Pervin Buldan: Gücünüz HDP’yi Bitirmeye Yetmez

Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde vatandaşlara seslenen HDP Eş Genel Başkanı Buldan, konuşmasında, “Ülke krizlerle, beşli çetelere verilen ihaleler ile yönetiliyor. Yoksulun, işçinin cebinden alıp zengine dağıtan, beşli çeteye, yandaşlarına dağıtan, kendi koltuğu dışında bir şey düşünmeyen bu iktidarın gitme zamanı gelmiştir. Onlar da bu durumu görüyor ve biliyorlar” dedi.

Haber Merkezi / Buldan, konuşmasının devamında, “Bunun için de halkın yüzüne bakacak yüzleri yok. Onlar bizim gibi sokak sokak, meydan meydan dolaşmıyorlar. Onlar bizimle kumpas davaları, ellerinde tuttukları medya ve yargı sopası ile kirlimize etmeye çalışıyorlar. Size buradan sesleniyoruz; sizin gücünüz HDP’yi bitirmeye yetmez, işte HDP burada. HDP gittiği her yerde aynı sempati ve ilgiyle karşılanıyor. Çünkü HDP’nin Türkiye toplumunun yanında ayrı bir yeri var” ifadelerini kullandı.

Pervin Buldan, konuşmasını, “Şuan siyaset yaptığımız her alana saldırı yapılıyor. Mecliste dokunulmazlık fezlekeleri hazırlanıyor. Daha geçen gün Çakıcı’nın avukatı mecliste milletvekilimiz Garo Paylan’a yönelik bir kaos planına devreye sokacağını anlattı. Hatta Meclis içerisinde yapacağını anlattı. Bunu söylemesine rağmen Meclis başkanından, Adalet Bakanı’ndan ses yok. Çünkü bu ülkeyi karanlık odaklara, çetelere teslim ettiler. Halkımız bu suikastlar asla izin vermeyecektir” cümleleriyle sürdürdü.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde  esnafla buluştu. Ziyaretin ardından Buldan, Özgürlük Meydanı’nda vatandaşlara seslendi.  Yolsuzluk, kriz ve sefaletle ilgili değerlendirmeler yapan Buldan’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Bugün HDP’yi HDP yapan siz değerli halkımızsınız. İyi ki varsınız. Bugün Hakkari’de olmaktan büyük bir onur ve gurur duyuyorum. Çünkü ben Hakkari’nin topraklarında doğdum ve büyüdüm. Ben sizin evladınızım. Ben Hakkariliyim ve Hakkarili olmaktan gurur duyuyorum.

Türkiye’nin her bir tarafını halkımızla buluşmak üzere karış karış geziyoruz. Kongremizden sonra teşekkür ziyaretleri için her yeri dolaşıyoruz. Dün Ege Manisa’daydık, bugün Hakkari Serhat’tayız. Yarın Kars’ta olacağız, öbür gün Şırnak’ta. Ve daha sonra Türkiye’nin her tarafını gezmeye devam edeceğiz. Çünkü biz biliyoruz ki bu ülkenin umudu HDP’dir. Sizler Ankara’ya gelerek ve kongremize katılarak bizlere büyük güç ve moral verdiniz. Şimdi de biz sizlere teşekkür etmek için yanınızdayız.

Sandıklarda öyle bir fark atacağız ki!

Bugün bu ülkenin sorunlarının, krizlerinin nedeni bu ülkeyi yöneten AKP-MHP ittifakıdır. Seçimlere az kaldı. Biz onları sandıkta göndereceğiz. Biz alnımızın akı, halkımızın gücü ve kararlılığıyla sandıklarda öyle bir fark atacağız ki onlar bile gördüklerine şaşıracaklar. Kazanacağız, çünkü bu ülkeyi artık bu şekilde yönetmelerine izin vermeyeceğiz. Her gün bu ülkeyi yoksulluk, açlık ve krizlerle terbiye etmeye çalışan iktidara ders verme zamanı gelmiştir. Bu ülkedeki bütün sorunların kaynağında AKP’nin yönetim anlayışı var. AKP’nin bu ülkeyi yönetemediğini herkes biliyor.

İktidarın gitme zamanı gelmiştir 

Bu ülke 5’li çetelere verilen ihaleler ile yönetiliyor. İşçinin, yoksulun, esnafın cebinden alıp zengine ve yandaşına dağıtan, kendi iktidarı dışında ülkeyi ve halkları düşünmeyen, bu açlığı ve sefaleti görmeyen iktidarın gitme zamanı gelmiştir. Onlar da bunun farkındalar. Artık gitmelerinin zamanının geldiğini görüyorlar. Halkın yüzüne bakacak yüzleri yok. Meydanlara çıkamıyor, il il dolaşamıyorlar. Halk buluşmaları gerçekleştiremiyorlar. Onlar sadece ellerinde tuttukları medyayla, yargıyla, bunun gücüyle bizi yıpratmaya çalışıyorlar. Her gün yargı sopasını bizim üzerimizde tutarak HDP’yi siyaset arenasının dışına itmeye çalışıyorlar. Kolay mı, var mı gücünüz? İşte, gelin görün. HDP gittiği her yerde aynı teveccühle, ilgiyle, sempatiyle karşılanıyor.

Suikast planı ortaya çıktı, yargıdan ses yok

HDP’nin artık Türkiye halklarının gözünde ayrı bir yeri var. Herkes HDP’yi bitmeye ve yok etmeye çalıştıklarını görüyor. Cezaevleri HDP’lilerle dolu. Cezaevleri hasta tutuklularla dolu. Bugün partimizin siyaset yaptığı her yere bir saldırı düzenleniyor. Meclis’te milletvekillerimiz hakkında fezleke hazırlanıyor. Meclis’te Çakıcı’nın avukatı bir kaos planını devreye soktuklarını ilan etti. Bizim milletvekilimize, Garo Paylan’a bir suikast planladığını ve son anda gerçekleşmediğini, Meclis içinde bunu yapacaklarını itiraf etti. Ama yargıdan, AKP’den ses yok. Meclis Başkanından ses yok. Bu ülkeyi karanlık odaklara teslim ettiler, bu ülkeyi çetelere teslim ettiler. Artık yönetemediklerini hepimiz biliyoruz. Bu krizlerin, kaosların, suikastların gerçekleşmesine halkımız izin vermeyecektir.

Sandıklar NATO koridorlarına kurulmayacak

AKP seçimi kazanabilmek için NATO koridorlarında, Şam’da, Tahran’da kendine yandaş arıyor. Sanıyor ki sandıklar NATO koridorunda, Şam’da, Tahran’da kurulacak. Hayır, sandıklar Türkiye’de kurulacak.

Bu Kürt düşmanlığı, kadın düşmanlığı, HDP düşmanlığı size mutlaka kaybettirecektir. Kürtler başta olmak üzere Türkiye halklarının gelecekte söz sahibi olmasının önüne hiçbir güç geçemeyecektir. Artık HDP söz sahibi olacak, yönetimde mutlaka yer alacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. HDP sorunların anahtarıdır. Bu anahtar halkımızın elindedir.

HDP olmadan hiçbir sorun çözülemez

HDP olmadan bu ülkede kimse bir denklem kuramayacaktır. Hiçbir sorun çözülemeyecektir. Kimsenin kuşkusu olmasın; bu ülkeye adaleti, barışı, demokrasiyi ve insan haklarını mutlaka getireceğiz. AKP bu ülkede barışın da demokrasinin de adaletin de hukukun da kırıntısını bile bırakmadı. Ancak halkımız en büyük dersi seçimlerde verecektir.”

Paylaşın

‘Sosyalist Güç Birliği’ İttifakı Kuruldu: Birlikte Yürüyeceğiz

Devrim Hareketi (DH), Sol Parti, Türkiye Komünist Partisi (TKP) ve Türkiye Komünist Hareketi (TKH) Millet İttifakı ve Cumhur İttifakı’ndan sonra üçüncü ittifak olan Sosyalist Güç Birliği’ni kurdu.

Haber Merkezi / Ankara’daki Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Makina Mühendisleri Odası’nda (MMO) yapılan basın toplantısıyla kuruluşunu ilan eden ittifak “Ülkemizin Geleceğine Birlikte Sahip Çıkıyoruz” sloganıyla da kamuoyuna çağrı yaptı.

Prof. Dr. Gamze Yücesan Özdemir tarafından okunan bildiride, “Biz aşağıda imzası olanlar, bu bilinçle ülkemizin eşit, özgür ve bağımsız geleceği için birlikte hareket etmek, emekçi halkın hayati sorunlarının kaynağına karşı ortak bir mücadele geliştirmek üzere aşağıdaki temel mücadele hedefleri doğrultusunda bir araya geliyoruz. Tüm yurtsever insanlarımızı ülkemizin geleceğine birlikte sahip çıkmaya çağırıyoruz” denildi.

“AKP’nin yarattığı bu felaketle bütünlüklü bir hesaplaşma geniş emekçi halk kesimleri için adeta bir hayat memat meselesine dönüşmüştür” denilen ortak açıklamada, ”Buna karşı Millet İttifakı’nın sağ ve sermaye yanlısı karakteri ile politikalarının da ülkemizin ve halkımızın gerçek sorunlarına çözüm olamayacağı açıktır” ifadelerine yer verildi.

Bildirinin tamamında ise şu ifadeler yer aldı;

“Cumhuriyet tarihinin en kritik dönemlerinden birinden geçiyoruz.

AKP, yirmi yıllık iktidarı boyunca Cumhuriyet’in kazanımlarını tek tek ortadan kaldırarak tam boy piyasacı ve işbirlikçi bir siyasal İslamcı rejimi kurdu. Sermaye yanlısı uygulamalarıyla emperyalist-kapitalist sistemin ülkemiz üzerindeki boyunduruğunu güçlendirdi. Hak ve özgürlükleri tümüyle ortadan kaldırarak sürdürülen bu sömürü ve baskı düzeni ülkemizi sonu gelmez bir felakete sürükledi.

Bu durum bugün ülkenin en temel sorunu haline gelmiş, AKP’nin yarattığı bu felaketle bütünlüklü bir hesaplaşma geniş emekçi halk kesimleri için adeta bir hayat memat meselesine dönüşmüştür.

Buna karşı Millet İttifakı’nın sağ ve sermaye yanlısı karakteri ile politikalarının da ülkemizin ve halkımızın gerçek sorunlarına çözüm olamayacağı açıktır.

Bu tablo halkımız için bir çıkış yolu sunmamaktadır. Her türlü hile ve zorbalığa başvuracağı açık olan gerici iktidardan ülkemizin kurtulması ancak ilerici toplumsal kesimlerin örgütlü ve dinamik mücadelesiyle sağlanabilir.

Önümüzdeki kritik eşikte bu halk düşmanı rejime son vermek için, yirmi yıldır AKP’ye ve onun temsil ettiği bu düzene karşı mücadelenin her aşamasında olduğu gibi, bugün de üzerimize düşen sorumlulukları eksiksiz yerine getireceğiz. Biz aşağıda imzası olanlar, bu bilinçle ülkemizin eşit, özgür ve bağımsız geleceği için birlikte hareket etmek, emekçi halkın hayati sorunlarının kaynağına karşı ortak bir mücadele geliştirmek üzere aşağıdaki temel mücadele hedefleri doğrultusunda bir araya geliyoruz. Tüm yurtsever insanlarımızı ülkemizin geleceğine birlikte sahip çıkmaya çağırıyoruz:

Yarınlarımızı sermaye çetelerinin, tarikatların, bir avuç haraminin ve emperyalizmin pençesinden gerçekten kurtararak emekçilerin laik, demokratik, bağımsız cumhuriyetini kurmanın yolu da buradan geçecektir.

1- Ülkenin ve halkın geleceği hakkında tüm kararların, yerli ve yabancı sermaye ile gericiliğin ve emperyalizmin çıkarlarını temsil eden, siyasi iktidarın tek bir kişide toplandığı bu ucube rejim ortadan kaldırılmalıdır. Emekçi halkın siyasete güçlü bir biçimde katılımını sağlayacak, seçim sistemi de dâhil olmak üzere, bütünlüklü bir mekanizma kurulmalıdır.

2- İnsanın insanı sömürdüğü, eşitsizlik ve adaletsizliğin her gün daha da derinleştiği bu toplumsal ve siyasi düzeni reddediyoruz. Sermaye ve patronların zenginleştiği, emekçilerin her geçen gün yoksullaştığı kriz koşulları hızlı bir çöküşü de işaret etmektedir. Bu gidişi tersine çevirmek, sömürünün ve işsizliğin ortadan kaldırılacağı, insanca bir yaşamın kurulacağı bir cumhuriyet için harekete geçiyoruz. Özelleştirmelere son verilmeli, peşkeş çekilmiş bütün kamu varlıkları ve sektörler kamulaştırılmalıdır. Eğitim, sağlık ve bakım hizmetleri başta olmak üzere tüm insani ihtiyaçlar kamu hizmeti olmalı, eşit ve ücretsiz sunulmalıdır. Emperyalist tekellerin topraklarımız üzerindeki yağmasına son verilmeli, ekonomi planlama ilkesine göre yeniden tasarlanmalıdır.

3- Bağımsız ve egemen bir Türkiye için emperyalizme karşı mücadelede kararlıyız. Emperyalizmin yeni savaş cepheleri açarak coğrafyamızı yıkıma sürüklediği, savaş örgütü NATO’nun yayılmacı politikalarını en tehlikeli savaş senaryolarıyla hızlandırdığı bir dönemde yıllardır dile getirdiğimiz hedef daha da acildir: Türkiye NATO’dan çıkmalıdır. Ülkemizdeki yabancı üsler kapatılmalıdır.

4- Devletin tüm kademelerine ve toplumsal yaşama egemen olan tarikatlara, bilimsel düşünceyi ve tüm özgürlük alanlarını yok ederek başta kadınlar, gençler ve çocuklar olmak üzere tüm toplumu dinselleşmeyle baskı altına almaya çalışan gericiliğe karşı, laiklik için bir araya geliyoruz. Tarikat ve cemaat kadrolaşmaları tasfiye edilmelidir. Eğitim birliği sağlanmalı, tarikat ve cemaat okulları ile yurtları kapatılmalıdır.

5- Yurttaşlığın tesis edilerek etnik, dinsel, mezhepsel ve toplumsal cinsiyetten kaynaklı farklılıklar nedeniyle ayrımcılığın ve karşıtlıkların ortadan kaldırıldığı, herkesin eşit ve kardeşçe yaşayacağı özgür bir cumhuriyet hepimizin özlemidir. Bunu gerçekleştirmek isteyen herkesi ortak mücadeleye davet ediyoruz.

Türkiye’nin aydınlık geleceği için bu temel ilkeler doğrultusunda Sosyalist Güç Birliği olarak birlikte yürüyeceğiz. Yaklaşmakta olan seçimlerde de devrimci sorumluluğun bilinciyle ülkemizin geleceğine birlikte sahip çıkacağız.

Tüm ilericileri, sosyalistleri, komünistleri, devrimcileri, yurtsever emekçi halkımızı bu sorumluluğu paylaşmaya ve Sosyalist Güç Birliği’ni birlikte büyütmeye çağırıyoruz.”

Paylaşın

İkinci El Otomobil Satışını Kısıtlayan Düzenleme Danıştay’a Taşındı

İkinci el otomobillerin ilk tescil tarihinden sonra 6 ay ve 6 bin kilometre dolmadan satılmasını kısıtlayan düzenle Danıştay’a taşındı. Düzenlemeyi Danıştay’a taşıyan Avukat Tamer Atalay, “Mülkiyet hakkına aykırı” dedi.

Ticaret Bakanı Mehmet Muş tarafından duyurulan ve ikinci el otomobillerin ilk tescil tarihinden itibaren 6 ay ve 6 bin kilometre dolmadan satılmasına sınır getiren ‘İkinci El Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’, avukat Tamer Atabay tarafından 6 Ağustos’ta Danıştay’a taşındı.

1 Temmuz 2023’e kadar geçerli olacak düzenlemenin ‘anayasanın mülkiyet hakkına aykırı’ olduğunu öne süren Atabay, “Ayrıca İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne aykırı. Bu nedenle iptal davası açtık. Çünkü tüm kamu kuruluşlarına verilen mülkiyet hakkına aykırı bir yönetmelik. Mülkiyet hakkı ne demek? Ben bir aracı kiralayabilirim, satabilirim veya kullanabilirim. Bu yönetmelikle artık aracı satamayacağım söyleniyor” dedi.

“Hukuk bunu tanımıyor” diyen Atalay, “Bir tacir veya vatandaş tüm yatırımlarını buna yapmış olabilir. Siz birden ‘Devlet olarak bunu yapmanı kısıtlıyorum’ diyemezsiniz. Bir tacir hukuk düzeninde, hukukun vermiş olduğu ölçüde kar oranı hangisinde fazla ise ondan yararlanma hakkına sahiptir. Hal böyleyken bir oldu bitti ile ‘Bunu kısıtlıyorum’ denilemez. Dolayısıyla Danıştay’da dava açtık” diye konuştu.

Yönetmeliğin Danıştay’dan döneceğine inandıklarını vurgulayan Atabay, “Mülkiyet hakkındaki bir hak. Bu ancak kanunla sınırlandırılabilir, yönetmelikte yapılamaz” dedi.

Yönetmeliğin öngörülebilirlik ilkesine de aykırı olduğunu belirten Atalay, “Bir şirket çok kâr getirdiği için bu yönteme başvurabilir. Örneğin yatırımlar tüm imkanlar kullanılarak bu yönde yapılmışken, bu aracın satımı yasaklandığı zaman büyük bir zarara neden olacaktır. Bu nedenle Danıştay’ın, anayasanın vermiş olduğu hakkı koruyacağını düşünüyoruz” ifadesini kullandı.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Süper Lig, 19 Takım’dan 195 Transfer

Süper Lig’de 17 Haziran’da başlayan ve 8 Eylül 2022’de sona erecek Birinci Transfer ve Tescil Dönemi’nde kulüpler iki ayı geride bıraktı. Futbolda yaz ve kış olarak ikiye ayrılan transfer dönemleri ise en yoğun geçen aralıklar. 

Bu sezon 19 takımla oynanacak ve 36 hafta sürecek Süper Lig’de mücadele edecek kulüpler, şampiyonluk, Avrupa kupaları ve Türkiye Kupası’nda başarı için ter dökecek.

Bu doğrultuda bir yandan 2022-23 sezonuna başlayan takımlar, diğer yandan kadrolarını güçlendirmek için transfer çalışmalarına da devam ediyor.

Independent Türkçe’den Mehmet Altuntaş, Transfermarkt verileri doğrultusunda kulüplerin gerçekleştirdiği transferleri mercek altına aldı.

17 Haziran’da açılan transfer penceresinde Süper Lig’de yer alan 19 kulüpten 17’si kadrolarını 195 oyuncu ile takviye etti. 20 Ağustos 2022 itibariyle sadece Kayserispor’un UEFA tarafından verilen 3 sezonluk transfer yasağı nedeniyle transferi bulunmuyor.

“Dört Büyükler”den 35 takviye

Süper Lig’de “Dört Büyükler” olarak adlandırılan ve en çok şampiyonluk yaşayan takımlar olan Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ile Trabzonspor’un şu ana kadar yaptıkları takviye ise 35’i buldu.

Fenerbahçe transfer döneminde Lincoln Henrique, Bruma, Emre Mor, Joshua King, Tiago Çukur, Willian Arao, Joao Pedro, İrfan Can Eğribayat, Ezgjan Alioski, Luan Peres ve Gustavo Henrique ile birlikte 12 ismi takıma dahil etti.

Beşiktaş, Gedson Fernandes, Romain Saiss, Cenk Tosun, Wout Weghorst, Jackson Muleka, Emrecan Uzunhan, Arthur Masuaku ile 7; Trabzonspor ise Trezeguet, Eren Elmalı, Doğucan Haspolat, Jens Stryger Larsen, Denswil, Enis Bardhi, Marc Bartra ve Montasser Lahtimi transferleriyle 8 ismi kadroya kattı.

Bu sezon transferde sessiz kalan ancak sonra da attırdığı imzalarla adından söz ettiren Galatasaray, Abdülkerim Bardakcı, Kazımcan Karataş, Sergio Oliveira, Haris Seferovic, Leo Dubois, Fredrik Midtsjö, Dries Mertens ve Lucas Torreira ile 8 transferi resmiyete döktü.

Transferin şampiyonu Adana Demirspor

Geçen yılın sürpriz takımlarından Adana Demirspor, yaz döneminde transferin en hızlı ekibi oldu. Adana temsilcisi, bir aylık süreçte 19 transfer yaparak bu alanda rekoru elinde bulunduruyor.

Demirspor şu ana Onyekuru, Arda Kurtulan, Dyzuba, Ndiaye, Kevin Rodrigues, Yusuf Sarı, Aias Aosman, Berk Yıldız, Abdurrahim Dursun, Ali Yavuz Kol, Ertaç Özbir, Mahamadou Ba, Salih Kavrazlı, Abdulsamet Burak, Giorgi Khabuliani, Samuel Nongoh, Jovan Manev, Yaroslav Rakitskyi ve Goran Karacic’i kadrosuna kattı.

Süper Lig’in yeni ekibi Ankaragücü, Adana Demirspor’un ardından 16 oyuncuyla anlaşarak ikinci sırada bulunuyor.

Başkent temsilcisi şu ana kadar Lamine Diack, Nihad Mujakic, Mervan Yiğit, Marlon, Jese, Anastasios Chatzigiovanis, Federico Machedai, Uros Radakovic, Giorgi Beridze, Oğuz Ceylan, Fıratcan Üzüm, Pedrinho, Doğukan Kaya, Pepe, Ali Sowe ve Nurullah Aslan’la anlaştı.

Gaziantep Futbol Kulübü’nün 15 ismi kadroya dahil ederek transfer döneminin en aktif 3. ekibi olduğu görüldü.

Fatih Karagümrük ile Giresunspor, 14’er transferle bu takımların ardında sıralandı. Kasımpaşa ve Ümraniyespor 13’er oyuncuyla anlaşırken, Konyaspor da bu sayı 12 oldu.

En az transfer İstanbulspor’dan

Alanyaspor ve Hatayspor, 10’ar oyuncuya imza attırırken, Başakşehir 8 ismi İstanbul’a getirdi. Antalyaspor ve Sivasspor geride kalan süreçte altışar oyuncuyu kadrosuna kattı.

İstanbulspor ise 3 oyuncuyu renklerine bağlayarak transfer döneminin sessiz ekibi oldu. 2022-23 sezonunda Süper Lig’de mücadele edecek ekiplerden Kayserispor, şu ana kadar transfer yapmayan tek ekip.

Kulüp başkanı Berna Gözbaşı, Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesinden kendilerine ulaşan bir tebligat olmadığını dile getirmişti.

Kayserispor Teknik Direktörü Çağdaş Atan ise “Biz transfer tahtası açılmayacakmış gibi hareket ediyoruz. Takımın büyük kısmını koruduk. Kulübümüz bunlarla ilgili görüşmeler yapıyor. Bunu bir kriz olarak görmüyoruz. Bu tarz durumlarda bunu fırsata çevirmek gerekiyor” şeklinde beyanatta bulunmuştu.

Paylaşın

Cumartesi Anneleri, Cemal Kavak’ın Faillerini Sordu

Cumartesi Anneleri/İnsanları adalet arayışlarının 908.  haftasında, 1996 yılında Diyarbakır’da gözaltına alınan ve cansız bedeni günler sonra Diyarbakır Devlet Hastanesi morgunda bulunan Cemal Kavak için adalet talep etti.

Haftanın açıklamasını İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri yaptı.  Yoleri, Kavak dosyasıyla ilgili şunları söyledi:

“37 yaşındaki Cemal Kavak Diyarbakır’da yaşıyordu. Diyarbakır Vergi Mahkemesi’nde memur olarak çalışan Kavak,  üyesi olduğu Yargı-Sen bünyesinde sendikal faaliyet yürütüyordu.

Cemal Kavak, 24 Nisan 1996 tarihinde arkadaşlarıyla  Hevsel’de bir kahvede buluştu. Burada sohbet eden arkadaşlar saat 23:00 sularında kahveden ayrıldı. Birlikte Dağkapı / İskanevleri hattında çalışan bir minibüse bindiler. Kuruçeşme durağında inen Cemal’den bir daha haber alınamadı.

“Cansız bedeni morgda bulundu”

Bağlar Karakolu’na ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuran aile, oğullarının bulunmasını talep etti. Kendileri de her yerde Cemal’i aramaya başladı.

26 Nisan 1996 tarihinde Diyarbakır Devlet Hastanesi morguna ‘kimliği belirsiz’ bir bedenin geldiği duyumu üzerine baba Gıyas Kavak hastaneye gitti. Söz konusu cansız bedenin oğluna ait olduğunu teşhis etti.

Cemal Kavak’ın bedeni, bir köylü tarafından, Diyarbakır Bismil karayolu kenarındaki sazlık bir hendekte bulunmuştu. Çınar Cumhuriyet Savcısı, adli tıp doktoru ve jandarma ekibiyle olay yerine gitmiş, ‘Ceset incelemesi ve otopsi’ başlıklı bir belge düzenlenmişti.

“Otopsi yapmaya gerek görülmedi”

Bu belgede; ölü muayenesi sonrası, maktulün boynunda iki boğulma izi tespit edildiği ve ölümün iple boğulma sonucunda gerçekleştiği, ölüm nedeni açık olduğu için de sistematik bir otopsi yapmaya gerek görülmediği kaydedilmişti.

Ayrıca Çınar Savcılığı, 1996/231 dosya numarasıyla bir  soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında ailenin isteği üzerine altı tanık dinlendi. Tanıklardan E.Y. ifadesinde  ‘Cemal sol görüşlü olduğu için cinayet siyasi olabilir’ uyarısında bulundu. Ancak etkin bir soruşturma yürütülmedi.

“Dosya sürüncemede bırakıldı”

Çınar Cumhuriyet Savcılığı, 23 Temmuz 1997 tarihinde,  uygulamada dosyayı sürüncemede bırakmanın diğer adı olan, ‘sürekli soruşturma’ kararı verdi. Bu durumda dosya zamanaşımına uğrayana kadar soruşturma devam edecekti.

Ancak devam eden  soruşturmada, jandarma tarafından gönderilen yeni bir delil veya unsur bulunamadığını bildiren birkaç yazı dışında hiç bir gelişme olmadı. Cemal Kavak dosyası iç hukukta zamanaşımı ile kapatılmaya terk edildi.

“AİHM ihlal kararı verdi”

Gıyas ve Cayze  Kavak, oğullarının Devletin bilgisi dahilinde “paramiliter güçler” tarafından öldürüldüğü, Devletin suçun faillerini belirlemek için etkili ve yeterli bir soruşturma yürütmediği ve şikayetleri ile ilgili olarak etkili hukuk yolu bulamadıkları iddiasıyla  4 Ağustos 1999 tarihinde AİHM’e başvurdu.

AİHM 6 Temmuz 2006 tarihli kararında, etkili ve yeterli bir soruşturma yapılmadığı için Sözleşme’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin usulden ihlal edildiği, ayrıca başvuranların Türk hukukunda mevcut hukuk yollarına etkin erişimden mahrum bırakıldıkları için Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi.

“Tazminat ödemek dışında bir şey yapılmadı”

Cemal Kavak’ın cansız bedeninin bulunduğu yerin yaşadığı yerden çok uzakta olması, bedenin bulunduğu yere hangi yönden gidilirse gidilsin çok sayıda güvenlik kontrol noktasından geçilerek gidilebilmesi, bu kontrol noktalarından ölü bir bedenle geçebilenlerin ancak taşıdıkları resmi kimlik vasıtasıyla aramaya tabi tutulmayan kişiler olabileceği dikkate alındığında, Kavak’ın başına gelenlerin, 90’larda OHAL bölgesindeki gözaltında kaybetme uygulamaları ile örtüştüğü açıktır.

Türkiye, Cemal Kavak davasında, bugüne kadar hükmedilen tazminatın ödenmesi dışında AİHM kararına uymak için  herhangi bir adım atmadı. Bu nedenle 908. haftamızda Cemal Kavak dosyasında etkin bir soruşturma ve kovuşturma faaliyeti yürütmek üzere yargı makamlarını göreve çağırıyoruz.”

(Görseller: Arşiv)

Paylaşın

Rusya, Zaporijya Nükleer Santrali’nin Denetlenmesine İzin Verdi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Birleşmiş Milletler (BM) yetkililerine Zaporijya nükleer santralini ziyaret etme ve denetleme izni verileceğini açıkladı. Kremlin açıklamayı, Putin ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasındaki telefon görüşmesinin ardından yaptı.

Bu haber, tesisin yakınında çatışmaların devam ettiği ve Rus bombardımanı sonucu dört sivilin yaralandığı iddialarının ardından geldi.

Öte yandan, ABD Cuma günü Ukrayna’ya daha fazla silah ve mühimmat gönderme sözü verdi.

Fransız ve Rus liderler arasındaki telefon görüşmesinin ardından yapılan açıklamada Kremlin, Putin’in BM denetçilerine Zaporijya nükleer santraline erişmek için “gerekli yardımı” sağlamayı kabul ettiğini kaydetti.

Tesis, Mart ayının başından beri Rus işgali altında bulunuyor, ancak tesisi Ukraynalı teknisyenler Rus yönetimi altında işletiyor.

Kremlin’in açıklamasında, “her iki liderin de” sahadaki durumun değerlendirilmesi için Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) uzmanlarının tesise gönderilmesinin önemini vurguladığı belirtildi.

BM’ye bağlı IAEA direktörü, Putin’in açıklamasını memnuniyetle karşıladı ve santrali bizzat ziyaret etmeyi istediğini söyledi.

Rafael Grossi, “Bu son derece değişken ve kırılgan durumda, dünyanın en büyük nükleer santrallerinden birinin güvenliğini daha fazla tehlikeye atabilecek yeni bir adım atılmaması hayati önem taşımaktadır” dedi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, günlük konuşmasında teftiş olasılığını memnuniyetle karşıladı, ancak detayların üzerinde hâlâ çalışıldığını söyledi.

Zelenskiy, “Rusya’nın radyasyonla şantajı devam ederse çeşitli Avrupa ülkelerinin tarihine bu yaz, tüm zamanların en trajik yazlarından biri olarak geçebilir” dedi.

Kiev, Rusya’nın tesisi bir askeri üsse dönüştürdüğünü ve tesise askeri teçhizat, silah ve tesisi Dinyeper Nehri kıyısındaki kasabalara saldırmak için kalkan olarak kullanan yaklaşık 500 asker yerleştirdiğini savunuyor.

Son haftalarda, Kiev ve Moskova saldırılardan birbirlerini sorumlu tutarken, tesisin etrafındaki alan ağır topçu ateşi altında kaldı.

Ukraynalı yetkililer, Rusya’nın santrali çevreleyen alana yönelik bombardımanının Cuma günü de devam ettiğini iddia etti ve Moskova güçlerini tesisle arasından nehir geçen Marhanets kentinde dört sivili yaralamakla suçladı.

Bölge valisi Valentin Rezniçenko Telegram’daki açıklamasında, bölgede beş evin de hasar gördüğünü iddia etti.

Rusya: Ukrayna tesiste küçük bir kazaya yol açmak istiyor

Denetçilere erişim izni verme konusunda bir miktar isteklilik göstermelerine rağmen, Rus yetkililer siteyi askerden arındırma yönündeki uluslararası talepleri açıkça reddetti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın basın bürosu müdür yardımcısı Ivan Neçayev Cuma günü yaptığı açıklamada, böyle bir adımın tesisi “daha da savunmasız” bırakacağını savundu.

Bu arada Rusya, Ukrayna’nın Zaporijya nükleer santraline yönelik “provokasyonlarını” detaylandıran bir mektubu BM Güvenlik Konseyi’ne sundu.

Moskova Ukraynalıların, Rusya’yı “nükleer terörizm” ile suçlayabilmek için, radyasyon sızıntısını da içeren “küçük bir kaza” olacağına inandıkları bir duruma yol açmak istediklerini iddia etti.

Mektup, Rus birliklerinin bölgede silah depoladığı iddiasını yalanladı, Ukraynalıların tesisi bombaladığı iddiasını yineledi.

ABD’den Ukrayna’ya ek yardım

Öte yandan Washington, Ukrayna için yeni bir 775 milyon dolarlık savunma ekipmanı paketi açıkladı.

Finansman, Himars roketatar sistemi, topçu mühimmatı, insansız hava araçları ve tanksavar füzeleri için harcanacak.

Reuters’ın haberine göre üst düzey bir ABD savunma yetkilisi, pakette ilk kez mayına dayanıklı araçların da bulunacağını aktardı.

Ukrayna Rus işgaline karşı savaşında büyük ölçüde Batılı müttefiklerinden silah tedarikine ihtiyaç duyuyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Kanser Kaynaklı Ölümlerin Neredeyse Yarısı Yaşam Tarzından Kaynaklı

Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre kanser, kalp hastalıklarından sonra dünya genelinde ikinci önde gelen ölüm nedenidir. Yeni bir araştırma, dünya genelinde kansere bağlı ölümlerin neredeyse yarısının önlenebilir risk faktörlerinden kaynaklandığını ortaya koydu.

Haber Merkezi / Araştırmaya iyi tarafından bakıldığı zaman, bu durum, önlenebilir risk faktörlerini kontrol ederek ve yöneterek, çeşitli kanser risklerinden ve ölümlerinden kaçınılabileceğini göstermektedir.

Araştırma, 2019 yılında yaşanan tüm kanser ölümlerinin yüzde 44,4’ünün yani nerdeyse yarısının önlenebilir risk faktörlerinden kaynaklanabileceğini ortaya koyuyor.

Veriler ayrıca, önlenebilir kanser ölümlerinin artmakta olduğunu ve 2010’dan 2019’a kadar dünya genelinde yüzde 20,4 oranında arttığını göstermektedir. Bu, endişe verici.

Dünya genelinde önlenebilir kanser ölümlerinin üç önde gelen risk faktörü bulunmaktadır:

Sigara kullanımı

Sigaradaki kimyasallar DNA’ya zarar verir ve hücrelerin herhangi bir DNA hasarını onarmasını zorlaştırır. Ayrıca hücreleri kanserden korumaya yardımcı olan DNA parçalarına da zarar vermektedir. Aynı hücrede zamanla oluşan bu DNA hasarının birikmesi kansere yol açmaktadır.

Sigara kullanımı vücudun hemen her yerinde kansere yol açabilir. Ağız ve boğaz, yemek borusu, mide, kolon, rektum, karaciğer, pankreas, gırtlak, soluk borusu, bronş, böbrek ve renal pelvis, mesane ve serviks kanserine neden olabilir.

Çok fazla alkol içmek

Çak fazla alkol tüketimi karaciğere zarar vererek iltihaplanma ve yara izine yol açarak karaciğer kanseri riskini artırabilir. Alkol tüketimi ayrıca daha yüksek kolon ve rektum kanseri riski ile ilişkilendirilmiştir.

Alkol alımını azaltmak kanser riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Alkol tüketim ne kadar kısılabilirse, kansere yakalanma riski de o kadar azalmaktadır.

Daha az alkol tüketmek ayrıca, yüksek tansiyon ve karaciğer hastalığına yakalanma riskini de azaltmaktadır.

Yüksek vücut kitle indeksi yada kilo problemi

Çok fazla kilo, belirli kanser türlerini geliştirme riskini ve tedavi sonrası bile kanserin tekrar ortaya çıkma olasılığını artırabilmektedir.

Araştırmanın yazarları, bu bulgulara dayanarak, dünya genelinde kanser yükünün önemli bir bölümünün bilinen kanser risk faktörlerinden kaynaklı olduğunu ve risk faktörlerinin kontrolü yoluyla kanser yükünün büyük bir bölümünün önlenebileceğini vurguladılar.

Araştırma ilk olarak The Lancet dergisinde yayınlandı. Araştırmada bilim insanları, 2010’dan 2019’a kadar 204 ülkede 23 kanser türünü ve 34 risk faktörünü inceleyerek kanser ölümleri ve sakatlıklarına odaklandılar.

Paylaşın

Hamas’tan Türkiye’ye ‘İsrail’ Tepkisi: Reddediyoruz

Türkiye ve İsrail’in ilişkilerini en üst düzeye çıkarması ve karşılıklı büyükelçi atama kararı almasını Sputnik’e değerlendiren Hamas’ın Siyaset ve Dış İlişkiler Daire Başkanı Dr. Basem Naim, bu adımın İsrail’in işgallerine yeşil ışık anlamına geldiğini ifade etti.

Naim, “İsrail’deki rejimle ilişki kurma ve normalleşmeye yönelik herhangi bir ülkeden atılacak her adımı reddediyoruz. Ve bunu davamız için çok zararlı bir adım olarak görüyoruz” dedi.

Rus haber ajansı Sputnik’ten Turan Salcı’ya konuşan Naim, “İsrail işgali altındaki Filistin halkı olarak, İsrail devleti ile normalleşmeye yönelik herhangi bir adımın bu işgalin meşrulaştırılmasına, Kudüs dâhil yasadışı yerleşimlerin genişletmesine ve halkımıza karşı savaş suçları işlemeye devam etmesine yeşil ışık olduğunu düşünüyoruz” diyerek şöyle devam etti:

“Bu nedenle İsrail’deki rejimle ilişki kurma ve normalleşmeye yönelik herhangi bir ülkeden atılacak her adımı reddediyoruz. Ve bunu davamız için çok zararlı bir adım olarak görüyoruz. Bu nedenle tüm Arap, İslam ve dünya genelindeki dost ülkelerimizi, Filistin’e bağımsız egemen devlet haklarını verene kadar, köylerimize ve şehirlerimize geri dönene kadar yani rejim uluslararası hukuktaki yükümlülüklerini yerine getirene kadar İsrail’i boykot etmeye ve yaptırım uygulamaya çağırıyoruz.”

‘İşgali ve kuşatmayı sürdürmesine destek’

“Türk devletinin, bağımsız egemen bir Filistin devletinin haklarına sürekli desteği olduğunu biliyoruz” diye devam eden Naim, “Ancak Filistin’e ulusal haklarını vermeden işgal rejimiyle ilişkinin normalleşmesine yönelik herhangi bir adım İsrail rejimine işgallerini ve kuşatmalarını sürdürme planlarına destek ve planlarını bizim topraklarımızda uygulamaya devam etmelerine yeşil ışık olarak görülecektir” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Sağlık Açısından En Riskli Akıllı Telefonların Listesi Açıklandı

Bankless Times, son raporunda SAR değeri en yüksek akıllı telefonları derledi. Specific Absorption Rate (SAR) Özgül Soğurma Oranı olarak da adlandırılan SAR değeri, akıllı telefonların insan vücuduna yaydığı radyasyon miktarı anlamına geliyor.

Bu radyasyon, belirli bir zaman sonra insan vücuduna zarar vermeye başlıyor. SAR değeri 1 gramlık doku başına düşen değerlerle ölçülüyor. W / Kg ölçü birimiyle ifade edilen bu ölçü oldukça dikkat edilmesi gereken bir nokta.

Bu nedenle bir cihaz satın alırken her zaman bilinen teknoloji şirketlerini tercih etmenizi öneririz. Ancak bazen bilinen üreticilerin cihazları da yüksek SAR değerlerine sahip olabiliyor.

ShiftDelete’in haberine göre; BanklessTimes, son raporunda SAR değeri en yüksek akıllı telefonları derledi. Listede FCC’nin maksimum 1.6W / Kg sınırını aşan sadece bir model bulunuyor. Bu cihaz da 1,79W / Kg radyasyon oranıyla 2020’de kullanıcıların beğenisine sunulan Motorola Edge. Listedeki diğer modellerin radyasyon miktarı belirlenen sınırın altında kaldı.

Örneğin 2019’da tanıtılan Galaxy Note 10+ gibi modellerin 0,19W / Kg seviyelerinde olan SAR değerlerini göz önüne aldığımızda listedeki rakamların yine de yüksek olduğu söylenebilir.

SAR değeri en yüksek akıllı telefonlar;

  • Motorola Edge – 1,79W / Kg
  • ZTE Axon 11 5G – 1,59W / Kg
  • OnePlus 6T – 1,55W / Kg
  • Sony Xperia XA2 Plus – 1,41W / Kg
  • Google Pixel 3 XL – 1,39W / Kg
  • Google Pixel 4a – 1,37W / Kg
  • OPPO Reno5 5G – 1, 37W / Kg
  • Sony Xperia XZ1 Compact – 1,36W / Kg
  • Google Pixel 3 – 1,33W / Kg
  • OnePlus 6 – 1,33W / kG

Yüksek radyasyonun vücuda verdiği zararlar;

  • Görüş alanında daralma
  • Kalp rahatsızlıkları v kalp pilinin bozulma riski
  • Hafıza zayıflaması ve beyin tümörü riski
  • Yoğun stres ve yorgunluk hissi
  • Kalıcı işitme bozuklukları
Paylaşın

‘Altılı Masa’da İlk Tur Görüşmeleri Tamamlanıyor: Gündem Geçiş Süreci

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun ev sahipliğinde bir araya gelecek.

İlk olarak 12 Şubat’ta CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ev sahipliğinde buluşan 6 muhalefet partisinin liderleri, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun ev sahipliğinde, ilk tur görüşmelerin son toplantısını yarın gerçekleştirecek.

Saat 14.00’te başlayacak toplantıda, bundan sonraki görüşme turları için toplantı formatının belirlenmesinin yanısıra, “geçiş sürecinde cumhurbaşkanının yetkileri ve yönetim usulleri”nin masaya yatırılması planlanıyor.

Karamollaoğlu, toplantı öncesinde, masada yer alan liderleri ziyaret ederek, gündeme ilişkin görüş alışverişinde bulunmuştu.

Edinilen bilgiye göre, ilk tur görüşmelerin son toplantısı yapıldığı için, bundan sonraki görüşme turlarının formatının ele alınması bekleniyor.

Kulislere yansıyan bilgilere göre ikinci tur görüşmelerin, TBMM’nin açılmasından sonra, yani Ekim ayında başlaması ve CHP’nin ev sahipliğinde yapılması üzerinde duruluyor.

Ancak bundan sonraki toplantıların her ay mı, yoksa seçim sürecine de girilmesi nedeniyle, temel konuları görüşmek üzerine gereksinim halinde mi toplanması konusunun Pazar günkü toplantıda netleşeceği ifade ediliyor.

“Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı gündeme gelmeyecek”

Toplantıda, 6’lı masanın cumhurbaşkanı adayının kim olacağı konusunun gündeme gelmeyeceği, ancak “geçiş döneminde cumhurbaşkanının yetkilerinin ne olacağı ve yönetim usulleri” konusunun ele alınabileceği ifade ediliyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’a konuşan, Saadet Partisi kaynakları bu konuda şu değerlendirmeyi yaptı:

“Geçiş sürecinde cumhurbaşkanının yetkileri, ne şekilde yöneteceği, parlamento ile ilişkilerinin nasıl düzenleneceğine ilişkin usuller, liderler de uygun görürse gündeme gelebilir.

“Bir toplantıda bitecek konular değil bunlar ama belki bu toplantıda buna dair hedefleri ortaya koyup, komisyonları da çalıştırabilirler. Veya partiler kendi içlerinde çalışsın, sonra biz konuşalım da diyebilirler, bunun yöntemini kendileri karar verir.”

Bu konuda, siyasi partilerin kendi içlerinde yaptıkları çalışmalarla ilgili karşılıklı görüş alışverişinde bulunacağı ifade ediliyor.

Baskın seçim ihtimalinin zayıfladığını düşünen muhalefet partilerinin, isim açıklamayı en sona bırakması yüksek ihtimal görülüyor. CHP’de 29 Ekim gibi simgesel tarihler seslendirilse de, bu konuda ortak görüş yok.

Kulislerde, 6’lı masanın bundan sonraki toplantılarında, adayın nitelikleri, nasıl belirleneceği konularının ele alınabileceği, ancak aday isminin seçim takviminin başlamasına kısa süre kala açıklanabileceği ifade ediliyor.

Seçimin en erken Mayıs ayında yapılabileceği bu nedenle de 6’lı masanın ortak adayda anlaşması halinde, ismin de yılbaşından sonraya kalabileceği belirtiliyor.

Pazar günkü toplantıda ayrıca, seçim güvenliği, daha önceki toplantılarda oluşturulan göç komisyonunun çalışmaları, gündeme ilişkin siyasi gelişmelerin ele alınması bekleniyor. Bu çerçevede, Türkiye’nin Suriye ve İsrail’le ilişkileri normalleştirme adımlarının da masaya gelebilecek konular arasında olduğu belirtiliyor.

Paylaşın