SP Lideri Karamollaoğlu: Altılı Masa Devam Edecek

SP Lideri Karamollaoğlu bugünse gazetecilerin “Altılı masanın önemi kalmadı mı, dağılır mı” sorusunun ardından ilk açıklamasını düzelterek, “Altılı Masa çalışmaları bundan sonra da devam edecek, ister istemez bir dayanışma içinde. Bizim burada derdimiz, ille de bir şeyler yapmak, iktidar olmak vesaire değil, ilk kademede bu sistemi değiştirmek” dedi.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, basın mensuplarını açıklamalarda bulundu. Karamollaoğlu, altılı masa ile ilgili çarpıtılan sözlerine açıklık getirdi. Karamollaoğlu, her konunun bir yönüyle anlatmak ve bu yönüyle de istismar etmenin mümkün olduğu belirtti.

İttifakların eskisi kadar önemli olmadığını dile getirmesinin nedeninin iktidarın bu konuda yaptığı değişiklikler olduğunu vurgulayan Karaollaoğlu, “Ancak ‘bunun hiçbir faydası yok, bunun hiçbir önemi yok’ demedik. Altılı Masa çalışmaları bundan sonra da devam edecek, ister istemez bir dayanışma içinde. Bizim burada derdimiz, ille de bir şeyler yapmak, iktidar olmak vesaire değil, ilk kademede bu sistemi değiştirmek.” ifadelerini kullandı.

Başkanlık sisteminin istismara açık bir sistem olduğunun altını çizen Karamollaoğlu, ” Tek kişinin dediği oluyor. Başka kimseyle müzakere edilemiyor. Meclis’in önemi kalmadı. Halbuki biz, bunu yeniden değiştirmek, tek kişiye her şeyi endekslememek, mutlaka bir istişare kurumu olmasını temin etmek arzusundayız. Bu ittifaklara imkan veren değişiklikler yapılmadan önce de zaten biz, bir araya gelerek bu konuları görüşüyorduk. Referanduma giderken de bir araya gelmiştik. Bu referandumun faydalı olmadığını, geçmemesi icap ettiğini söylemiştik. Ama milletimiz o zaman pek iltifat etmedi bizim söylediklerimize.” dedi.

“Kimse yanlış şeyler çıkarmaya teşebbüs etmemeli”

Temel Karamollaoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Meclis’te çoğunluğunuz olmazsa mecbursunuz birçok siyasi parti bir araya gelip bir hükümet kurmaya. Bugün için bu da bu manaya geliyor zaten. Onun için Altılı Masa’nın toplantıları da bu hafta sonunda bildiğiniz gibi bizim ev sahipliğinde yapılacak. Bu devam edecek kanaatindeyim, inşallah memleketimize hayırlı bir değişiklik, hayırlı bir gelişme olur diye ümit ediyorum ben. Kimse, bir kelimenin hemen alınıp çarpıtılmasıyla bir şeyler, yanlış şeyler çıkarmaya teşebbüs etmemeli.”

Paylaşın

Açlık Sınırı 6.856, Yoksulluk Sınırı 23.715 Liraya Yükseldi

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı temmuz ayında 6 bin 856 liraya yükselirdi. Açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan yoksulluk sınırı ise 23 bin 715 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Temmuz ayında, yetişkin bir erkeğin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için tüketmesi gereken gıdaların aylık karşılığı 1.866 lira; yetişkin bir kadın için 1.785 lira; 15-18 yaş bir genç için 1.934 lira; 4-6 yaş arası bir çocuk için 1.271 lira oldu.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası Araştırma Merkezi BİSAM, Temmuz 2022 için açlık ve yoksulluk sınırını açıkladı.

Açıklamada, “TÜİK Temmuz 2022 harcama gruplarına göre endeks rakamları, İstanbul Halk Ekmek, zincir market fiyatları ve BİSAM Beslenme Kalıbı üzerinden yapılan hesaplamaya göre dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı Temmuz 2022 için 6 bin 856 liradır. Bu harcama tutarı sadece gıda için yapılması gereken minimum tutardır. Açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan hesaplama sonuçlarına göre ise yoksulluk sınırı 23 bin 715 lira olarak gerçekleşmiştir.” denildi.

Araştırmaya göre yetişkin bir erkeğin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için tüketmesi gereken gıdaların aylık karşılığı 1.866 lira; yetişkin bir kadın için 1.785 lira; 15-18 yaş bir genç için 1.934 lira; 4-6 yaş arası bir çocuk için 1.271 lira oldu:

“Daha dar bir gruplandırmaya göre harcamalarda süt ve süt ürünlerinin payı yüzde 34.6 ile en yüksek paya sahiptir. Et, yumurta ve kurubaklagil grubunun payı yüzde 26.2 ile ikinci sıradadır. Sebze ve meyvenin harcamalar içindeki payı yüzde 18.5’dir. Ekmek, makarna vb. için ise pay yüzde 10,7’dir. Diğer gıda harcamalarının toplam içindeki payı ise yüzde 10.1’dir.”

Paylaşın

Gıda Fiyatları Dünyada Yüzde 13 Azalırken, Türkiye’de Yüzde 94 Arttı

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı yıllık tüketici enflasyonu Temmuz ayında yüzde 79,6’ya çıktı. Gıda ürünlerinde ise yıllık enflasyon yüzde 94 oldu. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) açıkladığı Gıda Fiyat Endeksi ise aynı dönemde yüzde 13 yükseldi.

Türkiye’de gıda fiyatları bir yıldır aralıksız yükseliyor; küresel gıda fiyatları ise son dört aydan bu yana düşmeye devam ediyor. Türkiye, yıllık gıda enflasyonunda Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üyeleri arasında ilk sırada bulunuyor. Peki, dünyada ve Avrupa’da yıllık gıda enflasyonu hangi ülkede ne kadar?

FAO ve TÜİK’in açıkladığı gıda fiyat endeksleri arasındaki fark Türkiye’nin “yeni ekonomik modele” geçtiği Kasım 2021’den bu yana iyice belirginleşmeye başladı. Veriler, yeni ekonomik modelden sonra Türkiye’de gıda fiyatlarının nasıl hızla artmaya başladığını gösteriyor.

TÜİK ve FAO’nun açıkladığı gıda fiyat endekslerini Temmuz 2018’de 100 birime eşitliyoruz. Bu, “Dünyada ve Türkiye’de gıda fiyatları eşit” anlamına geliyor. Türkiye’de fiyatlar artmaya başlarken dünya ile aradaki fark çoğu zaman yakın seyrediyor.

Temmuz 2019’da dünyadaki gıda fiyatları hala 100 iken Türkiye’de 118’e yükselmiş durumda. 2020 temmuzunda ise küresel gıda fiyatları 99’a düşerken Türkiye’de 133’e çıkıyor. 2021 temmuz ayına gelindiğinde ise dünyada gıda fiyatları 131 birime; Türkiye’de ise 168 birime çıkmış durumda. İki endeks arasındaki fark hala ciddi açılmış değil.

Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 30 Kasım 2021’de ilan ettiği “yeni ekonomik model”den sonra dünyada ve Türkiye’de gıda fiyatları arasındaki fark iyice açılmaya başlıyor. Temmuz 2018’de dünyada gıda fiyatları 100 iken Temmuz 2022’de 148’e yükseliyor. Türkiye’de ise aynı dönemde gıda fiyatları 100’den 326’ya çıkıyor.

FAO Gıda Fiyat Endeksi ile TÜİK Gıda Fiyat Endeksini Temmuz 2021’de 100’e eşitlediğimiz ise fiyat değişimi daha net ortaya çıkıyor. Temmuz 2021’de dünya ve Türkiye’de gıda fiyatları eşit ve 100 birim kabul edildiğinde dört ay boyunca dünyada ve Türkiye’de gıda fiyatları neredeyse hep aynı seyrediyor. Hatta Eylül ve Ekim aylarında Türkiye’de fiyatlar az farkla daha da düşük. Kasım 2021’de ise dünyada 109; Türkiye’de ise 110’a çıkmış durumda. Neredeyse eşitler.

Yeni ekonomik model sonrası fark başlıyor

Aralık 2021’den itibaren aradaki fiyat farkı her ay daha fazla açılıyor. Temmuz 2022’ye geldiğimizde bir sene önce dünyada 100 birim olan gıda fiyatı 113’e çıkmış durumda. Türkiye’de ise bir sene önce 100 birim olan gıda fiyatı 194’e kadar yükseliyor.

Son 4 ayda fiyatlar dünyada yüzde 12 düştü, Türkiye’de yüzde 20 yükseldi

Gıda fiyatları son dönemde dünyada iniş eğilimine girerken Türkiye’de yükseliş sürüyor. Son 4 ayda gıda fiyatları dünyada yüzde 12 düşerken Türkiye’de yüzde 20 artış gösterdi.

OECD ülkelerinde en fazla artış açık ara Türkiye’de

Öte yandan OECD ülkelerinde gıda fiyatlarının en çok arttığı ülke açık ara Türkiye. Haziran ayı itibariyle gıda ve alkolsüz içecek fiyat endeksi Türkiye’de yüzde 94 artış gösterdi. Aynı dönemde fiyatlar OECD ortalamasında yüzde 13; AB’de ise yüzde 12 yükseldi.

Türkiye’ye en yakın artış ise yüzde 29 ile Litvanya’ya ait. Gıda ve alkolsüz içecek fiyatlarının en az yükseldiği ülkeler ise yüzde 2 ile İsviçre ve yüzde 4 ile İsrail ve Japonya. Yıllık gıda enflasyonu Almanya’da yüzde 12, İngiltere’de yüzde 10 ve Fransa’da yüzde 6’ya çıktı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Kur Korumalı Mevduatın Bütçeye Maliyeti 60 Milyar TL’yi Aştı

Hazine ve Maliye Bakanlığı, Temmuz ayına ilişkin merkezi yönetim bütçe verilerini yayımladı. Açıklanan verilere göre bütçe 64 milyar TL açık verdi. Verilere göre bütçe iki ay üst üste açık vermiş oldu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından dövizden dönen hesaplara ödenen tutar hariç kur korumalı mevduatta 5 aylık maliyet ise 60 milyar TL’yi aştı.

Bloomberg HT’nin haberine göre kur korumalı mevduatta Temmuz ayı en maliyetli ay olarak kayıtlara geçti.

Merkezi yönetim bütçesi Temmuz ayı sonuçlarına göre TCMB tarafından dövizden dönen hesaplara ödenen tutar hariç kur korumalı mevduatta kur farkı olarak bütçeden tasarruf sahiplerine ödenen tutar 23,4 milyar TL oldu.

Böylelikle 5 ayda toplam maliyet 60,6 milyar TL olarak kaydedildi. 5 Ağustos haftası itibariyle kur korumalı mevduat 1,17 trilyon TL’ye yükseldi.

Bütçe iki ay üst üste açık verdi

Açıklanan verilere göre bütçe iki ay üst üste açık vermiş oldu. Buna göre Temmuz’da bütçe gelirleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 106,7 artışla 196 milyar 980 milyon liraya, bütçe giderleri yüzde 85 artarak 260 milyar 999 milyon liraya yükseldi.

Faiz dışı denge Temmuz’da 47,3 milyar TL açık verdi, faiz dışı denge Haziran’da 18,3 milyar TL açık vermişti.

Faiz hariç bütçe giderleri, temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 108 artarak 244 milyar 305 milyon liraya ulaştı. Faiz hariç giderlerin bütçe ödeneklerine göre gerçekleşme oranı yüzde 9,8 olarak hesaplandı.

Haziran’da 152,6 milyar TL olan vergi gelirleri bu dönemde 168,8 milyar TL’ye yükseldi.

KKM nedir?

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nca, her gün saat 11.00’de dolar, euro ve sterlin üzerinde alış kuru duyurulmaktadır.

Kur dönüşüm miktarı miktarı oranlanırken vade nihayetindeki TCMB dolar, euro ve sterlin alış kuru ile ilk zamanda yürürlükte olan TCMB USD, EUR ve GBP alış kuru arasındaki oransal ayrım göz önünde bulundurulacaktır.

KKM TL Hesabı ile alakalı bütün tediyeler Türk Lirası cinsinden yapılır. Açılışta her zaman TCMB tarafından duyurulan USD, EUR ve GBP döviz kuru dikkate alınır.

KKM hesabı nasıl açılır?

Kur Korumalı Mevduat Hesabı, hali hazırda müşterisi olduğunuz bankanın mobil internet bankacılığı ya da bankanın uygulamaları üzerinden açılabilir.

Aynı zamanda bank şubesine giderek KKM hesabı başvurusunda bulunabilirsiniz. Kur Korumalı Mevduat TL hesabı açtırmak için müşterisi olduğunuz banka önemli değildir. Dilediğiniz bankada bu işlemi gerçekleştirebilirsiniz.

Paylaşın

HDP Yönetici Ve Üyelerine Beş Kentte Gözaltı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) üye ve yöneticilerine yönelik gözaltı kararları birçok kentte protesto edildi. HDP’liler iki gün içerisinde Mersin, Hatay, Adana, İzmir ve Manisa’da gözaltına alındı.

