. Sevgili Deniz bu ülkede senin hayallerini gerçekleştirmek için var gücümüzle çalışmaya bir kez daha söz veriyoruz. Evet, karşılarında siyaset yürütemeyen, halka umut ve cesaret veremeyen yalnızlaşmış bir HDP görmek istediler. 7 Haziranların, 31 Martların yarattığı büyük değişim umudunu toprağa gömmek istediler ama fena yanıldılar. Ne yaptılarsa başaramadılar. HDP’nin siyasi cesaretini ve halkımızın umudunu kıramadılar, kıramayacaklar. Kendi toplantılarında bile artık HDP’nin konuşulduğunu duyuyoruz. “Halk HDP’yi dinliyor” dedikleri artık her tarafta duyuluyor. HDP’nin ve halklarımızın mücadele kararlılığını doğru okuyamadılar. Siyasetimizi doğru anlayamadılar. Bizleri kendileriyle karıştırdılar. Halklara olan sözümüzün gücünü ve tarihsel mücadele deneyimlerinden süzülüp gelen direniş ve mücadele kararlılığımızı asla anlayamadılar, anlayamayacaklar. 8 Martları, Newrozları, 1 Mayısları doğru okuyamadılar, okuyamayacaklar.

“Yarın bugünden çok daha güçlü olacağız, çözüm biziz ve sözümüz var”

Sonuçta HDP demokratik geleceğin kurucu öznesi olma gücünü daha da büyüttü, büyütmeye de devam edecek. Dünden daha güçlüyüz ve yarın bugünden çok daha güçlü olacağız. Bunun da altını çizmek istiyorum. Evet, fırtınalar çok sert esti ama bizi yıkmayı başaramadı. Çünkü HDP, kökleri derinlerde olan bir çınardır. Bunu her yerde söylüyoruz, bugün de söylemek istiyorum. Bu çınar geleceği filizlendirdi. Ve bu filizler şimdi boy vermeye başladı ülkenin her yerinde, her karış toprağında. Hep birlikte kazanacağımız büyük finale doğru hızla ve kararlı adımlarla ilerliyoruz. Çözüm biziz, sözümüz var diyoruz.

“Asıl büyük denklemi HDP ve umut olduğu milyonlar kuracaktır”

Kim hangi hesabı yaparsa yapsın, hangi denklemi kurmaya çalışırsa çalışsın, asıl büyük denklemi HDP ve umut olduğu milyonlar kuracaktır. Bundan da hiç kimsenin şüphesi olmasın. Büyük sorumluluk alan HDP’nin ortaya koyduğu temel hedefler ve sunduğu çözümler 86 milyonun eşit ve ortak yaşamı için en güçlü seçenektir. HDP, ülkeyi çöküşten çıkaracak en güçlü yoldur. Seçenek de yol da çözüm de biziz, bugün Türkiye’de HDP’dir ve HDP’nin yürüttüğü mücadeledir. HDP’de kalmaya devam edin diyorum. “HDP’yle daha güçlü yürümeye devam edin” çağrısını yapıyorum. HDP mutlaka kazanır ve kazandırır! Bundan da hiç kimsenin şüphesi olmasın.

“Bu sistemi restore edemezsiniz çünkü bina çürük, kolonları çöküyor”

AKP-MHP iktidar bloku istiyor ki yüzyıldır halklara büyük acılar ve yıkımlar yaşatan inkârcı, imhacı ve tekçi sistem aynen devam etsin. Amaçları cumhuriyetin güçlü demokrasiyle, büyük barışla ve gerçek adaletle buluşmasını engellemektir. Parlamentodaki bizim dışımızdaki muhalefete bakıyoruz; kriz ve çatışma üreten mevcut sistemi biraz restore etme derdindeler, dökülen yerlere sıva yapalım, bir iki dekorasyonla durumu kurtaralım diyorlar. Biz de diyoruz ki bu bina çürük, bu binanın kolonları çöküyor. Bu bina yapılırken malzemeden çalındığının herkes farkında, temeli sağlam atılmamış. Sizin neyle bu işi restore edeceğinizi anlamıyoruz. Şimdi bu inkâr ve restore siyasetleri topluma umut olabilir mi? Asla yapamaz, çünkü binayı sağlam temeller üzerinde yeniden kurmadan, eşit hak temelli yeni bir toplumsal sözleşmeyi yapmadan yeni bir gelecek olmayacağını, olamayacağını herkes biliyor. Barış olmadan ortak geleceği nasıl kuracağız? Elbette bunu muhalefete sormak isterim. Bu ülkenin en temel meselelerinden biri barışın yokluğudur. Uzun bir süredir iktidarından muhalefetine herkes bu ülkede bir Kürt meselesi yokmuş gibi davranmaya devam etmektedir. Ciddiyet ve samimiyet isteyen 100 yıllık bir meseleden, bir kördüğümden, uluslararası boyutları olan bir hakikatten söz ediyoruz. Bütün sorunlara kaynaklık eden bir sorunla yüzleşmekten kaçınanlar, çözme iradesi ve cesareti göstermeyenler yaşanan acıların da çalınan geleceğin de sorumlusudurlar, sorumlusu olmaya da devam ederler.

“İmralı tecridi çatışmalı süreci ve hukuksuzluk rejimini ayakta tutmak içindir”

Buradan bir kez daha sormak isterim; İmralı tecridi neden var? Bu soruya kimin cevap vereceğini kestirmek elbette ki zor. Buna ne iktidar ne bizim dışımızdaki muhalefet cevap veremiyor, cevap verme basiretini gösteremiyor. İktidarın bekası için tecrit uygulandığının herkes farkında olmalıdır. Çatışmalı süreci ve hukuksuzluk rejimini ayakta tutmak için İmralı tecridini hayata geçirdiklerini ve devam ettirdiklerini biliyoruz. 2015’te bitirdikleri Çözüm Sürecinin üzerine korkunç bir yolsuzluk ve hukuksuzluk düzeni kurduklarını her aşamada 2015’ten sonra bize gösterdiler, yaşattılar. İktidar bu düzenin bitmemesi için savaş, çatışma ve güvenlikçi politikalarda ısrar ediyor. Engellenen Gemlik yürüyüşümüzün de çözümsüzlüğün yarattığı tüm yıkımların ve kayıpların bir an önce son bulması için başlatıldığını herkes biliyor. Tabii özellikle biri var ki siz bu kumpasçıyı, albümlerinden, verdiği fotoğraflardan çok iyi tanıyor ve biliyorsunuz. Çok rahatsız olduğunun farkındayız. Çünkü çözüm ihtimalinden bile korkan bir kişi. Çözüm olursa talan imparatorlukları çökecek bunun farkındalar. Hemen yalanlara ve iftiralara sarıldığını gördük. Kendi konumunu HDP’ye saldırarak sağlama almak istediğini biliyor ve görüyoruz. Güya bizleri milletvekili olarak görmediğini söyleyen bir zat. Biz de kendisini bakan olarak görmüyoruz ve tanımıyoruz. Ne olacak peki? Sen istesen de istemesen de, beğensen de beğenmesen de, kabul etsen de etmesen de bu ülkede bize 10 milyon insan oy verdi, bizleri milletvekilli seçerek parlamentoya gönderdi. Bir sonraki dönem daha güçlü kalabalık geleceğiz, bu da sana dert olsun. Bizim üzerimizden siyasi hesaplar yapmayı bırak. Asıl albümlerinin, suç ortaklığının, hukuksuzluklarının hesabını nasıl vereceksin şimdiden onu düşün. Ve şimdiden bunun hazırlıklarını yap. Çünkü artık zaman daralıyor!

“Silahlarla yürüttüğünüz seçim kampanyanız iktidarınızın sonu olacaktır”

Dün yine Van’ın Başkale ilçesine bağlı Xaşkan mahallesinde bir insanın gözaltına alınması sırasındaki görüntüleri tüm dünya ibretle izledi. Biz de büyük bir hayretle izledik. Peki, şaşırdık mı şaşırmadık. İktidar bu yöntemle seçim kampanyasını başlattı. Halka silah doğrultan, dakikalarca havaya silah sıkan, kadınları darp eden bu vahşeti şiddetle kınıyoruz. Amaçlarının halkı korkutmak ve sindirmek olduğunu gayet iyi biliyoruz. Ama asıl bildiğimiz ve gördüğümüz şudur; bu iktidar ve onun şürekâsı tir tir titriyor ve korkuyor. Karşısına çıkamadığı halkın üzerine silahlı kolluk güçlerini salanlar bilmelidir ki kimse bu halka diz çöktüremedi, boyun eğdiremedi. Hele Van halkı asla diz çökmedi. Siz onlara diz çöktüremeyeceksiniz. Silahlarla yürüttüğünüz seçim kampanyanız iktidarınızın da siyasetinizin de sonu olacaktır.

“Her kim Kürt meselesine ciddiyetle yaklaşmaz ve milliyetçilik yarışına girerse büyük kaybedecek” 

Halkın ve demokratik siyasetin, demokratik kamuoyunun durduğu yer çözüm noktası iken muhalefet ise halkın durduğu ve gösterdiği yerden meseleye yaklaşmamakta ısrar etmektedir. Diyalog ve müzakere ekseninde bir çözüm siyaseti üretmemek, her hukuksuzluğu dile getirirken mutlak tecrit hukuksuzluğuna ses çıkarmamak iktidarın değirmenine su taşımaktan öteye gitmez. Buradan seslenmek istiyorum; üç beş milliyetçi oy için Türkiye’nin bir yüzyılını daha mı heba etmek istiyorsunuz? Şunu açık ve net olarak söylüyorum. Her kim bu meseleye ciddiyetle yaklaşmaz, demokratik çözüm üretmez ya da bu konu üzerinden milliyetçilik yarışına girerse çok büyük kaybeder. Her kim bu meseleyi siyaseten araçsallaştırır, Kürt halkına seçmen gözüyle bakar ve halkın taleplerini tanımaz ise büyük kaybeder. Geçmişte de aynı yöntemler denendi. Kürt halkına sadece seçmen gözüyle bakıldı, sadece seçimlerde hatırladılar. Geçmişte denenen bu yöntemler tutmadı bugün de bu yöntemler tutmayacak.

“HDP, barışın yarattığı baharın konuşulacağı günlerde buluşmanın teminatıdır “

Bugünlerde “Yeni bir çözüm süreci mi var?” diye ortaya laf atıldı. Ortaya bu lafı atanların ellerinde belge yok. Sadece seçim öncesi ortaya atılan bu lafların içinin boş olduğunu biliyoruz. Valla bizim görebildiğimiz kadarıyla iktidarda bir çözülme var. Fiyaskoya dönüşen inkâr ve imha siyasetinin çözülmesi süreci var. Sadece iktidar değil bu meseleye ciddiyetle yaklaşmayan diğer siyasetler de çözülme aşamasına gelmiştir ve çözülecektir. Çünkü artık yolun sonuna gelindiğinin herkes farkında. Bu siyasetleri halk kesinlikle aşacak ve denklem dışı bırakacaktır, çözmeyen çözülecektir! Bu çok açık ve nettir. Büyük barış özlemi ve kalıcı çözüm iradesi bu topraklarda mutlaka kazanacaktır. Barış isteyen milyonların mücadelesiyle, demokrasiden ve ortak yaşamdan yana olanların iradesiyle. Binlerle başlayan yürüyüş bugün milyonlara, yarın on milyonlara ulaşacak. Ve savaşı, kötülüğü, zulmü durduracak olan da biz ve barış mücadelemiz olacak. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Savaşın yakıcı sonuçlarının değil barışın yarattığı baharın konuşulacağı günlerle bu ülkenin insanlarını mutlaka bir araya getireceğiz, mutlaka buluşturacağız. İşte HDP bunun en büyük teminatı ve sözüdür.

“Darağaçlarında teslim alamadıkları irade eşitlik ve özgürlük mücadelesinin ilham kaynağıdır” 

Sözümüz var dedik. Halklara ve inançlara eşit yurttaşlık sözümüz var dedik. Hafta sonu İstanbul’da Alevi canlarla, Alevi kurumlarının temsilcileriyle bir araya geldim, onları dinledim. 4 saatlik bir çalıştayın sonunda Alevi toplumunun yaşadığı sorunları ve sıkıntıları; Kürtler gibi, Ermeniler gibi, Süryaniler gibi, bu toprakların kadim haklarının yaşadığı sorunlar gibi Alevi halkının da sorunlarını masaya yatırdık. Birlikte yol yürüme ve birlikte mücadele konusundaki ortak kararlılığımızı bir kez daha teyit ettik. Alevi toplumunun aynı şekilde bu ülkedeki diğer halklar ve inançlar gibi her gün ayrımcılığa ve adaletsizliğe maruz kaldığının tespitini yaptık. Bununla sınırlı kalmayan halklardan ve topluluklardan bahsediyoruz. Ama şunu da söyleyeyim; kimlik ve inançları inkâr eden sistem tam bir kırılma aşamasındadır. Çünkü farklılıkları tekleştirmeyi başaramadılar, başaramayacaklar. Bedrettinler, Pir Sultanlar, Pir Seyit Rızalar ve niceleri dimdik ayakta durdu ve bedel ödemeyi göze aldı. Darağaçlarında teslim alamadıkları bu irade, bugün halkların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin en önemli ilham kaynağı olmaya da devam ediyor.

