Türkiye İle ABD Arasında F-16 Görüşmeleri Sürüyor, Son Durum Ne?

Türkiye ile ABD arasında F-16 uçağı alımı ve modernizasyonu ile ilgili bir süredir devam eden teknik düzeydeki görüşmelerin dördüncüsü Pazartesi günü Washington’da yapılacak. Toplantı, ABD Temsilciler Meclisi’nde F-16’lar için konulan şartların ardından yapılacak ilk görüşme olması açısından önemli görülürken, ABD Senatosu’nun satışla ilgili tutumunun Ankara için zorlayıcı olabileceği değerlendirmeleri yapılıyor.

ABD’li Lockheed Martin tarafından üretilen 40 adet F-16 ve 79 adet F-16 modernizasyon kiti almak için ABD ile Ekim 2021’de başlatılan süreç kapsamında şimdiye kadar üç toplantı Türkiye’de gerçekleştirildi. Heyetler arasında, geniş çaplı ve teknik nitelikli toplantıların dördüncüsü ise Pazartesi günü ABD’de düzenlenecek.

Satışla ilgili ABD’deki hava nasıl?

F-16’larla ilgili gelinen durumu ve ABD’deki havayı DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e değerlendiren Washington Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü Soner Çağaptay, Joe Biden yönetiminin satışın gerçekleşmesini kesinlikle istediğini belirterek, geçmiş dönemde bazı durumlarda Türkiye aleyhine fikir beyan eden ABD Savunma Bakanlığı’nın da bu kez satışın arkasında durmasının önemli olduğuna işaret ediyor.

Çağaptay, Türkiye-ABD ilişkilerinin “savunma eksenli yapısına” ve satışın bu ilişkilerin sürmesi açısından önemine dikkat çekerek, “F-35 programının yokluğunda F-16’lar ilişkilerin ilerlemesi açısından bir bağ. Satış gerçekleşmez ise iki ülkeyi bir arada tutan bir nevi bu siyasi tutkalın varlığından bahsetmek zorlaşacak” diyor. Çağaptay’a göre satışı destekleyen ABD yönetimi de bunun farkında ve bakış açısı bu yönde.

Ankara’nın vurguladığı noktalardan biri F-16’ların satışının sadece Türkiye-ABD ilişkileri açısından değil NATO’nun caydırıcılığı için de önemli olduğu. Ukrayna savaşının çıkmasının ardından Türkiye’nin NATO için öneminin yeniden anlaşıldığına yönelik yorumlar yapılmıştı.

Alman Marshall Fonu Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı da Biden yönetiminin ilk başta AKP hükümetine karşı menfi bir tutum içinde olduğunu hatırlatarak, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi ile birlikte Türkiye’nin jeostratejik öneminin hatırlandığını, Rusya’nın Ukrayna işgali ile de artık bu önemin göz ardı edilemez hale geldiğini belirtiyor. Ühlühisarcıklı, ABD yönetiminin bu satışa stratejik açıdan yaklaştığına ve ABD çıkarlarının gereği olarak gördüğünü hatırlatıyor.

Bununla birlikte ABD’de son dönemde önce “anti-AKP ve anti-Erdoğan” olarak başlayan atmosferin yavaş yavaş “anti-Türkiye’ye” doğru evrildiğine ve bunun da kendisini Kongre’de hissettirdiğine işaret eden Ünlühisarcıklı, Kongre’nin konuya yönetimin tersine iç siyasi dinamiklerle yaklaştığını ve oluşan atmosfer ile Türkiye karşıtı lobilerin etkisinin gözlendiğini belirtiyor.

Bu arada İsveç ile Finlandiya’nın NATO üyelikleri ile ilgili müttefiklerin yavaş yavaş tamamladıkları parlamento onay süreci Türkiye’de henüz başlatılmadı.

F-16’lar konusunda Menendez engeli aşılabilir mi?

Ancak ABD yönetiminin desteğine, Ankara’nın da ihtiyatlı iyimserliğine karşılık Biden yönetimi ile Kongre’nin satışla ilgili farklı tutumlar içinde olduğu hatırlatılıyor ve Senato aşamasının zorlayıcı olabileceği belirtiliyor.

ABD Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Bob Menendez’in Türkiye’ye F-16 savaş uçağı satışına karşı olduğunu pek çok kere belirtmesi büyük engellerden biri olarak görülüyor.

Menendez, geçen ay Atina-Makedon Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada “Ankara’nın davranış ve tutumunu değiştirmesi gerektiğini” söyleyerek, tutum değişikliği beklediği alanları ‘Rusya’dan S-400 satın alınması, Yunan adaları üzerinden uçuşlar, Türkiye’nin Rusya ile yakın ilişkileri ve gazetecilerle avukatların hapsedilmesi dahil insan hakları ihlalleri’ olarak sıralamıştı.

Soner Çağaptay, Senato aşamasının çok incelikli olduğuna ve tek bir senatörün satışı bloke etmesinin mümkün olduğuna dikkat çekerek, “Menendez pek çok kereler bu satışa karşı olduğunu açıklamış bir isim. Tek başına bu satışı engelleyebilir ve bulunduğumuz nokta da şu anda bu” diyor.

Çağaptay, Biden’ın satışı engellememesi için Menendez’i araması gerektiğini ancak şu anda siyasi açıdan Menendez’e diğer pek çok tasarı ile ilgili ihtiyacı bulunması sebebiyle, Başkan’ın nüfuzunu F-16’lar için kullanacağından şüpheli olduğunu belirtiyor. “Bu nedenle maalesef konu muhtemelen Senato aşamasında tıkanacak görünüyor” diyen Çağaptay, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Senato’daki komitelerin başkanları ara seçimlerle değişebilir. Eğer böyle olursa Cumhuriyetçiler komite başkanlığını alabilir ve Menendez başkanlıktan gidebilir. Ancak böyle olsa bile Menendez komitenin ‘kıdemli üyesi’ (ranking member) olacak ve yine tek başına satışı veto edebilir.”

Çağaptay, son tahlilde “F-16 satışının bir Senato ve Menendez sorunu haline dönüşmesini” beklediğini belirterek, “Ankara’nın bu sorunun etrafından dolanabileceği bir yol şu an için göremiyorum” yorumu yapıyor.

Ünlühisarcıklı da ABD yönetimi ile Kongre’deki yaklaşımların farklı olduğunu söylerken, bununla birlikte istenirse Kongre’nin itirazına rağmen satışı mümkün kılacak “kestirme bir yol” bulunabileceğine inanıyor. Türkiye’nin üstüne çizmenin bu konjonktürde ABD yönetimi için çok kolay olmayacağını belirterek, şöyle konuşuyor:

“Bence ABD yönetimi zamana oynayacaktır. İngilizce bir tabir vardır; ‘kick the can down the road’ (sorunu ötelemek) diye. Ama ABD siyasal sisteminde Kongre’nin itirazlarını baypas etmek için kestirme, kısa yöntemler vardır. Yeter ki istesin yönetim.”

Ünlühisarcıklı, bu nedenle yapılacak olan teknik görüşmeleri önemli bulduğunu söyleyerek, “Teknik açıdan konu olgunlaştıktan sonra siyasi bir fırsat bulunabilir” diyor.

Süreç nasıl gelişmişti?

Uzun yıllardır füze savunma sistemini geliştirmek isteyen Türkiye, 2017’de ABD’nin ve diğer NATO müttefiklerinin çekincelerine rağmen Rus yapımı S-400 hava savunma sistemi satın almıştı.

Rusya’dan satın alınan S-400 füze savunma sisteminin ilk parçaları Haziran 2019’da Türkiye’ye ulaşmaya başlamıştı. Bunun üzerine Washington, Rus sistemlerinin NATO ile uyumlu olmadığı ve gizli askeri bilgilerin Rusya’nın eline geçebileceği gibi gerekçelerle Ankara’ya tepki göstermiş, Temmuz 2019’da yeni nesil savaş uçağı F-35 üretim sürecinden Türk ortaklarını çıkartmıştı.

Türkiye, hava savunması için çok önemli olan F-35 programından Eylül 2021’de resmen çıkartılmasının ardından F-35 savaş uçakları için ödediği 1,4 milyar doların geri ödenmemesi ihtimaline karşı alternatif arayışına girmişti. Ankara, Ekim 2021’de ABD’li Lockheed Martin tarafından üretilen 40 adet F-16 ve 79 adet F-16 modernizasyon kiti almak için ABD’ye başvurmuştu.

Bakan Akar bu süreci Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada şöyle anlatmıştı:

“(F-16’ların ömrü doluncaya kadar F-35’lerle boşluğu doldurur, daha sonra da milli muharip uçağımız ile ihtiyaçlarımızı karşılarız) diyorduk. Fakat F-35’lerde çıkan sıkıntıdan dolayı durumu yeniden değerlendirdik. Yıllardan beri kullanmakta olduğumuz, eğitim, bakım ve ikmalinin yanı sıra araç gereçlerimizle uyumu itibariyle F-16 ile devam etmenin uygun olacağı noktasına geldik.”

ABD Dışişleri Bakanlığı da bu satışa yönetimin siyasi desteğini göstererek, Mart ayında Kongre’nin satışa karşı çıkan üyelerine mektup yazdı ve “uygun ABD savunma ticareti bağlarının ülke çıkarlarına hizmet edeceğini” kaydetmişti.

Mitsotakis’in ziyaretinin etkisi

Türkiye ile Yunanistan arasında Ege ve Doğu Akdeniz’de yaşanan egemenlik tartışmaları da satışta rol oynayan etmenlerden.

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Mitsotakis Mayıs ayında ABD Kongresi’ne hitap ederek, isim vermeden Türkiye’nin Yunan hava sahasını ihlal ettiğini iddia etti ve Kongre’den Türkiye’ye yapılacak muhtemel silah satışlarında Doğu Akdeniz’deki durumu göz önünde bulundurmasını istedi.

Ancak ABD Temsilciler Meclisi, Temmuz ayı ortasında ABD Başkanı Joe Biden’ın Türkiye’ye F-16 savaş uçağı satma planıyla ilgili engel oluşturabilecek bir karar aldı ve F-16 satışı için Türkiye’nin Yunanistan hava sahasını ihlal etmemesi ve satışın ABD’nin çıkarına olacağı yönünde garanti istedi.

Bu gelişmenin ABD Başkanı Joe Biden’ın Haziran ayı sonunda Madrid’de düzenlenen NATO Zirvesi sırasında Türkiye’ye F-16 satışına sıcak baktığını söylemesinin üzerine gelmesi Ankara’da tepkiyle ancak ihtiyatlı bir şekilde karşılandı.

Ünlühisarcıklı, iki üke yönetimlerinin bu satışın yapılmasını gerçekten istemesi durumunda Yunanistan hava sahası ile ilgili getirilen tartışmalı şart engelinin de aşılabileceğini ve bir formül bulunabileceğini düşünüyor.

Temsilciler Meclisi’nden geçen metinle ilgili yasal süreç ise henüz sona ermedi. Senato’nun da tasarının kendi versiyonunu onaylaması gerekiyor. Ardından Kongre üyelerine savunma harcama yetkisi veren tasarının her iki versiyonu üzerinde uzlaşılan ortak bir metinde birleştirilecek ve bu metin tekrar Kongre’nin her iki kanadında oylanacak.

Milli Savunma Bakanı Akar, El Cezire televizyonuna yaptığı açıklamada, Temsilciler Meclisi’nin bu adımının arkasında Yunanistan’ın olduğunu belirterek, “ABD Kongresi bu uçakların kullanımı ile ilgili kanun ve şartlar yayınladı. Biz de Türkiye’nin egemen bir devlet olduğunu ve şartlı bir şekilde uçak almayı kabul etmeyeceğimizi söyledik. ABD’nin hatasından geri döneceğini umuyoruz” diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da 27 Temmuz’da TV 100’de ABD ile F-16 müzakerelerinin iyi gittiğini ve yönetimin yaklaşımının olumlu olduğunu söylerken, ABD Kongre’sindeki sıkıntının hatırlatılması üzerine “Elbette F-16’ları almak isteriz, müzakereler iyi gidiyor ama elimizi kolumuzu bağlayacak bir sürecin içinde de olmayız. Biz ABD’yle diğer müttefiklerimizle görüşmelerimizi sürdürüyoruz” dedi.

Bu arada Türkiye çıkartıldığı F-35 programının yerini tam olarak doldurmasa da kendi milli muharip uçağı gelene kadar F-16’ları almak için çalışmalarını sürdürürken, diğer taraftan satışın gerçekleşmeme ihtimali nedeniyle alternatiflere baktığını da belirtiyor.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Helalleşme Oy İsteği Değildir

Partisinin İstanbul İl Başkanlığı tarafından düzenlenen ‘Helalleşme Buluşması’nda konuşan Kılıçdaroğlu, “Bilmenizi isterim, bizim helalleşmeye ihtiyacımız var. Helalleşme oy isteği değildir. Bunu inşallah yapacağız” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Konuşmasında birlik mesajı veren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Kamplaşan bir Türkiye istemiyoruz. Barış içinde yaşamak istiyoruz. Kamplaşmayı siyaset kurumu yapıyorsa geniş kitlelerde derin yaralar açıyor. O derin yaralar Türkiye’ye büyük zararla veriyor” dedi.

Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Helalleşme sıradan bir çağrı değildir, oturup düşünmektir. Ya kavga ettik bari barışmasını bilelim. Bunu yapabilirsek bu millete huzuru getirmiş olabiliriz. Kusurumuz, hatamız var daha önce de söyledim. Hata insana mahsustur. Bütün mesele aynı hatayı sürdürmemektir. Helalleşme aynı zamanda barışmak demektir. Aynı sofraya oturmak demektir” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, konuşmasını “Oturup konuşmak bize bakıp yeri geldiğinde sağlıklı ve tutarlı eleştiriler yapmak bizim açımızdan son derece önemlidir. Bu buluşmanın büyük bir önemi var. Artık birlikte olmalıyız. Elbette farklı düşüneceğiz. Ama bunlar kavga nedeni olmamalı” cümleleriyle devam ettirdi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin İstanbul İl Başkanlığı tarafından düzenlenen Helalleşme Buluşması’nda açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

“Kamplaşmayı siyaset kurumu yaparsa, geniş kitlelerde derin yaralar açar. Güzel konuşmalar yapıldı. Üç aşağı beş yukarı ben bu konuşmaları değişik illerde, değişik kişilerden dinledim. Helalleşme sıradan bir çağrı değildir. Helalleşme aynı zamanda oturup düşünmek demektir. Oturup düşüneceğiz, neden kavga ediyoruz? Haydi kavga ettik, bari barışmasını bilelim. Eğer biz bunu yapabilirsek bu memlekete huzur getirmiş oluruz. Kusur, evet kusurumuz var. Defalarca söyledim. Yanlışımız var. Hata insana mahsus bir kavramdır zaten. Bütün mesele aynı hatayı tekrar etmemektir. Bunu yaptığımız zaman sorun büyük ölçüde çözülmüş olur.

Helalleşmek aynı zamanda barışmak demektir. Oturup konuşmak demektir. Aynı yemeğe kaşık sallamak demektir. Helalleşme aynı zamanda geçmişteki yaraları sarmak demektir. Siyasiler o yaraları kaşıyorlar, nasıl kanatırız diye. O yaraların kapanması lazım. Aynı acıların bir daha yaşanmaması demektir. Bu olmalı zaten. Bu olmadığı takdirde dirliği, birliği, birlikteliği sağlayamayız. Sizler geldiniz şeref verdiniz. Bizim açımızdan son derece değerli bir hareket.

Vatanımızı seviyoruz, insanımızı seviyoruz, peki bu kavga neden o zaman? Helalleşme aynı zamanda sevgiyi büyütmektir. Kucaklaşmalıyız. Hiç tanımadığımız insan… Kapı komşumuz hiç selamlaşmadık diyelim. Ama bir acı olduğunu onun acısını paylaşmalıyız. Sevincimizi de paylaşmalıyız. Ben bu ülkede eğer kuru ekmek kavgasını bitiremiyorsam niye siyaset yapıyorum?

‘Karşı çıkanlara rağmen yapacağız’

Eğer düşüncelerinden ötürü insanlar hapse atılıyorsa bu doğru değildir arkadaşlar. Bunların dışına çıkmalıyız artık. Gönlümü sizlere açtığımı bilmenizi isterim. Yüreğimi sizlere açtığımı bilmenizi isterim. Helallik, evet hakkım sizlere helal olsun. Kin ve kibir benim kitabımda yoktur. Beni beğenmeyene de ben saygı duymak zorundayım. Bilmenizi isterim, bizim helalleşmeye ihtiyacımız var. Helalleşme oy isteği değildir. Bunu inşallah yapacağız. Karşı çıkanlara rağmen yapacağız. Hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz. Dediğim gibi benim hakkım sizlere helal olsun.”

Paylaşın

Kahire’de Kilisede Yangın: En Az 41 Kişi Öldü

Mısır’ın başkenti Kahire’de yer alan bir Kıpti Kilisesi’nde çıkan yangında en az 41 kişi hayatını kaybetti, 14 kişi de yaralandı. Orta Doğu’daki en geniş Hıristiyan nüfusuna sahip Mısır’daki Kıptiler 103 milyon nüfusun en az 10 milyonunu oluşturuyor.

Haber Merkezi / Reuters haber ajansına konuşan güvenlik kaynakları, yangının çıktığı Kıpti Ebu Sifin Kilisesi’ndeki ayine yaklaşık 5 bin kişinin katıldığını söyledi.

Yangının binanın giriş kapısında izdihama neden olduğunu belirten kaynaklar, ölenlerin arasında çok sayıda çocuk olduğunu söyledi. Olayda onlarca kişi de yaralandı.

İtfaiye ekipleri, yangının kontrol altına alındığını bildirirken, savcılıkta, yangının çıkış nedeninin araştırılması için olay yerine ekip gönderildiğini söyledi.

Mısır Kıpti Kilisesinden yapılan yazılı açıklamada, Kahire’nin batısındaki kilisede yangın çıktığı ifade edildi. Açıklamada, yangında 41 kişinin öldüğü, 14 kişinin yaralandığı bilgisi paylaşıldı.

Mısır resmi ajansı MENA ise Giza’daki bir kilisede çıkan yangında ilk belirlemelere göre 55 kişinin yaralandığını ve ölenlerin olduğunu kaydetti.

Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Hüsam Abdulgaffar da olay mahalline 30 ambulansın sevk edildiğini, 55 kişinin çevredeki hastanelere kaldırıldığını ve can kayıplarının sayısını belirlemeye çalıştıklarını aktardı.

Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Facebook hesabından yaptığı açıklamada, “Tüm önlemlerin alınması için tüm kamu hizmetlerini seferber ettim” dedi. Mısır İtfaiyesi de konuyla ilgili bir açıklama yaparak kilisede çıkan yangının kontrol altına alındığını duyurdu.

9 Nisan 2017’de de Mısır’ın Tanta kentindeki St. George Kıpti Kilisesi’nde meydana gelen patlamada en az 29 kişi hayatını kaybetmişti.

Paylaşın

Erken Seçim CHP’nin Gündeminden Kalktı

Erken seçim söylemi için artık vaktin geçtiğini belirten CHP’li Torun, “Kasım ayında olabilir gibi tahminlerimiz vardı ama şu anda yasal seçim takvimine baktığınızda kasım ayına yetişmesi zor görünüyor. Kasımda olmadıktan sonra aralık, ocak, şubat kış ortamı. Kış koşullarının yoğun geçtiği bölgede seçim yapmak da kolay değil. Olsa olsa belki erken diyebileceğimiz nisan veya mayıs olabilir.” dedi.

CHP’li Torun, 6’lı masanın adayı ile ilgili tartışmalara ise, “Bizim düşüncemiz, irademiz Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olması ama buna 6’lı masa karar verecek. Kendi arasında müzakere edecek.” ifadelerini kullandı.

tv100’de yayınlanan Pınar Işık Ardor’un sunduğu siyasetin gündemini belirleyen Pazar Siyaseti’nin bu haftaki konuğu CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun oldu.

Torun 6’lı masanın adayından erken seçime, YSK tartışmalarından belediyelere birçok konuda önemli açıklamalar yaptı. Torun’un açıklamalarından satır başları şöyle…

YSK tartışmaları

“Sayın genel başkanımızın anlatmak istediği şu; YSK’nın verilerini alıyoruz, biz de örgütlerimiz aracılığı ile bunları işliyoruz eksikler hatalar varsa bunların düzeltilmesi talebinde bulunuyoruz. Bütün verilere hakimiz şu anda. YSK’nın elinde birçok hatalı veri var, yanlış veri var. Biz YSK’dan aldığımız verileri örtüştürüyoruz. YSK’da yok bu veriler. Biz verileri YSK’dan aldık, herkese veriyor. Gizil saklı veriler değil her vatandaşın her siyasi partinin alabileceği bilgiler”

Erken seçim

Erken seçim söylemi için artık vaktin geçtiğini belirten Seyit Torun, “Kasım ayında olabilir gibi tahminlerimiz vardı ama şu anda yasal seçim takvimine baktığınızda kasım ayına yetişmesi zor görünüyor. Kasımda olmadıktan sonra aralık, ocak, şubat kış ortamı. Kış koşullarının yoğun geçtiği bölgede seçim yapmak da kolay değil. Olsa olsa belki erken diyebileceğimiz nisan veya mayıs olabilir.” dedi.

Torun, Pınar Işık Ardor’un artık CHP erken seçim söylemini bundan sonra yapmayacak diyebilir miyiz? sorusuna ise, “Yasal seçim takvimine baktığımızda şu an için öyle görünüyor” ifadelerini kullandı.

“Adayımız Kılıçdaroğlu”

CHP’li Torun, 6’lı masanın adayı ile ilgili tartışmalara ise, “Bizim düşüncemiz, irademiz Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olması ama buna 6’lı masa karar verecek. Kendi arasında müzakere edecek.” yanıtını verdi.

Müfettiş iddiası

Torun açıklamalarını şöyle sürdürdü: Birçok belediyemize giden bazı müfettişler bir şey bulamadıkça ‘Benim bir şey bulmam lazım, gönderilirken mutlaka gideceksiniz suç bulacaksınız diyorlar’ diyor. ‘Bir şey bulamadığımızda olumsuz şeyler yaşıyoruz’ diyorlar.

Paylaşın

Geçmişten Bugüne Dedikodunun Anlamı Ve Bilinmeyen Faydaları

Dedikodu dünyanın her yerinde kötü bilinir. Ama kısa sohbetlerin insan hayatında büyük etkisi var. Temelsiz söylenti olarak bir kenara itilse de dedikodunun politikada da dünyanın genel işleyişinde de önemli bir yeri var.

“Dedikodu” kelimesini Google görsellerinde arattığınızda, karşınıza çıkan görsellerin  yüzde 62’sinin sadece kadınları, yüzde 7’sinin erkekleri, yüzde 31’inin ise kadın ve erkekleri kapsadığını görürsünüz.

Bu durum erkeklerin dedikodu yapmadığı mitini güçlendiriyor. Ama araştırmalar erkeklerin de kadınların da aynı derecede dedikodu yaptığını gösteriyor.

Dedikodunun kökeni, dilin ortaya çıkışına kadar gidiyor.

Evrim psikolojisi uzmanı Robin Dunbar, insanların dedikodu yapmasını sağlamak için dilin geliştiğini  bile ileri sürüyor. İlk çıkışından bu yana dedikodu, kimlere güvenip güvenemeyeceğinizden tutun da kimlerin “beleşçi” olduğunu, kimin palavra attığına kadar toplumsal olarak faydalı bilginin toplum içinde iletilmesini sağlamıştır.

Bu tür konuşmalar toplumsal bütünleşmeyi sağlamış ve çatışmayı önlemiştir. Ortaçağda dedikodu (“gossip”) kelimesi (kökeni “godsibb”den gelir ve isim annesi/babası anlamı içerir), hamile kadına doğum sırasında destek olan kadınlar için kullanılmıştır.

Zamanla yazılışı da kısmen değişikliğe uğrayan bu kelime ‘tanıdık’ veya arkadaş anlamı kazanmış, daha sonra da “bildik bir konuda veya boş konuşan kişi” anlamına gelmiştir. Bugünkü dedikodu kelimesinin İngilizcesi de hem bu eylemi hem de onu yapan kişiyi ifade etmektedir.

16’ncı ve 18’inci yüzyıllar arasında Avrupa’da süren cadı avı dönemine kadar dedikodu kelimesi olumsuz anlam içermiyordu. Bu dönemde ise büyücülük suçlamalarına katalizör olmuş ve cadı avı kapsamında kadınlar işkenceye uğramış ve öldürülmüşlerdi.

Kadınları cezalandırmak ve konuşmalarına engel olmak amacıyla özel bir dizgin geliştirilmişti. Böylece dedikodu kadınlar arasında konuşmaya dair negatif bir anlam kazanmıştı.

17’nci ve 18’inci yüzyıllarda ise dedikodu, İngiliz kahvehanelerinde erkekler arasındaki konuşmalar şeklinde yaygınlaştı.

Bu kahvehaneler zengin ve eğitimli erkeklere özgüydü ve eğitimli erkekler ve öğrencileri birbirlerine entelektüel becerilerini sergiliyordu (kadınlar ise buralara ancak hizmetçi olarak girebiliyordu).

Böylelikle kadınların dedikodu, erkeklerin ise ciddi sohbetler yaptığı miti doğmuş oldu.

Dedikodu ve örgütlenme konusundaki araştırmam, dedikodunun kadınlar arasında önemsiz ve tehlikeli konuşma olduğuna dair yanılsamayı yerle bir ediyor.

İşyerinde dedikodu tecrübesine ilişkin mülakatlarda erkekler genellikle “Ben dedikodu yapmıyorum ama…” diye başlayıp, dedikoduyu stratejik ve politik olarak nasıl kullandıklarını uzun uzun anlatıyorlardı.

Dedikodu yerine kullanılan ‘iş sohbeti’, ‘toplantı sonrası bilgilendirme’ ve ‘koridor sohbetleri’ gibi birçok farklı ifadeyle karşılaştım.

Erkekler bu terimlerle kendilerini daha rahat hissediyor gibi görünüyor. Tatil dönüşünde “Son dedikodular ne?” diye sormak yerine, “Neler oluyor?” diye sormaları daha olasıdır.

Sorunun ardındaki niyet aynıdır, ama ikinci soru dedikoducu olmakla ilişkili utancı yumuşatabilir. Aynı şekilde, dedikodu yapan kişileri tanımlamak için “iyi bir dinleyici” veya “insan ilişkileri iyi” gibi ifadeler kullanıldığını duydum.

İşyerinde dedikodu

İşyerinde dedikodunun ortadan kaldırılması çağrısı içeren çok sayıda materyalin yanı sıra, dedikoduya direnmenin manevi nedenlerini sıralayan kitaplar da var.

Dedikoduya ilişkin popüler klişelerde dedikodu sırasındaki olumsuz yargılara aşırı vurgu yapılsa da, dedikodu merhamet, empati ve acıyı fark etme ile de ilişkilendirilebilir.

Dedikodu, hem olumlu hem de olumsuz duyguları ifade etmenin bir yolu, bir ‘stres atma’ yöntemi ve algılanan sosyal adaletsizliğe karşı duygusal bir tepkidir.

Etik veya profesyonel olmayan davranışlarla ilgili endişeler de dedikodu yoluyla ifade edilebilir. Örneğin cinsel istismarla ilgili ‘yaygın bilgi’ olduğu halde kimsenin konuşmaması gibi.

Dedikodu, kuruluşlardaki kötü uygulamalarla ilgili olduğunda, görmezden gelinmek veya önemsenmemek yerine dikkate alınması gereken bir erken uyarı sinyali olarak işlev görebilir.

Tüm dedikoduların iyi olduğu söylenemez. Dedikodunun kişilerin ve kuruluşların itibarına zarar verebileceği zamanlar vardır. Olumsuz dedikodu, insanlara zarar veren bir tür zorbalıktır. Dedikodu yapma ya da yapmama kararı her zaman etik bir karardır.

Yeni bir anlayış

Dedikodu, 25 yılı aşkın bir süre önce bu konuda araştırma yapmaya ve yazmaya başladığımdan bu yana yavaş bir rehabilitasyon sürecinden geçti.

Son kitabım “Dedikodu, Örgüt ve İş”in (Gossip, Organization and Work) de gösterdiği gibi dedikodu, iletişim ve iş dünyasında bir araştırma konusu olarak ciddiye alınıyor.

Küresel olarak, #MeToo (Sen De Anlat) hareketi dedikoduya ilişkin algıları değiştirdiği gibi, ‘ses çıkar’ kültürünün yükselişi ve suçlanma korkusu olmadan gerçeğin söylenebileceği güvenli ortamların yaratılması da dedikoduya ilişkin algıları değiştirdi.

Bilgi sızdırma, suiistimallerin veya gizli tehditlerin ortaya çıkarılması ve açık bir toplumun sürdürülmesi için hayati önem taşıyor.

Odak noktası artık dedikodunun sorun olması değil, onun, halının altına süpürülen yapısal sorunları açığa çıkaran ‘sorunun arkasındaki sorunu’ ifade etmenin bir yolu olarak görülmesidir.

Pandemi aynı zamanda dedikodunun faydalarına da ışık tuttu. Neredeyse bir gecede, sokağa çıkma yasakları, dedikoduyu oluşturan gündelik konuşmalar,  kahve kuyruğunda ve toplantılardan önce veya sonra yapılan konuşmalar için fırsatları ortadan kaldırdı.

Birçok insan ofise döndüğünde, bu küçük dedikodu anlarının sosyal bağlar ve işbirliği için ne kadar önemli olduğunu fark etmiştir.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Günlük İcra Dosyası Sayısı 6 Bin 700

Emeğiyle yaşayan yurttaşlar yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı ile mücadele ederken, borçların ödenmesi konusundaki sıkıntı da icra sayılarına yansıdı: Günlük icra dosyası sayısı 6 bin 700.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur konuya ilişkin istatistikleri paylaşarak, “2021 sonunda 22 milyon 571 bin olan icra dosyası sayısı, bugün itibarıyla 24 milyon 77 bin 828’e çıktı. 1 Ocak’tan bu yana geçen 225 günde icra dosyası sayısı 1,5 milyondan fazla arttı” dedi.

‘Günlük sayı 6 bin 700’

“Günlük icra dosyası sayısı ortalama 6 bin 700’e geliyor” vurgusunda bulunan Güzelmansur, “Tek başına bu veri bile iktidarın ekonomideki beceriksizliğinin bir göstergesidir” diye konuştu.

Evrensel’de yer alan habere göre seçim bölgesi olan Hatay’da da icra davalarında patlamalar yaşandığını belirten Güzelmansur, “Ziyaret ettiğimiz muhtarlıklarda gördüğümüz icra tebligatları bunun en önemli göstergesi. Muhtarlar icra evrakı tebliğ etmekten başlarını kaldıramaz duruma gelmişler. Ekonomik buhran giderek büyüyor. Vatandaş borç batağında. İktidarın buna bir reçetesi yok” ifadelerini kullandı.

Mahkemelerdeki icra dosyaları 24 milyonu aştı

İcra dairelerindeki dosya sayısı ise son bir yılda 1 milyon 466 bin adet artarak 5 Ağustos itibarıyla 24 milyon 53 bine ulaştı. AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında 8 milyon icra dosyası bulunuyordu.

Türkiye Bankalar Birliği’nin (TBB) raporlarına göre Mayıs 2022 itibarıyla kredi veya kredi kartı borcunu ödememiş olanlardan, 4 milyon 148 bin kişinin borcu devam ediyor.

2022’nin ilk beş ayında borcunu ödeyemediği için yasal takibe girenlerin sayısı, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 83 artarak 748 bin 437 kişi oldu. BDDK’nin birinci çeyreğe kadar paylaştığı verilere göre, ödenmediği için takibe giren kredi tutarı, Mart 2022 itibarıyla 163 milyar TL.

Paylaşın

New York Times’tan Çarpıcı Erdoğan-Putin Analizi

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) önde gelen gazetelerinden New York Times, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki ilişkiyi mercek altına alan kapsamlı bir analiz hazırladı.

Steven Erlanger imzalı haberde, “Erdoğan riskli bir seçime hazırlanırken ve Suriye’ye yeni bir operasyon gündemdeyken Türkiye, Rusya’dan nakit, gaz ve iş istiyor ve Moskova da Batı’nın yaptırımlarından kaçmak için müttefik istiyor” denildi.

‘Erdoğan’ın elde edeceği çıkar…’

Sözcü’nün aktardığı makalede, “Erdoğan gelecek yıl yapılacak seçimler öncesinde ekonomik krizle, yüzde 80’lere ulaşan enflasyon ve merkez bankasında döviz sıkıntısıyla birlikte siyasi zorluk yaşıyor. Putin’in de kendi dertleri var, Ukrayna’daki savaş, sert yaptırımlar gibi” yorumu yapıldı. Her iki ismin de karşılaştıkları zorluklar nedeniyle birbirlerine yakınlaştığı belirtilirken, “Son üç haftada iki kez görüştüler, sonuncusunda Soçi’de görüştüler” hatırlatması yapıldı.

Analizde Erdoğan ile Putin arasındaki yakınlığın NATO müttefikleri arasında rahatsızlık yarattığı belirtildi. Erlanger, “Erdoğan için bu ilişkiden elde edeceği çıkar Merkez Bankası’na nakit akışı, ucuz enerji, küresel anlamda önem, büyük ihracat pazarı, Rusya ile turizmin gelişmesi ve en önemlisi de Rusya’nın Suriye’deki Kürt ayrılıkçılara karşı mücadeleye destek vermesi” yorumunu yaptı.

‘Erdoğan ve Putin, frenemy oldu’

Her iki ismin de İngilizce “hem dost hem düşman” anlamına gelen “frenemy” olduğunu yazan gazete, Erdoğan’ın İran’ın başkenti Tahran’da Putin’i beklettiğini ve iki ülkenin farklı cephelerde karşı karşıya olduğunu aktardı. Gazete, Washington yönetiminin iki ülke arasındaki yakınlaşmayı dikkatlice izlediğini aktarırken ABD’nin eski NATO büyükelçisi Ivo Daalder açıklamalarda bulundu.

Daalder, “Erdoğan bütün seçeneklerini açık tutuyor. Bu, ülkelerin sadece kendi çıkarlarını düşündüğü zamanlarda oluşur ve müttefiklik ruhuna uygun düşmez” ifadesini kullandı. New York Times’taki haberde, “Erdoğan gelecek yıl yapılması planlanan seçimlerden önce anketlerde kötü sonuçlar aldı. En büyük kırılganlığı, yıkılmış bir ekonomi, halkın bezmiş olması ve milyonlarca mülteci” yorumuna yer verildi.

Paylaşın

İklim Değişikliği Bulaşıcı Hastalıkları Körüklüyor

Bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkıp yayılmasının en önemli nedenlerinden biri de insan kaynaklı iklim değişikliği. Bu sonuç, “Nature” adlı bilim dergisinde yayınlanan Hawaii Üniversitesi’nin bir çalışmasında tespit edildi.

Hawaii Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Profesörü ve araştırmanın baş yazarı Camillo Mora, araştırmanın sonucunu “Sera gazı emisyonlarının sağlık için bu kadar büyük bir tehdit olduğunu görmek gerçekten ürkütücü” şeklinde özetledi.

Araştırmacılar 800’ün üzerinde bilimsel araştırmayı inceleyerek bulaşıcı hastalıkların yüzde 58’inin iklim değişikliği nedeniyle daha da vahim hale geldiğini tespit etti. Üç binden fazla bireysel vakada bu yönde bir bağlantı kanıtlandı. Araştırmaya göre, incelenen 375 hastalıktan 160’ı sıcaklık, 121’i sel, 71’i fırtına, 81’i kuraklık ve 43’ü de ısınan denizler nedeniyle daha olumsuz bir seyretti.

Kuraklık ve fırtınalar nedeniyle su kirliliği

İklim değişikliği ve hastalıklar arasındaki bağlantılar oldukça farklı etkenler içeriyor. Örneğin kuraklıkların tetiklediği su ve gıda kıtlığı, vahşi hayvanların yerleşim alanlarına yaklaşmasına neden olabiliyor. Bu durum, insanların, hayvanlar veya parazitler tarafından bulaştırılan bir hastalığa yakalanma riskini artırıyor.

Kuraklık aynı zamanda insanların kirli su içmek zorunda kalabileceği anlamına da geliyor. Bu durum ishalli hastalıklara veya koleraya yol açabiliyor.

Fırtınalar, şiddetli yağmurlar ve seller yollara, elektrik hatlarına veya kanalizasyon sistemlerine zarar vermenin yanı sıra temiz içme suyu tedarikini de aksatabiliyor. Bu tür durumların hepatit A ve E, rotavirüs ve tifo salgınlarına neden olduğu biliniyor.

Bir başka nokta da bağışıklık sisteminin, örneğin kuraklık veya sıcak hava dalgalarının yol açtığı yetersiz beslenme nedeniyle zayıflaması ve hastalıklara karşı daha duyarlı hale gelmesi. Aynı şekilde yine aşırı hava koşullarının neden olduğu stres de hayvanların yanı sıra insanların bağışıklık sistemini zayıflatabiliyor.

Bilim insanları, toplamda iklim değişikliğinin hastalıkların ortaya çıkmasını teşvik edebileceği 1000’den fazla farklı yol tespit etti.

Egzotik hastalık taşıyıcıları Avrupa’da

Yüksek sıcaklıklar sadece patojenlerin yayılmasını veya enfeksiyon riskini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda “vektörler” olarak adlandırılan taşıyıcıların yayılmasını da kolaylaştırıyor. Bunlar, örneğin sıcak bölgelerde kolay üreyen sivrisinekler veya keneler olabiliyor. Küresel ısınma nedeniyle artık daha önce görülmedikleri bölgelerde de yaşayabiliyorlar.

Çalışmada, iklim değişikliği nedeniyle artış gösteren 100’den fazla vektör kaynaklı hastalık tespit edildi.

Hamburg’daki Bernhard Nocht Tropikal Tıp Enstitüsü’nden (BNITM) Dr. Renke Lühken DW’ye yaptığı açıklamada, “Almanya’da ve Avrupa’da iklim değişikliğiyle bağlantılı hastalık vakalarının patojenler üzerindeki etkisini daha şimdiden gözlemliyoruz” diyor.

Lühken, uzmanların özellikle Asya kaplan sivrisineğinin yayılmasından endişe duyduklarını söylüyor ve ekliyor: “Bu virüs şu anda Avrupa’nın büyük bir bölümünde görülüyor ve özellikle Akdeniz bölgesindeki chikungunya virüsü ve dang humması salgınlarını tetikliyor.”

Zika virüsü ve dang humması yüksek ateş, deri döküntüsü, şiddetli baş ağrısı, kemik ve uzuv ağrılarına neden oluyor. ABD’deki Georgia Üniversitesi’nden araştırmacılar 2020 yılında yaptıkları bir bilimsel çalışmada, 2050 yılına kadar 1,3 milyardan fazla insanın, zika virüsünün yayılabileceği bölgelerde yaşayacağı uyarısında bulunmuştu. Ayrıca 700 milyondan fazla kişi, çeşitli bulaşıcı hastalıkların daha kolay yayılmasını mümkün kılan aşırı sıcak bölgelerde yaşayacak.

BNITM’den Dr. Lühken, “Bu endişe verici bir durum. Zira söz konusu patojenlerden sadece birkaçı için onaylanmış aşılar mevcut” diyor.

Sera gazı emisyonları azaltılmalı

Tüm bulaşıcı hastalıkların yüzde 17’si vektörler tarafından bulaştırılıyor. Her yıl yaklaşık 700 milyon insan sivrisinek kaynaklı bir hastalığa yakalanıyor ve bir milyondan fazlası hayatını kaybediyor.

Nature dergisinde yayınlanan bilimsel çalışmanın araştırmacılarına göre, iklim değişikliği nedeniyle artan hastalık yayılımını önlemek ya da buna uyum sağlamak zor, hatta neredeyse imkânsız. Zira patojenler ve bulaşma yolları oldukça fazla. Bu nedenle sera gazı emisyonlarını azaltmak için daha “agresif eylemler” gerekiyor.

(Kaynak: Deutsche Welle)

Paylaşın

Ekonomik Kriz Siyasi Partileri De Vurdu!

Türkiye yaklaşık 1 yıldır çok zor bir ekonomik süreçten geçiyor. Geçtiğimiz yılın sonunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Faiz sebep, enflasyon sonuç” tezi doğrultusunda arka arkaya faiz indirimleri döviz kurunu patlattı. Artan kur enflasyonu tırmandırdı. Üstüne küresel ekonomik gelişmeler de eklenince enflasyon 8 ayda yüzde 20’den yüzde 80’e çıktı.

Yapılan zamlara karşın ücretleri eriten yüksek enflasyon kısa sürede düşeceğe de benzemiyor. İktidar temsilcileri de kısmi düzelme için ancak 2023 yılının ilk çeyreğini işaret ediyor. Halkı zor durumda bırakan ekonomik tablo, politikaları eleştiren, sorunları çözeceği iddiasını ortaya koyup seçmenin oyuna talip olan siyasi partileri de zorluyor.

Gazete Duvar’ın Duvar Arkası bölümünde yer alan haberde, ekonomik sıkıntıların arttığı dönemde ülke genelinde çalışmalarını yoğunlaştıran siyasi partilerin saha faaliyetleri, mitingler ve ziyaretler için yaptığı harcamalar da 2’ye hatta 3’e katlanmış durumda. Hazine yardımı alan partiler dahi bu süreçte zorlandıklarını ifade ederken yeni kurulan partiler çok daha büyük bir eşitsizlik içinde seçime hazırlandıklarına dikkat çekiyor.

MHP’den Yeni Yasama Dönemi İçin Af Hazırlığı

Öte yandan MHP’nin cezaevlerinde doluluğu gerekçe göstererek Meclis’e sunduğu “şartlı ceza indirimi” teklifinin AK Parti’nin de oylarıyla kabul edilip yasalaştırılmasının üzerinden yaklaşık 2 yıl geçti. Cezaevlerinde 100 bin kadar kişiyi etkileyen düzenleme çıktı ama beklentiler bitmedi.

Bugün de yeni bir ceza indirimi, hatta af beklentisi dile getiriliyor. Buna gerekçe olarak yine ‘cezaevlerindeki yoğunluk’ gösterilirken arka planda işleyen seçim sürecine de dikkat çekiliyor. AK Parti’nin kritik bir seçime giderken çok sayıda kişinin istediği bu talebe yanıt vermesi gerektiğini dile getirenler var.

Seçimlerin yapılacağı 2023 yılının Cumhuriyet’in 100. Yılı olduğuna dikkat çeken bazı siyasetçiler de böyle bir dönüm noktasında dünyanın birçok ülkesinde yapıldığı gibi simgesel adımlar atılabileceğine dikkat çekerek af konusunun gündeme alınması gerektiğini söylüyor. Bu beklentiler ışığında kulislerde MHP’nin 1 Ekim’de başlayacak Meclis’in 6. Yasama Yılı’nda cezaevleriyle ilgili yeni bir yasa teklifi sunmasının sürpriz olmayacağı konuşuluyor.

Paylaşın

Ali Babacan’dan Devlet Bahçeli’ye Sert Sözler

Partisinin Yozgat mitinginde konuşan DEVA Lideri Babacan, hedefine MHP Lideri Bahçeli’yi alarak, “Bahçeli’nin bildiği tek şey: Öfke, nefret, şiddet. Bildiği başka bir şey yok. Bu ülkede milliyetçi hareketin bir ceremesini çekenler, bir de keyfini sürenler vardır. İktidar ortağı olarak devletin her türlü imkânı kullanıyor. Ancak, bir ayağı siyasetin içinde, bir ayağı şiddetin içinde.” dedi.

Haber Merkezi / Babacan, Erdoğan’a yüksek enflasyon ve 2023 hedefleri üzerinden yüklendi. Erdoğan’ın “Enflasyon düşecek” dediği konuşmaları izleten Babacan “Enflasyon 5 yıldır yükseliyor” dedi. Babacan, “Birbirine ‘çomar’, ‘laikçi’, ‘bidon kafalı’, ‘din düşmanı’, ‘koyun sürüsü’, ‘vatan haini’ diye gürültü yapanlardan ibaret bir ülke olmadığımızı gayet iyi biliyoruz” sözleriyle kutuplaşmaya da tepki gösterdi.

DEVA Partisi üçüncü mitingini Yozgat’ta yaptı. Mitingde kürsüye çıkan DEVA Partisi Genel Başkan Ali Babacan, şu ifadeleri kullandı:

“Önümüzdeki seçimleri kazanacağız ve Türkiye’nin en güzel yıllarını inşa edeceğiz. Bu seçimi tüm Türkiye kazanacak. Evladına harçlık veremeyip gizli gizli ağlayan analar, pazardan eli boş, başı eğik dönen babalar kazanacak. Çocuğunu okutamayan işçiler, açlıkla sınanan emekliler kazanacak. Torununa bir küçük hediye bile alamayan dedeler, nineler kazanacak. Ürettikçe zarar eden çiftçi, sattığı malı yerine koyamayan esnaf kazanacak.

Bu seçimi; en güzel yılları umutsuzlukla, kaygıyla geçen gençler, günde tek öğünle karnını doyurmaya çalışan öğrenciler kazanacak. Konserleri yasaklanan sanatçılar kazanacak. Bu seçimi; düşüncesi, kimliği, inancı, kıyafeti, yaşam tarzı nedeniyle hor görülenler kazanacak. 28 Şubatçıların 1000 yıllık iktidar hevesini alaşağı eden arkadaşlarım, dostlarım kazanacak. Otoriter ittifakın görmezden geldiği milyonlar kazanacak.

Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu iktidarı tereyağından kıl çeker gibi değiştireceğiz ve yarınları birlikte kuracağız. Gücü ele geçirenin zayıfı ezdiği, nöbetleşe zorbalığın hüküm sürdüğü bir döneme artık geçit vermeyeceğiz. Türkiye’yi asla öfkeye, nefrete, şiddete teslim etmeyeceğiz. Seçimden sonra hır güre asla müsaade etmeyeceğiz. İstikrarı güçlendireceğiz.

Kutuplaşmadan, bağırış çağırıştan memlekete bir hayır gelmez. Kutuplaştırarak ülkeyi yönetmeye başladılar. Bizim hayalimizde; herkesin kendisini özgür ve eşit hissettiği bir Türkiye var. Birbirine ‘çomar’, ‘laikçi’, ‘bidon kafalı’, ‘din düşmanı’, ‘koyun sürüsü’, ‘vatan haini’ diye gürültü yapanlardan ibaret bir ülke olmadığımızı gayet iyi biliyoruz. Onlar, inanın çok az. Bu ülkenin kahir çoğunluğunun mayasında sevgi, barış, kardeşlik var.

Net söylüyorum, söz veriyorum: Türkiye’de hiç kimsenin; inancı, kimliği, yaşam tarzı, düşüncesi nedeniyle hor görülmesine asla izin vermeyeceğiz. Kimsenin ötekileştirilmesine müsaade etmeyeceğiz. Kimse kendisini bu ülkenin üvey evladı hissetmeyecek. Herkes birinci sınıf, onurlu vatandaş olacak. Kazanılmış tüm hakların güvencesi hukuk olacak. Özgürlükler üzerindeki baskılar da teker teker kaldıracağız.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2017 yılından beri “Enflasyon düşecek” dediği konuşmaları ekrana yansıtan Babacan, konuşmalar esnasında enflasyonun hep yükseldiğine işaret etti. Gerçek enflasyonun yüzde 200’e dayandığını söyleyen Babacan şu ifadelere yer verdi:

“Enflasyon sürekli yükselmiş. 5 yıldır yükseliyor, ‘Daha da düşecek’ diyor. ‘Müspet sonuçları göreceğiz’ diyor. Çarşıda, pazarda, markette müspet fiyat gören var mı? Belgeleriyle her şey ortada. 5 senedir tek yetkiyi toplamış, enflasyonu düşüremiyor. Enflasyonu nasıl patlattığı ortada.

‘Enflasyon dünyanın her yerinde yüksek’ diyorlar. Hop, 1 dakika dur! Savaşın ortasındaki Rusya’da enflasyon %15. Amerika’da %8,5. Almanya’da %7,5. Güney Kore’de %6. Çin’de %2,7. Japonya’da %2,4. Siz kimi aldattığınızı zannediyorsunuz? Rekor Türkiye’de.

Hani ‘Yüksek faiz sebep, yüksek enflasyon sonuç’ diyor ya. Bu doğru değil. Erdoğan sebep, yüksek faiz ve yüksek enflasyon sonuç. Doğrusu bu. 2018’den bu yana bütün yetkiyi kendi üstünde topladı. Atsın bir imza da düşürsün. Elini tutan mı var? Enflasyon da faiz de talimatla düşmez, güvenle düşer. 20 yıldır bunu anlamadı, anlamıyor.

‘2023 hedeflerimize ne oldu Beştepe?’

2023’e 4 ay kaldı. 2023 hedeflerimize ne oldu Beştepe? Kişi başı geliri 25 bin dolar hedefliyorduk. Olmadı. Ülkemizi dünyanın ilk 10 ekonomisine sokacaktık. Olmadı. İhracatımız 500 milyar dolara çıkaracaktık. Olmadı. Ehil ve dürüst kadroların çoğunu uzaklaştırdılar. İstişareyi terk ettiler. Bu güzel hedeflere giden yoldan saptılar. Ülkenin istikametini, adalet yolundan, demokrasi yolundan saptırdılar. Taşın, çamurun içinde debelenip duruyorlar.

Dış politikada Avrupa Birliği rotasından, Şanghay beşlisine döndüler. Nereden nereye? Kadrolarda liyakatten sadakate döndüler. ‘Yat’ deyince yat, ‘Kalk’ deyince kalk… Arabulucu, güçlü, itibarlı bir Türkiye iken; kapı kapı para arayan bir ülke olduk. Tüm dünyanın cazibe merkezi olan bir Türkiye’den, gençlerin kaçmak istediği bir ülkeye döndük. Nereden nereye?

Sokakların sesi Beştepe’ye ulaşmıyor. Eskiden bir apartman dairesinde otururdu. Külliye’ye taşındı. Tek bir komşusu bile yok. Gerçek hayatla ilgisi kalmadı. Devletin kulakları vatandaşa sağır oldu. İşte biz, devletin kulağını yeniden vatandaşa çevirmekle işe başlayacağız.

Biz iki tane büyük ekonomik kriz çözen ekibiz. Şu anda yaşadığımız krizi de inşallah, evelallah 6 ayda çözeriz. En geç iki yılda da enflasyonu tek haneye indiririz. Bunları daha önce yaptık, gene yaparız.

Babacan’ın gündeminde ayrıca bu hafta DEVA Partisi’ne yönelik engellemeler ve saldırılar vardı. Babacan şöyle konuştu:

“Her yerde engellemeye çalışıyorlar. Evvelsi gün Denizli’deydik. Aşure dağıtımının olduğu yerin yanında vatandaşlarımıza seslenelim dedik. Neymiş? Konuşmaya izin almamışız. Kusura bakmayın, ben vatandaşımla konuşmak için hiç kimseden izin almak zorunda değilim. Sen buna nasıl engel olacaksın ya?

‘Bahçeli’nin bildiği tek şey: Öfke, nefret, şiddet’

Karaman il başkanımıza 8-10 kişilik bir ekip saldırıda bulundu. İl başkanımızın arasında olduğu 2 kişiyi ağır şekilde darp ettiler. Şu Bahçeli var ya Bahçeli… Bahçeli’nin bugüne kadar bu memlekete faydası dokundu mu? Ortağı olduğu her hükûmet ülkeyi krizlerin içine düşürdü. Bildiği tek şey: Öfke, nefret, şiddet. Bildiği başka bir şey yok. Bu ülkede milliyetçi hareketin bir ceremesini çekenler, bir de keyfini sürenler vardır. İktidar ortağı olarak devletin her türlü imkânı kullanıyor. Ancak, bir ayağı siyasetin içinde, bir ayağı şiddetin içinde.”

Erdoğan’a: ‘Siz de şiddeti siyaset zannedenlerden misiniz?’

Olayın üzerinden 2 gün geçti. Karaman’da kolluk kuvvetleri de adliye de ağır çekim çalışıyor. Biz bu konunun takipçisi olacağız. Bahçeli’nin ve ortağının bu ülkeyi şiddete, öfkeye, nefrete sürüklemesine izin vermeyeceğiz. Erdoğan’a da birkaç sorum var: Siz kimlerle ortak olduğunuzun farkında mısınız? Sizin görmek istediğiniz Türkiye bu mu? Yoksa siz de şiddeti, ‘siyaset’ zannedenlerden misiniz?

DEVA’nın yükselişini asla durduramayacaklar. İstedikleri kadar arkalarına devletin imkânlarını alsınlar. Biz, milletin iradesinden başka güç tanımayız. Seçim akşamı sonuçlar açıklanınca hep beraber ‘Güle güle’ diyeceğiz.”

‘Türkiye, büyük ve güzel bir değişimin eşiğinde’

Konuşmasında partisinin vaatlerini de sıralayan Babacan:

“Türkiye büyük ve güzel bir değişimin eşiğinde. Şunu herkes çok iyi bilsin; DEVA Partisi bu değişimin asli aktörüdür. Ekonomik krizi biz çözeceğiz. Göç krizini de biz çözeceğiz. Hukuk ve adalet krizini de biz çözeceğiz. Eğitim krizini, istihdam krizini de çözen biz olacağız.

Sağlık sorunlarını da biz çözeceğiz. Sağlık sisteminin reçetesini yazdık, hepsini düzelteceğiz. Aile hekimliklerinden itibaren tüm kademelerde nitelikli ve donanımlı bir sistem kuracağız.

Şu anda sosyal yardımları ihtiyacı olan herkes alamıyor. Parti üyeliğine, tanıdığa bakılıyor. Buna son vereceğiz. İhtiyaç sahibi herkes devletin yardımlarına, desteklerine ulaşacak. Kapı kapı dolaşacağız. Devlet destekleri, devlet yardımları bir lütuf değil, vatandaşın hakkıdır.

7’den 70’e herkesin derdiyle ilgileneceğiz. Yaşlı bakım sigortasını hayata geçireceğiz. Bebekler sağlıklı büyüsün diye 2 yaşına kadar süt ve bebek maması başta olmak üzere temel ihtiyaçlarını karşılayacağız.

Çiftçimizin üstündeki borç yükünü kaldıracağız. Eski borçların faizini silip, rakamı dondurup, 2 yılı ödemesiz uzun vadeye yayacağız. Yeni finansman kapıları açacağız. Destekleri ekim dikim olmadan açıklayacağız. Hasatla beraber gününde ödeyeceğiz. Gübrenin yarısını karşılayacağız. Elektriğe düşük tarife uygulayacağız. Mazottan ÖTV almayacağız. Ne demişler? Bağı gör, üzüm olsun; yemeye yüzün olsun. Bağı bahçeyi, tarlayı toprağı göreceğiz.

Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da dosdoğru çalışacağız. Ne iş yaparsak yapalım; bin biliyorsak, bir bilene soracağız. Her işi mutlaka ehline vereceğiz.”

Paylaşın