Van İl Örgütü’nde ise önceki gün Nurullah Pekbay, Şiyar Akti, Ferhat Azan ve Şerif Sarıbulak isimli dört HDP Gençlik Meclisi Üyesi’nin gözaltına alınmasına dair bugün bir basın açıklaması düzenledi.

İpekyolu ilçe binası önünde yapılan açıklamaya, HDP Van Milletvekili Murat Sarısaç’la birlikte başta HDP ve BDP olmak üzere çok sayıda parti ve kurum katıldı. Açıklamada, “Genç başladık genç başaracağız” yazılı pankart açıldı.

“Gençliğin adresi HDP”

Açıklamada söz alan HDP Gençlik Meclisi Üyesi Şervan Beyazit, hukuksuz bir şekilde parti üyelerine yönelik saldırıların devam ettiğini söyledi. Bu saldırılarla demokratik siyasetin kriminalize edilmeye çalışıldığını vurgulayan Beyazit, “Başka birçok ilde de gençlik meclisi üyelerimizin ve HDP’lilerin gözaltına alındığı bilgisi kamuoyuna yansımıştır. İktidarın tüm saldırılarına rağmen gençliğin adresi HDP’dir. HDP Gençlik Meclisi yozlaşmaya, yolsuzluğa ve asimilasyoncu politikalara karşı dimdik ayaktadır. Partimize yönelik bu saldırılara karşı sessiz kalmayın. Saldırıya uğrayan Kürt diye susmayın. Bu hukuksuzluk sizi de vurur,” dedi.

Mersin

Mersin’in Tarsus ve Silifke ilçesinde bu sabah saatlerinde 10 eve polis baskın düzenledi. Adreslerinde bulunmayan iki kişi hariç, toplamda sekiz HDP’li Mersin Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

Hatay

İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı 2015 İskenderun Newrozu’nda atılan sloganları gerekçe göstererek, “Örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla soruşturma başlattı.

Soruşturma kapsamında polis bu sabah Erzin ve İskenderun’da çok sayıda eve baskın düzenledi. Baskınlarda HDP Parti Meclis (PM) üyesi Zeki Koç, HDP Erzin İlçe Eşbaşkanı Diyadin Sırça, Yeşil ve Sol Gelecek Partisi Erzin İlçe Eşbaşkanı İsmet Katran ve üye Ali Taylan ile HDP’li Behçet Aslan ve Fırat Töre gözaltına alınırken, Mehmet Oturmak evinde bulunmadığı için gözaltına alınamadı. Gözaltına alınanlar emniyetteki işlemlerinden sonra serbest bırakıldı.

Adana

Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında 13 Ağustos’ta kent merkezi ve Ceyhan ilçesinde yapılan ev baskınlarında aralarından çocukların da bulunduğu 20 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan 14 kişinin emniyetteki işlemlerinin tamamlanması ile serbest bırakıldığı, altı kişinin ise hâlâ gözaltında tutulduğu öğrenildi.

İzmir ve Manisa

Manisa ve İzmir’de sabahın erken saatlerinde evlere baskın düzenlendi. Yapılan baskınlarda İzmir’de dokuz, Manisa’da altı kişi gözaltına alındı. Gözaltı gerekçesi bilinmezken, gözaltına alınanların il emniyet müdürlüklerinde tutuldukları öğrenildi.

İzmir’de Sibel Aktulum, Leyla Demirkaya, Cengiz Küçükgöl Köy, Emre Yalçın; Manisa’da ise Doğan Alpar, Havva Sevilen, Ali Aslan, Memduh Ektiren, Ekrem Taş ve Muhammed Ezver Toplu gözaltına alındı.

Paylaşın

Dikkat Çeken Rapor: Seçime Giderken Özgürlükler Geriliyor

Punto 24 Bağımsız Gazetecilik Derneği (P24) bünyesinde 2017 yılından beri çalışmalarını sürdüren Expression Interrupted platformu ‘İfade ve Basın Özgürlüğü Gündemi’ raporlarının altıncısını yayınladı.

Nisan, Mayıs ve Haziran aylarını kapsamakta olan rapora göre Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünde yaşanan gerileme, 2022’nin ikinci çeyreğinde gözle görülür biçimde hızlandı.

Rapordaki verilerden bazıları şöyle:

Söz konusu üç aylık dönemde, sosyal medya kullanıcıları, internet medyası ve sosyal medya platformlarına yönelik kapsamlı kısıtlama ve cezai tedbirler öngören 40 maddelik “dezenformasyon” yasa tasarısı Meclise sunuldu; gazetecilere yönelik baskılar Diyarbakır’da 16 gazeteci ve medya çalışanının tutuklanmasıyla derinleşti ve son yıllarda gazetecilere yönelik tutuklamalarda gözlemlenen düşüş trendi tersine döndü; uluslararası medya kuruluşları Deutsche Welle (DW) ve Amerika’nın Sesi (VOA) haber sitelerine Türkiye’den erişim Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun (RTÜK) talebiyle engellendi.

İş insanı Osman Kavala’nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) bağlayıcı kararına rağmen süren mahkumiyeti Türkiye’nin Avrupa kurumları ile ilişkilerini zehirlemeye devam ederken Avrupa Konseyinde Türkiye aleyhine başlatılan ihlal süreci ileri aşamalara ulaştı. Kavala davasıyla ilgili bir oturum düzenleyen Avrupa Parlamentosu, oturum sonunda aldığı kararda Türkiye’nin 1999’dan beri süren AB üyelik sürecini tamamen sonlanma aşamasına getirdiğini savundu. Kararda, “Osman Kavala davasında AİHM’nin bağlayıcı kararına açıkça meydan okuyan Türk hükümeti, AB üyelik sürecini yeniden başlatmaya veya yeni müzakere başlıkları açmaya ve açılmış olanları kapatmaya dayalı her türlü umudu kasten yok etmiştir” ifadelerine yer verildi.

Benzer sonuçlara Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu tarafından, 12 Mayıs 2022 tarihinde 7’ye karşı 54 oyla kabul edilen Türkiye raporunda da yer verildi. Türkiye’nin AB’ye katılım hedefiyle ilgili tekrarlanan açıklamalarına rağmen, son iki yılda taahhütlerini yerine getirmediği belirtilen raporda, “temel özgürlükler, demokrasi ve hukukun üstünlüğü konularında önemli ilerleme olmaksızın Türkiye’yle katılım müzakerelerinin yeniden başlatılması öngörülemez” denildi.

Buna karşılık, hükümetin 2019’dan beri sürdürdüğü yargı reformu süreci ise rapora konu dönemde yasalaşan altıncı yargı reform paketine rağmen yargı bağımsızlığını sağlamak, adil yargılama hakkını güvence altına almak ya da ifade özgürlüğü önünde engel teşkil eden mevzuatı değiştirmek alanlarında herhangi bir ilerleme sunmaktan uzak kaldı.

Yasalaşması halinde ülkede sansürü görülmemiş boyutlarda yaygınlaştırması beklenen “dezenformasyon” yasa tasarısı ise muhalefetin itirazlarına rağmen kısa bir süre içinde Meclis Dijital Mecralar ve Adalet komisyonlarından geçti. Genel seçimlere az bir süre kala yapılmak istenen söz konusu düzenlemedeki en tartışmalı maddelerden biri “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” başlıklı 29. madde. Maddeyle “Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimseye” üç yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.

40 maddelik yasa tasarısını şiddetli bir biçimde eleştiren basın örgütleri ve muhalefet partilerine göre, böyle bir yasa hem sosyal medyada hükümetin hoşuna gitmeyen bilgi ve görüş ifade eden toplumun tüm üyelerini yargılanma ve hatta hapse girme tehdidiyle karşı karıya bırakacak, hem de son yıllarda varlıklarını giderek daha çok sadece internet üzerinde sürdürebilen medya kuruluşlarını hedef alan yeni ve kapsamlı kısıtlamalar getirecek. Tasarı ayrıca sosyal medya platformlarına da Türkiye vatandaşı olan ve Türkiye’de ikamet eden temsilci atamak gibi ek yükümlülükler getiriyor.

Rapora konu dönemde Danıştay, basın meslek örgütlerinin gazetecilerin görevlerini yerine getirmelerini engellediği ve basın özgürlüğünü kısıtladığı gerekçesiyle itiraz ettiği 27 Nisan 2021 tarihli Emniyet genelgesi ile Basın Kartı Yönetmeliği’ne dair kararlar aldı. Ayrıntıları bu raporun ilgili bölümünde görüleceği üzere, Danıştay, Emniyet Genel Müdürlüğünün eylemlerde görüntü alınmasını yasaklayan genelgesinin yürütmesini kesin olarak durdururken, Basın Kartı Yönetmeliği’nde 21 Mayıs 2021 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren değişikliklerin iptali talebiyle basın meslek örgütleri tarafından açılan davada ise Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının itirazını haklı bularak yürütmenin durdurulması kararının kaldırılmasına hükmetti.

Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki en büyük kısıtlamalardan biri olan gazetecilere yönelik yargısal baskılar, 2022’nin ikinci çeyreğinde artarak devam etti. Diyarbakır’daki toplu tutuklamaların yanı sıra İstanbul’da da serbest gazeteci İbrahim Haskoloğlu “kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek ve yaymak” suçlamasıyla tutuklandı. Haskoloğlu sekiz günlük tutukluluğun ardından serbest bırakıldı.

Diyarbakır’da 15 gazetecinin tutuklanmasıyla cezaevindeki gazeteci sayısı, rapora konu üç aylık dönemde kayıtlara giren dört tahliyeye rağmen 67’ye çıktı. Önceki dönem sonunda bu sayı 56’ydı. Rapora konu dönemde, kapatılan Zaman gazetesi ve Cihan Haber Ajansı Düzce temsilcisi Beytullah Özdemir, Cihan Haber Ajansı eski Ankara haber müdürü Kazım Canlan ve Gazeteciler ve Yazarlar Vakfına (GYV) yönelik olarak düzenlenen operasyon sonrasında tutuklanan 8 ve Kasım 2017 yılından beri “örgüt üyeliği” suçlamasıyla cezaevinde bulunan gazeteci Nuh Gönültaş cezalarının infazının sona ermesi üzerine tahliye oldu. Ağustos 2016’dan beri cezaevinde bulunan Cihan Haber Ajansı Genel Müdürü Faruk Akkan’ın da Yargıtay’ın bozma kararıyla 2022 yılının başında tahliye edildiği öğrenildi.

Gazetecilere yönelik soruşturma ve yargılamalar ise hız kesmeden devam etti. Expression Interrupted tarafından yürütülen dava takip ve medya ve açık kaynak izleme çalışmalarından elde edilen sonuçlara göre, 2022’nin ikinci çeyreğinde gazetecilerin sanık olarak yargılandığı toplam 116 dava görülürken bu davalarda sekizi yabancı uyruklu 168 gazeteci hâkim karşısına çıktı. Karara bağlanan 22 davanın sekizinde toplam dokuz gazeteci hakkında 17 yıl 6 ay 12 gün hapis cezası, 210 bin TL tazminat ve 57 bin 980 lira adli para cezası verildi. 16 gazeteci beraat etti; bir gazeteci hakkında açılan tazminat davası reddedilirken bir gazeteciye açılan dava da zaman aşımından düşürüldü.

Yargılamalarda öne çıkan suçlamalara bakıldığında, terör suçlamalarının, özellikle “örgüt propagandası” ve “örgüt üyeliği” suçlamalarının önceki dönemlerde olduğu gibi başı çektiği görülüyor. Bu suçlamaların ardından en sık kullanılan suçlamalar ise “kamu görevlisine hakaret” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” oldu. Aynı üç aylık dönemde 12 gazeteci hakkında 11 dava açıldı. 14’ü haber takibi esnasında olmak üzere toplam 38 gazeteci gözaltına alındı. Dokuz gazeteci hakkında ise soruşturma başlatıldı.

Gazetecilere yönelik saldırı ve engellemeler de bu dönemde devam etti. En az altı gazeteci sivil kişilerin fiziksel saldırılarına maruz kalırken çok sayıda gazeteci de 1 Mayıs, Gezi protestolarının yıldönümü ve Onur Haftası nedeniyle düzenlenen gösteriler esnasında polisin sert fiziksel müdahaleleriyle engellendi ve/ veya gözaltına alındı.

Rapora konu üç aylık dönemde bir yandan RTÜK ve Basın İlan Kurumunun (BİK) medya kuruluşları üzerindeki baskısı önceki dönemlerdeki gibi devam ederken bir yandan da Türkiye’deki medya kuruluşlarını hedef alan baskı ve denetim sistemi, uluslararası medya kuruluşlarının Türkçe servislerine genişletildi. RTÜK’ün lisans alma şartını yerine getirmedikleri gerekçesiyle yaptığı başvuru sonucu 30 Haziran 2022 tarihinde Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından alınan kararla, 32 dilde yayın yapan Almanya’nın uluslararası medya kuruluşu DW’nin bütün sayfalarına ve VOA’nın Türkçe internet sitesine erişim engeli getirildi.

HALK TV, Tele1, KRT ve FOX TV gibi hükümetin siyasi öncelikleri doğrultusunda yayın yapmayan kanallar önceki dönemlerde olduğu gibi bu dönemde de RTÜK’ün ceza kararlarının hedefi oldu.

RTÜK, 2022’in ilk yarısında eleştirel yayın çizgileriyle bilinen televizyon kanalları hakkında toplam 30 ceza verirken, aynı dönemde iktidara yakın kanallara ise sadece üç kez ceza verdi. Açıklanan verilere göre, RTÜK KRT TV’ye beş, Tele 1’e dokuz, Halk TV’ye sekiz, Flash TV ile FOX TV’ye de dörder kez ceza verdi. Beş kanala verilen idari para cezası 10 milyon TL’yi buldu. Üst Kurul aynı altı aylık süre içinde TGRT Haber, Beyaz TV ve ATV hakkında toplam 1,5 milyon TL’lik üç ceza kararı aldı. A Haber, Ülke TV, TV Net ve Kanal 7’ye ise hiç ceza verilmedi.

BİK’in Evrensel ve Yeni Asya gazetelerine uyguladığı ilan yasağı ise bu dönemde de devam etti. Evrensel gazetesine Eylül 2019’dan beri “toplu gazete alımı” nedeniyle uygulanan yasak 13 Haziran 2022 itibarıyla 1000. gününü doldurdu.

(Kaynak: Kısa Dalga)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan İndirim Tepkisi: Her Şeyiniz Skandal. Utanın Be!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 8 Ağustos’taki Merkez Karar Yönetim Kurulu Toplantısı’nda (MKYK) Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişçi’ye Tarım Kredi Kooperatiflerine ait marketlerde fiyatları düşürme çağrısında bulunmuştu.

Haber Merkezi/ Talimat sonrası kooperatif marketlerinde “indirimli satışların” başlandığı açıklandı. Sabahın erken saatlerinde önlerinde kuyruklar oluşan kooperatif marketlerinde beklenen indirim tutarlarının hayata geçmediği görüldü.

Sosyal medya hesabından paylaşım yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 20-30 kuruşluk indirimler yapıldığını belirterek tepki gösterdi, “Ben perakendecilere indirim talebi mektupları yazarken, sen 10 ay seyrettin Erdoğan. Millet burnundan soluyor, sen indirim yalanları söylüyorsun. Yapıla yapıla 20-30 kuruşluk indirimler yapıldı. Her şeyiniz skandal. Utanın be!” dedi.

Dünkü fiyat- indirimli fiyat tablosu;

Patates 7,95 TL -aynı

Bulgur 14,90 TL -aynı

Fasulye 20,50 -aynı

2,5 kg pirinç 54,65 TL -aynı

Un kg 10 TL -aynı

Çay 78,90 TL -aynı

2 kg yoğurt 27,95 TL -aynı

5 kg deterjan 59,90 TL -aynı

16’lı tuvalet kâğıdı 49,90 -aynı

Mercimek 24,30 TL – 19,90 TL

Ayçiçek yağı 162,90 TL – 146,90 TL

Öte yandan, Tarım Kredi Kooperatifleri marketi ile zincir marketler arasındaki fiyatlar kıyaslandığında bazı ürünlerde zincir marketlerin daha ucuz olduğu anlaşıldı.

Paylaşın

İkinci ABD Heyeti Tayvan’da; Çin Askeri Tatbikat Başlattı

ABD Kongre üyelerinden oluşan bir delegasyon, iki gün sürmesi planlanan resmi ziyaretleri kapsamında Tayvan’a gitti. Beş Kongre üyesinin Tayvan ziyareti, Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin 2 Ağustos’taki ziyaretinin ardından ABD’li bir Kongre heyetinin Tayvan’a yaptığı ikinci ziyaret olma özelliği taşıyor.

Demokrat Partili Massachusetts Senatörü Ed Markey’nin liderliğindeki delegasyonda ayrıca Demokrat Partili Kongre üyeleri John Garamendi, Alan Lowenthal ve Don Beyer ile Cumhuriyetçi Partili Kongre üyesi Aumua Amata Coleman Radewagen de bulunuyor.

CNN International’ın aktardığına göre, Tayvan’ın başkenti Taipei’ye daha önceden duyurmadıkları ziyaretleri ile ilgili Twitter’dan açıklama yapan delegasyon başkanı Markey, ziyaretin “ABD’nin Tayvan’a olan desteğini bir kez daha teyit etme” çabalarının bir parçası.

Markey’nin açıklamasına göre, heyetin ziyaretinin “Tayvan Boğazı’nda istikrar ve barışı teşvik etmesi” bekleniyor.

Heyetin ziyaretleri sırasında Tayvan lideri Tsai Ing-wen ve Dışişleri Bakanı Joseph Wu ile de görüşmesi planlanıyor.

Tayvan Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, ABD delegasyonu, ziyaretleri sırasında Parlamento Dışişleri ve Milli Savunma Komitesi ile de “güvenlik ve ticarete ilişkin konuları görüşmek için” bir araya gelecek.

Tayvan Dışişleri Bakanlığı, ABD’li heyetin ziyaretini “memnuniyetle karşılarken” Nancy Pelosi’nin ziyaretine de tepki gösteren Çin, “ABD’nin provokasyonlarına karşı önlem alacaklarını” açıkladı.

Çin, tekrar tatbikat başlattı

Çin’in Washington Büyükelçiliği’nden dün (14 Ağustos) yapılan açıklamada, “ABD Kongre üyeleri, ABD hükümetinin tek Çin politikasına uygun şekilde davranmalı” değerlendirmesinde bulundu.

Çin Halk Kurtuluş Ordusu (PLA) da Tayvan çevresindeki sularda ve hava sahasında yeniden “müşterek muharebeye hazırlık ve hakiki savaş tatbikatı” başlattığını duyurdu. PLA Doğu Harekat Alan Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Çin’in ulusal egemenliği ile Tayvan Boğazı’ndaki barış ve istikrarı korumak için gerekli tüm tedbirlerin alınacağı” söylendi.

Pelosi’nin Tayvan ziyareti

Çin, bir asırdan uzun süredir “bağımsızlık” anlaşmazlığı yaşadığı Tayvan’a ABD Kongresi’nin alt kanadı olan Temsilciler Meclisi’nin başkanı Nancy Pelosi tarafından yapılacak resmi bir ziyarete karşı çıkıyordu.

Pelosi’nin Nisan ayında COVID-19’a yakalanması sonucu iptal ettiği ve Çin’in tepkisini çeken Tayvan ziyaretini gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceği merak ediliyordu. Bu ihtimalin konuşulduğu günlerde, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, ABD Başkanı Joe Biden ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirmiş ve “Ateşle oynayan kendisini yakar” uyarısını yapmıştı.

Fakat Nancy Pelosi, 2 Ağustos 2022’de yerel saatle 22:20 sularında Tayvan’a geldi ve ertesi gün ülkede bir dizi resmi temasta bulundu.

Tayvan lideri Tsai Ing-wen, 3 Ağustos’taki görüşmelerinde Pelosi’ye Tayvan’daki hükümetin devamı olduğu söylenen Çin Cumhuriyeti’nin “Uğurlu Bulutlar Düzeni” isimli şeref madalyası ve özel şeridini takdim etti.

Çin, Pelosi’nin ziyaretini “ciddi bir provokasyon” olarak değerlendirerek ada çevresinde dört gün sürecek askeri bir tatbikata başladı. Tayvan, tatbikatın başladığı 4 Ağustos’ta bir açıklama yaparak Çin’in tatbikat kapsamında ateşlediği füzelerden 11’inin karasularına düştüğünü duyurdu. Ülke ayrıca “savunma sistemlerinin etkin duruma geçirdiğini” açıkladı.

Tayvan da Çin’in ardından 9-11 Ağustos’ta askeri tatbikat kararı alırken Çin Dışişleri Bakanlığı Nancy Pelosi ve yakın aile üyelerine yaptırım uygulanacağını ve Washington yönetimiyle bazı ikili diyalog ve işbirliği mekanizmalarının durdurulduğunu duyurdu.

Çin-Tayvan anlaşmazlığı

Çin’de İkinci Dünya Savaşı’nın ardından çıkan iç savaşta Mao Zedong liderliğindeki Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) 1949’da iktidarı ele geçirmesi ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulması üzerine Chiang Kai-shek liderliğindeki Çin Milliyetçi Partisi üyeleri, Tayvan’a yerleşip 1912’de kurulan “Çin Cumhuriyeti” iktidarının adada devam ettiğini söyleyerek bağımsızlık ilan etti.

Bu girişim, Çin tarafından kabul edilmese de Tayvan temsilcileri, 1971’e kadar Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda Çin’i temsil etti.

1950’ler ve 1960’larda çok sayıda ülkenin diplomatik ilişki tercihini Çin Halk Cumhuriyeti’ne çevirmesinin ardından 1971’de BM Genel Kurulu’nda yapılan oylamada, Pekin hükümetinin Çin’in tek meşru temsilcisi kabul edilmesiyle Tayvan’ın uluslararası örgütlerdeki konumu belirsiz hale geldi.

Pekin yönetimi, “Tek Çin” ilkesini benimseyerek Tayvan’ın kendi topraklarının parçası olduğunu savunuyor.

Çin, boğaz ve çevresindeki askeri varlığının yanı sıra Tayvan’ın dünya ülkeleriyle müstakil diplomatik ilişkiler kurmasına, BM’de ve diğer uluslararası kuruluşlarda temsil edilmesine karşı çıkıyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Bahçeli’den Suriye İle Türkiye’nin Siyasi Diyalog Kurmasına Destek

MHP Lideri Bahçeli, Türkiye ve Suriye arasındaki temaslara dair yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Suriye konusunda attığı adımlar değerli ve isabetlidir. Bu ülkede yaşayan hiç kimse, kökeni ve mezhebi ne olursa olsun ülkemizin ötekisi veya hasmı değildir. Hepsi kardeşimizdir, aramızda tarihe, kültüre ve inanca dayanan kuvvetli bağlar vardır” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Bahçeli, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Dışişleri Bakanımızın Suriyeli muhaliflerle Esad rejimi arasında barışın tesis edilmesi hususundaki yapıcı ve gerçekçi sözleri kalıcı çözüm arayışlarına güçlü bir nefestir. Bundan hiç kimsenin rahatsız olmasına gerek yoktur.” dedi ve ekledi:

“Türkiye’nin Suriye ile görüşme düzeyini siyasi diyalog mertebesine çıkarması, bu çerçevede terör örgütlerinin yuvalandıkları her coğrafi alandan işbirliğiyle sökülüp atılması önümüzdeki siyasi gündem konularından birisi olmaya namzettir ve hatta ciddiyetle ele alınmaya değerdir… 2023’e kadar her alanda ve her komşumuzla normalleşme atmosferinin hakim olması samimi arzumuz ve umudumuzdur.”

MHP Lideri Bahçeli, açıklamasının ilk kısmında muhalefet partilerinin oluşturduğu 6’lı masaya bazı suçlamalar yönelerek, “Siyasi rant ve çıkar devşirmek uğruna toplumsal huzur ve güveni baltalayan, bu suretle fitne seferine çıkartılan muhalefet partileri Türkiye’nin milli ve tarihsel haklarına kesif bir cephe açmışlardır. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve diğer zillet ortakları zıvanadan çıkmakla kalmamışlar, artık bayağılıklarını ve bağnazlıklarını her saha ve zeminde deşifre etmişlerdir” dedi.

Bahçeli, konuya ilişkin açıklamasını, “Türk siyaset hayatı ruhunu ve gururunu emperyalizme satan, kullanım ömrünü zalimlerin insafına bırakan malum ve mahut partiler eliyle karalanmış, sistematik olarak kundaklanmıştır. Karşımızdaki mide bulandırıcı tablo ülkemiz aleyhine olduğu kadar demokrasi adına da vahim bir tehdit olarak belirginlik kazanmıştır. Bir masa etrafında toplanıp PKK ve FETÖ’nün senaryolarına gönüllüce boyun eğen altı partinin Türkiye karşıtlığı, milli değerlerimizle kutuplaşması izahı ve ifadesi olmayan bir çarpıklık noktasına ulaşmıştır” ifadeleriyle sürdürdü.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin açıklamaları şu şekilde;

“Türkiye’mizin istikrarlı ve iddialı ilerleyiş ve yükseliş süreci hem ülke içinde hem de ülke dışında emeli ve hedefi makus olan siyasi zihniyetler ve bunun haricindeki menfur mihraklar tarafından kaygıyla izlenmektedir. Özellikle zillet ittifakı korkuya düşmüş, telaşa kapılmıştır. Siyasi rant ve çıkar devşirmek uğruna toplumsal huzur ve güveni baltalayan, bu suretle fitne seferine çıkartılan muhalefet partileri Türkiye’nin milli ve tarihsel haklarına kesif bir cephe açmışlardır.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve diğer zillet ortakları zıvanadan çıkmakla kalmamışlar, artık bayağılıklarını ve bağnazlıklarını her saha ve zeminde deşifre etmişlerdir. Türk siyaset hayatı ruhunu ve gururunu emperyalizme satan, kullanım ömrünü zalimlerin insafına bırakan malum ve mahut partiler eliyle karalanmış, sistematik olarak kundaklanmıştır.

Karşımızdaki mide bulandırıcı tablo ülkemiz aleyhine olduğu kadar demokrasi adına da vahim bir tehdit olarak belirginlik kazanmıştır. Bir masa etrafında toplanıp PKK ve FETÖ’nün senaryolarına gönüllüce boyun eğen altı partinin Türkiye karşıtlığı, milli değerlerimizle kutuplaşması izahı ve ifadesi olmayan bir çarpıklık noktasına ulaşmıştır.

Emperyalizme taşeronluk yapan bu partilerin tezvirat ve tefrikaları da tahammül sınırlarını tehlikeli şekilde aşmıştır. Henüz Cumhurbaşkanı adayını dahi belirlemekten aciz bir siyasi güruhun hiç kuşkusuz aziz milletimize ve ülkemize sağlayacağı bir şey olmadığı gibi, bu kapsamda ümitvar olması dahi boş bir hayal, boşuna bir beklentidir.

Müstakbel başbakanlık pozu veren bir şahsın hal-i pürmelali mizah konusu olmasının yanı sıra, “kadından imam olmaz” çıkışı ve bu doğrultuda Cumhurbaşkanı adaylığı için yanıp tutuşan Kılıçdaroğlu’nun buna ne diyeceği, nasıl bir yorum getireceği hala belirsizliğini koruyan bir muammadır.

“Milli irade dolandırıcıları zillet ittifakı çatısı altında birleşmiş ve buluşmuştur”

Sokak sokak gezip konuştuğu esnaflarımızdan istediği cevapları alamayınca kabalaşan ve kaskatı kesilen zihniyetlerin ne iyiliğinden, ne iradesinden, ne de demokratik nezaketinden bahsetmek mümkündür. Bir kısım tetikçi gazeteciyi ve bazı tasmalı anket şirketini maaşa bağlayan, belirli aralıklarla algı operasyonu yaptıran partilerin foyası nihayetinde ortaya çıkmıştır.

Demokrasi kalpazanları, hukuk katliamcıları, milli irade dolandırıcıları zillet ittifakı çatısı altında birleşmiş ve buluşmuştur. Aziz milletimizin iradesini gasp ve rehin almak amacıyla sipariş anketleri yayımlatanların düzenbaz siyaset taktikleri ayaklarına dolanmıştır.

Bilhassa Milliyetçi Hareket Partisi’ni ve Cumhur İttifakı’nı oy oranı bazında aşağı çekip zillet ittifakını yüksek gösteren laçkalaşmış kamuoyu araştırma şirketleri esasen dış bağlantılı hain bir kurgunun içimize kadar sızmış lejyonlarıdır. Bu köksüz anketçilerden elbette hukuk nezdinde ve maşeri vicdan eşliğinde hesap sorulacaktır. Vaki hesaptan hiçbir demokrasi infazcısı kaçamayacaktır.

Türkiye’nin var oluş mücadelesini, 2023’ün muazzez hedeflerini, gücüne güç katan istikbal ve istiklal müdafaasını engelleme hevesinde olan ciğeri beş para etmez odaklar mutlaka kaybedeceklerdir.

Cumhur İttifakı’nın haklı ve haysiyetli yürüyüşü parlak bir başarının kapılarını aralayacak, bunun sonucunda Cumhuriyetimizin yüzüncü yıl dönümü Türk milletinin muhteşem bir uyanışına vesile olacaktır.

Kaldı ki sömürgeleşmiş partilerin ülkemizin önünü kesme çabası tutmayacak, zillet terazisi aziz milletimizin tarihi vakarını asla çekemeyecektir. Gerçekleri çarpıtmanın hiç kimseye bir yararı dokunmayacaktır.

Türkiye bugün sağlam, sağduyulu ve milli bir iradenin marifetiyle zincirlerinden kurtulmaktadır. Son günlerde ardı arkasına sahnelenen provokasyonlar, milli birliğimizi ve dayanışma ruhumuzu hedef alan sabotajlar bizi yolumuzdan çeviremeyecektir.

Bu provokasyonlardan birisi de, Sümela Manastırı’nda 9’ncu kez ayin yapmak için Trabzon’a gelen Fener Rum Patriği Bartholomeos’a ekümenik yazılı Trabzonspor formasının hediye edilmesidir. Bu yürek yaralayıcı tertip skandal olmasının ötesinde tahrik, tahrip ve taciz tonu çok yüksek bir meydan okumadır.

Trabzonspor’umuza ve bu kulübümüze gönül veren muhterem vatandaşlarımıza hakaret niteliğindeki bu kepazeliğin hiçbir vicdan tarafından kabul edilmeyeceği ortadadır. Türkiye’de ekümenik diye bir kurum ve görev tanımı yoktur.

Lozan Antlaşması gereğince, Fener Rum Patriği’nin siyasi ve idari işlerle uğraşmaması, ülkemizdeki Rum-Ortodoks vatandaşlarımıza ruhani hizmet vermesi hüküm altına alınırken, Fatih Kaymakamlığı’na bağlı bir din görevlisi olmasının dışında hiçbir statüsü de olamayacaktır.

“Fırsatçılar devrede, fesat yuvaları tetiktedir”

Türkiye’nin dört bir koldan tuzağa çekilerek milli ve manevi hassasiyetlerinin tahriş edilmesi etap etap ilerletilen bir kumpasın içyüzünü açığa vurmaktadır. Amaç kaos çıkarmak, kriz ortamı yaratmaktır.

Alevi İslam inancına mensup kardeşlerimiz üzerinde oynanan şirret oyunlar, KPSS şaibesi, etnik kimlikleri kaşıyan sinsilikler, Moody’s isimli derecelendirme şirketinin Türkiye ekonomisi hakkında kuşku uyandırma densizliği ve Azez’de Türk bayrağını yakma şerefsizliği bir kaos planlamasının birbiriyle bağlantılı olaylarından yalnızca bir kısmıdır.

Türkiye’nin ufkunu perdelemek, enerjisini tüketmek, manevi direncini kırmak gayesiyle emre amade bekleyen iç ve dış odaklar eşzamanlı faaliyet halindedir. Fırsatçılar devrede, fesat yuvaları tetiktedir. Buna rağmen Azez’de al bayrağımızı yakma girişiminde bulunan soysuzların yaka paça yakalanmaları ve ihanetlerinin bedelini ödeyecek olmaları çok sevindirici bir gelişmedir.

Bağımsızlığımızın sembolü al bayrağımıza el uzatan, egemenlik haklarımıza dil uzatan, milli varlığımıza göz koyan kim ya da kimler varsa bunun acıklı sonuçlarına en ağır biçimde katlanacaklardır.

Ayrıca devası derdine yetmeyen, küçücük ve ipotekli aklıyla partimizi şiddetle bir gösteren selamsız sevimsiz Babacan’ın asıl şiddet ve dehşet faili bölücü terör örgütüne tek kelam edememesi, hatta teröristlere şirinlik taslaması düştüğü çukurun derinliğini göstermesi bakımından ibret verici bir hüsrandır. Bu şahsın muadili ve mukallit benzeri serok Ahmet’in Suriye’de yaşayan Kürt kökenli kardeşlerimizi istismar eden ayıplı sözleri şahsıyla müsemma olan bozgunculuğa yeni bir misaldir.

“2023’e kadar her alanda ve her komşumuzla normalleşme atmosferinin hakim olması samimi arzumuz ve umudumuzdur”

Türkiye’nin Suriye konusunda attığı adımlar değerli ve isabetlidir. Bu ülkede yaşayan hiç kimse, kökeni ve mezhebi ne olursa olsun ülkemizin ötekisi veya hasmı değildir. Hepsi kardeşimizdir, aramızda tarihe, kültüre ve inanca dayanan kuvvetli bağlar vardır. Dışişleri Bakanımızın Suriyeli muhaliflerle Esad rejimi arasında barışın tesis edilmesi hususundaki yapıcı ve gerçekçi sözleri kalıcı çözüm arayışlarına güçlü bir nefestir. Bundan hiç kimsenin rahatsız olmasına gerek yoktur.

Türkiye’nin Suriye ile görüşme düzeyini siyasi diyalog mertebesine çıkarması, bu çerçevede terör örgütlerinin yuvalandıkları her coğrafi alandan işbirliğiyle sökülüp atılması önümüzdeki siyasi gündem konularından birisi olmaya namzettir ve hatta ciddiyetle ele alınmaya değerdir. 2023’e kadar her alanda ve her komşumuzla normalleşme atmosferinin hakim olması samimi arzumuz ve umudumuzdur. Üzerinde yaşadığımız geniş coğrafyanın bize söylediği; çatışarak değil kucaklaşarak yaşamanın tek seçenek olduğudur. Bunu başaracak tek siyasi irade de Cumhur İttifakı’dır. Gerisi sadece fasa fisodur, fuzuli ezberdir, gürültü kirliliğidir.

Bizimle milliyetçilik yarışına girip kutlu ceddimiz ve rahmetle yad ettiğimiz Süleyman Şah’ın türbesiyle ilgili dedikodu yapan Kılıçdaroğlu’na asıl cevabı Türk milleti verecek, Dersim ayarlı bu şahsın gerçek yüzünü muhakkak ifşa edecektir. Bu ise yalnızca bir sabır ve zaman meselesidir.”

Paylaşın

AK Parti’nin 55 Milyar Dolarla Seçimi Alma Hesabı

Gazeteci Murat Yetkin, AK Parti’nin seçimi alma hesaplarında 55 milyar dolar civarında dış kaynak bulmak olduğunu söyledi: Suudi Arabistan’dan 20, Katar’dan 15, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Rusya’dan ise 10’ar milyar dolar.

“Yani bir yandan hayat pahalılığı ve enflasyonla mücadeleyi bakkal etiketlerine bağlarken 55 milyar doları nereden bulacak hükümet ve neden mesela 50 değil, 60 değil de 55?” sorusunun kendisine yöneltilebileceğini söyleyen gazeteci, yetkinreport.com ‘da yayınlanan yazısında şunları kaydetti:

“Bunu soranlar eğer dış güçlerin etkisinde değilse hükümetin hesap-kitap inceliklerinden bihaber sayılır.

“AK Parti’nin ‘çalının büyümesini bekleyecek’ zamanı yok”

Ayrıca bunu Nasreddin Hoca’nın ‘çalı ekeceğiz, koyun geçecek, yün bırakacak, iplik yapıp satacağız’ hikayesine benzetenlerin iyi niyeti de şüpheli. Zaten öyle çalının büyümesini, koyunun geçmesini filan bekleyecek zamanı da yok AK Partinin. Seçime şurada en fazla 10 ay var.

‘En fazla’ diyorum, çünkü bir süredir iktidarın ‘erken seçim hüllesi’ yapıp seçimleri Nisan-Mayıs aylarına alacağı konuşuluyor, 14 Mayıs tarihinden filan bahsediliyor, malum.

“AK Parti’nin bulacağı dış kaynak dış güç sayılmıyor”

Cumhurbaşkanın öngördüğü üzere ekonominin Şubat-Mart aylarında düzelip halkı seçimde mührü yine Ampule basması için dışarıdan kaynak gerekiyor. Çünkü Merkez Bankasının (TCMB) yayınladığı son piyasa katılımcı anketinde dahi yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 70’i, dolar beklentisi ise 19 lirayı aştı.

Ve hayır, AK Parti’nin bulacağı dış kaynak dış güç sayılmıyor.

“55 milyar nereden?”

Gerçi bu müjde bana AK Parti taraflarından daha Mayıs ayında ‘Öyle bir para girdi ki, ekonomi hemen kurtulur, yeter ki doğru kullanılsın’ diye verilmişti. Ziraat Bankasının önceki genel Müdür Yardımcılarının Temmuz ayında 55 milyar doların yakında ‘Hazine’ye gireceğini’ duyduğunu yazmasından önce yani.

Ekonomiye pompalanarak döviz kurunu düşürecek, kış aylarında doğal gaz ve elektrik fiyatlarını indirecek, seçim öncesi hayat pahalılığına çare bulacak bu 55 milyarın dökümüyse şöyle çıkarılıyordu: Suudi Arabistan’dan 20, Katar’dan 15, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Rusya’dan ise 10’ar milyar dolar gelecekti.

Nitekim paranın ucu daha temmuz sonunda Rusya’dan göründü. Akkuyu nükleer enerji santrali üzerinden ilk 2,1 milyar dolar Rus parası geldi. Türk müteahhitlik şirketi İçtaş’ın alelacele tasfiye edilme çabaları ve tartışmalarının ortasında, Akkuyu’nun Türkiye’nin değil, Rusya’nın Türkiye’deki atom enerjisi santrali olduğu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez tarafından ilk kez resmen tescil edildi. (…)”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın