Fenerbahçe’den İçişleri Bakanlığı’na ‘3 Temmuz’ Davası

Fenerbahçe, İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nde İçişleri Bakanlığı’na karşı dava açtı. KAP’a yapılan açıklamada şirketin 3 Temmuz 2011 tarihi ve devamında zararı uğratıldığı gerekçe gösterildi.

Haber Merkezi / Fenerbahçe’nin Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) açıklamasında şu ifadeler kullanıldı:

“Kulübümüz, 3 Temmuz 2011 tarihinde başlayan ve devam eden kumpas soruşturması sırasında, savcılık ve emniyet mensuplarının ‘ağır hizmet kusuru’ niteliğindeki idari işlem ve eylemleri dolayısıyla uğramış olduğu zararlar sebebiyle, Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı’na karşı 19 Ağustos 2022 tarihinde, İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nin 2022/1797 esas dosyası ile maddi ve manevi tazminat ile Fenerbahçe’ye itibarının iadesi talepli tam yargı davası açmıştır. Tüm kamuoyuna bildiririz.”

3 Temmuz süreci

Futbolda şike davası ya da 3 Temmuz süreci, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ne bağlı ekiplerin yapmış olduğu 8 aylık teknik ve fiziki takip inceleme neticesinde 3 Temmuz 2011 tarihinde Türkiye’nin 15 şehrinde eş zamanlı olarak gerçekleştirdiği operasyonla birçok aktif yönetici ile futbolcunun gözaltına alınması sonucu başlayan davadır.

Türk futbol tarihinin en büyük skandallarından birisidir. 2010-11 sezonunda Süper Lig ve 1. Lig’in bazı müsabakalarında şike yapıldığı ve teşvik primi verildiği iddiası üzerine başlatılmıştır.

3 Temmuz 2011 tarihinde yapılan operasyonla halkın haberdar olduğu bu büyük dava, Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz tarafından başlatılmıştır. Daha sonra dava Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Mehmet Berk’e devredilmiş ve bu savcı operasyonları başlatmıştır.

İddianameyi yazdıktan sonra dava Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Ufuk Ermertcan’a teslim edilmiş ve Özel Yetkili İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılama sırasında bu savcı görev yapmıştır. Özel Yetkili Mahkemeler kapatıldığından ötürü, Yargıtay kararı sonrası İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamada ise, Cumhuriyet Savcısı Abdullah Mirza Coşkun görev yapmıştır.

Savcı iddianameyi hazırlayana kadar soruşturmanın ilk evrelerinde 93 sanıktan 31’i tutuklanmış, daha sonra değişen yasa ve duruşmalar sonrasında tahliye edilmişlerdir. Şu anda bu davadan dolayı tutuklu sanık bulunmamaktadır.

Toplam 93 sanıklı dava, ilk olarak Özel Yetkili İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüştür. 14 Şubat 2012 tarihindeki ilk duruşmayla başlayan dava, 2 Temmuz 2012 tarihindeki 23. duruşmada karara bağlanmıştır. Mahkeme Başkanı Hakim Mehmet Ekinci, Üyeler Hikmet Şen ve Bülent Kınay’dan oluşan Mahkeme Heyeti, sanıklara verdiği cezaları açıklamıştır. 93 sanıktan 48’i çeşitli cezalar alırken 45’i beraat etmiştir.

10 Ağustos 2012 tarihinde Özel Yetkili İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi, 682 sayfalık gerekçeli kararını açıklamıştır. Mahkemenin kararını önce savcı, arkasından da sanıklar temyiz etmiştir.

17 Ocak 2014 tarihinde Yargıtay 5. Ceza Dairesi kararını açıklamıştır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, kararların belli bir kısmını onamış, bir kısmını düşürmüş, bir kısım hükümleri de bozmuştur.

6 Mart 2014 tarihinde Cumhurbaşkanı tarafından onanarak yasalaşan “Özel Yetkili Mahkemelerin Kaldırılması” şeklindeki yeni yasa düzenlemesine göre Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından hükümleri bozulan sanıklar, haklarında yapılacak yeniden yargılamada özel yetkili mahkemelerde değil, ağır ceza mahkemelerinde yargılanmıştır. 2 Mayıs 2014 tarihinde ise HSYK tarafından verilen karara göre dava, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmüştür.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay tarafından cezası bozulan 31 sanık ve yeniden yargılanmasına karar verilen 6 sanığın dosyalarını birleştirerek toplam 37 sanığı davada tekrar yargılamıştır. Mahkeme Başkanlığı’nı Hakim Ahmet Civelek’in yaptığı Mahkeme Heyeti 13 Ocak 2015’te başlayan davayı, 9 Ekim 2015 tarihindeki 6. duruşmayla sonlandırmıştır. Mahkeme, yargılanan tüm sanıkların beraatine ve kapatılmış olan Özel Yetkili İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından cezalandırılmış sanıkların ceza hükümlerinin bozulmasına karar vermiştir.

Karara yapılan itiraz sonucunda dosya Yargıtay’a taşınmıştır. 27 Mart 2017 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı “Beraat kararlarının onaylanması ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararın onanması” yönünde tebliğ yaparak dosyayı davanın görüşüldüğü Yargıtay 5. Ceza Dairesi’ne göndermiştir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, temyiz incelemesini hâlen sürdürmektedir.

19 Nisan 2016 tarihinde 28 ilde başlatılan operasyonla, şike adı altında spor kulüplerine kumpas olayına adı karışan çok sayıda gazeteci, avukat ve dönemin bazı emniyet teşkilatı üyeleri göz altına alınmaya başlandı. İlerleyen süreçte, 3 Temmuz 2011’de yapılan operasyonla başlayan şike davasının kumpas olduğu iddiasına dair dava başlatıldı. Davanın ilk duruşması 20 Şubat 2017 tarihinde yapılmış olup, dava 27 Aralık 2021 tarihinde sonlandırılmıştır.

Paylaşın

Sivrisineklerin İnsanları Bulma Kabiliyetinin Sırrı Çözüldü

Sivrisineklerin insan kokusunu algılayabilme becerisini araştıran bilim insanları, onlarda diğer hayvanlardan farklı olarak her nöronda çok sayıda farklı koku reseptörü olduğunu keşfetti.

Özellikle yaz aylarında ne kadar önlem alınırsa alınsın sivrisinekler bir yolunu bulup insanları ısırabiliyor.

Bilim insanları Cell bilim dergisinde önceki gün yayımlanan yeni bir makalede, sivrisineklerin insanları tespit edebilme kabiliyetinin arkasındaki mekanizmayı ortaya koydu.

Araştırmacılara göre, sivrisinekler insanlar tarafından yayılan sıcaklık ve karbondioksit karışımı vücut kokusunu takip ederek yeni besinlerinin yerini bulabiliyor. Çoğu hayvan her tip kokuyu algılayabilen belirli bir nöron grubuna sahipken sivrisinekler birden fazla yolla koku alabiliyor.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre, raştırma ekibinden Boston Üniversitesi Biyoloji bölümü Yardımcı Doçenti Meg Younger, “Diğer hayvanlarla karşılaştırdığımızda sivrisineklerin karşılaştıkları kokuyu algılama şekillerinde bariz farklar bulduk.” şeklinde konuşuyor.

Koku reseptörleri çıkarılsa da insan kokusunu alıyorlar

Araştırmacılar, sivrisineklerin genomlarından insan kokusunu algılayan protein ailesinin tümünü çıkardıktan sonra bile bir şekilde insanları tespit edebildiğini gördü.

Ekip daha sonra, sivrisineklerin çevredeki kimyasallara bağlanan ve nöronlar aracılığıyla beyne sinyal veren antenlerindeki koku reseptörlerini inceledi.

Younger bulguları şöyle açıkladı: “Sivrisineklerin koku alma duyusunun merkezi dogmasını izleyeceğini düşündük, bu da her nöronda yalnızca bir tür reseptör olmasını gerektiriyordu. Ancak bunun yerine aynı nörondaki farklı reseptörlerin farklı kokulara tepki verdiğini gördük.”

Buna göre, bir ya da daha fazla koku reseptörünü kaybeden sivrisinekler yine de insan kokusu algılamaya devam edebiliyor.

Sivrisineklerin insanları tespit içgüdüsü çok güçlü

Araştırmacılar bu yedek reseptör sisteminin bir tür hayatta kalma mekanizması olarak evrimleşmiş olabileceğini düşünüyor.

Younger, “Sarı Humma Sivrisineği insanları ısırma konusunda uzmanlaşmış bir sinek türü. İnsanlar her zaman temiz suya yakın olmuştur ve sivrisinekler yumurtalarını temiz suya bırakır. Dolayısıyla onlar için harika birer besiniz. Onların da insanları bulma dürtüsü son derece güçlü.” şeklinde konuşuyor.

Araştırmacılar sivrisineklerin beyninin nasıl çalıştığını anlamanın ısırma davranışlarına müdahale etmede işe yarayacağına inanıyor.

İnsan kokusunun sivrisineklerin antenlerinde ve beyinlerinde nasıl temsil edildiği bilgisinin, onları insanlardan uzak tutmada yeni yöntemler geliştirme noktasında yardımcı olacağı düşünülüyor.

Ayrıca bu bilgiyle insan kokusunu algılayan reseptör ve nöronları hedef alan sinek kovucuların da geliştirilebileceği belirtiliyor.

Araştırmacılar sivrisinekleri insanlardan uzak tutarak sivrisinek kaynaklı sıtma, dang humması ve sarı humma gibi hastalıkların önüne geçilebileceğini umut ediyor.

Paylaşın

Ukrayna Ziyareti Avrupa Basınında: Erdoğan İkili Oynuyor

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Lviv kentinde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ile yaptığı görüşmenin yankıları sürüyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan savaş sırasında ilk defa dün Ukrayna’ya resmi bir ziyaret gerçekleştiren Erdoğan, üçlü görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, Rusya’nın kontrolü altında olan Zaporijya Nükleer Santralindeki duruma dikkat çekmişti.

Dünkü görüşmeleri yakından takip eden Avrupa basını ise Zaporijya’da olası bir nükleer felaket konusunda uyarıda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “çatışmanın çözüme kavuşturulması için daha fazla sarf edileceği” açıklamasına şüpheyle yaklaşıyor.

İngiltere’den İtalya’ya Avrupa basınında konuyla ilgili çıkan haberleri euro|topics’in derleme ve çevirisiyle aktarıyoruz…

“Erdoğan’ı barış elçisi gibi göstermek abartılı”

Avusturya’nın Salzburger Nachrichten gazetesi, Türkiye’nin arabuluculuk rolüne atıfla, “bu tertibin savaşı sonlandıramayacağını” belirtti:

“Ankara, tahıl anlaşmasıyla sembolik olanın ötesine geçerek arabuluculuk rolünü yerine getirebileceğini gösterdi.

Ancak Erdoğan’ı sırf bu yüzden bir barış elçisi olarak göstermek abartılı olur. Ukrayna’da ‘savaşa son vermek’ üzere görüşmelerin yapılmasını önermesi gerçekçi değil. Zira askeri gerçeklik, arabulucudan daha önemlidir. Ve bu gerçeklik şu anda Moskova’nın ülkede herhangi bir zafer pazarlayabilmesini imkânsız kılıyor.”

“İletişim kanalları daha da önem kazanacak”

Almanya’nın Süddeutsche Zeitung gazetesi, dünkü buluşmanın “barış yol açmasının pek olası gözükmediğini” kaydederek buluşmanın yine de “anlamlı” olduğunu yazdı, iletişim kanallarının önemini vurguladı:

“Savaş sürerken gerekli iletişim kanallarını açık tutmak açısından da önemli bu. Üstelik tahıl anlaşması, dehşetin ortasında dahi uzlaşıya varılabileceğini gösterdi. Zaporijya’da nükleer felaket riskini azaltmak için de acilen böyle bir uzlaşı yolu bulunması gerekiyor.

İletişim kanalları, barışa yönelik koşullar iyileştikçe daha da önem kazanacak. Ancak bu, Ukrayna’ya silah sevkıyatını azaltarak yapılmaz. Aksine, Putin Ukrayna’yı ne kadar zayıf görürse, savaş makinesini durdurmak için o kadar az nedeni olur.”

“Putin ve Erdoğan, kazan-kazan durumunda”

Belçika’nın De Tijd gazetesi, Ukrayna ziyaretinin Erdoğan’ın “ikili oynadığının bir göstergesi” olduğu görüşünü dile getirdi:

“Ekonomik sorunları önlemek için dışarıdan gelecek yardımlar memnuniyetle karşılanıyor ve Rusya da bunu sunmaya hazır. Bunun karşılığında da Türkiye sınırlarını insanlara ve ürünlere sonuna kadar açık tutuyor. Oligarklar ve yatları Türk limanlarına demirliyor.

Erdoğan, gelecek yıl seçimlerle gireceği için ikili oynuyor. Diplomat imajını güçlendirebilecek her şeyden istifade edecektir. Ancak Rusya’yla kurulan ekonomik bağlar da büyük öneme sahip. … Putin ve Erdoğan’ın bir kazan-kazan durumunda olduğu görülüyor.”

Savaş döngüsünü kırmak mümkün mü?

İtalya’nın Corriere della Sera gazetesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın arabuluculuk rolüne atıfta bulundu:

“Savaş döngüsünü kırmanın ve Moskova ile Kiev arasında ateşkese varılması konusunda somut müzakerelere başlamanın halihazırda gerçekten ne ölçüde mümkün olduğu belirsizliğini koruyor. Ama bugün bunu yapabilecek bir arabulucu varsa, o da Recep Tayyip Erdoğan’dır. Üçlü buluşmanın arka planında yatan buydu.

Buğday konusu konuşuldu, Zaporijya bölgesindeki nükleer santralin çevresinde gerçekleşen çatışmaların sebep olabileceği dramatik durum tartışıldı; ancak görüşmenin odak noktasında, çatışmayı nispeten kısa bir süre içinde sona erdirme umudu vardı.”

“Batı tedirgin, Türkiye kazançlı”

İngiltere’nin The Independent gazetesi, Rusya-Ukrayna savaşı sürecinde Erdoğan’ın “şimdiye kadar dengeyi tutturmakta başarılı olduğunu” yazdı:

“Türkiye bir yandan tahıl sevkiyatları başarısıyla diplomaside puan toplarken, diğer yandan da Batı’nın Moskova’ya yönelik uyguladığı yaptırımları görmezden gelerek durumdan istifade ediyor.

Rusya sermayesi ve Rusya vatandaşları ülkede ağırlanmaya devam ediyor, dolayısıyla da Kremlin dostane yaklaşımını sürdürüyor. Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı son sekiz yılın zirvesine çıktı ve Ankara’nın Ulaştırma Bakanı apaçık Rusya’ya yapılan araba satışlarındaki artış ile övünüyor.

Türkiye’nin Rusya’yla işbirliği çabaları Batı’yı tedirgin etmeye devam ederken, Kiev Erdoğan’ın bir muhatap kişi olarak üstlendiği rolü takdirle karşılıyor olabilir.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Süper Kütleli Kara Deliğin Etrafında Işık Halkası Bulundu

Süper kütleli bir kara deliğin ilk kez çekilen fotoğrafını inceleyen bilim insanları, kara delikler hakkında uzun süredir var olan bir teoriyi doğrulayarak, onu çevreleyen ateşli turuncu parıltının altında saklanan parlak bir ışık halkasını ortaya çıkardı.

2019’da bilim insanları, Dünya’dan yaklaşık 53 milyon ışık yılı uzaklıktaki M87 galaksisinin merkezindeki süper kütleli kara deliğin ilk fotoğrafını elde etmek için Olay Ufku Teleskobu’nu kullandı. Turuncu aleve benzeyen bir şeyle çevrili bulanık koyu bir dairenin oluşturduğu görüntü, projede çalışan bilim insanlarından biri tarafından hemen Yüzüklerin Efendisi’ndeki “Sauron’un Gözü”ne benzetildi.

2019’daki görselde ortaya çıkan turuncu parıltı, kara deliğin tek yönlü ağzında kaybolmadan önce giderek daha dar yörüngelerde dönen gaz ve tozun yoğun ısınmasından kaynaklanıyor.

Ancak bilim insanları, teorik olarak M87’deki kara deliğin etrafını saran parlak bir ışık şeridi olması gerektiğini de biliyordu; ışık parçacıklarından ya da fotonlardan oluşan bir halka, kara deliğin son derece güçlü yerçekimi tarafından bükülmeliydi.

Şimdiyse Waterloo Üniversitesi’nden astrofizikçi Avery Broderick liderliğindeki bir ekip, orijinal Olay Ufku Teleskobu Verilerini yeniden işledi ve Güneş’imizden 6 milyar kat daha büyük kara deliğin çevresindeki parlak bir ışık şeridi olarak tahmin edilen halkayı ortaya çıkardı. Sonuçlar pazartesi günü The Astrophysical Journal akademik dergisinde yayımlandı.

Dr. Broderick yaptığı açıklamada, “Ateşböceklerini görmek için projektörü kapattık” dedi ve ekledi: Bir kara deliğin etrafındaki yerçekiminin temel bir işaretini çözmek gibi çok önemli bir şey yapmayı başardık.

Bir kara deliğin doğrudan görüntülenmesi ve bu görselin yeni bir işleme tabi tutulması, radyo frekansı gökyüzünde devasa bir mercek olarak birlikte çalışan dünya çapında bir dizi radyo teleskobu olan Olay Ufku Teleskobu’nun inşasıyla mümkün oldu.

Teleskobun görseller yerine radyo frekanslarını işlemesi ve sayısız bireysel teleskobu koordine etmesi, Dr. Broderick’in ekibinin kullandığı türden veri işlemeyi kolaylaştırdı. Broderick, “özünde hesaplamaya dayalı” bir bilimsel araç olarak, “Çeliğe olduğu kadar algoritmalara da bağımlı. Son teknoloji ürünü algoritmik gelişmeler, görüntünün temel özelliklerini araştırırken geri kalanını Olay Ufku Teleskobu’nun doğal çözünürlüğünde oluşturmamızı sağladı” dedi.

Dr. Broderick’in ekibi 2019’daki görüntüyü derinlemesine incelerken, Olay Ufku Teleskobu, Samanyolu galaksimizin merkezindeki süper kütleli kara deliğin mayısta yayımlanan ilk görüntüsü de dahil evrenin yeni fotoğraflarını çekmeye devam ediyor. Bilim insanları, süper kütleli kara deliklerin çoğu galaksinin merkezinde gizlenebileceğine ve galaktik evrimde önemli bir rol oynayabileceğine inanıyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

İsveç, PKK Şüphelisi Bir Kişiyi Sınır Dışı Etmeye Hazırlanıyor

İsveç’te PKK şüphelisi bir kişinin sınır dışı edileceği duyuruldu. Öte yandan 11 Ağustos’ta İsveç’in Türkiye’nin dolandırıcılık suçundan kırmızı bültenle aradığı Okan Kale’yi iade etme kararı aldığı bildirilmişti.

ETC gazetesi, 26 yaşındaki Zinar Bozkurt’un sınır dışı edilmek üzere gözaltına alındığını yazdı.

Çevrimiçi yayın yapan Blankspot gazetesinin haberinde ise Bozkurt’un İsveç’e 8 yıl önce yaptığı sığınma başvurusunun 6 ay önce reddedildiği ve hakkında sınır dışı edilme kararı alındığı ifade edildi.

İsveç İstihbarat Teşkilatı’nın (SEPO) Bozkurt’un PKK ile bağlantılarının bulunması nedeniyle gözaltına aldığı kaydedilen haberde, bu kişinin İsveç için bir güvenlik tehdidi olarak görüldüğü aktarıldı.

İsveç, Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı dolandırıcıyı teslim edecek

Öte yandan 11 Ağustos’ta İsveç’in Türkiye’nin dolandırıcılık suçundan kırmızı bültenle aradığı Okan Kale’yi iade etme kararı aldığı bildirilmişti.

İsveç’te çevrim içi yayın yapan Samnytt gazetesi, Kale’nin 2010-2011 yıllarında Türkiye’de 3 bankaya yönelik kart dolandırıcılığıyla suçlanması nedeniyle İsveç’e kaçtığını belirterek Kale’nin Haziran 2012’de sığınma başvurusunun reddedildiği ve buradan İtalya’ya geçtiği kaydedilmişti.

Kale’nin İtalya’da 2 yıl geçici mülteci oturum kartı aldığı ve 2016’da İsveç’e gelerek kendisinden 23 yaş büyük İsveçli biriyle evlendiğine dikkat çekilen haberde, Kale’nin bu evlilik sayesinde İsveç’te oturma ve çalışma izni aldığına işaret edilmişti.

Ekim 2021’de Ankara’nın Interpol aracılığı ile İsveç makamlarıyla temasa geçtiği vurgulanan haberde, Kale’nin bu tarihte yakalanarak hapse atıldığı ifade edilmişti.

(Kaynak: Sputnik)

Paylaşın

Kapanan Şirket Sayısı Yüzde 53.7 Arttı

Temmuz ayında, kapanan şirket sayısı 2021 yılının aynı ayına göre yüzde 53.7 arttı. Kurulan şirketlerin durumuna bakıldığında ise, temmuzda bir önceki aya göre kurulan şirket sayısının yüzde 37.7 oranında azaldığı görüldü.

Haber Merkezi / Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) 2022 Temmuz’a ilişkin kurulan ve kapanan şirket istatistiklerini açıkladı.

Buna göre, 2022’nin ilk 7 ayında, 2021’in ilk 7 ayına göre kurulan şirket sayısı yüzde 21,1 kurulan kooperatif sayısı yüzde 20,5 artarken, kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 10,1 azaldı.​

2022’nin ilk 7 ayında, geçen yılın aynı dönemine göre kapanan şirket sayısında yüzde 78,6 kapanan kooperatif sayısı yüzde 71,1 kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısında yüzde 5,5 artış oldu.

Temmuz ayında, geçen yılın aynı ayına göre kurulan şirket sayısı yüzde 23,9 kurulan kooperatif sayısı yüzde 8,0 kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 2,9 arttı.

Temmuz ayında, kapanan şirket sayısı 2021 yılının aynı ayına göre yüzde 53,7 kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 4,8 oranında arttı, kapanan kooperatif sayısında yüzde 30,3 azaldı.

Temmuz ayında, bir önceki aya göre kurulan şirket sayısı yüzde 37,7 kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 35,3 kurulan kooperatif sayısı yüzde 27,1 azaldı.

Temmuz ayında, bir önceki aya göre kapanan şirket sayısında yüzde 39,9 kapanan kooperatif sayısında yüzde 33,9 kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısında yüzde 27,3 azalış gerçekleşti.

Gümüşhane, Bayburt ve Ardahan’da şirket kurulmadı

Temmuz ayında kurulan toplam 8.467 şirket ve kooperatifin yüzde 85,6’sı limited şirket, yüzde 12,9’u anonim şirket, yüzde 1,4’ü ise kooperatif olarak görüldü.

Şirket ve kooperatiflerin yüzde 41,4’ü İstanbul, yüzde 8,9’u Ankara, yüzde 5,2’si Antalya’da kuruldu. Bu ay Gümüşhane, Bayburt ve Ardahan’da şirket kuruluşu gerçekleşmedi.

Paylaşın

Üçüncü İttifak Solda Kuruldu: Sosyalist Güç Birliği

Türkiye Komünist Partisi (TKP), Sol Parti, Türkiye Komünist Hareketi (TKH) ve Devrim Hareketi’nin ilk çağrıcıları olduğu Sosyalist Güç Birliği yarın Ankara’da düzenlenecek basın toplantısıyla yola çıkıyor.

Türkiye, cumhuriyet tarihinin en büyük krizlerinden biri ile karşı karşıya kalırken; 2023 seçimleri, AK Parti’nin gitmesi ve ekonomik gidişatın iyileşmesi açısında birçok kişi tarafından hayati bir önem taşıyor.

Ancak sosyalist hareket açısından seçimler, tek başına bir kurtuluş yolu değil, AK Parti’ye ve düzene karşı verilecek mücadelenin bir sonucu olacak. Gericiliğe karşı aydınlanmayı, piyasacılığa karşı kamuculuğu, emperyalizme karşı bağımsızlığı savunarak büyütülecek emekçilerin ve yurtseverlerin örgütlülüğü, seçimlere çok büyük bir enerji taşıyacak.

Sosyalistler bu perspektif ile bir yılı aşkın süredir görüşme ve çalışmalarını sürdürüyor.

Türkiye Komünist Partisi, Emek Partisi, Sol Parti arasında başlayan ‘üçüncü ittifak’ görüşmeleri, Halkların Demokratik Partisi ve Türkiye İşçi Partisi’nin 7’li masa girişimleri ile birlikte yavaşlamış; Emek Partisi, HDP ile birlikte kurulan 7’li masada yer almıştı.

‘7’li masa’ ilk toplantısının ardından birçok kez bir araya gelmiş ve geçtiğimiz haftalarda HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar İstanbul Kartal’da partisinin düzenlediği mitingde 25 Ağustos’ta ittifakı ilan edeceklerini söylemişti.

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş ise geçtiğimiz günlerde 15-20 günlük bir sonra ittifakın kurulacağını söylemişti.

7’li masanın ittifakı ilan etmesi için tarih netleşmezken; TKP, TKH, Sol Parti ve Devrim Hareketi’nin temsilcileri ve Prof. Dr. Gamze Yücesan Özdemir ve Prof. Dr. Oğuz Oyan’ın ilk imzacıları olduğu Sosyalist Güç Birliği, yola çıkıyor.

Sosyalistlere çağrı

İlk imzacıların yaptığı ortak açıklamada, tüm sosyalist örgüt ve partilere çağrı yapıldı.

Açıklamada, ‘’Türkiye’nin aydınlık geleceği için, sömürüye karşı eşitlik, gericiliğe karşı laiklik, emperyalizme karşı bağımsızlık için güçlerimizi birleştiriyoruz. Bizler ilk çağrıcılar olarak tüm sosyalist partileri/örgütleri, emekçi halkımızı ve aydınlarımızı yan yana gelmeye davet ediyoruz” denildi.

İlk imzacılar ise şöyle:

Ercan Bölükbaşı- Devrim Hareketi
Gamze Yücesan Özdemir -Akademisyen Yazar
İsmail Hakkı Tombul- Sol Parti
Oğuz Oyan- İktisatçı, Yazar
Ozan Yılmaz- Türkiye Komünist Partisi
Umut Kuruç- Türkiye Komünist Hareketi

Yarın ilan edilecek

Sosyalist Güç Birliği, yarın saat 14.00’da Ankara’daki TMMOB Makina Mühendisleri Odası Eğitim ve Kültür Merkezi’nde yapılacak basın toplantısı ile resmen ilan edilecek.

Aralarındaki fark ne?

HDP ile birlikte kurulan 7’li masa ve Sosyalist Güç Birliği arasında temel bir yaklaşım farkı bulunuyor.

7’li masa kendisini ‘Demokrasi İttifakı’ olarak birçok kez adlandırırken; geniş bir demokratik mücadele zemininin kurulmasını ve verilecek mücadelede temel eksenin bu olması gerektiğini söylüyor.

Sosyalist Güç Birliği ise üç temel ilke etrafında bir araya geliyor ve seçim ittifakı olmadıklarını dile getiriyor.

Seçimleri de içine alan kapsamlı bir mücadele hattını kurmak isteyen Birlik; gericiliğe karşı aydınlanma, piyasacılığa karşı kamuculuk, emperyalizme karşı bağımsızlık olarak sıralanan üç temel ilke etrafında bir araya geliyor.

(Kaynak: Gerçek Gündem)

Paylaşın

Nükleer Bir Savaş Sonrası 5 Milyar İnsan Açlıktan Ölebilir

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Rutgers Üniversitesi’nden iklim bilimciler, olası bir nükleer savaşın ani ölümler haricindeki etkilerine ilişkin senaryoları değerlendirdi. Nükleer süper güç Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası nükleer savaş ihtimali yönündeki endişeler artmaya başladı.

Rutgers Üniversitesi’nden bir grup iklim bilimci tarafından Nature Food bilim dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, nükleer savaşın iklim sistemini tamamen bozarak büyük bir küresel kıtlık kaynaklı ölümlere neden olabileceğini öne sürüyor.

Nükleer savaş deyince akla ilk olarak doğrudan patlamalar nedeniyle aniden yok olan şehirler ve insanlar geliyor ancak bilim insanlarına göre, nükleer silahların radyasyon ve çevre kirliliği nedeniyle onlarca yıl süren kalıcı etkileri de var. Hatta nükleer savaşı takip eden yıllarda yaşananların nükleer savaşın ani etkisini gölgede bırakacağı düşünülüyor.

Rutgers Üniversitesi’nden araştırmacılar, olası bir nükleer savaş sonrası için en kötü senaryoyu modelledi. Buna göre, ABD ve Rusya arasındaki gerçek bir nükleer savaş, iki yıl sonra en az 5 milyar insanın açlıktan ölmesine neden olabilir. Hindistan ve Pakistan arasındaki küçük ölçekli bir nükleer çatışma bile küresel kıtlığa yol açabilir.

“Patlama etkisiyle oluşan kurumlar iklimi mahvedecek”

Araştırmacılar, nükleer bir savaşta şehirleri hedef alan nükleer bombaların şiddetli yangın fırtınaları başlatacağını söylüyor.

Yangınlardan çıkan devasa miktarlardaki kurumların atmosfere ulaşacağını belirten araştırmacılar, bu kurumların daha sonra küresel olarak yayılacağını ve gezegeni hızlıca soğutacağını tahmin ediyor. Böylelikle dünya ikliminin bozulacağı ve gıda üretim sistemlerinin de bundan büyük ölçüde etkileneceği düşünülüyor.

Büyük mahsullerin verimliliğini ülke bazında bir iklim tahmini aracı kullanarak öngören araştırmacılar, 6 olası nükleer savaş senaryosunda neler olabileceğini inceledi. Buna göre, boyutlarına göre atmosfere farklı miktarda kurum gönderecek nükleer savaşlar nedeniyle dünyanın 1 ila 16 santigrat derece soğuyabileceği ifade edildi.

Hindistan ve Pakistan arasındaki nispeten küçük ölçekli bir nükleer savaştan sonra bile mahsul üretiminin 5 yıl içinde yüzde 7 oranında düşebileceği kaydedildi.

‘Mahsul üretimi yüzde 90’a kadar düşebilir’

Dünyada var olduğu bilinen nükleer silahların yüzde 90’ını elinde bulunduran iki ülke Rusya ve ABD arasındaki olası bir nükleer savaştan sonra ise 3 ila 4 yıl içinde üretimin yüzde 90 oranında düşebileceği öngörüldü.

Makalenin yazarlarından iklim bilimci Profesör Alan Robock araştırmaya ilişkin şöyle konuştu: “Eğer nükleer silahlar varsa kullanılabilirler de ve dünya birçok kez nükleer savaşa yaklaştı. Nükleer silahların yasaklanması uzun vadeli tek çözüm”.

Birleşmiş Milletler Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması’nın 66 ülke tarafından onaylandığını hatırlatan Robock, “Ancak 9 nükleer ülkeden hiçbiri bu anlaşmayı onaylamadı. Çalışmamız, bu 9 devletin bilimi dinleme ve bu anlaşmayı imzalama zamanının geldiğini açıkça ortaya koyuyor” ifadelerini kullanıyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Almanya Başbakanı, Vergi Kaçakçılığı Skandalında İfade Verecek

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, milyarlarca euroluk vergi kaçakçılığı skandalında Hamburg Belediye Başkanı rolüyle ilgili bugün milletvekillerinin önünde ifade verecek. Alman Şansölye, Hamburg Eyalet Meclisinde skandalın aydınlatılması için kurulan araştırma komisyonunda soruları cevaplayacak. 

Scholz’un ülkede “tarihin en büyük vergi sahtekarlığı” olarak nitelendirilen Cum-ex skandalına ilişkin çelişkili açıklamalar yaptığı ileri sürülüyor.

Davanın, yükselen enerji enflasyonu karşısında artan kamuoyu hoşnutsuzluğunun yaşandığı dönemde Scholz ve ‘kırılgan koalisyonu’ zor duruma düşürebileceği belirtiliyor.

Muhalif muhafazakarların komisyondaki temsilcisi Richard Seelmaecker, skandalla ilgili “Siyasi etki olmadan gerçekleşmiş olamaz” dedi.

Scholz geçtiğimiz günlerde “Bu, iki buçuk yıldır bir sorun. Sayısız dosya incelendi, sayısız insan dinlendi. Sonuç her zaman aynı: Hiçbir siyasi etki olmadı” şeklinde açıklamada bulunmuştu.

İddialar neler?

Cum-ex soruşturmasında, ülkede başta bankacılar olmak üzere varlıklı yatırımcılar ve avukatların sistematik olarak devletten, hiç ödemedikleri vergilerin geri ödemesi için karmaşık hisse senedi anlaşmalarına imza attıkları ortaya çıkarılmıştı.

Alman basınında çıkan haberlerde 2011-2018 yıllarında Hamburg Eyaleti Başbakanı olarak görev yapan Scholz’un, Warburg Bankası ortaklarından Christian Olearis ile birçok kez görüştüğü ve tavsiyelerde bulunduğu aktarılıyor.

Haberlerde, Scholz’un Olearius ile yaptığı görüşmeden sonra Hamburg maliyesinin Warburg Bankasının 47 milyon euroluk vergi iadesini ödemesini geciktirerek zaman aşımına uğramasına izin verdiği belirtiliyor. Ancak Warburg Bankasının bir yıl sonra Federal Maliye Bakanlığının baskısı üzerine 43 milyon euroyu ödediği ifade ediliyor.

Alman vergi uzmanlarının hesaplamalarına göre, Cum-ex ile devlet hazinesi, 2005-2011 döneminde milyarlarca euro zarara uğratıldı.

Bakanlıkta arama yapıldı

Köln Savcılığı, geçen yıllarda “Cum-ex” olarak adlandırılan işlemler yoluyla vergi kaçakçılığı şüphesiyle Hamburg, Frankfurt ve Münih’teki çeşitli finans kurumlarının binalarında ve Scholz’un Maliye Bakanı olduğu dönemde Bakanlıkta aramalar yaptırmıştı.

Bu soruşturma kapsamında, eski SPD Federal Meclis Milletvekili ve Scholz’a yakın isimlerden Johannes Kahrs’ın bankadaki özel kasasında 200 bin euronun üzerinde paraya rastlandığı ortaya çıkmış ve Scholz’un Hamburg Eyalet Başbakanlığı döneminde kullandığı elektronik posta adresine gelen iletiler incelenmişti.

Paylaşın

Dünyanın En Güzel 13. Koyu Yapılaşmaya Açıldı

Mersin’in Silifke ilçesine yaklaşık 32 km mesafede, Yeşilovacık Mahallesi’nde yer alan, dağların ardında bulunan ve çam ağaçlarıyla kaplı ormanların bulunduğu Akdeniz’in saklı cenneti olarak bilinen Tisan Adası yapılaşmaya açıldı.

Saklı cennet, Mersin Büyükşehir Belediyesi’nde çoğunluğu elinde bulunduran AKP ve MHP’nin oylarıyla Meclis kararıyla yandaşa peşkeş çekildi.

Yeni ticaret alanları tartışması

MA’dan Cemil Uğur’un haberine göre; Dünyanın 13’üncü en güzel koyu seçilen Tisan Adası ile ilgili yapı yoğunluğunu arttıracak imar planı, önce Silifke Belediyesi Meclisi’nden geçti. Daha sonra Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin ağustos ayı Meclis toplantısının gündemine getirildi. Meclisteki görüşmeler sırasında da muhalefet meclis üyeleri, Tisan’da 0,90 yapı yoğunluğuna ve 5 katlı bir otele izin verilmesinin eşsiz doğa cenneti Tisan’ın özgün yapısını bozacağı uyarısında bulunarak, itiraz etti. Ancak itirazlara rağmen imar planı AKP-MHP oylarıyla Meclis’ten geçti.

İmar öncesi konut reklamları başladı

Meclis kararı geçtikten sonra yandaş şirketin daha önce bölgeye yerleşerek, arsaları aldığı ortaya çıktı. Faras İnşaat Yapı Sanayii Ticaret Limited Şirketi tarafından kurulduğu söylenen S.S Faras Akdeniz Konut Yapı Kooperatif, web sitesinde 161 bin 722 metre kare alanın satın alındığını duyurdu. Üye kabulünü 17 Mayıs 2022’de başlatan kooperatif, imar planı Meclis’ten geçmeden 27 Mayıs’ta tüm sosyal medya hesabında konutların reklamını yapmaya başladı. Kooperatifin üyeleri arasında yargı mensuplarının, bürokratların, milletvekillerinin de olduğu iddia ediliyor.

Şirketin, referans olarak Cumhurbaşkanlığı, Ziraat Bankası, SGK ve OYAK İnşaat’ı referans göstermesi dikkat çekti.

Manzaraya göre fiyat

Şirket, projenin tanıtımında şu ifadelere yer verdi: “Bölgede projemizle mukayese edilebilecek yazlık evlerin fiyatı; bina yaşı, metrekaresi, denize mesafesi ve manzara durumuna göre 3-6 milyon TL arasında değişmekte olup, emlak ve kira fiyatları hızla yükselmekte olduğundan projemiz aynı zamanda kazançlı bir yatırım fırsatı niteliğindedir. Mersin-Antalya ulaşımını kısaltmak amacıyla Çeşmeli-Erdemli-Silifke-Taşucu Otoyolu Projesinin ihalesi yapılmış olup, ayrıca yapımı devam eden Karaman-Mut-Silifke yolu bittiğinde İç Anadolu’dan bölgeye ulaşım kısalacağından birkaç yıl içinde bölgenin cazibesi daha da artacaktır.”

Paylaşın