‘Mahsa Amini’ Protestolarında Can Kaybı 35’e Yükseldi

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolarda can kaybı 35’e yükseldi.

Haber Merkezi / Gösteriler sırasında yaşanan can kayıplarıyla ilgili net bir bilgi vermese de, kesin ölü sayısının resmi makamlar tarafından açıklanacağı duyuruldu. Öte yandan onlarca üniversite öğrenci temsilcisi ve öğrencinin evlerinden gözaltına alındığı bildirildi.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen genç kadın erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

VoA’nın haberine göre genç kadının karakolda ölümünü eleştiren sosyal medya yorumcuları arasında, sözünü sakınmamasıyla tanınan reformcu eski milletvekili Mahmud Sadıki, Ayetullah Ali Hamaney’i olayla ilgili kamuoyuna açıklama yapmaya çağırdı.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Paylaşın

‘Putin Kendi Generalleri Tarafından Öldürülebilir’ İddiası

Batı medyasında yer alan bir haberde, “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Ukrayna’da nükleer silahları kullanmaya başlarsa ya da Savunma Bakanı Sergey Şoygu ya da Genelkurmay Başkanı Valeri Gerasimov’a fiilen nükleer silahları kullanın derse, pek muhtemeldir ki reddecekler ve Putin’e karşı harekete geçmek zorunda kalıp onu öldüreceklerdir” iddiasında bulunuldu.

Rusya’nın 24 Şubat’ta başlattığı Ukrayna harekâtı 212’nci gününe girdi. Rusya lideri Vladimir Putin, geçen çarşamba kısmi askeri seferberlik kararı aldı ve 300 bin yedek askerin orduya çağrılacağı açıklandı.

University College London’a bağlı Slav ve Doğru Avrupa Çalışmaları Bölümü’nden Profesör Peter Duncan, İngiliz Daily Express gazetesine verdiği demeçte, Putin’in gerçeklikle bağı koptuğunu öne sürdü. Duncan’a göre; Putin Rusya’da da yurtdışınd da insanların ne düşündüğünü anlayamıyor. Bu da onun hata yapmasına yol açıyor.

Prof. Duncan, müttefikleri ve güvenlik servislerinin Ukrayna’da olup bitenler konusunda Putin’i kasten yanlış yönlendirdiğini iddia ederek, “Eski sorun devam ediyor, insanlar korktuğu için gerçeği söylemiyor, böylece olup bitenleri bilmiyor” ifadelerini kullandı.

Nükleer saldırı talimatı verirse…

Putin’in vereceği herhangi bir nükleer saldırı emrine Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ya da Genelkurmay Başkanı Valeri Gerasimov riayet etmek zorunda olabilir. Ancak Duncan, bunun Putin’in sonu demek olabileceğini düşünüyor. Gerekçesini ise şöyle açıkıyor:

Halen şöyle düşünüyorum: Eğer Putin nükleer silahları kullanmaya başlarsa ya da Şoygu veya Gerasimov’a fiilen nükleer silahları kullanın derse, pek muhtemeldir ki reddecekler ve Putin’e karşı harekete geçmek zorunda kalıp onu öldüreceklerdir, çünkü bir emre itaat etmememiş olacaklar. Putin’i öldürmek o kadar kolay değil, Federal Güvenlik Servisi’nden insanları işin içine katmak zorunda kalacaklardır.”

Prof. Duncan, Ukrayna’ya karşı nükleer silahların kullanılması halinde, Batı’dan Rusya güçlerine kapsamlı bir konvansiyonel saldırı başlayacağı öngörüsünü de paylaştı.

Paylaşın

İhtiyaç Kredilerinde Faizler Yüzde 60’ı Buldu

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), faiz indirimine devam ederken, krediye ulaşım sorunları devam ediyor. Vatandaşların kullandığı ihtiyaç kredilerinde faizler yüzde 60’ı buluyor.

Merkez Bankası (TCMB) politika faizini yüzde 12’ye çekti ancak kredi faizleri ile arasında açılan makas yine kapanmadı. Merkez Bankası’nın geçen ay zorunlu karşılıklar ile yaptığı düzenleme ticari kredi faizlerinin düşmesine yol açtı fakat aynı durum tüketici kredilerine yansımadı.

Yüzde 60 faiz

Kârlarını katlayarak artıran bankalarda tüketici kredi faizleri yüzde 60 bandına kadar çıkmış durumda. Yurttaşlar, ihtiyaç kredilerinde yıllık yüzde 27 ile yüzde 60’a varan oranlarda maliyetle karşı karşıya kalırken, bu oran konut kredilerinde yüzde 15’den başlayıp yüzde 49’lara kadar çıkmış durumda.

Sözcü’den Mehtap Özcan Ertürk’ün haberine göre; kamu bankalarında sıfır konuta yüzde 1,20, ikinci el konutta yüzde 1,29 olan krediler “zor” onaylanırken, bazı kamu bankaları da 200 bin TL üzeri konut kredisi vermiyor. Bu durumda kamu bankalarında uygulanan düşük faiz, kredi kullandırım hacmine aynı ölçüde yansımıyor. KOBİ’ler ise yüzde 50’leri bulan yıllık maliyetlerle kredi bulabiliyor. Üstelik bankalar kredi verme konusunda da oldukça isteksiz davranıyor.

Bileşik referans oranı

20 Ağustos itibarıyla bankalar kredi faizinde, TCMB tarafından belirlenen ve son olarak yüzde 16,32 olan yıllık bileşik referans oranının 1,4 katı olarak uyguladıkları krediler için yüzde 20 menkul kıymet tesisi yapmak zorundalar.

TCMB’nin bu kararı ticari kredi faizlerinin yüzde 30’u aşmasını neredeyse imkansız hale getirince bankalar bu kez kredi tahsis ücreti ve yüksek komisyonlar uygulamaya başladı. Bu uygulama ile rotatif krediler kamuda 18,50-19 seviyelerine, özel bankalarda ise yüzde 20-21 seviyelerine geriledi. Son olarak bankaların ticari krediler için müşterilerinden bloke mevduat teminatı da talep ettikleri belirtiliyor.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: Bu Seçimi Almak Zorundayız

İzmit Belediyesi’nin üç yıllık çalışmalarıyla ilgili tanıtım programında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “Türkiye bir ucube sistemle yönetiliyor. Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ni ortadan kaldırabileceğimiz seçmenimizin oylarıyla sandıkta, demokrasi ile – şimdi bana dediler ki, ‘EYT’li mi emekli edeceksin? Normal mi emekli edeceksiniz? Ben de ‘EYT’li EYT’li, bir süre maaş almasınlar’ dedim. Söylemeye çalıştığım şey şudur: bu Partili Cumhurbaşkanlığı’nın yerine güçlendirilmiş parlamenter sistem adına mücadele ederek bunu konuşarak yaptığımız son seçimdir.” ifadelerini kullandı.

Akşener, konuşmasının devamında, “Bu seçimi almak zorundayız. Bu seçimde başarmak zorundayız. Türkiye ölmez, bitmez ama varsayın kaybettik ondan sonra bir daha parlamenter sistem konuşulamaz. Bu ucube sistemin bir tarafında var olan tek adam sisteminin karşılığı bu taraftan da bir tek adamı seçmek zorunda kalırız. Önceliğimiz parlamenter sisteme geçmektir, önceliğimiz hukukun üstünlüğünü kâmil bir demokrasiyi ve adaleti sağlamaktır.” dedi ve ekledi:

“Bunun yolu da denge ve denetleme mekanizmalarının bulunduğu ve 21. yüzyılın yeni değer setlerine uygun, gerçekten gençliğe uygun umudunu da hayata geçirebilecek, Türkiye’ye nefes aldırabilecek güçlendirilmiş parlamenter sisteme bu ülkeyi geçirmektir. Sağ ve salim biçimde geçirmektir. Onun yolu, iki şeyi kazanmaktan geçiyor. Biri Cumhurbaşkanlığı’nı kazanacağız, diğerini de Meclis’i kazanacağız.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İzmit Belediyesi’nin üç yıllık çalışmalarıyla ilgili tanıtım programına katıldı. Akşener, burada yaptığı konuşmada özetle şunları ifade etti:

“24 Haziran’da seçim kararı alındı ve tam seçime gideceğiz. YSK’dan tersine sonuç çıkacağı söylenmeye başlandı. Sonra bir siyasi partimizin Genel başkanıyla görüştük ‘Acaba beraber gidebilir miyiz’ diye maalesef olmadı, şartlar uymadı. Sonra benim aklıma sayın Kılıçdaroğlu ile görüşmek geldi. Kendisine gittim 15 milletvekili talep ettim. Yani bu neydi? Demokrasiye dair Türkiye’de birçok şeyi değiştirecek bir adım atılmasına yönelik bir talepti. Kendisine herhalde ölünceye kadar şükran duyacağım. Ben sülaleme ‘Sayın Kılıçdaroğlu’nu çocuklarıyla beraber’ vasiyet ettim. Başlarına bir şey gelirse bendedir, bizdedir. O, 15 milletvekili arkadaşımdan birisi de karşımda duruyor. Yıllarca CHP ve sağın renkleri arasında büyük bir mesafe varken o davranış biçimi o aradaki alanı, o uzaklığı kapattı.

Bir iş birliğine, güç birliğine sebep oldu. Bu arada Cumhuriyet Halk Partisi benim babamın partisidir ha… Şimdi alerjik bir tutum üzerinden söylemiyorum iyilikte birleşmenin ne kadar iyi hizmetlere yol açtığını anlatmak için söylüyorum. Yüz senelik bir parti. Kuralları var. Var baba var. Biz ise yeni kurulmuşuz, start up gibi. Anında karar al, koş koş. Gel gel. Böyle bir partiyiz. Dolayısıyla gittik teklif ettik. Başkanlarım çok uzun sürdü. Tam bir ay üzerinde konuştuk. Tabii ben dayanamıyorum İzmit’in kızıyım hafif bir dürtme yaptık sonra geri döndüler. Neyse oturduk ben arkadaşlarıma bir şey söyledim. Biz bu masaya oturmayı İYİ Parti’yi bir yere getirmek için yapmıyoruz. Biz bu masaya oturmayı çökmüş umudunu kaybetmiş ama somut başarıya ihtiyacı olan o muhalif seçmeni ayağa kaldırmak için yapıyoruz. Onun için ‘Türkiye mi, İYİ parti mi?’ denildiğinde Türkiye’yi tercih edeceksiniz.

İyi ki o teklifi götürmüşüz iyi ki siz de o teklife evet demişsiniz biz de o masaya oturmuşuz. Benim hedefim doğrusu İstanbul’du. Çünkü sayın Erdoğan, ‘İstanbul benim aşkım’ derdi. İstanbul’u almak Sayın Erdoğan’ın elinden aşkını almaktı. Ben o aşka göz dikmiştim ama bunu da madem biz bizeyiz, madem şehrimdeyim, mademki doğduğum yerdeyim, şimdi o aşkı almaktı ama o aşkın alınmasından benden başka inanan olmadı. Her türlü iddiaya girdik, basın mensupları da dahil. Şimdi, sonuç biz bu bakış açısıyla, bu ülkenin insanlarına ‘olabilir, biz yapabiliriz, istersek başarabiliriz’ i ispatladık.

Şimdi, bunları niye anlattım?” sorusunu yönelterek, “Ben size tekrar teşekkür ediyorum, her gördüğümde de teşekkür ettim, etmeye de devam edeceğim. İnşallah çalmayacaksınız çırpmayacaksınız, çaldırmayacaksınız. Zaten üçünü yapmayınca her şey düzgün gidiyor.

Türkiye bir ucube sistemle yönetiliyor. Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ni ortadan kaldırabileceğimiz seçmenimizin oylarıyla sandıkta, demokrasi ile – şimdi bana dediler ki, ‘EYT’li mi emekli edeceksin? Normal mi emekli edeceksiniz? Ben de ‘EYT’li EYT’li, bir süre maaş almasınlar’ dedim. Söylemeye çalıştığım şey şudur: bu Partili Cumhurbaşkanlığı’nın yerine güçlendirilmiş parlamenter sistem adına mücadele ederek bunu konuşarak yaptığımız son seçimdir. Bu seçimi almak zorundayız. Bu seçimde başarmak zorundayız. Türkiye ölmez, bitmez ama varsayın kaybettik ondan sonra bir daha parlamenter sistem konuşulamaz.

Bu ucube sistemin bir tarafında var olan tek adam sisteminin karşılığı bu taraftan da bir tek adamı seçmek zorunda kalırız. Önceliğimiz parlamenter sisteme geçmektir, önceliğimiz hukukun üstünlüğünü kâmil bir demokrasiyi ve adaleti sağlamaktır. Bunun yolu da denge ve denetleme mekanizmalarının bulunduğu ve 21. yüzyılın yeni değer setlerine uygun, gerçekten gençliğe uygun umudunu da hayata geçirebilecek, Türkiye’ye nefes aldırabilecek güçlendirilmiş parlamenter sisteme bu ülkeyi geçirmektir. Sağ ve salim biçimde geçirmektir. Onun yolu, iki şeyi kazanmaktan geçiyor. Biri Cumhurbaşkanlığı’nı kazanacağız, diğerini de Meclis’i kazanacağız.”

Paylaşın

29. Musa Anter Gazetecik Ödülleri Sahiplerini Buldu

1992’de Diyarbakır’da öldürülen Musa Anter anısında her yıl verilen Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri Nezahat ile Mazlum Akpolat’ın, sunuculuğunu yaptığı törenle sahiplerini buldu. Türkçe Haber Dalı Jüri Özel Ödülü MA muhabirleri Semra Turan – Tolga Güney’e verildi.

29’uncu Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri düzenlenen törenle sahiplerini buldu.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, Yeni Yaşam gazetesi tarafından düzenlenen ödül töreni, Şişli Cemil Candaş Kültür Merkezi’nde yapıldı. Törene, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Halkların Demokratik Kongresi (DTK) Eşsözcüsü Cengiz Çiçek, Esengül Demir, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eşgenel Başkanı Mehmet Bozgeyik, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu, Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP), Disk Basın – İş, Barış Vakfı üyeleri, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Sözcüsü Perihan Koca, Barış Anneleri, katledilen gazeteci Mazlum Erenci’nin annsei Remziye Erenci’nin yanı sıra çok sayıda Sivil Toplum Örgütü (STÖ) temsilcileri katıldı.

Salona Musa Anter ve Gurbetelli Ersöz ile özgür basın mücadelesinde yaşamını yitiren gazetecilerin resimleri asıldı. Nezahat ile Mazlum Akpolat’ın, sunuculuğunu yaptığı tören saygı duruşu ile başladı.

Saygı duruşunun ardından açılış konuşması yapıldı. Kürtçe ve Türkçe yapılan konuşmalarda Apê Musa’nın katledilmesiyle bir halkın susturulması ve kalemsiz kalmasının amaçlandığı belirtildi. Konuşmanın devamında “Kürt basınının çınarı katledilirse bu halk susar’ diye düşünüldü. Evet, Apê Musa bir sokakta katledildi ve kalemi kanlar içinde kaldı. Ama ardılları o kalemi alarak gerçekleri yazmaya devam etti. Cengiz Altun’lar, Gurbetelli’ler, Ferhat Tepe’ler, Deniz Fırat’lar, Nujiyan Erhan’lar Metin Göktepe’ler o kalemi devraldı ve bizlere bıraktı” basın şehitlerimizi bir kez daha anıyoruz” denildi.

‘Anısını yok etmeye gücünüz yetmeyecek’

Gecede ilk olarak konuşan HDP Mersin Milletvekili Rıdvan Turan, zamanaşımına uğratılan Musa Anter duruşmasına dikkat çekerek “alçakça bir duruşmaydı” dedi. Her şeyin önceden bilindiğini ve bu cinayetin tezgahlandığını aktaran Turan, sis perdesinin arkasına saklananların bu duruşmayı zamanaşımına uğrattığını söyledi. “Her ne yaparsanız yapın anısını yok etmeye gücünüz yetmeyecek” diyen Turan, “Sizler bu davaya zaman aşımı biçmiş olsanız da bu dava asla ve asla divana kalmayacak,” dedi.

‘Kalemi yere düşmeyecek’

Ardından söz alan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan “Özgür basın emekçileri Ape Musa’nın bıraktığı kalemi hiçbir zaman yere düşürmediler. Musa amcanın kelemi her zaman hakikati halka ulaştırmak için yazıldı. […] Bizler Ape Musa’nın yoldaşları onun failleri yargılanana kadar onun hesabını sormaya devam edeceğiz.” dedi.

“Bu yüzden Ape Musa dosyası biz bitti demeden kapanmaz. Bize verdiği mücadele aşkı asla bu dosyanın kapamasına izin vermeyecek. Ape Musa’nın söylediği gibi Kürtler öldürüldükçe tükenmeyecek.”

‘Davanın peşini bırakmayacağız’

Yeni Yaşam Editörü Reyhan Hacıoğlu, “Bizler hakikat ortaya çıkarmak için bedel ödeyen ve bedel ödeten bir gelenekten geliyoruz. Onların anısını yaşatamaya devam edeceğiz. Bizler yıllarca iktidarın baskı ve saldırılarına maruz kaldık. Yıllardır arkadaşlarımız tutuklandı gazetemiz bombalandı ama biz hiçbir zaman mücadelemizden vazgeçmedik. Bizler Gürleteli Ersöz ün Musa Anter’in öğrencileriyiz. Biz bu katilleri tanıyoruz. Bizler onu öğrencileri olarak bu davanın peşini bırakmıyoruz. Değil 30 yıl üç yüz yıl geçse de biz bu davanın peşini bırakmayacağız,” dedi.

‘Mücadelemiz sürüyor’

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu da yaptığı konuşmada, “Bu gece hem heyecan ve hem de duygulu bir akşam. Çünkü bu gece hem Musa Anter’i anıyoruz hem de kaybettiğimiz arkadaşlarımızın anısını yaşatıyoruz. İki gün önce Ape Musa’yı mezarı başında andık ve yoklama aldık. Küt basını yıllardır bombalamalara, baskılara tutuklamalara rağmen yılmada yoluna devam ediyor. Bunun en yakın örneği geçenlerde arkadaşlarmış gözaltına alındı. 16 arkadaşımız gazetecilik faaliyetlerinden dolayı tutuklandı. Yargılandıkları davalarında onlara sorula neden Abdullah Öcalan ile haber yapıyorsunuz diye sorulabiliyor. Türkiye’de basın özgürlüğü kalmasa da bizler arkadaşımız Ape Musa’nın ardıllarıyız onlardan devraldığımız kalemi mücadelemizi sürdürüyoruz” dedi.

Dicle Anter: ‘Kararı tanımıyoruz’

Musa Anter’in oğlu Dicle Anter ise mahkemenin verdiği kararı tanımadıklarını söyledi. Kararın insanlık dışı olduğunu vurgulayan Anter, “İnsanlık dışı bir kararla Musa Anter davası düştü. Ama Musa Anter asla düşmez çünkü Musa Anter’in küçük generalleri var. Onların elinde kurşun bizim elimizde kalemimiz var aradaki fark bu. Biz bu zamanaşımını asla kabul etmiyoruz. Türkiye hukuk artık bizim hukukumuz değil biz bu hukuku artık bu tanıyoruz” şeklinde konuştu.

Konuşmaların ardından özgür basın mücadelesini konu alan ve Musa Anter’in yaşamını anlatan sinevizyon gösterimi yapıldı. Ardından sanatçı Feryal Öney sahne aldı.

Ödüller

Türkçe Haber Dalı Jüri Özel Ödülü MA muhabirleri Semra Turan – Tolga Güney’e Barış Akademisyenleri, Aslı Aydemir – Onur Hamzaoğlu tarafından verildi.

Aldığı ödülü cezaevindekilere atfeden SemraTuran, “Bu ülkede ciddi hak ihaleleri yaşanıyor. Bu hak ihlallerine bu yüzden ödülümü hasta tutuklulara ödülümü damak istiyorum. Ama onlar bilmediler ki biz Ape Musa’nın Gurbetelli Ersöz’ün izinde olacağız. Bizi hakikat haberciliğini öğrettiği için Mezopotamya Ajansına teşekkür ederim” dedi.

‘Ödülümü Mahsa Amini’ye ithaf ediyorum’

Kürtçe haber dalında jüri özel ödülü alan Medya Üren, son yıllarda Kürt illerinde yaşanan hak ihlalleri ve baskılara işaret ederek “Bütün Kürdistan’da çok önemli gelişmeler yaşanıyor. İktidar 30 yıldır yaptığı kirli politikaları üstünü örtmek için özgür basına saldırıyor. Başta kadın gazetecilere ve kadın ajansına saldırdı. Ape Musa’dan korkuyorlardı bugün de bizden korkuyorlar. Şimdi de bizden korkuyorlar. Bize yönelik gelişen bu saldırılara rağmen mücadelemiz devam edecek. Yin son zamanlarda İran molla rejimi tarafından katledilen Mahsa Amini katledilmesine yönelik tepkiler sürüyor. Bu katliamlar aslında kadın kendi kimliği ve yaşam mücadelesi ve özgür iradesine yöneliktir. Bu yüzden ödülümü katledilen Mahsa Amini’ye atfediyorum, herkese çok teşekkür ederim.”

Akdağ fotoğraf ödülünü Aslan’ın babası ve değer ailelerine ithaf etti

Fotoğraf Dalı’nda birinciliğe Eylem Akdağ layık görüldü. Sur’da yaşanan çatışmalarda yaşamını yitiren Hakan Aslan’ın cenazesinin bir torba içinde babasına verilmesine ilişkin çekilen fotoğraf karesine dair Akdağ, “Ödülü halen kemikleri bulunmamış özgürlük savaşçıları ve o kemiklerin mücadelesini veren değerli ailelerimize ithaf ediyorum” dedi. Jüri Özel Ödülü’nü ise Evrensel Gazetesi’nden Eylem Nazlıer aldı.

Annelere yapılanları özgür basın ortaya çıkarttı

Barış Annesi Güler Buğday, son zamanlarda cezaevlerinden yaşanan baskılara dikkat çekti. Baskılar karşısında birçok yerde adalet nöbetlerine giden annelerin de baskıya maruz kaldığını dile getiren Buğday, “Yapılan eylemlerde polisin, devletin annelere yaptığı baskıları özgür basın gelen gazeteciler ortaya çıkardı. Her eylemede yanımızda oldular. Eskiden olduğu gibi hiçbir zaman bizi yalnız bırakmadılar. Bizde bu her zaman Musa Anter ve basın şehitlerinin yanında olacağız bu davamızdan asla vazgeçemeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

‘Kalemimiz yerde kalmayacak’

Gürleteli Ersöz kadın haberciliği dalında Jinnews’ten Safiye Alagaş ödül aldı. Şu an Diyarbakır’da gazetecilik faaliyetlerinden dolayı tutuklu bulunan Alagaş gönderdiği mesajda, “Nasıl ki arkadaşlarım kalemi yerde kalmadıysa bizim de kalemimiz yerde kalmayacak. Ban bu ödülü layık gören herkese çok teşekkür ediyorum. Bu Ödülü tutsak yakınları ve tutsaklar atfediyorum” dedi.

Ödülü veren Mazlum Doğan’ın ablası Serap Mutlu konuşmasında,”Kürtlerin görmediği, yaşamadığı a acı kalmadı. Tekrar yaşamak farklı bir şey. Musa amcayı çok iyi tanıyorum. Bütün Kürtlerin ve hepimizin amcası. Asla unutulmayacak. Hepimiz verdiği mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Ne onu ne de diğer basın şehitlerini asla unutmayacağız. Hepsini saygıyla anıyorum” dedi.

‘Kürtlere uygulanan zulüm değişmiyor’

Bu seneki Onur Ödülü ise hasta tutuklular için adalet nöbeti başlatan tutuklu yakınlarına verildi. Ödülü HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan verdi. Ödülü tutuklu yakınları adına Zeynep Çalıhan aldı. Çalıhan’a ödülü veren Buldan, Kürtlerin yaşadığı zulme dikkat çekerek, “Kürtler yıllardır kimi zaman köyleri yakılarak sürgüne gönderildi kimi zaman faili meçhul cinayetlerle öldürüldü. Yıl 2022 Kürtlerin kemikleri torbalarda ailelerine veriliyor. Yıllar geçse de Kürtlere yapılan baskılar zulüm değişmiyor” dedi.

Paylaşın

AYM Başkanı Arslan: En Büyük Sorun Adil Yargılanma

‘Türkiye’de Bireysel Başvurunun 10. Yılı Uluslararası Konferansı’nın açılışında konuşan AYM Başkanı Arslan, derdest ve ihlal sayıları değerlendirildiğinde acilen çözülmesi gereken bir adil yargılanma meselesinin olduğunu belirterek, mahkemenin kararlarında bu çözümün nasıl olması gerektiğine dair tespitlere yer verdiğini, yeri geldiğinde de tespit edilen yapısal sorunun çözümü için kararı yasama organına gönderdiğini söyledi.

Arslan, konuşmasının devamında, Anayasa Mahkemesine 450 bin civarında bireysel başvuru yapıldığını, bunun 327 bin kadarının sonuçlandırıldığını, yaklaşık 123 bin derdest başvuru bulunduğunu ve mevcut başvuruların 68 bin kadarının (yaklaşık yüzde 55) makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikâyetler olduğunu kaydetti.

Arslan, konuşmasında, Anayasa Mahkemesinin bu süreçte yaklaşık 30 bin ihlal kararı verdiğini, bunlardan yüzde 60’ından fazlasının makul sürede yargılanma hakkına ilişkin olduğunu, bu sayıya adil yargılanma hakkının ihlali kararlarının da eklenmesiyle toplam ihlal kararlarının yüzde 70’inin adil yargılanma hakkına ilişkin olduğunu; bunun dışında mülkiyet hakkı (yüzde 10,6), ifade özgürlüğü (yüzde 8,9) ile özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkının (yüzde 2,6) en çok ihlal edilen hak ve özgürlükler arasında yer aldığını belirtti.

Anayasa Mahkemesi Yüce Divan Salonu’nda düzenlenen “Bireysel Başvurunun 10. Yılı Uluslararası Konferansı”nda açılış konuşmalarını Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Bölüm Başkanı Alexander Fricke, Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Hukukun Üstünlüğü Genel Direktörü Christos Giakoumopoulos (çevrim içi olarak) ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan açış konuşmalarını yaptı.

AYM Başkanı “Bireysel başvuru, bundan tam 10 yıl önce bugün başladığında umutluyduk zira bireysel başvuru hukuk tarihimizin en büyük reformlarından biriydi. Anayasa Mahkemesi olarak biz de bu kurumu başarılı ve etkili şekilde uygulayarak insanımızın temel hak ve özgürlüklerini koruma umudunu ve iradesini taşıyorduk.” dedi.

“Diğer yandan kaygılıydık Uzun yargılamalar gibi ülkenin kronik hukuk sorunları, buna bağlı olarak muhtemel iş yükü ve Mahkememiz dâhil yargı organlarının bireysel başvuruya yabancı oluşu, belli ölçüde de ön yargılar kaygılarımızı besleyen hususlardı.”

“10 yılda mahkemenin dokunmadığı hiç bir mesele kalmadı”

Başkan Arslan, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen bireysel başvurunun iyi uygulama örneklerinden birinin Türkiye’de yerleştiğini ifade ederek 10 yıllık sürede bireysel başvuruda verilen on binlerce kararda ülkenin temas edilmeyen, dokunulmayan neredeyse hiçbir hukuksal meselesinin kalmadığını vurguladı.

Derdest ve ihlal sayıları değerlendirildiğinde acilen çözülmesi gereken bir adil yargılanma meselesinin olduğunu söyleyen Başkan Arslan, Mahkemenin kararlarında bu çözümün nasıl olması gerektiğine dair tespitlere yer verdiğini, yeri geldiğinde de tespit edilen yapısal sorunun çözümü için kararı yasama organına gönderdiğini kaydetti.

Arslan, Anayasa Mahkemesine 450 bin civarında bireysel başvuru yapıldığını, bunun 327 bin kadarının sonuçlandırıldığını, yaklaşık 123 bin derdest başvuru bulunduğunu ve mevcut başvuruların 68 bin kadarının (yaklaşık yüzde 55) makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikâyetler olduğunu kaydetti.

Arslan, Anayasa Mahkemesinin bu süreçte yaklaşık 30 bin ihlal kararı verdiğini, bunlardan yüzde 60’ından fazlasının makul sürede yargılanma hakkına ilişkin olduğunu, bu sayıya adil yargılanma hakkının ihlali kararlarının da eklenmesiyle toplam ihlal kararlarının yüzde 70’inin adil yargılanma hakkına ilişkin olduğunu; bunun dışında mülkiyet hakkı (yüzde 10,6), ifade özgürlüğü (yüzde 8,9) ile özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkının (yüzde 2,6) en çok ihlal edilen hak ve özgürlükler arasında yer aldığını belirtti.

AYM Başkanı, yeni ihlallerin çıkmaması için neler yapılması gerektiğin ilişkin olarak da şu düşünceleri paylaştı: “Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruda tek tek sivrisinekleri öldürmek suretiyle bir mücadele yürütemez. Yapılması gereken hak ihlaline sebep olan bataklığın kurutulmasıdır.”

Arslan, “Bunun için de bireysel başvurunun objektif etkisinin kamu kurumları tarafından çok iyi anlaşılması ve uygulanması gerekir.” dedi.  “Yeni bir ihlalin ortaya çıkmasını, yeni bir başvurunun yapılmasını beklemeden Anayasa Mahkemesinin tespit ettiği ilke ve esaslar hayata geçirilerek ihlallerin önünün kesilmesi gerekir.”

Yeniden yargılama, tazminat gibi başvurucunun zararının karşılanması kapsamında mahkemelerin genel itibarıyla Anayasa Mahkemesinin verdiği ihlal kararlarına uyduğunu kaydeden Arslan, zaman zaman bazı problemler yaşansa da Türk hukuk düzeninde bir sıkıntının olmadığını ifade etti.

“İnsan hakları aynı zamanda “ötekinin hakları”dır

Başkan Arslan, son olarak bireysel başvurunun geleceğinin her şeyin ötesinde insanı merkeze alan, insanın temel haklarına ve haysiyetine saygıyı yücelten bir toplumsal/siyasal kültürün yerleşmesine ve kökleşmesine bağlı olduğunu, bu kültürel iklimin ise ancak “öteki”nin ontolojik varlığını kabul etmekle oluşabileceğini ifade etti. Farklılıklarımızla birlikte yaşama kültürü yerleştikçe ve bu kültürel iklimin gerektirdiği empati, hoşgörü ve uzlaşma gibi değerler hayata geçtikçe bir hak arama yolu olarak bireysel başvurunun etkililiğinin ve başarı şansının artacağını vurguladı.

“İnsan hakları aynı zamanda “ötekinin hakları”dır.” dedi.

Paylaşın

Jüpiter, Dünya’ya Son 59 Yılın En Yakın Geçişini Gerçekleştirecek

Dünya ve Jüpiter, dairesel yörüngelerden ziyade eliptik yörüngeleri takip eder ve birbirlerinin yanından geçme mesafeleri zamanla değişir. Jüpiter, pazartesi günü, Dünya’ya son 59 yılın en yakın geçişini gerçekleştirecek.

Parlak ve nispeten yakın Jüpiter’i yakalamayı bekleyenler; 26 Eylül’e kadar ve ilerleyen günlerde, gün batımının etrafındaki doğu ufkuna bakabilirler, tüm bu günlerde gezegenin çıplak gözle görülmesi mümkün.

Bununla birlikte yakın geçiş ve karşı konum, teleskoplara veya diğer optik ekipmanlara erişimi olanlar için Jüpiter’in daha da çarpıcı hallerini sunacak.

26 Eylül Pazartesi günü Jüpiter, son 59 yılda Dünya’ya en fazla yaklaştığı noktaya gelerek o akşam gökyüzü gözlemcilerine bir gösteri sunacak.

Dahası, Jüpiter karşı konumda olacak, yani Güneş batıda batarken gökyüzünde doğu yönünde yükselecek, bu durum güneş sistemimizin en büyük gezegenini özellikle akşam saatlerinde görünür kılacak.

NASA Marshall Uzay Uçuş Merkezi araştırma astrofizikçisi Adam Kobelski yaptığı açıklamada, “Ay’ın dışında, gece gökyüzündeki en parlak nesnelerden biri (o da en parlağı değilse) olmalı” dedi.

Dünya ve Jüpiter, dairesel yörüngelerden ziyade eliptik yörüngeleri takip eder ve birbirlerinin yanından geçme mesafeleri zamanla değişir. Jüpiter, yörüngesi boyunca Dünya’dan en uzak noktadayken iki gezegeni birbirinden ayıran yaklaşık 966 milyon kilometreye kıyasla, pazartesi günü Dünya’nın yaklaşık 591 milyon kilometre yakınına gelecek.

Her ne kadar Jüpiter 13 ayda bir karşı konuma gelse de NASA’nın blog yazısına göre en son 1963’te Dünya’ya bu kadar yaklaştı. Jüpiter karşı konumdayken Dünya’nın bu kadar yakınından nadiren geçiyor.

Parlak ve nispeten yakın Jüpiter’i yakalamayı bekleyenler; 26 Eylül’e kadar ve ilerleyen günlerde, gün batımının etrafındaki doğu ufkuna bakabilirler, tüm bu günlerde gezegenin çıplak gözle görülmesi mümkün.

Bununla birlikte yakın geçiş ve karşı konum, teleskoplara veya diğer optik ekipmanlara erişimi olanlar için Jüpiter’in daha da çarpıcı hallerini sunacak. Jüpiter ve 50’den fazla uydusundan iyi bir gösteri izlemek için çok da fazla büyütme işlemine ihtiyacınız yok.

Dr. Kobelski açıklamasının devamında, “İyi bir dürbünle, Jüpiter’in halkalı yapısı (en azından merkezi halka) ve üç-dört Galilei uydusu (Jüpiter’in ayları) görülebilmeli” dedi.

Galileo’nun bu uyduları 17. yüzyıl optik ekipmanlarıyla gözlemlediğini hatırlamamız önemli.

İo, Europa, Ganymede ve Callisto’dan oluşan Galilei uyduları, Jüpiter’in en büyük doğal uyduları. NASA’nın Europa Clipper görevi, Ekim 2024 gibi yakın bir tarihte, bilim insanlarının küresel bir yeraltı okyanusu barındırdığına inandığı buzlu uyduyu incelemek için yola çıkabilir.

Dr. Kobelski’ye göre, daha da yakından bakmak isteyenler en az 10 santimetre veya daha büyük mercekli bir teleskop ve muhtemelen yeşil ve mavi filtreler kullanmayı düşünmeli; bu ekipmanlar, Jüpiter’in Büyük Kırmızı Lekesi’nin ve büyük gaz devi gezegenin bulut katmanlarının halkalı yapısının görünürlüğünü artıracak.

26 Eylül’den önceki ve sonraki birkaç gün boyunca manzara harika olmalı. Bu nedenle, 26 Eylül’ün öncesinde ve sonrasında güzel havadan yararlanıp manzarayı izleyin.

Paylaşın

Avrupa Konseyi’nden Demirtaş Ve Kavala Çağrısı: Serbest Bırakılsınlar

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Strasbourg’daki toplantılarında, Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala dosyasını yeniden ele aldı. Bakanlar Komitesi, AİHM kararlarına uyularak Demirtaş ve Kavala’nın serbest bırakılması çağrısı yaptı.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Strasbourg’ta 20-22 Eylül arasındaki toplantısında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarını ve kararlarının uygulanmasını denetlemeye yönelik kararları yayınladı.

Demirtaş’ın serbest bırakılması çağrısı

AİHM’in, Halkların Demokratik Partisi (HDP) önceki Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, hakkında verdiği karara atıfta bulunan komite şu belirlemeyi kayda geçirdi:

“Başvuranın tutukluluğunun, çoğulculuğu boğmak ve siyasi tartışmanın serbestçe yürütülmesini sınırlamak gibi gizli bir amacı olduğuna ilişkin 18. madde kapsamındaki bulguları hatırlatarak, başvuranın mevcut tutukluluğuna karşı başvurusunun Anayasa Mahkemesi önünde derdest olduğunu büyük bir endişeyle not eder. Mahkeme 7 Kasım 2019’dan beri özellikle Sözleşme’nin 18. maddesi kapsamındaki gerekçesi de dahil olmak üzere, kararının ruhu ve sonuçlarıyla uyumlu bir şekilde ve hızla incelenmesine duyulan acil ihtiyacı vurgular.”

Komite Demirtaş’ın 4 Kasım 2016’dan beri tutuklu olduğunu vurgulayarak, “Türk makamlarını bir kez daha başvuranın derhal serbest bırakılmasını sağlama” çağrısında bulundu.

Dokunulmazlıklar kaldırılarak yapılan ihlal giderilsin

Komite HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına yönelik Anayasa değişikliğinin seçme ve seçilme özgürlüğünün ihlali olduğuna ilişkin olarak karara bağladığı “Encü ve diğerleri” davasına ilişkin olarak da, AİHM’in verdiği ihlal kararına atıfta bulunarak, ihlalin giderilmesi, münferit önlemler alınması ve bu önlemler konusunda bilgilendirilmede bulunulmasını talep etti.

HSK’nin bağımsızlığı için yasal düzenleme tavsiyesi

Komite Türkiye’ye yönelik genel önlemlere dair de tavsiyelerde bulundu.

Komite, Demirtaş ve “Encü ve diğerleri” kararlarının altında genel önlemlere dair tavsiyelerini de şöyle sıraladı:

“Adalet Divanı’ndan ilham alarak yargının, özellikle de yürütmenin tam bağımsızlığını garanti altına almak için Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısal bağımsızlığını güçlendirecek etkili tedbirler almayı düşünmeye çağırdı.

Siyasi tartışmanın serbest oynamasını, çoğulculuğu ve seçilmiş temsilcilerin, özellikle de muhalefetin üyelerinin ifade özgürlüğünü güçlendirecek somut yasal ve diğer tedbirlerin alınması ihtiyacının bir kez daha altını çizdi.

Yetkili makamları, Ceza Kanunu’nun 314. maddesi kapsamındaki iddianame sayısında ve bu hüküm uyarınca son yıllarda verilen mahkûmiyet sayısında önemli bir düşüş olduğunu gösteren karşılaştırılabilir istatistiksel bilgiler ve yanı sıra bunu gösteren yeni karar örnekleri sunmaya davet etti.”

Komite, Demirtaş ve Encü kararlarına dair bireysel tedbirlerin Aralık 2022 tarihinde birkez daha görüşüleceğini, genel tavsiyelerine dair yol haritaları ise 2023 Eylül ayında görüşüleceğini belirtti.

Kavala karari

İş insanı Osman Kavala’ya dair de Komite, “..yetkili Türk makamlarını başvurucuya yöneltilen cezai suçlamaların tüm olumsuz sonuçlarını ortadan kaldırmaya çağırdı. Özellikle derhal serbest bırakılmasını sağmalı” çağrısında bulundu.

En geç 13 Ekim’e kadar Türkiye’den bilgi istedi

Komite, üye Devletlere, Genel Sekretere ve diğer ilgili Avrupa Konseyi organlarına ve gözlemci devletlere, bu konuyu gündeme getirmek için Türkiye ile üst düzey temaslarını yoğunlaştırma çağrısında bulundu. Kavala davasının gözetiminin sağlanması için daha fazla önlem almaya, Kavala’nın tutuklu kalması halinde atılabilecek diğer adımlar hakkında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı ile görüşüleceğini, Türkiye’yi de en geç 13 Ekim’e kadar yerel prosedürler hakkında bilgi vermeye davet etti.

Paylaşın

Mahsa Amini Protestoları İran’da Neleri Değiştirebilir?

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar, 40 yıldır ülkeyi yöneten dini liderler için kısa vadede bir tehdit oluşturması beklenmiyor. 

Ancak 2019’dan bu yana gerçekleşen en geniş kapsamlı protestolar; ekonomik zorluklar, enflasyon ve özgürlükler konusunda ciddi sorunlar yaşayan İran İslam Cumhuriyeti’nin yapısında bir başka önemli çatlak olarak görülüyor.

“Uygunsuz kıyafet” giydiği gerekçesiyle “ahlak polisi” tarafından tutuklanan Mahsa Amini’nin ölümüne tepki gösteren kadınlar, ülkedeki İslami kıyafet kurallarına karşı çıkarak peçelerini çıkardı, sopaya asıp salladı ve ardından başörtülerini yaktı.

Öfkeli kalabalıklar günlerdir dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in düşmesi için çağrıda bulunurken bazı kadınlar da saçlarını keserek tepkilerini sessiz çığlık şeklinde dile getirdi.

Hükümet seçenekleri değerlendirirken, Amini davası toplumun sinir uçlarına dokundu ve zorunlu örtünme konusunda yıllardır bastırılmış öfkeyi açığa çıkardı.

Euronews Türkçe’nin Reuters’tan aktardığpına göre, analistler, Amini’nin ölümü, ülkenin neredeyse tamamına yayılan protestolar azalsa veya bastırılsa bile daha fazla kadına kıyafet kısıtlamaları konusunda hükümete karşı çıkmak için cesaret ve ilham verecek.

ABD’de yaşayan İran analisti Omid Memarian, “Mahsa Amini’nin ölümü, kadınlar arasında onlarca yıldır bastırılmış enerji ve mücadele azmini açığa çıkardı. Bu ilk değil ama bu seferki farklı.” diyor.

İran’da 1979 devriminden sonra dayatılan şeriat yasalarına göre kadınlar saçlarını örtmek ve vücut hatlarını gizlemek için uzun, bol kıyafetler giymek zorunda.

İhlal edenler kamuoyu önünde azarlanma, sözlü hakaret, para cezası ya da tutuklanma ile karşı karşıya kalıyor.

Ancak devrimin üzerinden on yıllar geçse de her yaştan ve kökenden çok sayıda kadının dar, kalça hizasında manto giymesi ve parlak renkli eşarplarını saçlarını görünür kılacak şekilde geriye doğru itmesi, din adamlarını bu yasayı uygulama konusunda hayli zorluyor.

Bununla birlikte söz konusu meydan okuma yaygın olsa da, Amini’nin ölümünün yarattığı şok ve ülke çapındaki protestolar, İranlı kadınların daha fazla özgürlük talep etmesiyle çıtayı daha da yükseltti.

Başörtüsü protestolarının dalgaları geçtiğimiz yıllarda dini kurumları ve din adamlarını vurmuştu.

İnsan hakları aktivisti Masih Alinejad, 2014 yılında Facebook’ta “Benim Gizli Özgürlüğüm” adlı bir kampanya başlatmış ve kendisine gönderilen başı açık İranlı kadınların görüntülerini kamuoyu ile paylaşmıştı.

Atlantik Konseyi’nden Stratejik Dava Projesi Direktörü Gissou Nia,  “Protestocular (Jina) Mahsa Amini’nin öldürülmesini protesto etmek ve değişim talep etmek için açıkça sokaklara döküldüğüne göre, nihayetinde insanların sistemin değişmesini istediği, insan hakları ve temsili hükümet istediği tartışma götürmez bir gerçek.” değerlendirmesinde bulundu.

Devrim Muhafızları, gösterileri (kanlı) bastırmak için harekete geçebilir

İran Devrim Muhafızları ve Besiçler (gönüllü milis teşkilatı) şu ana kadar nispeten itidalli davranmış olsalar da ani bir şekilde harekete geçebilirler.

Öyle ki cuma günü ordu ve istihbarat bakanından gelen uyarılar, daha önce olduğu gibi yine (kanlı) bastırmaya hazır olduklarının işareti olarak yorumlandı.

Yetkililer geçmişte de protestoları birkaç gün boyunca akışına bırakmış, ancak durum kontrolden çıkmaya başladığı anda tam kapasite (orantısız) güce başvurmuşlardı.

“Eylemler anlık riskten ziyade uzun vadeli meşruiyet sorunu”

New York merkezli Eurasia Group isimli danışmanlık şirketinden analist Henry Rome, “Devrim Muhafızları ve Besiçler, protestoları bastırma konusunda acımasız, (lidere) sadık ve en nihayetinde etkili. Keza bunu yapma konusunda yıllara dayanan önemli bir deneyime sahipler.” diyor ve ekliyor:

“Protestolar hükümetin istikrarı için anlık bir riskten ziyade meşruiyeti ve uzun vadede sürdürülebilirliği için bir risk teşkil ediyor.”

İran, 2017 ve 2018 yıllarında ciddi sorunlarla sarsılmıştı. 2019 yılında ise 40 yıllık İslam Devrimi tarihindeki en büyük hükümet karşıtı gösteriye sahne oldu. Gösterilere yüz binlerce kişi katıldı.

Reuters bu gösterilerde bin 500 kişinin güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğünü aktardı.

“İran Silahlı Kuvvetleri halkın yanında yer almadıkça değişim zor”

İsrail merkezli Reichman Üniversitesi’nde İran siyaseti dersleri veren Meir Javedanfar da Amini protestolarını “yozlaşmış ve beceriksiz rejime öfkelenen İranlılar için bir dönüm noktası” olarak nitelendirdi.

Bu protestoların son olmayacağını dile getiren İran asıllı Orta Doğu yorumcusu Javedanfar, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:

“Bu eylemler son olmayacak, daha fazlasını göreceğiz. Ancak ortaya bir lider çıkmadıkça ve İran Silahlı Kuvvetleri’nin en azından bir kısmı rejime karşı halkın yanında yer almadıkça bir (karşı) devrim görmemiz pek olası değil. Bunların hiçbiri henüz gerçekleşmedi.”

Paylaşın

Gıda Fiyatları Bir Yılda Yüzde 197 Arttı

Ücretlilerin, dar ve sabit gelirlilerin harcamalarının en büyük kısmını oluşturan gıda fiyatlarındaki yükseliş eylül ayında devam etti. Eylülde bir önceki aya göre yüzde 3,4 oranında artış yaşanan gıda fiyatları yılın ilk dokuz aylık döneminde yüzde 98,2 oranında arttı. Son bir yıllık dönemde de gıda fiyatlarındaki artış ise bunun bir kat fazlasıyla yüzde 179,3 oldu.

Haber Merkezi / Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu, Ar-Ge birimi KAMUAR, Halkın Enflasyonu Araştırması Eylül 2022 verilerini bugün yayınladı.

Buna göre, ücretlilerin, dar ve sabit gelirlilerin harcamalarının en büyük kısmını oluşturan gıda fiyatlarındaki yükseliş eylül ayında devam etti. Eylülde bir önceki aya göre yüzde 3,4 oranında artış yaşanan gıda fiyatları yılın ilk dokuz aylık döneminde yüzde 98,2 oranında arttı.

Kamuda çalışanların ve kamu emeklilerinin ücret ve aylıklarının enflasyon farkları da dahil yüzde 85,6 oranında arttığı son bir yıllık dönemde de gıda fiyatlarındaki artış ise bunun bir kat fazlasıyla yüzde 179,3 oldu.

Ekmek, pirinç, un, bulgur fiyatları, eylülde bir önceki aya göre yüzde 2 oranında artış kaydetti. Et ve balık grubu fiyatlarında, beyaz etteki yükselişe rağmen kırmızı et fiyatlarındaki düşüş yüzünden önceki aya göre değişim yaşanmadı. Eylülde süt ve süt ürünleri ile yumurta grubu fiyatları ise yüzde 2,9 oranında yükseldi. Yağ fiyatlarında ise yüzde 2,6 oranında artış oldu.

Meyve fiyatlarının yüzde 1,6 oranında arttığı eylül ayında sebze fiyatlarında, bir önceki aya göre ortalama yüzde 10,7 oranında artış yaşandı.

Bakliyat fiyatlarının değişmediği eylülde, salça, zeytin, bal, çay, tuz ve benzeri gıda maddelerinden oluşan diğer işlenmiş gıda fiyatlarında ise yüzde 9,2 oranında artış kaydedildi.

Böylece, vatandaşlar mevcut gıda tüketim alışkanlıklarına göre seçilen 64 gıda maddesinden oluşturulan gıda sepetini satın alabilmek için eylülde, bir önceki aya göre yüzde 3,4 oranında daha fazla para ödedi.

Türkiye’nin üç haneli enflasyonlara doğru hızla gittiği bu yılın ilk dokuz aylık döneminde gıda fiyatlarında yüzde 98,2 oranında artış yaşandı.

Ocak-eylül döneminde ekmek, pirinç, un, bulgur, makarna fiyatları yüzde 97,9 oranında arttı, et ve balık fiyatları yüzde 56,7, süt, süt ürünleri ve yumurta fiyatları yüzde 64,8, yağ fiyatları yüzde 34,6 oranında, meyve fiyatları yüzde 200,2, sebze fiyatları yüzde 197, bakliyat fiyatları yüzde 57,4, diğer gıda maddelerinin fiyatları da yüzde 99,1 oranında arttı.

Gıda fiyatlarında yıllık olarak ise (Eylül 2021’e göre) yüzde 179,3 oranında artış gözlendi. Diğer bir ifadeyle vatandaşlar Eylül 2021’de 100 liraya dolan bir sepet için bu yıl aynı ay 279,3 lira ödemek zorunda kaldılar.

Bu yıl eylülde geçen yılın aynı ayına göre ekmek, un, bulgur, makarna fiyatlarında yüzde 173,5, et-balık fiyatlarında 103,6, süt ve süt ürünleri ile yumurta fiyatlarında yüzde 146,9 oranında artış oldu. Bir yıl öncesine göre yağ fiyatları yüzde 96 oranında arttı. Meyve fiyatları yüzde 215,5, sebze fiyatları ise yüzde 447,1 oranında artış gösterdi. Bakliyat fiyatları son bir yılda yüzde 130,5, diğer gıda fiyatları ise yüzde 157,8 oranında zamlandı.

Tarımsal girdi maliyetleri ve tarım ürünü üretici fiyatlarındaki artışlar gıda fiyatlarındaki yıllık artışın önümüzdeki aylarda da üç haneli oranlarda kalmaya devam edeceğine işaret ediyor.

Verilerle birlikte yayınlanan nota ise şu değerlendirmelerde bulunuldu;

“Yanlış ekonomik ve tarımsal politikaların gıda fiyatlarında yol açtığı artış, gelirindeki artışı bırakın gıda fiyatlarını genel enflasyon oranının da oldukça altında kalan vatandaşların açlık riskini giderek büyütüyor. Gıdaya erişimi zorlaştıran fiyat artışları vatandaşları yetersiz ve sağlıksız beslenmeye zorluyor.

Uzmanlar bu durumu, özellikle genç nesil açısından gelecekte önemli sağlık sorunlarına yol açma riski taşıdığını belirtiyor. Son bir yılda kamu çalışanları ve kamu emeklilerinin ücret ve aylıkları enflasyon farkları da dahil yüzde 85,6 oranında arttı. Asgari ücretteki artış yüzde 94,6 oldu, işçi ve bağımsız çalışanların emekli aylıkları ise yüzde 78,61 oranında artırıldı.

Buna göre geçen yıl eylül ayında 100 liraya satın alınan bir gıda sepeti için bu yıl eylül ayında 279 lira ödemek gerekirken, kamu çalışanı ve emeklisinin 100 liralık geliri ise 185,6 lira, asgari ücretlininki 194,6 lira, işçi ve Bağ-Kur emeklisininki ise 178,6 lira oldu. Dolayısıyla halkın yaşadığı enflasyon çalışan ve emekli bütün kesimlerin gelirindeki artışı bir kattan fazla aştı.”

Paylaşın