“Yeni yüzyılı halkların ve inançların yüzyılı yapalım!”

İşte partimiz HDP de bu topraklarda inkâr edilen tüm halkların kendi inanç ve kültürlerini, kimliklerini özgürce ve eşitçe yaşayabileceği yeni bir yaşam hedefiyle mücadelesine başladı. Ve bu mücadeleyi önemli bir noktaya, final aşamasına taşıdı. HDP ve onun sağlam fikri zemini, yükselen mücadelesi oldukça hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın. Bu ülkede kendisine Kürdüm, Alevi’yim, Ermeniyim, Süryaniyim Romanım, kadınım diyen herkes HDP’ye güvensin, çünkü arkasında büyük bir halk kitlesi var. Kürdün de Alevinin de Ermenin de Romanın da bu kadim toprakların bağrında yaşayan her inancın ve kimliğin eşit yurttaşlığını teminat altına alacak belki de yüzyılın mücadelesi HDP’nin bugün temsil ve öncülük ettiği büyük insanlık yürüyüşüyle sürmektedir. Bu yürüyüş mutlaka ama mutlaka başarıya ulaşacaktır. O yüzden diyoruz ki ortaya çıkan tarihsel fırsatları büyük dönüşümlere kazandırma zamanıdır, gelin canlar bir olalım! Gelin mücadelede de direnişte de bir olalım birlik olalım. Özgür ve aydınlık yarınlar için bugünleri birlikte yürüyelim. Yollarımız da kazanımlarımız da bir olsun. Yeni yüzyılı halkların ve inançların yüzyılı yapalım!

“Hakikatin kalemini susturabilecek bir güç bu yerkürede henüz icat edilmedi”

Gerçek adalet için halklarımıza sözümüz var. Evet, bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en yakıcı sorunlardan biri de, bir başka kırılma noktası da adaletsizliktir. OHAL bahanesiyle ihraçlar, sayısız gözaltı ve tutuklamalar, siyasi saikli kumpas yargılamaları, hukuksuz cezalar, başta cezaevlerinde olmak üzere işkence ve kötü muamele, ifade özgürlüğünün rafa kaldırılması, cezasızlıkla ödüllendirilen katliamlar daha neler neler… Gerçekten saymakla bitmeyen adaletsizlikler ve hukuksuzluklar var. Kobanî Kumpas Davası, Gezi Davası, HDP Kapatma Davası, Özgür Basın Davası… Bu iktidar tüm ülkeyle mahkemelik, davalıktır! En son Diyarbakır’da gazetecileri tutukladılar. Hakikatin sesinden korktukları için o insanları gazetecilik yaptıkları için cezaevine attılar. Buradan hepsine özel selam ve sevgilerimi yolluyorum. İktidar bilsin ki hakikatin kalemini susturabilecek bir güç bu yerkürede henüz icat edilmedi, siz de başaramayacaksınız!

“Gerçek ve onarıcı bir adaletin gelmesi için büyük mücadele edeceğiz”

Bir yerde hukuksuzluk artıyorsa orada adalet çalınıyordur. Bunlar adalet saraylarının içinden adaleti çaldılar, geriye bomboş binalar bıraktılar. Biz HDP olarak bu ülkeyi gerçek adaletle buluşturmaya söz verdik. HDP’nin varlığı ve mücadelesi aynı zamanda gerçek adalet mücadelesidir. Yüreği adalete kavuşmak için yanıp tutuşan herkese bir kez daha seslenmek istiyorum: HDP’nin hak ve adalet mücadelesi var. Ülkenin her bir yerinde ayrı bir adalet nöbeti ve adalet diye haykıran yüz binler var. Tüm adaletsizliklere karşı büyük direndiysek, gerçek ve onarıcı bir adaletin de gelmesi için büyük mücadele ediyoruz, etmeye de devam edeceğiz. Emine annenin, Cumartesi Annelerinin, Çorlu Annelerinin, Soma Ailelerinin, Gezi Ailelerinin, adalet nöbetindeki tutuklu annelerinin… İşte bu annelerin verdikleri adalet mücadelesi ve haykırdıkları adalet çağrısı hepimizin ortak çağrısıdır. Biz bu annelerle sonuna kadar birlikte mücadele edeceğiz. Bu sorumluluk hepimizindir. Eğer bu ülkeye adalet gelecekse bu annelerin verdikleri mücadele ile gelecek ve biz de onların yanındayız. Bu çağrıyı adalet isteyen herkese yapmak istiyorum: HDP’nin demokrasi, barış ve adalet mücadelesinde bir kez daha buluşma zamanıdır, birlikte yol yürüme zamanıdır. Yan yana, omuz omuza olalım, adaletin kapısını birlikte açma zamanıdır!

“Açlık ve yoksulluk sınırı ile savaş politikaları arasında doğrudan bir bağ vardır”

Bu ülkede çocuklar yırtık ayakkabıyla dolaşıyorsa, insanlar pazar yerlerinden yiyecek topluyorsa kaynaklar biri ve birileri tarafından mutlaka çalınıyor demektir. Her 10 kişiden 9’u büyük geçim sıkıntısı çekiyorsa, o 10 kişiden birini haksız zenginleşmeyle ihya eden talan düzeni olduğundandır. Resmi rakamla yüzde 76’lık enflasyon ile Türkiye’nin hukukun üstünlüğü endeksinde 139 ülke arasında 117’inci sırada olması aslında bununla doğrudan ilintilidir. Açlık ve yoksulluk sınırı ile bir gün Federal Kürdistan, diğer gün Kuzey Suriye ve Ege’de sınır tanımayan savaş politikaları arasında doğrudan bir bağ vardır. İktidarın bekası için sürdürülen güvenlikçi politikalar ile büyük yolsuzluklar arasında güçlü bir bağ vardır. İşte tüm bunun Türkiye kamuoyu, halkları tarafından iyi görülmesi gerekir. Görülmesi gereken bir başka hakikat ise yerli ve milli olduğunu söyleyen iktidar ve Saray rejiminin körfezden, körfez sermayesi aracılığıyla yönetiliyor olmasıdır.

“Mücadelelerimizi birleştirirsek bu harami düzeni değiştirebiliriz”

Dün Meclis’e ek bir bütçe getirdiler. Bu bütçe aynı zamanda iflas bütçesidir, bu ilkenin iflas ettiğinin kanıtıdır. Bütçeleri 6 ayda çöktü. 6 ayda çöken bütçeyi ek bütçe ile gündeme getirdiler, bu da iflas ettiklerinin göstergesidir. Çünkü savaşa, talana, Saray’a ve yandaşlara para yetiremedikleri için, talanı sürdürmek için ek bütçe getirdiklerinin farkındayız. Yoksa emekçiye, işçiye ve halka ek bütçe getirdiklerine dair bir şey yok. Şimdi bu gidişata hep birlikte “êdî bese” deme zamanı değil midir? Bu gidişata “artık yeter” diyoruz. Emekçiler, üreticiler, işçiler, işsizler, emekliler ve ezilenler olarak hep birlikte yan yana durursak ve mücadelelerimizi birleştirirsek bu harami düzeni değiştirebiliriz.

“15-16 Haziranların ruhunu yeni başlangıçlara dönüştürelim”

Sefaleti refaha, açlığı insanca yaşama dönüştürmenin yolu birlikte mücadeledir. Yozlaşmış, çürümüş sistemin çarklarını hep birlikte kırma gücüne sahibiz. Vergilerimizle ülke bütçesini oluşturuyorsak itirazlarımızla ülke yönetimini de değiştirebiliriz. Güç bizdedir, yani halkın bizzat kendisindedir. İşte HDP’nin emek ve alınteri mücadelesi birlikte yürümek için önemli bir seçenektir. Emeğimizin hakkı için bir olalım, soframızdaki ekmeğimiz, çocuklarımızın geleceği için gelin bir olalım, birlik olalım. 15-16 Haziranların 7 Haziranlarla birleşen ruhunu, yeni başlangıçların ve onurlu yaşamın mücadele gücüne hep birlikte dönüştürelim.

“Pınar Gültekin’in katiline indirim yapılmasını asla kabul etmiyoruz”

Dün kadın düşmanı erkek yargı, Pınar Gültekin’i işkenceyle katleden erkeğe verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını “haksız tahrik”le 23 yıla indirdi. Babanın isyanını, çığlığını gördünüz. Kadınların ortak çığlığını da isyanını da gördünüz, görmeye devam edeceksiniz. Elbette şaşırmadık, kadını katleden ile hukuku ve adaleti katledenin işbirliği yaptığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu kadın düşmanı kararı, tüm kadınlar adına en güçlü sesle lanetliyorum ve kınıyorum. Pınar Gültekin’in katiline böyle bir indirim yapılmasını asla kabul etmiyoruz ve etmeyeceğiz.

“Kadın düşmanları gerçek adalet önünde hesap verecek “

Kadın cinayetlerini açıkça teşvik eden kararlarla iktidarın kadın düşmanı politikasına hizmet eden erkek yargı bilmelidir ki bu erkek düzen bitecek, hep böyle kalmayacak. Ve günü geldiğinde de kadın düşmanları, gerçek adalet önünde kadınlara bir bir hesap verecek. Yazın bir kenara. Kadının varlığından dahi korkan erkek iktidar bilsin ki; mücadeleden bırakın geri adım atmayı kadın özgürlükçü bir ülke yaratmak için gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz. Sizden asla korkmuyoruz, sizden asla korkmayacağız! Direnen, inşa eden, üreten biz kadınlarız, yöneten de biz kadınlar olacağız. Bu ülkeyi felaketten çıkaracak olan da biz kadınlar olacağız. Umudumuz büyük çünkü itiraz etme, değiştirme ve inşa etme gücümüze inanıyoruz. Kadın ittifakı bu ülkeyi karanlıktan çıkaracak olan tek ittifaktır. Buradan bütün kadınlara sözümüzdür: Yaşamın hiçbir alanında hiçbir kadın asla yalnız yürümeyecektir, çünkü yanında mutlaka bir HDP’li olacaktır. İktidarın bütün baskı ve zorbalıklarının karşısında HDP, kadın özgürlüğü için mücadele etmeye devam edecektir.

“Genç değişimle başarma zamanıdır!” 

Sevgili gençler, genç yoldaşlarım, arkadaşlarım. Sizlere sadece borç ve geleceksiz yarınlar bırakan bu düzende genç olmak yasak, müzik dinlemek yasak, gülmek yasak, bağırmak yasak, itiraz etmek yasak, karşı çıkmak yasak, eleştirmek yasak. Yasak demenin bile yasak olduğu bir düzen yarattılar. Gençliğin dilini ve ruhunu anlamayan, çağın gerisinde kalmış bu köhnemiş düzeni ait olduğu siyasetin çöplüğüne gönderme zamanıdır. Bu çürümüşlükten kurtulmak için ülkeyi, siyaseti ve yaşamı değiştirme, gençleştirme iradesi siz gençlerin elindedir. Sizin bir itirazınızın yeterli olacağını biliyoruz. Bir haykırışınız bu iktidarı fazlasıyla titretir. Hikâyesi kalmayan bu iktidara karşı genç hikâyeyi, başarı hikâyesini yazmanızın şimdi tam da zamanıdır. Genç zamanı, genç değişimle başarma zamanıdır! Sizden çalınan geleceği zaman kaybetmeden bu iktidardan geri almanın yolunu ve yöntemlerini özellikle genç seçmenlerin doğru tercihler yaparak seçimlerde yerine getireceğine yürekten inanıyoruz. Sizin itirazlarınızda saklı olan gücü ve öfkeyi en büyük değişim ve dönüşüme dönüştürelim. “Genç başladık, genç başaracağız” diyerek hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

“Kongremizi aydınlık günlerin kapısını açan bir milada dönüştürelim!”

3 Temmuz’a sayılı günler kaldı. Kongremiz büyük hakikat yürüyüşünün, demokrasi yürüyüşünün kongresi olacaktır. Kongremiz umudun ve cesaretin, ortak geleceğin kongresi olacaktır. Her dilden, her inançtan, her kimlikten renklerin buluşacağı halkların kongresi olacaktır. Gelin 8 Mart’ın, Newroz’un, 1 Mayıs’ın coşkusunu ve iradesini kongremizde buluşturalım. Kongremizi demokrasi ittifakının, kadın ve gençlik ittifakının en güçlü çıkışına dönüştürelim. Kongremizi, hep birlikte kazanacağımız o güzel ve aydınlık günlerin kapısını açan bir milada dönüştürelim. HDP’siz bir Türkiye’nin, HDP’siz bir yaşamın, HDP’siz bir siyasetin olmayacağı hakikatini herkese hep birlikte gösterelim. Demokrasiyle, barışla, adaletle, özgürlükle örülü bir geleceğin HDP’yle mümkün olduğunu herkese gösterelim. Ortak başarı hikâyemizi ve tarihi hep birlikte bu kongrede bir kez daha yazalım. Yolunuz ve yolumuz açık olsun. Hızır hepimizin yardımcısı olsun.”

Paylaşın

Kur Korumalı Mevduat İçin Ek Bütçeden 40 Milyar Lira Ödenek Ayrıldı

TBMM’ye sunulan 1 trilyon 80 milyar liralık ek bütçede kur korumalı mevduat için 40 milyar lira ödenek öngörüldü. Kur Korumalı Mevduat (KKM) için mart, nisan, mayıs aylarında hazineden toplam 21.1 milyar lira ödeme yapılmıştı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla TBMM’ye sunulan ek bütçe teklifi ile 1 trilyon 750 milyar lira olan merkezi yönetim bütçe ödenekleri 1 trilyon 80 milyar lira artırılacak. Bütçe ödeneklerindeki artış yüzde 62 olacak. Bütçenin gelirlerinde de aynı tutarda artış olması öngörülüyor.

Habertürk’ten Ahmet Kıvanç’ın haberine göre, toplam 1 trilyon 80 milyar liralık ek ödeneğin 200 milyar liralık kısmı personel giderlerine ayrıldı. Mart ayında 11.7 milyar, nisanda 4.6 milyar, mayıs ayında da 4.8 milyar lira olan kur korumalı mevduat (KKM) için hazineden yapılan ödemeleri karşılamak amacıyla ek bütçe ile 40 milyar lira ödenek ayrıldı.

Ek ödenek kalemleri içinde BOTAŞ’a ayrılan tutar dikkat çekti. Doğalgaza uygulanan sübvansiyonlar nedeniyle BOTAŞ ve Türkiye Taşkömürü Kurumu’na 120 milyar 490 milyon lira sermaye transferi, BOTAŞ ve Elektrik Üretim A.Ş.’ye 14.5 milyar lira görev zararı için ödenek ayrıldı.

Faiz giderleri ödeneği toplam 89 milyar lira artırıldı. Bunun 43.5 milyarı iç borç faizlerine, 31.9 milyarı dış borç faizlerine, 7 milyarı kira sertifikası giderlerine, kalanı da diğer faiz giderlerine kullanılacak.

Toprak Mahsulleri Ofisi, ÇAYKUR, TİGEM, Et ve Süt Kurumu ile TÜRKŞEKER’e 18.8 milyar lira; TCDD’ye 8.4 milyar lira sermaye transferi için ödenek artışı yapılacak.

Sosyal Güvenlik Kurumuna işveren prim teşviki karşılığı yapılan ödemeler için 13.8 milyar, SGK’nın açığının finansmanı için 86.3 milyar, üniversite hastanelerinin silinen borçları için SGK’ya 1.3 milyar ödenek ayrıldı.

Karayolları Genel Müdürlüğüne yol yapım giderleri için 16.3 milyar lira, trafik garanti ve katkı payı ödemeleri için 5.6 milyar lira, yolların bakım ve onarım giderleri için 4.7 milyar lira; Sağlık Bakanlığına şehir hastanelerinin kirası için 3.6 milyar lira, hastane yapımları için 3.9 milyar lira ek ödenek aktarılacak.

Vergiden 1.1 milyar lira gelir bekleniyor

Ek bütçe ile 1 milyar 83 milyon lira vergi geliri, 36.5 milyar lira teşebbüs ve mülkiyet geliri, 1.7 milyar lira sermaye geliri, 116.8 milyar lira da diğer kalemlerden gelir öngörülüyor. Vergi iadeleri ve vergi indirimlerinin 158.2 milyar lira olması, böylece net gelirin 1 trilyon 80 milyar lirayı bulması hedefleniyor.

Teşebbüs ve mülkiyet gelirlerinin 29.5 milyarı kamu bankalarından elde edilen temettü gelirlerinden oluşuyor.

Geçici kurumlar vergisinden 315.3 milyar lira, gelir vergisinden 55 milyar lira, dahilde alınan katma değer vergisinden 162.3 milyar, özel tüketim vergisinden 157.3 milyar lira ilave gelir bekleniyor. ÖTV gelirlerinin 47.2 milyarı petrol ve doğalgaz ürünlerinden, 70.3 milyarı motorlu taşıt araçlarının satışından, 11.8 milyarı alkollü içkilerden, 17 milyarı tütün mamullerinden, 9.6 milyarı da dayanıklı tüketim malları satışından öngörülüyor.

Ayrıca, ithalde alınan katma değer vergisinde 284.1 milyar, tapu harçlarından 18.6 milyar lira gelir artışı bekleniyor.

Paylaşın

AİHM, Türkiye’nin Deniz Yücel Ve Nazlı Ilıcak Kararlarına İtirazını Reddetti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) temyiz başvurularını değerlendiren kurulu, Almanya’da Die Welt gazetesine çalışan İlker Deniz Yücel’in açtığı davada Türkiye’ye verilen mahkumiyet kararına yapılan itirazı kabul etmedi.

Kurul, AİHM’in gazeteci Nazlı Ilıcak’ın yaptığı başvuruda da Türkiye aleyhine verilen karara yapılan itirazı reddetti. AİHM’in 5 yargıçtan oluşan kurulunun, iki temyiz bavurusunu reddetmesiyle daha önce ilgili daireler tarafından Yüzel ve Ilıcak için alınan kararlar böylelikle onanmış oldu.

AİHM’in Yücel kararı neydi?

AİHM, bu yıl 25 Ocak’ta aldığı kararda, Yücel’in 2017 yılında yaptığı başvuruyla ilgili olarak Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) güvenlik ve özgürlükle ilgili 5. maddesinin 1. ve 5 fıkralarıyla, ifade ve düşünce özgürlüğüyle ilgili 10. Maddesini ihlal ettiğini hükmetmişti.

AİHM gerekçeli kararında, Yücel’in suç işlediğinden şüphelenmek için “makul bir neden olmadan” gözaltına alınarak duruşma öncesi tutuklu kaldığı ifade edilmişti.

Anayasa Mahkemesi’nin daha sonra Yücel’i haklı bulmasına rağmen kendisine uygun bir maddi tazminat ödeme kararı almamasını da ihlal nedeni sayan Strasbourg Mahkemesi, eleştirel görüşleri yüzünden ve makul bir gerekçe olmadan Yücel’in gözaltına alınmasının hem kendisi hem de toplum için olumsuz etkileri olacağından dolayı ifade ve düşünce özgürlüğünün de ihlal edildiği görüşüne varmıştı.

Türkiye’nin, karar gereği mahkeme masrafları da içinde olmak üzere Yücel’e 13 bin 300 euro tazminat ödemesine karar verilmişti.

Die Welt Türkiye muhabiri Deniz Yücel dönemin Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın özel e-posta adresinin RedHack tarafından hacklenmesine ilişkin kaleme aldığı haberiyle ilgili soruşturma ekiplerine ifade vermek üzere 14 Şubat’ta İstanbul’da gözaltına alınmış ; “terör örgütü propagandası ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla sevkedildiği mahkemece 27 Şubat 2017’de tutuklanmıştı.

AİHM’in Ilıcak kararı neydi?

AİHM, 14 Aralık 2021’de aldığı kararda gazeteci Nazlı Ilıcak’ın ifade hürriyetinin ihlal edildiğine hükmederek, Türkiye’yi haksız bulmuş ve Ankara’yı 16 bin euro para cezasına çarptırdı.

Gazeteci Ilıcak’ın 2017 yılında yaptığı başvuruyu bugün karara bağlayan AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin güvenlik ve özgürlük hakkıyla ilgili 5. maddesinin 1 fıkrası ile ifade ve düşünce özgürlüğüyle ilgili 10. maddenin Türkiye tarafından ihlal edildiğine hükmetti.

Gerekçeli kararda, “Ilıcak’ın terör örgütüne üye olma veya hükümeti devirmeye teşebbüs etme suçlarını işlemesinden şüphelenmek için hiç bir makul neden bulunmadığı” yorumu yapıldı.

Ilıcak’a yönelik suçlamalara eleştiri getirilen gerekçeli kararda, bu suçlamaların gazetecinin kaleme aldığı kamu yararına ve bilinen gerçekler ve olaylarla ilgili olduğu belirtilerek, gazetecinin hiç bir şekilde şiddeti övmediği ve desteklemediği ifade edildi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın