Zaho’da Saldırı: Irak Yönetimi Türkiye’yi Suçladı

Irak’ın kuzeyinde Dohuk bölgesinde Zaho’daki bir tatil beldesinde düzenlenen saldırıda ikisi çocuk en az 9 kişi hayatını kaybetti, 23 kişi yaralandı. Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi ise saldırıyla ilgili olarak Türkiye’yi suçladı ve karşılık verme hakkını saklı tuttuklarını söyledi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise “TSK’dan aldığımız bilgiye göre sivillere yönelik herhangi bir saldırımız olmamıştır” dedi.

TRT Haber canlı yayınında gündeme dair açıklamalarda bulunan Çavuşoğlu, Irak yetkililerinden, PKK’nın etkisi altında açıklama yapmamalarını istedi. Çavuşoğlu, “Irak’ı faillerin açığa çıkarılması için işbirliğine davet ediyoruz” dedi.

Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, “Saldırının terör örgütü kaynaklı olduğu değerlendirilmektedir” denilmişti.

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi, topçu atışının ülkenin egemenliğinin açık ihlali olduğunu söyledi; Beyaz Saray da olayı kınayarak gelişmelerin yakından takip edildiğini açıkladı.

Irak, Türkiye Büyükelçisini Dışişleri Bakanlığı’na çağırdığını ve Ankara’dan resmi bir özür beklediğini açıkladı, Türkiye’den “bütün askeri güçlerini Irak’tan geri çekmesini” istedi.

Kürdistan Bölgesel Yönetimi yetkililerinden Müşir Beşir, Fransız haber ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada hayatını kaybedenlerin büyük ölçüde “ülkenin orta kesimleri ve güneyinden gelen turistler olduğunu” söyledi.

Beşir, turizm bölgesindeki Parah isimli köyün iki kez vurulduğunu söyledi.

Beşir, turistlerin ülkenin güneyindeki aşırı sıcaklardan kaçmak için dağlık Parah köyüne gelen kişiler olduğunu belirtti.

‘Su üzerinde cesetler vardı’

Reuters haber ajansına konuşan bir görgü tanığı bombaların şelalenin bulunduğu bir alana peş peşe düştüğünü anlattı.

Patlama sonrası oluşan alev topundan güçlükle kaçtığını ve saldırıdan ötürü yaralandığını AFP’ye anlatan Hasan Tahsin Ali, “Su üzerinde cesetler vardı” dedi.

Babil bölgesinden olduğunu söyleyen Ali, “Gençlerimiz öldü. Şimdi kime başvuralım” dedi.

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Sağlık Bakanlığı, ölenlerin tamamının olay yerinde hayatını kaybettiğini duyurdu.

Bakanlık ölenlerden bir kişinin, bir yaşında olduğunu kaydetti.

Türkiye aleyhine protesto gösterileri düzenlendi

Irak medyası, Bağdat’taki Türkiye Büyükelçiliği önünde protesto gösterileri düzenlendiğini aktardı.

Ülkenin başka şehirlerinde de Türkiye aleyhine protestoların düzenlendiği, Türkiye bayraklarının yakıldığı kaydedildi.

Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin açıklamasında da PKK ve Türkiye ordusu arasındaki çatışmaların bu bölgede yaşayan halkın yaşamını sürekli tehdit ettiği vurgusu yer aldı.

Yapılan açıklamada, federal hükümet ve uluslararası topluluğun bu olayların yaşanmasını engellemek için daha etkin çalışması gerektiği savunuldu.

HDP: Zaho ikinci Roboski’dir

Halkların Demokratik Partisi (HDP) ise açıklamasında Zaho’daki saldırıyı “Roboski’ye” benzetti.

Merkez Yürütme Kurulu’nun kınama açıklamasında, “Tarihe ikinci Roboski katliamı olarak geçecek olan bu katliamdan iktidar, siyasi ve hukuki olarak sorumludur” denildi.

HDP, Meclis’i toplantıya çağırdı ve sınır ötesi askeri harekatların durdurulması çağrısını yaptı.

Kamuoyunda “Roboski Katliamı” olarak bilinen olayda, Şırnak’ın Uludere ilçesinde sınır kaçakçıları savaş uçaklarınca bombalanmıştı.

2011 yılındaki bu olayda 17’si çocuk 34 kişi hayatını kaybetmişt.

Türkiye, Kuzey Irak’ta Nisan ayından bu yana PKK’ya yönelik olarak Pençe-Kilit Operasyonu’nu yürütüyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

İklim Krizi, Sıcak Hava Dalgalarını Sıklaştıracak

Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi’ndeki basın toplantısında konuşan Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) Genel Sekreteri Taalas, son haftalarda Avrupa genelinde etkisini gösteren sıcak hava dalgasına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Taalas, dünya genelinde temmuz ayı sonlarına doğru sıcaklıkların normal seviyenin üzerine çıkmasını beklediklerini söyleyerek iklim krizinin etkilerinin bu şekilde en az 2060’a kadar süreceğini belirtti. Taalas, sıcaklıkların asıl olarak insan faaliyetleri nedeniyle arttığını ve gezegenin geleceği için ciddi endişeleri olduğunu söyledi.

Sıcaklığın tarım üzerinde de büyük etkilerin görmeyi beklediklerini söyleyen Taalas, Avrupa’da bir önceki sıcak hava dalgaları sırasında gıda hasadın büyük bir kısmını kaybettiklerini ve Kovid 19 pandemisinin ardından henüz iyileşmeye başlayan turizm sektörünün de artan sıcaklıklardan etkilendiğini belirtti.

Olumsuz etkileri artacak

Taalas ayrıca, mevcut durumda –Ukrayna’daki savaş nedeniyle zaten küresel gıda krizi yaşanması gibi– sıcak hava dalgalarının tarımsal faaliyetler üzerinde daha fazla olumsuz etkileri olacağını da ifade etti.

Taalas, gezegen olarak buzulların erimesiyle ilgili oyunu çoktan kaybettiğimizi ve buzulların erimesinin önümüzdeki yüzlerce, hatta binlerce yıl devam etmesini beklediklerini; fakat sıcak hava dalgasının dünya için bir uyanış çağrısı olması gerektiğini söyledi.

Avrupa genelinde geçen aydan bu yana etkisini gösteren sıcak hava dalgaları nedeniyle İngiltere’de dün (19 Temmuz) “gece en yüksek sıcaklık” görüldü. Sıcak havalar nedeniyle geçen hafta Fransa, İspanya ve Portekiz’de ise en az 360 kişi hayatını kaybetmişti.

Paylaşın

Fenerbahçe, Turu İstanbul’a Bıraktı

Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi ikinci ön eleme turun ilk maçında Ukrayna temsilcisi Dinamo Kiev ile karşı karşıya geldi. Rusya ile Ukrayna arasında devam eden savaş nedeniyle Polonya’nın Lodz şehrindeki Miejski Stadı’nda oynanan müsabaka, başladığı gibi golsüz eşitlikle sona erdi.

Haber Merkezi / Çift maçlı eleminasyon sisteminin uygulandığı turda rövanş 27 Temmuz Çarşamba günü Ülker Stadyumu Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Spor Kompleksi’nde oynanacak. Turu geçen taraf Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turuna yükselecek.

Karşılaşmadan dakikalar

2. dakikada Fenerbahçe etkili geldi. Sağ kanatta topla buluşan Osayi-Samuel’in ortası, Joshua King’in uzağında kaldı. 6. dakikada Fenerbahçe’nin sol kanattan kullandığı serbest vuruşta Diego Rossi ortasını yaptı. Ceza sahası içerisinde Joshua King’in kafa vuruşu üstten auta gitti.

14. dakikada Fenerbahçe gole çok yaklaştı. Sol kanattan Ferdi Kadıoğlu’nun yaptığı ortaya Enner Valencia yükseldi ve kafa vuruşunu yaptı. Kaleci Bushchan çizgi üzerinde son anda çelmeyi başardı. 15. dakikada ceza alanı önünde topla buluşan İsmail Yüksek’in yerden sert vuruşu yandan auta çıktı.

20. dakikada Fenerbahçe’de Ferdi Kadıoğlu’nun ortasında Valencia şutunu çekmek isterken savunma araya girdi. Pozisyon sonrası Fenerbahçeli futbolcular penaltı bekledi hakem devam kararı verdi.

28. dakikada Dinamo Kiev etkili geldi. Kedziora’nın sağ kanattan yaptığı ortasında Verbic’in şutu yandan auta gitti. 33. dakikada Ferdi Kadıoğlu, topla birlikte ceza sahasına yöneldi. Sol çaprazdan sert bir şut çıkaran Ferdi’nin şutunu yine kaleci kurtardı.

37. dakikada Fenerbahçe gole çok yaklaştı! Rossi’nin yerden ortasında İrfan Can Kahveci kale önünde şutunu çekti. Joshua King’den seken top kaleci Buschan’da kaldı.

45+2. dakikada Enner Valencia’nın sağ kanattan yaptığı ortada kaleci Bushchan, topu elinden kaçırdı. Dinamo Kiev savunması Fenerbahçeli futbolculardan önce son anda topu uzaklaştırdı.

51. dakikada sol kanattan Dinamo Kiev’in kullandığı serbest vuruşta ön direkte Popov’un kafa vuruşu üstten dışarı çıktı. 60. dakikada Sağ kanattan topu götürmek isteyen İrfan Can Kahveci, Valencia’ya bir ara pas denedi. Dinamo Kiev savunması araya girdi ve pozisyona izin vermedi.

67. dakikada Valencia’nın pasıyla ceza sahası içinde topla buluşan Rossi’nin şutu kaleyi bulmadı. 71. dakikada Dinamo Kiev etkili geldi. Artem Besedin’in ceza alanı dışından plasesinde top direğin yanından auta çıktı.

80. dakikada sol kanattan topla buluşan Lincoln’ün pasında topla buluşan Bruma’nın ceza sahası dışından sert şutunda kaleci meşin yuvarlağı güçlükle çeldi.

Stat: Miejski

Hakemler: Glenn Nyberg, Mahbod Beigi, Andreas Söderqvist

Dinamo Kiev: Bushchan, Kedziora, Zabarnyi, Popov (Syrota dk. 83 ?) Dubinchak, Shaparenko, Sydorchuk, Tsygankov (Karavaev dk. 88 ?), Verbic (Vanat dk. 83 ?), Buyalskiy (Garmash dk. 78), Besedin

Fenerbahçe: Altay, Osayi-Samuel, Serdar Aziz (Tisserand dk. 46), Szalai, Ferdi, Arao, İsmail Yüksek, İrfan Can Kahveci (Bruma dk. 64), Rossi (Arda Güler dk. 72), King (Lincoln dk. 64), Valencia (Serdar Dursun dk. 72)

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener’den Parti Teşkilatlarına Seçim Mesajı

Meclis’in tatile girmesiyle birlikte, partiler il ziyareti ve kapalı toplantılara ağırlık verdi. Her salı bir bölgenin il ve ilçe başkanlarıyla bir araya gelme kararı alan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, bir otelde partisinin İç Anadolu il ve ilçe başkanlarıyla buluştu.

Habertürk’ten Mahir Kılıç’ın haberine göre, yaklaşık 7 saat süren toplantıda daha çok il ve ilçe başkanlarını dinleyen Akşener tek tek not aldı.

Uzun süren toplantıda seçim hazırlıkları değerlendirildi. Teşkilatlara “Seçim kapıda” diyen Meral Akşener’in seçim kanundaki değişikliği hatırlattığı, hem eski hem de yeni kanunu baz alarak seçim değerlendirmesinde bulunduğu belirtildi.

Olası erken seçim tartışmasının da gündeme geldiği o toplantıda, Akşener’in hem Kasım ayı veya 2023’ün bahar aylarında yapılacak erken seçim ve hem de zamanında yapılacak seçimler için teşkilatları uyardığı ve her türlü ihtimale karşı hazırlıklı olmalarını istediği kaydedildi.

“Bizlerin görevi, sizin yarınınızı, bugününüzü hazırlamak”

Öte yandan İYİ Parti Lideri Akşener, esnaf ziyaretleri kapsamında gittiği Giresun’un Yağlıdere ilçesinde konuştu.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre, “Yahu alt tarafı siyaset yapıyoruz” ifadeleriyle Yağlıderelilere seslenen Akşener, “Siyaset ne biliyor musun kızım? Sana hizmet, senin geleceğini hazırlamak. Bizlerin görevi, sizin yarınınızı, bugününüzü hazırlamak. Biz siyasetçilerin görevi sizlerin, esnafın, fındık yetiştiricisinin, çiftçinin, köylünün, hayvan besicinin, işçinin, memurun, ev kadınının, üniversitede okuyan gencin, emeklinin, EYT’linin derdini öğrenip sonra çözüm üreterek size sunmak. Bu yapılıyor mu Türkiye’de, hayır. Birbirimizle dövüşmemizden sonra, birbirimizle konuşmamızdan sonra ‘ceketimi assam seçilirim’ diye bir siyaset çıktı. Sen çırak çıktın ama biz dövüştük. Senin işine yaramadı” dedi.

Akşener şu ifadeleri kullandı: Mesela KYK borçlarının faizlerinin silinmesini yerine getirdiler. Biz bir şey daha öneriyoruz. Bu çocukların iş bulamama gibi bir problemleri var. Bu çocukların iş bulmasını sağlamalıyız. Üniversite mezunu kredi almış çocuklarımızdan bahsediyorum. Onun için istihdam yaratmalıyız. Bu çocukların ana parayı ödeyebilmesi için de çalışması lazım. Bu çocuklar yan gelip yatmak istemiyor. İş istiyor iş.

Paylaşın

Merkez Bankası Rezervleri 2 Milyar 291 Milyon Dolar Azaldı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından Haftalık Para ve Banka İstatistikleri yayımlandı. Buna göre, 8 Temmuz itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri, 922 milyon dolar azalarak 58 milyar 867 milyon dolara geriledi. Brüt döviz rezervleri, 1 Temmuz’da 59 milyar 789 milyon dolar seviyesindeydi.

Haber Merkezi / Söz konusu dönemde altın rezervleri de 1 milyar 370 milyon dolar azalışla 41 milyar 154 milyon dolardan 39 milyar 784 milyon dolara indi. Böylece Merkez Bankası’nın toplam rezervleri, 8 Temmuz haftasında bir önceki haftaya kıyasla 2 milyar 291 milyon dolar azalarak 100 milyar 942 milyon dolardan 98 milyar 651 milyon dolara düştü.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın

HDP’li Günay: Çözüm Başka Başkentlerde Değil, Bu Topraklarda

HDP Sözcüsü Günay, “Kürt sorunun çözümünü, Tahran’da, Bağdat’ta, Moskova’da, Washington’da, başka başkentlerde bulamazsınız, çözüm bu topraklardadır, bu toprakların halklarının eşit ve özgür yaşam koşullarının yaratılmasındadır” dedi.

Suruç katliamının 7. Yıldönümüyle ilgili de konuşan Günay, “10 Ekim katliamı gibi Suruç Katliamında da Türkiyeli devrimcilerin hedef alınması, dayanışmayı kırmaya yönelikti. Bu insanlık dışı saldırı aynı zamanda yeni bir çatışma ve savaş dönemine atılan ilk adım oldu ve o günden bugüne Türkiye halkları büyük insanlık suçlarıyla karşı karşıya” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, partinin genel merkezinde haftalık basın toplantısını düzenledi.

Ebru Günay’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son zamanlardaki NATO, ABD ve Rusya’yla yaptığı tüm görüşmeler Kuzey ve Doğu Suriye topraklarına yapılacak saldırı izni yani Kürt kazanımlarını boğma amaçlıdır.

Kürt sorunun çözümünü, Tahran’da, Bağdat’ta, Moskova’da, Washington’da, başka başkentlerde bulamazsınız, çözüm bu topraklardadır, bu toprakların halklarının eşit ve özgür yaşam koşullarının yaratılmasındadır.

Bu zirvelerden çıkan sonuçların hiçbiri Türkiye halklarının yararına değildir, şimdiye kadar bu zirvelerden çıkan sonuçlar acı ve gözyaşından başka bu halka ve topluma bir şey vermedi, bundan sonra da vermeyecektir.

Bu zihniyet, Rojava devrimini boğmak için saldırı planlarından başka bir çıkar yol düşünemiyor, ülke ülke, başkent başkent yardım dileniyor.

“IŞİD güçlenirken seyirci kalınıyor”

Neden bu kadar düşmanlık besliyorsunuz halklara karşı, sizin düşmanlık beslediğiniz Kuzey ve Doğu Suriye topraklarında barış hakim, ortak yaşam hakim. Bu topraklarda IŞİD karanlığı yenilgiye uğratıldı, kadınları köleleştiren zihniyet bozguna uğradı. Bu yüzden mi bu kadar öfkelisiniz?

IŞİD çeteleri Türkiye’nin içerisinde sayılabilecek sınırlarda tekrar güçlenmeye çalışırken, IŞİD liderleri güvenli bölge olarak buraları seçip, buralarda saklanırken iktidar sessiz ve seyirci kalıyor. Çünkü iktidarın tüm ajandası Kürtlere yönelik savaş ve operasyonlara göre hazırlanıyor.

Fakat biz bir kez daha buradan uyarmak istiyoruz: Kürt halkına karşı yürütülen düşmanlık ve savaşın kazananı halklar değil, saraylar, çeteler ve savaşla ömrünü uzatmaya çalışan despot iktidarlar olacaktır.

Kürt kazanımlarına, Kürt topraklarına saldırmak Kürt halkına, Ortadoğu ve Türkiye halklarına acı, yoksulluk, derin ekonomik kriz ve siyasi istikrarsızlık dışında hiçbir şey getirmedi, getirmeyecek. Bu bin kez denendi ve bin kez tecrübe edildi.

“Operasyon hazırlığı Suriye’yi kapsıyor”

“İktidarın hazırlığını yaptığı operasyon girişimi sadece Kuzey ve Doğu Suriye topraklarıyla sınırlı değil bir bütün olarak Suriye’yi de kapsayacak bir boyut taşıyor. Hem Kuzey ve Doğu Suriye yönetiminin hem de Suriye hükümeti yetkililerinin açıklamaları bu yönde.

Kuzey ve Doğu Suriye topraklarını işgal etme, Kürt kazanımlarını ortadan kaldırma politikası bugün bir kez daha, Suriye ve tüm Ortadoğu’da yıllardır sağlanmaya çalışılan istikrarı bozup, IŞİD ve türevi çetelerin tekrar güçlenmesine, yeni felaketlere, binlerce ölüme, milyonlarca göçe, mülteciye ve elbette ki büyük ekonomik kayıplara sebep olmaya gebedir.”

Paylaşın

CHP’li Kaboğlu: Türkiye OHAL Sürecini Yaşamaya Devam Ediyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Allah’ın lütfu” olarak ifade ettiği 15 Temmuz darbe girişiminden sonra 20 Temmuz’da olağanüstü hal (OHAL) ilan etti. CHP Milletvekili Kaboğlu, iktidarın OHAL ve OHAL sonrası politikalarına dikkat çekerek, “Türkiye OHAL sürecini yaşamaya devam ediyor” dedi.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra iktidar 20 Temmuz’da OHAL kararı aldı. 21 Temmuz 2016’da resmiyete kavuşan OHAL 18 Temmuz 2018’de sona erdi; yedi kez uzatılarak iki yıl sürdürüldü. Bu dönemde toplam 37 kanun hükmünde kararname (KHK) çıkarıldı. İktidar OHAL sürecinde eleştiri ve tepki çeken düzenlemeleri keyfi olarak uygulamaya koydu.  OHAL sürecini CHP TBMM Anayasa Komisyonu CHP Grup Sözcüsü, Anayasa Hukukçusu ve İstanbul Milletvekili Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu Evrensel’e konuştu.

“Anayasa md.120 çerçevesinde ilan edilen OHAL, iki yılın sonunda aslında sözde kalktı” diyen Kaboğlu, “Şöyle ki; 27. yasama döneminin ilk mevzuatı olan 7145 sayılı Yasa ile, OHAL önlemleri üç yıl daha uzatıldı. Böylece OHAL KHK yoluyla “yargısız infaz” şeklindeki kıyım yetkisi, valilere ve ilgili kurumlara aktarıldı. Bu üç yıllık sürenin sona ermesine günler kala, 7333 sayılı Yasa ile bu süre bir kez daha uzatıldı. Bu nedenle, OHAL, yasal düzlemde kısmen de olsa devam ediyor” ifadelerini kullandı.  Kaboğlu, bunun nasıl olduğunu da şöyle açıkladı: “7145 sayılı Yasa önerisi, düzenleme konusu gereği, Adalet Komisyonunda görüşülerek Genel Kurulda kabul edildi. Uzatma önlemlerine ilişkin ve Anayasa’ya aykırı diğer hükümlerin iptali istemiyle CHP, Anayasa Mahkemesine başvurdu.”

Meclis 25 saat aralıksız çalıştırıldı

Üç yılın dolmasına günler kala, uzatma kapsamındaki hükümlerin, bu kez bir torba yasa içine serpiştirilerek, örtülü bir biçimde Bütçe ve Plan Komisyonuna getirildiğini hatırlatan Kaboğlu, “Başta CHP ve HDP gelmek üzere demokratik muhalefet partilerinin yoğun itirazları üzerine, Genel Kurul aşamasında 3 yıllık süreler birer yıla indirildi. Bununla birlikte, ticari şirketlerin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyumluğuna devredilmesi ve TMSF tasarrufuna konulmasına ilişkin süre 3 yıl olarak korundu. Özetle, bu çerçevede TMSF tarafından kayyum olunan şirketler, 2 yıl daha OHAL önlemleri çerçevesinde yönetilecek” ifadelerini kullandı. Kaboğlu, 7333 sayılı ve OHAL önlemlerinin uzatılmasını içeren yasa ve 7334 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun, 17 Temmuz 2021’de toplanan ve 18 Temmuz saat 15.00’e kadar 25 saat süreyle aralıksız çalıştırılan TBMM Genel Kurulu tarafından kabul edildiğini belirtti.

Her iki yasanın Anayasa’ya aykırı hükümlerinin iptali için CHP olarak Anayasa Mahkemesine başvurduklarını da anımsatan Kaboğlu, “7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 28 Temmuz 2021’de yürürlüğe girdiğine göre, KHK önlemleri, 28 Temmuz’da yürürlükten kısmen kalkmış olacak; çünkü, TMSF önlemleri 2 yıl daha sürecek” dedi.

Kaboğlu, TMSF’ye devredilen şirketler üzerinde nasıl tasarruf edildiği ve sermayenin paravan şirketler yoluyla eşe dosta nasıl dağıtıldığı ve bu konuda son hükümette OHAL’den sorumlu başbakan yardımcısı olarak görev yapan kişinin rolünün, ayrı bir dosya olarak ele alınması gerektiğine de dikkat çekti. “Türkiye OHAL sürecini yaşamaya devam ediyor” diyen Kaboğlu, “Bunda, yürütmenin yanı sıra, yasama ve Anayasa Mahkemesinin sorumluluğu ayrıca ele alınmalıdır” dedi.

“Kendini Anayasa’dan üstü gören böyle bir komisyon adil karar verebilir mi?”

15 Temmuz sonrasında KHK ile görevlerinden ihraç edilenlerin işlerine iade edilip edilmeme kararını vermek üzere kurulan ve büyük tartışma konusu olan OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuyla ilgili Kaboğlu, “Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu (OHALİİK) da bu sorumsuzluk halkası içinde; üstelik, görevlileri çifte maaşlı. Bu nedenle, sınırlı süre ile kurulduğu halde görev süresi her yıl uzatılan OHALİİK 6. yılında” dedi.  Komisyonun “Ne denli keyfi kararlar verdiğini anlamak için uzun bir araştırma yapmaya ya da sayısal çizelgeler hazırlamaya gerek yok” diyen Kaboğlu, Barış Akademisyenleri (BAK) dosyaları tipik örneğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Anayasa Mahkemesi (AYM), Barış Bildirisinin, ifade özgürlüğü güvencesi altında olduğunu karara bağladı. Ağır ceza mahkemeleri (ACM), BAK dosyaları üzerinde aklama kararı verdi. Bu kararlar kesinleşti. ACM ve AYM’lerin herkes için bağlayıcı olan ve kesinleşmiş bulunan kararlarına göre, Barış Bildirisine rıza gösteren öğretim üyeleri ile terör örgütleri arasında “irtibat ve iltisak” yok. OHALİİK ise, yargı kararları yokmuş gibi davranarak BAK dosyalarını beş yıl beklettikten sonra her biri için “ret” kararı verdi.” “Kendini Anayasa’dan üstü gören böyle bir komisyon adil karar verebilir mi?” diye soran Kaboğlu, “BAK dosyalarında açıkça keyfi kararlar vermiş olan geçici bir komisyonun diğer dosyalar hakkında ne denli keyfi kararlar verdiğini tahmin etmek hiç de zor değil” dedi.

Paylaşın

Çocuklarda Karaciğer Kanserinin Yeni Türü Keşfedildi

Bilim insanları, çocuklarda karaciğer kanserinin yüksek riskli yeni bir türünü keşfetti. Yeni sınıflandırılan tümörler, organ nakli gibi daha agresif cerrahi prosedürler gerektirebilir.

Yakın zamana kadar çocuklarda görülen tüm karaciğer kanseri vakaları, ya hepatoblastoma (HB) adı verilen nadir bir tür ya da daha yaygın olan Hepatosellüler karsinom (HCC) olarak sınıflandırıyordu.

Hakemli bilimsel dergi Journal of Hepatology’de yayımlanan yeni araştırmada, genetik yapıları ve gen aktiviteleri de dahil olmak üzere hasta profillerini değerlendirmek için moleküler analiz teknikleri kullanıldı.

Araştırmacılar, HB veya HCC sınıflarına girmeyen bazı vakalar tespit etti. Bunlara hepatoselüler karsinom özelliklerine sahip hepatoblastom (HBC) adı verildi.

Çocuk patalogları, bu yeni tümörlerin kemoterapiye yanıt verme olasılığının daha düşük olduğunu ifade ediyor. Geleneksel tedaviye direnç gösteren tümörlerin organ nakli gibi daha agresif cerrahi prosedürler gerektirdiği belirtiliyor.

Araştırmacılara göre uygun müdahale edilmediği durumda hastanın iyileşme şansı düşüyor.

ABD’deki Baylor Tıp Okulu’ndan Doç Dr. Dolores Lopez-Terrada, “Bulgularımız, ilk tanı anında tedavi önerilerini uyarlamak için bu tümörleri doğru sınıflandırması gerektiği ve bunun için de moleküler testlerin çok önemli olduğunu gösteriyor” dedi:

Analizimiz, HBC’li çocukların, hepatoblastom ve hepatoselüler karsinomlu hastalar için izlenen yol haritasından farklı tedavi stratejilerinden yararlanması gerekebileceğini ortaya koyuyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

KKM’de Asıl Kıyamet Uygulama Bitince Kopacak

Dünya gazetesi yazarı Alaattin Aktaş, “Felaketin büyüğü bütçeden kur korumalıya şimdi ne kadar ödendiği değil. Şimdi sarsılıyoruz yalnızca, bütçe dengeleri bozuluyor; asıl felaketi bu uygulama bittiğinde yaşayacağız” dedi.

Alaattin Aktaş, kur korumalı mevduat (KKM) uygulamasına ilişkin olarak “KKM’de asıl kıyamet uygulama bitince kopacak” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Kur korumalı mevduata yılın ilk 6 ayında bütçeden 37 milyar lira aktarıldığını hatırlatan Aktaş, uygulamanın mevcut haliyle 2022’nin sonunda biteceğine ve KKM’yle dövizden dönen hesapların, uygulama bitiminde yeniden döviz alımına yöneleceğine işaret ederek şöyle yazdı:

Kur korumalı mevduat her ay yaklaşık yüzde 10 oranında artıyor. Oran her ay bu düzeyde oluşsa KKM yıl sonunda yaklaşık 1.8 trilyona ulaşacak. 1.8 trilyon liralık bakiyeyle yıl sonuna geldiğimizi ve süre uzatımına gidilmediğini düşünelim…

KKM hesaplarında ağırlıklı vade üç ay. Dolayısıyla 1.8 trilyonluk hesabın önemli bir kısmının, belki 1.5 trilyonunun vadesi 2023’ün mart ayında dolacak.

Serseri mayın gibi bir 1.5 trilyon lira! Bu paranın bir kısmı, diyelim yarısı zaten özünde döviz. Yani yaklaşık 750 milyar lira bir süreliğine ‘TL görünümlü döviz’ olarak durmuştu.

Bu 750 milyarın sahipleri vade bitip ellerine bu kadar TL geçince ne yapacaklar sanıyorsunuz? Tahmininiz doğru! Tabii ki koşa koşa döviz alacaklar. Hadi diyelim bu hesabın üçte biri dövize yüz vermedi; TL’de kaldı ve ister mevduata, ister konuta, ister hisse senedine, ister altına gitti…

Kaldı 1 trilyon lira. Düşünebiliyor musunuz 1 trilyon liranın döviz için piyasaya çıktığını… Düşünebiliyor musunuz 1 trilyon liranın piyasayı nasıl alt üst edeceğini…

Felaketin büyüğü bütçeden kur korumalıya şimdi ne kadar ödendiği değil. Şimdi sarsılıyoruz yalnızca, bütçe dengeleri bozuluyor; asıl felaketi bu uygulama bittiğinde yaşayacağız.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

DEVA Partisi Lideri Babacan: HDP İle Diyaloğu Kıymetli Buluyoruz

Karadeniz gezisi öncesi Erzurum’a giden DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Palandöken Kayak Merkezi’nde bir otelde düzenlenen toplantıda parti yönetimi, STK temsilcileri ve basın mensupları ile bir araya geldi.

İktidarı eleştiren Ali Babacan, “3Y ile mücadele edeceğiz diye yola çıkanlar, bugün, yoksulluk, yasaklar ve yolsuzluklarla anılır oldu” diye konuştu.

‘Altılı masaya oturmakla tek bir parti olmuyor’

DHA’nın haberine göre Babacan konuşmasının ardından basın mensupları ve STK temsilcilerinin sorularını cevapladı. Altılı masa ile ilgili bir üzerine Babacan, “Öncelikle şunu dikkate almamız lazım ki altılı masaya oturmakla bu siyasi partiler birleşip tek bir parti olmuyor. Ama biz ne yapıyoruz, uzlaşma ve mutabakat kültürümüzün bir gereği olarak bu memleketin meseleleri ile alakalı, acaba ortak çalışma alanları bulabilir miyiz diye bunu arıyoruz. Mesela parlamenter sistem konusundaki çalışmayı ben çok kıymetli buldum. Çünkü farklı farklı ideolojilerin farklı siyasi akımların temsil edildiği bir masada eğer ortak bir noktada buluşabiliyorsanız bu tüm Türkiye’nin ortak noktası olması açısından çok kıymetli.” ifadesini kullandı.

‘HDP ile diyaloğumuz var’

Ali Babacan, HDP ile ilgili soruya şöyle cevap verdi:

“HDP ile bizim bir diyaloğumuz var. Başka partilerin de diyaloğu olabilir. Ama diyalog ayrı bir konu işbirliği ayrı bir konu. Diyalog konuşuyor olabilmek demek. Altılı masada HDP yok. Yani hiçbir toplantıya katılmadı. Şu gerçeği de görmemiz lazım; bugünkü Anayasa’ya göre, bugünkü yasalara göre kurulmuş bir siyasi partinin ve belli bir kimliğin, belli bir iddianın temsilcisi olan bir partinin de demokratik sistemimizde yok görünmemesi lazım. Biz altılı masada işbirliği alanları tespit ediyoruz. İşbirliği ile yapıyoruz ama HDP ile diyaloğumuz var. İşbirliği alanı olur mu, olmaz mı o ileride başka konular. Şu anda bir şey söylemem zor. Fakat diyaloğun kendisini kıymetli biliyoruz. Bizim altılı masada olmamız ile ilgili olumsuz kanaatini beyan eden vatandaşımız da oluyor ama aynı zamanda, ‘aman bu çok önemli birliktelik oldu, bunu aman dikkat edin bozmamaya çalışın’ diyenlerde çok oluyor. Biz ikisini de çok önemsiyoruz.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın