“CHP’de ‘Partili Cumhurbaşkanı’ Arayışı Var” İddiası

Gazeteci İsmail Saymaz, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekillerinin bazılarında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olması durumunda parti liderliğini bırakmaması yönünde bir arayış olduğunu yazdı.

Saymaz’ın ismini vermediği milletvekili, Kılıçdaroğlu’nun aday olması ve seçimi kazanması halinde parlamenter sisteme geçene kadar partili cumhurbaşkanı olması gerektiğini söyledi.

Aynı vekil, İYİ Parti lideri Meral Akşener’in başbakanlığa adaylığını açıklaması nedeniyle cumhurbaşkanının CHP’li olması gerektiğini, ismi cumhurbaşkanlığı adaylığı için geçen Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın ise seçildikten sonra ‘inme garantisi’ olmadığını öne sürdü.

Kongre kavgalarının Hem Kılıçdaroğlu’nu, hem de partiyi yıpratacağını öne süren vekil, partili cumhurbaşkanlığının en çok iki yıl süreceğini, iki yıl sonra AK Parti’nin parlamenter sisteme dönmeyi destekleyeceğini savundu.

‘CHP’nin iç dinamikleri izin vermez’

Saymaz’ın “CHP’de ‘partili cumhurbaşkanı’ arayışı” başlıklı yazısının ilgili bölümü şöyle:

“Arayıştan Kılıçdaroğlu’nun haberi var mı?

Anladığım kadarıyla var.

Çünkü ‘Bırakmayın’ diyorlar.

O ne diyor?

CHP’de, bu arayışa itiraz edenlere göre, Kılıçdaroğlu’nun ‘Olur’ demesi mümkün değil. Çünkü Kılıçdaroğlu, ilk günden beri ‘Aday olduğumda genel başkanlığı bırakırım’ görüşünü savunuyor.

Ancak CHP’nin önde gelenleri ‘Seçim sürecinde kurultaya gidemeyiz’ diyerek, Kılıçdaroğlu’nu şu formüle ikna etti:

CHP lideri, aday olduğunda parti meclisine dilekçe verip ‘Cumhurbaşkanı adayıyım. Bu süreçte başkanlık yetkilerini kullanmayacağım’ diyecek ve yerine bir genel başkan vekili atanacak. Kılıçdaroğlu, seçimi kazanırsa ‘Partili cumhurbaşkanı olmaz’ diye istifa edecek.

Arayışa karşı çıkanlara göre Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı seçildiğinde tarafsız kalması gerektiği için bir yardımcısının CHP’li olması gerekiyor.

Bir CHP’li milletvekili de arayışı ‘Tayyip Erdoğan modeli’ diye eleştiriyor.

Şöyle diyor:

‘Yok öyle bir arayış! Genel başkan da istemez. Yapmaya kalkarsa bugüne kadar söylediği her lafı çiğnemiş olur. ‘Ben partimin başındayım ama olmaman gerekir. Oy kullanın ve ben partimin başında olamayayım’ derseniz, ‘Madem doğrusunun bu olduğuna inanıyorsun, niye bırakmıyorsun, hani sözün vardı?’ derler. İhtimal dahilinde görmüyorum. Buna CHP’nin iç dinamikleri de izin vermez. Partiyi türbülansa sokacak hesaplar.’

Bu hesabı kimler ne için yapıyor?

CHP’li milletvekili şu görüşü savunuyor:

‘Partimizin mevcut delegasyonla kurultaya gitmesinden kim rahatsız olursa aksini savunuyordur. ‘Ben bu delegeden oy alamam’ diyenler, genel başkan biraz daha devam etsin, bu sırada yeni delegasyon oluşturalım’ şeklinde hesap yapanlar bu lafları söylüyordur.’

Size sosyal demokratların lügatinde, en az ‘Arayış’ kadar yer edinmiş ikinci sözcüğü hatırlatmalıyım:

O da kurultay.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Demirtaş’tan Akşener’e Yanıt: Yarınları Da Düşünerek Konuşmakta Yarar Yar

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “HDP ile aynı masada olmayız” açıklamasına yanıt veren Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Sadece bugünü değil, yarınları da düşünerek konuşmakta yarar var” dedi.

Selahattin Demirtaş, tutuklu bulunduğu Edirne Cezaevi’nden Medyascope’un sorularını yanıtladı. Ruşen Çakır’ın söyleşisinin bir kısmı şöyle:

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e atfedilen ve yalanlamadığı “Bizim olduğumuz masada HDP olmaz, HDP’li masada biz olmayız“ sözleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir gelecek, değişim, kucaklaşma vizyonu taşımayan bir yaklaşım olarak değerlendiriyorum. Herkesle oturup memleketin her sorununu konuşma cesaretini ve becerisini göstermek, büyük siyasetçi olmayı gerektirir. Ülkenin geleceği hakkında sözü ve güzel hayalleri olan siyasetçiler böyle konuşamazlar, konuşmamalılar. Risk almadan, tabanı ve toplumsal psikolojiyi değiştirmeden ciddi sorunlara çözüm bulunamaz.

Tabii ki bugünün konjonktürel gerilim ve fay hatları hesap edildiğinde, bir de seçimin kapıya dayandığı gözetildiğinde siyasetçilerin oy kaygısıyla hareket etmeleri anlaşılır olsa da stratejik açıdan hatalıdır. Çünkü Türkiye seçimden sonra, büyük sorumluluk sahibi siyasetçilere ihtiyaç duyacak. Sadece bugünü değil, yarınları da düşünerek konuşmakta yarar var.

Son dönemde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun muhalefetin ortak adayı olma ihtimaline karşı yükselen itirazları nasıl değerlendiriyorsunuz? Eleştiriler sadece “kazanabilme ihtimalinin düşük olması“ önermesine mi dayanıyor size göre?

Altılı masanın ortak bir adayı olur mu, olursa kim olur, buna elbette kendileri karar vereceklerdir. Ancak söz konusu adayın altılı masayı da aşacak şekilde, geniş kesimlerin adayı olması isteniyorsa HDP de dahil diğer tüm kesimlerle adaylık öncesi açık, şeffaf bir müzakere yürütülmesi gerektiğini HDP defalarca belirtti. Benim veya bizim, ortak aday konusunda isim söylememiz doğru olmaz.

Bu vesileyle bir şey söylemek isterim, Kemal Bey üzerinden veya inancı üzerinden yapılan ayrıştırıcı tartışmaları hem çok yanlış hem de kendisine haksızlık olarak değerlendiriyorum. Kaldı ki bence Sayın Kılıçdaroğlu, ülkenin neredeyse tüm temel ve tartışmalı sorunlarına ilişkin görüşlerini açıklamış durumda ve farklı toplumsal kesimlerde önemli bir desteğe sahip olduğu görünüyor. Böylesine kamplaşmış toplumlarda, her konuya ilişkin çözüm önerisi sunmak ve bunlar etrafında toplumu birleştirmek hiç de kolay bir iş değildir.

Ülkenin sorunları hakkında henüz tek kelime etmemiş kişilerin suskunluklarının bazı anketlerde bir parça yüksek çıkması kimseyi yanıltmasın. Ülkenin son derece önemli sorunları hakkında konuşmaya başladıklarında, ki aday olurlarsa konuşmaları gerekecek, bazı anketlerde görülen bu destek sürer mi, emin değilim.

Ben sadece kişisel bir gözlemimi bu şekilde aktarmakla yetiniyorum. Daha fazla yorum yapmam doğru olmaz.

Söyleşinin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Pandemide 608 Özel Tiyatrodan 503’ü Kepenk Kapattı

Yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgını, hayatın her alanında olduğu gibi kültür sanat yaşamına da ağır bir darbe vurdu, bu dönemde özel tiyatroların birçoğu kepenk kapatmak zorunda kaldı.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, koronavirüs salgının, sinema ve tiyatro sektörüne etkisiyle ilgili soru önergesini verdiği cevapta, 2021 yılı itibarıyla, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ne kayıtlı 608 özel tiyatrodan sadece 105’inin aktif olarak faaliyet gösterdiğini açıkladı. Buna göre 503 tiyatro faaliyetini durdurdu.

Türkiye Gazetesi’ndeki habere göre, Bakan Ersoy, pandemide sinemaya verilen destekleri de anlattı. Ersoy, sinema sektörüne toplam 431 projeye 95 milyon 978 bin TL destek sağlandığını aktardı. 2021’de 159 film salonuna 15 milyon 900 bin TL maddi destek verildiğini söyleyen Ersoy, “Tiyatro ve sinema sektörüne toplam 167 milyon 920 bin TL destek sağlanmış oldu” dedi.

396 sinema salonu açık

Pandemi nedeniyle 16 Mart 2020’de tüm sinema salonlarının faaliyetleri durdurulmuştu. 1 Temmuz ve 20 Kasım 2020 tarihlerinde iki kez kapanan sinema salonları, yaklaşık bir yıl aranın ardından 1 Temmuz 2021’de tekrar film gösterimlerine başlamıştı. Bu süreçte 333 sinema hizmete girmişti. Aralık 2021’den bu yana da 396 sinema faaliyetine aktif olarak devam ediyor.

Paylaşın

Erdoğan’ın ‘Kutuplaştırma’ Politikasına En Uygun Aday Kılıçaroğlu

Metropoll Araştırma kuruluşunun yöneticisi Özer Sencar, “Erdoğan’ın en önemli silah devlet imkanlarının dışında para, güç, yargı vesaire vesaire devlet imkanlarının dışında. Erdoğan’ın bir kampanya dili ve yöntemi var. Yirmi senedir çalışan kutuplaştırıcı etkisi.” dedi.

Özer Sencar, “Erdoğan’ın konuşmalarının kutuplaştırıcı etkisi, seçimde kazanmak için muhalefetin kazanmak için Erdoğan’ın bu kutuplaştırıcı söylem ve politikasını etkisiz hale getirmesi lazım. Yani toplumu kutuplaştıran olmaması lazım Erdoğan. Bunu ben muhalefetin şu anda gördüğü kanaatinde değilim ama Erdoğan’ın kutuplaştırma politikasına en uygun aday Kılıçdaroğlu” ifadelerini kullandı.

Metropoll Araştırma kuruluşunun yöneticisi Özer Sencar, Medyaskop’ta Ruşen Çakır’la yaptığı söyleşide Ağustos “Türkiye’nin Nabzı” anketinde ortaya koydukları verileri değerlendirdi. Sencar’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle;

“İlk turda seçimin bitmesi […]muhalefetin kazanması için […] dört şart var.

Birincisi doğru adayla çıkması muhalefetin.  “Doğru aday” dediğimiz şey kazanabilecek aday. Peki kimdir? O, nasıl birisidir? Toplumun hiçbir kesiminden ambargo yemeyen kişidir. Yani Alevi, Sünni, Türk, Kürt, sağcı, solcu, dinci, dinsiz, vesaire hiçbir kesimin ambargo koymadığı veya tüm kesimlerin yeterince desteklediği birisidir, bana göre doğru aday.

İkinci husus. HDP’nin, özellikle Kürtlerin HDP kısmının desteklemediği bir adayın ben ne birinci turda ne de ikinci turda kazanma şansının yeterli olmadığını düşünüyorum. Birileri […] İYİ Parti’ye yakın olanlar falan diyor ki, “HDP olmasa da kazanıyoruz.” Hiçbir şansları yok hayal görmesinler. Bu kadar net.

İYİ Partililerin, Meral hanım’ın “Biz HDP ile masaya oturmayız, şunu, bunu yapmayız [demeleri]”, bu siyasi bir faciadır. HDP’yle herkes oturmak mecburiyetinde. Ben anlamıyorum.  Meclisi yönetiyor bir HDP’li Başkan Yardımcısı. Ben şimdiye kadar İYİ Partililerin salonu terk ettiğini görmedim. Meclise oturuyorsunuz, komisyonlarda oturuyorsunuz. Siyasi ortamda “biz HDP ile bir araya gelmeyiz.” Bunu niye yaptıklarını tam anlamıyorum.

İYİ Parti merkeze yürüyüşünü durdurdu 

Meral hanım böyle bir hedefi koydu ama son altı ayda ben İYİ Parti’nin merkeze yürüyüşü durduğunu durdurduğunu,  bloke olduğunu düşünüyorum. Burada iki faktör var. Bir, Meral hanım kendi arkasındaki ekibi kendisi gibi taşıyamıyor. Merkeze gitmek istemeyen, direnen bir bagajı var İYİ parti’nin.

İkinci husus: Meral hanımın son beş altı ayda yaptığı çok ciddi bir hata var. Siyaset sahnesinden kendini çekti. “Ben başkan adayı değilim” diyerek siyaset sahnesinden kendisini tamamen ayırdı. Köyleri, kasabaları, ilçeleri, şehirlerde esnafı filan ziyaret ederek siyaset sahnesinde olunamaz. Siyaset sahnesi Ankara siyasetidir. Hem Ankara’da olacaksınız, merkezde, hem de taşrada olacaksınız. Meral hanım son iki senedir taşrayı çok iyi yönetti ama altı aydır merkezi siyaseti terk etti.

Meral Akşener oyun değiştirici rolü Kılıçdaroğlu’na terk etti

Türkiye’de siyaset yapmadan kimse siyasete barınamaz. Var olunamaz. Meral hanım’ın en kısa zamanda mümkün olan en kısa zamanda bugünden yarına tekrar merkezi siyasete dönmesi lazım. “Ben Cumhurbaşkanı adayı değilim ve olmayacağım, Başbakan olacağım” dedi. Burada iki tane büyük yanlış var. Birincisi merkezi siyasetteki rolünü, “game changer”, rol belirleyici rolünü Kemal Bey’e teslim etti. Kemal Bey, meydanlarda başkan adayı olarak dolaşıyor. Meral Hanım da onu seyrediyor uzunca bir süredir. Bunun hem Meral Hanım da hem de çevresindeki kurmayların da ciddi rahatsızlığa yol açtığını düşünüyorum. Ama bir şey yapıyor muyuz? Altılı masada diyorlar ki “biz adayı belirleyeceğiz”. Ya, siz kimsiniz? O altılı masanın dört tanesinin oyu yüzde altı bile değil. Yani binde bir oy olmayan adam çıkacak. Cumhurbaşkanını belirleyecek. Ben de onu seyredeceğim. Bunun neresinde demokrasi, neresinde insan hakları, neresinde hukuk var? Bir an önce çıkın, ne yapacaksanız söyleyin ve kamuoyunun yaptığınız işe desteği varsa [ortaya çıksın.]

Kemal Kılıçdaroğlu sürekli yükseliyor

Hayır yaptıkları şey şöyle bir hata, kendileri için hata, eğer kafalarında Kemal Bey’in dışında bir aday varsa onu öldürüyorlar. Kemal Bey’e alanı teslim ettiler. Bakın, Kemal bey son dört ayda hem Erdoğan karşısındaki potansiyelini ve gücünü hem de bizim sürekli sorduğumuz popülarite sorusunda, yavaş yavaş ve düzenli olarak yükseldi. Erdoğan karşısında şu anda Kılıçdaroğlu da yüzde 47’ye çıktı. “Beğeniyor musunuz?” diye sorduğumuzda, kişileri tek tek sorduğumuzda Meral Hanım’ı geçti, yüzde 30’lardan yüzde 40’lara çıktı ve cumhurbaşkanlığındaki bu yükseliş çok önemli.

Meral. Hanım’da düşüş Kemal Bey’de yükselişin tek sebebi var. Siyasi sahnesini Meral hanım bir hata sonucu bana göre büyük bir siyasi hatadır Kemal bey’e teslim etti.

Muhalefetin adayı “adil ve serbest” bir biçimde belirlenmiyor

Bu sonucun çıkmasında iki önemli faktör var. Birincisi, Altılı Masayı Kemal bey yöneterek yeni bir aday isminin çıkmasını engelliyor. Ve kendisi de kamuoyunda Cumhurbaşkanı adayı olarak yapması gereken, yapabileceği her şeyi yapıyor dolayısıyla. Türkiye uzun yıllardan beri adil ve serbest seçime hasrettir. Yok öyle bir şey. Peki ben size soruyorum, şimdi cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda adil ve serbest bir ortam var mı? Kemal Bey dedi ki “Ben adayım başka kimsenin de çıkmasını istemiyorum, izin vermiyorum.” Meral Hanım ve diğerleri susuyorlar. Meral Hanım “ben çekildim” dedi. Zaten baştan elini yok etti, susuyorlar ama kamuoyunun serbest oluşması için kamuoyunda gerçekten Erdoğan karşısında kazanabilecek adayın çıkması için rakiplerin serbest bir şekilde kamuoyuyla akiplerin serbest bir şekilde kamuoyuyla yüzleşmesi lazım. Mesela adları geçen Mansur Yavaş ve Ekrem imamoğlu var. Meral Akşener imtina etti diyoruz. Onlar çıkıp desinler ki  -şu ana kadar duymadık- “Neden olmasın, ben de olabilirim” demediler.

Hiç kimse Başkanlığı reddedemez, Yavaş da İmamoğlu da ister

Ben Ekrem Bey’in de, Mansur Bey’in de böyle bir şeyi reddedebileceğine, milyonda bir ihtimal vermem. Demirel’in bir sözü var: “Mezardan çıkar adam başkan olmak için.” Kim reddedebilir Başkanlığı? Hele hele Türkiye’deki şu anda başkanlık sistemi Allah gibi bir şey ya. İstediği adamı zengin eder, istediği adamın fakir eder, istediği adamı serbest bırakır, istediği adamı içeriye alır, yani rab gibidir.

Seksen yaşında bir ihtiyar teyzeyle bile teklif etsen kabul eder ve üç ay sonra bir canavar olur. Bu kadar yetki insanları şeye fırlatır. Ben hiç kimsenin bunu reddedebileceğini düşünmüyorum ama birilerinin önünü özellikle tıkarsanız ve onlar da cesaret gösterip “dur arkadaş benim önümü niye tıkıyorsun? Ben aday olabilirim” demiyorsa o zaman şöyle bir şey çıkar ortaya: Adil olmayan bir adaylık yarışması.Sonunda birileri öne çıkar ama bu öne çıkma olayında siz birilerini susturarak kamuoyunu susturamazsınız.

Desteği olmayan adayı Erdoğan sulu dereden susuz getirir

Kamuoyunda yeter destek almayacak birisi kamuoyunun önüne çıkarsa -Erdoğan’ı küçümsüyor insanlar. Erdoğan şapkasından bir günde kırk tane tavşan çıkaracak adamdır. Bu mevcut liderleri bakın gözümde büyütüyorum, sözünde büyütüyorum diye düşünmeyin- sulu dereye gönderir susuz getirir hepsini. Son günlerde Erdoğan’ın yaptığı girişimlere bakın. Ekonomik olarak birçok kesimi aynı anda rahatlatacak işler yapıyor.

Kılıçadaroğlu’nun helaleşme isteyeceği Roboskililer değil…

Hesap sorma duygusu da halkta çok büyük karşılığı olan bir şeydir. Çünkü adamlar aldı götürdü her şeyi. Ve birisi diyor ki, “ben bunlara hesap soracağım”, halkın buna bigane kalması mümkün değil. Ikincisi helalleşme meselesinin muhatapları fakir fukara değil. Bu belirli bir siyasal ve inanç kesimidir. Orada ben helalleşmenin çok fazla etkili olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Kemal bey Roboski’ye gitti. Hem helalleşme hem geçmiş olsun demek için. Roboski’de eğer bir kusur varsa bir günah varsa o Erdoğan’a aittir. Erdoğan’ın ekibine aittir. Orada sen kiminle helalleşiyorsun? Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’nin Roboski’de hiçbir günahı yok, hiçbir sorumluluğu yok. Atatürk’ün veya İnönü’nün geçmişte yaptıklarıyla veya doksanlı yıllarda Atatürkçülerin, askerin, yargı mensuplarının, üniversite hocalarının dindarlara karşı giriştiği akıl almaz, anlamsız şeylerle CHP’nin ilişkisi olabilir. Ama bugünkü Kemal Kılıçdaroğlu’nun hiçbir günahı yok, onlar için özür dilemek, onlar için helalleşme istemek karşılık bulacak şeyler değil.

Kemal Bey 7 Haziran sonrası ve “dokunulmazlıklar” için helalleşme istemeli 

Kemal Bey kendi dönemini de kapsayacak şekilde belki de kendinden önceki Genel Başkanı için ve kendisi için helalleşme isteyebilir. Deniz Baykal, tarihte yani Erdoğan’ın tarihinde iki defa siyaseten yok olmak üzere olan bir adama can simidi attı. Birincisi 2004’te, ikincisi 7 Haziran 2015’te. Eğer orada Erdoğan’a kendisini kullandırtmasaydı Deniz Baykal, ve Kemal Bey buna yeterince karşı çıksaydı, Meclis Başkanlığını Erdoğan’a kaptırmasalardı, biz 7 Haziran ile 1 Kasım [2015] arasında yaşanan olayları yaşamayabilirdik ve oyu 41,5’ten yüzde 50’ye yükselmezdi AK Parti’nin. Burada hem Deniz Baykal’ın hem de Kılıçdaroğlu’nun ölümcül hataları var. Bir siyasi lider için ölümcül hatadır bunlar. Şimdi konuşulmuyor. İnsanlar bunu niye konuşmuyor bilmiyorum.

Kılıçdaroğlu’nun ölümcül hataları I: “İstişkâfi görüşmeler”

Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir beyanatında hatırlıyorum CHP heyetiyle AK Parti heyeti arasında yirmi yedi gün yirmi sekiz gün mü Istikşafi görüşmeler yaptılar. Sonunda Kemal bey ne dedi? “Ya, 28 gündür gidiyoruz hiç koalisyonu veya hükümeti konuşmadık!”

Ne yapmaya gittiniz? Orada 28 gün ne yaptınız. Orada adam sizi kullandı, döndürdü durdu. Eğer orada Kemal bey “Arkadaş hükümeti kuramıyor. Ak parti’nin Başbakan adayı Davutoğlu. Bize verin yetkiyi biz kuralı kurabilecek miyiz?” [demedi]. Erdoğan, Kılıçdaroğlu’na vermesi gereken yetkiyi vermedi. Peki kılıçdaroğlu’nun siz ciddiye alınacak bir tepki gösterdiğini gördünüz mü? Insanları parlamentonun önüne yığdı mı? Yahut “parlamentodan çekilirim” diye tehdit etti mi? Bir şey yaptı mı? Yapmadı.

Kılıçdaroğlu’nun ölümcül hataları II: HDP’lilerin dokunulmazlıkları

Ikinci bana göre ölümcül hata siyaseten bunlar ölümcül hatadır ama kamuoyunda konuşulmuyor. 2017’deki, rejim değişikliğinin son perdesi olan Bu başkanlık referandumunda Erdoğan resmen Kemal bey’i kullandı. Bir anayasa değişikliği getirdi, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının topluca ve bir defada kaldırılmasını [sağlamak üzwere] geçici madde ilave etmek için.  Ben Kemal bey iki defa gittim. “Buna evet demeyin. Bu önümüzdeki referandum için yapılan bir özel operasyondur karşı çıkın” dedim. İki defa gittim Kemal bey isterse söylesin çıksın. “Kullanıyor, sizi iktidar” dedim. Kemal bey hiç sesini çıkarmadı, sadece dinledi beni.

Kemal Bey’in özür diyeceği, Demirtaş’ın eşi ve çocuklarıdır

O anda Kemal bey’e hatırını kıramayacağı bir yerden veya gücünün yetmediği bir yerden bir rica veya bir baskı geldiği kanaatine vardım. Ve o gün işte o anayasa değişikliği geldi. HDP’nin on, on bir mi, kaç tane milletvekilinin [gerçek sayı 54] dokunulmazlığı bir defada düştü? O insanlar hâlâ muhtemelen içeridedir. Selahattin Demirtaş o zaman girdi içeriye. Referandumdan iki ay önce girdi, hâlâ içeride. Bana göre Kemal Kılıçdaroğlu’nun özür dileyeceği bir kişi varsa o da Selahattin Demirtaş’ın eşi ve çocuklarıdır.

Mansur Yavaş’ın şansı ve yeteneği

Mansur Yavaş eğer sahneye çıkar, siyaset meydanına çıkar, gazetecilerin, televizyoncularun ,vatandaşın karşısına çıkarsa bu halini kaç hafta koruyabilir bilmiyorum. Nitekim hatırlarsanız Doğu’da bir şeye katıldı, “İnşallah” dedi. Sonra geri aldı. “Inşallah” dedi ve özür diledi. Söylediği şeyde hiçbir yanlış bir şey yoktur. İnşallah diyebilir, yani insan böyle ağzından da çıkabilir. Perişan ettiler onu.

Bir siyasinin bir siyasi aktörün gücü meydana çıkıp meydanda bir süre kaldıktan sonra. anlaşılır. Şu anda Mansur Yavaş benim kanaatim yaptığımız bütün ölçümlerde Erdoğan’dan 15-17 puan önde. Mansur yavaş Belediye Başkanı olarak son derece dürüst ve çalışkan bir adam. Ben Ankara’da yaşıyorum Mansur Yavaş’la ilgili hiçbir dedikodu duymadım Ben onun dürüst bir insan olduğunu her yerde ve her zaman söylüyorum. Ama Mansur Yavaş Erdoğan’ın karşısına çıkarsa Erdoğan onu çok kısa sürede perişan eder. Devletin bütün arşivleri Erdoğan’ın emrinde, bir. İkincisi şu anda Mansur Yavaş iktidarın ve muhalefetin koruması altında korunaklı bir köşede duruyor. Ona ne hükümet ne Erdoğan ne başkaları saldırıyor. Ona bir şey yapmıyorlar. Onu birileri bir gün belki cumhurbaşkanı yapabiliriz diye düşünüyor olabilir.

Seçimden bir ay önce veya yirmi gün önce CHP’nin istediği bir araştırma yaptık Ankara Büyükşehir Belediye seçimiyle ilgili. Bir ara Mansur Yavaş karşısındaki Kayserili’den 15 puan öndeydi, seçim günü 3 puan önde çıktı. Erdoğan bana göre çok ciddi bir hata yaptı. En olmaması gereken adayı Mansur yavaş’ın karşısına çıkardı ki, Mansur Yavaş kazansın diye muhtemelen. Yahut da Erdoğan’a birileri Mansur yavaş’ı çıkarması için empoze de bulundu. Şu Mansur yavaşı ileride bir yer için birileri düşünüyor, olabilir.

Mevcut sayılarla Kılıçdaroğlu kazanamaz ama altı ay sonra ne olacağını da kimse bilemez

Ağustos ayı rakamları Erdoğan karşısında Kemal Bey’in kazanma şansı olmadığını gösteriyor. Ama altı ay önceye göre Kemal Bey’in Erdoğan karşısındaki reytingi 30’lu, 37, 38’li rakamlardan 47’ye yükseldi.  Altı ay sonra ne olacağını hiç kimse bilemez. Çünkü bana sorsalardı işte Kılıçdaroğlu’nun 37-38 Erdoğan’ın 47-48 olduğu dönemde “Kılıçdaroğlu bu mesafeyi kapatabilir mi” diye, bir şey söyleyemezdim.

Erdoğan’ın “kutuplaştırma” politikasına en uygun aday Kılıçaroğlu 

Yalnız henüz kampanyaya girmedik. Erdoğan’ın en önemli silah devlet imkanlarının dışında para, güç, yargı vesaire vesaire devlet imkanlarının dışında. Erdoğan’ın bir kampanya dili ve yöntemi var. Yirmi senedir çalışan kutuplaştırıcı etkisi. Erdoğan’ın konuşmalarının kutuplaştırıcı etkisi, seçimde kazanmak için muhalefetin kazanmak için Erdoğan’ın bu kutuplaştırıcı söylem ve politikasını etkisiz hale getirmesi lazım. Yani toplumu kutuplaştıran olmaması lazım Erdoğan. Bunu ben muhalefetin şu anda gördüğü kanaatinde değilim ama Erdoğan’ın kutuplaştırma politikasına en uygun aday Kılıçdaroğlu.

Kararsızlar nereye gitti?

Bu senenin başında, yani Ocak Şubat ayında kararsızlar yüzde 23-25 civarındaydı bugün yüzde 13’e düştü. Ağustos ayında 13,7 filan,  14 diyelim yani. Yaklaşık 9-10 puan kararsızlarda azalma var. 25’ten 14’e inen neredeyse düz bir çizgi gibi azalma var. Ben buradan şunu çıkarıyorum: Bir, seçmen seçim atmosferine girdi. Kararsızların azalması demek. Bütün literatürde bu vardır. Seçime doğru kararsızlar azalır, insanlar tercih eder. Ikinci husus,z kararsızlar ile ilgili yaptığımız analizlerde bugüne kadar kararsızların yarısı AKP ve MHP kökenli yani 24 Haziran seçiminde AKP ve MHP’ye oy vermiş olan kararsızlar kararsızların yarısını oluşturuyordu. Bugün kararsızların içerisinde 4,5 puan AK Partili var eskiden 19’a kadar çıkmıştı. 1,5-2 iki puan da MHP’li var; yani 6 puan AKP kökenli kararsız var. AKP kökenli kararsızlardan net bir şekilde 4 puan azalma var ve AK Parti’de 4 puan artış var.  Kararsızlar da yaklaşık 9 puanlık bir azalma var yılbaşından bu yana. Bakıyoruz bu kararsızlar nereye gitmiş? CHP ve İYİ Parti’ye giden kararsız yok. Sene başında CHP neyse bugün de o. İYİ Partiyse 4 puan-3 üç puan aşağıda.

Yani bu ayın en ilginç olayı bir, AK parti’nin yükselmesi, ikincisi İYİ Parti’nin düşmesi. Sadece İYİ Parti’nin oyu düşmedi. Meral Hanım’ın cumhurbaşkanlığı yarışındaki oyu düştü. Kemal Bey’in altına indi. Yine Meral hanımın popülaritesi düştü ve Kemal Bey yükseldi. Bu Kemal bey Meral hanım rekabeti bütün verilerde bunu görüyoruz. Bu hem Kemal bey için hem Meral Hanım için çok önemli.

“Meral hanım” torunlarıyla vakit geçirmek istemiyorsa… 

Meral hanım hayatında iki ölümcül hata yaptı, birincisi unutuldu: Bir gün önce Abdullah Gül’e “evet” dedi. Ertesi sabah karşı çıktı ve bunu izah edemedi. Niye böyle yaptığını izah edemedi, sebebinin ne olduğunu bilmiyorum. Sebebin ne olduğunu bilmiyorum. İkincisi, Cumhurbaşkanlığı adaylığından çekilmesi oldu. Umarım bundan sonra bir ölümcül hata daha yapıp siyaset sahnesinden silinmez. Yani bu kadar büyük hataları bir siyasetçi arka arkaya yaparsa artık siyaset sahnesinden emekli olup gidip torunlarıyla oynaması gerekir.”

Paylaşın

Trabzonspor, Adana’dan Eli Boş Döndü

Süper Lig’in 6. haftasında Adana Demirspor ile Trabzonspor Yeni Adana Stadı’nda karşı karşıya geldi. Mücadeleyi Adana Demirspor uzatma dakikalarında bulduğu gol ile 3-2 kazandı.

Haber Merkezi / Adana Demirspor’ galibiyeti getiren golleri Rodrigues, N’Diaye ve Samet atarken, Trabzonspor’un gollerini ise Bakasetas ve Umut  kaydetti.

Bu sonuçla Adana Demirspor 13 puan ile 4. sıraya yükselirken Trabzonspor 10 puanda  haftayı 8. sırada tamamladı.

Karşılaşmadan dakikalar

10. dakikada Adana Demirspor’da serbest vuruş kullanan Rodrigues, sol ayağıyla topa çok sert vurdu. Top, kaleci Uğurcan’ın sağından ağlarla buluştu. 1-0

20. dakikada Adana Demirspor’da topla buluşan Yusuf ortayı yaptı. Ceza sahası içerisinde Belhanda kafayı vurdu ancak top auta gitti.

31. dakikada Trabzonspor’un kontra atağında sağdan ceza sahasına yaklaşan Trezeguet seri çalımlarla kaleye yaklaştı. Ardından şutunu atan Trezeguet, kaleci Ertaç’ı aşamadı.

35. dakikada Trabzonspor atağında soldan topla ilerleyen Bardhi’nin ceza sahasına gönderdiği yüksek top Gomez’in önünde kaldı. Gomez, Rakıtskyı’nin müdahalesiyle yere düştü. Hakem, penaltı noktasını gösterdi. 36. dakikada Bakasetas penaltı vuruşunu gole çevirdi. 1-1

41. dakikada Adana Demirspor’un kontra atağında soldan hızla ilerleyen Yusuf, ceza sahasına girdi. Bu futbolcunun şutunda top kaleye paralel bir şekilde dışarı çıktı.

55. dakikada Adana Demirspor’un hızlı gelişen atağında sağ kanatta topu kontrol eden Yusuf, ceza sahasına pasını gönderdi. Sağ çaprazda bulunan N’Diaye gelişine düzgün bir vuruşla topu ağlara gönderdi. 2-1

63. dakikada Trabzonspor’da Larsen, sağ kanattan sol ayağıyla orta yaptı. Kale saha ön çizgisi üzerinde sol çaprazda bulunan Trezeguet’in kafa vuruşunda top üstten az farkla auta gitti.

66. dakikada Adana Demirspor serbest vuruş kullandı. Gökhan İnler’in kullandığı serbest vuruşta savunmaya çarpan top üst direğe de çarparak kornere çıktı.

70.dakikada Adana Demirspor’da Gökhan’ın ara pasıyla savunma arkasına sarkan Onyekuru ceza sahası içi sol çaprazında köşeye doğru vuruş yaptı. Top yandan az farkla auta çıktı.

78. dakikada Adana Demirspor’da Svensson ceza sahası dışı sağ çaprazından sol ayağıyla vuruşunu yaptı. Uğurcan, iki hamlede topu çıkardı.

79. dakikada Adana Demirspor’da ceza sahasına doğru yönelip topu ağlara gönderen Belhanda’nın golü ofsayt gerekçesiyle iptal edildi.

84. dakikada Trabzonspor’da Naci Ünüvar’ın topu pasının ardından ceza sahası dışında topla buluşan Umut Bozok, meşin yuvarlağı köşeden ağlara gönderdi. 2-2

90+3. dakikada Adana Demirspor’da Trabzonspor yarı alanını geçen Samet Akaydın topu Akintola’ya aktardı. Akintola ise topu sağ kanattan bindiren Svensson’a gönderdi. Svensson’un ortasında topa dokunan Samet Akaydın, meşin yuvarlağı filelere gönderdi. 3-2

Stat: Yeni Adana

Hakemler: Atilla Karaoğlan, Serkan Olguncan, Serkan Çimen

Adana Demirspor: Ertaç, Svensson, Samet, Rakitskiy, Rodrigues (dk. 16 Abdurrahim), Stambouli (Gökhan dk. 64), N’Diaye, Emre (Bjarnason dk. 81), Yusuf (Akintola dk. 64), Belhanda, Onyekuru (Guldbrandsen dk. 81)

Trabzonspor: Uğurcan, Larsen, Bartra, Victor Hugo, Eren, Gbamin (Hamsik dk. 46), Bakasetas, Trezeguet (Naci dk. 81), Umut, Bardhi (Abdulkadir dk. 46), Gomez

Goller: Rodrigues (dk. 10), N’Diaye (dk. 55), Samet (90+3) (Adana Demirspor), Bakasetas (dk.36 pen.), Umut (dk. 84) (Trabzonspor)

Paylaşın

Beşiktaş, Namağlup Ünvanını Kaybetti

Süper Lig’in 6. haftasında Başakşehir ile Beşiktaş Vodafone Park’ta karşı karşıya geldi. Ligde yenilgisi bulunmayan iki takımın mücadelesinde kazanan Başakşehir oldu.

Haber Merkezi / Başakşehir’e galibiyeti getiren golü 71. dakikada Traore kaydetti. Valerien Ismael, ikinci sarı karttan kırmızı kart ile oyun dışı kaldı.

Beşiktaş, bu sonucun ardından 13 puanda kaldı. Başakşehir ise yeni sezonda gol yemeyen tek takım olarak devam ederken, puanını da 4. haftayı bay geçmesine rağmen 13’e çıkardı.

Karşılaşmadan dakikalar

11. dakikada soldan Salih Uçan’ın kullandığı kornerde Necip Uysal’ın kafa vuruşunda Mahmut Tekdemir kale önünde topu uzaklaştırdı.

13. dakikada Salih Uçan, rakip ceza yayının sol tarafından sağ ayağı ile sert vuruşunda kaleci Volkan, kendi sağına gelen topu iki hamlede kontrol etti.

18. dakikada sol taraftan kullanılan kornerde ceza yayı üzerine gelen topa Gedson gelişine vurdu, meşin yuvarlak direğin yanından auta gitti.

26. dakikada atak yönüne göre sağ taraftan topla beraber ilerleyen Traore’nin vuruşunda meşin yuvarlak Beşiktaş savunmasına çarparak kornere çıktı.

40. dakikada sağ taraftan Muleka’nın ortasında Kevin N’Koudou’nun arka direkte göğsüyle düzeltip yakın mesafeden vuruşunda Duarte araya girerek meşin yuvarlağı uzaklaştırdı.

67. dakikada Saiss’in kendi yarı sahasından uzun pasında sağ kanatta topla buluşan Redmond, ceza sahasına girdikten sonra çaprazdan şutunu çekti, meşin yuvarlak yan ağlarda kaldı.

71. dakikada Necip’in hatalı pasında araya giren Traore, Keny’e pasını aktardı. Keny’nin pasında ceza sahası içinde tekrar topla buluşan Bertrand Traore, sol ayağıyla yaptığı vuruşta meşin yuvarlağı filelere gönderdi. 0-1

82. dakikada Beşiktaş beraberlik golüne yaklaştı. Cenk Tosun’un soldan ortasında Weghorst’un ceza sahasında kafayla kaleye göndermek istediği top, yere çarparak N’Koudou’nun önüne düştü. Bu oyuncunun yakın mesafeden şutunda meşin yuvarlak üstten auta çıktı.

89. dakikada Tayfur’un ceza sahasına girdikten sonra yaptığı ortaya Cenk Tosun rövaşata vuruşu yaptı. Meşin yuvarlak üstten auta gitti.

Stat: Vodafone Park

Hakemler: Halil Umut Meler, Ceyhun Sesigüzel, Kemal Yılmaz

Beşiktaş: Emre Bilgin, Rosier, Necip Uysal (Dk. 75 Tayyip Talha Sanuç), Saiss, Masuaku, Berkay Vardar (Dk. 79 Tayfur Bingöl), Salih Uçan, Muleka (Dk. 57 Redmond), Gedson Fernandes (Dk. 75 Cenk Tosun), N’Koudou, Weghorst

Başakşehir: Volkan Babacan, Ömer Ali Şahiner (Caiçara dk. 56), Duarte, Ndayishimiye, Lucas Lima, Mahmut Tekdemir, Lucas Biglia, Traore (Daniel Aleksic dk 80), Chouiar (Serdar Gürlerdk. 69), Berkay Özcan (Deniz Türüç dk. 69), Keny (Stefan Okaka dk. 80)

Gol: Traore (dk. 71) (Başakşehir)

Kırmızı kart: Dk. 88 Valerien Ismael (Teknik direktör) (Beşiktaş)

Paylaşın

Modern Kölelik: Zorla Çalıştırılan Veya Evlendirilenlerin Sayısı 50 Milyona Yükseldi

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun tahminine göre şu anda dünyada her 150 kişiden biri ya zorla çalıştırılıyor ya da zorla evlendirildi. Örgüt, bu sayının son beş yıl içinde 10 milyon artarak toplam 50 milyona ulaştığını söylüyor.

ILO kölelik konusunda olumlu ilerleme sağlanması bir yana, durumun daha da kötüleşmesini “şoke edici” diye niteliyor.

“Hiç bir şey insan haklarının bu temelden ihlalinin devam etmesini haklı kılamaz” diyen ILO genel başkanı Guy Ryder sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ne yapılması gerektiğini biliyoruz. Herkesin birlikte harekete geçmesi gerekiyor. Sendikalar, işveren örgütleri, sivil toplum ve sıradan insanlar. Hepsine düşen hayati roller var.”

BM’nin çalışma örgütü, modern köleliğin Batı dünyasının uzağındaki, yoksul ülkelerle sınırlı olmadığını, zorla çalıştırılanların yarıdan fazlasının orta ve yüksek gelirli ülkeler grubunda yaşadığını vurgulamaya özen gösteriyor.

Zorla çalıştırma ve zorla evlendirme

Modern kölelik kavramı hem zorla çalıştırılan hem de zorla evlendirilenleri kapsıyor çünkü her iki durumda da insanlar “tehdit, şiddet, kandırma, suistimal ve diğer boyun eğdirme yöntemleri kullanılarak” istemedikleri ama içinden çıkamadıkları durumlara hapsoluyorlar.

ILO raporunda, “Zorla çalıştırma tuzakları yıllar sürebilirken, zorla evlendirme çoğunlukla hayat boyu devam ediyor” ifadesi kullanılıyor.

Örgüt şu anda dünyada 27 milyon 600 bin insanın zorla çalıştırıldığını, bunların 3 milyon 300 bininin çocuk olduğunu söylüyor. Bu çocukların yarıdan fazlası ticari cinsel istismara zorlanıyor.

22 milyon kişi ise zorlandıkları evliliklere mahkum olmuş bulunuyor. Bunların üçte ikisi kadın ve bir çoğu da 15 yaşın altındayken evliliğe zorlanıyor.

ILO son yıllarda yoksulluğun, dolayısıyla köleleşme riskini artıran bir dizi krizin biraraya gelişiyle birlikte durumun daha da kötüleştiğini bildiriyor.

Örneğin Covid-19 salgını insanların gelirlerinde kesinti ya da azalmaya ve borçlarında büyük artışlara yol açtığı için, zorla çalıştırmaya uygun koşullar yaratmış olabilir.

Uluslararası Çalışma Örgütü pandeminin son yirmi yıl içinde ilk kez “aşırı küresel fakirlik” düzeyinde artışa yol açtığını söylüyor.

Savaş ve silahlı çatışmalar da benzer bir şekilde yoksulluğu ve sıkıntıları artırıyor, çocukları zorla çalıştırılması ya da silah altına alınmasının koşullarını hazırlıyor.

Diğer yandın iklim değişikliği nedeniyle evlerini, köylerini terketmek zorunda kalanlar göçe zorlanıyor ve kölelik şebekelerine düşmeleri riski hemen artıyor.

ILO raporunda sorunun çözümü için uluslararası eşgüdümlü bir çabayla kaynak oluşturulması, ve gerçek bir çözüm iradesi gösteriylesi çağrısı yapılıyor ve “Vaadler ve iyi niyet açıklamaları yeterli değil” deniyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

HDP’den Çarpıcı ‘Altılı Masa’ Yorumu

HDP PM’nin düzenlediği son toplantının yayınlanan sonuç bildirgesinde, “Türkiye Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı ikilemi arasına sıkıştırılamaz. Demokrasi ve milliyetçilik ikileminde demokrasiyi dışlayanlarla, kendi küçük siyasi ikballerini halkların ikbalinin önüne koyanlarla HDP’nin aynı masada olması beklenemez. HDP emek, özgürlük, demokrasi, adalet ve eşitlik ayakları üzerinde inşa edilen bir zeminin ittifak ve öncü gücüdür” ifadelerine yer verildi.

Haber Merkezi / Bildirgenin devamında, “Millet İttifakının kapsayıcılıktan uzak ve ürkek tavrı, AKP-MHP ittifakının siyasi tuzağına düşme anlamına gelmektedir. Çünkü bu yaklaşım, iktidarın kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı siyasetine hizmet etmektedir” denildi.

Bildirge, “Oysa 7, Haziran, 24 Haziran ve 31 Mart seçimleri iki kutuplu siyaset tarzının nasıl mahkûm edilebileceğini net olarak göstermiştir. HDP’nin bu seçimlerdeki çoğulculuğu esas alan ve demokrasiyi örgütleyen politika tercihleri bir yandan AKP-MHP ittifakının baskıcı iktidarını zayıflatmış, rant kaynaklarını elinden almış diğer yandan ise iktidarı desteklemeyen tüm kesimlere başarmanın hangi yöntemlerle ve cesaretle olabileceğini göstermiştir” cümleleriyle devam etti.

Bildirgenin sonunda, “Bu kapsamda 2019 yılında yapılan seçimler ve dahası Türkiye’nin yakın siyasi geçmişi, HDP’nin kilit parti olduğu gerçekliğini kanıtlamaktadır. Parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin tarihi önemde olduğu mevcut süreçte, parti olarak siyasi ve örgütsel tahkimatımızı büyüterek kilit parti konumumuzu güçlendireceğiz” ifadelerine yer verildi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP), 11-12 Eylül’de yeni mücadele hatlarına ilişkin Parti Meclisi (PM) üyeleri ile Balgat binalarında yaptıkları toplantının sonuç bildirgesini yayınladı. Bildirgede öne çıkan bölümler şöyle;

“Rusya ve Ukrayna savaşının Suriye, Irak ve Libya’da  emperyalist güçlerin, dünyayı nükleer saldırılarla tehdit etme düzeyine geldiğine işaret edilen bildirgede, özetle şöyle denildi:

AKP-MHP ittifakı dış siyasette hala Kürt düşmanlığı ve yayılmacı politikaları sürdürmekte ısrar etmektedir. Ortadoğu siyasetini tamamen bunun üzerine kurmuş bu şer ittifakı, iç siyaseti dizayn etmek ve eriyen gücünü tahkim etmek için Güney Kürdistan’a saldırılarını sürdürmektedir.

Suriye ile görüşmenin kapılarını aralamaya çalışırken, Kürtlerin kazanımlarını ortadan kaldıracak pazarlıklar da yapmaktadır. Çatışmacı dış politikasını sürdüren AKP-MHP, Libya’nın içişlerine de karışmaya devam etmektedir. Ortadoğu siyasetini, ‘ülkenin bekası’ ve ‘ulusal güvenlik’ aldatması üzerine oturtan AKP-MHP iktidarının temel hedefi Kürt ve Arap halklarının devrimci demokratik değerlerini tasfiye etmektir. Türkiye askeri güçleri müdahale ettiği sınır ötesi tüm topraklardan geri çekilmelidir.”

Son zamanlarda AİHM tarafından Sayın Öcalan’la ilgili verilen ‘umut hakkı’ kararı; Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ve evrensel hukuk ilkelerine göre uygulanmalıdır.

Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki temel sorunlardan biri olan Kürt sorununun çözümü, demokrasi mücadelesi veren herkesin yüzünü dönmesi ve onurlu bir barış için çalışması çok önemlidir.

HDP bu konuda çalışmalarını sonuna kadar devam ettirecektir. Savaş, yalnızca halkların hayatını geri dönülmez bir biçimde etkilememekte bir bütün olarak doğa talanının da önünü açmaktadır. 17 Eylül’de savaş yıkımına ve doğa talanına karşı Türkiye’nin çeşitli yerlerinden ekoloji hareketlerinin öznelerinin ve demokratik kitle örgütlerinin katılımıyla Cudi’ye yürüyoruz.

Kadın mücadelesinden vazgeçmeyeceğiz’

Savaşın, çatışmaların, sömürünün, yoksulluğun arttığı bu dönemde erkek egemen anlayış hayatın her alanında daha da derinleşerek kendini sürdürmektedir.

Savaş ve çatışmaların sonucundan en çok etkilenen kadınlardır. Savaşları ve çatışmaları durdurabilecek en önemli güç kadınların evrensel barış mücadelesidir. AKP-MHP ittifakı döneminde kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri, yaşam biçimine ve kılık kıyafetine müdahale ve tarihsel kazanımlarına el koyma had safhadadır.

AKP-MHP zihniyetine karşı direnen siyasetçisiyle, sanatçısıyla bütün kadınlar susturulmak ve tutsak alınmak istenmektedir. Bir kadın partisi olan HDP,  İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere kadınların yüzyıllardır elde ettiği kazanımlardan da kadın mücadelesinden de vazgeçmeyecek.

“Darbeci zihniyet devam etmektedir”

AKP-MHP iktidarı işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, engellilerin, doğa ve insan hakları savunucularının bütün kazanımlarına darbe vurarak toplumun nefes borularını kesmeye çalışmaktadır.

2 Eylül askeri darbesinin 42. yıldönümünde yaşamın her alanında aynı darbeci zihniyet devam etmektedir. İktidar kayyım atamalarıyla, yargı ve siyaset üzerindeki vesayetiyle, topluma yönelik saldırı ve baskılarıyla aynı darbeci zihniyetle varlığını sürdürmeye çalışmaktadır.

Ancak şiddet ve zor yöntemiyle toplumu teslim almaya çalışan hiçbir yönetim ve darbe pratiği başarılı olmamıştır AKP ve MHP’nin darbeci zihniyeti de 12 Eylül’ün lanetlenen darbe pratiği ile birlikte alınacaktır. Demokratik gösteri ve yürüyüş hakkını kullanmak isteyen öğretmenlere kolluk kuvveti sokak ortasında işkence etmekte. İşçilerin, kadınların, gençlerin, ekolojistlerin demokratik hak taleplerine yine işkenceyle yanıt verilmektedir. Konserler yasaklanmakta, özgür basının haber yapma, yurttaşın da haber alma hakkı engellenmektedir.

Dışarıda artan baskının daha fazlası ve ağırı cezaevlerinde uygulanmaktadır. Sudan bahanelerle infazlar yakılmakta, mahpuslar aç-susuz bırakılmakta, hasta tutsaklar ölüme terk edilmektedir.

Her gün onlarca tutsak ailesinden bu konularda başvurular alıyoruz. Sessiz kalmayacağız. Ailelerin adalet nöbetlerinin sesi olmaya devam edeceğiz. Her türlü yalanı, dolanı, yolsuzluğu, beceriksizliği açığa çıkan iktidar; toplumu baskı ve zor aygıtlarıyla susturacağını zannediyor ama yanılıyor. Yıllardır rahat nefes alamaz hale getirilen toplumla birlikte bütün toplumsal yaşamın, kadınların, doğanın, emeğin eşitlik, adalet ve demokrasi umudunu güçlendireceğiz.

“AKP-MHP ittifakının siyasi tuzağına düşme”

Türkiye Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı ikilemi arasına sıkıştırılamaz. Demokrasi ve milliyetçilik ikileminde demokrasiyi dışlayanlarla, kendi küçük siyasi ikballerini halkların ikbalinin önüne koyanlarla HDP’nin aynı masada olması beklenemez. HDP emek, özgürlük, demokrasi, adalet ve eşitlik ayakları üzerinde inşa edilen bir zeminin ittifak ve öncü gücüdür.

Millet İttifakının kapsayıcılıktan uzak ve ürkek tavrı, AKP-MHP ittifakının siyasi tuzağına düşme anlamına gelmektedir. Çünkü bu yaklaşım, iktidarın kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı siyasetine hizmet etmektedir.

Oysa 7, Haziran, 24 Haziran ve 31 Mart seçimleri iki kutuplu siyaset tarzının nasıl mahkûm edilebileceğini net olarak göstermiştir. HDP’nin bu seçimlerdeki çoğulculuğu esas alan ve demokrasiyi örgütleyen politika tercihleri bir yandan AKP-MHP ittifakının baskıcı iktidarını zayıflatmış, rant kaynaklarını elinden almış diğer yandan ise iktidarı desteklemeyen tüm kesimlere başarmanın hangi yöntemlerle ve cesaretle olabileceğini göstermiştir.

Bu kapsamda 2019 yılında yapılan seçimler ve dahası Türkiye’nin yakın siyasi geçmişi, HDP’nin kilit parti olduğu gerçekliğini kanıtlamaktadır. Parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin tarihi önemde olduğu mevcut süreçte, parti olarak siyasi ve örgütsel tahkimatımızı büyüterek kilit parti konumumuzu güçlendireceğiz.”

Paylaşın

Kamuda İstihdam Edilenlerin Sadece Yüzde 25’i Kadın

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Genel-İş’in Emek Araştırma Dairesi (EMAR) her yıl düzenli olarak hazırladığı “Kamuda ve Genel İşler İşkolunda İstihdam” raporunun bir yenisini yayımladı.

Kamuda ve genel işler işkolunda istihdam verileri ile kamu harcamalarının, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleriyle karşılaştırıldığı rapora göre Türkiye’de kamu harcamalarının oranı, OECD ortalamasının çok altında ve Avrupa ülkeleri içinde ise son sıralarda.

OECD ortalamasına göre GSYH içinde genel kamu harcamalarının oranı yüzde 48,47. Fransa’da yüzde 59,4, Yunanistan’da yüzde 56,8, İtalya’da yüzde 55,5, Almanya’da yüzde 51,4 ve İspanya’da yüzde 50,6 kadar. Türkiye’de ise bu oran yüzde 35,88.

Kamuda sosyal harcamalara yeterli pay ayrılmıyor

Rapora göre eğitim, sağlık ve sosyal korumalardan oluşan kamu kesimi sosyal harcamalarına GSYH’den ayrılan payın düşmüş durumda. 2021’da kamu kesimi sosyal harcamalarına GSYH’dan ayrılan pay yüzde 15,9 oldu ve 2017 seviyesine düştü.

2018’de yüzde 16,3, 2019’da yüzde 17,1 oranındaydı. 2020’de ise pandeminin de etkisiyle kamunun sosyal harcamaları biraz daha artış eğiliminde olsa da, 2021’de yaklaşık 2 puan düştü ve yüzde 15,9’a geriledi.

Kamu istihdamı OECD ortalamasının 4 puan altında

Yine rapora göre Türkiye’de toplam istihdam içinde kamu istihdamının oranı, OECD ortalamasının 4 puan altında.

OECD üye ülkelerin ortalamasında toplam istihdam içinde kamu istihdamının oranı yüzde 18,45 iken, Türkiye’de bu oran yüzde 14,5.

Fransa (yüzde 21,5) ve Macaristan’da (yüzde 21,5) toplam istihdam içinde kamu istihdamı oranı OECD ortalamasının üstünde, diğer Avrupa ülkelerinde ise altında.

Kamuda istihdamın sadece yüzde 25’i kadın

OECD’ye üye ülkelerin ortalamasında kadınların toplam istihdam içindeki oranı yüzde 45,40 oranında. Kamu sektöründe istihdam oranı ise yüzde 57,8.

Birçok ülkede de kamuda kadın istihdamı, toplam istihdamdan fazla. İngiltere, Fransa, Macaristan ve Portekiz’de toplam istihdam içinde kadın istihdam oranı yüzde 40 iken kamuda kadın istihdam oranı yüzde 60’ın üzerinde.

Ancak Türkiye’de kadınların istihdama katılımı, OECD ve Avrupa ülkelerinin çoğundan az. Türkiye’de kadınların toplam istihdam içindeki oranı yüzde 26,6 iken kamu istihdamında kadın oranı yüzde 25.

Her 10 kişiden 8’i özel sektörde, 2’si kamuda çalışıyor

Rapora göre Türkiye’de kamu istihdamının artış eğiliminde. Ancak buna karşın toplam istihdamın yalnızca yüzde 16,8’ini oluşturuyor. Özel sektör istihdamı ise yüzde 83,2.

Kamu istihdamında en fazla artış “sözleşmeli personelde”

Öte yandan kamuda en güvenceli istihdam biçimi olan “memurluğun” yerini “sürekli işçilik” ve “sözleşmeli personel” alıyor.

2015’te kamu istihdamının yüzde 82’sini memurluk, yüzde 4,2’sini sözleşmeli personel istihdamı oluştururken; 2021’de kamu istihdamında memur oranı yüzde 61,5’e geriledi, sözleşmeli personel istihdam oranı ise 6,6 puan artarak yüzde 10,8’e yükseldi.

2022’nin ilk çeyreğinde ise memurluk yüzde 61’e düşerken sözleşmeli personel istihdamı 11,5’e çıktı.

Sürekli işçilikte ise yüzde 9,3’ten yüzde 24,4’e yükselmiş durumda. Raporda kamu istihdamında sürekli işçiliğin artışının en önemli nedeni olarak 2017’de çıkarılan 696 sayılı KHK düzenlemesi gösterildi.

Bu düzenlemeyle personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım ihaleleri ve taşeron firmalarda çalışan işçiler, merkezi idarelerde sürekli işçi kadrosuna; belediyelerde çalışan taşeron işçiler ise, belediye şirketlerine geçirildi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Konut kullanımındaki Doğalgaza 18 Ayda Yüzde 216 Zam!

Boru Hatları İle Petrol Taşıma Anonim Şirketi’nin (BOTAŞ) dağıtım şirketlerine sattığı doğal gaza son 18 ayda yüzde bini aşan zam geldi. BOTAŞ’ın doğal gaz toptan satış fiyatı elektrik üretim tarifesinde yüzde bin 330; sanayi kullanımında ise yüzde 997 arttı.

Mart 2021’de elektrik üretimi ve sanayi tarifesinde 1,44 TL olan doğal gazın Standart metreküp (Sm3) fiyatı, Eylül 2022’de elektrik üretiminde 20,6 liraya; sanayi kullanımında ise 15,8 liraya yükseldi. Aynı dönemde konut kullanımındaki fiyat artışı ise yüzde 216 oldu. Türkiye, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üyeleri içinde son bir yılda enerji fiyatlarının en çok yükseldiği ülke.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası Avrupa ülkelerinde başta doğal gaz fiyatları olmak üzere enerji fiyatları hızla yükseliyor. Rusya’nın gaz sevkiyatını yavaşlatması veya durdurması Avrupa’da kışın zor geçeceğini gösteriyor. Avrupa ülkeleri şimdiden tasarruf tedbirleri almaya başladı. Doğal gaz fiyatlarının artması Türkiye’yi de etkilerken son bir yılda Türk lirasının da hızla değer kaybetmesi halkı derinden etkiliyor. Peki, BOTAŞ’ın toptan satış fiyatı son dönemde nasıl değişti? Doğal gaz tüketici enflasyonu ne durumda?

BOTAŞ’ın dağıtım şirketlerine toptan satış fiyatı son aylara kadar istikrarlı seyretti. Eylül 2019’da konutlar için doğal gazın Standart metreküp fiyatı 1,25 TL idi. Bir sene sonra Eylül 2020’de aynı fiyat geçerliydi. Mart 2021’de 1,29 TL olan fiyat Eylül 2021’de 1,49 liraya çıktı. Mart 2022’de 1,86 lira olan Standart metreküp doğal gaz fiyatına ardı ardına zamlar geldi. Son olarak Eylül 2022’de 4,08 TL oldu.

Elektrik ve sanayi kullanımında ise fiyatlar son aylarda katlanarak arttı. Elektrik üretiminde kullanılan doğal gazın Standart metreküp fiyatı Eylül 2021’de 2,37 TL Eylül 2022’de 20,63 liraya kadar çıktı. Serbest tüketim olan ve sanayiyi de içeren kullanımın ikinci kademesinde ise Eylül 2021’de 2,05 TL olan fiyat Eylül 2022’de 15,83 TL’ye yükselmiş durumda.

Doğal gazın toptan satış fiyatına son 1 yılda ve son 18 ayda bakınca şu sonuç ortaya çıkıyor: Eylül 2021-2022 arasını kapsayan son 1 yılda BOTAŞ’ın toptan satış fiyatı konutlarda yüzde 174; elektrik üretiminde yüzde 771; sanayi ikinci kademede ise yüzde 672 arttı.

Fiyatlara Mart 2021-Eylül 2022 arasındaki son 1,5 yılda baktığımızda ise artış oranları şöyle: Konutlarda yüzde 2016, elektrik santrallerinde yüzde 1330 ve sanayide yüzde 997.

Avrupa’da toptan doğal gaz fiyatları ne kadar arttı?

BOTAŞ 31 Ağustos 2022’de yaptığı açıklamada yer alan grafiğe göre “Avrupa ortalama HUB fiyatları” Aralık 2022 ile Ağustos 2022 arasında yüzde 879 arttı. Aralık 2022’de bin Standart küp doğal gaz fiyatı 210 Amerikan doları iken Ağustos 2022’de 2 bin 60 Dolara yükseldi.

Doğal gazda tüketici enflasyonu kaç?

Peki, doğal gaz zamları Türkiye’de tüketicilere nasıl yansıdı? Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) şehir gazı ve doğal gaz tüketici fiyat endeksindeki değişime baktığımızda ise Ağustos 2022 itibariyle fiyatlar yıllık yüzde 116 arttı. Haziran ayındaki artış ise yüzde 133 olmuştu. Oysa Haziran 2021’de yıllık artış oranı sadece yüzde 9 idi.

BOTAŞ özel şirket mi mi kamu kuruluşu mu?

BOTAŞ bir kamu kuruluşu. BOTAŞ, 233 Sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye tabi, özel hukuk hükümlerine göre kurulmuş, anonim şirket statüsünde bir Kamu İktisadi Teşebbüsü. BOTAŞ Türkiye’nin ithal ettiği doğalgazı dağıtım şirketlerine açıklanan fiyat üzerinden satıyor. Dağıtım şirketleri bu fiyat üzerine dağıtım bedeli ve kâr ekleyerek hane ve işyerlerine satış yapıyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın